Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ahiret Gününe İman A - Ahirete İman - Fıkıh - Ilmihalhilmidonduren - 13. Sayfa

V- AHİ­RET GÜ­NÜ­NE İMAN

 

A - Ahi­re­te İman:

Ahi­ret, söz­lük­te; son ve son­ra olan an­la­mın­da Arap­ça bir ke­li­me­dir. Ev­vel’in zıd­dı ola­rak kul­la­nı­lır. İslâm’da, “öbür alem, öbür dün­ya” an­la­mı­nı ifa­de eder. Bu­na gö­re dün­ya, can­lı­la­rın ya­şa­dı­ğı “ev­vel­ki alem”, ahi­ret ise “son­ra­ki alem”dir.

Al­la­hü Teâlâ, için­de ya­şa­dı­ğı­mız bu dün­ya­yı ve üze­rin­de­ki bü­tün var­lık­la­rı ge­çi­ci bir za­man için ya­rat­mış­tır. Bir gün dün­ya ve on­da­ki can­lı ve­ya can­sız tüm var­lık­lar yok ola­cak­tır. Dağ­lar, taş­lar, yer­ler, gök­ler par­ça­la­na­cak, Al­lah’tan baş­ka tüm alem son bu­la­cak­tır.153 İş­te bu olay­la­rın mey­da­na ge­le­ce­ği gü­ne, Kur’an-ı Ke­rim’de “zel­ze­le sa­a­ti”154 ve “Kı­ya­met Gü­nü”155 de­nil­miş­tir.

   Kı­ya­met gü­nün­den son­ra, in­san­lar ye­ni­den ha­yat bu­la­rak ka­bir­le­rin­den kal­dı­rı­la­cak ve mah­şer mey­da­nın­da, yü­ce Al­lah’ın hu­zu­run­da dün­ya­da yap­tık­la­rı­nın he­sa­bı­nı ver­mek üze­re top­la­na­cak­lar­dır.156 He­sap­la­rın gö­rül­me­sin­den son­ra, bir kı­sım in­san­lar dün­ya­da­ki gü­zel amel­le­ri ve Yü­ce Al­lah’ın mer­ha­me­ti so­nu­cu cen­ne­te, kö­tü amel iş­le­miş olan ve Cenâb-ı Hakk’ın mer­ha­me­ti­ne la­yık ol­ma­yan­lar ise, ce­hen­ne­me gi­de­cek­ler­dir. İş­te bu ye­ni ha­ya­tın baş­la­ya­ca­ğı gün­den iti­ba­ren, bit­mez tü­ken­mez bir şe­kil­de de­vam ede­cek olan bu ale­me “Ahi­ret Ale­mi” de­nir. Ahi­ret gü­nü “Din Gü­nü”157 ve­ya “Gayb Ale­mi”158 ola­rak da ad­lan­dı­rı­lır.

Kı­ya­met, İs­ra­fil aleyhisselâmın Sûr de­ni­len ve ni­te­li­ği Al­lah ka­tın­da bi­li­nen bir şe­ye üf­le­me­siy­le ko­pa­cak­tır. Sûr'a ikin­ci de­fa üf­le­nin­ce de, ruh­lar ce­set­le­ri­ne dö­ne­rek di­ri­liş mey­da­na ge­lir. Yü­ce Al­lah şöy­le bu­yu­rur: “Sûr’a üf­le­nin­ce Al­lah'ın di­le­dik­le­ri dı­şın­da gök­ler­de olan­lar ve yer­de bu­lu­nan­lar bay­gın dü­şer. Son­ra Sûr'a bir da­ha üf­le­nin­ce he­men aya­ğa kal­kıp ba­kı­şır du­rur­lar”159

   Ahırete iman, her mü'min için farz­dır. Kur’an-ı Ke­rim’in bir­çok aye­tin­de, Al­lah’a iman­dan son­ra ahi­re­te iman esa­sı yer al­mış­tır. Bu us­lup, ahı­re­te ima­nın öne­mi­ni be­lir­tir.

Kur’an’da tek­rar di­ril­me­ye da­ir pek çok ayet var­dır.“Mahlûkâtı il­kin ya­ra­tıp son­ra (kı­ya­met­te) onu di­ril­te­cek olan O’dur, ki bu (öl­dük­ten son­ra di­rilt­me, ilk ya­ra­tı­lış­tan) O’na da­ha ko­lay­dır.” 160 “Ey Ra­su­lüm, de ki: On­la­rı ilk de­fa ya­ra­tan di­ril­tir ve O, her ya­ra­tı­la­nı hak­kıy­la bi­lir.” 161 “El­bet­te gök­le­ri ve ye­ri ya­rat­mak in­san­la­rı (öl­dük­ten son­ra) ya­rat­mak­tan da­ha bü­yük­tür. Fa­kat in­san­la­rın ço­ğu bil­mez­ler.” 162

Dün­ya ha­ya­tın­da in­san­lar fark­lı an­la­yış, ya­şa­yış ve amel­le­rin sa­hi­bi ola­bil­mek­te­dir. Ki­mi­si alim, ki­mi­si ca­hil, ki­mi­si adil, ki­mi­si za­lim, ki­mi­si yok­sul, di­ğe­ri zen­gin, ki­mi­si iyi­lik ya­par, ki­mi­si kö­tü­lük. Eğer öl­dük­ten son­ra di­ril­me ol­ma­say­dı, gü­zel amel iş­le­yen­ler bu­nun kar­şı­lı­ğı­nı, kö­tü­lük ya­pan­lar da bu­nun ce­za­sı­nı gör­me­miş olur­lar­dı. Bu ise Yü­ce Al­lah’ın ada­le­ti­ne ay­kı­rı­dır. Bu yüz­den ye­ni­den di­ril­me­yi ve dün­ya­da iş­le­nen amel­le­rin kar­şı­lı­ğı­nı ver­me­yi tak­dir et­miş­tir.

Kur’an-ı Ke­rim’de ina­nan ve­ya inan­ma­yan­la­rın ahi­ret ha­ya­tı şöy­le an­la­tı­lır: “Sur’a bi­rin­ci de­fa üf­len­di­ği, arz ve dağ­lar yer­le­rin­den kal­dı­rı­lıp bir çar­pış­la bir­bi­ri­ne çar­pıl­dı­ğı ve hep­si dar­ma­da­ğın ol­du­ğu za­man, iş­te o gün olan ol­muş­tur. Gök de ya­rıl­mış ve ar­tık o, o gün za’fa düş­müş­tür. Me­lek­ler de onun ke­nar­la­rın­da­dır. O gün Rab­bi­nin ar­şı­nı, bun­la­rın da üs­tün­de se­kiz me­lek ta­şı­mak­ta­dır. O gün (he­sap için Al­lah’a) arz olu­nur­su­nuz. Siz­den hiç bir sır giz­li kal­maz. Ki­ta­bı sa­ğın­dan ve­ri­len: “Alın ki­ta­bı­mı oku­yun” der. “Çün­kü ben he­sa­bım­la kar­şı­la­şa­ca­ğı­mı sez­miş­tim za­ten.” Ar­tık o mem­nun kal­dı­ğı bir ha­yat için­de­dir. Yük­sek bir cen­net­te, dev­şir­me­si ko­lay (mey­ve­le­ri ya­kın) “Geç­miş gün­ler­de yap­tı­ğı­nız iyi iş­ler­den ötü­rü (bu­gün) afi­yet­le ye­yin, için”. Ki­ta­bı sol ta­ra­fın­dan ve­ri­len ise der ki: “Keş­ke ba­na ki­ta­bım ve­ril­me­sey­di. Şu he­sa­bı­mı hiç gör­me­miş ol­say­dım. Keş­ke ölüm­le yok olup git­sey­dim. Ma­lım ba­na bir ya­rar sağ­la­ma­dı. Gü­cüm tü­ke­nip git­ti. Al­lah, ce­hen­ne­min mu­ha­fız­la­rı­na em­re­der: “Tu­tun onu, el­le­ri­ni boy­nu­na bağ­la­yın, son­ra onu alev­li ate­şe atın.” 163

   Yukarıdaki ayet­ler­de, ina­nan inan­ma­yan her­ke­sin ahi­ret­te­ki du­ru­mu ve­ciz bir şe­kil­de or­ta­ya ko­nul­mak­ta­dır. Mü­min için müj­de, mün­kir için kor­ku­lar­la do­lu olan ahi­ret ha­ya­tı­na inan­mak, in­sa­nın dün­ya ha­ya­tı­nı dü­ze­ne so­kan en bü­yük et­ken­dir. Kal­bin­de Al­lah sev­gi­si ve ahi­ret inan­cı olan kim­se, her işi­nin ya­zı­cı me­lek­ler­ce tes­cil edil­di­ği­ni de bi­lir. Bu inanç onun kö­tü­lük iş­le­me­si­ne en­gel olur.

Ahi­ret; ka­bir ha­ya­tı, haşr, sı­rat köp­rü­sü, mi­zan, kev­ser hav­zı, şe­fa­at, cen­net, ce­hen­nem ve A’raf gi­bi olay­la­rı da içi­ne alır. Bun­la­rı kı­sa­ca açık­la­ya­ca­ğız.

 

   B - Ka­bir Ha­ya­tı:

İn­san ha­ya­tı dört dev­re­ye ay­rı­la­bi­lir:

1) Ruh­la­rın top­lu­ca ya­ra­tı­lıp; “Ben si­zin Rab­bi­niz de­ğil mi­yim?” 164 ilâhî hi­ta­bın­dan iti­ba­ren an­ne kar­nın­da­ki ce­ni­ne yak­la­şık dört ay on gün son­ra ruh üf­le­nin­ce­ye ka­dar olan dev­re. Bu­na dün­ya ön­ce­si ruh dev­re­si di­ye­bi­li­riz. Bu dö­nem­de­ki ha­li­ni Al­lah’ın izin ver­di­ği kim­se­ler­den baş­ka­sı ha­tır­la­maz ve bil­mez.

   2) Dün­ya ha­ya­tı. Be­den, dün­ya­nın fi­zik şart ve özel­lik­le­ri­ne sa­hip olan ve dün­ya­da im­ti­han sü­re­sin­ce ru­ha bir kı­lıf, bir or­tam va­zi­fe­si gö­ren bir araç­tır...

   3) Ölüm­le kı­ya­me­tin kop­ma­sı ara­sın­da da ka­bir ha­ya­tı dö­ne­mi.

4) Ye­ni­den di­ril­me ile baş­la­yıp son­su­za ka­dar de­vam ede­cek olan ahı­ret ha­ya­tı. Bu du­ru­ma gö­re ka­bir ha­ya­tı, dün­ya ha­ya­tı ile âhiret  ha­ya­tı ara­sın­da yer al­mak­ta­dır. Bu­na ber­zah ha­ya­tı da de­nir.

Kâfirlere ve mü'min­ler­den ba­zı gü­nah­kar olan­la­ra ka­bir aza­bı, di­ğer bir kı­sım mü’min­le­rin ni­met­len­me­si, Mün­ker ve Ne­kir’in ka­bir­de so­ru sor­ma­sı ki­tap ve sün­net ile sa­bit­tir.

Al­la­hü Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “(Azap­tan bi­ri­si de) ateş­tir ki, on­lar sa­bah, ak­şam ar­zo­lu­na­cak­lar­dır. Kı­ya­me­tin ko­pa­ca­ğı gün de; “Fi­ra­vun ha­ne­da­nı­nı aza­bın en çe­ti­ni­ne so­kun” de­ni­le­cek” 165 Bu ayet­te sö­zü edi­len azap, kı­ya­met­ten ön­ce vu­ku bu­la­ca­ğı­na gö­re, ka­bir aza­bı ol­du­ğu an­la­şıl­mak­ta­dır. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ka­bir ya cen­net bah­çe­le­rin­den bir bah­çe ve­ya ce­hen­nem çu­kur­la­rın­dan bir çu­kur­dur.”166 İbn Ab­bas (r.a) Ra­su­lul­lah (s.a.s)’in iki kab­rin ya­nın­dan ge­çer­ken şöy­le bu­yur­du­ğu­nu ri­va­yet eder: “Şüp­he­siz bu iki­si de azap gö­rü­yor­lar. Gör­dük­le­ri azap da çok bü­yük bir iş için de­ğil. On­lar­dan bi­ri­si, kü­çük ab­dest­te id­rar­dan sa­kın­maz ve te­miz­len­mez­di. Di­ğe­ri ise laf ge­ti­rip gö­tü­re­rek hal­kın ara­sı­nı if­sat eder­di.”167

Mün­ker ve Ne­kir isim­li me­lek­ler ka­bir­de ilk sor­gu­la­ma­yı ya­par­lar. Mü'mi­ne de kâfire de ay­nı so­ru­la­rı so­rar­lar. Ha­dis-i Şe­rif­te ka­bir so­ru­la­rı şöy­le açık­la­nır: “... Ka­bir­de mü'mi­nin ya­nı­na iki me­lek ge­lir ve; “Rab­bin kim­dir?” der­ler. Mü'min ruh: “Rab­bim Al­lah’tır” der. On­lar: “Di­nin ne­dir?” der­ler. Mü'min ruh: “Di­nim İslâm’dır” der. On­lar: “Bun­la­rı sa­na bil­di­ren ne­dir?” der­ler. O da: “Al­lah’ın ki­ta­bı­nı oku­dum, ona inan­dım ve tas­dik et­tim” der. Kâfir ise, bu so­ru­la­ra; “Bil­mi­yo­rum” der ve ce­vap ver­me­ye gü­cü yet­mez.168

 

   C - Haşr:

Kı­ya­met ve di­ri­liş vu­ku bul­duk­tan son­ra, haşr ya­ni bü­yük top­lan­ma­ya sı­ra ge­lir. Mah­şer ke­li­me­si bu bü­yük top­lan­ma­yı, ye­ri­ni ve za­ma­nı­nı içi­ne alan da­ha ge­niş kap­sam­lı bir te­rim­dir.

Me­lek­ler, cin­ler ve in­san­lar di­ril­dik­ten son­ra in­sa­noğ­lu­nun bü­yü­ğü kü­çü­ğü, akıl­lı­sı, akıl has­ta­sı hep­si bir ara­da top­la­na­cak­tır. Bü­tün hay­van­lar da haş­ro­lu­na­cak­tır.169 An­cak hay­van­lar ken­di­le­ri­ni il­gi­len­di­ren hak­la­rı­nı al­dık­tan son­ra top­rak olur­lar. On­la­rın bu du­ru­mu­nu gö­ren mün­kir­ler de; “Keş­ke biz de top­rak ol­say­dık” di­ye te­men­ni­de bu­lu­nur­lar.170

Mah­şer­de her­kes, dün­ya ha­ya­tın­da ki­me inan­mış ve ta­bi ol­muş ise onun­la bir­lik­te ve onun ar­ka­sın­dan gi­der, bir­lik­te top­la­nır­lar. Mü’min, münâfık, fa­sık ve kâfir ön­der­le­riy­le bir ara­da bu­lu­nur. Kur’an-ı Ke­rim’de, ön­der ve ta­bi olan­la­rı­nın bir­lik­te top­lan­ma­sı hak­kın­da şöy­le bu­yu­ru­lur: “Bir gün bü­tün in­san­la­rı ön­der­le­riy­le be­ra­ber ça­ğı­rı­rız.” 171 “Fi­ra­vun kı­ya­met gü­nün­de mil­le­ti­ne ön­cü­lük eder. On­la­rı ce­hen­ne­me gö­tü­rür, git­tik­le­ri yer ne kö­tü­dür.” 172

Mah­şer gü­nü çok sı­kın­tı­lı, kor­ku­lu ve deh­şet­li bir gün­dür. Sı­ca­ğın, gü­ne­şin ve sı­kın­tı­nın do­ğu­ra­ca­ğı ter için­de, bü­yük ve son im­ti­ha­nı ver­me he­ye­ca­nı ve kor­ku­su her­ke­si ken­di der­di­ne dü­şü­rür. Ki­şi kar­de­şin­den, an­ne­sin­den, ba­ba­sın­dan, ka­rı­sın­dan ve ço­cuk­la­rın­dan ka­çar.173

“O gün za­lim kim­se el­le­ri­ni ısı­rıp şöy­le der: “Keş­ke pey­gam­ber­le be­ra­ber bir yol tut­say­dım, ey­vah ba­şı­ma ge­len; keş­ke fa­lan­ca­yı dost edin­me­sey­dim. And ol­sun ki, be­ni, ba­na ge­len Kur’an’dan o sap­tır­dı. Şey­tan in­sa­nı yal­nız ve yar­dım­cı­sız bı­ra­kı­yor” 174

 

   D - Mi­zan:

Al­la­hü Teâlâ’nın bil­di­ği ve tak­dir et­ti­ği şe­kil­de amel­le­rin tar­tıl­ma­sı­dır. Cenâb-ı Hakk (C.C.) şöy­le bu­yu­rur: “Kı­ya­met gü­nü doğ­ru te­ra­zi­ler ku­ra­rız. Hiç­bir kim­se, bir hak­sız­lı­ğa uğ­ra­tıl­maz. Har­dal ta­ne­si ka­dar ol­sa bi­le ya­pı­la­nı or­ta­ya ko­ya­rız. He­sap gö­ren ola­rak biz ye­te­riz.”175 “Ama tar­tı­la­rı ağır ge­len kim­se hoş bir ha­yat için­de ola­cak­tır. Tar­tı­la­rı ha­fif ge­len­ler ise on­la­rın ye­ri (kız­gın ateş­ten) bir çu­kur­dur.”176

Bu âyete gö­re, in­sa­nın tüm amel­le­ri iğ­ne­den ip­li­ğe, Yü­ce Al­lah ta­ra­fın­dan tar­tı­lıp ada­let­li bir şe­kil­de de­ğer­len­di­ri­le­cek ve böy­le­ce ki­şi­nin ahi­ret ha­ya­tın­da­ki ye­ri, ma­ka­mı ve mev­kii be­lir­le­ne­cek­tir.

 

   E - Şe­fa­at:

Baş­ka­sı­nın sı­kın­tı­sı­nı gi­der­mek ve­ya bu­lun­du­ğu ma­kam­dan da­ha yük­se­ği­ne geç­me­si için ara­cı­lık yap­mak ve ta­vas­sut­ta bu­lun­mak işi­ne “şe­fa­at” de­nir. Kur’an-ı Ke­rim’de şe­fa­at­ten şu şe­kil­de söz edi­lir: “Al­lah, on­la­rın geç­miş­le­ri­ni ge­le­cek­le­ri­ni bi­lir. On­lar Al­lah’ın hoş­nud ol­du­ğu kim­se­den baş­ka­sı­na şe­fa­at ede­mez­ler. O’nun kor­ku­sun­dan tit­rer­ler.”177 “O gün Rah­man’ın izin ver­di­ği ve sö­zün­den hoş­nut ol­du­ğu kim­se­den baş­ka­sı­nın şe­fa­a­tı fay­da ver­mez.”178

   Hz. Pey­gam­ber’in şe­fa­a­tı üm­me­tin­den bü­yük gü­nah iş­le­yen­ler için ola­cak­tır. Ra­sul­ler, ne­bi­ler, ve­li­ler, şe­hid­ler, alim­ler bü­yük gü­nah iş­le­yen be­lir­li kim­se­le­re şe­fa­at ede­bi­lir­ler. Hz. Mu­ham­med (s.a.s)’in şe­fa­a­tı ge­nel­dir. Çün­kü di­ğer pey­gam­ber­ler­de ol­ma­yıp yal­nız Ra­su­lal­lah (s.a.s)’a ve­ri­len has­let­ler­den bi­ri­si de “şe­fa­at ma­ka­mı”dır. Şe­fa­at hak­tır ve bu­nu uman ki­şi için kur­tu­lu­şa ve­si­le­dir. Ra­su­lul­lah (s.a.s)’ın sün­ne­ti­ne tam ola­rak uyan onun şe­fa­a­ti­ne la­yık olur.