Ahiret Gününe İman A - Ahirete İman - Fıkıh - Ilmihalhilmidonduren - 13. Sayfa
V- AHİRET GÜNÜNE İMAN
A - Ahirete İman:
Ahiret, sözlükte; son ve sonra olan anlamında Arapça bir kelimedir. Evvel’in zıddı olarak kullanılır. İslâm’da, “öbür alem, öbür dünya” anlamını ifade eder. Buna göre dünya, canlıların yaşadığı “evvelki alem”, ahiret ise “sonraki alem”dir.
Allahü Teâlâ, içinde yaşadığımız bu dünyayı ve üzerindeki bütün varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır. Bir gün dünya ve ondaki canlı veya cansız tüm varlıklar yok olacaktır. Dağlar, taşlar, yerler, gökler parçalanacak, Allah’tan başka tüm alem son bulacaktır.153 İşte bu olayların meydana geleceği güne, Kur’an-ı Kerim’de “zelzele saati”154 ve “Kıyamet Günü”155 denilmiştir.
Kıyamet gününden sonra, insanlar yeniden hayat bularak kabirlerinden kaldırılacak ve mahşer meydanında, yüce Allah’ın huzurunda dünyada yaptıklarının hesabını vermek üzere toplanacaklardır.156 Hesapların görülmesinden sonra, bir kısım insanlar dünyadaki güzel amelleri ve Yüce Allah’ın merhameti sonucu cennete, kötü amel işlemiş olan ve Cenâb-ı Hakk’ın merhametine layık olmayanlar ise, cehenneme gideceklerdir. İşte bu yeni hayatın başlayacağı günden itibaren, bitmez tükenmez bir şekilde devam edecek olan bu aleme “Ahiret Alemi” denir. Ahiret günü “Din Günü”157 veya “Gayb Alemi”158 olarak da adlandırılır.
Kıyamet, İsrafil aleyhisselâmın Sûr denilen ve niteliği Allah katında bilinen bir şeye üflemesiyle kopacaktır. Sûr'a ikinci defa üflenince de, ruhlar cesetlerine dönerek diriliş meydana gelir. Yüce Allah şöyle buyurur: “Sûr’a üflenince Allah'ın diledikleri dışında göklerde olanlar ve yerde bulunanlar baygın düşer. Sonra Sûr'a bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar”159
Ahırete iman, her mü'min için farzdır. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde, Allah’a imandan sonra ahirete iman esası yer almıştır. Bu uslup, ahırete imanın önemini belirtir.
Kur’an’da tekrar dirilmeye dair pek çok ayet vardır.“Mahlûkâtı ilkin yaratıp sonra (kıyamette) onu diriltecek olan O’dur, ki bu (öldükten sonra diriltme, ilk yaratılıştan) O’na daha kolaydır.” 160 “Ey Rasulüm, de ki: Onları ilk defa yaratan diriltir ve O, her yaratılanı hakkıyla bilir.” 161 “Elbette gökleri ve yeri yaratmak insanları (öldükten sonra) yaratmaktan daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler.” 162
Dünya hayatında insanlar farklı anlayış, yaşayış ve amellerin sahibi olabilmektedir. Kimisi alim, kimisi cahil, kimisi adil, kimisi zalim, kimisi yoksul, diğeri zengin, kimisi iyilik yapar, kimisi kötülük. Eğer öldükten sonra dirilme olmasaydı, güzel amel işleyenler bunun karşılığını, kötülük yapanlar da bunun cezasını görmemiş olurlardı. Bu ise Yüce Allah’ın adaletine aykırıdır. Bu yüzden yeniden dirilmeyi ve dünyada işlenen amellerin karşılığını vermeyi takdir etmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de inanan veya inanmayanların ahiret hayatı şöyle anlatılır: “Sur’a birinci defa üflendiği, arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp bir çarpışla birbirine çarpıldığı ve hepsi darmadağın olduğu zaman, işte o gün olan olmuştur. Gök de yarılmış ve artık o, o gün za’fa düşmüştür. Melekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz melek taşımaktadır. O gün (hesap için Allah’a) arz olunursunuz. Sizden hiç bir sır gizli kalmaz. Kitabı sağından verilen: “Alın kitabımı okuyun” der. “Çünkü ben hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten.” Artık o memnun kaldığı bir hayat içindedir. Yüksek bir cennette, devşirmesi kolay (meyveleri yakın) “Geçmiş günlerde yaptığınız iyi işlerden ötürü (bugün) afiyetle yeyin, için”. Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: “Keşke bana kitabım verilmeseydi. Şu hesabımı hiç görmemiş olsaydım. Keşke ölümle yok olup gitseydim. Malım bana bir yarar sağlamadı. Gücüm tükenip gitti. Allah, cehennemin muhafızlarına emreder: “Tutun onu, ellerini boynuna bağlayın, sonra onu alevli ateşe atın.” 163
Yukarıdaki ayetlerde, inanan inanmayan herkesin ahiretteki durumu veciz bir şekilde ortaya konulmaktadır. Mümin için müjde, münkir için korkularla dolu olan ahiret hayatına inanmak, insanın dünya hayatını düzene sokan en büyük etkendir. Kalbinde Allah sevgisi ve ahiret inancı olan kimse, her işinin yazıcı meleklerce tescil edildiğini de bilir. Bu inanç onun kötülük işlemesine engel olur.
Ahiret; kabir hayatı, haşr, sırat köprüsü, mizan, kevser havzı, şefaat, cennet, cehennem ve A’raf gibi olayları da içine alır. Bunları kısaca açıklayacağız.
B - Kabir Hayatı:
İnsan hayatı dört devreye ayrılabilir:
1) Ruhların topluca yaratılıp; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” 164 ilâhî hitabından itibaren anne karnındaki cenine yaklaşık dört ay on gün sonra ruh üfleninceye kadar olan devre. Buna dünya öncesi ruh devresi diyebiliriz. Bu dönemdeki halini Allah’ın izin verdiği kimselerden başkası hatırlamaz ve bilmez.
2) Dünya hayatı. Beden, dünyanın fizik şart ve özelliklerine sahip olan ve dünyada imtihan süresince ruha bir kılıf, bir ortam vazifesi gören bir araçtır...
3) Ölümle kıyametin kopması arasında da kabir hayatı dönemi.
4) Yeniden dirilme ile başlayıp sonsuza kadar devam edecek olan ahıret hayatı. Bu duruma göre kabir hayatı, dünya hayatı ile âhiret hayatı arasında yer almaktadır. Buna berzah hayatı da denir.
Kâfirlere ve mü'minlerden bazı günahkar olanlara kabir azabı, diğer bir kısım mü’minlerin nimetlenmesi, Münker ve Nekir’in kabirde soru sorması kitap ve sünnet ile sabittir.
Allahü Teâlâ şöyle buyurur: “(Azaptan birisi de) ateştir ki, onlar sabah, akşam arzolunacaklardır. Kıyametin kopacağı gün de; “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun” denilecek” 165 Bu ayette sözü edilen azap, kıyametten önce vuku bulacağına göre, kabir azabı olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.”166 İbn Abbas (r.a) Rasulullah (s.a.s)’in iki kabrin yanından geçerken şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Şüphesiz bu ikisi de azap görüyorlar. Gördükleri azap da çok büyük bir iş için değil. Onlardan birisi, küçük abdestte idrardan sakınmaz ve temizlenmezdi. Diğeri ise laf getirip götürerek halkın arasını ifsat ederdi.”167
Münker ve Nekir isimli melekler kabirde ilk sorgulamayı yaparlar. Mü'mine de kâfire de aynı soruları sorarlar. Hadis-i Şerifte kabir soruları şöyle açıklanır: “... Kabirde mü'minin yanına iki melek gelir ve; “Rabbin kimdir?” derler. Mü'min ruh: “Rabbim Allah’tır” der. Onlar: “Dinin nedir?” derler. Mü'min ruh: “Dinim İslâm’dır” der. Onlar: “Bunları sana bildiren nedir?” derler. O da: “Allah’ın kitabını okudum, ona inandım ve tasdik ettim” der. Kâfir ise, bu sorulara; “Bilmiyorum” der ve cevap vermeye gücü yetmez.168
C - Haşr:
Kıyamet ve diriliş vuku bulduktan sonra, haşr yani büyük toplanmaya sıra gelir. Mahşer kelimesi bu büyük toplanmayı, yerini ve zamanını içine alan daha geniş kapsamlı bir terimdir.
Melekler, cinler ve insanlar dirildikten sonra insanoğlunun büyüğü küçüğü, akıllısı, akıl hastası hepsi bir arada toplanacaktır. Bütün hayvanlar da haşrolunacaktır.169 Ancak hayvanlar kendilerini ilgilendiren haklarını aldıktan sonra toprak olurlar. Onların bu durumunu gören münkirler de; “Keşke biz de toprak olsaydık” diye temennide bulunurlar.170
Mahşerde herkes, dünya hayatında kime inanmış ve tabi olmuş ise onunla birlikte ve onun arkasından gider, birlikte toplanırlar. Mü’min, münâfık, fasık ve kâfir önderleriyle bir arada bulunur. Kur’an-ı Kerim’de, önder ve tabi olanlarının birlikte toplanması hakkında şöyle buyurulur: “Bir gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız.” 171 “Firavun kıyamet gününde milletine öncülük eder. Onları cehenneme götürür, gittikleri yer ne kötüdür.” 172
Mahşer günü çok sıkıntılı, korkulu ve dehşetli bir gündür. Sıcağın, güneşin ve sıkıntının doğuracağı ter içinde, büyük ve son imtihanı verme heyecanı ve korkusu herkesi kendi derdine düşürür. Kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve çocuklarından kaçar.173
“O gün zalim kimse ellerini ısırıp şöyle der: “Keşke peygamberle beraber bir yol tutsaydım, eyvah başıma gelen; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki, beni, bana gelen Kur’an’dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor” 174
D - Mizan:
Allahü Teâlâ’nın bildiği ve takdir ettiği şekilde amellerin tartılmasıdır. Cenâb-ı Hakk (C.C.) şöyle buyurur: “Kıyamet günü doğru teraziler kurarız. Hiçbir kimse, bir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak biz yeteriz.”175 “Ama tartıları ağır gelen kimse hoş bir hayat içinde olacaktır. Tartıları hafif gelenler ise onların yeri (kızgın ateşten) bir çukurdur.”176
Bu âyete göre, insanın tüm amelleri iğneden ipliğe, Yüce Allah tarafından tartılıp adaletli bir şekilde değerlendirilecek ve böylece kişinin ahiret hayatındaki yeri, makamı ve mevkii belirlenecektir.
E - Şefaat:
Başkasının sıkıntısını gidermek veya bulunduğu makamdan daha yükseğine geçmesi için aracılık yapmak ve tavassutta bulunmak işine “şefaat” denir. Kur’an-ı Kerim’de şefaatten şu şekilde söz edilir: “Allah, onların geçmişlerini geleceklerini bilir. Onlar Allah’ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler. O’nun korkusundan titrerler.”177 “O gün Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaatı fayda vermez.”178
Hz. Peygamber’in şefaatı ümmetinden büyük günah işleyenler için olacaktır. Rasuller, nebiler, veliler, şehidler, alimler büyük günah işleyen belirli kimselere şefaat edebilirler. Hz. Muhammed (s.a.s)’in şefaatı geneldir. Çünkü diğer peygamberlerde olmayıp yalnız Rasulallah (s.a.s)’a verilen hasletlerden birisi de “şefaat makamı”dır. Şefaat haktır ve bunu uman kişi için kurtuluşa vesiledir. Rasulullah (s.a.s)’ın sünnetine tam olarak uyan onun şefaatine layık olur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi