Ahkâm-I Şer'iyye (Şer'î Hükümler) - Fikihusuluvzuhayli - 15. Sayfa
İKİNCİ BÖLÜM
AHKÂM-I ŞER'İYYE (ŞER'Î HÜKÜMLER)
Tarifi
Hüküm lügatta men etmek demektir.Usûlculere göre ise Allah'ın iktiza veya tahyîr (.r-^JI )veya vaz (j^1 )yolu ile mükellefin fiillerine taalluk eden hıtabıdır.Fukahâya göre hüküm ise: Vücub, hürmet ve ibaha gibi sâri'in hitabının fiilde bulunmasını iktiza eden eseridir[1]
Meselâ "Akidlere vefa gösterin" (Mâide: 5/1) ayet-i kerimesi. Akidlerin îfâ edilmesi ile ilgili bu nas usûlcülere göre şer'î hükmün kendisidir.Fukahaya göre ise bu nassın eseri ve muktezâsı olan "Akidleri ifa etmenin vacib olması" dır.
"Namazı doğru kılın, zekâtı verin " (Bakara: 2/43) ayet-i kerimesi de böyledir.
Zinayı nehyetmeye yönelik "Zinaya yaklaşmayın" ayet-i kerimesi usûlcülere göre hükümdür. Fukahâya göre ise bu nehyin neticesi olan "zinanın haram olması" hüküm'dür. "Bir kavim bir kavimle alay etmesin" (Hucurât: 49/11) ayet-i kerimesi de böyledir.
Kocanın hanımını boşamasına mukabil ondan mâlî bir bedel alması ile ilgili olan "Allanın sınırlarını hakkıyle yerine getirememelerinden korkarsanız erkeğe fidye vermesinde her iki taraf için de günah yoktur " (Bakara: 2/229) ayet-i kerimesi usûlcülere göre hükmün kendisidir. Halbuki fukahâya göre burada hüküm bu ayetin neticesi olan "hul' bedelinin mubah olması" dır. "ihramdan çıkınca avlanın" (Maide: 5/2) nassı usûl açısından hükmün kendisi olduğu halde bunun fıkhî hükmü "ihramdan çıktıktan sonra avlanmanın mubah olması" dır.
"Allah'ın hitabı" veya" kelâmı" ifadesi doğrudan hitabı olan Kur'an'a şâmil olduğu gibi sünnet, icmâ, kıyas ve diğer deliller gibi bir vasıta ile bu hı-
taba râci olanlar da şâmildir. Bu delillerden her biri usûlcülere göre şer'î hükümdür.
Meselâ "Katil miras alamaz" mealindeki öldürmenin mirasa mani bir fiil olarak vaz edilmesiyle ilgili hadis-i şerif usûlcülere göre, vaz'î hükmün kendisidir. Fukahaya göre ise bu hadisin muktezası olan "katilin mirastan mahrum olması" dır. Namaz kılınabilmesi için abdestin bir şart olduğunu ifade eden "Allah (c.c.) abdestsiz kılınan bir namazı kabul etmez" mealindeki hadis-i şerifde böyledir.
Tarifte geçen "iktiza"dan maksad "talep, istemektir" Bu, ister bir şeyin yapılmasını isterse terkedilmesini talep etmek olsun aynıdır. Yapılmasını taleb eğer kat'î bir ifade ile olursa "icab", kat'î olmayan bir ifade ile olursa "nedb" olur. Terkini talep etme eğer kesin bir ifade ile olursa "tahrim", kesin olmayan bir ifade ile olursa "kerahet" olur.
Tarifteki "tahyîr" den maksat "ibaha" dır, yani yapmakla terketmenin mü-sâvî olmasıdır, "iktiza" ve "tahyir" kaydıyle beş teklîfî hüküm tarife girmektedir.
Vaz' dan maksat ise bir şeyi bir başka şeye sebep veya şart veya ruhsat veya azîmet kabul etmektir. İşte bunlar vaz'î hükmün çeşitleridir. Meselâ: "Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakit-lede) namaz kıl." (İsra: 17/78) ayet-i kerimesi bizatihi sâri' tarafından konulan vaz'î usûlî hükümdür. Namazın farz olup mükellefin zimmetinin bununla meşgul olması için güneşin dönmesini sebep saymak ise fıkhî hükümdür.
Böylece usûlî hükmün şer'î nassın kendisi olduğu, fıkhî hükmün ise bu şer'î nassın muktezası olan neticesi olduğu ortaya çıkıyor. Birinci mana günümüzdeki hukukçuların ıstılahına uygun düşmektedir. Zira onlar "hüküm" ile hâkimden sadır olan nassı kastediyorlar. Onun için "hükmün mantığı şöyle, hükmün mantığı böyle" gibi ifadeler kullanırlar. Ancak fukahânın ıstılahı, bizzat nas ile eseri = neticesini veya şer'î hükümle ona delâlet eden Kur'an veya sünnet veya icmâ veya kıyas delili arasını tefrik ettiği için daha açık ve daha uygundur.
Hükmün Kısımları
Tarifinden de anlaşılacağı gibi şer'î hüküm Teklîfî ve Vaz'î olmak üzere iki kısma ayrılır. Çünkü şâri'in, mükellefin fiillerine taalluk eden sözü ya talep yolu ile veya tahyir yolu ile veya vaz' yolu ile olur. Eğer mükellefin fiiline talep veya tahyir yolu ile taalluk ederse bu teklîfî hükümdür; vaz' cihetiyle taalluk ederse vaz'î hükümdür.
/- Teklîfî hüküm:
Mükelleften bir fiili yapmasını veya yapmamasını talep etmeyi veya yapmakla yapmamak arasında muhayyer bırakmayı gerektiren hükümdür. Meselâ:
"Namazı dosdoğru kılın" (Bakara: 2/43). "Size oruç yazıldı" (Bakara: 2/183), "Onların mallarından zekat olarak al" (Tevbe: 9/103), "Beyti haccetmeleri Allah'ın insanlar üzerinde hakkıdır." (Âli imran: 3/97), "Akidleri yerine getirin" (Maide: 5/1) gibi ayet-i kerimeler fiili taleb eden ayetlerdir.
"Haksız, yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın." (Enam: 6/151), "Size leş, kan ve domuz eti haram kılındı" (Maide: 5/3), "Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın." (Hucurât: 49/11), "Zinaya yaklaşmayın." (İsra: 17/32) gibi ayet-i kerimeler de yapılmamasını taleb eden ayetlerdir.
"Kadının erkeğe
(huV bedeli olarak) fidye vermesinde her iki taraf için günah yok."
(Bakara: 2/229), "Namazı sefer halinde kısa kılmanızda bir günah
yoktur." (N
Buna teklîfî hüküm denilir, çünkü bu bir şeyi yapmak veya terketmek mükellefiyetini getiren veya ikisi arasında muhayyer bırakmayı tazammum eden bir hükümdür. Ancak "mübâha" "teklif" denilmesi tağlib yoluyladır.
2- Vaz 'î hüküm:
Bu, bir şeyi bir şeye
sebep veya şart veya mâni saymayı iktiza eden hükümdür. "Sizden aya şahid
olanlar oruç tutsun." (Bakara: 2/185) ayet-i kerimesi sebebe m
"Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın." (Maide: 5/6) ayet-i kerimesinde "Namaz kılmak isteme" abdestin farz olmasının sebebidir. "Hırsız erkek ve kadının ellerini kesin." (Maide: (/138) ayet-i kerimesinde "hırsızlık yapma" hırsızın elinin kesilmesinde sebep sayılmıştır. "Kim bir düşman öldürürse selebi onundur" yani "üzerindeki silahı, malı, metâı onundur" hadisi şerifinde onu "öldürme" selebine hak kazanmasında sebep sayılmıştır. Bütün bunlar mükellefin kudreti dahilinde olan sebeplerdir.
Şarta m
Mükellefin kudreti
dahilindeki "mâni" ye m
Teklifi Hüküm ile vaz'îhüküm arasındaki fark:
Hükmün bu iki kısmı arasında üç fark vardır:
1 - Teklîfî hüküm ile mükellefin bir fiili yapması veya yapmaması istenir veya yapmakla yapmamak arasında muhayyer olduğu beyan edilir. Vaz'î hükümle ise teklîf veya tahyîr kastedilmez. Belki biri diğerine sebep veya şart veya mâni kılınan iki şeyin aralarındaki irtibat kastedilir.
2- Teklîfî hükümdeki
"bir fiili yapmayı veya yapmamayı taleb etme veya ikisi arasında muhayyer
kılma" dan şu anlaşılır: Mükellefin bu talebi yerine getirebilmesi için
yapmak veya terketmek onun kudreti ve istitâati dahilinde olması lazımdır.
Vaz'î hükümler ise yukarıda geçtiği ve aşağıdaki m
Mükellefin kudreti dahilindeki şart: Nikah akdi için iki şahit bulundurmak, namazın sıhhati için şart olan taharet gibi. Mükellefin kudretinde olmayan şartlar ise: Küçüğün zatı üzerindeki velayetin (velâye ale'n-nefs) sona ermesi için buluğa ermesinin şart sayılması, tasarrufların geçerli olması için rüşd çağma gelmenin şart olması gibi. Bunlar mükellefin elinde olmayan şartlardır.
Mükellefin kudreti
dahilindeki mâniye m
3- Teklîfî hükümler sadece "mükellefi ilgilendirir. Vaz'î hükümler ise "insan"ı ilgilendirir. İster mükellef olsun ister sabi ve mecnun gibi mükellef olmasın müsavidir, her ikisi hakkında da vaz'î hükümler geçerlidir. Meselâ çocuğun ahş-verişi sahihtir. Sabi ve mecnun bir şey itlaf ederlerse tazmin ettirilirler ve zimmetlerin de borç sabit olur.
[1] el-Taknr ve et-Tahbir. 2/78; Hâşiyetü'l-Bennûni ala Cem'il-Cevâmi: 1/40; Şerhu'l-Adûd: 1/222; d-Medhal ilâ Mezhebi Ahmed: s.58; İrşâdü'l-Fuhûl: s.6.
İslami Okul Okulların En Önemlisi