BİRİNCİ TEŞEHHÜD - Hadislerlenamaz - 32. Sayfa
BİRİNCİ TEŞEHHÜD
Teşehhüd Oturuşu
Hz. Peygamber (s.a.v.) ikinci rekâtı bitirdikten sonra teşehhüd için otururdu. Kıldığı namaz, sabah namazı gibi iki rekâtlı bir namazsa, iki secde arasında oturduğu hâl üzere sağ ayağı dikip, sol ayağı da yatırarak üzerine otururdu.”[1]
Aynı şekilde üç veya dört rekâtlı namazların da “birinci teşehhüdünde bu şekilde otururdu.”[2]
Namazını düzgün kılmayan kişiye bu şekilde yapmasını emretmiş ve ona şöyle demiştir: “Namazın ortasında oturduğun zaman eklemlerin sükûnet bulup yerine yerleşecek şekilde otur. Sol uyluğunu yatırarak üzerine otur, sonra teşehhüdü oku.”[3]
Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir:
“Dostum Hz. Muhammed, bana köpek oturuşu gibi oturmamı yasakladı.”[4]
Başka bir hadiste ise şöyle gelmiştir:
“Hz. Peygamber (s.a.v.), şeytan ökçesi oturuşunu yasakladı.”[5]
“Hz. Peygamber (s.a.v.) teşehhüd için oturduğu zaman sağ avucunu sağ uyluğunun (bir rivayette: sağ dizinin) üstüne, sol avucunu da sol uyluğunun (bir rivayette: sol dizinin) üstüne koyar, [üstünde yayardı].”[6]
“Sağ dirseğinin iç kısmını[7] sağ bacağının üzerine koyardı.”[8]
“Namazda sol eli üzerine dayanarak oturan bir adamı bu şekilde oturmaktan men etmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Bu, yahudilerin namazıdır.”[9]
Başka bir rivayette: “Bu şekilde oturma; bu azap olunanların oturuşudur.”[10] Diğer bir rivayette: “Bu, gazaba uğramış olanların oturuşudur.”[11]
Teşehhüdde Parmağı Hareket Ettirmek
“Hz. Peygamber (s.a.v.) sol elini sol dizinin üstüne yayar, sağ elinin parmaklarını kapatır, şehadet parmağıyla kıbleye doğru işaret eder ve gözünü ona dikerdi.”[12]
“Hz. Peygamber (s.a.v.) parmağıyla işaret ederken başparmağını orta parmağının üzerine koyar,”[13] bazen “bu iki parmağını halka yapardı.”[14]
“Parmağını kaldırınca hareket ettirerek, dua ederdi.”[15]
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kesinlikle bu, şeytana demirden daha ağır gelir.”[16] Hz. Peygamber (s.a.v.) “bu” sözüyle şehadet parmağını kastediyordu.
“Hz. Peygamber’in ashabı da birbirlerine bu konuda (yani dua ederken parmakla işaret etme konusunda) serzenişte bulunurlardı.”[17]
“Hz. Peygamber (s.a.v.) her iki teşehhüdde de bu şekilde yapardı.”[18]
“Hz. Peygamber (s.a.v.) bir adamın iki parmağıyla işaret ederek dua ettiğini görünce:
“Tekle, [tekle]!” buyurdu [ve şehadet parmağını gösterdi].”[19]
Birinci Teşehhüdün Vücûbu ve Burada
Dua Etmenin Meşruluğu
“Hz. Peygamber (s.a.v.) her iki rekâtta[20] da “Ettehiyyâtü” duasını okurdu.”[21]
“Oturduğu zaman ilk sözü “Ettehiyyâtü lillahi...” duası olurdu.”[22]
“İlk iki rekâtta[23] teşehhüd yapmayı unutacak olursa, sehiv secdesi yapardı.”[24]
Bu şekilde yapılmasını emreder, şöyle buyururdu:
“Her iki rekâtta bir oturduğunuzda “Ettehiyyâtü...” deyiniz. Herkes, en çok sevdiği dua hangisi ise [onunla] Allah’a dua etsin.”[25]
Bir rivayet de şöyle gelmiştir: “Her oturuşta “Ettehiyyâtü...” deyiniz.”[26]
Biraz önce geçtiği üzere Hz. Peygamber (s.a.v.) namazını düzgün kılmayan kişiye de bu duayı yapmasını emretmiştir.
“O (s.a.v.), Kur’an’dan sûre öğretir gibi ashabına teşehhüdü de öğretmiştir.”[27] “Sünnet olan; teşehhüdü gizli okumaktır.”[28]
Teşehhüd Duaları
Hz. Peygamber (s.a.v.), ashabına çeşitli teşehhüd duaları öğretmiştir:
1- İbn Mes’ûd’un Teşehhüdü
İbn Mes’ûd (r.a.) şöyle demiştir:
“Rasûlullah (s.a.v.) bana, avucum avuçlarının içinde olduğu hâlde Kur’an’dan sûre öğretir gibi teşehhüdü öğretti:”
التّحِيّاتُ للّهِ وَالصّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ. السَّلاَمُ عَلَيْكَ أيُّهَا النّبىُّ! وَرَحْمَةُ اللّهِ وَبَركَاتُهُ، السّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلى عِبَادِ اللّهِ الصّالِحِينَ، أشْهَدُ أنْ لاَ إلَهَ إلاَّ اللّهُ وَأشْهَدُ أنَّ مُحَمّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.
“Ettehiyyâtü lillahi ve’s-salavâtu ve’t-tayyibât. Esselâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyu ve rahmetullahi ve berekâtüh, esselâmü aleynâ ve alâ ibadillahi’s-sâlihîn, eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resûluh”
“Saygı ve yüceltmenin tüm çeşitleri, bütün ibadetler ve her tür övgü ve selam sözü Allah içindir. Ey Peygamber! Selam, Allah'ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın sâlih kulları üzerine de olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur, yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Resûludür.”
“Bir rivayette “Allah'ın sâlih kulları” ibaresinden sonra şöyle denmiştir: “Siz bu teşehhüdü yaptınız mı gökyüzündeki ve yeryüzündeki bütün sâlih kullara selam vermiş olursunuz.”
[Hz. Peygamber (s.a.v.) aramızdayken böyle diyorduk. O (s.a.v.) vefat ettikten sonra السَّلاَمُ عَلَي النّبىِّ... “Esselâmü ale’n-nebiyyi” “Selâm, Peygamber’in üzerine olsun” demeye başladık.][29]
2- İbn Abbas’ın Teşehhüdü
İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir:
“Rasûlullah (s.a.v.) bize, Kur’an’dan [sûre] öğretir gibi teşehhüdü öğretti:”
التَّحيَّاتُ المُبَارَكَاتُ الصَّلَوَاتُ الطَّيِّبَاتُ للّهِ. [الـ]سَّلاَمُ عَلَيْكَ أيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ اللّهِ وَبَرَكَاتُهُ، [الـ]سَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلى عِبَادِ اللّهِ الصَّالِحِينَ. أشْهَدُ أنْ لاَ إلهَ إلاَّ اللّهُ وَ[أشْهَدُ] أنَّ مُحَمّداً رَسُولُ اللّهِ. (في رواية: عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ)
“Ettehiyyâtü’l-mübârekâtü es-salavâtü’t-tayyibâtü[30] lillâh. [es]selâmü aleyke eyyühen-nebiyyu ve rahmetullahi ve berakâtüh. Esselâmü aleynâ ve alâ ibadillahi’s-sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve [eşhedü] enne Muhammeden Rasûlullah (Bir rivâyette: abduhu ve resûluh).”
“Saygı ve yüceltmenin tüm çeşitleri, hayırların hepsi, bütün ibadetler ve her tür övgü ve selam sözü Allah içindir. Ey Peygamber! Selam, Allah'ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın sâlih kulları üzerine de olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın Resûludür (Bir rivayette: Allah'ın kulu ve Rasûlü’dür).”[31]
3- İbn Ömer’in Teşehhüdü
İbn Ömer (r.a.), Rasûlullah’ın (s.a.v.) teşehhüdde şöyle dediğini rivayet etmiştir:
التّحِيّاتُ للّهِ [وَ]الصّلَوَاتُ [وَ]الطَّيِّبَاتُ. السَّلاَمُ عَلَيْكَ أيُّهَا النّبىُّ وَرَحْمَةُ اللّهِ. (قالَ ابنُ عُمَرَ: زِدْتُ فِيهَا وَبَركَاتُهُ) السَّلامُ عَلَيْنَا وَعَلى عِبَادِ اللّهِ الصّالِحِينَ، أشْهَدُ أنْ لاَ إلَهَ إلاَّ اللّهُ. (قالَ ابنُ عُمَرَ: زِدْتُ فِيهَا وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ) وَأشْهَدُ أنَّ مُحَمّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
“Ettehiyyâtü lillahi [ve]’s-salavâtu [ve]’t-tayyibât. Esselâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyu ve rahmetullahi, (İbn Ömer der ki: Ben buna şunu ekledim: ve berekâtüh) Esselâmü aleynâ ve alâ ibadillahi’s-sâlihîn, eşhedü en lâ ilâhe illallah, (İbn Ömer der ki: Ben buna şunu ekledim: vahdehu lâ şerîke leh) ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve (R.a.)sûlüh.”
“Saygı ve yüceltmenin tüm çeşitleri, bütün ibadetler ve her tür övgü ve selam sözü Allah içindir. Ey Peygamber! Selam, Allah'ın rahmet (İbn Ömer der ki: Ben buna şunu ekledim:[32] ve bereketleri) senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın sâlih kulları üzerine de olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, (İbn Ömer der ki: Ben buna şunu ekledim: O tek olup, ortağı yoktur,) yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Resûludür.”[33]
4- Ebû Musa el-Eş’arî’nin Teşehhüdü
Ebû Musa (r.a.) şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “...Oturduğunuzda ilk sözünüz şu olsun:
التّحِيّاتُ َالطَّيِّبَاتُ الصّلَوَاتُ للّهِ. السَّلاَمُ عَلَيْكَ أيُّهَا النّبىُّ وَرَحْمَةُ اللّهِ وَبَركَاتُهُ، السَّلامُ عَلَيْنَا وَعَلى عِبَادِ اللّهِ الصّالِحِينَ، أشْهَدُ أنْ لاَ إلَهَ إلاَّ اللّهُ [وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ] وَأشْهَدُ أنَّ مُحَمّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
“Ettehiyyâtü et-tayyibâtü es-salavâtü lillâh. Esselâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyu ve rahmetullahi ve berekâtüh. Esselâmü aleynâ ve alâ ibadillahi’s-sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallah, [vahdehu lâ şerike leh] ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Rasûlüh”
“Saygı ve yüceltmenin tüm çeşitleri, her tür övgü ve selam sözü ve bütün ibadetler Allah içindir. Ey Peygamber! Selam, Allah'ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın sâlih kulları üzerine de olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, [O tek olup, ortağı yoktur,] yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Resûludür.”[Bu yedi cümle namazın tahiyyatı’dır.][34]
5- Ömer b. Hattab’ın Teşehhüdü
Hz. Ömer (r.a.), cemaate minberden teşehhüdü öğretiyor ve şöyle diyordu: “Şöyle deyiniz:
التَّحِيَّاتُ للّهِ الزَّاكِيَاتُ للّهِ، الطَّيِّبَاتُ [للّهِ]، السَّلاَمُ عَلَيْكَ...
“Ettehiyyâtü lillâh, ez-zâkiyâtü lillâh, ettayyibatü [lillâh] es-selâmü aleyke...”
“Saygı ve yüceltmenin tüm çeşitleri, devamlı hayır ve her tür övgü ve selam sözü Allah içindir. Ey Peygamber! Selam, Allah'ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun…”
Teşehhüdün kalan bölümü, İbn Mes’ûd’un teşehhüdünün aynısıdır.[35]
6- Hz. Aişe’nin Teşehhüdü
Kasım b. Muhammed şöyle demiştir: “Hz. Âişe (r.a.) bize, eliyle işaret ederek, teşehhüd öğretirdi. Teşehhüdde iken şunu okurdu:
التَّحِيَّاتُ الطَّيِّبَاتُ الصَّلَوَاتُ الزَّاكِيَاتُ للّهِ، السَّلاَمُ عَلَي النَّبىِّ...
“Ettehiyyâtü, ettayyibâtü, essalavâtü, ezzâkiyâtü lillâh es-selâmü ale’n-nebiyyi...”
“Saygı ve yüceltmenin tüm çeşitleri, her tür övgü ve selam sözü, bütün ibadetler ve devamlı hayır Allah içindir. Selam, Allah'ın rahmet ve bereketleri Peygamber’in üzerine olsun…”
Teşehhüdün kalan bölümü İbn Mes’ûd’un teşehhüdünün aynısıdır.[36]
[1] Nesâî, (1/173), sahih senedle rivâyet etmiştir.
[Tirmizî, Salat 218 (292), c.1, s.212; Nesaî, İftitah 187 (1159), c.1-2, s.652-653; İbn Mâce, İkametü's-salât 22 (893), c.3, s.142; Ebû Dâvud, Salât 175-176, 176-177 (957,959, 967), c.3, s.505-506, 507, 513-514. Mütercim]
[2] Buhârî, Ebû Davud.
[Buhârî, Sıfatü's-salat 64 (95), c.2, s.816; Müslim, Salat 240 (498), c.3, s.1486; Ebû Dâvud, Salât 115-116 (731), c.3, s.123. Mütercim]
[3] Ebû Davud ve Beyhakî sahih senedle rivâyet etmiştir.
[Ebû Dâvud, Salât 143-144 (860), c.3, s.356. Mütercim]
[4] Tayâlisî, Ahmed ve İbn Ebû Şeybe. Bkz.: Bu kitap, s.131, dipnot: 4. Bu oturma şekli hakkında Ebû Ubeyde ve başkaları şöyle demişlerdir: “Bu, köpeğin yaptığı gibi, kalçalarını yere yapıştırıp, ayaklarını dikmek ve ellerini yere koymak sûretiyle oturmaktır.”
Ben diyorum ki: Bu, daha önce geçtiği üzere, iki secde arasında yapılan meşru oturma şeklinden farklıdır.
[5] Müslim, Ebû Avâne ve başkaları rivâyet etmiştir. Hadis, “el-İrvâ”da (316) tahriç edilmiştir.
[Müslim, Salat 240 (498), c.3, s.1486. Mütercim]
[6] Müslim, Ebû Avâne.
[Müslim, Mesâcid 115-116 (580), c.3, s.1685-1686; Nesaî, Sehv 32-33 (1266-1267), c. 3-4, s.55-56; Ebû Dâvud, Salât 180-181 (988), c.4, s.38-39. Mütercim]
[7] Bundan Hz. Peygamber'in (s.a.v.), dirseğini yanından uzak tutmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim İbn kayyim de "Zâdü'l-meâd" adlı kitabında bunu bu şekilde açıklamıştır.
[8] Ebû Davud ve Nesâî sahih senedle rivâyet etmiştir.
[Nesaî, İftitah 11 (889), c.1-2, s.531, Sehv 31, 34 (1265, 1268), c.3-4, s.34, 56; Ebû Dâvud, Salât 114-115, 175-176 (726, 957), c.3, s.114-115, 505-506. Mütercim]
[9] Beyhakî, Hâkim. Hâkim hadisin sahih olduğunu söylemiş; Zehebî de bu görüşünde ona katılmıştır. Bu ve bir sonraki hadis “el-İrvâ”da (380) tahriç edilmiştir.
[10] Ahmed ve Ebû Davud sahih senedle rivâyet etmiştir.
[Ebû Dâvud, Salât 181-182 (994), c.4, s.45. Mütercim]
[11] Abdürrezzak rivâyet etmiştir. Abdülhak “el-Ahkâm” adlı kitabında (1284, tahkiki bana aittir) hadisin sahih olduğunu söylemiştir.
[12] Müslim, Ebû Avâne, İbn Huzeyme. Humeydî “el-Müsned” (1/131) adlı kitabında ve aynı şekilde Ebû Ya’la, sahih senedle İbn Ömer’den şu ziyadeyle rivâyet etmişlerdir: “Bu şeytanın inlemesidir. Onun bu hâline aldanmayın.” Humeydî de namazda parmağını hareket ettirirdi. O şöyle demiştir: Müslim b. Ebû Meryem bana dedi ki: “Bana bir adam, Şam’da bir kilisede, namaz kılan peygamberlere ait resimler gördüğünü ve bu resimlerde de peygamberlerin parmaklarını bu şekilde tuttuklarını gördüğünü anlattı.”
Ben diyorum ki: Bu ilginç ve hoş bir nüktedir. Bu adama kadar senedi de sahihtir.
[Müslim, Mesâcid 112-116 (579, 580), c.3, s.1685-1687; Nesaî, İftitah 188 (1060), c.1-2, s.653; Sehv 39 (1275), c.3-4, s.59; Ebû Dâvud, Salât 180-181 (990), c.4, s.41. Mütercim]
[13] Müslim, Ebû Avâne.
[Müslim, Mesâcid 113 (579), c.3, s.1686. Mütercim]
[14] Ebû Davud, Nesâî, İbnü’l-Cârûd “el-Müntekâ” (208), İbn Huzeyme (1/86/1-2) ve İbn Hibbân “es-Sahih” (485) adlı kitaplarında sahih senedle rivâyet etmişlerdir. İbnü’l-Mulakkin hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Hadisin İbn Adiy’de de (1/287) bir şahidi vardır. Osman b. Mukassim hadisin ravisi hakkında şöyle demiştir: “Zayıftır, hadisi yazılır.”
[Nesaî, İftitah, 11 (889), c.1-2, s.531, Sehv 31, 34 (1265, 1268), c.3-4, s.34, 56; Ebû Dâvud, Salât 114-115, 175-176 (726, 957), c.3, s.114-115, 505-506. Mütercim]
[15] Ebû Davud, Nesâî, İbnü’l-Cârûd “el-Müntekâ” (208), İbn Huzeyme (1/86/1-2) ve İbn Hibbân “es-Sahih” (485) adlı kitaplarında sahih senedle rivâyet etmişlerdir. İbnü’l-Mulakkin hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Hadisin İbn Adiy’de de (1/287) bir şahidi vardır. Osman b. Mukassim hadisin ravisi hakkında şöyle demiştir: “Zayıftır, hadisi yazılır.”
Hadiste geçen “dua ederdi” sözü hakkında İmam Tahâvî şu açıklamayı yapmıştır: “Bu ifade, parmağı hareket ettirmenin namazın sonunda yapıldığını göstermektedir.”
Ben diyorum ki: Bu hadis, namazda işaret ve parmağı hareket ettirmeyi, selâm verene kadar sürdürmenin sünnet olduğunu göstermektedir; çünkü dua selâmdan öncedir. Bu Malik ve başkalarının görüşüdür. İmam Ahmed’e: “Kişi namazda parmağıyla işaret eder mi?” diye soruldu, o kuvvetli bir vurguyla şöyle dedi: “Evet.” İbn Hânî de “el-Mesail” adlı kitabında (s.80) İmam Ahmed’den nakletmiştir.
Ben diyorum ki: Buradan, teşehhüdde parmağı hareket ettirmenin, Hz. Peygamber (s.a.v.)’den gelen bir sünnet olduğu anlaşılmaktadır. İmam Ahmed ve başka hadis bilginleri bu sünnetle amel etmişlerdir. Bu sebeple bu hareketin abes ve namaza yakışmayan bir davranış olduğunu ileri süren bazıları, Allah’tan korksunlar. Onlar bunun Hz. Peygamber’den (s.a.v.) gelen bir sünnet olduğunu bilmelerine rağmen, bu mantığa dayanarak namazda parmaklarını hareket ettirmemektedirler. Bununla birlikte Arap dili kurallarına ve hadis bilginlerinin hadisi anlama metodlarına aykırı bir şekilde hadisi tevil ederlerken bu tevilde de oldukça zorlanmaktadırlar.
Tuhaf olan şudur ki, onlardan bazıları “İmamın yanıldığını söylemek, onu kötülemeye ve saygısızlığa yol açar.” diyerek, başka konularda, tâbi olduğu imamı, görüşü sünnete ters düşse de savunuyor. Sonra bu sözlerini unutup, Hz. Peygamber’den gelen bu sünneti inkâr ediyor ve onunla amel edenlerle alay ediyorlar. Yaptıkları bu alaylarının, bâtıl yollarla savundukları imamları da içine aldığını farkındalar veya değiller. Onlar burada sünnetle amel etmişlerdir! Hatta onların bu alayları, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şahsını içine almaktadır. Çünkü sünneti bize getiren odur. Sünnetle alay etmek, Hz. Peygamber’in şahsıyla alay etmek demektir. “Sizden böyle davrananların cezası dünya hayatında ancak…” (Bakara, 85)
İşaretten sonra parmağı indirmek veya bu hareketi “lâ ilâhe illallah” sözüyle sınırlandırmak, sünnette aslı olmayan bir uygulama hatta bu hadisin delâletine göre; sünnete aykırı ve ters düşen bir davranıştır.
“Hz. Peygamber (s.a.v.) namazda parmağını hareket ettirmezdi.” Hadisine gelince; “Daîfu Ebî Davud”da adlı kitapta (175) açıkladığım üzere bu hadisin senedi sabit değildir. Senedi sabit olsa bile hadis olumsuz bir mânayı göstermektedir. Halbuki babın hadisi olumlu bir mânayı gösteriyor. Âlimler tarafından bilindiği üzere olumlu mâna, olumsuz mânaya tercih edilir. Bu sebeple bu hadis, namazda parmağın hareket ettirilmeyeceğini iddia edenlere delil olamaz.
[Nesaî, İftitah 11 (889), c.1-2, s.531, Sehv 34 (1268), c. 3-4, s.56; İbn Mâce, İkametü's-salât 27 (911, 913), c.3, s.180-181; Ebû Dâvud, Salât 114-115, 175-176 (726, 957), c.3, s.114-115, 505-506. Mütercim]
[16] Ahmed, Bezzâr, Ebû Cafer, “el-Emâli” adlı kitabında (60/1) el-Buhterî, “ed-Duâ” adlı kitabında (varak, 73/1) Taberânî, “es-Sünen” adlı kitabında (12/2) Abdülgani el-Makdisî hasen senedle ve yine “el-Müsned” adlı kitabında (249/2) er-Ruyânî ve Beyhakî rivâyet etmiştir.
[17] İbn Ebû Şeybe (2/123/2) hasen senedle rivâyet etmiştir.
[18] Nesâî ve Beyhakî sahih senedle rivâyet etmiştir.
[Nesaî, İftitah 189 (1161), c.1-2, s.654. Mütercim]
[19] İbn Ebû Şeybe (12/40/1 ve 2/123/2) ve Nesâî rivâyet etmiştir. Hâkim hadisin sahih olduğunu söylemiş; Zehebî de bu görüşünde ona katılmıştır. İbn Ebû Şeybe’nin kitabında hadisin şahidi vardır.
[Nesaî, Sehv 37 (1272-1273), c. 3-4, s.58. Mütercim]
[20] Yani ikinci rekâtın ve dördüncü rekatın sonunda. İlk ve ikinci oturmada. Mütercim.
[21] Müslim, Ebû Avâne.
[Müslim, Salat 240 (498), c.3, s.1486. Mütercim]
[22] Beyhakî, Hz. Aişe rivâyeti olarak ve sahih bir senedle rivâyet etmiştir. İbnü’l-Mulakkin de (2/28) böyle söylemiştir.
[23] Yani ikinci rekâtın sonunda. Mütercim.
[24] Buhârî, Müslim. Hadis, “el-İrvâ”da (338) tahriç edilmiştir.
[Buhârî, Sıfatü's-salat 65, 66 (96, 97), c.2, s.816; Müslim, Mesâcid 85-87 (570), c.3, s.1644-1645; Nesaî, İftitah 195 (1178-1179), c.1-2, s.663, Sehv 21 (1223-1224), c. 3-4, s.34; İbn Mâce, İkametü's-salât 131 (1206-1207), c.3, s.576-577; Ebû Dâvud, Salât 193-194 (1034), c.4, s.97. Mütercim]
[25] Nesâî, Ahmed ve “el-Kebîr” adlı kitabında (3/25/1)Taberânî sahih senedle rivâyet etmiştir.
Ben diyorum ki: Hadisin görünen anlamı, sonunda selâm verilmese bile, her teşehhüdde dua etmenin meşru olduğunu göstermektedir. Bu aynı zamanda İbn Hazm’ın görüşüdür.
[Nesaî, İftitah 190 (1163), c.1-2, s.654. Mütercim]
[26] Nesâî sahih senedle rivâyet etmiştir.
[Nesaî, İftitah 190 (1166), c.1-2, s.655. Mütercim]
[27] Buhârî, Müslim.
[Buhârî, İsti'zan, Elleri Tutmak, Musafaha; Müslim, Salat 59-61 (142-143), c.3, s.1296, 1299-1300; Ebû Dâvud, Salât 177-178 (970), c.4, s.14-15. Mütercim]
[28] Ebû Davud, Hâkim. Hâkim hadisin sahih olduğunu söylemiş; Zehebî de bu görüşünde ona katılmıştır.
[Ebû Dâvud, Salât 179-180 (986), c.4, s.36; Tirmizî, Salât 216 (290), c.1, s.211. Mütercim]
[29] Buhârî, Müslim, İbn Ebû Şeybe (1/90/2), Serrâc ve “el-Müsned” (2/258) Ebû Ya’la rivâyet etmiştir. Hadis, “el-İrvâ”da (321) tahriç edilmiştir.
Ben diyorum ki: İbn Mes’ûd’un “sonra esselâmü ale’n-nebiyyi” demeye başladık sözünün anlamı şudur: Sahâbîler, Hz. Peygamber (s.a.v.) hayattayken “Esselâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyu…” diyorlardı. Onun vefatından sonra onlar bu sözü bırakıp, onun yerine “Esselâmü ale’n-nebiyyi” demeye başladılar. Ancak bunun da Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından belirlenmiş olması gerekir. Nitekim Hz. Aişe’nin (r.a.) namazda okunacak teşehhüdü öğretirken “Esselâmü ale’n-nebiyyi” demesi bu görüşü kuvvetlendiriyor. Bunu “el-Müsned” (c 9/1/2) adlı kitabında Serrâc ve “el-Fevâid” adlı kitabında (c11/54/ 1) el-Muhallis iki sahih senedle Hz. Aişe’den (r.a.) rivâyet etmiştir.
Hafız İbn Hacer bu hadis hakkında şöyle demiştir: “Bu ziyadenin zahirinden şu anlaşılmaktadır: Onlar Hz. Peygamber (s.a.v.) hayattayken ikinci tekil şahıs zamiriyle “Esselâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyu” diyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.) vefat edince bunun yerine üçüncü tekil şahıs zamirini kullanmaya ve “Esselâmü ale’n-nebiyyi” demeye başladılar.”
İbn Hacer başka bir yerde de şöyle demiştir: “Şerh’ul-Minhac” adlı kitabında es-Subkî bu rivâyeti yalnızca Ebû Avâne’den nakletmiş ve ardından şöyle demiştir: “Eğer sahâbenin böyle dediği doğru ise, bu davranış, Hz. Peygamber’in vefatından sonra teşehhüdde “Esselâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyu…” demenin vacip olmayıp, “Esselâmü ale’n-nebiyyi” de denilebileceğini gösterir.
Ben diyorum ki: Sahâbenin böyle dediği sabit olup, bunda şüphe yoktur. Çünkü bu haber, “Buhârî”de geçmektedir. Ben bu hadisin sağlam bir mütâbisini (takviye edip güçlendiren başka bir rivâyet) buldum. Abdürrezzâk şöyle demiştir: “Bana İbn Cüreyc haber verdi ve dedi ki: Bana Atâ haber verdi ve dedi ki: “Ashab-ı kiram, Hz. Peygamber (s.a.v.) hayattayken “Esselâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyu” diyorlardı. O vefat edince “Esselâmü ale’n-nebiyyi” demeye başladılar.” Bu, sahih bir seneddir. Saîd b. Mansûr’un, Ebû Ubeyde b. Abdullah b. Mes’ûd yoluyla onun babasından (yani Abdullah b. Mesud’dan) yaptığı: “Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara teşehhüdü öğretmişti: (burada teşehhüd duasını okur)...” rivâyetine gelince; İbn Abbas: “Biz Hz. Peygamber (s.a.v.) hayattayken “Esselâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyu” derdik.” demiş, İbn Mesud da cevaben: “Bize böyle öğretildi, biz bu şekilde biliyoruz.” karşılığını vermiştir. Buradan şu anlaşılmaktadır: İbn Abbas bunu araştırması neticesinde söylemiş; ancak İbn Mesud bu konuda ona uymamıştır. Fakat Ebû Ma’mer’in (yani Buhârî’nin rivâyeti) rivâyeti daha sahihtir; çünkü Ebû Ubeyde babasından hadis dinlememiştir. Böyleyken hadisin ona dayandırılması zayıf bir isnaddır.”
İbn Hacer’in bu sözlerini Kastallânî, Zürkânî ve el-Leknevî gibi bir grup araştırıcı hadis âlimi de nakletmişlerdir. Onun bu görüşlerine katılmışlar ve herhangi bir itiraz dile getirmemişlerdir. Bu konunun ayrıntılarını “el-Asl” adlı kitapta ele aldım (Bkz.: Önsöz, s.18-25).
[Buharî, İsti'zan, Elleri Tutmak, Musafaha, Sıfatü's-salat 67, 69 (98, 101), c.2, s.819, 822, Daavat, Teşehhüdü İbn Abbas; Müslim, Salât 55-59 (402), c.3, s.1294-1296; Tirmizî, Salât 214 (288), c.1, s.209; Nesâî, İftitah 190 (1162-1172), c.1-2, s.654, 656; Ebû Dâvud, Salât 177-178 (968), c.4, s.8. Mütercim]
[30] İmam Nevevî şöyle
demiştir: “Burada okuyuş şu şekilde takdir edilir: “Ettehiyyâtü ve’l-mübârekâtü ve’s-salavâtü
ve’t-tayyibâtü…” Burada “ve” (vav-و) bağlacı kısaltmak amacıyla kaldırılmıştır ki, dilbilgisi açısından
bu, kabul edilen ve bilinen bir bu uygulamadır. Hadisin anlamı ise şudur: Saygı ve yüceltmenin tüm çeşitleri ve ondan sonra ifade edilenlere bir tek
lâyık olan Allah’tır; bunların
[31] Müslim, Ebû Avâne, İmam Şafiî ve Nesâî.
[Müslim, Salât 60 (403), c.3, s.1299; Tirmizî, Salât 215 (289), c.1, s.210; Nesâî, İftitah 193 (1175), c.1-2, s.661; Ebû Dâvud, Salât 177-178 (974), c.4, s.20. Mütercim]
[32] Hadiste yer alan bu ve sonra ek, gerçekte İbn Ömer tarafından yapılmamıştır. O böyle bir şey yapmaktan çok uzaktır. Bu iki ek, bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından yapılmıştır. İbn Ömer bu ilaveleri, onları Hz. Peygamber’den (s.a.v.) rivâyet eden sahâbîlerden almış ve doğrudan Hz. Peygamber’den dinlediği kendi teşehhüdüne eklemiştir.
[33] Ebû Davud ve Dârekutnî rivâyet etmiştir. Dârekutnî hadisin sahih olduğunu söylemiştir.
[Ebû Dâvud, Salât 177-178 (971), c.4, s.16. Mütercim]
[34] Müslim, Ebû Avâne, Ebû Davud ve İbn Mâce rivâyet etmiştir.
[Müslim, Salat 62 (404), c.3, s.1304-1305; Nesaî, İftitah 113 (1064), c.1-2, s.610-611; İbn Mâce, İkametü's-salât 24 (901), c.3, s.160; Ebû Dâvud, Salât 177-178 (972), c.4, s.17-18. Mütercim]
[35] İmam Malik ve Beyhakî sahih senedle rivâyet etmiştir. Hadis her ne kadar mevkuf ise de merfu hükmündedir; çünkü bunun içtihadla belirlenemeyeceği açıktır. Eğer içtihadla belirlenmiş olsaydı, diğer zikirlerden daha iyi ve münasip olmazdı. İbn Abdülberr de böyle demiştir.
UYARI: Geçen teşehhüd çeşitlerinin hiçbirinde “ve mağfiretühü” ilavesi yoktur. Bu sebeple bu ilaveye itibar edilmez. Selef âlimlerinden bazıları bu ilaveyi kabul etmemişlerdir. Taberânî (3/56/1) sahih senedle Talha b. Musarrif’ten onun şöyle dediğini nakletmiştir: “Rebî b. Haysem teşehhüdde “ve berekâtühü”den sonra “ve mağfiretühü”yü ilave etti.” Alkame şöyle demiştiri: “Biz bize öğretilenle yetiniriz ki o da şudur: “Esselâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyu ve rahmetullahi ve berekâtühü”. Alkame Sünnet’e tâbi olma yaklaşımını hocası Abdullah b. Mes’ûd’dan almıştır. Anlatıldığına göre; Abdullah b. Mes’ûd bir adama teşehhüdü öğretiyordu. “Eşhedü en lâ ilâhe illallah” sözüne geldiklerinde adam: “vahdehu lâ şerîke lehü” (Allah tektir, ortağı yoktur) diye ilavede bulundu. Abdullah b. Mes’ûd ona itiraz ederek şöyle dedi: “Evet, gerçekten öyledir; ancak biz bize öğretilenle yetiniriz.” Bunu Taberânî “el-Evsat” adlı kitabında (no: 2848) sahih senedle rivâyet etmiştir (eğer Müseyyeb el-Kâhilî, bunu İbn Mesud’dan dinlemişse).
[Muvatta, Salat 53 c.1 s.111. Mütercim]
[36] İbn Ebû Şeybe (1/293), Serrâc, el-Muhallis ve Beyhakî (2/144) rivâyet etmiştir. Hadisin metni Beyhakî’ye aittir.
[Muvatta, Salât 55, c.1, s.112-113. Mütercim]
İslami Okul Okulların En Önemlisi