Haccı Kıran Bahsi - Fıkıh - Kuduri - 3. Sayfa
Muhayyerliği (Caymayı) Şart Kılma Bahsi:
Fâsîd (Bozuk) Alış Veriş Bahsi:
İkâle (Satışı Kaldırmak) Babı:
Mürabehe (Kâr İle Devir Etmek) Ve Tevliye (Kârsız, Ve Aldığı Gibi Devretme) Bahsi:
Haccı Kıran Bahsi:
Biz Hanefilerin nezdinde, Kıran, Temettü ve îf râttan daha efdaldir. Haccı kıranın şekli': Hac ve Ömre için mikâttan (ihram bağlar ve) yük^ sek sesle tekbir getirir. Namazından sonra «Ey ulu A İlahım ben hac ve ömreyi birden İrade ediyorum, onları bana kolayladır, onları benden kabul eyle» diyecektir. Mekke'ye girdiğinde ömre ibadetine başlar, Kâbeyi yedi tur ziyaret eder, ilk üç turda remel yapar, ziyaretten sonra Safa ile Merve arasında (yedi defa) sa'yi yapar. Bunlar ömre İçin yapılan ibadetlerdir. Ömre sa'yini yaptıktan sonra kucjûm ziyareti için ayriyeten tayâf ve Safa - Merve arasında sa?yi yapar, Haccı ifrâd (yalnız hacca ihram bağlamaJO da beyan ettiğimiz gibi, bunlar yapılır. Haccı kıran için ihramını bağlayan klsİ, kurban bayramı (büyük şeytana) cemretülaka-beye taş attıktan sonra bir koyun veya sığır veya deve, devenin veya sığırın yedide birini kurban olarak îşeser bu kan, kıran kanıdır.
Eğer kurban kesmeye gücü yetmiyorsa, hacda sonuncu günü Arafat günü olmak şartiyle üç gün oruç tutar. Kurban günü gelinceye dek, oruç tutmamış İse artık kan akıtmaktan başka çaresi yoktur. Hacda üç gün oruç tuttuktan sonra memleketine geldiği zaman yedi gün orucunu da orada tutar (bununla.on gün tamam olunur.) [1].
Hacdan sonra Mekke'de yedi gün orucunu tutarsa caizdir. Kârın (hac ve ömreye birden ihram bağlayan) Mekke'ye girmeden Arafat'a giderse Arafat'ta vakfe etmesiyle ömreyi terketmiş sayılır ve kendisinden
kıran için akıtılması gereken kan düşer, ancak ömreyi terkettiği için kan akıtması gerekir. Ömrenin kaza edilmesi de lâzımdır.
Haccı Temettü Bahsi:
Haccı temettü, bize göre haccı ifrattan daha efdaldir. Temettua ihram bağlamak iki kısımdır: 1 — Mutemetti (haccı temettua ihram bağlayan) . Kurbanını beraberinde getirir, 2 — Mutemetti kurbanını beraberinde getirmez. .Haccı temettuun keyfiyeti: Mikâttan ömreye ihramını bağlar, Mekke'ye girer ömre için ziyaret, Safa - Merve arasında sa'yi yapar, tıraş olur veya makasla bazı tüylerini kırpar, böylece ömresinden çıkar.
Tavafa başlarken telbiyeyi keser, Mekke'de ihrâmsız olarak durur, terviye (düşünce güftti ki, Arafat'tan bir gün Öncedir) günü gelince Mescitte hac ihramını bağlar, hacet ifrada ihramını bağlayan hacının yaptığını yapar, Temettü için kendisine bir kan düşer, yoksa üç gün hacda (yâni bayramdan evvel) yedi gün. de memleketine döndüğü zaman oruç tutar.
Mutemetti, beraberinde bir kurban getirmek istiyorsa, ihram bağlar ve -bizzat kurbanını sürerek götürür. Kurbanı deve ise, boynuna, dağarcık veya bir pabuç takar, Ebû - Yusuf ve Muhammed'e göre devenin iş'arı (ilânı) edilmesi lâzımdır. îş'ar: hörgücün sağ tarafının yarılma-siyle olur. Ebû - Hanife'ye göre iş'ar yoktur. Kurbanını beraber getiren Mekke'ye girdiği zaman tavaf eder, sa'yi yapar terviye gününde hacca ihram bağlaymcaya kadar ömre ihramından çıkartma. Hac için ihramını terviye gününden evvel bağlarsa caizdir, fakat bu takdirde kendisine bir kan lâzım gelir. Kurban gününde tıraş, olduğu zaman her iki ihramdan da (hac ve ömre) tehallül eder [2]. Mekkeliler için temettü ve kıran haccı yoktur, ancak onlar için haccı ifrâd vardır. Hedyi (kurban) getirmeyen bir kişi, (daha Arafat'a çıkmazdan evvel) Ömreden fariğ olunca ehline (memleketine) dönerse, temettü haccı bozulur.
Hac aylarından evvel ömre için ihram bağlayan ve o zaman dört veya daha fazla tavaf yaparsa, sonra ayni senede hacca giderse mutemetti sayılmaz.
Haç ayları: Şevval,.Zilka'de ve Zilhiccenin on günüdür.
Eğer bu aylardan evvel hacca ihram bağlarsa, caizdir ve hac olarak ihram bağlanmış olur.
Kadın ihram zamanında hayız (âdet) kanını görürse gusül edip, ihramım bağlar, erkek hacının yaptıklarını yapar, -ancak temiz oluncaya kadar Kâbeyi ziyaret edemez [3] Eğer Arafat'ta durduktan ve farz ziyareti yaptıktan sonra hayız kanını görürse, Mekke'den veda tavafını yapmadan ayrılır ve seder (veda) tavafını terkettiği için herhangi bir şey de lâzım gelmez.
Cinayetler Babı:
,
İhrâmlıya, koku sürdüğünde keffâret lazım gelir. Tam bir azasına veya daha fazlasına koku sürerse bir kan akıtması gerekli olur. Bir âzâan az bir yerine koku sürerse sadaka vermelidir. Bütün bir gün dikili elbise giyer veya başını örterse kendisine bir kanın akıtılrnası düşer. Eğer bundan az ise sadaka vermekle yetinir.
Başının dörtte birini veya daha fazlasını tıraş ederse, kendisine bir kan düşer. Eğer dörtte birden daha az ise sadaka vermesi lâzım gelir. Et Hanife'ye göre^ kan aldırma yerlerinin tıraş edilmesiyle kan Hazımdır. Ebû Yusuf ve Muhammed'e göre ise, sâdece sadaka düşer. (Bir meclisde) el ve ayaklarının tırnaklarını keserse, kendisine kan lâzım gelir. Yalnız bir el veya bir ayağının tırnağım keserse yine bir kan vacip olur. Beş tırnağından daha .az keserse, kendisine sadaka düşer. Ebü -Hanife ye Ebu - Yusuf'un (I?.A.) nezdinde, ayrı ayrı el ve ayaklardan kesilen beş tırnak için ancak sadaka vardır. İmam-ı Muhammed (R.A.) dedi ki. kan vardır.
Bir özürden dolayı koku sürer, tıraş olur veya elbise giyerse muhay* yerdir. Dilerse koyun keser, dilerse üç sâ yiyeceği altı miskine sadaka verir, dilerse üç gün oruç tutar.
Hanımını şehvetle öper veya ellerse, bir kan akıtmak mecburiyetindedir. Daha Arafat'ta vakfe etmezden evvel ön veya arkadan cimâî yapanın haccı bozulur, fasit olur...
Bu halde bir koyun keser, haccı fasit olmıyanlar gibi haccına devam eder, ve bilâhare bu haccını kaza etmek de kendisine düşer. Biz Hanefi-lere göre, hanırmyla birlikte haccını kaza etmeye geldiği zaman hanımından ayrılması lâzım değildir. (Zira cima'ın başlarına getirdiğini görmüşlerdir. Bir daha buna teşebbüs etmemeleri aşikardır.)
Arafat'tan sonra cima edenin haccı bozulmaz, ancak kendisine bir de«2iün kesilmesi lâzım olur. Eğer Mina'da tıraş olduktan sonra (ve ziyaretten evvel) cima yaparsa bir koyun kesmelidir.
Ömrede dört tur ziyaret yapmazdan evvel cima. eden bir kimse öm-resini bozar, sonuna kadar bu bozuk Ömreye devam eder ve bilâhare kaza yapıp, bir kurban kesmesi lâzımdır. Dört tur yaptıktan sonra ailesiyle cima ederse, bir kurban kesmesi lâzımdır ve ömresi bozulmaz.
Unutarak cima eden kasden cima yapan gibidir. Abdestsiz olaTak kudüm (varış) tavafını yapana sadaka düşer, cünüp olarak yaparsa, kendisine bir koyunu kurban etmek düşer. Farz ziyaretini abdestsiz olarak yapana bir koyun, cünüp olarak yapana bir deve lâzım gelir. Bu durumda Mekke'de iken tavafını tekrar yapması daha efdaldir ve o zaman kan lâzım gelmez. Seder (veda) ziyaretini abdestsiz olarak yapana sadaka, cünüp olarak yapana bir koyun lâzımdır.
Farz tavafın üç veya daha az turunu terkedene bir koyunu kesmek* lâzım gelir.
Eğer dört turunu terkederse, o ihramla dört tur yapıncaya kadar . ihramda kalır. Seder tavafından üç turu terkedene, sadaka düşer/. Bğer' seder tavafının tamamını veya dört turunu terkederse, kendisine bir koyun kesmek düşer. Safa ile Merve arasındaki sa'yi terkedenin haccı tamamdır, fakat bir koyunu kesmelidir.
Devlet reisinden evvel, Arafat'tan Müzdelife'ye inen bir kimseye kan düşer [4] Müzdelife'deki vakfeyi terkedene kan düşer. Bütün gün-'lerde cemrelere taş atmayı terkedene kan lâzım olduğu gibi sadece bir günün taşını terkedene de kan lâzım gelir.
Eğer (bir günde) yalnız bir cemrenin taşlanmasını terkederse, kendisine, sadaka lâzım olur. (Her taş için yanm
Eğer kurban bayramı gününde cemretülakabe (büyük şeytân) nin taşlanmasını terkederse, bir kurban lâzım olun
îmam Ebû - Hanife (R.A.) nezdinde, kurban günleri çıkıncaya kadar tıraşını tehir edene kurban düştüğü gibi, ziyaret (farz) tavafını tehir edene de kurban düşer.
İhramda olan, av öldürür veya öldürene gösterirse, caza lâzımdır. Ceza bakımından kasden av hayvanını, gösterenle unutarak gösteren, ilk vuranla ikinci vuran hepsi birdir. (Yâni hepsine ceza düşer) îmam-ı Ebû - Hanife ve imam-ı Ebû - Yusuf (R.A.) nezdinde ceza: av hayvanını öldürdüğü yerde veya en yakını olan yerde —eğer çölde ise— takdir edilir, takdir edenlerin, iki âdil insan olması lâzımdır. Takdirden sonra cinayet işleyen kıymet hakkında muhayyerdir, — bir hedyin alınacağı kadarsa, isterse bir hedyi alır ve keser, isterse onunla yiyecek alır, her yoksula yarım sâ buğday, bir sâ hurma veya arpa verir. Yada yarım sâ buğdayın ve bir sâ. arpa yerine birer gün oruç tutar. Eğer taamdan yarım sâ'dan daha az bir miktar kalırsa yine kişi muhayyerdir; İsterse sadakaya verir, isterse yer ve yerine tam bir gün oruç tutar.
İmam-ı Mühammed (R.A.) «avlanan hayvanların benzeri varsa benzerini kurban etmesi lâzımdır» dedi. O halde, Geyik ve Sırtlanda Koyun, Tavşanda Oğlak, Deve kuşunda Deve ve Yerbû (yaban faresi) da dört aylık bir oğlak lâzımdır.
Av hayvanını yaralayan veya tüylerini yolan veya bir azasını kesen kimse, o hayvanın tamamını değil ancak hayvanda noksan olan kıymeti tazmin eder. Eğer bir kuşun tüylerini yolmak veya ayaklarını kesmekle, cnu başkalarından koruma imkânından mahrum ederse, o zaman kişiye, o hayvanın tam kıymetini tazmin etmek düşer. Av hayvanının yumurtasını kıran kimseye, ancak yumurtanın kıymeti düşer. Eğer kırdığı yumurtadan ölü bir yavru çıkarsa, onun diri iken kıymeti ne ise, tazmin etmek lâzım gelir. ,
İhramda olan bir kimse için leş kargası, dulengeç kuşu, kurt, yılan, akrep ve farenin öldürülmesinde ceza yoktur. (Zira Buharî ve Müslim-de ihramımın dişleyici köpeği, fareyi, akrebi, yılanı ve leş kargasını öldürdüğü Resulullahın hanımlarından biri rivayet etmiştir.) Sivrisinek, pire ve kenelerin öldürülmesiyle, hiç bir şey lâzım gelmez. Bir biti öldüren ise dilediği sadakayı verebilir.
Bir çekirgeyi öldüren dilediğini sadaka verir. Bir hurma bir çekirgeden daha hayırlıdır.
Eti yenilmeyen avlan -yırtıcı hayvan gibi- öldürene ceza düşer. Fakat o, cezanın kıymeti bir koyunu geçmemelidir. Eğer yırtıcı hayvan ihramda olan zata hücum ettiği için onu vurup öldürürse, kendisine hiç bir ceza lâzım gelmez. îhrâmlı, av etini yemeye mecbur olduğu için avlansa, bile yine kendisine ceza lâzım gelir. (Ancak işlediği zaruretten oturü haramlıktan çıkar.) , .
İhramımın, koyun, sığır, deve, tavuk ve keskere (Bagdada yakın bir yerdir) kazını kesmesinde hiç bir beis yoktur. Ayaklarında tüy olan bir güvercini veya evcil bir geyiği öldürürse, kendisine ceza düşer. Ih-ramda bulunan zat, bir av hayvanını keserse, (haramı işlediğinden) kestiği murdardır, yenilmesi helâl değildir. îhrâmlı zat, ihramda olmıyan avcıya avı göstermemiş ve avlamasını emretmemişse, onun avlayıp kestiği etten yiyebilir-
Helâl (ihrâmsız) bir insan, haremin hudutları içinde avlanır, In-râmda olan zat da ondan yerse, kendisine ceza düşer. Haremin bitkilerini veya bir kimsenin malı ve insanların bitirdiklerinden olmıyan bir ağacını keserse, sadece kıymetini vermek kendisine düşer. Haccı ifrade ihram bağlayan için bir kanı icap eden suçları işlemekte, kırana ihram bağlayan için iki kan vacip ol«r, biri haca, diğeri ömresi içindir. Ancak nılkâtı ihrâmsız olarak geçerse sonra hac ve ömreye birden ihram bağlar (bu ihrâmsız geçişi için) kendisine tek bir kan düşer. İki ihramlı beraberce bir av hayvanını öldürürlerse her ikisine de tam ceza düşer.
İki ihramsız birlikte harem hayvanlarından birisini avlarsalar, ikisine bir ceza düşer. İhrâmlı kişi, bir avı satar veya satın alırsa, o alış veriş bâtıldır.
. , .
İhsar Babı [5]
îhrâma girmiş kişi, düşman veya kendisini ibâdete devam etmekten alıkoyan bir hastalıkla hac vazifelerinden geri kalırsa, ihramdan çıkmak-kendisine caiz olur. O zata; «haremde kesilsin diye bir koyun gönder o koyunu götürene, muayyen bir gün söyle ki, o gönde kessin sonra sende o gün ihramdan çık» denir. Eğer haccı kırana ihram bağlamış ise, iki kam (kurbanlık) gönderir. İhsar için kesilen kan, anca]? haremde kesilmesi caizdir.
İmam-ı Ebû - Hanife'ye (R.A.) göre, ihsar için gönderdiği kurbanın kurban gününden evvel kesilmesi caizdir.
Ebû - Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki, hacdan men edilene, kurban kesmek, ancak kurban gününde caizdir. emreden men edilen,istediği zaman kesebilir.
Hacdan men edilen, tehallül ederse, (ihramım çıkarırsa) kendisine bir hacla bir ömre lazım gelir, ömreden men edilene ise, ancak o ömresini kaza etmek düşer. Haccı kırana ihram bağlayan, hacdan men edilir. se kendisine bir hacla iki ömre düşer.
Hacdan men edilen kişi, hedyi (kurban) göndererek ve götürenlerle muayyen bir günde kesilmesini konuştuktan sonra manı ortadan' kalkar, yol açılırsa, duruma bakılır. Eğer hedyi ve hacca yetişmeye imkan varsa tehallülü (ihramdan çıkmak) caiz değildir. Devam etme»ılw m-dır e&er hedyi'ye yetişir, fakat hacca yetişemezse bu durumda tehallül eder, eğer hacca yetişmeye imkânı olup hedyi'ye yetişmeye imkân yoksa, kendisine istihsanen tehallül caiz olur.
Mekke-i Mükerreme'de muhasaraya alınan kışı, Arafat'ta vakfe w Kabe'yi ziyaretten men edilirse muhser sayılır (hedyim keser tehad) eder) eğer vakfe veya ziyaretten birisine gücü yetiyorsa, muhser sayılmaz (hedyin kesilmesiyle tehallül 4« edemez.)
Haccın Fevti Bahsi:
Hacca, ihram bağlayan kişi, kurban günü fecire kadar Arafat'a gelip vakfe etmezse haccı fevt olur. Ancak ziyaret etmek, sa yi yapmak, ihramdan çıkmak ve gelecek sene de haccmı kaza etmek kendisine düşer,
fevt olmaz. Zira -*eş gün hariç bütün senede ömre caizdir. Ancak o beş günde yapılması mekruhtur. O günler, are-
Kâbeyi ziyaret etmek ve Safa-Merve arasında sa'yi yapmaktan ibarettir.
Hedy (Kurban) Bahsi:
Kâbe-i Muazsamaya gönderilen hedynin en azı tor »d". Hedy üç neviden olur: Deve, sığır ve koyun. Bunların Semyelen [6]ve daha İMarı kâfi gelir. Kulağının tamamı veya çoğu kesüen, kuyruğu kesı-feneü ayağı kesilen, bir gözü kör olan, zayıf olan ve mezbahaya glde-cek kudrette olffiayan topal hayvanın hedy olunması câız degildir.
Koyun her cinayette caiz olur...
beş, ve' camusun seniyesi iki, koyun ve Keçinin seniyesi bir yaşım idrâk edendir.
__Ancak iki yerde olamaz,
1 -Ziyaret (Farz) tavaf mı. cünüp yapana
2 -Araf atta vakfe yaptıktan sonra (Minada tıraştan evvel) Cima, yapana koyunun kesilmesi caiz olmaz. Çünkü buralarda ancak devenin kesilme* si caizdir.
Bir deve ve sığır yedi kişiye kâfi gelir. Eğer yedisi de kurban için kesiyorsa.. Eğer o yedi kişiden birisi kurban değil de evine et almak için kesiyorsa, bu kurban diğer şeriklere de kâfi gelmez.
Sünnet temettü, muta ve kıran haccın hedyilerden (kurbanlıklarından) yemek caizdir. Diğer hedylerden caiz değildir.
Sünnet, temettü ve kıran- hedylerinin kesilmesi ancak kurban gününde caizdir. Diğer hedylerin kesilmesi ise her zaman caiz olur. Hedy-, lerin kesilmesi ancak haremi Mekke'de caiz olur.
Hedy etinin, harem fakirlerine ve diğer fakirlere verilmesi caizdir. ' Hedyleri Arafata çıkarmak caiz değildir. Kurban develerinde nahir [7] sığırlar ve koyunlarda zebh daha fedaidir. Eğer kesmeyi iyice biliyorsa, kurbanını kesmesi evlâdır. Kurban olan hayvanın çullan ve yuları sadakaya verilecektir. Kasabın ücretini kurbandan vermemelidir. Deveyi kurban kesmek için getiren, eğer binmeye mecbur kalırsa, binecektir. Eğer binmeye ihtiyacı yoksa binmemelidir. Eğer kurban hayvanının sütü varsa sağılmaz, aksine çekilmesi için memelerine soğuk su serpilir.
Mütetavviin getirdiği hedy yolda Ölürse ikinci bir hedy almaya lüzum yoktur. Vacip için getirilen hedy ise onun yerine başkasını alması lâzımdır.
Eğer hedye, kurban olmasını men edecek büyük bir kusur isabet ederse, yine yerine başkasını koymalı ve kusurlu olanında da istediği gibi tasarruf etmelidir..
Eğer sünneti hedyi devesi helak olmaya yüz tutarsa keser, boynuna taktığı pabucu kanıyla boyar ve o kanlı pabucu onun hörgücünün bir tarafına vurur, ne kurban sahibi ve ne de zenginlerden başka birisi .' onun etini yemezler. Eğer bu deve vacip hedyilerden ise yerine başkasını koyar ve onda da istediği şekilde tasarruf eder.
Tetavvu, temettü ve kıran hedylerinin boyunlarına bir şeyler takılır, taklid (boyunlarına gerdanlık takma) edilir. Fakat ihsar ve cinayet kanlarında taklid" yapmak yoktur. (Zira onların gizlenmesi daha uyr gundur. Çünkü cinayetten dolayıdırlar)
' ,
(Muamelât)
Aliş Verişler Bahsi:
Bey, {alış veriş) mâzî (geçmiş) lâfzı olan icap (sattım) ve kabul (satın aldım) ile münâkit (kesinleşir) olur. Alış veriş yapanlardan birisi bey'i vacip kılarsa (yâni tarafından caymayı kaldırırsa) diğeri muhayyer (serbest) dir; isterse o mecliste kabul, isterse aynı mecliste reddeder.
Kabul (satın aldım) den evvel hangisi meclisten kalkarsa icap (sattım) bozulur. İcap ve1 kabul tamamlandıktan sonra alış veriş kesinleşir, satıcı ve alıcıdan hiç birisi kusur veya görmemezlik olmazsa cayamaz.
'Alışverişi caiz olmak bakımından işaretle gösterilen nesnelerin miktarının bilinmesine ihtiyaç yoktur. Mutlak semen (paha) ancak miktar ve sıfatları (yâni nasıllıklan) belli ise bey'i caiz olur.
Peşin ve veresiye alış veriş caizdir. Veresiye ile caiz olunması, ' müddetin malûm olunmasına bağlıdır, eğer müddet muayyen olursa caizdir. Bey'ide semen mutlak olarak zikredihrse,beldenin (memleketin) galip olan semeni kabul olunur. Eğer paralar muhtelif iseler ve birisini tâyin etmezse Bey' fasit olur.
Yemek ve tanelerin (hububatın) ölçekle ve tahminen genişliği bi-inmeyen bir kap ve ağırlığı belli olmayan bir taşla satılmaları caizdir
Bir yığın taamın, her bir ölçeğini bir dirheme satan kişinin bey'i imam-ı Ebû Hanefi (R.A.) ye göre, ancak tek bir ölçekte caiz olur, diğerlerinde fasittir, meğer ki ölçeklerinin adedini söylerse... Bir sûru koyunu, her birisini bir dirhemden satarsa, hepsinde bey'i fasittir. Böylece, bir elbiseyi beher metresi bir dirheme satarsa (fakat) ne ka dar metre olduğunu söylemezse bey'i caiz değildir. Bir yığını, yüz ölçektir diye beher ölçeği bir dirheme mukabil yü2 dirhemle satın alırsa yığını az gördüğünde alıcı muhayyerdir, isterse mevcut olan kısmın her ölçeğini bir dirheme kabullenir, isterse bey'i, kökünden iptal eder. Eğer yığını daha fazla bulursa, fazlası satanın malı olarak kalır
Bir elbiseyi on metredir diye, on dirhemle veya bir araziyi yüz metredir diye yüz dirheme satın alan kişi bunların daha az olduğunu görünce,.,..muhayyerdir, isterse bütününü kabullenir, dilerse terkeder. Eğer söylenen metrelerden daha fazla çıkarsa müşterinin malıdır, satana caymak hakkı yoktur.
Eğer «yüz metre olarak, beher metresi bir dirhemden yüz dirhemle sana sattım» dese ve müşteri de bilâhare onu eksik bulursa o zaman muheyyerdir, isterse semenden mevcut olanın payına düşen miktarla kabul eder, dilerse terkeder. Fazla görürse müşteri serbesttir; dilerse hepsini beher metresi bir dirhemden alır, dilerse alış verişi fesheder. Bir evi satın alırken o evin temeli de satışa dahil olur, her ne kadar satışta temelden bahsedilmezse bile...
Bir araziyi satarken o arazide bulunan hurma ve diğer ağaçlar dahil olur, her ne kadar onlardan bahsedilmemiş ise dahi... Satılan araziye, o arazide bulunan ziraat mahsulü ancak isimlendirilirse dahil olabilir.
Hurma veya başka bir meyveli ağacı salarsa, meyve satışa dahil değil satanın malıdır. Ancak alıcı meyvelerin de kendisinin olacağını şart ederse olur. Meyveler satıcının ise, satıcıyı "meyvelerini kes ağaçları aiana teslim et» denir.
Daha olmamış veya olmuş bir meyveyi satarsa, alıcıya derhal kesmesi (toplaması) düşer. Eğer alıcı, oluncaya kadar ağaçta durmasını şart kılmışsa satış bozulur (ağaçta olan) meyveleri satıp, ancak birkaç batmanını ayırırsa caiz değildir. Buğday sünbülünde (başa-~^m~da)~"bakla kabuğunda olduğu halde satılmaları caizdir.
. Evin satıldığında, kilitlerin anahtarları satın alana ait olur. Satılan malın ölçmek ve sarraflık ücreti satana aittir. (Hazır bir) şeyi satarsa, evvelâ alana «sen paia\ı ver» denilecektir. Müşteri parayı verdiği zaman, satana «Teslim et» denilecek-. Eşyayı, eşya veya parayı para ile satanlara «Birbirinize beraberce teslim ediniz» denilecektir.
Muhayyerliği (Caymayı) Şart Kılma Bahsi:
"Satışda muhayyerliğin şart kılınması satıcı ve, alıcı için. caizdir. Her ikisi için üç-gün ve daha az zaman muhayyerlik şart edilmesi câ-' izdir. (Yâni ben üç güne kadar cayarsam malımı geri alırım veya geri veririm gibi) Ebû Hanife (R.A.) ye göre üç günden fazla muhayyerlik caiz değildir.
Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) elediler ki; belli bir müddet söylendiği zaman caizdir. (Meselâ on gün gibi).
; Satıcının muhayyerliği, satılan malın onun mülkünden çıkmasına mâni olur, o halde eğer o malı müşteri götürürse ve müşterinin elinde helak olursa müşteri ancak onun kıymetiyle mes'ul olur. *(Onun kararlaşmış fiyatiyle değildir). Müşterinin muhayyerlik şartım
ileri sürmesi, satılan malın satanın mülkünden çıkmasına mâni olamaz. İmam-ı Ebû Hanife'ye göre, o mal, müşterinin mülkü de değildir. İki imama göre, müşteri, o malı mülk edinir, eğer müşterinin elinde helak olursa, aralarında kararlaştırılmış semeni (fiyatı) verecektir.
Eğer o mal kusurlu olursa hüküm yine böyledir.
Taraflardan kim, caymayı şart kılarsa müddetinde cayabildiği gibi satışı da kesinleştirebilir. Arkadaşı olmadığı bir yerde satışı kesinlikle kabullendiğini, söylerse, caizdir. Bozmaksa ancak diğerinin bulunduğu bir yerde bozabilir.
Kendisine caymak hakkı olan zatın, ölümiyle hakkı iptal olunur, varislerine intikal etmez.
Fırıncıdır veya yazardır diye, satın aldığı köle, aksine çıkarsa, müşteri muhayyerdir, dilerse, onu bütün fiyatla kabul eder, dilerse terkeder (yûm fiyat eksiltip almak yoktur.)
Görmek Suretiyle Cayma Bahsi:
Görmediği bir şeyi satın almak câizdii*, fakat gördüğü zaman cayabilir; isterse kabullenir, dilerse reddeder. Kişi, görmediği malını satarsa, bilâhare gördüğü zaman cayamâz. yığının yüzüne, durulmuş elbisenin görünür tarafına, cariyenin yüzüne veya hayvanın yüz ve sağrılarına (kalçalarına) bakarak satın alırsa, bîr daha kendisine pişmanlık (caymak) yoktur. '
Satın aldığı evin odalarını görmeyip ancak sofa (salon) sini görüp alırsa caymak yoktur. Körün, alış verişi caizdir. Satın aldığı za-, man (aldannuş ise) cayabilir. Eğer ellenmekle bilinir cinstense satılan mal, kör de onu elleyerek alırsa veya koklanmakla bilinen bir ma lı, koklamakla alırsa vey.a tatmakla bilinen malı tadarak alırsa caya maz. Arazide, kendisine vasıfları söylenmedikçe caymak hakkı düşmez.
Başkasının mülkünü satarsa, mülk sahibi muhayyerdir, dilerse satışı caiz kılar, dilerse fesheder. Bu şekil satışın caiz kılınması ancak..satılan malın varlığına ve satış yapan iki tarafın caymamalarına bağlıdır.
Satın aldığı iki elbiseden birisini görüp diğerini görmediği halde almışsa, sonra diğerini gördüğünde her ikisini de çevirebilir. Görüşten dolayı caymak hakkı olan kimse, görmezden evvel ölürse cayma hakkı düşer.
Bir şeyi görüp, aradan bir müddet geçtikten sonra onu satın alırsa, eğer gördüğü keyfiyet üzere ise caymak hakkı yoktur, şayet bozulmuş olduğunu görürse cayabilir.
Kusurdan Dolayı Cayma Babı:
-Alıcı, satın aldığı malda, bir kusur görürse muhayyerdir, dilerse konuşulmuş olan bütün fiyatla kabul eder, dilerse geri verir. O malı kabul etmek ve kusur için de, paranın bir kısmını geri almak yoktur!.
Tüccarların nazarında fiyatın düşüklüğünü icap ettiren her şey, kusur sayılır.
Baliğ olmazdan evvel, hırsızlık yapmak, yatağa işemek ve efendinden kaçmak, küçük köle için kusur sayılır. (Müşterinin yanında) baliğ olunca bu kusurları birkaç defa, yapmadıkça kusur sayılmaz.
Câriye hakkında, ağız ve koltuk kokusu kusur sayılır, köle hakkında ise, kusur sayılmaz. Ancak hastalıktan mütevellit ise, sayılır.
Zinacı olmak, zinacının velâdı olmak, câriye hakkında kusur sayılır, köle hakkında ise kusur değildir.
Müşterinin yanında, satın aldığı malda bir kusurun peydah olması sayesinde Bayiin (satıcının), yanındaki eski bir kusura muttali oldu ise, yeni kusurun eksikliğini ödemekle o, malı, eski sahibine, —yeni kusuru ile beraber kabul eder ve razı olursa —verir. (Eğer satıcı geri almazsa, eski kusurun eksikliğini alıcıya geri verecektir.)
Müşteri, aldığı kumaşı elbise olarak kesmiş ve dikmiş veya boyaya atmış veya satın aldığı kavutu (kavuzu) yağla karıştırmış, bunları yaptıktan sonra eski bir kusurun varlığına vâkıf olmuş ise, ancak o kusur sebebiyle vücuda gelen eksikliğin karşılığını geri alır, o, malın geri alınması ise, satıcıya düşmez.
Bir köleyi satın aldıktan sonra, âzât ettiği veya öldüğü zaman kusurlu olduğuna vâkıf oldu ise, ancak kusurdan dolayı noksanlığı geri alır. Müşteri, satın aldığı köleyi Öldürürse veya satın aldığı malı yerse, sonra kusurlu olduğuna vâkıf olursa, Ebû Hanife (R.A.) ye göre, hiç bir şey geri alamaz. Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) e göre alır.
Köleyi satarsa, alıcı da başka birisine satarsa ve ikinci satıcıya kusurundan dolayı geri verilirse, eğer ikinci satıcı, o, köKyi hâkimin hükmüyle kabullenmiş ise, birinci satıcıya geri yerebilir.
Eğer ikincfsatıcı hâkimin hükmü olmaksızın geri almışsa birinci satıcıya geri veremez.
' Bir köleyi bütün kusurlarım (yâni o kölede ne kusur olursa olsun geri çevirmemek) kabul etmek şart.iyle satın alırsa, hiç bir kusurdan dolayı geri veremez. Velev ki kusurları teker teker isimlendirip söylemezse...
Fâsîd (Bozuk) Alış Veriş Bahsi:
Satılan veya fiyat olarak verilen eşyanın birisi veya her ikisi haram olursa alışveriş bozuktur. Murdar olmuş et, kan, şarap veya do- -muzla yapılan alış veriş gibi...
Yine alışveriş bozuktur, eğer satılan köle değil de hür bir insansa Ümmül veled, (efendisinden bir çocuk doğurmuş cariye) müdeb-ber (efendisi kendisine «ölümümden sonra hürsün» diyen köle) ve mükâtep (efcndisiyle bir miktar mal üzerinde hür ve âzât olması bakımında anlaşan köle) nin satışları bâtıldır. .
Sudaki balığın, havadaki kuşun satılması caiz değildir.
Cariyenin ve hayvanın karnındaki yavruyu, memeden sağılmamış sütü, koyunun kırkılmamış yününü, elbiseden bir metreyi, tavandan bir ağacı torun denize bir defa yayılmasîyle çıkan balıklan ve «Bey'il Muzabene» denilen hurma ağacının daha kesilmemiş meyvelerini tahmin ederek kuru hurma ile satması caiz değildir. Taş atmak [8] veya ellemek suretiyle satış caiz değildir. İki elbiseden birisini lâaleUayin satmak caiz değildir.
Kölesini, "müşteri âzât etsin veya müâebber veya mükâtep kılsın
veya cariyesini müşteri Ümmü! veled yapsın» diye satarsa satış fasittir. Eğer kölesini bir ay çalıştırmak, evinde bir miktar oturtmak müşteri kendisine başka borç para.veya bir hediye vermek şarkiyle satar-. sa bütün hu suretlerde satış yine fasittir.
Kim ki. bir şeyini, ay başına kadar teslim etmemek şartiyle satarsa bu satış fasittir. Hâmile cariyeyi, hamli dâhil olmamak suretiyle satarsa satış fasittir.
Elbiseyi kesmek, iç gömlek veya aba olaıaK dikmek şartiyle satın alırsa veya kendisine ayakkabı yapmak veya bağ takmak şartiyle deriyi alırsa satış (bu iki surette de) fasittir.
Nevruz, (baharın ilk günü) Mehrican, (güzün ilk günü) hırıs-tiyan orucu, ve Yahudi bayramı müddet göstererek borçla yapılan alış veriş satıcı ile alıcı bu zamanlan bilmezlerse fasittir. Hacıların geleceğine, bağ bozumuna, harman ve ekin biçimine kadar borçla satış caiz değildir. (Çünkü meçhuldür).
Eğer iki taraf, daha halk biçmeye ve harmana başlamazdan ve hacılar gelmezden evvel müddetinin kaldırılmasına razı olurlarsa, alış veriş caiz olur. Fasit alış verişte, müşteri satıcının emri ile malı teslim alırsa ve muameledeki verilen ve alınan ivez mal ise, teslim aldığı mal, kıymetiyle onun malı olur. Fakat her iki taraf ta bu şekil alış verişi bozabilirler. O, halde eğer müşteri bu malı satarsa satışı caiz olur.
Hür insanı, köle ile birlikte veya kesümî.ş koyun (etiy) le murdar olunmuş koyunu bir arada satarsa her ikisinin hakkında da satış bâtıl olur. Eğer (tanı) köle ile müdenber köleyi veya kölesiyle diğer bir kimsenin kölesini birlikte satarsa, ancak semenden kölesinin hisse-siyleâkid caiz olur.
Resûl-i Ekrem (A.S.) «Neeeş (başkasını teşvik etmek için fiyatı arttırmak) den, anlaşmışların anlaşmasını bozmaktan, cele.blerin önüne giderek daha şehre varmazdan evvel satın almaktan, (eğer şehirliler bununla mütezamr olurlarsa, aksi takdirde zarar yoktur) şehirli olan bir kimsenin göçebenin malını satmasından, (veya ibarenin mânası: Şehirlilerin ihtiyacı olduğu halde onlara satmaz da, daha pahalı satmak için göçebelere satmaktan) ve Cuma ezanı okunduğu zaman alış veriş yapmaktan sakındırmıştir> Ancak bütün bunlar mekruhtur, bunlarla alışveriş bozulmaz.
Yekdiğerinin yakını olan iki küçük köleyi elde eden, onları ayırt edemez. Birisi büyükse de yine ayırdetmek yoktur. Eğer ayırtederse tahrimen mekruh olur. Fakat alışveriş caizdir. Eğer ikisi de büyük ise ayırdetmelerinde her hangi bir beis yoktur.
İkâle (Satışı Kaldırmak) Babı:
'
îlk' fiyatın misliyle, alışverişte ikâle caiz olur. Eğer ilk fiyattan daha az veya daha fazlasının şartiyle ikâle yaparsa şart bâtıldır, ancak ilk fiyatın misli verilir. Eoü Hanife (R.A.j ye göre, alıcı ile satıcı hakkında ikâle fesh (bozuk) sayılır. Diğerleri hakkında yepyeni bir satış sayılır. Semenin yok olması ikâlenin sahih olmasına mâni teşkil etmez. Satılan malın helaki ise ikâleyi 'men eder. Satılan malın bir kısmı helak olursa geri kalan diğer kısmında yine ikâle caizdir.
Mürabehe (Kâr İle Devir Etmek) Ve Tevliye (Kârsız, Ve Aldığı Gibi Devretme) Bahsi:
Mürabehe: İlk âkidle elde ettiği malı, ana paraya kâr ekleyerek başkasına devretmektir.
Tevliye: Elde ettiğini, kârsız olarak birinci âkid ve sermaye ile başkasına devretmektir..
Mürabehe ve tevliye ancak misli (benzeri) olan sermaye ile alınmışsa doğru olabilir.
Öz sermayeye, bez ağırdıcmın, [9]boyacının, nakış yapıcının, elbisenin etrafını ipek veya pamukla örenin ücretini, masraflarını ve hamal ücretini eküyerek, onlân da sermayeden saymak caiz olur. Ancak devrettiği zaman bana şu kadara mal olmuştur diyecek, ben şu kadarla satın aldım demiyecektir. Eser ikinci müşteri, mürabehe meselesinde hiyanet yapıldığına muttali olursa, Ebû Hanife (R.A.) ye göre, muhayyerdir, dilerse, denilen sermaye ile kabul eder, dilerse sreri çevirir.
Eğer tevliye meselesinde hıyaneti görürse sermayeden fazlasını düşürür. Ebû Yusuf (R.A.) dedi ki; her iki şekilde de düşürür. İmamı-Muhammed (R.A.) «ikisinde de düşüremeze dedi.
Menkul bir şeyi, satın alan, nakletmedikçe başkasına satamaz, Ebû Hanife ve Ebû Yusuf (R.A.) a göre. daha teslim almazdan evvel gayri menkul akarı (araziyi) satabilir. İmamı Muhammed «Arazinin de teslim alınmazdan evvel satılması caiz değildir» dedi.
Bir kimse ölçekle satılanı, ölçekle, tartıyla satılanı, tartıyle satın alıp teslimlenirse, sonra ölçekle veya tartıyîe başkasına satarsa, ikinci müşteriye bu malı tekrar ölçmeden ve tartmadan, ne yemesi ne de başkasına satması caiz olamaz.
Sermayede, daha vermezden evvel (sermayedarın) tasarruf etmesi caizdir.
Alıcının, sövlenen fiyattan daha fazlasını satıcıya vermesi caizdir. Satıcının, alıcıya satılan maldan daha fazlasını vermesi caiz olduğu [10] gibi. Sermayeden eksiltmek caiz olur. İstihkak (başkasının malı olmak) hepsine (yâni asi iie eksilenin tamamına) teallûk eder [11]
Bir kimse hazır para ile satış yaparsa bilâhare malını bir müddete kadar borca verirse, alış veriş borca tahvil edilir. Zamanı gelmiş. alacağın sahibi, bir. müddet mühlet verdiği zaman o müddete tehir edilir. Ancak elden verdiği net paranın tehiri caiz değildir. Zamanı geldiğinde derhal verilmesi lâzımdır.
Riba (Faiz) Bahsi:
Her ölçülen ve tartüanda (velev kî yenHmese dahi) cinsiyle fazla olarak satılırsa, riba (fazlalık) haramdır.
Ribanın illeti: [12] cinsiyle beraber (satıldığı zaman) ölçek ve tartıdır.
(Cevhere)
Eğer ölçek veya tartıyle satılan mallar, cinsleriyle eşit olarak satılırsa caiz olur. Eğer fazlasiyle satılırsa caiz değildir. Ribâlı nesnelerden iyiyi kötü ile satmak ancak eşit olduğu halde caizdir (yâni birisi iyidir diye kötünün fazlasiyle satılması caiz olamaz). Eğer iki vq.sıf yok olursa yâni; ayni cinsten olmak, ölçek veya tartıyle satmak vasıfları yok olunca birbiriyle fazla ve te'hirü satılması helâl olur. îki vasıf bulunduğu zaman fazlasiyle ve te'hirü (yâni biri hazır diğeri değil) satış haram olur. Eğer vasıflardan birisi bulunur diğeri bulunmazsa fazlasiyle satış helâl, te'hirli satış ise haram olur.
O, şey ki, Resûl-i Zişan (S.A.V.) onun, ölçek yönünden cinsiyle fazla satılmasını haram kılmıştır, halk, şu zaman ölçekle satılmasını terkederlerse dahi, o ebediyete kadar ölçülen şey kabul edilir. Tuz, hurma, arpa ve buğday gibi... O, şey ki Resulullah (S.A.V.) tartı yönünden cinsiyle fazla olarak satılmasını kesinlikle haram kılmıştır o şey daima tartılrmşlardan itibar olunur. Altın ve gümüş gibi... Re-sulullah (S.A.V.) in kesinlikle belirtmediği şey ise, halkın âdetine hamlolunur. (Eğer halk onu ölçekle satarsa ölçülenlerden, eğer tartıyle satarsa tartılandan sayılır.)
Semenlerin cinsi üzerine vâki olan sarf akdinde, (yâni sarraflıkta) iki ivezin (paranın) da ayni mecliste alınmasına itibar olunur, (yâni lâzımdır).
Semenler üzerine vâki olmıyan faizli şeylerdeki sarraflık akdinde ancak tayin edilen itibar olunur, ayni mecliste teslim almak itibar olunmaz. Yâni şart değildir.
Buğdayın, unla veya kavutla (kavuzla) satılması caiz değildir.
Ebû Hanife ve Ebû Yusuf (R.A.) nezdinde kesilmiş etle canlı hayvanı satın almak caizdir.
İmamı Muhammed «ancak kesilmiş et, canlı hayvanın etinden daha fazla ise caizdir» dedi.
Olmuş yaş hurmayı, kuru hurma, yaş üzümü, kuru üzümle eşit olarak satmak (değiştirmek) caiz olur. Zeytinleri, zeytinyağıyle, susamları susam yağıyle değiştirmek, ancak net yağın, zeytin ve susamda bulunan yağdan daha fazla olunması bilinirse'caiz olur. Ta ki, yağ misliyle değiştirilmiş ve fazlası da net yağın çıkartılmasının karşılığı olsun.
Ayrı hayvanların etlerini fazla olarak yekdiğeriyle değiştirilmesi caiz olur. Böylece sığır ve koyunun sütlerini, hurmadan yapılmış sirkeyi, üzümden yapılmış sirke ile değiştirmek caiz olur. Pişirilmiş ekmeğin buğday ve unla fazla olarak değiştirilmesi caiz olur...
Köle ile efendisi arasında, müslüman ile darı- harbde olan harp edici kâfir [13] arasında ribâ yoktur, (yânı bîr ölçek buğday verip on ol?ck buğday alabilir.)
Selem [14] Bâhsi:
Ölçülen tartılan, büyüklük bakımından aralarında pek fark olmayan ve tane ile satılan —ceviz ve yumurta gibi- ve metre ile satılan nesnelerde de selem (selef), caizdir. Sayı ile hayvanlarda, azalarında ve derilerde, yük ile odunlarda ve bag ile yoncada selem caiz değildir.
Kendisi için selem parası verilen nesne, selem edilen çağdan tes-Um zamanına kadar dayananlardan olmadıkça selem caiz olamaz. Selem ancak gelecek zamanı bağlanırsa sahih olabilir. Ancak muayyen bir- zamana kadar olursa caiz olur.
Belli bir kişinin ölçeği ve metresiyle, belli bir köyün taamından ve belli bir ağacın hurmasından selem cMz olamaz. İmamı Ebu Hanıfe (R \) nezdinde selem âkid yapılırken ancak söylenen yedi şartla sahih olabilir:
1 -Malûm cinS;
2 -Belli nev'i,
3 - Belli sıfat (iyisi, ortası siM)
4 - Malûm miktar,
5 -Malûm bir müddet
6 -Sermaye miktarının bilinmesinle âkîd ilgili ise, (ölçülen, tartüan ve sayılanlar gibi) bilinmesi
7-Eğer malın teslimi için ücret lazımsa malın teslim edileceği yerin isîmiendirilmesidir. Ebû Yusuf ve Muhammed (R. A ) dediler ki; sermaye muayyense teslim edilecek yerin isimiendırıl-mesine ihtiyaç yoktur. Ancak akdin olduğu yerde teslim eder. Selem parasını alan şahıs, parayı almazdan evvel aynhrsa selem sahih olmaz. Ne sermayede ve ne de selem edilmiş malda alınmazdan evvel tasarruf etmek caiz olamaz. Selef edilmiş malda, başkasını ortak yapmak veva devretmek caiz değildir. Elbiselerde uzunluğu, genişliği ince veya kalınlığı söylendiği zaman selem (selef) caiz olur. Mücevher ve boncuklarda selem caiz değildir. Muayyen bîr kalıp şart ettıgı zaman kerpiç ve kiremitlerde yapılan selemde beis yoktur.
Sıfatı mazbut ve miktarı bilinen her şeyde selem caiz olur.
Sıfatı mazbut olmayan ve miktarı bilinmeyen nesnelerde selef caiz değildir. Köpek, pars ve diğer yırtıcı hayvanların satışı caizdir. İçki ve domuzun satışı caiz değildir. İpek böceğinin ancak ipeğiyle beraber, arının ancak kovaniyle beraber satışları caiz olur.
Zımmiler, alış verişlerinde müsîümanlar gibidirler. Ancak içki ve domuzda ayrılırlar. Zira onların içki satışı Müslümanların şıra satışı,, domuzu satmaları ise, nıüslüma.nm koyun satması gibidir.
Sarf (Sarraflık) Bahsi:
Sarf: İki tarafın para olduğu bir alış veriştir. O halde eğer gümüşü gümüşle veya altını aîtmîa satarsa ancak tartı bakımından eşit olurlarsa caiz olur. Velev ki ayarı ve el emeği bakımından farklı iseler de.
Daha ayrılmazdan evvel iki paranın ayni mecliste verip alınması lâzımdır. Eğer altını gümüşle satarsa, fazla vermek caiz olur, fakat derhal ve aynı mecliste iki paranın verip alınması lâzım gelir. Eğer sarf muamelesinde daha iki para veya birisi alınmazdan evvel aynlır-salar âkid bozulur.
Sarraflık parasını almazdan evvel sarfetmesi caiz olamaz. Tahmini olarak altını gümüşle satmak caiz olur. Donatılmış Ve süsü elli dirheme müsavLolan bir kılıcı yüz dirhemle alan kişi, fiyatın elli dirhemini peşin verirse alışveriş caiz olur. Her ne kadar beyan etmezse bile o verilen para, kılıçta bulunan gümüşün karşılığıdır. Eğer «al bu elli dirhemi ikisinin parası yerinde» desa yine o para gümüşün karşılığı olur.
O, meclisten ayrılınca, bir şeyler verip almazsalar, hem hülye (süs) ve hem de kılıç hakkında muamele, hülyenin kılıçtan ayrılması kılıca zarar getirirse bozulur. Şayet zarar getirmeksizin ayrılırsa kılıç hakkında âkit caiz, ancak hülye hakkında ise batı] olur.
Gümüşten yapılmış bir kabı, (gümüş veya allınla) satın alıp paranın bir kısmını aldığı bir kısmını p ladığı halde ayrılırsa alınmamış miktar hakkında âkid bozulur, an-e&'k alınmışın hakkı sahih olur ve kab aralarında müşterek (ortak) olur. Eğer satıştan sonra kabın bir kısmının başkasının malı olduğu tebeyyün ederse, alıcı serbesttir; dilerse geri kalan kısmı pahasiyle kabullenil, dilerse geri çevirir.
Eğer külçeden bir parça satın aldıktan sonra, bir kısmının başkasının malı olduğu anlaşılırsa geri kalanı, hissesiyle alır ve cayamaz.
İki dirhem ile bir altını, iki altın ile bir dirheme değiştirirse, alış verişi caiz olur. Cinslerin her birisi diğer cinsin karşılığı olur. Kim ki on bir dirhemi, on dirhem ile bir altına satarsa alışveriş caiz olur; on dirhem benzerlerinin karşılığıdır, bir altın ise bir dirhemin karşılığı olur.
İki saf, bir karışık dirhemin, iki karışık bir saf dirhemle değiştirilmesi ,.câiz olur. Dirhemlerde çoğu gümüş ise gümüş sayılırlar, dinarlarda çoğu altın ise altın sayılırlar, saf gümüş ve altınlarda itibar olunan fazlasiyle satılmanın haramlığı, bu çoğu gümüş ve altın olanlarda da itibar olunur.
Eğer fazlaları katışık madde ise, dirhem ve dinarlar (altınlar) hükmünde değildir, O halde katıştıkları, çinsl.atiyle fazla olarak satı--lırlarsa caiz olur. Katışık para ile, bir malı satın alırsa sonra o para geçmez olursa ve halk onunla muameleyi terkederse imam-ı Azama göre bu alışveriş bozulur. Ebû Yusuf (R.A.) «alışveriş için günü kıymeti ne ise onu vermelidir» dedi. îmam-ı Muhammed (R.A.): «En son olarak halk onu kaça bozarsa onu vermelidir» buyurdu. Belirtmese dahi, geçer pullarla (paralarla) alışveriş caiz olur. Eğer geçer değilse belirUneksizin onunla muamele caiz olamaz. îmam-ı Ebû Hanife (R. A.) nezdinde, birisi geçer para ile satarsa bilâhare o para tedavülden düşerse alışveriş bâtıl olur. Kim ki, bir şeyi fulüsün yarım dîrhemiyle satın alırsa alışveriş caiz olur, bir fulustan yarım dirhemle satılan bir şeyin öbür tarafa vermesi lâzım gelir.
Kim ki sarrafa tam bir dirhem verip ccbu dirhemin yarısiyle bana fulus (ufak para) ver, diğer yarısiyle bir tanecik eksik olmak suretiyle yarım dirhem ver» dese imam-ı Ebû Hanîfe'ye göre hepsinde de alışveriş fasit olur.
Ebû Yusuf ve Muhammed dediler ki, fuiuslar hakkında alışveriş caiz, diğer kısım da bâtıldır. Eğer «yarını dirhemlik fulus, (bozuk para) ve ikinci yarımı da bir tane (para) eksik olarak bana ver» dese alışveriş caiz olur. O fuiuslar ve bir tanesi eksik olan yarımı, bir dirhemle satın almış oluyor.
Rehin Bahsi:
Rehin, vermek ve kabullenmekle münakid, ve teslim almakla tamam olur. Mürtehin, (alacaklı) rehni, derli toplu, (borçlunun mülkünden çıkmış) ve ayırdedilmiş bir şekilde elde ederse, rehin akdi tamam olur. Alacaklı, rehini almadıkça, borçlu muhayyerdir; dilerse teslim eder, dilerse rehin vermekten cayar. Borçlu, rehini alacaklıya teslim edip oda kabullenirse, o mal alacaklının zimmetindedir.
Rehin ancak mazmun olan borç (yâni verilmesi kesin olan borç) için, verilir. Rehinin ve borcun kıymetinden hangisi daha azsa, rehin onunla alıcının elinde durur. (Eğer rehin telef olursa, o kıymetle alıcıdan gider). Alıcının elinde iken rehin helak olursa, kıymeti de borçla eşit ise alıcı hakkını hükmen almış sayılır. Eğer rehnin kıymeti alacaktan daha fazla ise, fazla olan kısım alıcının elinde emanettir [15]. Eğer alacaktan daha azsa onun miktarı alacaktan düşer, geri kalanını alıcı, borçludan alır. Taksim olunmamış malı, ağacın başındaki meyveyi,, ağaçsız, tarladaki ziraati tarlasız rehin vermek caiz olamaz. Nasıl ki, yeri ve ağacı,. ziraatsiz ve meyvesiz rehin vermek caiz değilse...
Emanetler, mudarebe (kânna ortak olmak şartiyle verilen sermaye) paralan ve şirket malı (gibileri) rehin vermek doğru olamaz.
Selem sermayesi, sarf fiyatı ve selem edilmiş mal rehin olarak verilebilir. Eğer âkid meclisinde rehin verilen selem ve sarf sermayeleri helak olursa, sarf ve selef muamelesi tamam olur ve alıcı 4a hükmen hakkım almış sayılır. Eğer iki taraf rehni, âdil bir kişinin yanma bırakmaya razı olursalar caiz olur. Ne alıcı, ne de borçlu rehni tek başına âdil kişinin elinden alamaz. Eğer âdil kişinin elinde rehin helak olursa alıcının zimmetinden gider. Dirhem ve dinarların rehin olunması caizdir.
Dirhem, Dînar, ölçülen ve tartılan nesnelerin rehni caizdir. Cinsleri karşılığı rehnedilip helak olursalar borçtan benzerleri düşer, velev ki iyilik ve elemeği bakımından bir değilseler .
Başkasında alacağı olan, borçludan alacağının benzerini alıp sarf edip bilâhare katışık olduğunu anlarsa, İmama Ebû Hamfeye göre,. başka bir hak iddi& edemez. Ebû Yusuf ve Muhammed «katışığın ben-S geri verir, iyilerini alır» dediler, iki kölesini bin dirhem ıçm, rehin eden kişi, bir köleye düsen payı verirse borcun diğerini vermedikçe o köleyi geri alamaz.
Borçlu alacaklıyı veya âdil bir kimseyi veya bunlardan başkasını borç zamanı geldiği için rehninin satılmasına vekil kılarsa bu çeşit vekâlet caizdir. Eğer rehnin ta akdinde vekâlet işi şart koşulmuşa, borçlu vekili düşüremez, azlederse dahi düşmüş sayılmaz.
Eğer borçlu (ve alacaklı) ölürse dahi vekil azlolunmaz. Alacaklı, borçludan hakkını ister ve alacağından ötürü borçluyu hapsettırebılır. E&er rehin alacaklının elinde ise, alacağını onun fiatından almadıkça borçluyu onda tasaruf etmekten men edebilir. Ne zaman ki, borçlu, alacaklının alacağını verirse, o vakit alacaklıya «Rehni sahibine teslim et» denilecektir. Alacaklının izni olmaksızın borçlu rehni satarsa satış muamelesi durdurulmuştur; alacaklı caiz kılarsa veya borçlu alacaklının hakkını verirse satış caiz olur.
E£er verecekli, rehin olan köleyi azat ederse, azat olunur. Rehin olan köle azat olduktan sonra, borcun1 zamanı gelmişse, borçludan -zenginse^ borcunun edası istenecektir, daha vakti gelmeyen, borçlardan ise azat olunan kölenin parası verecekllden alınır borcun zamanı gelinceye kadar kölenin yerinde rehin olunur.
Verecekli fakirse, köle, kıymetini kazannıcaya kadar çalıştırılır ve onunla borç ödenir. Verecekli rehni helak ederse yine hukum böyledir.
Bir ecnebi rehni helak ederse,.onun davacısı ve ödeticisi alacaklıdır. Alacaklı o ecnebiden rehinin kıymetini alır, rehin olarak elinde tutar.
Verecekli, rehne karşı yaptığı cinayetini, ödemelidir. Alacaklının rehne karşı olan tecavüzün miktarı alacağından düşurulur.
Rehnin, verecekliye, alacaklıya ve mallarına yaptığı zarar kendilerinden gider.
Rehnin muhafaza olunduğu evin kirası, alacaklıya aittir. Çobanın ücreti ve rehnin nafakası verecekliye (borçluya) aittir. Rehnin ziyadeleşmesi vereceklinin olmakla beraber asliyle birlikte rehin olarak kalır. Eğer ziyade olan miktar helak olursa karşılıksız olarak helak olur.
Eğer rehnin aslı helak olup ziyadesi kalırsa verecekli, o ziyadeyi hissesiyle rehinlikten çıkarır, borcu, rehin alman nesnenin alındığı gündeki kıymetiyle ziyadenin rehinlikten çıkarıldığı gündeki kıymetine taksim ederek rehnin aslına isabet eden miktar borçtan düşer, ziyadeye isabet eden miktarı derhal verip ziyadeyi kurtarır.
Relini arttırmak caizdir. İmam Ebû Hanife ve Muhammed (R.A.) nezdinde (rehne tam karşılık olsun diye) borcu arttırmak caiz değildir. Eğer borçta ziyadelik yaparsalar rehin o ziyadeliğin rehni olamaz.
Eğer tek bir şeyi iki kişiye ayrı ayrı olan borçlarından dolayı rehin olarak verirse caizdir. O şeyin tümü her birisinin yanında rehindir. (Eğer helak olursa) her 'birisine, alacağı miktarı tazmin ettirilir. Verecekli iki kişiden birisinin alacağını verirse:, o şeyin hepsi diğerin elinde rehin olarak kalır, tâ hakkını alıncaya kadar.
Kölesini, müşteri kendisine belli bir şeyi rehin verecek şartiyle satarsa bilâhare müşteri de ayni şeyi rehin vermesinden imtina ederse, verilsin diye zorlanamaz, öyle ise satıcı muhayyerdir, isterse o, rehinin terkine razı olur, dilerse alışverişi bozar, ancak müşteri parayı hazır verip veya rehnin kıymetini rehin verirse alışveriş bozulmaz.
Alacaklı, rehni bizzat kendisi, ailesi, çocuğu ve evinde bulunan hizmetçisi koruyabilir. Eğer evinde olmayan birisiyle korursa veya emânet olarak birisinin yanma bırakırsa helak olunduğu zaman mesul olur. Alacaklı, rehine saldırdığında gasip gibi, bütün kıymetini ta-zammün ecjer.
Alacaklı, rehini -vereçekliye âriye (teberru) yoluyle verdiği zaman alınmasiyle alacaklının zimmetinden çıkar. Burada vereceklinin elinde helak olursa karşılıksız olarak helak olur.
Alacaklı, relini tekrar alabilir. O halde aldığı zaman mesuliyeti geri alır. Verecekli, öldüğü zaman vâsisi rehnı satar vereceğini ondan, öder. Öyle ise eğer vâsisi olmasa, kadı kendisine bir vâsi tâyin eder ve tâyin olunan vâsiye «malını sat, borcunu Öde» der.
Hâçr Bahsi:
Hacri icabettiren sebepler, üçtür:
1-Küçüklük,
2 -Kölelik,
3 -Deliliktir.
Küçüğün tasarrufu ancak velisinin izniyle caiz olur. Köle ancak efendisinin izniyle taşaruf eder. Daima deli olanın tasarrufu hiç bir halde caiz değildir. Bu kişilerden berisi, alışverişi bildiği ve kasdettiği halde satar veya satın alırsa relisinin isteğine bağlıdır. Alışverişte maslahat varsa, caiz kılabildiği gibi fesih de edebilir.
Bu üç sebep, sözlerde hacri icap ettirir, fullerde ise icap ettirmez. Çocuk ve delinin ne alışverişleri, ne ikrâr.ları doğru ve ne de boşanma ve azat etmeleri sahih olur. Ama bir şeyi telef ederlerse mesuliyeti onlara aittir.
Kölenin, kendisi hakkında söylediği nafizdir. Efendisinin hakkında ise, nafiz değildir. Eğer bir malı ikrar ederse, (yâni başkasının malı bende var dese) hür olduktan sonra kendisine o malın ödenmesi lâzım gelir, kölelik halinde ise ödenmesi lâzım gelmez. Eğer had (ceza) ve kısası icap ettiren bir suçu ikrar ederse, derhal tatbik edilir. Kölenin boşanması muteberdir.
İmam-ı Ebû Hanife (R.A.) dedi ki, sefih (aklı hafif olan) bir kimse, baliğ, âkil ve-hür olduğu zaman üzerine hacr konulmaz, malında tasarrufu caizdir; ne kadar mübezzir, lehinde olmayan ve maslâhatsız yerlerde malını harcarsa bile.,.
Ancak Ebû Hanife (R.A.)- «Erkek çocuk gayrî reşit (sefili) olarak baliğ, olduğunda yirmi beş seneye varıncaya kadar Öz inalı kendisine teslim olunmaz» dedi.
Fakat yirmi beşten evvel tasarruf ederse, tasarrufu nafizdir. (Çünkü hacr yoktur). Yirmi beş seneye varınca kendisinde reşitlik görülmese, bile malı kendisine teslim olunur.
Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki: Sefih bir kimseye hacr konur, malında tasarruf etmekten men olunur.
halde eğer mahcur (hâcîrli) olan sefih, malını satarsa satışı nafiz olamaz. Eğer satışında bir maslahat varsa ancak hâkim onu caiz kılabilir.
Bir köleyi azat ederse nafizdir, fakat köleye, kıymetini ödemek için çalışmak düşer- Bir kadınla evlenirse nikâhı olur. Evlendiği hanıma vereceği mihrin miktarını belirtirse bile, belirttiği miktardan ancak mihri misli, (yâni o hanımın yakınlarının mihri) kadar mihir vermesi caiz olur, fazla kalan kısımsa bâtıl sayılır,
Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki: Gayri reşit olarak baliğ olan bir kimsede reşitlik görülmezse malı ebediyyen kendisine teslim edilmez ve o malda tasarruf etmesi caiz olmaz.
Sefih kişinin malından zekâtı çıkarılır, ayni maldan çocuklarına, ailesine ve nafakası kendisine düşen yakınlarına nafaka verilir. Eğer haccetül İslâm (Farz hac) 'ı yapmak isterse men edilemez. Hac yoluna çıkınca, kadı, yol nafakasını kendisine değil, belki hacılardan emin ve güvenilir birisine verir o adam da yolda ona harcar.
Eğer hastalanır da hayır kapılarına vasiyetler yaparsa (Ölümünden) sonra malının üçte birisinden vasiyetleri çıkarılır.
Erkek çocuğun baliğ olması, ihtilâm olmak, cinsi münasebette bulunduğu zaman gebe yapmak ve menisinin gelmesiyledir. Eğer bunlar bulunmazsa Ebû Hanife (R.A.) ye göre, on sekiz senesini doldurunca baliğ olur.
Kız çocuğunun baliğ olması, hayız (âdet) kanını görmek, ihtilâm olmak ve gebe kalmakladır. Eğer bunlar yok ise on jıedi yaşını tamam edince baliğ olur.
Ebû Yusuf ve İmam-ı Muhammed (R.A.): «Erkek ve biz çocukları on beş senelerini doldurdukta baliğ olurlar» dediler. Erkek ve kız çocukları bulûğa yaklaşıp baliğ olup olmamalarında şüphe peydah olunca, kendileri «Biz baliğ olduk» dedikleri vakit söz onlarındır. Onlar baliğin hükmündedir [16].
İmam-ı.Ebû Hanife (R.A.) diyor kî: Borçtan dolayı, (kişiyi) hâcr (hapis) altına almam. O halde bir kişiye bir sürü borç yüklenirse,, alacaklılar da hapsetmesini ve hâcr altına alınmasını isterlerse ben onu hacr altına almam, eğer malı varsa hâkim malında tasarruf edemez, ancak malım satıp borcunu ödeyinceye kadar hapsedilir. Borcu dirhem olduğu halde dirhemleri de varsa —rızası olmasa bile— kadı, borcunu malından verebilir.
" Börcü dirhem olduğu halde dinarı .varsa, kadı, dinarlarını —borcunu ödemek için— satar;
Ebû Yusuf ve Muhammed (R,A.) «alacaklı!ar( iflâs etmiş borçlunun hacrini isterlerse kadı, üzerine hacr koyar ve onu alışverişten, tasarruftan ve başkasına mal ikrar etmekten men eder, tâ ki, alacaklılara zarar vermesin. İflâs etmiş zat malını salıp borçlarını ödemekten imtina ederse, kadı, malını satar, alacaklılara hisselerine göre taksim eder,» der.
Eğer iflâs eden zat, hacr halinde iken başkasına hak ikrar ederse, hazır malından eski borçları ödedikten sonra kendisine o hakkın' verilmesi lâzım gelir. Hacr zamanında iflâslı zata, eşine ve küçük ço-; cuklarına malından nafaka verilecektir.
İflâslınm malı olduğu bilinmez, alacaklılar da hapis edilmesini ister ve o da «benim malım yoktur» dese, hâkim satılan malın fiyatı, elden aldığı paranın bedeli ve âkitle kendisine lâzım gelen mihir, kefalet gibi borçlar için derhal hapseder. Bu gibi borçlar hariç gasbettiği malın kıymeti, yaptığı cinayetlerin karşılığı ve kalan borçlar için hapis olunmaz. Ancak malının olduğu delille ispat edilir ve bu , gibi borçları vermezse hapsedilir.
- Kadı, böyle bir kimseyi iki veya üç ay hapsettiği zaman halini tetkik edecektir; eğer seryeti bulunmadı işe serbest bırakacaktır. Eğer delille malının olmadığı ispat edilirse yine bırakması lâzımdır. îflâslı kişi, hapisten çıktıktan sonra kadı, alacaklıları ondan uzaklaştıramaz belki onun arkasını takip ederler, fakat tasarruf etmekten, sefere çıkmaktan men edemezler. Çalışmasından elde ettiği kazancının fazlasını alırlar, aralarında alacaklarına göre taksim ederler. Ebû Yusuf ve Muhammed «Hâkim onu müflis ilân ettiği zaman, alacaklıları ondan uzaklaştırır, ancak malının olduğunu ispat ederlerse, uzaklaştırma yoktur» dediler. ...
Serveti için, ıslâh edici ise, fâsık bir kimseye hacr konulmaz. Eski fâsıklıkla yeni fâsıkhk arasında fark yoktur.
Kişi, belli bir kişiden (borçla) satın aldığı mal elinde olduğu halde iflâs ederse, o malın sahibi de diğer alacaklılara tâbidir. (Yâni bu benim mailindir, bari hepsini alayım diyemez.)
İkrar Bahsi:
Baliğ ve âkil olan hür insan (bir hakkın kendisinde olduğunu) ikrar ettiği zaman, ikrar edilenin verilmesi kendisine lâzım gelir, ikrar ettiği hakkın miktarı meçhul (belirsiz) veya malûm olması eşittir. Meçhulü ikrar ettiği zaman kendisine «meçhulü beyan et» denir. Meselâ: «Falan adamın bir şeyi bende vardır» dese o meçhul şeyi, kıymeti olan bir nesne ile açıklamalıdır. (On kurnş gibi). Ancak bu açıklamasında yeminle beraber sözü kabul olunur. Velev ki kendisi için hak ikrar edilmiş zat, ikrar edenin açıkladığı miktardan daha fazla bir hak iddia ederse dahi... «Falanın bir malı bende var» dediği zaman, o malın açıklanması için ikrar edene müracaat edilir, az ve çok ta onun sözü kabul olunur. Eğer «onun büyük bir malı bende vardır» deyip iki yüz dirhemden daha az tefsir ederse, sözü kabul edilmez. Eğer «çok dirhemleri vardır bende» deyip te on dirhemden az tefsir ederse yine kabul edilmez. Eğer «dirhemler» dese üç dirheme hamlolunur. Ancak üçten daha fazla bir rakamla tefsir ederse olur.
Eğer «onun bende bu kadar, bu kadar [17] dirhemi vardır» dese ön bir dirhemden az bir miktarla tefsir ederse (doğru) kabul edilmez. Eğer «bu kadar ve bu kadar dirhemi vardır bende» dese yirmi bir dirhemden az bir miktarla açıklarsa doğru kabul edilmez. Eğer «onun için üzerimde ve tarafımda (vardır)» dese^bir borcun olduğunu ikrar eder. Eğer «yanımda veya beraberimde vardır» dese, elinde bir emanetin bulunmasmMkrâr .eder. Eğer birisi muhatabına «benim sende: hin (dirhemim) vardır» dese, muhatabının; «Ölç veya bozuklarını ayırt veya bunun için bana müddet ver veya ben sana daha evvelden ver-, dini» demesi, o parayı ikrardır.
Gelecek bir borcu ikrar edeni, alacaklı borcun hususunda tasdik eder, fakat tehir hususunda yalanlarsa borcun derhal verilmesi lâzım gelir.
Kendisi için ikrar yapılan zat (alacaklı), borcun derhal verilip Verilmemesi hakkında yemine davet edilecektir. İkrar yapıp hemen ardında bir kısmını istisna (ayırtmak) yaparsa istisnası caiz ve geri kalan miktarın verilmesi kendisine lâzım gelir, tkrâr edilen miktarın, çoğunu veya azını istisna etmek eşittir.
İkrar ettiği miktarın tümünü istisna ederse, o miktarın hepsini vermesi lâzım gelir ve istisna bozulur. Eğer «onun üzerimde yüz dirhemi vardır, ancak bir dinar veya bir ölçek buğday ondan eksiktir»
dediği zaman bir dinarın veya bir ölçek buğdayın kıymeti hariç olrnate üzere, yüz dirhemin verilmesi kendisine lâzım gelir. Eğer «onun bende yüz ve bir [18] dirhemi vardır» dese o yüzün tümü dirhem kabul olunur. Eğer «Onun bende yüzü ile bir elbisesi vardır» dese tek bir elbise kendisine lâzım gelir. «Yüzün» tefsirinde kendisine müracaat edilir.
Kim ki «eğer Allah dilerse falanın şu kadar hakkı bende vardır»
dese, ikrar ettiği miktar kendisine lâzım gelmez. Kim ki bir hakkı cayabilmek şartiyle ikrar ederse ikrar ettiği miktar kendisine lâzım gelmekle beraber caymak şartı da bâtıl olur.
Bir evin (arsasının) başkasına ait olduğunu ikrar ederek üzerindeki, bunları nefsi için istisna ederse, hem ev arsası hem de bina, kendisi için ikrar yapılana ait olur.
Eğer «Bu evin binası benimdir, arsası falan adamındır» dese bu şekilde onun dediği gibi kabul edilir [19]. Bir kimse, sepette olan hurmayı başkasınındır diye ikrar ederse, hem hurma ve hem de sepeti vermesi lâzımdır.
Ahırda olan hayvanın başkasının malı olduğunu ikrar ederse, yalnız hayvanın verilmesi lâzımdır. Eğer dese ki: «Ben, mendilin içinde olan bir elbiseyi gasbettim» bu takdirde hem mendilin ve hem de elbisenin verilmesi kendisine düşer.
Eğer: «Elbisenin içinde elbisesi bende vardır» dese iki elbisenin verilmesi kendisine lâzım olur.
Eğer «Onun on elbisesinin içinde bir elbisesi bende vardır» dese Ebü Hanife ve Ebü Yusuf (R.A.) nezdinde, ancak bir elbisenin verilmesi kendisine lâzım gelir. İmam-ı Muhammed dedi: On bir elbise lâzım gelir. Bir kimse bir elbiseyi gasbettiğini itiraf eder ve kusurlu bir elbise getirip budur dese, yemin etmesiyle beraber sözü muteberdir. Yine hüküm böyledir, başkası için kaç divhemi ikrar ettiği zaman « dirhemlerden gayem katışık dirhemlerdi» dese... Eğer «onun bende beşte beşi.vardır» der, çarpma ve hesabı irâde ederse, kendisine beş dirhem lâzım gelir. Eğer dese ki; «ben iki beşi irâde ettim» bu takdirde kendisine onun verilmesi lâzım gelir. Eğer «onun bende birden ona kadar dirhemi vardır»» dese, kendisine, Ebû Hanefiye göre, dokuz dirhem lâzım gelir. O halde birden dokuza kadar makbul sonuncusu olan onuncu ise sakıt olur.
Ebû Yusuf ve Muhammed: «Onun bütünü kendisine lâzım gelir» dediler.
«Ondan satın aldığım ve teslim almadığım kölenin parasından bende bin dirhemi vardır» c}eyip bir köleyi gösterirse kendisi için para ikrar edilen zata; «Eğer dilersen o köleyi ver, bin dirhemi al, aksi takdirde sana bir şey yoktur» denilecektir. Eğer bu para bir kölenin parasındandır deyip te köleyi tâyin etmezse Ebu Hanefi'ye göre ona bin dirhemin verilmesi lâzmı olur.
Eğer «Onun bende şarap veya domuz pahasından bin dîrnerm vardır» dese bin dirhemin verilmesi lâzım olur ve açıklaması kabul edilmez.
Eğer «Bir metâın (eşya) parası olarak onun bende bin katışık parası vardır» dediğinde kendisi için itirafta bulunulan zat da, «Hayıı katışık değildir, belki saf paradır» derse imam-ı Ebû Hanife (R.A.) ye göre katışık olmayan bin (Ura) lâzım gelir [20].
Başkasına, bir yüzüğü ikrar edene, halka ile taşını birden vermesi lâzım gelir. Eğer kılıcı ikrar ederse, demiri, kılıfı ve takma kayışını vermelidir. Bir gerdek odasını (mahfeyi) ikrar ederse, odanın ağaç ve perdeleri dahil olur.
. Eğer falan kadının hamli için bende bin (dirhem) vardır, bu hami için filân adam bu miktarı vasiyet etti veya babası ölmüş kendisine babadan kalma mirastır, derse, ikrarı doğru olur, eğer ikrarı müphem bırakırsa Ebû Yusuf (R.A.) a göre, ikrar sahih olmaz. Cariyesinin veya bir koyunun hamlini başkasına ikrar ederse, ikrarı doğru olur ve ikrar olunmuş malın verilmesi lâzım gelir.
Daha evvelce borçlu olan bir kimse, ölüm döşeğinde iken bir takım borçlarını ikrar ederse, hasta iken de belli sebeplerden bir takım borçlar altına girerse, bütün bu durumlarda sağlık zamanında ve belli sebeplerle hastalık zamanında kendisine lâzım gelen borçlar diğer borçlardan daha evvel verilir, bunlar verildikten sonra fazla mal kalırsa ölüm hastalığı halinde ikrar ettiği borcuna verilir. Sağ iken, hiç bir borcu yok ise, hastalık halinde yaptığı ikrarı caiz olur ve kendisi için ikrar yapılan şâhıs, vârislerden daha evlâdır. (Yâni evvelâ ona, sonra vârislere verilir), pastanın vârisi için yaptığı ikrarı bâtıldır, ancak diğer vârisler hastayı doğrularsâlar" (ikrarı sahih ulur.)
Bir kimse, bir ecnebiye hastalığında mal ikrar eder, bilâhare o benim oğlumdur dese, ve oğlu olduğu da sabit,olursa (oğlu) için yaptığı ikrar bozulur.
Ecnebi bir hanıma mal ikrar ettikten sonra onunla evlenirse, ona yaptığı ikrar bozulmaz. Hastalığında ailesini üç talâkla boşadıktan sonra, kendisinde alacağının olduğunu ikrar eder ve ölürse, hanım, ikrar edilen mal ve kocasından alacağı mirastan hangisi daha azsa onu alır.
Nesebi belli olmayan ve kendisinin evlâdı olabilecek bir erkek çocuğu evlâdımdır diye ikrar ederse ve o çocuk da (evet benim babamdır, diye) onu doğrularsa hastalığı şiddetli dahi olsa çocuk onun olur vs mirasta vârislerle ortak olur. Kişinin, anne, baba, eş, ve âza*; eden efendiyi ikrar etmesi caiz olur.
n anne, baba, koca....ve kendisini azat eden efendiyi ikrar etmesi kabul olunur.
Ancak ikrar ettiği evlâdın kabul edilmesi, kocasının tasdikine veya doğurduğuna dair ebe şahitliğine bağlıdır.
Ana, baba ve evlâttan başka, kardeş ve amca gibi bir nesebeyi ikrar edenin ikrarı kabul değildir. Yakın veya uzak olan belli bir vârisi varsa, onlar mirası elde etmek bakımından «kardeşim ve amcamdı.?» diye ikrar ettiği şahıstan daha evlâdır.
Vârisi yoksa kendisi için «kardeşim veya amcamdır» diye ikrar yapılan şahsa miras düşer.
Babasının ölümünden sonra «kardeşimdir» diye birisini ikrar eden zatın, ikrarı ile kardeşliğini ispat etmeye çalıştığı zatın kardeşliği sabit olamaz, ancak mirasta ona ortak olur.
İcar Bahsi:
İcar, ivez (para) ile menfaatlerin üzerine yapılan bir âkittir. Menfaatler belli ve ücret malûm olmazsa, icar akdi caiz olamaz. Alışverişte semen olan nesnelerin icarda ücret olunması caizdir. Menfaatler, bazen müddetle belli olur, oturmak için evlerin, ziraat için arazilerin kiralanması gibi; bu. kiralanmada belli bir müddet ne kadar uzun olursa olsun— için anlaşmak doğrudur. Bazen de menfaatler çalışmak ve belirtmekle malûm olur. Elbiseyi boyamak veya dikmek için, bir hayvanı belli bir yük yüklemek veya belirttiği bir mesafede binmek için kiralamak gibi.
Bazen de menfaatler işaret etmekle malûm olur; bir kişiyi kendisi için bir yiyeceği belli bir yere götürmek için kiralamak gibi. İçinde neler yapacağını belirtmese dahi evler ve dükkânların icar edilmesi caizdir ve orada her şeyi yapabilir, ancak demircilik, bez ağırtıcılık ve değirmencilik yapamaz. (Ancak bunları yapmak için, kiralarsa yapabilir.)
Arazileri ziraat için icar etmek caizdir, o arazilere neyi ekeceğini belirtmedikçe, veya sana istediğin şeyi ekebilirsin diye veriyorum demedikçe âlsid doğru olamaz.
Arsayı bina yapmak veya hurma ağaçlarını veya diğer ağaçtan dikmek için kiralarsa caiz olur. İcar müddeti......
tamam olunca binasını ve ağaçlarını kaldırmalı, arsayı boş olarak sahibine teslim etmelidir.
Ancak arsa sahibi evin ve ağaçların enkaz ve kesilmiş oldukları haldeki kıymetleriyle satiri almak ister, ev ve ağaç sahipleri de razı olursa, parasını verir kendisine baktırabüir. Veya bir müddet arsasında kalmaya razı olursa, o zaman ev icar edenin, arsa da sahibinindir. Hayvanların, binmek ve yüklemek için icar edilmeleri caizdir. O halde eğer-binecek kimseyi belirtmeden binmek için kiralanmışsa, istediğini bindi-rebilir. yine istediğini giycürebilir, eğer elbiseyi giyecek olanı belirtmeden giymek için kiralarsa..
Eğer filân adam binsin veya elbiseyi giysin diye kiralarsa, bilâhare başkasını bindirir veya.başkasına gîydirirse ve bu suretle bir noksanlık olursa zâmin olur.
Böylece kullananın değişmesiyle hüküm de değişir.
Eğer bir kişinin oturması için evi kiralarsa, başkasını da oturtabilir. Eğer hayvana yükleyecek yükün nev'i ve' miktarı belli ederse, meselâ; beş ölçek buğday yüklerim dese, zarar vermek bakımında buğday benzeri veya daha hafifini —arpa ve susam daneleri. gibi— yükleyebilir. Buğdaydan daha zararlısını (ağırını) —tuz ve demir gibi— yükleyemez. Eğer belli bir miktar pamuk yükletmek için kiralarsa, o pamuğun ağırlığı kadar demir yükleyemez. Eğer bir miktar buğday yüklemek için kiralarsa bilâhare ondan fazlasını yüklettiğinden dolayı hayvan helak olursa, ağırlığı ziyadeleştiren miktar kadar zâmin (mesulü) olur.
Eğer binmek içiri icar eder, sonra terkisine bir kişi daha alır ve bundan dolayı da hayvan helak olursa, yarı kıymetini vermek mecburiyetinde bırakılır, bu mesuliyet ağırlıkla itibar olunmaz..
Eğer bindiği hayvanın-dizginini kendisine doğru çeker veya vurursa, hayvan da bu sebeple helak olursa İmam-ı Ebû Hanife (R.A.) ye göre, mesul olur. . '
Irgatlar (işçiler) iki kısımdır: Müşterek ve hususUşçi. Müşterek işçi o işçidir ki, çalışmayınca, ücreti hak etmez; boyacı "ve bez ağartıcısı gibi... Meta, işçinin elinde emanettir, eğer kaza ile helak olursa Ebû Hanife (R.A.) ye göre, hiç bir şeyin mesulü olmaz. Ebû -Yusuf ve Mu-hammed (R.A.) dediler ki, mesul olur. İşçinin çalışmasından ötürü telef olan şeyler, abartıcının vurmasından dolayı delinen elbise, hamraa-Im ayağının teaymasiyîe....kiracının yüke bağladığı ipin kopmasiyle ve (hızlı yürüttüğünden dolayı) geminin batmasiyle, telef olan malın kıymeti tazmin ettirilir. Ancak gemide boğulanla hayvandan düşüp ölenden mesul değildir.
Kan alıcı, kan aldığı, iğneci iğne vurduğu zaman, mûtadı (normali) geçmezse o kan almak ve iğne vurmakla telef olanın mesulü olamaz
Hususi işçi: çalışmazsa bile belirtilen müddette kendisine çalışmadığı ve ücret sahibine teslim olduğu için ücrete müstehak olan işçidir. Bir ay müddetle hizmetçiliğe veya koyun çobanlığına kiralanmış bir kimse gibi... Hususî işçi elinde veya çalışmasında telef olan maldan mesul tutulamaz.
Şartlar, alışverişi "bozduğu gibi icarı da bozar. Hizmet için bir köleyi icar eden, o köleyi beraberinde sefere götüremez, ancak götürmeyi şart koşarsa. (O zaman götürebilir). Mekke'ye kadar bir hevdec [21] (mahmii) ile iki biniciyi bindirmek için bir deveyi kiralamak caiz olur ve halk arasında mutad olan bir mahmili yükletmelidir. Deveci daha evvelce mahmili görürse daha iyi olur. Bir deveyi zahiresini yükletmek için icar ederse, yolda o zahireden yerse, yediğinin miktarını yolda tekrar yükletebilir.
Ücret yalnız âkitle vacip olamaz. Ancak üç sebepten birisiyle lâzım olur:
1) Ya acele vermek şart koşulmakla,
2) Veya şartsız olarak acelece vermekle,
3) Veya icar müddetinin tamamlanmasiyle lâzım olur.
Bir evi kira edenden ev sahibi her günün ücretini isteyebilir. Ancak âkid yapılırken para vermek vakti beyan edilirse (o vakit gelmezden evvel istenilmez).
Bir deveyi Mekke'ye kadar kiralayandan, deveci her konak başında o konağın ücretini isteyebilir. Bez ağartıcı ve terzi ücretini peşin almayı şart koşmadığı takdirde işi tamam etmezden evvel ücreti istemeye yetkili değildir.
Bir fırıncıyı, evinde, bir ölçek unu bir dirhemle pişirsin diye kiralarsa, ekmeği tandır (yer fırını) dan çıkarmadıkça ücret alamaz
Düğün yemeğini pişirsin diye, bir aşçıyı kiralarsa,.yemeği kaplara boşaltılması da aşçıya düşer.
Kendisine kerpiç kessin diye bir kişiyi kiralarsa ancak kurumuş kerpiçleri yerinden kaldırdığı zaman —İmam-ı Azama (R.A.) göre— ücreti hak eder. Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) e göre, istif yapmadıkça ücreti hak edemez. Eğer terziye: «Bu elbiseyi farisi biçiminde dikersen sana bir dirhem, Rumî biçimi dikersen sana iki dirhem vardır» dese caizdir. Hangi biçimle dikerse o ücrete müstehak olur.
Eğer «Bugün dikersen bir dirhem, yaım dikersen yarım dirhem var» dese, terzi birinci gün dikerse bir dirhemi alır, ikinci gün dikerse İmam-ı Ebû Hanife (R.A.) ye göre, ücretümisil (yâni benzerinden ne alırsa ondan da onu alır)» fakat bu ücretilmisil de yarım dirhemi geçmemelidir. Eğer dese ki: «Bu dükkânda âttar (koku satan) olarak durursan kirası bir dirhem, haddad (demirci) olarak oturursan aylık iki dirhem olsun.» Bu iki şart da caizdir. Hangi işi yaparsa Ebû. Hanife (R.A.) ye göre, onun kirasını vermesi lâzımdır.
Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki: Bu biçim icar bâtıldır.
Bir evi her ay bir dirhemle icar ederse tek bir ay için âkid doğrudur. Diğer aylar için sahih değildir. Ancak bütün ayların adedini söylerse o zaman sahih olur, (meselâ on ay beheri için bir dirhem.)
Kiracı ikinci aydan tek bir saat kadar evde durursa ikinci ay hakkındaki akitte caiz olur, ev sahibi, o ay tamam almadıkça onu çıkaramaz. Her ayki, başlangıcında bir saat filân durursa hükmü budur.
Bir senelik bir evi on dirhemle icar ettiği zaman «her ayın (umumî) ücretten karşılığı şu kadardır» diye belirtmezse bile caizdir. Hamamcı ve kan alıcının ücret almaları caiz olur. (Yâni hamam işletmek ve kan tahlili ve aldırması sanatinde çalışmakta hiç bir beis yoktur.)
Tekenin keçileri aşması için, ücret almak caiz değildir. [22] Ezan okumak, ikamet etmek, [23] hac yapmak, türkü söylemek ve-ağlamak için başkasını kiralamak caiz olamaz.
Ebû Hanife (R.A.) ye göre, taksim olunmamış müşterek mal ancak ortağa icarla verilir.
Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki: Taksim olunmayan. mal, ortaklardan olmayanlara ola icar ile verilmesi caizdir. .
Malûm bir ücretle çocuğa dadı (sütannesi) icar etmek caiz olur. Dadıyı, yiyeceği, içeceği ve giyeceği ile kiralamak caizdir. Dadıyı kiralayan, kocasını cinsî münasebetten men edemez. Eğer gebe kalıp sütünün çocuk için muzır olacağından korkarlarsa icarı bozabilirler.
Dadıya, çocuğun yiyeceğini yararlı bir hale getirmek lâzımdır. Eğer dadı süt müddetinde çocuğa koyun sütü emzirirse kendisine ücret yoktur.
Çalıştığı işte etkisi olan her usta, —bez agartıcı ve boyatıcı gibi— işi yaptıktan sonra ücretini alıncaya kadar malı yanında bıraktırabilir. Çalışmasının her hangi bir tesiri olmayan —hamal ve kaptan gibi— ücretini alsın diye malı hapsedemez.
Ustanın çalışılması şart kılındığı zaman, usta, başkasını o işte çalıştıramaz. Eğer "Bana su işi yap» dese, usta birisini icar edip çalıştırabilir.
Elbise sahibi; «kattan olarak dikmeni emrettim?» iddiasında, terzi de: «İç gömlek olarak dikmemi söyledin» derse veya elbise sahibi boyacıya: «Kırmızıya boyamanızı emrettiğim haide sarıya boyamışsın» dese yeminiyle beraber elbise sahibinin sözü kabul olunur. Elbise sahibi yemin ettiği takdirde terzi mesul olur (boyacının hükmü de budur.)
Elbise sahibi :«Bana ücretsiz olarak dikti > diye iddia eder, usta da ücretle diktiğini söylerse, Ebû Hanife (R.A.) ye göre, elbise sahibinin yemin etmesiyle sözü kabul olunur.
Ebû Yusuf (E.A.) dedi ki, eğer bu usta daha evvelce de bu adama çalışıyorsa bu sefer de ücretini alacaktır, eğer daha evvel ona çalışma-mışsa bu defası ücretsiz olur. îmam-ı Muhamnıed (R.A.) dedi ki: Eğer ustanın böyle işleri ücretle yaptığı meşhursa «Ben ücretle yaptım» demesi kabul olunur.
Bozuk olan bir icarda ücreti misil (benzerinin ücreti kadar ücret) lâzımdır. Fakat söylenen -ücretten fazla almamak şartiyle oturmazsa hile kiraladığı, evi teslim aldığı zaman ücretin verilmesi kendisine lâzım olur.
Eğer birisi onun elinden kiraladığı evi gasbederse evin ücreti dil
Eğer kiracı evde durmaya zarar veren biv sey görürse, icar muamelesini bozabilir. Kiralanan ev harap olursa veya arazinin veya değirmenin suyu kesilirse icar muamelesi kendiliğinden bozulur.
Kendi nefsine icar akdettiği halde, iki t aı aftan birisi ölürse icar muamelesi bozulur. Eğer başkası için akdetmişse bozulmaz. Hayan şart (yâni cayma şartı) icar muamelesinde sahihtir, (doğrudur). İcar muamelesi özürlerle (eksiklikler) bozulur. Çarşıda ticaret yapmak için bir dükkânı icar edip iflâs etmek, evini dükkânını kiraya verdikten sonra iflâs etmiş, ancak ev ve dükkânın satılmasiyle ödeyebilecek borçlar kendisine terettüp eden kimse gibi. Bu surette-kadı, icar akdini bozar, onun evini ve dükkânını, borcunu ödemek için satar.
Sefer etmek için bir hayvanı icar edip sonra sefere gitmemesini icap eden bir hal beliren kimse gibi.. Bu zatın bu durumu özürdür. Eğer mikâreciyi (hayvanını kiraya vereni) seferden men edici bir sebep peyda olursa özür sayılmaz. (Zira bir insanı kiralayıp hayvanın başında gönderebilir.)
Şüf'a [24] Bahsi:
Evvelâ satılan malda ortak olana, ondan sonra satılan malın hakkında —su ve yolu gibi— ortak plana daha sonra komşuya, şüf'a hakkının tanınması vaciptir. Satılan malda ortak olan olduğu halde yolda ve suda ortak ve komşuya şüf'a hakkı yoktur (ve iddia edemezler.)
Eğer satılan malda ortak olan zat Şüfadan vazgeçerse, yolda ortak olana şüf'a hakkı intikal eder. Eğer o da vazgeçerse şüf'ayı komşu alır.
Şüf'a, satışın akdiyle vacip olur, (şufa hrtkkımı kullanırım diye) şâhid edinmekle istikrar bulur. Müşteri şuf'ayı teslim veya hâkim şufa ile hükmettiği zaman şuf'adar teslim alırsa mülk edinir. -
Şuf'adar, ortak malın satıldığını bildiği zaman hemen o mecliste suf'a hakkını talep edeceğine dair şâhid edinmeli ve ondan sonra oradan kalkmalıdır. Mal daha satıcının elinde ise, satıcının yanında şufa hakkını talep edeceğine dair şâhid edinir veya satın alana giderek veya gayrimenkulun yanında şâhid edinir. Bunu yaptığı zaman şufa hakkı sabit olur. îmam-ı Ebû Hanife (R.A.) ye göre, şufadarm şufa hakkını biraz geçirmesi bilâhare isteme hakkını düşürmez.
İmam-ı Muhammed (R.A.) dedi ki; Eğer şâhid edindikten sonra (özürsüz olarak) bir ay şufa hakkını terkederse şuf'ası bozulur.
Taksimi mümkün olmadığı halde yine de gayri menkulde şuf'a vaciptir. Ticaret mallarında ve gemilerde şuf'a yoktur. Müsülman ile zımmîler şuı'ada eşittirler.
Mal olan bir paha ile mülk edindiğinde gayri menkulde şuf'a vacip olur. Mihir olarak verilen, kadından hûi'u [25]bedeli olarak alınan, başka evin kirası olarak verilen, kasden öldürülmenin sulh yoluyla bedeli olarak verilen ve karşılığında küle azat edilmiş evde şuf'a yoktur. Davalının hakkı inkâr etmesinden veya hakkı ikrar etmekten sükût etmesinden dolayı (davacıya malının geri verilmesi için) sulh yoluyla verilen evde de şuf'a hakkı yoktur. Eğer dâvâlı, sulh yo-lııyle hakkı ikrar edip ev alırsa şuf'a sabit olur.
Şufadar, kadıya gelip ortak malın satıldığını iddia edip şuf'a hakkım talep ettiği zaman, kadı dâvâlıdan sorar; Eğer dâvah davacıyı şufadar yapan mülkünün olduğunu ikrar ederse (ne güzel) eğer itiraf etmezse kadı, davacıdan delilini getirmesini isteyecektir. (Yâni ispata çağıracaktır). O halde eğer, davacı ispattan âciz kalırsa, kadı, müşteriyi davacıyı şufadar kılan mülke sahip olduğunu bilmediğine dair Allaha yemin eder misin?» diye yemine davet eder.
Eğer dâvâlı, yemin etmekten imtina . eöer veya davacının şufadar olduğunu ispat eden bir delil bulunursa, kadı davalıdan; »sen bu malı satın mı aldın yoksa?» diye soracaktır. Eğer dâvâlı satın aldığını inkâr ederse, şuf'adara; «dâvâlının bn malı satın aldığını ispat et» denilecektir, eğer şufadar ispattan âciz kalırsa, kadı, müşteriyi (dâvâlıyı) «Allah'a yemin ederim, bu malı satın almadım veya onun (davacının) zikrettiği yönden bu evde bana herhangi bir şuf'a terettüp edemez» diye yemin ettirir.
Şufadar, semeni (parayı) kadı'mn meclisine getirmemişse bile şuf'a hakkında münazaa (münakaşa) caizdir. Kadı, şuf'adara hükmettiği zaman kendisine derhal semenin getirilmesi düşer.
Şuf'a yoluyla elde ettiği evi, kusurunu görmek veya kendisini görüp beğenmemek suretiyle çevirebilir.
Eğer şuf'a sahibi, satanı elinde satılmış mal olduğu halde kadı huzuruna getirirse şufa hakkında onunla münakaşa edebilir. Kadı şufaöann delilini, müşteriyi getirmeyince dinlemez. Ancak müşterinin huzurunda alışverişi bozar, şuf'ayı satana yükletir, onu mesul
kılar.
Şufa sahibi, ortak malın satıldığım haber aldığında ve şufa hakkına kudreti olduğunda kullanacağına dair şâhîd edinmezse......
hakkı iptal olunur. mecliste şâhid edinir.
Yine 5ufa hakkı iptal olunur yanında şâhid uf'â hakkı iptal olunur.
sTifadarın (caymak müddetinde)vacip olur sı yoktur. Eğer caymak şartını ka
birisi şarap veya domuzla bir evi »tın alırsa, ve ole edi,
mukabilinde hibe ederse o zam* sözü verilen kıymet hakkında^ihtilafa kabul olunur. Eğer MÜŞteri daha Uta. med (R.A.) e göre, 5"' '" ™ müşteriden para daha alınmasın daha aZ parayayni zamanda sata-şuf'adardan da düşer.
Eğer satıcı, alıcıdan bütün parayı almazsa, şufadardan o para sakıt glamaz. Müşteri satıcıya fazla para verirse o fazla parayı alamaz.
Birkaç şufadar, bir araya gelirse, paylarına düşen mülklerinin , azlık ve çokluğuna bakılmaksızın şuf 'a, aralarında eşit bir şekilde taksim olunur. Bir evi, ticaret mallariyle satın alırsa şufadar o evi malın kıymetiyle alır. Eğer bir evi ölçülen veya tartılan nesnelerle alırsa şufadar onların misliyle geri alır. Eğer bir gayri, menkulü, diğer bir gayri menkulle satarsa şufadar her birisini diğerin kıymetiyle alır. Şufadara malın bin lira ile satıldığı ulaştığı için şurasından vazgeçerse, sonra, daha az bir fiyat buğday veya arpa ve —ki, onların fiyat: bin lira veya daha fazladır— satıldığını haber alırsa, evvelki vazgeçmesi iptal olunur, şuf a hakkı bakîdir. Eğer bu malın altınlarla satılmış olduki, o altınların kıymeti bindir— belli olursa, iptal ettiği şuf a hakkı yeniden geri gelemez.
Şufadara, alıcı falan adamdır dendiği için şuf'a hakkından vazgeçtiyse sonra alıcının başkası olduğunu öğrenirse şuf'a hakkı bakîdir. . .
Başkası için bir evi satın alan bir kimse, şufa dâvasında dâvâlıdır. Ancak evi müvekkiline'teslim ederse o zaman dâvahlıktan çıkar.
Şuf adarın tarafından bir zira'lık (Eski /amanın ölçü âletidir) mesafeyi bütün hudut boyunca bırakmak suretiyle evini satarsa, şufadara artık şufa hakkı yoktur. Eğer evinden bir parçayı bir fiyatla satar, sonra diğer kısmı da başka bir fiyatla satarsa komşusunun ancak şuf a hakkı birinci kısımda vardır, ikinci kısımda ise şuf a-yoktur.
Evi para ile satın alıp ta sonra para yerine elbise verirse bile şufadar ancak söylenen para ile alır.
Ebû Yusuf (E.A.) a göre, hile yapıp sofayı düşürmek mekruh değildir. Muhammed (R.A.) e göre, mekruhtur.
Müşteri aldığı yerde ev yapar veya ağaç diktikten sonra şufadara şufa hakkı verilirse, şufadar muhayyerdir; dilerse verilen paraya ev ve ağaçların sökük fiyatlarını 4a katarak alır, isterse müşteriyi, evini ve ağaçlarım sökmeye zorlar. Şufadar araziyi alıp ev yapar veya ağaç dikerse, sonra başkasının malı olduğu meydana çıkarsa ancak arsa için verdiği parasını geri alabilir.
Eve ve ağaçların dikilmesine verdiği parayı "geri alamaz. Eğer satılan ev kendiliğinden yıkılırsa veya binası yânarsa veya bostanın ağaçları (kökleri) kurursa şuf'a sahibi muhayyerdir, dilerse verilen paranın bütününü verir alır,, dilerse terkeder, hakkından vazgeçer.
Eğer müşteri, binayı yıkarsa, .şuf'adar dilerse, arsasını fiyatiyle alır, isterse terkeder. Şuf'adar hiç bir zaman enkaz kısmını almaz. Ağaçlarında meyve olan bir yeri satın alırsa şuf'adar onu meyveleriyle beraber alır. Eğer müşteri o meyveleri toplarsa onların parası şuf'a-dardan sâkit olur. Şufadara, ev, kadı'nm hükmüyle verildiğinde daha evvelce görmemiş ise, gördüğü zaman beğenmese cayabilir, kusurlu görürse, kusurundan dolayı geri verebilir, her ne kadar müşteri kusurunu kabullenmeyi şart koşmuşsa dahi..
Müşteri, borçla satın aldığında şuf'adar muhayyerdir; isterse hazır para verir alır, isterse borç zamanına kadar bekler, o zaman parayı verir ve alır.
Ortaklar gayri menkulü aralarında taksim ettikleri zaman taksimden ötürü komşularına şuf'a hakkı yoktur.
Satın aldığı evin üzerindeki şuf'a hakkından şuf'acı vazgeçerse, bilâhare müşteri de görmek,Şartlı caymak veya kadı'nın hükmüyle bir kusur gördüğünden geri verirse artık o malda şuf'adarm şuf'a hakkı kalmaz. Eğer kadının hükmü olmaksızın veya aralarındaki alışveriş hükmünü kaldırmak suretiyle geri verirse şuf'adarın şuf'a hakkı vardır.
Şirket (Ortaklık) Bahsi:
Şirket, (ortaklık) iki kısımdır:
1 - Mülklerde ortaklık,
2 -Âkidler (alışverişler) de ortaklıktır.
Mülklerin ortaklığı: Bir ayni, iki kişi irs (varislik) yoluyla elde eder veya beraberse satın alırlarsa, birisi diğerinin izni olmaksızın arkadaşının payında tasarruf etmez. Yekdiğerinin payına da tasarruf etmek bakımında ecnebi gibidirler.
Âkidler ortaklığı olan ikinci kısmı dört nev'e ayrılır:
1 -Mufaveze,
2 - İnan,
3; - Sanat ortaklığı,
4 -Kredi ortaklığıdır. olar. iki kişinin ortak
ile köle, çocuk kâlet ve kefalet üzere bu ortaklık
Bu iki arkadaştan birisinin satın aldı* mal ikisinin arasında ortak olur Incak al efradının yemeği ve giyeceği hariçtir.
Ortak olmaya elveriri olan nesnenin karşılığında hangisine borç yüklenmişse, diğeri de o borçtan mesuldür.
gümüş külçeleri şirket kuracaklardır.
yetine gelfe, ve.bir kısmiyle iştlı (kapitali) veya öbürünün kefili olacaK ta ta, müsavat tahakkuk etsin.
ilâ ortağın maldan (sermayeden) birisi, daha bir şey almazdan evvel helak olursa şirket bozulur. Eğer birisi maliyle (sermayesiyle, kapıtaliyle) (bir şeyler) satın alırsa ve diğerinin daha bir şey satın almazdan evvel malı (sermayesi) helak olursa şartlarına binaen satın alınmış nesne aralarında ortaktır.
O nesneyi maliyle alan zat, ortağının hissesine düşen parayı ortağından bilâhare tahsil eder. Mallarını birbirine karıştırmasalar bile, ortaklık caiz olur. İki ortaktan .birisine kârdan belli bir miktar dır-hem şart edilirse ortaklık sahih olur. Mufaveze ve fnan ortaklıklarının iki ortakçısı için, «malı ticaret eşyasına çevirmek, sermaye, yerinde kalmak şartiyle kârda ortak olmak şekliyle başkasına vermek ve şirket mabnaa tasarruf etmeye şirket haricinden birisini vekil tâyin etmek»» salâhiyetini vermek vardır. O, vekilin elinde şirket malı emanettir.
Sanatta ortaklığa gelince: İki terzi, iki boyacı beraberce bir işi kabul edip hasılatını aralarında yarı yapmak üzere anlaşabilirler. Bu ortaklık caizdir. Her birinin kabullendiği işin yapılması, hem kendisine, hem de ortağına lâzım gelir. O halde eğer birisi çalışır, diğeri çalışmazsa dahi hasılat aralarında yanyarıyadır.
Kredi şirketine gelince, iki kişi, mallan olmadığı halde halkın yanındaki, itibar ve kredileriyle müşterek alışveriş yapacak şartiyle ortak olmalarıdır. Bu şekilde ve bu minval üzere yapılan ortaklık sahihtir. Her birisi aldığı malda ortağının vekilidir. ..... ;
Bu gibi ortaklıkta satın alınan malın parası aralarında yarıya olsun şartını koşarsalar, kâr da aralarında yanyarıyadır. Kârdan biri diğerinden fazla alırsa caiz değildir. Eğer satın alınan mal için «birisine üçte bir miktarı parası vermek şartım koşarlarsa kâr da böyledir.»» Odun toplamak, ot edinmek ve avlanmakta ortaklık yoktur. Onlardan her birisinin avladığı ve topladığı kendisinindir. Birisinin katırı diğerinin tuluhu (tulumu) olduğu halde, katır ile suyu çekip satalım hasılat aramızda deseler, bu ortaklık sahih değildir. Su çekip satan, bütün hasılatı elde eder; eğer katırın sahibi ise, tuluhun (tulumun) ücretilmislini verecektir, eğer tuluhun sahibi ise katır sahibine katırın ücretilmislini verecektir......
Her fâsid (bozuk) şirkette, elde edilen kâr sermayeye taksim edi birisi için şart koşulan fazla kâr almak şartı bozulur.
Ortaklardan birisi Ölür veya irtidat edip darülharbe (kâfir memleketine) iltihak ederse, ortaklık bozulur.
1 Ortaklardan hiç birisi arkadaşının izni olmaksızın onun malının zekâtını veremez. Eğer yekdiğerine malının zekâtını vermek iznini verirse ve her birisi de zekâtı eda ederse, ikinci defa zekât veren* ilkönce verenin zekât vermesinden haberi olursa veya olmazsa verdiği zekât kadar mesul olur.;
.Müdarebe Bahsi:
Müdarebe bir şirkettir ki, ortaklardan birisinin malı diğerinin çalışmasiyle kurulur. Müdarebe —daha önce beyan ettiğimiz ve ortaklığın sahih olmasında rolü olan— malla ancak sahih olabilir. Kârın aralarında müşterek olması ve hiç birisine muayyen bir miktar belirtilmemesi nıüdarebenin şartmdandır.
Malın (kapitalin) çalışana teslim edilmesi lâzımdır. Mal sahibinin malda müdahalesi, kalmamalıdır. (Yâni çalışanı serbest bırakma:' malıdır). Kayıtsız ve şartsız bir şekilde müdarebe şirketi kurulduğu zaman, çalışana, satın almak,, satmak, sefere; gitmek, parayı, ticarî eşyaya çevirmek ve kendisine vekil edinmek caiz olur. Malı ikinci birisine müdarebe şirketi kurmak için vermesi caiz olamaz. Meğer ki mal sahibi kendisine izin verirse ve başkasına müdarebe yoluyla mal verebilirsin dese.
Eğer mal sahibi, belli bir memlekette veya belli bir mal üzerinde çalışmayı tahsis kılrmşsa, onları geçmesi caiz olamaz. Yine geçmek; •caiz olamaz eğer müdarebe için muayyen bir müddet tâyin ederse. Bu. tâyin caiz olduğuna göre, o zamanı geçerse âldd bozulur.
Sermaye sahibinin, (köle) olan babasını, oğlunu ve onun malı olmakla azat olunan başka bir kimseyi satın aimak müdarib (çalışan) için caiz değildir. O halde, eğer bunları .satın alırsa kendi nefsine almış olur. Müdarebe şirketine olamaz. Şirket malında kâr varsa müdarjp, kendisinin malı olduğu zaman azat olunan kimseyi satın almaya yetkili değildir.
Eğer alırsa şirketin malından mesul olur, (çünkü öz nefsine satın alınış olur).
Eğer şirket,malında kâr yok ise, mezkûr şahısları satın alabilir.. Bilâhare kıymetleri artarsa, müdaribin payı azat olunur. ve mal sahibine karşı mesul olamaz. Âncaat olan Kimse, tamamen azat olması için payını ödemeye çalışmak ve demek düşer.
Malsahibi, iş ortağına izin vermediği halde diğer birisiyle müda-~ re.be şirketi kurarsa verdiği maldan ve ikinci iş ortağının o maldaki tasarrufundan kâr edinceye kadar mesul olamaz, ancak kâr ettiği zaman birinci iş ortağı mal sahibine karşı maldan mesul olur [26] Mal sahibi, malını kârı yarıyarıya olmak üzere mudarebeye verip, iş sahibine, bu malın ikinci bir müdarebe yoluyla verilmesi için de izin verdiyse, ilk iş ortağı da başkasına kârın üçte birini vermek suretiyle parayı verirse; ve mal sahibi «Allah'ın rızık olarak verdiği kâr aramızda yanyanya olsun» dediyse, mal sahibine kâim yarı, ikinci müdaribe (işçiye) üçte birisi ve birincisine altıda birisi düşer. Eğer mal sahibi «Allah'ın sana verdiği kâr aramızda yarıyarıya olsun» dedi ise, ikinci müdaribe üçte bir düşer, geri kalan ise mal sahibiyle birinci müdari-bin arasında yanyanya taksim olunur.
Eğer mal sahibi «AUaU'm verdiğinin yarısı benim olsun diye, veriyorum»» dese, o da malı ikinci birisine yanyanya verse ikinci müdaribe kârın yarısı düşer, mal sahibine de yansı, birinci müdaribe ise hiç bir şey düşmez. Eğer, ikinciye kârın üçte ikisini şart ederse mal sahibine kârın yarısı ikirici müdaribe yarısı düştükten sonra, ayriye-ten ikinci müdarip, birinciden kârın altıda birisi (kadar para) alır.
Mal sahibi veya bedenen çalışan zat, öldüğü zaman müdarebe şirketi bozulur. Eğer mal sahibi irtidat (dinden caymak) edip darülhar— be kaçarsa müdarebe şirketi bozulur.
Mal sahifbinin kendisini azlettiğinden haberi olmayan müdaribin, alışverişteki tasarrufu caizdir. Eğer azlolundıığunu haber alır, elindeki mal (para olmayıp) ticarî eşyası olursa, onları satabilir. Azloluşu onu bu satıştan men edemez. Sattıktan sonra onun parasiyle başka bir şey alması caiz değildir.
çalışanı azlettiğinde kapital tamamen dirhem 'nara (yâni paraya) çevrilmiş ise, müdarip için, bundan böyle herhangi bir tasarruf caiz olamaz. ,
Ayrıldıkları zaman, halkta alacakları olup kâr da etmiş İse, hâkim o alacakların toplanmasiyle müdaribi yükümlü kılar. Eğer malda kâr yoksa yükümlü kılmaz, ancak kendisine «mal sahibini, alacakları tahsil etmekte vekil kıl» diyecektir.
Müdarebe malından heîâk olan kısım, kârdan- gitmiş sayılır, kapitalden değil. Eğer helak olan miktar, kârdan fazla ise müdarip mesul kılınmaz, (Çünkü o mal onun elinde emanettir.)
Kârı aralarında taksim edip mudarebe şirketi de haliyle kalırsa, bilâhare malın tümü veya bir kısmı helak olursa, her ikisi de aldıkları kârı geri getirirler; mal sahibi kapitalini kârdan alır, eğer bir şey fazla kalırsa yine aralarında taksim ederler. Eğer kâr, helak olan sermayeyi karşılamazsa, müdaribe, geri kalan kısmı tazmin ettirilemez. Eğer iki taraf kârı taksim etmek suretiyle mudarebe şirketini feshettikten sonra yeniden kurdukları ikinci şirketin malı helak olursa birinciden elde ettikleri kân geri veremezler.
Müdarip için, peşin ve borçla muamele etmek caizdir. Müdarip, şirketin malından olan köleyi ve cariyeyi evlendiremez.
Vekâlet Bahsi:
însanın bizzat yapabileceği her işte, başkasını tevkil etmesi câ-izdir. Bütün haklar ve ispatlarında vekil edinmek caiz olur. Hakkı -Jalmak için, vekil edinmek caizdir. Ancak hadlar (cezalar) ve kısaslar^ da kendisi olmadığı halde vekil edinemez.
Ebû Hanife (R.A.) dedi ki: Husumetlerde, hasmın rızası olmazsa, vekil tutmak caiz olamaz, ancak müvekkil hasta veya üç gün ve daha fazla bir mesafede,ise, hasmın rızası olmasa dahi vekil tutabilir.
Ebû Yusuf ve ,îmam-ı Muhammed (E.A.) dediler ki: Hasmın rızası olmazsa bile, vekil tutmak caizdir. .
Vekil edinmenin şartlarındandır ki; müvekkil (yckil edinen) ta-"sar/uf edenlerden ve kendisine ahkâm lâzım gelenlerden olmalıdır. Vekil ise akdin ne olduğunu bilip kastedenlerden olmalıdır. (Yâni i&i-si de âkil, baliğ ve müslüman gibi vasıflara hâiz olmalıdır.) (ergenleşen) nur veya rae'zun olan ûir kimse, oenzennı vekil edinirse caiz olur.
Eğer ticaret yapmaktan memnu, yalnız alışverişin ne olduğunu bilen bir gocuğu veya hacr (tasarruftan men) altında bulunan bir köleyi vekil edinirlerse, caiz olur. Vekil edilen çocuk ve köleye değil, ancak müvekillerîne hak taallûk eder.
Vekillerin yaptığı muameleler, iki kısma ayrılır. .
1-Vekilin nefsine izafe ettiği (yâni kendim için yapıyorum dediği) satış, alış ve icar gibi muameledir, bu akitlerin haklan vekile aittir, müvekkille hiç bir ilgisi yoktur. Vekil satılan malı müşteriye teslim eder, parasını alır, satın aldığı zaman para kendisinden istenir, satın aldığı malı kabullenir kusuru varsa geri vermek için mücadele eder, (v.s.)
2- Müvekkiline izafe ettiği (onun için yapıyorum dediği) müvekkili için nikâh kabullenmek, hul' (para ile boşanmak) yapmak ve kasden akıtılan kandan ötür sulh yapmak gibi muamelelerde haklar müvekkile taallûk eder, vekil ile hiç bir ilgisi yoktur. O halde hanım kocasının vekilinden mihrini istemez. Hanımın vekili, onu kocasına teslim etmekle mükellef değildir.
Müvekkil parayı istediği zaman, müşteri ona vermezlik yapabilir, verdiği takdirde de caiz olur. Vekil ikinci bir defa o parayı isteyemez. Bir kişiyi bir şeyi almaya vekil yaparsa, o şeyin, cinsinji, sıfatını ne kadar para edeceğini belirtmelidir. Ancak umumî bir vekâlet verdiği takdirde, gördüğünü bana al», diyecektir.
Vekil, satın aldığı malı teslim aldıktan sonra kusurlu olduğunun farkına varırsa, ve mal da daha elinde ise kusurundan Ötürü geri çevirebilir.
Eğer satın alman hayvanı müvekkile teslim etmişse ancak onun izniyle geri verebilir.
Sarrafta para bozdurmak ve parayı seleme vermek akitlerde de vekil edinmek caiz olur. (Bu iki surette) vekil, karşı taraftan daha malı almazdan evvel aynlırsa âkid bâtıl olur. Müvekkilin ayrılmasına ise itibar olunmaz.
Satın almak hususunda vekil edilmiş zat, parayı cebinden verip satın alınan malı alırsa o malı müvekkile vererek parasıru ondan alabilir. Eğer satın alman mal yanında hapsetmeden helak olursa müvekkilden gider. Vekilin parası düşmez. Vekil, parasını müvekkilden alıncaya kadar, satın aldırı malı hapsetmeye yetkisi vardır.
r Eğer malı parasını almak için, hapsedip, mal helak olursa Ebû Yusuf (R.A.) a göre, rehindeki mesuliyet, [27] İmam-ı Muhammed (R. A.) e göre, satılmış hayvanın mesuliyeti gibi mesul olur.
tki vekil tuttuğu zaman, ikisinden birisi diğerinin bulunmadığı bir sırada beraberce vekil olundukları dâvada tasarrufu caiz olamaz. Ancak husumet, parasız olarak ailesini boşamak, kölesini parasız azat etmek, yanındaki emaneti sahibine iade etmek veya borcunu vermek için vekil edinmişseler birisi bulunmadığı yerde diğeri tek başına bu gibi tasarrufları yapabilir. Vekil, vekil olunduğu işte başkasını vekil edinemez, ancak müvekkil vekil edinmesine ifci.ı vermişse veya kendisine; «bildiğin gibi yap» demiş ise (ikinci vekili tutabilir). Eğer birinci, vekil müvekkilinin izni olmaksızın ikinci bir vekil tutar. İkinci vekil, müvekkili (birinci vekilin) huzurunda muamele yaparsa caiz olur. Eğer esas vekil olmadığı bir zamanda âkid.yapar, birinci vekil de onun yaptığı akdi caiz kılarsa, akdi caiz olur.
Müvekkil, vekili vekâletten azledebilir. Eğer vekile, azil haberi ulaşmamışsa, haberi alıncaya kadar vekilliğine devam eder ve tasarrufu caizdir.
Müvekkilin ölümü, devamlı deliliği ve darülharbe mürted olarak iltihakiyle vekâlet akdi bozulur. KendisiyJe kitabet muamelesi [28] yapılan köle birisini vekil tutar da sonra söz olunan parayı vermekten âciz olursa veya ticaret etmeye mezun kılman köle vekil tutar da sonra hacr [29] altına .alınırsa veya iki ortak vekil edinip bilâhare-ay-rıhrlarsa, bütün bu şekillerde vekâlet akdini bozarlar, ister vekilin haberi olsun, ister olmasın. Vekil öldüğü veya daimî bir deliliğe tutulduğu zaman vekâleti bozulur. Eğer darülharbe: mürted olarak iltihak ederse, müslüman olup geri gelinceye kadar tasarrufları caiz olamaz.
Herhangi bir şeyde çalıştırmak için vekil tuttuktan sonra, bizzat kendisi o şeyde tasarruf ederse vekâlet akdi bozulur.
Ebû Hanife (R.A.) ye göre, alışverişte vekil olan zat, babası, dedesi; evlâdı, torunu, ailesi, kölesi ve kitâbetlislyle müvekkili namına alış veriş yapamaz.
Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) "kölesi ve kitabetlisi hariç diğerlerinden günlük fiyatiyle satın alabilir» dediler. Ebû Hanife (R.A.) ye göre, alışverişe vekil edilen bir kişinin az ve çokla satışı caiz olur, Ebü Yusuf ve Muhammed (R.A.) dediler ki;......
Halkın benzerine kanmadığı bir azlıkla satarsa satışı caiz olamaz. J
Satın alınmaya vekil edilen bir kimse, normal kıymetin benzeri ve halkın kanabileceği bir fazlalıkla satın alması caiz olur. Halkın kanmıyacağı bir fazlalıkla satın alırsa caiz olamaz. Halkın kanmıya-cağı miktar: Eksperlerin (fiyat verenlerin) tahminlerine sığmayan miktardır. , " .
Malın satışına vekil edilmiş şahıs, satın alana kefil olduğu zaman kefaleti bozuktur.
Efendi, kölesinin satışına birisini vekil yapar o da, kölenin yarısını satarsa, Ebû Hanifeye göre, bu satış caiz olmuştur. Bir kölenin satın alınmasına vekil eder o da, kölenin yarısını alırsa, o satın alınma muamelesi müvekkilin caiz kılmasına bağlıdır; diğer yarısını da alırsa müvekkile hepsinin kabul edilmesi lâzım olur. On batman eti Ur dirhemle almaya vekil edildiği zaman, o da, yirmi batman eti bir dirhemle satın alırsa —ki o gibi etin on batmanı bir dirhemle satılır— Ebü Hanifeye göre; müvekkil bu etten on batmanı yarım dirhemle kabul eder.
Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) «Yirmi batmanın hepsini alacaktır» dediler. Belli bir şeyi almak için, vekil tutarsa artık vekil o malı öz nefsine alamaz. Belli etmediği bir köleyi satın almak için ve-kiİ edildiği zaman, bir köleyi satın alırsa, o köle vekilindir. Meğer ki, müvekkili için almasını niyyet eder veya müvekkilinin parasiyle satın alırsa (o zaman köle müvekkilin olur.)
Husumette vekil olan bir zat, Ebû Hanife, Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A.) e göre, sadece teslim almak vekilidir. Ebû Hanife (R. A.) ye göre; borcu almak için vekil tutulan bir zat, husumet için de vekildir. Vekil, Kadı'nm huzurunda dâvayı müvekkilinin aleyhinde ikrar ettiği zaman, ikrarı caiz olur. Ebû Hanife ve Muhammed'e göre, Kadı'nın yanında olmadığı takdirde vekilin müvekkili aleyhindeki ikrarı caiz olamaz ve vekil bu ikrariyle dâva vekilliğinden çıkmış olur. Ebû Yusuf (R.A.) dedi ki; Kadı'dan başka olan zatların yanındaki ikrarı 3a caizdir.
Kayıp şahsın alacağını tahsilde vekili olduğunu iddia eden bir kimseyi, borçlu da doğrularsa, parayı ona teslim etmekle emrohmur...doğrularsa hakkım almış sayılır.-Doğrulamazsa, yeniden borçlu alacağını vermeye zorlanır.' Evvelce vekile verdiği mal daha mevcut ise, malını vekilden geri alır. Kişi, «sendeki emanetim almak için falanın vekiliyim» dese, emanetçi de onu tasdik ederse, emaneti ona teslim et diye emanetçi zorlanamaz.
Kefalet Bahsi ,
Kefalet iki türlüdür.
1 - Nefsiyle kefil olmak.
2 - Malıyla kefil olmak'.
1 -Nefsiyle kefalet caizdir. Bu kefaletle mesuliyet derecesi, kefili olduğu zatı, bulundurmaktır. Bu biçim kefalet, «Falanın nefsine, veya boynuna veya ruhuna veya cesedine veya başına veya yarısına veya üçte birine kefil oldum»'dediği zaman akdolunur. Ben ona zâmin (mesul) oldum, o benim üzerime olsun, ben onun önderiyim veya kefiliyim, dediği zaman, kefalet akdolunur.
Kefil, kefili bulduğu zatı, muayyen bir vakitte teslim edeceğini şart koşarsa ve alacaklı da, o zamanda kefilden teslim edilmesini isterse, hazır edilmesi kefile vacip olur; Eğer kefil onu hazır ederse ne âlâ, eğer hazır etmezse hazır edilinceye kadar, Kadı kefili hapseder. Ne zamanki kefil, kefili olduğu zatı hazır edip alacaklıya —mahkeme etmesine gücü yettiği bir yerde teslim ederse o zaman kefillikten kurtulur.
Kadı'nın meclisinde teslim etmek şartiyle kefil olursa ve getirip çarşıda teslim ederse, kefaletten kurtulur, çölde teslim ederse kurtulamaz. Kefili olan zat, öldüğü zaman, nefsiyla kefil olan şahıs kefaletten kurtulur.
Nefsiyle kefil olup borçlu falan vakitte borcunu edâ etmezse, bin lira borcunun zâmini olurum dese, o zaman da borçlu borcunu getirmese, kefile malî mesuliyet lâzım olur, nefsiyle kefil olması onu kurtaramaz. Ebû Hanife (R.A.) nin nezdinde hadlar (cezalar) ve kısaslarda nefisle kefil olmak caiz değildir.
2 -Alınacak mal, sahih bir borç olduğu zaman —ister miktarı belli ister meçhul olsun malla kefil olmak caizdir. Meselâ: «Filânın üzerinde olan bin (liraya) veya....onda olan alacağına veya bu satışta sana düşeri payına kefil oldum demesi gibi.
Alacaklı muhayyerdir; Dilerse alacağını borçludan, dilerse kefilden ister.
Kefaleti şarta bağlamak caiz olur, meselâ: «Eğer falan adama satarsan benim üzerime olsun, veya onun üzerinde sabit olan hakkın benim üzerime olsun veya senden gasbettîği benim üzeripıe olsun» demesi gibi...
Kefilin «senin onda olan halikına kefil oldum» demesinden sonra delille sabit oldu ki, muhatabın onda bin (lirası) vardır, o zaman kefil o paradan mesul tutulur. Eğer delille alacağın miktarı belli olmasa yeminiyle beraber kefilin belirttiği miktar kabul olunur. Borçlu kefilin dediğinden daha fazlasını itiraf ederse bile, fazlasından kefil mesul değildir (ancak borçlu itirafından mesuldür.)
Borçlunun isteğiyle kendisine kefil olunduğu gibi, isteği olmaksızın da kendisine kefil olunmak caiz olur. Eğer kişinin isteğiyle kefil olmuşsa onun yerine verdiği parayı bilâhare ondan alır. Eğer teklifi olmaksızın kefili olmuşsa verdiği parayı bilâhare ondan alamaz (çünkü teberrudur.)
Kefil, daha borcunu vermezden evvel borçludan para istemeye yetkili değildir, eğer borcun alınması için, kefil alacaklının takibine maruz kalırsa, kefili olduğu zatı, kendisini takip edilmekten kurtarıncaya kadar sıkıştırabilir. Alacaklı, borçluyu borçtan affettiği veya oradan borcunu tamamen aldığı zaman kefil de kurtulur. Alacaklı kefilin, zimmetini beri ederse (yâni kefili mesuliyetinden azat ederse) borçlunun zimmeti beri olamaz.
Kefil olmaktan çıkmayı, herhangi bir şarta bağlamak caiz olamaz.
Alınması kefilden mümkün olmayan (had -ceza- lar ve kısaslar gibi) bir hakta kefil olması caiz değildir.
Müşterinin vereceği paradan dolayı, müşteriye kefil olursa caiz. olur. Satılmış maldan ötürü satıcıya kefil olursa, doğru değildir. Belli bir hayvanı yükletmek için icar ederse, kefil olmak doğru değil, belli, değilse doğrudur.
Kefalet ancak âkid yapılan mecliste alacaklının, kabullenmesiyle-doğru olabilir. Fakat bu hükümden bir mesele hariçtir. (Yâni o meselede alacaklı kabul etmese bile kefillik caiz olur). O mesele şöyledir:: Hasta, vârisine der ki; «Halkın bendeki, alacaklarına kefil ol.»
Eacaklılar hazır olmadıkları halde de vârisin kefil olması câizdirr
Borç, iki kişide olup birisi diğerinin kefili ise, verdiği miktar, borcun yansından (yâni kendisine düşen kısımdan) fazla olmadıkça arkadaşından bir şey alamaz. Eğer yarısından tazla (yâni payından £az-(a) vermiş ise, o verilmiş miktarı arkadaşından tahsil eder.
İki kişi (arka arkaya) bin (lira) borcu olan bir zata, yekdiğerinin kefili olmak şartıyle kefil olursa, birisinin verdiği paranın yarısını —ister az olsun isterse çok olsun— ortağından alır.
Hürründe, kölenin de, bir kölenin kitabet borcuna kefil olunması caiz değildir.
Ebu Hanife (R.A.) ye göre, fakir olarak ölen bir kinişe için alacaklılara nezdinde kefil olmak caiz olmaz. Ebû Yusuf ve Muhammed •«doğru olur» dediler.
.
Havale Bahsi:
Borçlan havale etmek caizdir. Havale ancak verecekli, alacaklı ve kendisine borcun verilmesi, havale edilen zatların rızasiyle doğru olur.
Havale muamelesi tamam olduğu zaman, havaleyi yapan borçlu borçtan kurtulur, alacaklı havale yapan borçludan bir şey istemez. Meğer ki hakkı zayi olursa (o zaman esas borçlusundan hakkını talep -edebilir.) -
Hakkın helak olmak mânasında olan (tevaa) Ebû Hanife (R.A.) ye göre, iki emirden birisiyle olur,, ya üzerine havale yapılan şahıs —havaleyi ispat eden delilin olmadığı için yemin ederek havaleyi inkâr etmesi veya iflâslı olarak ölmesiyledir. (O zaman alacaklı, eski borçludan hakkını alır.)
. ,. Ebû Yusuf ve Muhammed'e göre, bu iki şekille -beraber üçüncü bir-.şekli daha vardır. Şöyle ki: «Havaleyi kabul eden şahıs daha hayatta İken hâldin taralından müflis ilân edilmesidir.» (Yani bu şekilde dû .alacaklı eski borçludan hakkını tahsil eder.)
Borcun kendisine havale edilmesini kabullenen zat, borcu havale ettirenden o kadar mal istediğinde, havale yaptıran -sende alacağım vardır, ona karşılık sana bu borcu havale ettim» dese, sözü kabul olunmaz. Belki o borç kadar para vermesi lâzım gelir.
Muhil, (havale eden). Muhtal'a (havale edilene) «Benim için alırsın diye sana havale ettim» dese havale edilen de «Hayır sende alacağım vardı, onun karşılığı olarak bana havale ettin» dese havale yapanın sözü kabul olunur. Safatıç mekruhtur. Safatıç-. Alacaklıya yol emniyetini temin eden borca vermedir [30]
Sulh Bahsi:
Sulh üç kısımdır:
1- İkrarla sulh,
2 -Sükûtla sulh —Davalı, dâvayı ne ikrar ve ne de reddeder—
3 -İnkârla sulh. Bütün bunlar caizdir. İkrarla sulh, malla maldan vâki olursa, satılanlarda ne hüküm varsa onda da o hüküm itibar olunur. Eğer menfaatle maldan vâki olursa, icarda muteber olan hüküm burada muteber olur. Sükût ve inkârla yapılan sulh, dâvâlının hakkında yeminden halâs ve mücadele kapısının kapanması içindir. Dâva olunanın hakkında ise, muvazaa (karşılık) içindir. O halde müsalâha ev için yapıldığı zaman şuf'a yoktur. Ev ile yapıldığı zaman şuf'a vacip olur.
İkrarla sulh olunduğunda, dâva olunanın bir kısmı başkasının hakkı olarak ortaya çıktı ise dâvâlı o nisbette verdiği paradan geri alır. Eğer sükût veya inkârla sulh yapılırsa, bilâhare dâva olunan malın (bütünü) başkasının hakkı olarak ortaya çıkarsa davacı münakaşayı bu sefer malın yeni sahibiyle yapar, eski dâvâlıdan aldığını ona geri verir. Eğer dâva olunan malın bir kısmı başkasının hakkı olarak tebeyyün ederse, onun karşılığında aldığını geri verir. Onun için de yeni hak sahibiyle mücadele eder. Eğer bir evde beyan etmediği bir hakkı iddia ederek onun karşılığı olarak bir miktar parayla sulh yapılırsa, bilâhare o evin bir kısmı başkasının malı olarak ortaya çıktığında, ev sahibi davacıya verdiğinden bir şey geri alamaz. Çünkü davacının hakkının geri kalan kısımda olması mümkündür. Mal, men-"îaat, kasden veya yanlışlıkla cinayet dâvalarında sulh caizdir. (AUa-hın hakkı olan) Hadd vurma dâvasında sulh eâi? değildir. Bir erkek, bir kadına karşı «nikâhlımda'» diye, iddia eder kadm da inkâr eder. ve dâvayı terketmesi için, erkeğe, bir miktar mal verip sulh ederse caizdir. Bu sulh aslında hul' (Talâkını satın almak) tır. Eğer bir kadm bir erkeğin nikâhlısı olduğunu iddia ederse, o erkek te kendisine, dâvasından vaz geçmek için biraz mal verip sulh ederse caiz değildir.
Eğer bir kişiyi, «kölcmdir» diye idda ederse, o kölenin kendisine verdiği bir miktar mal ile sulh yaparsa caiz olur. Bu gibi sulh, dâvâlının hakkında malla azat etmek mânasını taşır.
Borçlanma yoluyla başkasının hakkı olan şey üzerinde vâki olan sulh, bedel verme ve almaya hamlolunmaz. Belki hakkının bir kısmını aldı, diğerini affetti mânasına gelir. Bir kişide, halis bin dirhemi olup karışık beş yüz dirhemle sulh edenin sulha caiz olur. Sanki hak-'' kının bir kısmından verecekliyi beri etmiş, diğer kısmını da almıştır. Eğer bilâhare alınacak bin dirhem üzerinde sulh ederse, caiz olur ve sanki alacağının ta kendisini tehir etmiştir. Eğer (Hazırda verilmesi gereken para yerinde) bir aya kadar tehirli verilecek altınlar üzerinde müsalâha yaparsa caiz olmaz. Eğer müeccel bin (lirasının) yerine beş yüz hazırla sulh yaparsa caiz olmaz. Eğer vereceklideki ibin siyah (lira) ya karşı beş yüz beyazla sulh ederse, caiz olamaz. Bir kimse, bir kişiyi .yerinde sulh etmeye vekil eder o vekil de hasımla splh etse, kendisine sulh olunan miktarın verilmesi lâzım değildir. Ancak zâmin olursa, üzerinde sulh yapılan mal müvekkile lâzım olur. Eğer «Zeyd» (Ainrin) emri olmadığı halde onun yerinde bir şey üzerinde sulh yaparsa, bu sulh dört kısma ayrılır:
1-Eğer mal üzerine müsaleha yaparsa veya mala zâmin olursa sulh doğru olur.
2 -«Seninle bin üzerinde snltı ettim» deyip, o bini teslim ederse sulh tamamdır.
3 -Eğer «Seninle bin üzerinde sulh ettim» deyip, teslim etmezse, o zaman sulh akdi muallaktır, eğer dâvâlı, caiz kılarsa caiz olur ve bini vermesi icap eder, eğer caiz kılmasa bâtıl olur. Borç iki ortak arasında müşterek olduğu zaman, birisi payı için bir elbise ile sulh ederse, diğer ortak muhayyerdir, dilerse borçludan yarı borcunu talep eder alır, dilerse alman elbisenin yarısını ortağından alır. Meğer ki ortağı kendisine borcun dörtte biriyle zâmin olursa (yukarıdaki iki işlemden de feragat edebilir). Eğer ortak payının yarısını alırsa, diğer ortak o, aldığı malda ona ortak olup bilâhare her ikisi birden borçludan diğer alacaklarını alırlar.
Eğer ortaklardan birisi alacaktaki payı ile bir eşya alırsa......
ortağı onu borcun dörtte birisiyle zâmin kılar. (Başkasiyle bir ta'mda) selem yapan iki kişiden birisi, ana parasını geri almak suretiyle sulh yaparsa, Ebû Hanife ve Muhammed'e göre, caiz olamaz. Ebû Yusuf «Sulh caiz olur» dedi. Metruke mal, birkaç varâsin ise o maldan birisine bir şey vererek sulh ederlerse, eğer o mal gayri menkul veya ticaret -eşyası ise, bu sulh caizdir. İster verdikleri mal az, ister çok olsun... Tereke gümüşse, altın, altmsa gümüş verirlerse yine sulh caiz olur. Eğer tereke altın, gümüş ve bunların gayrisinden ibaretse ye vârislerin içinden biriyle, gümüş veya altınla sulh olsalar, verilen şey, o cinsten olan hissesinden çok olması gerektir. Tâ ki o, cinsteki payı misliyle Ödenmiş ve fazlası da mirastan diğer haklarının karşılığı olsun. Terekenin bir kısmı başkalarda borç olduğu halde, vârisler aralarından birisiyle (bir varisle) borçtan istifade etmemek ve o borcun tümü onlara kalmak için, müsaleha ederlerse, bu sulh bâtıldır. Eğer o vârisle, borçluları, hakkından beri etmek ve bir daha da borçlulardan bir şey istememek suretiyle sulh yapılırsa, caizdir.
Hibe Bahsi:
Hibe, icap (hibe ettim) ve kabulle (kabul ettim) caiz ve hibe edilen nesneyi almakla tamam olur. Kendisine hibe yapılan zat, aynı mecliste hibe yapanın emri olmaksızın hibe olunan malı alırsa .caiz olur. Eğer ayrıldıktan sonra ise, ancak hibe edenin emriyle olması caiz olur. Hibe, «Sana hibe ettim, hakkımdau verdim, verdim ye bu yemeği sana yedirdim, bu elbiseyi sapa verdim, bu şeyi sağlığın müd-detince sana verdim. Seni bu hayvana bindirdim —Eğer bu sözden hibe etmeyi niyet ederse,—» gibi sözleriyle münakit (olmuş) olur. Taksim olunan şeyde ancak sahibinin elinden çıkmış ve taksim olunmuş ise, hibesi caiz olur. Taksim olunmayan şeyde belli olmayan payın hibesi caizdir.
Bir yerin belli olmayan bir parçasını hibe etmek fasittir. Meğer ki taksim edip teslim ederse, (hibesi caiz olur). Eğer buğdayda olan unu ve susamda olan yağı hibe ederse, fasittir, öğütüp teslim ederse bile, caiz olamaz. Hibe edilen âyin, kendisine hibe edilenin elinde ise verip, yeniden, almazsa dahi, hibe ile mülk edinir.
Baba, küçük oğluna hibe ettiği zaman ,oğlan, hibe akdiyle o malı mülk edinmiş olur. Küçük çocuğa, ecnebi bir kimse bir şey hibe ederse babasının o malı kabullenmesiyle hibe muamelesi tamam olur. Yetime hibe yapıldığında, velisi kabul ederse caiz olur. Eğer o yetim annesinin koynunda ise, annesi kabullenirse caizdir.
3ir ecnebinin yanında büyümekte ise, o ecnebi onun için kabul ederse caizdir. Çocuk bizzat hibeyi kabul ederse (yine) caiz olur. İki kişi birden birisine bir evi hibe ederlerse, caiz olur. Bir kişinin iki kimseye bir ev hibe etmesi, Ebû Hanife (R.A.) ye göre, caiz olmaz. Ebû Yusuf ve Muhammed (R.A-) «sahihtir» dediler. Bir kimse, bir yabancıya bir şey hibe ederse, cayabilir. Meğer ki yabancı, hibeciye karşılık bir şey vermiş, hibeye ayrılmaz bir şey ek'emişse ya da âkideyin (veren, alan) den birisi Ölür veya hibe edilen mal hibe olanın mülkünden çıkarsa. Eğer bir yakınına hibe yaparsa, caymak yoktur. Eşlerden biri diğerine hibe ettiği zaman da caymak yoktur. Hibe alan, hibe verene «hibenin ivezi veya bedeli olarak ve karşılığında bu şeyi al» dese hibecî de alırsa caymak ortadan kalkar. Ecnebi bir kimse! hibe alanın yerinde —teberru yoluyla— bir şeyi ivez olarak hibeciye verirse, o da o, ivezi kabullenirse caymak hakkı ortadan kalkar. Hibe edilen malın yarısı başkasının hakkı olarak çıkarsa, hibe alan verdiği ivezin yarısını geri alır. Eğer ivezin Uyarısı başkasının hakkı olarak ortaya çıkarsa, hibe eden, bütün ivezi geri vermedikçe hibe edilen malı geri alamaz.
-r Hibeden caymak, ancak iki tarafın rızası veya hâkimin hükmüyle olur. Hibe edilen şey yok olduktan sonra, başkasının hakkı olduğu bilinir, hak sahibi, hibeyi alanı zâmin kılarsa, hibeciden hiç bir şey geri almaz. İvez verecek şartiyle hibe yapılmışsa ,iki ivezde de almak lâzımdır, iki taraf yekdiğerine verdiklerini aldıkları zaman, âkid sahih olur ve alışveriş hükmüne girer. Ayıp ve beğenmemezlikten ötürü hibe edilen mal geri çevrilir ve kendisinde şuf'a vacip olur. Ümra, (Ömür müddctînce birisine bir şey hibe etmek) caizdir. Hayatta oldukça, kendisine hibe yapılanındır, öldükten sonra vârislerine intikal eder. Rükbâ (Eğer senden evvel ölürsem bu ev senin olsun. Eğer sen benden evvel Ölürsen tekrar benim olsun). Ebû Haıiifc'ye ve Muhammed'e göre, bâtıldır. Ebû Yusuf «Caizdir» dedi.
Cariyeyi hamisizin hibe ederse hibesi sahih, istisnası bâtıldır. Sadaka, hibe gibidir. Ancak kabizle (almakla) sahih olur. Taksimi kabullenen ortak maldan sadaka caiz olmaz. İki fakire bir şeyi sadaka verirse caiz olur. Alındıktan sonra sadakadan caymak yoktur. Kim ki malını sadaka vermek için adarsa elinde bulunup kendisinde zekât vacip olan malın cinsinden verir. Mülkünü sadaka vermeye adayan bir kimseye, bütün mülkünü vermek düşer.
Kendisine «Kendini geçindirecek bir malı edinceye kadar sana ve aile efradına yetecek miktarı elinde bulundur, malı edindiği a zaman elinde bulundurduğun mal kadarını» ver denilecektir.
Vakıf Bahsi:
Ebû Hanife'ye göre, vakfedenin mülkü, vakıf malından ancak hâkimin hükmü veya vâkifin ölümüne ta'lik edilmesiyle zail olur. Ölüme talik misali: «Öldüğüm zaman evimi falan adama vakfettim» deme-sidir.
Ebû Yusuf, «vakıf ettim demesiyle mülkiyeti zail olur» dedi. Muhammed «Mülkiyet, vakfedilen mal için bir mütevelli bulup teslim etmedikçe, zail olmaz» dedi. Bu imamların dediklerine göre vakıf sahih olduğu takdirde vâkifin (vakfedenin) mülkünden çıkar, mevkufun aleyh (kendisine vakıf yapılan) nin mülküne dahil olamaz. [31].
Taksim olunmamış bir malın vakfedilmesi Ebû Yusuf'a göre, caizdir, İmam-ı Muhammed «Caiz değildir» dedi. İmam-ı Azam ve Muhammed'e göre, sonunu, hiç bir zaman ortadan kaldırılmayan bir cihete bağlamadıkça vakıf tamam olamaz. Ebû Yusuf: «Ardı gelen bir cihete bağlarsa dahi caiz olur» dedi. O cihet yok olduktan sonra vakıf malı fakirlere —her ne kadar dememiş ise de intikal eder. Gayri menkulün vakfı, sahihtir. Naklolunan ve değiştirilen malın vakfı caiz değildir.'
Ebû Yusuf diyor ki, bir çiftliği, sığırları ve kölesi bulunan; hiz-metçileriyle beraber vakfederse caizdir. İmam-ı Muhammed «At ve silâhın vakfı caizdir» dedi.
Vakıf sahih olunduğu zaman, satışı ve başkasına mülk edilmesi caiz olamaz, ancak Ebû Yusuf'a göre, taksim edilmemiş mal ise, ortak da taksimi isterse taksim edilmesi sahih olur. İster vâkifi (vakfeden) şart etsin, ister etmesin, vakfedilen maldan gelen kârla o malın tamiri vaciptir. Eğer bir evi, çocuğunun içinde oturması şartiyle vakfetse ta'miri oturana aittir. Eğer oturan yapmasa veya fakirse, hâkim evi icara verir. Ücretiyle ta'mir ettirir. Ta'mirdan sonra oturma hakkına sahip olan kimseye, geri verir. Eğer ihtiyaç varsa, hâkim tarafından vakfın yıkılmış bina ve âletleri diğer kısmın ta'mirine sarfedilir. Eğer ihtiyaç yoksa, oluncaya kadar saklanır, bilâhare sarfedilir. Hâkimin, yıkılmış kısmı müstahaklar arasında taksim etmesi caiz olamaz. Ebû Yusuf'a göre, vakfeden zat, vakfın menfaatini veya mütevelliğini, kendisine kılarsa caizdir. Cami yaptığında, yol açmasıyla ve halka orada namaz kılma* için izin vermesiyle mülkünden ayırtmadıkça mülkiyetinden çıkmaz. Ebû Hanife'ye göre, tek bir kişi orada namaz kıldığı zaman mülkiyetinden çıkar.'
=-dedi-kîy=-«Ben bunu cami yaptım» demesiyle, mülkünden -çıkaıv—Ebu-Hanife nezdinde, bir kimse arazisinde müslümanlara çeşme veya yolculara han, kervansaray veya mazarlık yaparsa, hâkim hüküm vermedikçe mülkiyetinden çıkmaz.» îmam-ı Ebü Yusuf'a göre, sözüyle, İmamı Muhammed'e göre, çeşmeden su içtikleri, han ve kervansarayda oturdukları mezarlıkta defin yaptıkları takdirde mülkünden çıkar.
Gasp Bahsi:
Bir kimse, benzeri bulunan bir şeyi gasbedip, elinde helak olursa benzeri ile tazmin ettirilir. Eğer benzeri olmayan bir şey ise, kıymetini vermekle mükellef kılınır. Gasbedene, gasp ettiği şeyin aynisinin geri verilmesi lâzım gelir. Eğer helak olduğunu iddia ederse, hâkim onu, hakikati bilinceye kadar hapseder. Bilâhare bedelini vermekle hükmeder. Gasp ancak menkul şeylerde olabilir. O halde Ebû Hanife ve Ebû Yusuf'a göre,, gayri menkulü gasbettiği zaman elinde helak olursa zâmin olmaz. İmam-ı Muhammed «Zâmin olur» buyurdu. Gâ-sibin (gaspedenin) fiiliyle ve oturmasiyle eksilen miktarı, bütün imamlara göre, tazmin edilmesi lâzımdır.
Gâsibin elinde —gerek kendisinin fiiliyle, gerekse başkasının fiiliyle helak olan malın cezasını vermek kendisine düşer. Gasbolunan nesne, elinde noksanlaşırsa, yine o noksanlık kadar ceza vermelidir.
Başkasının koyununu kesenin hakkında, koyun sahibi muhayyerdir; dilerse onu kıymetiyle cezalandırır ve koyunun gövdesini kendisine teslim eder, isterse hâsıl olan eksikliğin bedelini alır.
Başkasının elbisesini az yırtarsa, noksanlığına zâmin olur. Eğer bütün değerini iptal edecek büyük bir şekilde yırtarsa, elbise sahibi, ona elbisenin bütün kıymetini ödetebilir.
Gasibin fiiliyle, ismi ve büyük değerleri silinecek derecede gasbo-, lunan malını aynisi bozulduğunda, eski sahibinin mülkiyetinden çıkar, gasibin mülkü olur ve gasip ona zâmin olur.
Ve bedelini vermedikçe, ondan menfaatlenmesi de helâl olamaz. Sunun misali: Bir koyunu gasbedip keserek kebap yapması ve pişirmesi, buğdayı gasb edip öğütmesi, yahut da demiri gasbedip kılıç yapması veya bakırı gasbedip kap yapması gibi.
Eğer gümüş veya altını gasbeder eritir ve para yaparsa Ebû Ha-nife'ye göre, sahibinin mülkünden çıkma:?. Saç ağacını gasbedip, üze-' rinde bir ev inşa ederse sahibinin mülkünden çıkar, gasibe, kıymetini sahibine vermek lâzım gelir. Bir araziyi gasbedip bağ diktiği veya üzerinde ev yaptığı zaman «ağacı ve binayı kaldır, araziyi boş olarak sahibine teslim et» denilecektir. Eğer ağaç ve binanın sökülnlesiyle kıymeti azalırsa, arazi sahibi, onların sökük olduğu haldeki, kıymetlerini gasibe verir onlar arazi sahibine kalır.
Bir elbiseyi gasbedip boyatırsa veya kavutu (kavuzu) gasbedip yağ ile kanştırırsa malın sahibi muhayyerdir: dilerse boyasız elbisenin kıymetini ve yağsız kavutun benzerini gasipten alıp, onları da gasibe teslim eder, dilerse, onları öylece kabul ederek boyanın ve yağın parasını gasibe verir. Bir ayni^gasbedip gizlerse, malın sahibi, onu kıymet, vermekle cezalandırırsa, o âyin gasibin mülkü olur. Malın kıymeti hakkında yemin ile beraber gasibin s,özü makbul olur. Meğer ki, malın sahibi, şahit ile onun dediğinden daha fazlasını ispat etse.
Eğer gasbolunmuş âyin bilâhare görünürse, kıymeti de mal sahibinin sözü veya getirdiği delille veya gasibin yeminden çekinmesiyle sabit olan miktardan daha fazla ise, mal sahibi için pişmanlık yoktur. Eğer daha evvelce gasibin yeminli sözü ile kıymetlendirilmiş ise, sahibi muhayyerdir; dilerse, tazminata razı olur, dilerse tazminatı geri verir, malın kendisini alır. Gasbolunan malın yavrusu ve ziyadesi bostanın meyveleri gasibin (gasbedenin) elinde emanettir.
Eğer kusuru olmaksızın veya sahibinin isteğine rağmen vermemeye kalkışmaksızm gasibin elinde heîâk otursa, zâmin olmaz. (Aksiyle helak olursa zâmin olur.)
Doğum ile, cariyede meydana gelen eksiklik gasibe yüklenir. Eğer doğan çocuğun kıymeti o eksikliği karşılarsa, o eksiklik çocukla' tamamlanır. Gasip eksikliğin cezasından kurtulur.
Gasip, gasbolunan malı kullanarak eksiltmezse, kıymetinden sorumlu değildir. .
Müslüman, zımminin şarabını veya domuzunu helak ederse, kıymetlerini vermelidir. Eğer müslüman, müslümamn şarap ve domuzunu yok ederse zâmin olamaz.
[1] Allah (C.C.) «Kurbana g:ücü yetmiyene üw Bün haedavyedl günde döndüğünde oruçlardır. O tam on gündür» buyuruyor. Bu âyeti celile temettü hakkm-da vwtt,oHnuş İse ö# JStıc'anda temettü gibidir. Çünkü. İki ibadeti M* yürütüt» (Ceyheml
[2] Hacda olan tıraş, namazdaki selâm gibidir, öyle ise, Hacdan tıraşla çıkılır.
[3] Üç mezhebe göre, hayiz gören hanım, kam kesllinceye kadar bekler ondan sonra Farz ziyaretini yapar ve ayrılır. Te'hirden dolayı Kurban lâzım gelmem, şayet kafilesi durmasa beraber gider, gelecek senede gelip haccını yapar. Fakat bu durumun zorluğu göz önündedir, bunun için çare aranmış ve tmam-ı Azam hazretlerinin bu konudaki fetvası görülmüştür. Şöyle kt, kafilesi hayızlı hanımı beklemezse, temizlik için yıkanır, kanlar yerlere akmasın diye göbekten aşa&ı muhkemce bir çaput bağlanır ye Kâbenin ziyareti yapılır. Ziyaretten sonra zenr ginse bir deve yoksa bir sığırı ceza kanı olarak keser ve bövlece haccı tamam olur. Bu kurban da diğer kurbanlar gibi ancak orada kesilir. Sakın kurbanlarımı memleketimde kesevim devip yanlış iş yapma. Çünkü Kurban kesme yeri ancak haremdir, yâni Mekke ve havalisidir ki bunun hudutları bellidir. Medine'de dahi t kurban kesmek caiz değildir. (Mütercim)
[4] Bugün yani (1400) Hicrî ve (1979) Miladi tarihli zamanımızda bu durum bilinmemektedir. Ancak hükümetin emri olduktan sonra Arafattan hareket edilir. Binaenaleyh bir mesuliyet varsa Suudi Arabistan hükümetine aittir.
(Mütercim)
[5] ,ihsar lûgatta Bir kimseyi matlubuna kavuşmaktan men ve hapsetmek mânasındadır: Şer'an «Hac için ihrama girmiş bir »tın Arafatta tavaftan umre için ihrama girmiş bir zatın da tavaftan men edilmesi» demektir. (Büyük İslâm İlmihali S. 526).
[6] Boynun en aşağısında ve göğsün yanındaki damarları kesmek demektir; Çünkü orada et yoktur, yani o damarlar etle örtülü değillerdir, boğazın diğer kısmı etle örtülüdür. Nahir daha efdaldlr. . (Damad)
[7] Mekke'nin haremi, Medine taralından üç, Irak, Taii ve Yemen tarafından yedi, Cüu'rrane tarafından dokuz ve Cidde'de tarafından on mil mesafedir. Harem denildiği zaman Camii şerifin içi veya Mekke'nin içi sanılmasın. Mana ve Müzdelifenin de bir kısmı haremdir. Dikkat buyurulsun. (Mütercim)
[8] Bu biçim alış veriş cahiliyet devrinde var idi. Şöyle ki: İki kişi müzayedeye girişirdi. Satılan malın üzerine taş kondurulduğu zaman satış tamam olurdu Velev ki diğeri razı olmazsa dahi. Kllemek şu şekilde ojuKhn Fiyat bakımında'münakaşa yapılırken müşteri .satılan malı ellerdi artık onun olurdu. Maıln sahibi ister razı olsun isterse olmasın. K.evher.-t
[9] Eski zamanlarda bezler dokunduktan sonra kalınlaşması için, bazı sıvı maddelere atılırdı, bilâhare dövüle dövüle beyazlaştırılırdı. işte bu işi yapana bez ağırtıcı denir.
[10] Imam-ı Züfer (R.A.) diyor ki: Fazla olarak verilen miktar, akde dahil olamaz, ancak hibedir. Eğer alırsa olur, eğer almazsa yalnız o iptal edilir.
[11] Ziyade ve eksiltme akdin esasına taallûk ederler. Zira akdi (alışverişi) bir vasıftan diğer bir vasfa çevirirler. (H.Y.)
[12] îmam-ı Safi (R.A.) ye göre ribanın illeti, yiyeceklerde cinsleriyle, satıldıkları zaman yemekliktir, paralarda İse semenliktir. îmam-ı Malik'e göre
azık edinen ve saklanabilen, cinsiyle satıldığı zaman fazla olursa riba olur. O halde bir ölçek; kireç verip iki ölçek alırsa bize göre, caiz değildir. Zira cinsle beraber Ölçek vardır. Şafi'ye ve Malik'e göre, caizdir. Çünkü, yiyecek değildir. Bir karpuzu, iki karpuzla satmak bize göre, caizdir, çünkü ölçek ve tartıyle değil, tane ile satılmıştır, Şafi'ye göre. caiz değildir, çünkü yiyecektir.
Bir yumurtayı ikiyle değiştirmek bize göre caizdir. Çünkü,, ölçek ve tartı yoktur. Safiye göre değildir: Çünkü yiyecektir. (Cevhere)
[13] Çünkü köle bütün maliyle beraber efendisinin malıdır. Harpçı kafirle mallan hangi yoldan olursa olsun alınması muslumana mubahtır Ancak yoIuyla alınmamalıEmin kuman kâfir, böyle, değildir onun malı haramdır.
[14] Hazır parayı gelecek bir nesne için yatırmak demektir. , M.
[15] Kasden öldürmedikçe zâmm olamaz.
[16] Baliğlara namaz, oruç zekât, hac cihad v.s. tarz olduğu gibi"bunlara da farzdır. (Meydanı)
[17] Dikkat edilsin "bu kadar kelimesi iki defa denilmiştir ama iki kelime arasında atıf harfi yoktur, îkinci misalde ise atif vardır. (M.)
[18] Dikkat buyurulsun «Bir» kelimesi «yüz» kelimesi üzerine atif edilir.
(Mütercim)
[19] Birinci meselede İlk evvelâ «Bu ev falamnjjır» şeklinde her şeyin o falana ait olduğunu ifade eden bir ibare kullanıyor, ikinci misalde ise h?ususiyet ifadesi kullanılır, aradaki fark bundan gelir.
(Mütercim)
[20] Katışık veya saf para, merhum müellifin zamanında varmış, kimi para tamamen gümüşten, kimisi tunç ve saire ile katışık imiş, bu durumu daima göz önünde 'bulundurmanız lâzımdır. Dirhem. Dinar, Danik. Pulus vesaire tâbirler o zaman islâm diyarında kullanılan paraların adlandır. Malûm ola. Hattâ bu tâbirlerin bir kısmı bugüne kadar Arabistanda kullanılır.
(Mütercim)
[21] Ağaçtan yapılmış iki taraflıdır. Devenin sırtına vurulur, beher taralında birer insan oturur ve yolculuk yapar. Ecdadımız bu şekilde Ar abis tanların kumsal çöllerini katederek hacca gitmişlerdir. Elbette zahmetlerine göre sevapları da fazladır. Uçakla, gemiyle ve kara vasıtaiariyle .gidenlerin kulağı çınlasın.
(Mütercim)
[22] Çünkü imam-ı Buharı (R.D.) Ibni Ömer'den rivayet ediyor: Peygamber efendimiz (S.A.) Dölün ücretini yasakladı. Ancak döl neslin bekası için ücretsiz olmalıdır. , — D —
[23] Zamanımızda müezzinlere verilen ücret veya maaş bu kabilden değildir. Belki caminin bakımı ve benzeri işler için bu kardeşlerimize "bu cüz* maaş; verilir. Sadece ezan için değildir. (Mütercim)
[24] Lûgatta bitiştirmek manasınadır. Şer'an komşuluk ve ortaklıktan ötürü satın alınmak suretiyle ortağının veya komşusunun payını payına katmak demektir. <Damad)
[25] Hul'ü: Lügatça sökmek demektir. Şeriatça: Kocanın geçüıemedigi haramından boşanma karşılığında aldığı maldır. (Meydanı)
[26] Bu rivayet îmam-ı Hasan'ın Ebû Hanefîden yaptığı rivâyett&r. tma-meyne göre, ikincisinin işlediğinde birincisi mesai olur, ister kâr ister zarar olsun mezhebin meşhur kavline söre, : Sermaye sahibi muhayyerdir. Hangisini mesul tutarsa tutabilir. (Tashih)
[27] Omalın kıymet ve pahasından hangisi azsa o itibar olunur. Mesela: pahası on beş kıymeti on ise. vekil müvekkilden beg alır, yâni onda k«ıdilığm-den alır, üstüne koyar böylece mal sahibine on beş verir. (Biraz değişiklikle
(Cevhere)
[28] Kitabet: Elden para alıp köleyi azat etmek veya borçla azat etmek demektir.
(Meydanı)
[29] Her türlü muamele yapmaktan menetmek demektir.
[30] Şekil şöyledir: Eir tacire bin lira borç verir o borcumu falan yerdeki dostuma teslim et, der ve böylece malını yol tehlikesinden korurTSefatic, Suf-tec'in cemidir. Acemceûsn Arap lisanına geçmiş ve havale senedi demektir.
(Meydani)
[31] Çünkü eğer mülkü olsaydı satabilirdi. Halbuki kendisine vâkıf yapılan zat. o malı satamaz. ' (Cevhere)
İslami Okul Okulların En Önemlisi