KONU: ŞEHİDLIGI GEREKTİREN SEBEPLER - 1. Sayfa
CAMİU’S-SAĞİR VE TERCEMESİ İZAHLI 2000 HADİS -I
Konu: Şehidliği Gerektiren Sebepler
Konu: Allah'ın Teklifleri Ancak İnsanların Yararlanmaları İçindir
Konu: Din Hükümlerini Değiştirmek
Konu: Allah'ın Rahmetini Gerektiren İyi Ameller
Konu: Cezayı Gerektiren Veya Gerektirmeyen Ameller
Konu: Günahların Af Olunmasına Sebeb Olan İyilikler
Konu: Günah İşlemenin Nedenleri
Konu: Allah'a İtaat Etmenin Feyzi, Günahların Felâketi
Konu: Müslümanlara Yapılan Eziyetlerin Vebali
Konu: Hz. Muhammed'in Ehlinin Fazileti
Konu: Allah'ın Hakiki Dostları
Konu: Bazı Memleketlerin Üstünlüğü
Konu: Hakiki Müminlerin Vasıfları
Konu: Zayıf Bünyeli Müslümanların Faziletleri
Konu: Kaybolan Malların Hakkında İslâmi Hükümler
Konu: Kıyamet Gününde Allah'ın Rahmet Gölgesinde Bulunan Kimseler
Dünyanın Dış Hayatımıza Tesirleri
Dünyanın İş Hayatımıza Tesirleri
CAMİU’S-SAĞİR VE TERCÜMESİ İZAHLI 2000 HADİS -I
Konu: Şehidliği Gerektiren Sebepler
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şehidliği gerektiren dört sebep vardır. Bu sebeplerden birisiyi ölen bir kimse şehid olur:
a) Allah yolunda savaşarak öldürülen bir kimse, bu hakiki bir şehiddir.
b) Suda boğularak ölen bir kimse,
c) Karın ağrısından ölen bir kimse,
d) Veba hastalığına tutularak ölen kimselerdir. Bunlar hakiki şehit değil, hükmi şehiddir.”[1]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dul (ve kimsesiz) kadınlar ve günlük yiyeceklerini sağlamaktan, aciz olan fakirlere yardım edip bakan bir kimse, Allah yolunda cihad eden veya gecelerini namazla, gündüzlerini de oruçla geçiren bir kimse gibidir.”[2]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Böbrek hastalığıyla ölen kimseler, (hükmen) şehiddirler.”[3]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şehidlik, Allah yolunda yapılan savaş neticesinde ölmenin dışında başlica yedi kısma ayrılır:
a) (Cihadın dışında ilim tahsili ve camiyegitmek gibi) dinin herhangi bir vazifesini yaparken Allah yolunda ölen,
b) Veba hastalığına yakalanarak ölen,
c) Suda boğularak ölen,
ç) Ciğer hastalığına yakalanarak ölen,
d) Karın ağrısından dolayı ölen,
e) (Allah rızası için düşman cephesinde) nöbet tutarken ölen,
f) (Duvar gibi) her hangi bir şeyin altında kalarak ölen,
h) Hamileyken ölen kimseler.”[4]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
a) Derecesi en yüksek olan şehiddir. (Yüreğinde) temiz bir -imanı barındırmaktadır; düşmanla karşılaştığı vakit Allah'a olan bağlılığı uğruna can verir. Kıyamet günü, insanlar o kimseyi görebilmek için (ayak parmakları üzerine dikilerek) boyunlarını yukarıya doğru kaldıracaklardır.
b) Bu da (yüreğinde) temiz bir iman barındırmakta olan bir müslümandır. Fakat düşmanla karşılaştığı vakit, içine düşen korku nedeniyle, sanki derisine muz dikeni batırılmış gibi ürküntü duyar. (Bu sırada) beklenmediği taraftan gelen bir düşman oku vücuduna saplanarak ölümüne sebeb olur. Bu kimse de, ikinci dereceden bir şehiddir.
c) Bu da kötü amelleri birbirine karıştıran (sevab kadar günahta işlemekten geri durmayan) bir müslümandır. Din uğrunda düşmanla çarpışarak canını feda eden bir kimsedir ki, bu üçüncü dereceden bir şehiddir.
ç) Sevabtan çok kötü amel işleyen âsi, fakat düşmanla karşılaşınca, Allah'a karşı olan bağlılığını, dine karşı da doğruluğunu ortaya koyarak canını feda eden bir kimsedir. Bu da dördüncü dereceden bir şehiddir.[5]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şehidler, (öldüğü andan kıyamet kopuncaya kadar geçen zaman içersinde) cennet kapısında suyu berrak gibi olan bir nehrin kenarında yeşil bir kubbe içinde bulunurlar. (Bunlar şehidlik hallerine uygun bir hayat sürerlerken) sabah ile akşam yiyecekleri cennetten başuçlarına getirilecektir.”[6]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şehidler, Allah'ın nezdinde hiç bir gölgenin bulunmadığı bir günde Allah'ın arşının gölgesi altında misk tepelerinin üzerinde bulunan yakut taşlarından yapılmış minberler üzerindedir. Bu duruma karşı Hz. Allah kendilerine şöyle buyururlar:
“Ben, şehidlik mükafatını size verip doğru olan vaadimi yerine getirmedim mi?” Şehidler:
“Evet Yarab!.. verdiniz...
Doğru olan sözünüzü de yerine getirdiniz...”[7]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ciğer hastalığından ölen bir kimse, hükmen şehiddir.”[8]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakkını veya malını müdafaa ederken ölen bir kimse bir şehiddir.”[9]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Taun hastalığı her müslüman için bir şehidlik vesilesidir.” [10]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Taun hastalığı İsrailoğullarından bir gurubun yaptığı (zina, içki gibi Allah'ın azabını gerektiren kötülüklerin yüzünden) başlarına inen bir azabın kalıntısıdır.
Ey müminler!... Bulunduğunuz yere bu hastalık gelirse, yerinizden ayrılmayınız. (Kurtulmak ümidiyle memleketinizden ayrılıp başka yere göç etmeyiniz. Çünkü muhtemel olarak size bulaşan bu hastalığın başkalarına da bulaşmasına sebep olursunuz.)
Taun hastalığının bulunduğu yere de girmeyiniz. (Çünkü size bulaşabilmesi muhtemel olduğundan kendinizi ölümün eşiğine atmış olursunuz.”[11]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Taun hastalığı öylesine bir azabdır ki, Hz. Allah o hastalığı dilediği herhangi (dinsiz) bir milletin başına musallat eder. Şüphesiz Hz. Allah bu hastalığı müslümanlar arasında bir rahmet olarak yaratmıştır. Çünkü taunun olduğu şehir veya kasabada sabır ederek Allah'a karşı olan bağlılığını en samimi bir yürekle gösterip orada kalır ve Allah'ın takdir etiğinden başka herhangi bir ona isabet etmeyeceğini bilerek inanan bir kimse için, hakiki bir şehidin sevabı vardır.”[12]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Taun hastalığı, (insan vücudunun çeşitli yerlerinde) devenin ağzından çıkan yara gibi yara çıkarır. Taun hastalığı bulunduğu veya girdiği yerde kaçmayıp sabır gösteren kimseler için, şehidlerin kazandığı kadar sevab vardır. (Çünkü -bulaşan hastalığın diğer yerlere yayılmasına engel olur.) Taun hastalığının bulunduğu yerden kaçan bir kimse, düşman cephesinden kaçan kimse gibidir.”[13]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Taun hastalığı, şehidlik vesilesi, aynı zamanda kâfir düşmanlarınız olan cinler içinde bir azabdır. Devenin ağzından çıkan yaralar gibi, insanların koltuk altlarında ve derisi ince olan yerlerinde çıkar. Bulunduğu yerden kaçmayan bir kimse, Allah'ın yolunda düşman cephesinde nöbet bekleyen bir kimse gibidir. Kaçan kimse de, düşman cephesinden kaçan kimse gibidir.”[14]
Konu: Allah'ın Teklifleri Ancak İnsanların Yararlanmaları İçindir
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah bir hadisi kutside şöyle buyuruyorlar: “Ey kullarım”... (Ben, bütün kâinatı yaratmış olmama rağmen) kendime her türlü zulüm etmeyi haram kıldığım gibi, aynı zamanda size de haram kıldım... Öyleyse birbirinize zülüm etmeyiniz.
Ey kullarım!., (Şehevi arzuların azgınlığı sebebiyle) hepiniz sapık kimselersiniz. Ancak iman ve hidayet yoluna kavuşturduklarım müstesnadır. Öyleyse Benden hidayet isteyiniz ki, sizi hidayete kavuşturayım...
Ey kullarım!.. duyurduklarımın dışında, hepiniz aç ve muhtaç kimselersiniz.. O halde, Benden rızık isteyiniz ki, ben de size rızrk vereyim...
Ey kullarım!... Giydirdiklerim müstesna, hepiniz (elbiseden ve iyi ahlâktan) çıplaksınız. Öyleyse, benden isteyiniz ki, sizi giydireyim...
Ey kullarım!... Şüphesiz hepiniz geceli gündüzlü günah işlemektesiniz. Ben de (samimi bir yürekle yaptığınız tevbeleriniz nedeniyle) bütün günahlarınızı af edecek büyük bir merhamet sahibiyim.. O halde, benden af dileyiniz ki, sizi affedeyim...
Ey -kullarım!... Sizler bana zarar verecek bir durumda değilsiniz ki, beni bir zarara sokasınız. Aynı zamanda bana menfâat verecek bir kuvvet ve saltanata sahip değilsiniz ki, bana her menfâatiniz dokundurabilesiniz...
Ey kullarım!., Geçmiş ve gelecekleriniz, insan ve cinleriniz, hepiniz iyi huylu, temiz kalbli tek bir insan gibi olsanız bile, Benim mülk ve saltanatıma bir şey ilâve ettiremezsiniz...
Ey kullarım!... Geçmiş ve gelecek insan ve cinlerinizin -hepsi kötü bir insan gibi fena bir ahlâka sahip olsaydılar, Bana ve saltanatıma zerre kadar bir noksanlık veremezler..
Ey kullarım!... Geçmiş ve gelecek insan ve cinlerin hepsi bir araya gelip, her birerlerinin istedikleri çeşitli ihtiyaçlarını versem bile, bende bulunan zengin hazinelerimi tek bir noksanlık bile getirmez. Ancak onların aldıkları, denize batırılıp çıkarılan bir iğnenin getirdiği su kadardır.
Ey kullarım!... İşlediğiniz amellerinizi teker teker saydırmakta ve zapt etmekteyim. Kıyamet aleminde olduğu gibi, karşılığını vereceğim. Yaptıklarının karşılığını 'iyi olarak bulan bir kimse, Allah'a hamd etsin. Ceza olarak 'bulan bir kimse ise, bunun sebebini başkalarında değil, kendisinde arasın.”[15]
Konu: Din Hükümlerini Değiştirmek
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, Yahudileri yok etsin. Zira Hz- Allah Yahudi milletine, (onları denemek maksadıyla) kesinlikle her türlü iç yağını haram kılmıştır. (Onlar ise, Allah'ın hükümlerini hiçe sayarak) iç yağını eritip sattıkları gibi karşılığını da alıp yediler.”[16]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yine Hz. Allah, Yahudileri yok etsin. Çünkü onlar, (gösterilen kıbleyi terk ederek) peygamberlerinin türbelerini kıble edip, ibadetlerini ona göre kıldılar.” [17]
Konu: Allah'ın Rahmetini Gerektiren İyi Ameller
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın rahmetini gerektiren sebeplerden birisi de (kişinin karşılaştığı din kardeşine) bol bol selâm vermesi ve tatlı dille konuşmasıdır.”[18]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Allah'ın hoşnutluğunu kazandıracak sebeblerden birisi de, müslüman kardeşlerini sevindirmektir.”[19]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Büyük günahlardan kaçınmak şartıyla kılınan beş vakit namaz, aralarındaki işlenilen küçük günahların kefareti olduğu gibi, bir Cuma namazı da gelecek diğer bir cuma namazına ve bir ramazan orucuda, gelecek ikinci bir ramazan orucuna kadar, aralarında işlenilen her türlü küçük günahların kefaretidir.”[20]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Büyük günahlardan kaçınmak şartıyla kılınan beş vakit namaz, aralarında işlenilen küçük günahların kefareti olduğu gibi, kılınan bir cuma namazıda, diğer bir cuma namazına ve üç günde ilâve etmek suretiyle (toplam on günün) aralarında işlenilen bütün küçük günahların kefaretidir.”[21]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey insanlar! Kıyamet günü, Hz. Allah'ın müminlere neler soracağından ve müminlerin de nasıl cevap vereceklerinden size haber vereyim mi? Hz. Allah:
“Ey müminler! (Benim rızamı kazandıracak) iyi amelleri yapmasını sever misiniz?
Müminler:
“Ey Rabbimiz! Elbette severiz.” Hz. Allah:
“Niçin seversiniz?” Müminler:
“Af ve mağfiretinize nail olmak için.” Hz Allah:
“Ey salih Kullarım! Ben, mağfiretimi sizler için vacip kıldım.”[22]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tam mürakkaba kırk gün nefsiyle mücadele edip mürakkabasının altında bulundurarak hakim olmaktır. O halde kim, (zaruretinin dışında) alış veriş yapmamak ve konuşmamak üzere, nefsini mürakkabasının altında bulundurursa, anasından doğduğu gibi, tertemiz olarak bütün günahlarından arınmış olur.”[23]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'a yaklaşarak kötülüklerin bütün yollarını kapatınız. Çünkü mümin, herhangi bir uzvuna bir diken batasıya kadar başına gelen küçük, büyük her belâ, onun için bir kefaret sayılır.”[24]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Girmek istemeyenlerin dışında, ümmetimin her ferdi Cennete girecektir.” Peygamberimizin huzurunda bulunan cemaat şöyle dediler:
Ya Resûlullah!.. Girmek istemeyenler kim?.. Peygamberimiz:
“Bana itaat eden, girmek isteyenler, karşı gelenlerde girmek istemeyenlerdir.”[25]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ümmetimden, üç kızını veya üç kız kardeşini güzellikle yetiştiren bir kimse için, onlar (yetiştirdiği kızlar), kıyamet günü, Cehenneme karşı bir perde olurlar. (Hak ettiği Cehennem ateşine girmesine engel olurlar.)”[26]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir müminin, Allah korkusunun dışında elde ettiği itaatkâr ve salih bir zevceden daha iyi bir servetten faydalanamaz. Çünkü, kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindirir, emrettiği vakit itâat eder, ayrıldığı vakit malını ve iffetini korur, yemin ile kendisine yasakladığı herhangi bir şeyi yapmaz ve kocası da yeminini bozmaz.”[27]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Adamın birisi yürüdüğü herhangi bir yolda karşılaştığı ağaç parçalarını “Vallahi gelip geçen müslümanların ayaklarına takılıp eziyet vermesin” diye onu yoldan attığı için, Cennete girmeyi hak ediyor.”[28]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet kapısının anahtarı, “lâilahe illallah” cümlesidir.”[29]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet kapısının anahtarı namaz, namazın anahtarı da abdesttir.”[30]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın affu mağfiretini gerektiren sebeplerden olan müslümanları doyurmaktır.”[31]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, dört şeyden sakınırsa, Cennete girmeyi hak eder.”[32]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, müslümanların gelip geçtiği yoldan, ayaklarına takılıp eziyet veren şeyleri yoldan atarsa, (Böylesine yaptığı her hareketine karşılık) kendisine bir sevab yazılır, sevabı kabul olunan kimseler de Cennete girer.”[33]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İlim öğrenmek için evinden ayrılmak isteyen bir kişi, evinden ayrılırken adımını atmadan bütün küçük günahları af olunur.”[34]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Borcunu veremeyen bir kimseye mühlet veren, alıp ertelediği her gün için kendisine alacağı kadar sadaka sevabı verilir.”
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, din kardeşinin ırz ve namusuna atılan iftiraları, red ederse, (onun sevabı, girmeyi hak ettiği Cehennem ateşine karşı engel bir perde olacaktır.”[35]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, (sel gibi zarar verecek) azgın sulara veya yangın afetlere yol açacak ateşlere engel olursa, onun için bir şehidin sevabı vardır.”[36]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, Allah'dan gelen (belâ ve musibetler gibi) şeylere razı olursa, Hz. Allah'da, kendisinden razı olur.”[37]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, yoldan, eziyet veren taşları kaldırıp atarsa, (attığı her taşa karşılık kendisine) bir sevab yazılır. Kendisi için sevab yazılmış olan kimseler de Cennete girer.”[38]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, bir âmânın elinden tutup kırk adımlık yere götürürse, Cennete girmek ona vacib olur.”[39]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, bir amanın elinden tutup kırk adımlık bir yere götürürse geçmiş bulunan bütün küçük günahları af olunur.”[40]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet kapıları, pazartesi ile perşembe günü ardına kadar açılır. Dargın olanların dışında Allah'a ortak koşmadan tevbe eden her müslümanın günahları af edilir. Birbirine dargın olan kimseler için de meleklere şöyle emir verilir: “Bu dargın olan kimselerin günahlarını, barışıncaya kadar silmeyiniz.”[41]
Konu: Yararlı Ameller
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, yoldan diken ve çalı çırpılarını yoldan atan bir kimsenin geçmiş ve gelecek her türlü küçük günahlarını af eder.”[42]
Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zamanında zina etmiş bir kadın, ayağından çıkardığı mestini başındaki tülbenti bağlıyarak kuyudan aldığı su ile susuzluktan ölecek hale gelen köpeği suladığından dolayı Allah'ın affına mazhar olmuştur.”[43]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın nezdinde amellerin en sevimlisi, vaktinde namaz kılmaktır, sonra ana babaya iyilik yapmak, ondan sonra (İslâm sancaklarının dalgalanması, yayılması ve yerleştirilmesi için) Allah yolunda cihad etmektir.”[44]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın nezdinde amellerin en sevimlisi, Allah'ı çokça anan, dilinde nem eseri bulunduğu halde ölmektir.”[45]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın nezdinde amellerin en sevimlisi (başkalarını severken) Allah için sevmek ve (başkalarına buğuz ederken yine) Allah için sevmemektir.”[46]
Bu hadisi şeriflerde geçen iyiliklerden faydalanılmak için iman etmek şarttır. İmanı olmayan bir kimse, yağmur damlalarının ve deniz dalgalarının sayısı kadar iyilik yapsa bile, Allah'dan herhangi bir mükâfata nail olamaz.[47]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Hz. Allah, bir kulun iyi olmasını dilediği zaman, o kimseyi çalıştırır. Peygamberimiz (s.a.v.)in huzurunda bulunan sahabilerden birisi:
“Ey Allah'ın Resûlu!... Çalıştırmak ne demektir?” Bunun üzerine sevgili peygamberimiz cevaben şöyle dediler: “Hz. Allah ölüm döşeğine uzanmış bir kimse için, “Lâilâhe illallah” cümlesi ile iyiliklere karşı bir kapı açar. O kimse de bu iyiliği yaparak çevresindekileri memnun edip dünyadan ayrılır. (Böylelikle ölüm döşeğinin etrafında bulunan kimseler de o kimsenin iyi olduğuna şahitlik ederler.)[48]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakim, bir şeyin hakkında hüküm verirken, araştırarak hakka isabet edip hüküm verirse, o hakim için iki sevab vardır: (Birisi araştırdığı için, diğeri ise hakka isabet ettiği içindir) Bütün kuvvetiyle araştırdığı halde hakka isabet etmezse, o hakim için, tek bir sevab vardır.”[49]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey Hakimler! Bir şeyin 'hakkında hüküm verdiğiniz zaman, adaletten ayrılmayınız. Düşmanlarınızı öldürdüğünüz vakit, ta'zip etmeden güzellikle öldürünüz. Çünkü Hz. Allah güzel iş yapanları sever.”[50]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Evinden çıkmak istediğin zaman, iki rekât namaz kıldıktan sonra çık ki, kıldığın o iki rekât namaz, seni tehlikeye düşmekten korusun. Evine girme istediğin vakit, iki rekât namaz kıldıktan sonra gir ki, kıldığın o iki rekâtlık namaz, seni ailevi kavgalar gibi fitneye düşmekten kurtarsın.”[51]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine değerli dört kimseler vardır ki, (kıyamet günü) yaptıkları iyiliklerinin karşılığı kendilerine iki kat olarak verilecektir.
a) (s.a.s) in (validemiz olan) hanımları,
b) Ehli kitap, (Yahudi ve hıristiyanlar)dan İslâm dinini kabul eden kimseler,
c) Güzel olan cariyesini, hürriyete kavuşturduktan sonra kendisiyle evlenen kimseler,
ç) Allah'ın hukukunu, kendi efendisinin işlerini hakkıyla yapan köle (ve işçi) olan kimseler.”[52]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(İslâmiyetin, bize, getirdiği yeniliklerden) 40 tane iyilik vardır. Bunların en üstününü (başkası sağacak sütünden de kendisi ve çoluk çocukları faydalanacak.) keçi gibi hayvanı tasadduk etmek. (Bu kırk tane iyilikler öylesine değerlidir ki, sevabını alacak inancıyla bunlardan bir işini işleyecek olan mümin bir kulu, Hz. Allah cennete koyacaktır.”[53]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Farz, vacip ve sünnetleriyle birlikte) tam bir abdest almak, imanın yarısıdır. (Çünkü imanı tam olmayan bir kimse, soğuk ve sıcak günlerinde zorluklara katlanıp abdest almazlar) Allah'ın verdiği nimetlerine hamd ve şükür etmenin sevabı, terazinin kefesini doldurur.
Allah tesbih etmek, (Subhanallah demekle Allah'ın her türlü noksanlıklardan uzak olduğunu ifade etmenin ve tekbir getirmenin sevabı sema ile yeri doldurur. Namaz, kılanlar için bir nûr'dur. (Ancak onunla Cennet yolunu bulur.)
Zekât vermek delildir. (Kişi, kıyamet günü, Allah'ın huzurunda müslüman olduğunu ancak onunla ispat eder..)
Sabır: (sıkıntılara karşı sabır etmek,) selâmet ve huzur yoludur.
Kur'an: iman edip ona göre amel edersen, senin için, bir müdafacıdır. (O'nun ahkâmıyla amel etmezsen) senin aleyhinde bir davacıdır.. Her insan, sabahleyin evinden (çıkarak imtihan çarşısına) gider. (Akşama kadar bütün işlerini Allah'ın kanunlarına göre uygulayıp bitirdikten sonra evine dönerse,) 'kendisine yaptığı işleriyle birlikte Allah'a satmış ve dolayısıyla Cehennemlik olmaktan azad ettirmiş olur. (Allah'ın kanununu uygulamadığı takdirde, öz nefsini tehlikeye atmış olur.)”[54]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhtiyara saygı ve iyilik yapan bir genç, ihtiyarlayıp muhtaç olduğu zaman, Hz. Allah kendisine yardımcı olarak gençlerden bir tanesini gönderir.”
14 - Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kantar: 12 bin hokka altın ve gümüştür. Bunlardan Allah için tasadduk edilen bir hokka, dünya ve sema arasındaki her türlü varlıktan daha hayırlıdır.”[55]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, gelip geçen müslümanlara, (eziyet veren çalı-çırpı, taş gibi) herhangi bir şeyi yol üzerinden kaldırıp atarsa, Hz. Allah buna karşılık o kimseye bir sevap yazdırır ve sevap yazdırdığı bir kimseyi de muhakkak Cennetine koyar.”[56]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah bir hadisi kutside şöyle buyuruyorlar: “Mümin bir kul, samimi bir yürekle yaptığı ibadetlerle Bana bir karış yaklaşırsa. Ben (rahmet ve mağfiretimle) ona (bir arşın yaklaşırım. Bana bir arşın yaklaşırsa, Ben, bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelen mümin bir kuluma, Ben, rahmetimle koşarım.”[57]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben, dünyadan ahiret alemine ayrılan bir mümini, ancak, üzüntü ve karanlık içinde annesinin karnından dünya aydınlığına çıkan bir çocuğa benzetirim.”[58]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İki müslüman karşılaşırlarken, tokalaşıp sevişirlerse, birbirlerinden ayrılmadan önce küçük günahları af olunur.”[59]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, şehevi arzularına hakim olan gençlerden hoşlanır.”[60]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Biriniz öldüğü vakit, lâyık olduğu Cennet veya Cehennemdeki mevkisi, kıyamete kadar kendisine sabah akşam gösterilir.
Bu kişi, Cennetlikse, Cennetteki makamı, Cehennemlikse, Cehennemdeki mevkisi gösterilirken kendisine şöyle seslenilir: “İşte, Hz. Allah seni diriltip oraya yerleştirinceye kadar, bu anda bekleyeceği ve kıyamete kadar kalacağın yer, burasıdır.”[61]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'a iman ettikten sonra kişinin yapacağı iyiliklerin en üstünü, -kendisini insanlara sevdirmesidir.”[62]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İbadetlerin en üstünü, (içinde bulunduğu sıkıntılardan) huzura kavuşmayı sabırla beklemektir.”[63]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyiliklerin en üstün olanları:
1) Allah'ın varlığına ve birliğine iman etmek,
2) Allah yolunda cihad etmek,
3) Makbule geçecek şartları yerine getirerek tam bir hac ibadeti yapmaktır.
Bu üçünün, geriye kalanlardan olan üstünlükleri, doğu ile batının arasındaki mesafe kadardır.”[64]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyiliklerin en üstünü, Allah için, (iyi kimseleri) sevmek ve yine Allah için, (kötü insanları, yaptıkları kötülüklerinden dolayı) sevmemektir.”[65]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İman dallarının en üstünü, zorluklara karşı sabır etmek (ve insanlara karşı) müsamaha etmektir.”[66]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cihadların en üstünü, zalim ve fasık devlet adamlarının karşısında hakkı söylemektir.”
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cihadların en üstünü, kişinin kendi nefsinin meşru olmayan arzularıyla mücadele etmesidir.”
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminlerin İslâmca en üstünü, diğer müslümanların dil ve ellerinden selim kaldıkları (eziyet görmedikleri) kimselerdir.
İman bakımından müminlerin en üstünü, ahlâkı en güzel olanlardır.
Muhacirlerin en üstünü, (mal ve memleketini terk eden değil,) Allah'ın haram kıldığı şeyleri terk etmektir...
Mücahitlerin en üstünü, (düşmanlarla çarpışan değil,) Allah'ın emirlerini yerine getirmekte ve haram kıldığı şeyleri de bırakmak hususunda kendi nefsiyle savaşan ve yenen kimselerdir.”[67]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hayırlı ve faydalı şeyleri başkalarına gösteren, dolayısıyla ona yaptıran bu kimse, onu yapanlar gibidir.”[68]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslüman bir kimsenin ömrü uzun olmakla beraber, hayır ve faydası da o nisbette çoktur.”[69]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Meyve ağaçlarının fidelerini dikip yetiştiren bir kimse için, o ağacın meyvesinden faydalanıldığı kadar, ona sevab yazılır.”[70]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Savaşta,) bir din kardeşinin ayakkabı bağlarını vermek yardımında bulunan bir kimse, Allah yolunda sırtında savaşılacak bir binek hayvanını vermiş gibi olur.”[71]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyilikler, çürüyüp bitmez, günahlar da unutulup kaybolmaz. (Çünkü bunları unutmayan ceza veya mükâfatını verecek olan) Allah için ölüm yoktur. Nasıl yaşarsan, öyle öldüğün gibi, nasıl ölürsen o şekilde mükâfat veya cezayı bulursun.”[72]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet, size, ayakkabınızın bağlarından daha da yakındır. (Fakat bu, imanla birlikte iyiliklere bağlıdır.)
Cehennemde, size o kadar yakındır. (Lâkin sizi oraya sokacak olan başlıca sebebler, kötülükleriniz olacaktır.)”[73]
Konu: Cezayı Gerektiren Veya Gerektirmeyen Ameller
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah ümmetim konuşmadığı ve yapmadığı müddetçe kafalarından geçen hayali düşüncelerini af eder.”[74]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, ümmetimin hata ile unutarak veya başkasının zorbalığı ile yaptıkları kötülüklerini af eder.”[75]
Hata ile yapılan kötülüklerden dolayı kişi, Allah'ın nazarında sorumlu değildir. Çünkü bunu yaparken, isteyerek değil, istemeyerek yapmaktadır. Meselâ: Bir hakim, bir davanın hakkında hüküm verirken bütün delillere baş vurup araştırdıktan sonra vereceği karar, hakka isabet etmezse, bu konuda hakim, mesul tutulmaz. Fakat hükmünü araştırmadan verirse, bu konuda Allah'ın nazarında sorumludur. Yine oruçlu olan unutarak yemek yiyip, su içerse, bu konuda sorumlu olmamakla beraber, orucu da bozulmaz. Yine başkasının tehdidiyle içki içmek gibi, mecbur kalarak bir kötülük yapan bir kimse sorumlu tutulmaz.
O halde, felâkete uğrayacak olan kişi, sebebini Allah'dan değil, kendisinden arasın.[76]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz bir kimse, Cennetliklerin yaptıkları iyilik ve ibadetleri yaparak insanların nazarında iyi bir kimse olduğu görünür. Oysa kendisi Cehennemliktir.
Şüphesiz adamın birisi, Cehennemliklerin yaptığı kötülükleri yapar. İnsanların nazarında Cehennemlik olduğunu uyandırır. Halbuki kendisi, Allah'ın nazarında Cennetliktir. Çünkü yapılan bütün işler niyet ve sonuçlara bağlıdır.”[77]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her insanda üç türlü huy vardır:
a) (Başlamak istediği bir işte) uğursuzluğun var olduğu inancına kapılmak,
b) Zanna kapılmak,
c) Kıskançlık.
Birinci hastalıktan kurtulmasının çaresi; yapmak istediği işten vazgeçmektir.
İkinci hastalıktan kurtulmanın yolu; zannettiği gibi hareket etmemektir.
Üçüncü hastalıktan kurtulmanın şifası; kıskandığını gerektiren sebeplerden uzaklaşmaktır.”[78]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, iyi şeyleri de, kötü şeyleri de açıklayıp tek tek yazmaktadır. Öyleyse kim, bir iyilik yapmak istediği halde yapmaya muvaffak olamazsa, Hz. Allah o kimseye bir, yapmaya muvaffak olursa, ondan yedi yüze kadar katlı olarak sevab yazdırır.
Yine adamın birisi (zina gibi herhangi) bir kötülük yapmak istediği halde, sonradan da kendi arzusuyla (Allah'dan korkup, Hz. Muhammedden de utanıp) vazgeçerse, Yüce Allah, vazgeçtiği kötülükten dolayı o kimseye bir sevab yazdırır. O kötülüğü yaptığı takdirde ona bir günah yazdırır... (Özet olarak şunu belirtelim ki, Allah'ın rahmeti bol ve yaygındır...)”[79]
6 - Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Her insanın omuzunda iki melek bulunur. Sağdaki melek iyilikleri, soldaki de kötülükleri yazar.) Şüphesiz soldaki melek, müslüman bir kulun yaptığı herhangi bir kötülüğü yazmayarak kendisine altı saatlik bir zaman için mühlet verir. Kişi bu zaman itinde (pişman olup) tövbe ve istiğfar ederse, melek elindeki kalemi atıp, kulun işlemiş olduğu günahı yazmaktan vazgeçer. Eğer müslüman kişi, bunun tersini yaparsa, melek onun yapmış olduğu kötülüğünü amel defterine bir günah olarak yazar.”[80]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz kötülük yaptıktan hemen sonra, (pişmanlık duyup tövbe ve istiğfar etmek gayesiyle) iyilik yapan bir kimse, tıpkı, üzerinde bulunan daracık zırh elbisesinin halkalarını teker teker koparıp yere atan bir kimseye 'benzer. (Yapacağı sevabla, kötülük halkalarını, koparıp günah kirlerinden arınan bir kimse de, tıpkı, bunun gibidir...)”[81]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah (c.c.), ümmetinden yanlışlık, unutkanlık veya tehdid altında mecburi olarak yaptıkları kötülüklerini af eder.”[82]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İlâhi kalem üç kimsenin yaptıkları kötülükleri yazmaktan kaldırılmıştır:
a) Uyanıncaya kadar, uykuda 'bulunan bir kimse,
b) İyi oluncaya kadar deli olan bir kimse,
c) Büyüyünceye kadar, çocuk olan kimseler,”
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İlâhi kalem, ümmetimden, hata, unutkanlık veya tehdid altında kalarak işlediği kötülükleri yazmaktan kaldırılmıştır.”[83]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(İyilik ve kötülükleri yazan ilâhi) kalem, üç kimsenin yaptıkları kötülükleri yazmaktan kaldırılmıştır:
a) İyi oluncaya kadar, kötülük yapan deli kimseler,
b) Buluğa varıncaya kadar, kötülük işleyen çocuklar,
c) Uykuda iken (kötü söz söyleyip yahut ayaklarını oynatarak zararlara yol açan) kimseler,”[84]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Küçük günahları işlemekten kaçınınız. Çünkü, (kadınlara bakmak gibi, devamlı olarak) işlenilen küçük günahlar, bir kavmin fertleri tarafından azar azar toplanıp bir araya getirilen yakacakla, ekmeklerini yakan bir ateşe benzer. (Zira küçük günahlar, büyüye büyüye sahibini sürükleyip tehlikenin eşiğine atar. Ve yaptığı iyiliklerini de bir ateş gibi yakıp yok eder.)
Şüphesiz küçük günahlar, (Israr edildiği takdirde, büyük günahlara inkilap ettiği gibi,) sahibi de bu yüzden hesaba çekilirken, tehlikeden tehlikeye sürüklenir.”[85]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Küçük günahları işlemekten kaçınınız. Zira onlar, bir araya gelerek toplandığı takdirde, yapanı da tehlikeden tehlikeye sürükler. Bu adamın işlediği küçük günahlar, herhangi bir çölde bulunan bir kimsenin rastladığı cemaatle birlikte yığınak haline getirip topladıkları yakacak maddeleriyle yemeklerini yakıp yok eden, kendilerini de aç ve perişan bırakan bir ateşe benzer.”[86]
Konu: Günahların Af Olunmasına Sebeb Olan İyilikler
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İmam, fatiha sûresini bitirip amin dediği zaman, sizde hemen onun akabinde amin deyiniz. Çünkü o anda meleklerde iştirak ederek amin derler. Kimin dediği amin cümlesi, meleklerin amin cümlesine rastlarsa, o kimsenin geçmiş ve gelecek bütün küçük günahları af olunur.”[87]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, inanarak, sevabını da Allah'dan isteyerek kuşluk namazını iki, (dört, altı veya sekiz) rekât olarak kılmaya devam ederse, geçmiş ve gelecek bütün günahları af olunur.”[88]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, cuma günü, imam selâm verdikten sonra, oturduğu yerden ayrılmadan önce fatiha, ihlâs, nas ve felâk sûrelerini yedişer kere okursa, geçmiş ve gelecek her türlü küçük günahları af edilir.”[89]
Konu: Zina
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kadın için, erkeklerden (babası, kardeşi gibi) mahremi bulunmadan uzun bir yolculuğa tek başına çıkamaz.”[90]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kadın evinden çıkmak yetkisine sahip değildir. Ancak, yanında hizmetçisi, (veya işini görecek çocukları) olmayan bir kadın, bazı zaruri ihtiyaçlarını görmek için dışarıya çıkabilir. Bunun dışında 'hiç bir zaman, dışarıya çıkamaz, ancak kurban ve ramazan gibi bayram günleri çıkabilir. Yine kadın, dışarıya çıktığı zaman, yolun ortasından değil, yolun kenarından yürümelidir.”[91]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Genç ve güzel olan) kadınlar, ne selâm verir, ne de erkeklerin selâmını alabilir. (Erkeğinde kendisine selâm vermesi ve selâmını alması sakıncalıdır. Fakat kadın ihtiyar veya fitneyi uyandıracak şekilde güzel değilse saydıklarımızdan hiç birisi sakıncalı değildir. Ancak genç olana mekruh, ihtiyar olana da mubahtır.)”[92]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz ben, kadınlarla asla tokalaşmam.”[93]
Hadisin sebebi: Kadınlardan birisi, diğer ensari kadınlarla birlikte Peygamberimize gelerek şöyle dediler:
“Ey Allah'ın Resulü!.. Allah'a ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, başkasına iftira etmemek, İslâm dinînin güzel gördüğü konularda âsi olmamak için, seninle anlaşmaya ve söz vermeye geldik. Elinizi uzatın ki, bu hususta elinizi tutup söz verelim “ Bunun üzerine sevgili peygamber efendimiz (s.a.s):
“Ben, kadınlarla tokalaşmam. Çünkü bu, İslâm dinince haramdır.” cevabını verdiler.[94]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah rızası için, ümmetimin erkekleri hamama girerken, havlu ile girsin. Kadınlar ise, (kendi evlerinde yıkansınlar,) hamama gitmesinler.”[95]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz ümmetimden en fazla korktuğum tehlike, lût kavminin yaptıkları Lîvate (cinsi sapık olan kötülük) dür.”[96]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey müminler!., Benden duyunuz: “Şüphesiz Hz. Allah, (ceza durumu belli olmayan ziya eden kadınların durumu için) ceza yolunu açıklamış bulunmaktadır... Zina eden bakirelerin cezası: Erkekse, yüz sopa ile bir senelik sürgün, kadınsa yanlız yüz sopadır.. Evlilik üzerinden geçmiş erkek ve kadınların cezası ortalama taşlarla öldürmektir.”[97]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Recm (taşla öldürmenin cezası), kadının yaptığı zinanın karşılığı ve kefaretidir.”[98]
Hadisin sebebi: Sahabilerden İbnu Sevid bu konuyu şöyle naklettirmektedir. Sevgili peygamberimiz zamanında zina eden bir kadını götürüp recm cezasını verdikten sonra peygamberimizin huzuruna gelerek şöyle dedim:
“Ey Allah'ın Resülu!... Zina kötülüğünü işleyen kadımı cezasını verdik.” Bunun üzerine sevgili peygamber efendimiz (s.a.s) geçen hadisi şerifi buyurdular:
a) Gözlerin zinası: (Kişinin kendi arzusuyla yabancı bir kadına) bakmasıdır.
b) Kulakların zinası: (kadının tatlı ve manalı sözlerini) dinlemesidir.
c) Dilin zinası: (Kadınla tatlı, cilveli ve birleşme hususiyetini andıran cümlelerle) konuşmasıdır.
ç) Ellerin zinası: (Kadın ile bir istek peşinde olduğunu andıracak bir şekilde) ellerini tutup sıkmasıdır.
d) Ayakların zinası: (Fuhuş yapacak, kadının 'bulunduğa yere kadar) yürümesi veya onunla birlikte gezip dolaşmasıdır.
e) Kalbin zinası: Zina kötülüklerini arzu etmesidir.
(Bu uzuvların yaptıkları zinalar, günah bakımından zina sayılır, ceza bakımından ise, sayılmaz.) Fakat tenasül uzuv harekete geçerse, hakiki zina olduğunu tasdik eder, geçmezse, yalanlar (ve mecazi olduğunu ortaya koyar.)...[99]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zina eden, (dünyada şer'i cezasını görmeyen) kimseler, kıyamet günü, yüzleri ateş renginde parlayacaktır.”[100]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz kadın, (kocasını aldatma konusunda) gelirken ve arkasını çevirip giderken şeytan şeklinde görünür. (Böylece bakanları da aldatarak kendisiyle birlikte fitneler sürükler.) O halde, biriniz hoşunuza giden bir kadın gördüğü zaman, (peşine takılıp gitmeyin. Bilâkis) evinde kendi arzusunu yerine getiren hanımının yanına gitsin.”[101]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanoğlunun yapacağı zina nasibi, (ezeli ve ilâhi bir kalemle) yazılarak zapt edilmiştir... Şüphesiz kişi, bundan kaçamaz ve nisabine yetişecektir. (Bu itibarla vücudun uzuvlarının ayrı ayrı zina hisseleri vardır)”[102]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Karşıki yabancı cinse bakan her göz, zina edendir. Kadın, kendisine mahsus koku sürünüp erkeklerin bulunduğu yerden geçerse, kendisi de zina etmiş sayılır.”[103]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir erkeğin, Allah'a ortak koşması kadar büyük bir günah yoktur. Bundan sonra, nikâhsız olan bir kadının rahmine meniyi dökmesinden daha büyük bir günah yoktur.”[104]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zina eden bir kimsenin kafasından imanı çıkar. Şayet o kimse bir daha yapmamak üzere tövbe ederse, Hz. Allah, o kimsenin yaptığı tövbeyi kabul eder (ve imanını da kendisine geri verir.)”[105]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah zina edip içki içen bir kimsenin imanını başından, bir kimsenin gömleğini çıkardığı gibi çıkarır.”[106]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zina eden bir kimse, (karısıyla, kızıyla) hatta duvarıyla olsa bile, mutlaka edilir.”[107]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, iffetli ve namuslu bir kadına, zina yaptığını görmediği halde, zinayı isnad ederse, Hz. Allah, kıyamet günü, o kimseyi ateşten yapılmış bir kamçı ile döver.”[108]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, (eziyet vermek maksadıyla) haksız yere bir kimseyi zalim emirlere şikâyet ederse, şikâyet eden o kimse, doğru bir sülâleye mensup değildir, ya da soy-sopunda bir karışıklık vardır.”[109]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, dilin şerrinden, midenin haram lokma yutmasından, tenasül uzvun fuhuş yapmasından korunursa, Cennete girmeyi hak etmiş olur.”[110]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah her kimi, iki çene arasındaki dil ile boğazın ve iki ayağın arasındaki tenasül uzvun -kötülüklerinden korursa, o kimse Cennete girmeyi hak etmiş olur.”[111]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kocasından ikide bir boşanmak talebinde bulunan veya (kocası için değilde, başkaları için) süslenen kadınlar münafık kimselerdir.”[112]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kadının her yanı avrettir. (Erkeklere görünmesi haram olana yasak bir bölgedir.) Dışarıya çıktığı zaman, şeytanların gözleri açılır ve onu bir fitne aleti yapmak maksadiyle hemen harekete geçip yanına yaklaşırlar.”[113]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Altın ve kokularla süslenip (masum olan kimseleri kötülük fitnelerine uğratan) kadınların vay hallerine!...”[114]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey erkekler!., yabancı kadınların bulunduğu yerlere girmekten sakınınız.”[115]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zinadan sakınınız. Çünkü zinada, başlıca dört büyük tehlike vardır:
a) Zina, yapanın yüzünden iman güzelliğini giderir.
b) Rızkından Allah'ın feyz ve bereketini yok eder.
c) Allah'ın gazabını gerektirir.
ç) Cehneme; bir daha çıkmamak üzere girmesini icab ettirir.”[116]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kadın, başkasının evinde, (fuhuş yapmak maksadıyla) elbisesini çıkarır veya fitne uyandıracak bir şekilde bacaklarını açarsa, Hz. Allahı, o kadının manevi perdesini üzerinden kaldırır ve (kıyamet günü), bir toplumun huzurunda rezil ettirir.”[117]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendilerine mahsusu kokular sürünüp erkeklere koklatmak için evinden çıkıp erkeklerin yanından geçen kadınlar, (İslâm nazarında) zina etmiş sayılır.
Yabancı kadınlara isteyerek bakan gözler de, zina etmiş sayılır.”[118]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kul, zina etmeye başladığı zaman, imanı kalbinden çıkıp, başının üzerinde bir gölge gibi bekler.. Ancak, zinadan feragat ettikten sonra geriye döner.”[119]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey erkekler! Kadınlarınızı dışarıya çıkarmamak ve terbiye etmek konusunda elbise ve zinet eşyalarını az giydirmekle faydalanınız... Çünkü kadının elbiseleri çok, zinet eşyaları da olduğu zaman, evden dışarıya çıkmaktan hoşlanır.”[120]
30 - Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ın gazabı, zina edenlere karşı çok şiddetli olur.”[121]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ın gazabı, çocuklarını, gizli ve mahrem işlerini öğrenmek maksadıyla başkalarının kapılarına ya da evlerine gönderen kadınlara karşı çok şiddetlidir.”[122]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yabancı kadınları ansızın gören gözlerini hemen geriye çevir.”[123]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, Ademoğullarının yapacakları zina nasiblerini yazdırarak zapt etmiştir. Bundan dolayı yetişerek yapacakları zina kötülüğünü hiç bir şekilde (her ne kadar tenha bir köşede yapsalar bile,) Allah'dan gizleyemezler. (Çünkü Allah her şeyi gören ve bilendir.)
Gözlerin zinası bakmak, dilin konuşmaktır. Nefis ister ve temenni eder, tenasül uzuv ise, bunların istediklerini yerine getirerek ya doğrular veya yerine getirmeyip yalanlar.” [124]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz bir kimsenin, on kadınla yapacağı zinanın günahı, komşusunun ailesiyle yapacağı zinanın günahından daha hafiftir.
Şüphesiz bir kimsenin on evden yapacağı hırsızlık, kendi komşusunun evinden yapacağı hırsızlığın günahından daha azdır.”[125]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gözler, eller, ayaklar ve tenasül uzuv zina ederler. Bütün vücudun her uzvu, ayrı ayrı zina ederler.”[126]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gözler, (akıl denilen kumandanının) gözleyicileri, kulaklar; huni (telefon santrallari,) dil, tercümanı, eller; kanatları.
Karaciğer; şefkat ve merhamet aracı, dalak; sevinç ve gülmek vasıtası, akciğer; nefes alma cihazı, böbrekler; hile ve düzenbazlık aleti, akıl ise bunların amiridir... Amir düzelirse, (yararlı = Rabbini bilen, iyi ile kötüyü, faydalı ile zararlıyı birbirinden ayırd eden bir kumandan ise,) idaresinin altında bulunan vücudun uzuv askerleri faydalı olur. Kumandan sapıtmış bozuk bir varlık ise askerleri de bozuk ve zararlı olur.”[127]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın gazabı, benim yakın akrabalarıma hakaret eden ve bana eziyet verenlere karşı çok şiddetli olur.”[128]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, zina yoluyla doğurduğu, dolayısıyla kocasının malın; varis kıldığı bir çocuğun annesine verilecek olan azab, bir ümmete verilen azabın yarısı olacaktır.”[129]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, komşusunun karısı ile zina eden bir erkeğe, kıyamet günü, rahmet nazarıyla bakmaz. Yaptığı zinanın kirinden temizlemeyip ona şöyle der: “Cehenneme girecek olanlarla birlikte gir.”[130]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zina, fakirlik ve zillet getirir.”[131]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ümmetim, (şeriat kanunlarını ve İslâm ahlâkını terk ederek) zina etmeyi ve ipek elbise sayacak zaman yaklaşmıştır.”[132]
Konu: Kadın Boşamak
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Talak: Boşama yetkisi kocanın elindedir... (Kocadan başka yakın akrabası olan babası ve amcası olsa bile, karısını boşayacak hakka sahip değildirler.)”[133]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cariyeleri boşama sayısı iki tanedir. Boşandıktan sonra (başkası ile evlenebilmek için) iddet (bekleme müddeti): İki kere aybaşı görmesidir.”
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey kocalar!., Karılarınızı sebebsiz yere boşatmayınız. Ancak, bir kötülük işlediklerine dair delile dayanan bir şüphe görüldüğü takdirde boşanabilinir. Çünkü Hz. Allah, sâdece zevk için evlenen, sonradan da sebebsiz olarak boşanan erkek ve kadınlardan hoşlanmaz.”[134]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir erkeğin başkasının karısını boşamaya ve hiç bir kimsenin efendisi olmadığı köle ve cariyeleri azad etmeye, sahibi olmadığı malı satmaya yetkisi yoktur.”[135]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tehdid altında kalan bir kimsenin ettiği yemin, geçerli değildir... (Bozduğu takdirde kefareti yoktur.)”[136]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şaka olarak karısını boşayan yahut köle ve cariyesini azad eden bir kimse, ciddi olarak söyleyen bir kimse gibidir.”[137]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üç kimseler vardır ki, (geceli gündüzlü) dua etseler bile, hiç birisinin duası kabul olunmaz:
a) Ahlâkı kötü olan karısını boşamak istemeyen bir kocanın duası,
b) Başkasına, iki şahit tutmadan ödünç veren bir kimsenin duası, (Çünkü Hz. Allah'ın iki şahid tutarak veriniz emrine muhalefet etmiş olduğu gibi, inkâr edildiği takdirde bir fitnenin çıkmasına sebep olur.)
c) Anormal bir çocuğa, ölen babasından kalan mirası veren bir velinin duası, (Çünkü böyle bir çocuğa miras olarak kalan mallar, teslim edildiği takdirde, zayi olacağı muhakkaktır. Buna sebep olan veli, Elbette Allah'ın nazarında mesuldür.) Zira Hz. Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuşlardır: “Ey veliler!., sefillere, kalan malları vermeyiniz.”[138]
Konu: Süt Akrabalığı
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Süt kardeşlerinize dikkat ediniz!.. Çünkü süt akrabalığı, ancak henüz iki yaşını doldurmayan bir çocuğun emzirilmesiyle olur. (İki yaşını dolduran bir çocuğun emzirilmesinin hiç bir tesiri yoktur. Çünkü iki senenin içinde bulunan bir çocuğun, emdiği kadının sütünden dolayı, vücudunun kan ve etinde bir tesir bırakır. Budan dolayı da süt akrabalığı almış olur.) [139]
Konu: Adaklar
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah bir hadisi kutside şöyle buyuruyor: “Ademoğlunun adadığı adaklar, onun için, takdir ederek yazmadığım herhangi bir menfaat kazandırmaz, veyahutta ondan herhangi bir kazayı atlatamaz. Fakat adaktan istenilen arzular, bazen kader yazısına rastlar. Şüphesiz adağı şu yönden meşru kıldım ki, cimriyi onunla cimrilikten kurtarayım. Çünkü önceleri Benim için harcamak istemedikleri şeyleri, adadıktan sonra gönül arzusuyla harcamaktadırlar.”[140]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişi, sahip olmadığı bir malı adayamaz. Müminlere lanet okumak, öldürmek kadar günahtır. İntihar eden bir kimse, kıyamet günü, intihar ettiği aletle tazib edilecektir.
Kim, İslâmiyetin dışında başka bir din üzerine yemin ederse, (şu işi yaparsam, Hıristiyan veya Yahudi olayım deyip sonradan da ettiği yemini bozarsa) yemin ettiği gibi kabul edilir. Yani İslâmiyetten çıkıp hıristiyan ya da Yahudi olur.
Bir adam, din kardeşine küfrü isnad erse, (ey kâfir derse), onu öldürmesi kadar günahtır.”[141]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Adak, ademoğluna, Allah'ın takdir ettiğinin dışında hiç bir şey kazandırmaz. Fakat bazen adaktan istenilen arzular, Allah'ın takdir ettiğine tesadüf eder. Adadığını verir ve böylelikle cimri olmaktan kurtulur.”[142]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz adama, ne bir şeyi ileriye aldırır ve ne de geriye götürür. Ancak, insanı cimrilikten kurtarır.”[143]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, Allah'a itaat etmeyi adarsa, aynı konuda itaat etsin. Kim, Allah'a karşı gelerek günah sayılan herhangi bir şeyi adarsa, onu yerine getirmesi ve kefaretini de vermesi gerekir.”[144]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, adamada bulunduğu bir şeye isim vermezse, (meselâ, gurbette olan babam gelirse, benim adağım olsun der, fakat iki gün oruç tutarım veya hayvan kurban ederim demeden adakta bulunursa,) böyle bir adamanın kefareti, yemin kefaretidir.”[145]
Konu: Yeminler
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, babanız veya (değer sayar) herhangi bir şey üzerine yemin etmenizi yasak kılmıştır-.. Çünkü Allah'dan başka bir varlık ile yemin etmek haramdır.”[146]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Allah'ın, kulları arasında öylesine değerli kimseler vardır ki, vallahi bu iş böyle olacak diye yemin ederse, Hz, Allah yaptığı yemin hususunda (meşru ise) onu kırmadan yeminini yerine getirir.”[147]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, yemin-i sabır (hakimin huzurunda yalan yere yemin) eder ve onunla bir müslümanın malını aldırıp, gerek kendisinin gerekse başkasının zimmetine geçirmek isterse, o kimse öldükten sonra kıyamet günü, Allah'ın kendisine karşı buğuz ve öfkesi olduğu halde karşısına çıkacaktır.”
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, yemin ederken “İnşallah” derse, o kimse istisnai bir yemin etmiş olur. (Meselâ: Valiahi ben bu işi inşallah yapmayacağım, dedikten sonra, aynı işi yaparak yeminini bozarsa, kefaret vermesi lâzım gelmez. Çünkü yemin ederken, manâsı “Allah dilerse” olan “inşallah” sözü ile başlamıştır. Allah'ın dileyip dilemeyeceğini bilmediğinden ettiği yemin kesin bir yemin değil, belki istisnai bir yemindir.)”[148]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, (namaz, oruç ve hac gibi) farzlardan birisine yemin ederse, o kimse bizden değildir. (O, seçkin, değerli bir müslüman değildir.)”[149]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, bir şey üzerine yemin eder (meselâ: filân yere gideceğim der) de ondan başkasını daha hayırlı görürse yemininden dolayı kefaret yapsın ve hayırlı olanı işlesin.”[150]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah, ancak Cenneti istemek için, vasıta edilebilir.”[151]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yemin ya bozulur veya gereği yapıldıktan sonra pişman olunur.”[152]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yemin, malın satışını kolaylaştırır, fakat kazancın bereketini giderir.”[153]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üç gruba ayrılan dokuz kimseler arasında üç kimselerin yaptıkları yeminin bozulması gerekli değildir. İkinci üç kimse daha vardır ki, bunlara lanet edilir. Diğer üçüncü yemin eden üç kimse daha vardır ki, bunların hakkında şüpheliyim.
Yemin eden birinci gurup:
a) Oğul ile babasının arasında yapılan yemin gerekli değildir. (Meselâ: Çocuk, babasının verdiği emrine karşı “Vallahi yapmayacağım” diye karşı gelip yemin ederse, bu çocuğa düşen ödev, babasının yaptığı emir, dine aykırı değilse, babasının emrine edip yemini bozar ve kefaretini de verir.)
b) Koca ile karısının arasında yapılan yemin gerekli değildir. (Kadın, kocasının hoşuna gitmeyen bir şey üzerine yemin ederse, sonradan kocasına itaat ederek yeminini bozar ve kefaretini de verir.)
c) Efendi ile kölenin arasında, yemin gerekli değildir. (Bozulur ve kefareti de verilir.)
Allah'ın lanetine uğrayan kimseler:
a) Baba ve annesine lanet ederek eziyet veren bir çocuk,
b) Allah'dan başkasının adına kurban kesen kimseler,
c) Aralarındaki sınırları değiştiren kimseler Allah'ın lanetini hak etmiş olurlar.
Hakkında şüpheli bulunduğum kimseler:
a) Üzeyr adındaki şahsın peygamber olup olmadığı hakkında şüpheliyim.
b) Tubba adındaki kişinin İslâm dinini kabul edip etmediği hakkında şüpheliyim.
c) Şer'i cezasını gören bir kimsenin, dünyada gördüğü cezanın yarın kıyamet günü, kendisini Cehennem azabından kurtarıp kurtaramayacağı hakkında şüpheliyim.”[154]
Sonradan Hz. Cebrail peygamber efendimizin yanına gelerek, Üzeyrin peygamber olduğunu, Tubba İslâm dinini kabul ettiğini ve zina yapıp şer'i cezasını gören bir kimsenin de kıyamet gününde, gördüğü cezanın kendisini ikinci bir cezadan kurtaracağını açıklamıştır.[155]
Konu: Günah İşlemenin Nedenleri
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gurur ve kibir taslamaktan kaçınınız. Çünkü iblisin, Adem peygamberi kıble edip Allah'a secde etmemesinin sebebi, gururu ve kibiri olmuştur.
Hırs (ve çok istekli olmak)tan kaçınınız. Çünkü, Adem peygamberin, Allah'ın haram kıldığı ağacın meyvelerini yemesinin 'başlıca sebebi, hırsı olmuştur.
Bunlar, (kibir, hırs ve kıskançlık,) bütün kötülüklerin kaynağıdır.”[156]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendilerine mahsus koku sürünen kadın, benimle birlikte yatsı namazını kılmak için (camiye) gelmesin.”[157]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kocasının yatak odasının dışında (hamam gibi) herhangi bir yerde elbisesini çıkarıp açılıp saçılan bir kadın, Allah ile kendisinin arasındaki merhamet perdesini yırtmış (ve dolayısıyla Allah'ın azabına uğramayı hak etmiş) olur.”[158]
Konu: Allah'a İtaat Etmenin Feyzi, Günahların Felâketi
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kavmin arasında bulunan salih bir kimsenin öldükten sonra geriye bıraktığı çocuğuna kendi ismini takan o kavme, Hz. Allah manevi bir mükâfat lûtf edecektir.”[159]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki
“Her müminin iki kapısı vardır:
a) Birinci kapıdan, işlediği namaz, oruç ve hac gibi iyilikleri yükselir. (Arş-i âlâda kayıt defterine yazılır.)
b) Diğer kapıdan ise rızkı iner.
Bu iki kapının sahibi öldüğü zaman, her iki kapı, sahiplerini, kaybettikleri için ağlarlar.”[160]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her müslüman erkek, ilk gördükleri kadından (Allah'dan korkup ve haya ederek) gözlerini kapatıp geriye çevirirse, Hz. Allah, o müminin kalbinde bir ibadet zihniyetini yaratır. Ve kişi dolayısıyla o ibadetin tadını kalbinde hisseder.”[161]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi bir müslüman, fakir bir müslümanı giydirirse, giydirdiği o elbise fukaranın üzerinde bulunduğu müddetçe Allah'ın himayesi altında bulunur.”[162]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim gösteriş (başkalarının görmesi) için, iyilik yaparsa, Hz. Allah'da kendisine karşı gösteriş yapar. (Gösteriş için yaptığı İyiliklerinin sevabını yakar ve kendisini de rezil eder.)
Kim başkası işitsin diye iyilik yaparsa, Hz. Allah o kimsenin yaptığı iyiliklerini imha eder ve kötü bir insan olduğunu etrafa duyurtur.”[163]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, borçlu olan fakir bir kimseye kolaylık gösterirse, Hz. Allah'da o kimsenin dünya ve ahiret işlerini kolaylaştırır.”[164]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, her iki çenenin arasındaki diline ye her iki bacaklarının arasındaki tenasül uzvuna hakim olacağına dair kefil olursa, Bende onun Cennete gireceğine dair kefil olurum.”[165]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yapmış olduğu kötülüğün cezasını dünyada gören bir kimse, bu cezayı ahirette görmeyecektir.”[166]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir din kardeşinin herhangi bir ihtiyacının (sıkıntısını) gideren bir kimsenin, Allah'da ihtiyacını görür.”[167]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fakire verilen sadaka, sahibini (boğulmak, yanmak gibi) her türlü tehlikelerden korur.”[168]
Konu: Büyük Günahlar
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine 5 türlü büyük günah vardır ki, onları af ettirecek hiç bir şey yoktur.
a) Allah'a şerik koşmak,
b) Öldürmeyi gerektiren (dinden dönmek, evli olduğu halde zina etmek gibi) herhangi bir sebep yokken adam öldürmek,
c) Mümin olanlara iftirada bulunmak,
ç) Düşman cephesinden kaçmak,
d) Hakkı olmadığı halde yalan yeminle başkasının malını almak. Birinci maddenin dışında bu hadiste geçen diğer dört günahları af olunması için tecavüzde bulunduğu kimselerle helâlleşmesi gerekir.)”[169]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine beş ağır günah vardır ki bu günahları işleyenlerin cezasını Hz. Allah dünyada iken verir. (Ahirete ertelemez.)
a) Zulüm etmek,
b) Verdiği sözü tutmamak,
c) Ana babaya hakaret etmek,
ç) Akrabalarıyla ilgiyi kesmek,
d) İyiliklere karşı nankörlük yapıp iyilikleri hiçe saymak.”[170]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben, Huzaî kabilesinden olan Amirin oğlu Amr'in cehennemin içinde peşinden barsaklarını sürüklediğini gördüm. Çünkü devesini yavrusuyla birlikte putlara ilk adayan kimse o olmuştur. (Bugün, -heykelleri put sayarak ta'zim gayesiyle çelenk koyan kimse bu hadiste anlatılmak istenen manâyı teşkil etmektedir.”[171]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın fiezdinde üç kimse insanların en kötüsüdür.
a) Kâbenin civarında (zina, içki, gibi) günah işleyenler,
b) (Pavyon, bar, gazino gibi) kâfirlere ait bulunan herhangi bir müesseseyi İslâm aleminde faaliyete sokanlar,
c) Öldürülen akrabasının katilinin yerine, iftira ederek masum bir kimseyi göstermek.”
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İki kişi vardır ki, kıldıkları namazlar, kendilerinden ayrılır. (Kayıt defterine geçirilmez.)
a) Efendisinden kaçan köle,
b) Kocasına karşı gelen kadın,
Kadın kocasına karşı geldikçe, köle de efendisine dönmedikçe günahları devam eder.”[172]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cahiliyet devrine ait müslümanlara yakışmayan iki büyük günah vardır:
a) Temiz bir insanın soyuna sopuna çamur atmak. (Sen, babanın çocuğu değilsin. Piçin tekisin gibi kötü sözler söylemek.)
b) Ölünün üzerinde iyiliklerini saymak, elbisesini yırtmak, saçını yolmak, yüzüne vurmak gibi hareketler yaparak bağırıp çağırmak.”[173]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine ağır iki günah vardır ki, bunların cezasını Hz. Allah ahirete bırakmayıp dünyada iken acele olarak verir,
a) Zulüm etmek,
b) Ana babaya hakaret etmek.”[174]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tehlikeli yedi büyük günahdan kaçınınız:
a) Allah'a şerik 'koşmak,
b) Başkasına büyü yapmak,
c) Öldürülmesini gerektiren sebepler yok iken Allah'ın haram kıldığı kimseleri öldürmek.
d) Yetimin malını yemek.
e) Düşman cephesinden kaçmak.
f) Temiz bir kadına zina iftirasında bulunmak.”[175]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ey imanlılar!) Allah'ın yasakladığı (Zina, cinsi sapıklık gibi) kirli günahlardan sakınınız. (Buna rağmen) kim, bu günahlardan birini yapmak isterse, -kimsenin görmediği ıssız bir yerde yapsın. (Başkalarını alıştırmaksızın) bu yaptığı kirli günahtan sığınsın. Çünkü böyle bir günahı, açıkça yapan kimseleri, Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerim'in gösterdiği cezalara çarptırırız.”[176]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benden sonra ümmetimi (doğru yoldan saptıracak) üç şeyden korkarım:
a) Hakimlerin adaletten ayrılıp zulüm etmeleri,
b) Yıldızların müessir olduklarına İman etmeleri,
c) Kader yazısına (meydana gelmeden önce Allah'ın bilip her şeyi takdire bağladığına inanmamaları”[177]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir amirin kabul ettiği hediye rüşvettir. Hakimin kabul ettiği rüşvet ise, küfür kadar büyük bir günahtır. Çünkü rüşvet, hakimi adaletten ayırır, hak sahibini haksız, haksızı da haklı çıkaracak bir niteliktedir.”[178]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Dinin haram ve zararlı saydığı) kötülükler, gizli yapıldığı müddetçe sadece yapan kimseye zarar verir. Fakat açıkça yapıldığı zaman, yalnız yapan kişiye değil aynı zamanda bütün topluma zarar verir.”[179]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ey müminler!) cahiliyet devrine ve kâfirlerin adetlerine uygun bir kıyafete girer, onların arzu ve isteklerine yaraşır hareketlerde bulunan kişilerin yaptıklarını duyduğunuz veya gördüğünüz zaman, onları ima ile değil, en açık bir şekilde rezili rüsva ediniz.”[180]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zina, aralarında açıkça yapıldığı bir toplumu (dünyevi büyük bir felâkete sürükler ve) Allah'ın azabına uğratır.”[181]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fuhuş açıkça yapıldığı zaman depremler olur, hakimler adaletten ayrılıp zulüm ettikleri zaman yağmurlar azalır, gayri müslime zulüm edildiği takdirde düşmanlar galip gelir.”[182]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ümmetim, dünya işlerini, din ve ahiret işlerinden üstün görüp önem verdikleri zaman, İslâm sevgisini kaybederler.
Allah'ın ve İslâm dininin güzel gördüğü şeyleri başkalarına emretmediği kötülüklerden milleti vazgeçirmediği takdirde, Kur'an-ı Kerimin bereketinden mahrum kalırlar.
Ümmetimden bazıları küfür ederek birbirlerine düştükleri takdirde Allah'ın rahmet nazarından düşüp yardım elinden mahrum kalırlar.”[183]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin bir kişi, din kardeşini “kâfir” diye çağırdığı takdirde o ikisinden buna lâyık olan bu sözü hak etmiş olur. (Eğer ikisi de buna lâyık değilse, o zaman arkadaşını kâfir diye çağıran kişi günahkâr olur.)”[184]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın kendilerine karşı gazaba geldiği (kötü huylu) dört kimse vardır:
a) Çok yemin eden tüccar,
b) Gururlu fakir,
c) Zina yapan orta yaşlı yetki sahibi kişiler
d) Adaletten ayrılan yetki sahibi kişiler.”[185]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü Allah'ın nezdinde en şiddetli azab gören kimseler, Allah'ın yarattıklarının benzerlerini yapanlardır. (Çünkü, bugün İslâm memleketine getirilen batı aleminin kirli arzularının baş sebebi, kötü resimler olmuştur.)”[186]
20 - Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz dört büyük günah vardır:
a) Allah'a şerik koşmak,
b) Ana babaya hakarette bulunmak,
c) Yalan yere yemin etmek,
Çünkü, hakimin karşısında yalan yere yemin eden bir kimse, yeminine karıştırdığı yalan sözü kalbinde öylesine kara bir leke olur ki, o leke kıyamete kadar kalacaktır.”[187]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ın ilk olarak yasakladığı şey put putlara tapmaktır. Ondan sonra içki içmeyi ve sonra da başkalarıyla boş yere mücadele ve münakaşa etmeyi yasaklamıştır.”[188]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların en kötüsü (Salih peygambere mucize olarak verilen) devesini keserek öldüren kadın ve kardeşini öldüren Adem peygamberin oğludur. Bu yüzden öldürülecek kişilerin veballarının bir kısmı da ona yazılacaktır, Çünkü ilk olarak insan öldürmeye alıştıran o, olmuştur.”[189]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'a and olsun ki, muhakkak ki, içki içen bir kimse, puta tapan bir kimse gibidir.”[190]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
Allahu Tealâ’ya and olsun ki, Cebrail (a.s.) bana gelerek dedi ki: “Devamlı içki içen bir kimse, puta tapan bir kimse gibidir.”[191]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fahişe bir kadının zina yapması, bin erkeğin ziya yapması gibidir. (Birçok erkekleri yoldan çıkarması yüzünden çok zararlıdır.) Namuslu bir kadının güzel hareketleri, (sevap bakımından) iman ve amelde samimi olan 70 erkeğin hareketleri gibidir.”[192]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cehennem ateşi (dolayısıyla azabı) 70 kısımdır. Bu azabdan 69 u haksız yere emir edenler, geriye kalan diğer birisi de sebepsiz olarak insanı öldürenler içindir”[193].
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendilerini görmediğim iki grup cehennemlikler vardır:
a) Sığırların kuyruğu gibi ellerinde bulunan kamçılarla (keyif olarak) insanları döven kimseler,
b) Başları devenin ürkeçine benzeyen, haktan ayrılmış zengin erkeklerin ahlâklarını bozan kadınlardır. Bu kadınlar, cennetin kokusunun en uzak yerlere kadar yayılmış olmasına rağmen, ondan mahrum kalırlar.”[194]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Cansız ve hareketsiz birer madde olmalarına rağmen) bir dağ diğer bir dağa hakarette bulunursa, hemen parçalanacaklardır.”[195]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zulümlerin en büyüğü, kişinin din kardeşinin hakkı olan toprağından yarım metrelik dahi olsa yer almasıdır. Çünkü kişinin, din kardeşinden haksız olarak aldığı taş ve toprak, kıyamet günü ateşten bir halkaya dönüşüp boynuna geçirilecektir.”[196]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Büyük günahlar yedi tanedir:
a) Allah'a ortak koşmak,
b) Anne babaya karşı hakaret etmek,
c) Allah'ın yasakladığı (haram kıldığı) halde, insan öldürmek,
ç) İffetli, namuslu ve mümin kadına iftirada bulunmak,
d) Düşman cephesinden kaçmak,
e) Yetim malını yemek,
f) Müslümanlarla birlikte hicret ettiği yere tekrar dönmektir.”[197]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En büyükler şunlardır:
a) Allah'a şerik koşmak,
b) İnsan öldürmek,
c) Yalancı şahitlikte bulunmaktır.”[198]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah, kendi eliyle yarattığı cenneti kâfirlere ve devamlı içki içen-sarhoş olan kimselere haram kılmıştır”[199]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah (işlenen kötülüklere karşı) hiddete geldiği gibi, hakiki müminler de hiddete gelir. Allah'ın hiddete gelmesi, Müminin kendisine haram kılınan şeyleri işlemesindendir.”[200]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın ortaya çıkarıp rezil etmediği halde, (zina gibi) çirkin ve kötü bir şeyi başkalarına ifşa eden kimselerin dışında, ümmetimden herkesin affedileceğini umuyorum.”[201]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ve diğer bedduaları kabul olunan peygamberlerin lanet ettiği yedi kimse vardır:
a) Allah'ın kitabı olan Kuran-ı Kerime ilâve eden,
b) Kader yazısını yalanlayan,
c) Mekke'nin hareminde (yasak olan bölgede) Allah'ın haram kıldıklarını işleyen,
ç) Benim sülâlemden olan bir kadını iğfal eden,
d) Benim yolumu bırakarak bar, gazino, randevuevi gibi dinin mubah saymadığı her hangi bir şeyi icad eden kimse.” [202]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ümmetimden öylesine kimseler vardır ki, benim şefaatimden faydalanamazlar:
a) Zalim, hilebaz devlet adamları,
b) Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerime ilâve eden kimseler.”[203]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'û Taâlâ’nın kıyamet günü, kendilerine rahmet nazarıyla bakmadığı ve konuşmadığı üç kimse vardır:
a) Yalan yere yemin ederek (satılık olan şu malıma senden) daha fazla verildi diyerek başkasını aldatan kimse,
b) Bir müslümanın malını zimmetine geçirmek için, yalan yere yemin eden kimse,
c) Kuyusunda fazla su olduğu halde, muhtaç olan kimselere vermeyen kimseler. Hz. Allah kıyamet günü o kimseye şöyle seslenir: Bugün seni dünyada muhtaçları mahrum kıldığın gibi, ben de seni rahmetimden mahrum kılarım.”[204]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ın kıyamet günü kendileriyle hiç konuşmadığı, affetmediği ve onlara rahmet nazarıyla bakmadığı üç kimse için şiddetli azab vardır.
a) Zina eden yaşlı kimseler,
b) Yalancı devlet adamı,
c) Gururlu olan fakir.”[205]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine üç türlü iş vardır ki, onlarla birlikte işlenilen hiç bir sevabın faydası yoktur:
a) Allah'a eş koşmak,
b) Dindar olan anne ve babaya karşı hakaret etmek,
c) Düşman cephesinden kaçmak.”[206]
Konu: Bazı Haramlar
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gelecek olan şeyler müminin ahlâkı değildir:
a) Fazla sevgi. (Çünkü fazla sevmek ve başkasını şımartmak kişiyi doğru yoldan çıkarır.)
b) (Başkasının malına servetine göz dikmek) kıskanmak. Bu, İlim uğrunda mubah olmanın dışında her konuda haramdır.”[207]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bildiği halde babasını bırakarak “ben, filânca kimsenin oğluyum diye iddia eden” kişi, büyük bir günah işlemiş olur.
Kendisinin malı olmadığı halde benimdir diyen bir kimse cehennemdeki yerine hazırlansın.
Kim başkasını “Ey kâfir, Ey Allah'ın düşmanı veya ey Yahudi diye çağırırsa, o kimse o söze lâyık değilse, söylediği kötü sözler kendisine döner.
Kim, kötü bir isnatta bulunduğu kişi, iddia ettiği gibi değilse, isnat ettiği kötü sözler kendisine döner.”[208]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Alacaklı, borçlunun yanından memnuniyetle dönerse, denizde yaşayan tüm canlı varlıklar o borçluya dua ederler.
Borcunu ödemeye gücü yettiği halde, alacaklıya taciz eden borçluya, borcunu vermediği her gün ve her gece için Hz. Allah günah yazar.”[209]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Başkasının malını zorla almaya teşebbüs eden, soyan veya soydurtan kötü ahlâklı kimseler biz müslümanlardan değildir.”[210]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Başka milletlere kendisini benzeten kimse, biz müslümanlardan değildir. Öyleyse, ey müslümanlar, kendilerinizi Yahudi ve hıristiyanlara benzetmeyiniz.
Yahudilerin selâmları parmak işaretiyle, Hıristiyanların el işaretiyledir. (Müslümanların selâmları ise “esselâmualeyküm” sözüyle birlikte elle olur.”
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'dan başka herhangi bir varlığa yemin eden, başkasının ailesini aldatarak yoldan çıkartan veya kölesine (İşçisine, hizmetçisine) hakaret eden kimseler bizden değildir.”[211]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendi öz nefsinin veya başkasının yumurtalarını çıkaran bizden değildir. (Nefsine hakim olamıyorsan) oruç tut ve eteklerini tıraş etme.”[212]
Hadisin sebebi: Mahzun oğlu Osman adlı bir kimse bir gün peygamberimizin yanına gelerek şöyle dedi:
“Ey Allah'ın resulü, ben şehevi arzularıma çok düşkünüm. Yumurtalarımı çıkarma konusunda bana izin verirmisiniz.” Bunun üzerine peygamberimiz (s.a.s.) bu hadisi buyurmuştur.[213]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Başkalarını kavimcilik ve katarcılığa çağıran bizden değildir, Yine kavimcilikten dolayı insan öldüren veya bu yolda ölenler de bizdin değildir.”[214]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Yakınlarından biricinin ölmesi gibi,) herhangi bir musibetten dolayı yüksek sesle bağırıp çağıran, başını tıraş; eden veya elbisesini yırtan bizden değildir.”[215]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi bir musibetten dolayı cahiliyyet devrine ait sözlerle bağırıp çağıran, yüzüne vuran, yakasını, yırtan bizden değildir.”[216]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Küçükleri sevmeyen, büyükleri saymayan ve bizi aldatanlar bizden değildir. Çünkü mümin bir kimse, kendi öz nefsi için istediğini başkası için istemedikçe gerçek bir mümin olmaz.”[217]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Başkasının mal ve servetine göz dikerek) kıskanan, söz taşıyıcılık yaparak iki kişinin arasını bozmak, gelecekten haber veren kahinler bizden, ben onlardan değilim.”[218]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Öylesine kötü bir zaman gelecek ki,) benim ümmetimden bazı -kimseler, çalgıyla birlikte oynayarak şarkı söyleyen kadınların karşısında çeşitli isimler taktıkları içkiler içeceklerdir. Hz. Allah (yaptıkları kötülüklerine karşılık) onları yerle bir edecek veya maymun, domuz gibi hayvanların şekline sokarak cezalandıracaktır.”[219]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine kötü üç kimse vardır ki, onlar için Allah'dan af dileme ve durumlarını sorma.
a) İslâm topluluğundan ayrılarak iman ve adaletten ayrılmayan devlet adamına karış geldiği halde ölen kimseler.
b) Efendisinden haksız yere kaçarak ölen köleler,
c) Kocasından gizli olarak zina yapmak için süslenip evinden ayrılan kadınlar.”[220]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Kötü insanlardan öylesine) gururlu üç kimse vardır ki, onların hakkında hiç bir şey sorma:
a) Allah'ın cübbesini alıp giymek yani Allah'a mahsus olan azamet ve büyüklüğünü kendisine yakıştırmak konusunda Allah ile münakaşa edenler,
b) Allah'ın gömleğine yani izzet ve şerefine sahip çıkma konusunda Allah'la münakaşa edenlerdir.
c) Allah'ın emirlerinde şüpheye düşen ve rahmetinden ümidini kesendir.”[221]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Manevi kirli öylesine) üç kimse vardır ki, rahmet melekleri kendilerine yaklaşmazlar.
a) Kafirlerin ölüsü,
b) Kadınlara mahsus olan kokuları sürünen kadınlar,
c) Sebepsiz olarak gusül(boy) abdestini erteleyen cünuplu kimseler.”
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cehennem azabından kurtulamayacak (kötü ahlâklı) üç grup insan vardır:
a) İki kişinin arasında söz taşıyıcılığı yapan kimseler,
b) Anne, babasına (haksız yere) hakaret eden kimseler,
c) Devamlı olarak içki içen kimseler.”[222]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allahu Tealâ yalvarıp yakarmalarına cevap vermeyeceği ve sıkıntılara maruz kalacak) kötü olan üç grup insan vardır:
a) Hırsızların barındıkları yerlere giren kimseler,
b) Yolun ortasını işgal eden kimseler,
c) Hayvanını bağlamadan serbest bırakıp salıverdikten sonradan korunmasını dileyen kimseler.”[223]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, yemek yemek ve su içmek için altın ve gümüş kaplar kullanan kimseler, midelerine cehennem ateşi sokmuş gibi olurlar.”[224]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ümmetime geçmiş milletlerin hastalıkları bulaşacaktır
a) Allah'dan gelen her türlü nimetlerini inkâr etmek,
b) Allah'ın verdiği mal ve servetiyle gururlanıp çeşitli günahlar işleyerek Allah'a karşı gelmek,
c) Ahiret işlerini bırakarak dünyalıklarını çoğaltmakla birbirleriyle yarış etmek,
ç) Dünya işleri konusunda birbirleriyle münakaşa etmekle meşgul etmek.
d) Birbirlerini severek aralarında birlik ve beraberlik kurmaları gerekirken, birbirlerine kızıp aralarında dargınlık yaratmak.
e) Birbirlerinin mallarına göz dikerek kıskanmak,
f) Birbirlerine zulüm ve hakaret etmek.”[225]
Konu: Rızkı Aramak
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Çocuklarının nafakasını kazanmak amacıyla evinden çıkan kişi, Allah'ın yolunda cihad etmiş gibidir.
Gene yaşlı olan aciz anne ve babasının ihtiyaçlarım sağlamak için evinden çıkan bir kişi, Allah'ın yolunda cihad etmiş gibidir.
Dilencilikten kurtulup namuslu bir şekilde yaşamak içki evinden para kazanmak amacıyla çıkan kimse Allah yolundadır.
Riyakârlık ve gösteriş yapmak için evinden çıkan kimse, şeytanın yolunda çalışmış gibidir.”[226]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Selâmet, huzur ve mutluluk on kısımda toplanır. Onda dokuzu din ve dünya işlerini araştırıp elde etmek, biri de diğer işler içindir.”[227]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah rızık ve geçim sebebini gösterdiği biriniz, ondan ayrılarak başka bir sebep aramasın. Ancak gösterilen sebebin, etkisini değiştirmesi halinde terk edilebilir.”[228]
Konu: Helâl Ve Haram
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Helâl ve haramın belli olduğu ortadadır. Bu ikisinin arasında insanların çoğunun helâlmı, haram mı diye şüpheye düştükleri şeyler vardır. Şüpheli şeylerden kaçınan müminler, dinini, ırz ve namuslarını selâmete çıkarmış olurlar.
Şüpheli şeyleri işleyenler, (günün birinde) haramı da işlerler. Bu da korunun veya yasak -bölgenin kenarında sürülerini otlatan bir çobana benzer ki, her an korunun içine girme tehlikesi var. Uyanın! Her paşanın kendilerine mahsus bir yasak bölgesi vardır (ki, hiç bir -kimse oraya yanaşamaz)
Allah'ın yeryüzünde yasak bölgesi vardır. O da, haram kıldığı şeylerdir. Uyanık olun!.. İnsanların cesedinde (bir parça) et vardır. O, doğru yol da yürüdüğü zaman, ceset de doğru yürür, yolunu sapıttığı zaman, ceset de yolunu sapıtır. O parça et de hiç şüphesiz, kalbidir.”[229]
Helâl, şeriatın kesin olarak haram kılmadığı, haram ise, şeriatın haram olduğuna kesinlikle bildirdiği şeylere denir. Fakat haram ile helâl arasındaki şüpheli görülen şeylerin de terk edilmesi gereklidir. Çünkü şüpheli şeylerden sakınmayan ve onu alışkanlık haline getiren kimselerin günün birinde haram olan şeyleri de alışkanlık haline getirebilir. Hiç çekinmeden koru veya yasak bölgenin etrafında hayvan sürülerini otlatarak dolaşan bir çobanın idare ettiği hayvan sürüsü, koru veya yasak bölgenin içine girebilir. Bu yüzden haramın olduğu yerlere yaklaşarak şüpheli görülen şeyleri yapan bir kimsenin haramı da işleyemeyeceği ne malûm?[230]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Helâlinde, haramında belli olduğu ortadadır, O halde şüpheli gördüğün şeyleri bırak, olmayanları seç.”[231]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Faizden kazanılan bir dirhem para, Allah'ın nezdinde günah bakımından otuz altı kere yapılan zinadan daha kötüdür.” [232]
Faizin zinaden daha kötü olmasının nedeni; zina yapan bir kimse kesinlikle tövbe edip onu bırakırsa, Allah'ın rahmetine mazhar olabilir. Oysa faiz, (karışarak arttırılmış bulunan bir serveti) haramlıktan tasfiye etmek, onu yeniden helâl ve meşruluğuna kavuşturmak mümkün değildir. Haramdan kurtarılmayan ve ömür boyu onunla zevku sefa sürerek ölen bir kimsenin Allah'ın rahmetine mazhar olması şüpheli olduğundan hadisi şerifte faizin zinadan daha kötü bir günah olduğu açıklanmıştır.[233]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüpheli olan şeyleri bırak, olmayanları seç. Doğruluk, huzur ve mutluluktur. Yalancılık ise, şüpheli ve kötü gaflettir.”
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüpheli olan şeyleri bırak, şüpheli olmayanları seç. Çünkü Allah için şüpheli olan şeyleri bırakıp kaçınman, seni ondan gelecek sıkıntılara maruz bırakmaz.”[234]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Altın, İpek gibi zinet eşyaları, benim ümmetimden ancak kadınlara helâldir, erkeklere ise, haramdır.”[235]
Kadınlar zinet ehli olduğundan, altın ve gümüş gibi zinet eşyaları kendilerine helâl kılınmıştır.[236]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Altın, kâfir olan erkeklerin, gümüş ise müslüman erkeklerin zinetidir. Demir ise, cehennem ehlinin zinetidir.”[237]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, helâldan kazanarak fazla israfa kaçmayan harcayan ve sevabına muhtaç olduğu kıyamet günü için, malının artan kısmını fakirlere sadaka olarak veren kimselerden razı olsun.”[238]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Rüşvet alanda verende cehennemliktir.”[239]
Rüşvet, insanlık için tehlikeli olan bir mikroptur. Bunun için davasında haklıyı haksız, haksızı da haklı çıkaran ve hakimi vereceği kesin hükmünden çevirdiğinden haram kılınmıştır.[240]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benden sonra ümmetimin çoğunluğu, yardımcıları devlet adamları olan ve kendilerine birçok isimler verdikleri içkiler içeceklerdir.”[241]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şeytan düşünceli olan kimseler, daha çok (kötülüklerinin karargâhı olarak) hamamları tercih ederler.”[242]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Etini yemiyorum bu yüzden haramdır” diye kertenkele hakkında kesin bir hüküm vermiyorum.”[243]
Sevgili peygamberimiz, kertenkelenin “etini yemem ve bunun için başkalarına haram da kılmam” sözüyle ortaya koyduğu kapalı ifadenin sebebi; böyle bir hayvanın Mekke ve Medine civarında bulunmaması, aynı zamanda çeşitlerin çok olması (bazılarının da yenilmemesi) nedenlerine dayanılmaktadır.[244]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“ İpekli elbiseyi, ahirette bir nasibi olmayan (erkek olan) kimseler giyer.”[245]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Altın gibi zinet eşyaları ve ipekli elbiseleri, ümmetimden kadınlara helâl, erkeklere ise haram kılınmıştır.”[246]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Biz müslümanlara eti helâl kılınmış olan iki çeşit ölü hayvan ve bunun yanında helâl kılınmış olan iki çeşit de kan vardır:
Eti helâl olan ölü hayvanlar, balık ile çekirge, helâl olan kan ise, ciğer ile dalaktır.”[247]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dört yerde bile kullanılması kabul olunmayan dört çeşit kazanç vardır: İhanetle, hırsızlıkla, ganimet ve yetim malından elde edilen mallardır. Bunların, hacda, umrede, cihadda, savaşda kullanılması ve sadaka olarak da olsa, verilmesi makbul değildir. (Allah'ın nezdinde sevapları kabul olunmaz.)”[248]
Hadisi şerifte gayri meşru yollarla elde edilen kazançların sevap olan yerlerde harcanılmasının doğru olmaması, sevap olmayan yerlerde ise harcanılmasının hiç doğru olmadığı kastedilmektedir.[249]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kazançların en güzeli, kişinin alın teriyle, el emeğiyle alış verişle kazandığı meşru maldır.”[250]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Hz. Allah, haram kıldığı şeyleri, sizlerden bazılarının işleyeceğini bildiğinden haram kılmıştır.
Uyanık olun!., şüphesiz ben, kelebeklerin ne olacağını düşünmeden ateşe, sineklerin sivri maddelerin içine atlamaları gibi, günah işlediğinizden dolayı ateşe atlamanızı önlemek için, arkadan eteklerinize yapışıyorum.”[251]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sarhoşluk yapan her şey içki, içki olan her şey de haramdır. O halde dünyada iken, içki içmeye devam edip tövbe etmeden ölen bir kimse, ahirette (cennete girse bile) cennetin tatlı meşrubatlarından içmeyecektir”.[252]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sarhoşluk yapan her madde haramdır. Çoğu sarhoşluk yapan bir maddenin bir avuç kadarı dahi haramdır.”[253]
Hadisde geçmiş olan “Ferâk” kelimesi 16 litre demektir,[254]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Malı istediği şekilde harcamak, ancak sahibinin hakkıdır.”[255]
Bu hadisi şerifte İslâmiyette mülkiyet, adalet ve hürriyetin bulunduğunu ve mülkiyeti tanımayan komünizm rejimini de red ettiğini ifade eder.[256]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Köpek dişini taşıyan her yırtıcı hayvanın eti haramdır.”[257]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ı anma gibi ibadetlerin dışında yapılan her türlü iş, (Allah'ın nazarında) eğlence ve boş oyalanmadır. Bunlardan yanlız dört hüküm müstesnadır:
a) Kocanın hanımıyla oynaşması,
b) Erkeğin (savaş için) atını terbiye etmesi,
c) İki ordunun arasında kişinin gururla dolaşması,
d) Kişinin yüzme gibi faydalı şeyleri öğrenmesi."[258]
Bu hadisde Allah'a yapılan kulluk ve ibadetlerin dışında bulunan her türlü dünyevi işlerin basit, önemsiz, eğlencelerden ibaret olduğu anlatılıyor.
Ancak, dinimizin haram saymadığı şeylerin yapılması helâldir. Bunlarda, helâl yoldan ticaret yapmak, kazanç sağlamak ve hayatımızı düşmanlara karşı korumak için yapılan işlerdir.[259]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Topukların aşağı kısmına kadar elbise giymek (kişinin gururlanmasına neden olduğundan) giyeni cehenneme sokar.”[260]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Şimdiye kadar ben) sizleri tulumun dışında her türlü kablarda (hurma, üzüm gibi) maddelerin şıralarını tutmaktan men ediyordum. Şimdi ise, sorhoşluk durumuna sokmayacak şartıyla tutup içebilirsiniz.”
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Bu ana kadar) ben, sizleri bütün kablarda (hurma, üzüm gibi) maddelerin şıralarını tutmaktan men ediyordum. Şimdi ise, sarhoşluk durumundan kaçınmak şartıyla tutup içebilirsiniz.”[261]
25-26 - Her iki hadisin ifade ettiği gerçek şudur: Hurma, üzüm, elma, armut, bal gibi maddelerin şıraları içkiye dönüşmeden evvel içilmesi helâldir. Fakat rakı, şarap, bira gibi sarhoşluk yapan maddelere dönüştükten sonra içilmesi kesinlikle haramdır,[262]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Bu ana kadar) ben, sizleri -zenginler fakirlere yardım etsinler diye- üç günden fazla kurbanların etini yemekten ve saklamaktan men ederdim. Şimdi ise, dilediğiniz şekilde yiyip yedirebildiğiniz gibi saklayabilirsiniz de.”[263]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Şimdiye kadar) ben, sizlerin kabirleri ziyaret etmenizi yasakladım. Dikkatli olun! Kabri ziyaret edebilirsiniz. Çünkü kabri ziyaret etmek, kalbi yumuşatır, gözleri yaşartır, ahireti hatırlatır. (Yanlız yüksek sesle ağlamak, bağırıp çağırmak, elbisesini yırtmak gibi hareketler yaparak kötü sözler söylemeyin)”[264]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Helâl mi, haram mı diye) kalbini kurcalanan her şeyi terk et.”[265]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların göreceklerini istemediğin şeyleri tenha yerlerde yapma.”[266]
Kişinin Allah'ın rızasına ve dinin hükümlerine aykırı olduğu için başkalarının huzurunda yapmaktan çekindiği gibi, tenha yerlerde de yapmaması gerekir. Çünkü Allah'ın görmesi, başkalarının görmesinden daha önemlidir.[267]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Mal sahibinin rızası olmadan) kaçırmak ve zorla almak gibi vesilelerle elde edilen her türlü mal, (senin için) helâl değildir.”[268]
n)
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zorla elde edilen mal, (haramlık bakımından ölü bir hayvanın etini yemekten farklı değildir.”[269]
Başkasının malı, senin için ancak alış-veriş gibi rızasını tahsil eden sebeplerle helâl olabilir.
Bunun dışında hiç bir şekilde başkasının malı senin için, helâl olmaz. Çünkü İslâm dininde mülkiyet hakkı vardır.[270]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Allah'ın nezdinde günahların en büyüğü kişinin nafakasını vermekle mükellef bulunduğu (oğlu, kızı gibi) kimseleri yok etmektir.”[271]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, dünyada karnı en tok olan (dolayısıyla gaflet, içinde ömrünü tüketen kimseler) kıyamet günü en aç kimseler olacaktır.”[272]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, fizik kapısı arş-ı âlâdan yere kadar açıktır. Hz. Allah her kulun azmine çalışma gayretine göre rızkını verecektir."[273]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, (araştırıp sormadan, helâl-haram demeden, denize dalar gibi) ellerine geçirdikleri her türlü malı yiyenler için, cehennem ateşi vardır.”[274]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hiç bir kimse, alnının teri ve ellerinin emeğiyle kazandığından daha iyisini yememiştir.
Şüphesiz Davud peygamber, el emeğinden kazandığını yerdi.”[275]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Elma ve hurmadan yapılan alkollü her madde içkidir.”[276]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Buğday, hurma, arpa, üzüm ve baldan imal edilen alkollü şeyler içkidir.”[277]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Helâli araştırmak için peşinden koşan sonra da geceyi yorgunluk içinde geçiren kimsenin günahları af olunur.”[278]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yalancı şahitlikte bulunarak bir müslümanın malının elinden alınmasına veya kanının dökülmesine sebep olan kimse, cehennem ateşini hak etmiş olur.”[279]
42- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Çoğu sarhoşluk yapan bir maddenin azı da haramdır.”[280]
43- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kedinin eti satılarak elde edilen paranın yenilmesi yasaklanmıştır. (Çünkü yırtıcı olan hayvanların eti yenilmediğinden, kedi de yırtıcı bir hayvan olduğu için, eti haramdır.)”[281]
44- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kertenkelenin etinin yenilmesi yasaklanmıştır.”[282]
Peygamber efendimiz 12. hadisinde “ben kertenkelenin etini yemem ve başkalarına da haramdır demem” sözüyle kapalı olarak buyurduğu ifadenin sebebi; kertenkelenin haram olması hakkında henüz Allah'ın vahyi inmemesinden dolayıdır. Peygamberimizin bu hadiste kertenkelenin etinin yenilmesini yasaklamasının sebebi, vahiyden sonra gelen Allah'ın kesin emrindendir. Bu yüzden iki hadisin arasında herhangi bir çelişki yoktur.[283]
45- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz, köpek dişini taşıyan ve pençeli olan her kuşun etinin yenilmesini yasaklamıştır.”[284]
46- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz ehli olan eşeklerin etlerinin yenilmesini, yasaklamıştır.”[285]
Ehli olan merkeplerin eti haramdır. Fakat yabani merkeplerin eti helâldir.[286]
47- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Peygamber efendimiz at, katır, merkep ve köpek dişli olan yırtıcı hayvanların etlerinin yenilmesini yasaklamıştır.”[287]
Peygamber efendimiz atların etinin yenilmesini haram olduğundan değil, belki savaş için araç olduğu için, yasaklamıştır.
Katır anasına bağlı olduğundan dolayı anasına göre hüküm verilir. Anası kısrak ise, eti yenir, merkep ise eti yenmez.[288]
48- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz, herhangi bir yerde beklettirilerek okla öldürülen hayvanın etinin yenilmesini yasaklamıştır.”[289]
Konu: İstikamet (Doğrultu)
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dinin gösterdiği istikametten ayrılmayınız. Sizin istikametiniz ne kadar güzel bir şey. Amellerinizin (işleyeceğiniz iyiliklerin) en iyisi, namazdır. Vaktinde abdest alıp muhafaza eden ancak mümindir.”[290]
Konu: Müslümanlara Yapılan Eziyetlerin Vebali
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haksız yere mücadele ederek mümine eziyet vermek, küfür kadar bir vebal (günah) dır. Ona küfür etmek fasıklık (büyük terbiyesizlik) tir.”[291]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir mümini öldürmek, Allah'ın nezdinde dünyayı yerinden oynatıp yok etmekten daha büyük günahıdır.”[292]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Vaiz olarak zamanın olayları, dostları birbirinden ayırmak, mazlumu zalimin zulmünden kurtarmak için ölüm yeterlidir.”[293]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminin yalan söyleyebilmesi için, bütün işittiklerini (sağa sola) söylemesi yeterli bir delildir. Kişinin borçluya “senden bütün hakkımı tek bir kuruş bile bırakmadan alacağım.” demesi, cimriliği için yeterli bir delildir.”[294]
Sağdan soldan duyulan söylentiler tamamıyla doğru değildir. Bunu işitip etrafa yayan bir kimse, yalan söylediği gibi, fitneliklere de yol açtığından, büyük bir vebalin altına girmiş olur.[295]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Devamlı olarak herkesle dava açman, senin için yeterli bir günahtır”[296]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Başkalarına eziyet eden kimseler, cehenneme girmeyi hak etmiş olur.”[297]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminin din kardeşine, eziyet verecek bir bakışla bakması haramdır.”[298]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümine zarar veren bir kimse, lanet olunmayı hak etmiş olur.”[299]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslüman bir kimseye eziyet veren bir kimse bana eziyet etmiş, bana eziyet eden de Allah'a eziyet etmiş olur.”[300]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslümanları yolundan alıkoyarak eziyet eden kimseler, lânetlenmeyi hak etmiş olurlar.”[301]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, bir mümini (silâh gibi şeylerle) korkutursa, Hz. Allah o kimseyi kıyamet gününün korkunç afetlerinden emin bırakmaması Onun hakkıdır.”[302]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, helâl lokmayı yiyip, (peygamberimizin gösterdiği) yolda yürüyüp insanlara eziyet vermeden güvenliğini sağlarsa, o kimse cennete girmeyi hak etmiş olur.” [303]
Hadiste geçen kelimeler:
Tayyib: Helâl lokma
Sünnet: Peygamberin yolu
Bavaik: Tehlikeli yok edici şeyler.
Peygamberin yolunda yürüyerek helal lokmayı araştırıp yiyen ve müminlere eziyet vermeden güvenlik içinde yaşayan kimse cennete girecektir.[304]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Biz müslümanlara silâh çeken kimse bizden değildir.”[305]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'a ve kıyamet gününe iman edenler, müslümanları korkutmasınlar.”[306]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kölesine bir tokat atan veya döven bir kimsenin yaptığı kötülüklerine karşılık o köleyi azat etmesi gerekir.”[307]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fazla olan suyunu muhtaçlara ve gene fazla olduğu halde hayvan yemini, hayvanları aç olan kimselere veremeyenleri Hz. Allah, kıyamet günü faziletinden mahrum bırakır.”[308]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslümanları tehdit etmeyiniz. Çünkü müslümanları tehdit etmek, büyük bir zulümdür.”[309]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminin sırtı (hatta bütün cesedi) Allah'ın himayesi altındadır. Yalnız kısas ve irtidad (dinden dönmek gibi) haklar bu hükmün dışındadır.”[310]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“ Zulüm üç kısma ayrılır:
a) Allah'ın affetmeyeceği zulüm,
b) Allah'ın affedeceği zulüm,
c) Allah'ın cezasız bırakmayacağı zulümlerdir.
Allah'ın affetmeyeceği zulüm; Ona şirk koşmak, ortak yapmaktır. Nitekim bu konuda Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: “Şüphesiz şirk, Allah'a ortak yapmak, (affın dışında kalan) büyük bir zulümdür. Allah'ın affedeceği zulüm; İnsanlarla Allah'ın arasında bulunan hak ve hukuklara karşı yapılan zulümlerdir.
Allah'ın cezasız bırakmayacağı zulüm; insanların aralarında birbirlerine karşı yaptıkları zulümdür.”[311]
Hadisde geçen kelimeler: Zulüm. Haksızlıklar.
Şirk: Allah'a ortak koşmak
Allah (c.c.) ile kulun arasındaki çiğnenilen hukuklar; namaz, oruç, hac gibi Allah'ın emrettiği şeylerdir.
Kulların aralarında birbirlerine karşı yaptıkları haksızlıklar; hırsızlık, dargınlık, dövmek, öldürmek, sülâlesine hakaret etmek, hile yapmak, gıybet, söz taşıyıcılık, iki yüzlülük gibi şeylerdir.[312]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dine karşı silâh çeken bir kimse, çektiği silâhını kılıfına sokmadığı müddetçe, melekler ona lanet ederler.”[313]
Hadisde geçen kelimeler:
Eşhere: Silâh çekmek.
Yeşimehû: Silâhını kınına koymak.[314]
Konu: Hz. Muhammed'in Ehlinin Fazileti
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hasan ve Hüseyin cennet ehli olan gençlerin önderleridir.”[315]
Seyyid: Efendi, önder, lider.
Şebab: Delikanlı.[316]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hasan ve Hüseyin cennet ehli olan gençlerin önderleri, babaları Hz. Ali ise, onlardan daha üstündür.”[317]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin cennet ehli olan gençlerin önderidir. Ancak Halem oğlu, Hz. İsa İbni Meryem ve Yahya İfani Zekeriya bundan müstesnadır. (Bu iki peygamber, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'den daha üstündür.) Hz. Fatma, cennet ehli olan tüm kadınların, efendisidir. Ancak Hz. Meryem bu hükmün dışındadır.”[318]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hasan, benden, Hz. Hüseyin ise Ali'dendir. (Hz. Hasan bana benzediğinden benden, Hz. Hüseyin ise, Hz. Aliye benzediğinden Ali’dendir.)”[319]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ümmetimden evlendiğim bir kadının ve ehlimden birisiyle evlenecek olan ümmetimden bir erkeğin benimle cennete girmesi için Allah'a yalvarıp yakardım. Allah (c.c.) da bu dileğimi kabul etti.”[320]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ailemizle birlikte bizlere zekât sadakası helâl değildir.”[321]
Hz, Muhammed'e ve aile efradına, zekât sadakası, malın kiri olduğundan verilmesi yasak edilmiştir.[322]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey müminler, muhakkak ki, siz benden sonra ehli beytimle imtihan olunacaksınız.”[323]
Hz. Muhammed bu hadisi şerifin ifadesiyle O'nun vefatından bir kaç yıl sonra müslümanların arasında vuku bulacak Cemel savaşına ve Kerbela vakasına işaret etmek suretiyle gaybden verdiği bir haberdir.[324]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz oğlum Hasan, gerçek bir efendidir. Hz. Allah, Onun yapacağı arabuluculuk vasıtasıyla karşı karşıya gelecek iki İslâm ordusunun arasını İslah eder. (Fitneliğe son verdirerek binlerce müslümanın kanının dökülmesine engel olur.)”[325]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hüseyin, ben ondan, o da benden bir parçadır. Hz. Allah onu seveni sever.
Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin iki torunumdur.”[326]
Sıbd: Torun[327]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hamza İbni Abdulmüttalib benim sütkardeşimdir.”[328]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Hamza, kıyamet günü şehitlerin efendisidir.”[329]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların arasında bulunan her türlü münasebet ve akrabalık, kıyamet gününün gelmesiyle kesilecektir. Fakat İslâm münasebeti ve benim akrabalığım asla kesilmez.”[330]
Hadisi şerifden alacağımız hisse:
Kıyamet gününün gelmesiyle dünyada iken insanların arasında bulunan İslâm dini dışında, diğer tüm dini münasebetler ve akrabalık bağları tamamiyle kesilir. Fakat islâm kardeşliği ve peygamberimizin akrabalarıyla olan münasebeti bağlı kalacaktır. Asla kopmaz. Çünkü din kardeşliği her türlü yakınlık ve münasebetten daha üstündür. Bu bütün müslümanlar için büyük bir şeref ve müjdedir. Hz. Allah cümlemizi İslâm kardeşliğinden mahrum bırakmasın. Amin...[331]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Oğlum Hüseyin zekât sadakası olan hurmadan vazgeç. Biz zekât sadakasını yemediğimizi bilmez misin?”[332]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her insanoğlu, babasına isnad edilir. Fakat Hz. Fatma'nın oğullan bunun dışındadır. Çünkü onların velisi ve en yakın akrabası benim.”[333]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ceddim olan Abdülmüttalibin çocuklarına (dünyada) iyilikte bulunan kimseler, kıyamet gününde bana kavuştuğu (öldüğü) zaman, onun mükâfatı bana aittir.”[334]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Fatma benim bir parçamdır. Onu kızdıran beni kızdırmış olur.”[335]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Fatma benim bir parçamdır. Onu kızdıran beni kızdırmış onu sevindiren beni sevindirmiş olur. Kıyamet gününde her türlü bağlantı kesilir. Yalnız İslâm ve benim akrabalık bağlarım kalır.”[336]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim bir tüyüme (aile efradımdan herhangi birisine) eziyet veren, bana, bana eziyet veren de Allah'a eziyet vermiş olur.”[337]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Semada yaşayanlar için, yıldızlar bir güven alâmetidir. (O yıldızlar, nizamlarını kaybedip birbirlerine düşmedikçe, orada yaşayan melekler vesaire güven içinde bulunurlar.)”
Ehli beytim, ümmetimin güvenleridir.”[338]
Hz, Muhammedin aile efradları yeryüzünde kesilmediği müddetçe, ümmetine zarar gelmez. Bu kesilme iki türlüdür:
a) Ölmekle kökün,
b) İslâm dinînden ayrılarak küfür karanlığına düşmekle.[339]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Ali'nin yüzüne bakmak bir ibadettir.”[340]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz ben, sizler için yerime geçecek iki halife (vekil) bıraktım.
a) Yerle semanın arasında uzatılmış sağlam bir ip olan Allah'ın kitabı (Kur'an-ı kerim).
b) Ehli beytimdir.
Bu iki vekil, (kıyamet günü) havuzun yanına gelinceye kadar, birbirlerinden ayrılmayacaklar.”[341]
Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı kerim, semadan yere kadar uzanan bir ipe benzer. O ipe sarılan kimseler, çeşitli ahlâksızlık, kötü düşünce ve fikir içine düşseler bile, yine sahip oldukları temiz imanları sayesinde kurtulurlar, O ipe sarılmayan, bedbaht, şuursuz, midesine düşkün, fani hayatına bağlanmış kimseler ise, bozuk fikir ve düşüncenin yılan ve akreplerine yem olmaktan kurtulamayacaklardır.
Hz. Muhammed (s.a.s.)'ın aile efradından (Hz. Ali, İbni Abbas gibi) alimler, Kur'an-ı kerime bağlı kalmak ve hizmet etmekten aldıkları iman nuru ile kendi zamanındaki ve gelecek zamandaki inşalar için, Allah'ın birer halife ve vekilleridir.[342]
Konu: Allah'ın Hakiki Dostları
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Allah'ın öylesine dostları vardır ki, Yüce Allah onları öldürülmekten korur, iyilik yapmaları için uzun ömürlü kılar, iyi rızıklandırır günahtan arındırır ve afiyet içinde yaşatır, ruhlarını kendi yatakları üzerinde iman bütünlüğü içinde alarak şehitlerin makamına yükseltir.”[343]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Allah'ın öylesine temiz ruhlu dostları vardır ki Yüce Allah, onların rızıklarını rahmetiyle birlikte verir. Afiyet içinde yaşatıp, iman bütünlüğü içinde canlarını alır ve cennetine koyar. Onlar, öylesine temiz kimselerdir ki, gecelerin dehşet ve korku veren karanlıkları gibi, fitne ve dinsizlik fırtınalarıyla karşılaştıkları halde, iman bütünlüğü içinde kalırlar.”[344]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki insanlar arasında Allah’ın hakiki dostları vardır.
a) Kur'an-ı okuyan ve emirlerine uyan, Allah'ın has kulları.”[345]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Allah (c.c.)'ın yeryüzünde yaşayan, insanların cesedlerinde tertemiz kapları vardır. O kaplar ise, salih müminlerin kalbleridir. O kalblerin en sevimlisi, yumuşak ve ince olanlarıdır.”[346]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah (c.c.)'ın nezdinde tekbir (Allahuekber), tahmit (Elhamdülillah), tesbih (Subhanallah), tehlil (Lailâheillallah) cümleleriyle Allah'ı zikrederek İslâm duyguları içinde yaşayandan daha faziletli, üstün bir kimse yoktur.”[347]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hiç bir varlık kendi cinsinden olanbir varlıktan daha üstün değildir. Yalnız insanlar bu hükmün dışındadır.”[348]
Hiç bir varlık, kendi cinsinden diğer bir varlığa karşı üstün değildir. Fakat insanlar bu hükmün dışındadır.
İmanlı, şuurlu ve zengin bilgilere sahip olan bir alim, bu sıfatlardan yoksun 1000 (bin) kişiden daha üstündür. Çünkü Allah'ın rahmet yağmurunu kabul eden tertemiz bir toprak; bitireceği çeşitli bitkileriyle, akıtacağı sularıyla binlerce canlı varlıklara yarayacağı ve yepyeni hayatlar bağışlayacağı gibi Allah'a yaklaştıran, iman ışığında dünyevî ve uhrevi ilimlerle bezenmiş bir alim, binlerce insanları öldürücü cehalet sisinden kurtarır, yepyeni şuurlu ve yararlı bir hayata kavuşturur. Böylesine bir alim, 1000 kişiden elbette daha üstündür.
“Bence kulumu bana yaklaştıran (namaz, oruç gibi) farz olan emirlerden daha sevimli bir şey yoktur. Ben sevinceye kadar kulum, sünnetleri yerine getirmekle bana yaklaşmaya devam eder.”
“Ben, kulumu sevdiğim zaman, (kulakları hakikati işittiğinden, gözleri gerçekleri gördüğünden, elleri helâl lokmaya ve hayırlı şeylere uzandığından, ayaklan meşru yerlere yürüdüğünden) kulakları, gözleri, elleri ve ayakları ben olurum. Benden dilediği her şeyi verir bana sığındığı tehlikelere karşı onu korurum.”
“Ölümü istemeyen mümin kulumun ruhunu almakta tereddüt ettiğim kadar hiç bir şeyde tereddüt etmem. Fakat ben, mümin kulumun ölüme karşı olan isteksizliğinden hoşlanmadığım için, onun isteksizliğini sevgi ve muhabbete çevirerek onu kendi rahmetime kavuştururum.”[349]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah (c.c.)'ın nezdinde imanlı kişiden daha üstün bir kimse yoktur.”[350]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah şöyle buyurmuştur: “Benim dostlarıma karşı düşmanlık eden kimseleri (yok edeceğimi) savaşacağımı ilân ederim.”[351]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Geçmiş ümmetlerden İlham yoluyla doğruluğu, Allah'dan alan ve başkalarına faydalı olan kimseler vardır. Eğer ümmetimin arasında onlardan biri varsa, o da Hattaboğlu Ömer olsa gerek. (Çünkü Kur'an’ın bir çok yerlerinde onun görüşü ayetlerle birleşmiştir.)”[352]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Samimi olarak kalbini imana bağlayan, küfür kirlerinden arınan, doğru sözlü olan, iman istikametinde huzur içinde bulunan, kulakları hakikati işiten ve gözlen gerçeklere bakan bir mümin, muhakkak saadete kavuşacaktır.”[353]
Eflehe: Saadete ermiş.
Ehlese: Samimî Bir Yürekle iman etmek,
Sadık: Doğru sözlü
Üzün: Kulak.
Ayn: Göz.
Nazire: Bakıcı.[354]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz.Allah şöyle buyuruyor:
“Benim için sevişenler, (yine benim için birbirlerine nasihat eden, birbirlerini kötülük etmekten kurtarmaya çalışan ve faydalı olmaya uğraşan kimseler) için, öylesine nurdan minberler vardır ki, peygamberler, şehitler bile gıpta ederler.”[355]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim için, birbirlerini seven, birbirleriyle oturan, birbirlerine yardım eden kimseler, sevgimi hak etmiş olurlar.”[356]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, öylesine (temiz, yürekli, imanlı) kullar vardır ki, yeminle üzerinde durup dilediklerini Allah yerine getirir.”[357]
Konu: Bazı Memleketlerin Üstünlüğü
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şamlılar, Allah'ın kamçısıdır. Allah, o kamçıyla dilediği kişilerden intikamını alır.”
“Şamlı münafıklarının müminlerine karşı galip gelmeleri ve üstün olmaları haramdır. Şamlı münafıklar, üzüntü, düşünce ve öfke sebebiyle öleceklerdir.”[358]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yemenlilerin kalbleri, daha ince, yumuşak ve itaatkârlardır.”[359]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İslâm ülkelerinin en çetini ve verimsizi Şam ülkesidir.”[360]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Medine toprağı, sokuşturulan (ahlâksızlık ve dinsizlik gibi) pasları yok edip temizleyen ve kokusunu güzelleştiren bir körük gibidir.”[361]
Medine, İslâm güneşi, alemlere rahmet olarak gönderilen, şanı merhameti bol, müminleri cennetle müjdeleyen, Hz, Muhammed (s.a.s,)'ın içinde medfun bulunduğu bir şehirdir.
Hz. Muhammed (s.a.s)'e hürmeten Medine’ye küfür ve dinsizliğe ait hiç bir düşünce ve fikir sistemi giremez. Girse bile yaşayamaz. oranın toprağı ve havası, ateşin demirleri eritip paslarını temizlemesi gibi, içine giren tüm düşünce ve fikir sistemleri yakıp yok eder.[362]
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim, yedi çeşit kıraat üzerine indirilmiştir. O halde Kur'an-ı Kerimi size en kolay gelen kıraat usulüyle okuyunuz.”[363]
Hadisde yedi kıraat manâsını taşıyan “sebgeti ehrufin” kelimesine hadisciler tarafından iki türlü manâ verilmiştir:
a) Kur'an-ı Kerim yedi kıraat üzerine indirilmiştir.
b) Kur'an-ı Kerîm, Arapların büyük kabilelerin konuştukları yedi dil üzerine indirilmiştir. Yani Kur'an-ın bazı kelimesi filânca kabilenin konuştuğu dile, diğer bazı kelimelerde öbür kabilelerin konuştukları dil üzerine inmiştir.[364]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Kur'an-ı Kerim, Allah'ın ziyafetidir. O ziyafetten gücünüz yettiği kadar kabul edip faydalanmaya çalışınız.”[365]
Hadisde geçen kelimeler; Me'dubet: Ziyafet sofrası.[366]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Peygamber efendimiz (s.a.s.)'in ahlâkı, tamamiyle Kur'an ahlâkına uygundur.”[367]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bakara sûresinin sonunda öylesine değerli iki ayet vardır ki (akşamleyin) o iki ayeti okuyan kimse, geceyi tamamiyle ibadetle geçirmiş gibi olur.”
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı okumaya devam ediniz. Çünkü öz nefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Kur'an-ı Kerim, bir devenin ayaklarına bağlı olan ipini koparıp kaçmasından daha çok, insanın (unutkanlık sebebiyle) kalbinden kaçıp gider.”[368]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü, misk tepeleri üzerinde oturacak olan değerli üç grup insan vardır ki, onları hiç bir şey korkutmadığı gibi, onlar da hiç bir şeyden korkmazlar.”
a) (Dünya malı için değil). Allah'ın rızasını ve ilâhi mükâfatını dilemek maksadıyla Kur'an-ı öğrenip bütün işlerini içindeki ilâhi hükümlere göre yapanlar.
b) Allah'ın rızasını ve ilâhi mükâfatını dilemek maksadıyla günde beş vakit namaz için ezan okuyarak milleti namaz kılmaya davet eden müezzinler.
c) Allah'ın ibadetlerine engel olmayacak kölelik yükünü taşıyacak köleler.”[369]
Küsban: Tepeler.
Fezeg: Korkunç Şeyler.
Yefzegu: Korkmak[370]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üzerime benzeri görülmeyen saygı değer ayetler indi. Onlarda Felâk ve nâs sûrelerinin ayetleridir.”[371]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üzerime inen saygıdeğer on ayeti kim anlamlarını düşünüp (İfade ettikleri gibi hareket ederek) okumaya devam ederse, mutlaka cennete girecektir. O ayetler de müminûn sûresinin başındaki ayetlerdir.”[372]
Bu sûrenin başında bulunan on ayetten bazıları insanları iyiliğe, teşvik etmeğe, bazıları kötülüklerden vazgeçirmeğe teşvik eder. Bazıları ise, dinin ana temelini teşkil eden maddelerden bahseder. En son ayetleri de imanın ana esaslarını ifade eder ki, bu yüzden Kur'anda bu ayetlerin benzerleri az bulunur.[373]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İbrahim peygamberin mektupları Ramazan'ın ilk gecesinde, Tevrat kitabı altıncı, İncil on üçüncü, Zebur on sekizinci, Kur'an-ı kerim ise yirmi yedinci gecesinde indirilmiştir.”[374]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ın en değerli sûresinden sizleri haberdar edeyim mi? O da “Fatiha-ı Şerif” süresidir.”[375]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Musibetlere karşı) insanların sığınakları en faydalı surelerden size haber vereyim mi? Onlar “Felâk ve Nâs” sûreleridir.”[376]
Yaratılmış maddi varlıklara karşı manevi varlıklarda vardır. Maddi ilâçlara karşı manevi ilâçlar, sığınılacak kalelere karşı manevi kaleler de vardır.
Başı belâda olan kişiler kalelere sığındığı gibi gerektiğinde Kur'an-ın sığınaklarından olan Felâk ve Nâs sûrelerine de sığınmalı ve bu iki sûrelerine de sığınmalı ve bu iki sureyi bolca okuyup Allah'dan yardım dilemelidir. [377]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sizden evvel diğer peygamberlerin ümmetleri, kendi kitapları hakkında düştükleri ihtilâfları yüzünden helak olmuşlardır.”[378]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim yedi kıraat üzerine indirilmiştir. Her kelimenin zahiri (açık) ve batını (gizli) olmak üzere iki manâsı ve bir hükmü vardır. Her hükmün içinde bir kurtuluş yolu vardır.”[379]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim, üç dil üzerine, inmiştir. Kur'an-ı kerim'in hakkında ihtilâfa düşüp mücadele etmeyiniz. Zira Kur'an-ın tümü kutsaldır. Sizlere okunduğu gibi okuyunuz.”[380]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennetin dereceleri (makamları)nın sayısı Kur'an ayetlerinin sayısı kadardır. Kur'an-ı öğrenip içinde hükümleri işlerinde uygulayan kimseler, en yüksek makama geleceklerdir.”[381]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim-i öğrenip, kendinize önder ve mürşit edininiz. Çünkü o, alemlerin sahibi olan Allah'ın kelâmıdır. Ondan geldiği gibi, orta dönecektir.”[382]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, siz en çok Kur'an-ı Kerim-i okumakla Allah'a yaklaşırsınız.”[383]
Hadisde geçen kelimeler: Terciûne: Yaklaşmak.[384]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim-i ezberleyen bir kimsenin durumu, ipini muhafaza ederse duran, etmezse kaçıp giden ayakları bağlı bulunan bir devenin sahibine benzer.”[385]
İbîl: Deve.
Muekkele: Bağlı.[386]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zilzal sûresi, sevap bakımından Kur'an-ın yarısına, Kâfirun sûresi dörtte birine, ihlâs sûresi ise üçte birine eşittir.”[387]
Zilsal sûresi, kur'an-ın yarısına eşittir. Haolsin ifade ettiği mananın sebebi: Kur'an-ı Kerim, dünya ve uhrevî işlerinden bahseder. Zîİzal sûresi, yalnız ahiret eşlerinden bahsettiğinden Kur’an-ın yarısına eşit olur. Kafirûn sûresi ise dörtte birine eşittir. Hadisin ifade ettiği manânın hikmeti: Kur'an-ı Karim, tevhidden, peygamberlikten, dünya ve ahiret meselelerinden bahseder. Kafirûn sûresi ise, yalnız Allah'ın tevhidinden bahsettiğinden Kur'an-ın “İhlâs sûresi, Kur'an-ın üçte bîrine eşittir” şeklindeki hadisin sebebi: Kur'an-ı Kerim, geçmiş milletlerin ibretle dolu kıssalarından, şer'î hükümlerinden ve Allah'ın sıfatlarından bahseder. İhlâs sûresi ise, yalnız Allah'ın sıfatlarından bahsettiğinden Kur'an-ın üçte birine eşit olur.[388]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Biriniz, geceleyin kalkıp namaza başladığı zaman, ağzını misvakla (diş fırçasıyla) temizlesin. Çünkü namazda. Kur'an okumaya başlayınca, oraya gelen melek, ağzını, okuyan kimsenin ağzına yaklaştırır ve onun ağzından çıkan kelimeleri ağzına alır.”[389]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı ezberleyen kimse, gece ve gündüz okumaya devanı ederse, unutmaz, fakat ihmalkârlık yapıp devam etmezse unutur.”[390]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerimde arş-ı alanın altındaki ilâhi hazineden indirilmiş dört kısım ayet vardır:”
a) Fatiha sûresi,
b) Ayet-ül Kürsî.
c) Bakara sûresinin son ayetleri.
d) Kevser süresi.”[391]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim-i çokça müzakere ediniz. Çünkü O, bir devenin bağlı ipinden kurtulup kaçmasından daha çok, insanların kalbinden unutkanlık sebebiyle kaçar.”[392]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim-i güzel sesle okuyunuz. Çünkü güzel ses (ve makam) Kur’an-ın güzelliğini arttırır.”[393]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Maddi ve manevi) hastalıklarınızın şifası, Allah (c.c.)'ın insanlardan evvel öz nefsini övdüğü fatiha ve İhlâs sûreleridir. Çünkü Kur'an-ı Kerimde şifasını bulamayan bu kimsenin şifası yoktur.”[394]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'in manâlarını öğrenmeğe ve anlaşılması zor olan kelimelerin anlamlarını çıkarmağa çalışınız.”[395]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tevrat'ın yerine uzun, Zebur'un yerine ayetleri yüzden fazla, İncilin yerine de ayetleri yüzden az olan sûrelerin bana verilmesiyle, diğer tüm peygamberlere verilen kitaplardan (mufassal sûrelerle) farla olmak şerefiyle faziletlendirildim.”[396]
Hadisde geçen kelimeler:
Seb-i tival: Bakara sûresinden Tevrat sûresine kadar olan sürelerin ismi.
Elmeîn: Ayetleri yüzden fazla olan süreler.
Elmesani: Ayetleri yüzden aşağı olan sûreler.
Mufassal: Hucurat sûresinden nâs sûresine kadar olan sûrelerin isimleri.[397]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sefa-i mesani adlı bir sûre olan Fatiha-i Şerif, Kur'an-ın ve bütün semavi kitapların anasıdır.”[398]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hamim sûreleri, Kur'an-ın ipekli elbisesidir.”[399]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hamim sûreleri, cennet bahçelerinden bir bahçedir.”[400]
Hadisde geçen kelimeler:
Râvze: Bahçe.
Hamim sûrelerine “bahçe” denilmesinin sebebi:
Bu sûrelerde bulunan kelimelerin inceliği, helavet ve güzelliğinin yanında ifade ettiği manâlarda o denli güzeldir. Bu yüzden çeşitli çiçeklerle bezenmiş bahçelere benzetilmiştir.[401]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hamim sûreleri, cehennem kapıları gibi yedi tanedir. Bu sûrelerden her biri, cehennem kapılarının önünde bekleyerek şöyle seslenecektir: “Allah'ım!. Bize iman ederek bizi okuyan kimseleri bu kapılardan cehenneme sokma: (Cehenneme girmekten kurtulmuş kimselerden eyle.)”[402]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, Kur'an-ı öğrenip öğretenlerinizde.”[403]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ın dolaştığı yerde dolaşın."[404]
“Siz, nerede olursanız olun, Allah'ın azametini hatırlayıp, O'nun desturu olan Kur'an-ı Kerim'i gözünüzün önünde bulundurup yapmakta olduğunuz bütün işlerinizi onun hükümlerine göre ayarlayınız.”[405]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı güzel seslerinizle güzelleştiriniz.”[406]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-da çok değerli otuz ayetli bir sûre vardır ki, cennete sokuncaya kadar kendisini okuyanın müdafaasını yapar. O da tebareke süresidir.”[407]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kehf sûresi, okuyan kimse ile cehennem arasına bir perde olarak gireceğinden tevratta haile (perde) ile anılmaktadır.”[408]
Kef sûresi, kıyamet günü, işlediği bir takım kötülük sebebiyle cehenneme girmeyi hak eden ve ismi geçen kehf sûresini okumaya devam eden kişi ile cehennem arasına sağlam bir perde gibi inerek onun ateşe düşmesine engel olur. Çünkü kehf, sûresinde, Allah'ın varlığım birliğini ispat eden bir takım deliller olduğu gibi çekici nasihat ve hikmetlerle dolu kıssalarda vardır. Bunun için, kehf sûresine büyük yetkiler verilmiştir.[409]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların önderi Hz. Adem, Arapların Hz. Muhammed, Rumların Süheyp, İranlıların Selman, Habeşilerin Hz. Bilâl, dağların Turisina; ağaçların sidre, ayların muharrem, günlerin cuma, sözierin Kur'an, Kur'an-ın bakara sûresi, bakara sûresinin önderi ise ayet-ül Kürsî'dir. Çünkü ayet-ül Kürsî de öylesine beş kelime vardır ki, her kelimede elli tane feyzu bereket-i ilâhiye vardır.”[410]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hüd sûresi ve onun arkadaşları olan vakıa, Karia, Hakka, Şems ve Seâle Sailün sûreleri beni ihtiyarlattı.”[411]
Hud sûresinde, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e öylesine bir ayeti celile takdim edilmiştir ki, bu ayetin üzerinde düşünüp, manâsını anlamak insanı gerçekten ihtiyarlatır.
“Festekim kema ûmirte”
“Emir olunduğun gibi doğru ol- Yani olduğun gibi görün ve Allah'ın emirlerinden ayrılma.”[412]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hûd sûresi ve onun eşleri olan, kıyamet bahsi ile ümmetlerin kıssaları beni ihtiyarlattı.”[413]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ağzınızı misvakla güzelleştiriniz. Çünkü ağız, Kur'an-ın yoludur.”[414]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir gecede 100 ayet okuyan bir kimse için ibadetle ihya edilmiş tam bin gecenin sevabı yazılır.”[415]
42- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Geceleyin kişinin okuduğu Bakara sûresinin son iki ayet-i celilesi o gecenin belâ ve musibetlerine kâfi gelir.”[416]
43- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cuma gününde Kehf sûresini okuyan kimse, o cuma ile gelecek ikinci cuma arasında ilâhi bir nura kavuşmuş olur.”[417]
44- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, kehf sûresinin son on ayeti celilesini (Her gün bir defa) okursa, Deccal'ın fitnesinden kurtulmuş olur.”[418]
Hadisde geçen kelimeler: Usime: Kurtulmak. [419]
45- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kehf sûresinin (başındaki üç ayeti (her gün bir kere) okuyan bir kimse, Deccal'in fitnesinden kurtulmuş olur.”[420]
46- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yasin-i Şerifi (uyanık ve huzur içinde) bir kere okuyan bir kimse, Kur'an-ı Kerim-i on defa okumuş gibi olur.”[421]
47- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yalnız Allah rızası için, Yasin-i Şerifi okuyan kimsenin geçmiş tüm küçük günahları affolunur. Öyleyse, ölen yakınlarınızın başucunda yasin-i şerifi okuyunuz.”[422]
İbtiade: İstemek,
Vechillâhi: Allah rızası.
Zenb: Günah.[423]
48- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dûhan sûresini her gece (bir kere) okuyan kimsenin geçmiş tüm küçük günahları affolunur.”[424]
49- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Vakıa sûresini her gece (beş kere) okuyan kimse ebediyyen fakirlik sıkıntısı çekmez.”[425]
50- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs sûresini okuyan bir kimse, Kur'an-ın üçte birini okumuş olur.”[426]
51- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs sûresini on defa okuyan bir kimse için, Hz. Allah cennette bir köşk inşa eder.”[427]
52- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs sûresini elli defa okuyan kimsenin elli senelik tüm (küçük) günahları af olunur.”[428]
53- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı güzel bir şekilde ezberleyen bir hafız, Kur'an-ı Kerim'i levhû mahfuzda nakil etmeye görevli bulunan melekelerle beraberdir. (Allah'ın nezdinde meleklerle eşittir.)
Tereddüd içinde zorluk çekerek Kur'an-ı okuyan bir kimse için de iki sevap vardır.” [429]
54- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Arş-ı Âlâ'nm altındaki ilâhi hazineden bana verilmiş olan bakara sûresinin son ayetleri, benden önce hiç bir peygambere verilmemiştir.”[430]
55- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ın en faziletli sûresi Fatiha-i Şerifedir.”[431]
56- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ümmetimin en faziletli ibadeti, yüzünden Kur'an-ı okumaktır.”[432]
57- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerimi her ayda bir defa hatmediniz. (Her gün için bir cüz okuyunuz.)
Ben, bazen on, bazen yirmi, bazen de yedi günde hatmediyorum. Fakat yedi günden daha kısa bir sürede okumayınız, (Çünkü yedi günden aşağı bir süre içinde hatmedilen Kur'an-ı Kerimde kıraat hukuklarını gerektiği gibi riayet etmek mümkün değildir.)”[433]
58- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gücün yetiyorsa, Kur'an-ı Kerinvi üç günde de hatmedebilirsin.”[434]
Üç günde okunan hatmin sevabı eksiktir. Kıraat, kelime ve harflerin gereken şekilde okunması, hukukları yerine getirilmediği için, daha doğrusu getirilmesi mümkün olmadığından okunan hatmin sevabı da eksik olacaktır.[435]
59- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Felâk ve Nâs sûrelerini her namazdan sonra oku.”[436]
60- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kalblerimiz huzur ve arzu içinde bulunduğu müddetçe Kur'an-ı Kerim'i okumaya devam ediniz. 'Fakat isteksizlik ve yorgunluk baş gösterdiği zaman okumaya ara veriniz."[437]
61- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i (bolca) okuyunuz. Çünkü kıyamet günü, okuyanlar için, Kur'an şefaatçi olarak gelecektir.”
Kur'an-ın güzel ve değerli iki sûresi olan Bakara ve Âl-i imran sûrelerini okuyunuz. Zira, bu iki sûre, kıyamet günü (yakıcı hararetlerine karşı) iki bulut halinde gelip kendilerini okuyanları gölgesi altında barındırır, ya da iki, saf duşlar halinde gelip müdafaasını yapar.
“Bakara sûresini çokça okuyunuz. Zira, onu okumak bereket getirir. Terk etmek ise, üzüntü ve nedamet getirir ki, tembel insanların gücü de buna yetmez.”[438]
62- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-i Kerim-i çokça okuyup içindeki ilâhi amirlere göre işlerinizi ayarlayınız. Kur'andan uzak durup ilâve etmeyiniz, okuduklarınıza karşılık ücret almayınız ve hatmi indirtenin pazarlık yapmadan verdiğine razı olup daha fazlasını istemeye kalkışmayınız.”[439]
Kur'an-ın hatmini indiren ve indirten arasında pazarlık yapılmadan verilen hediye şeklindeki ücretler helâldir. Fakat pazarlık yapılarak, Kur'an-ın adi bir malmış gibi ücrete tabi tutulması haramdır. Öğretmek için alınan para ise, öğretenin emek vermesi, eziyet çekmesi nedeniyle helâldir.[440]
63- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öğrettikleriniz arasında en fazla hak ettiğiniz ücret, Kur'an-ı Kerim'in ücretidir.”[441]
64- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i Arapların şive ve makamlarıyla okuyunuz. Yahudi ve hıristiyanların aynı zamanda fasıkların (dinle ilgisi olmayanların) şive ve makamlarından kaçınınız. Çünkü benden sonra öylesine bir millet türeyip yeryüzüne gelecek ki, Kur'an-ı kendi boğazlarında çevirerek şarkı, türkü gibi ve ruhbanlık ruhbanların okuduğu şekilde bağırarak söyleyeceklerdir. Kur'an-ın anlamı boğazlarından kalblerine giremez. Onların ve onları severek dinleyenlerin kalbleri fitneyle doludur.”[442]
65- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Önem verilmeden okun yaydan atılması gibi, Kur'an-ı düşünmeden acele edip okuyacak bir millet henüz gelmeden, Allah'ın rızasını dileyerek Kur'an-ı Kerim'i okuyunuz.”[443]
66- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Cebrail Kur'an-ı. Kerim'i bana Arapların konuştukları dillerden bir dil üzerinde okutturdu. Bende bunu az bularak arttırılmasını istedim. Bunun üzerine okuturdu. Bende bunu az bularak arttırılmasını istedim. Bunun üzerine Hz. Cebrail Kur'an-ın Arapların dillerinden olan yedi dile varıncaya kadar arttırdı.”[444]
Kur'an-ı Kerîm Arapların konuştukları yedi dil üzerine inmiştir. Yani Kur'an'ın bazı kelimesi filânca kabilenin konuştuğu dil, bazı kelimeleri de diğer kabilelerin konuştukları dil üzerine inmiştir.[445]
67- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ümmetimden olan münafıkların çoğu kurra’lardır- (Kur'an-i ezberleyen hafızlardır.)”[446]
Kur'an-ı ezberleyenlerin çoğu, Kur'an-ı geçimlerine alet ettikleri gibi, içindeki ilâhi emirlere de uymazlar.
68- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ümmetim denizde boğulma tehlikesinden “Bismillahi mecrâha ve mursâha inne rabbi le gafurun rahim” ayeti veya “makaderullahe hakke kadrini innetlahe lekeviyyûn aziz.” ayeti celilesini okumakla emin olabilir. (Güvenliği sağlayabilir.)”[447]
Birinci ayetin anlamı:
“Geminin yürümesi de, durması da ancak Allah'ın izniyle olur. Çünkü Allah, esirgeyici ve merhameti bol olandır.” [448]
İkinci ayetin anlamı:
Onlar, Allah'ın azametini gereği gibi takdir edip bilemediler. Şüphe yok ki, Allah yegâne kuvvet sahibidir, her şeye karşı üstündür.[449]
69- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'in anası olan Fatiha sûresine “Sabgul mesani” (Kur'an-ın içinde en çok tekrarlanan sûre) ismi verildiği gibi, Büyük Kur'an ismi de verilmiştir.”[450]
70- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i öğreniniz ve bolca okuyunuz. Çünkü müminin öğrenerek okuduğu ve içindeki ilâhi hükümleri yerine getirdiği Kur'an-i Kerim'in durumu, temiz kokusunun her tarafa yayıldığı miskle dolu olan ağzı açık bir kabın durumuna benzer.”[451]
71- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i öğrendiği halde okumayan bir kimse, ağzı kapalı (kimsenin faydalanmadığı) miskle dolu bir kaba benzer.”[452]
72- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Allah nimetlerin arasında en iyisi olan Fatiha süresini bana ihsan ettiği zaman şöyle buyurmuştu: “Ey habibim! Cennetin hazinelerinden sana verdiğim Fatiha-i şerifeye benimle senin aranda ikiye taksim etti. (Yani başından malikiyevmiddine kadar olan ki kısım, benim, gerisi ise senindir.)”[453]
73- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah sema ile yeri yaratmadan iki bin sene evvel yarattığı Kur'an-ı Kerim arş-ı âlâ'nın yanında bulunuyordu- Hz. Allah o Kur'an’dan indirdiği iki ayet-i celile ile Bakara sûresini tamamladı Bu iki ayet-i celileden ard arda üç gece okunduğu eve şeytan yaklaşamaz.[454]”
74- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'in kalbinde bulunmadığı bir insan, harabe bir eve benzer.”[455]
Sadece Kur'an-ı ücret almak için öğretmek caiz değildir. 1 kat, Allah'ın rızasını tahsil etmenin yanında ücret almak için, öğretmek caizdir[456].
75- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öğrettikleriniz arasında en fazla hak kazandığınız Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerimdir. Şüphesiz Kur'an-ı Kerimde otuz ayetli öylesine değerli bir ayet vardır ki, o sûre affoluncaya kadar kendisini okuyan kimseye şefaat eder. O sûrede Tebâreke süresidir.”[457]
76- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, cennetin derecelerinin sayıları, Kur'an-ı Kerim'in derecelerinin sayısı kadardır. Kur'an-ı Kerim'i okuyanlardan cennete girecek olanların girdikleri makamdan daha üstün makama hiç kimse giremez.”[458]
Derece: Basamak basamak yükselen basamaklardır.[459]
77- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim-i okuyan bir kimsenin indirdiği her hatmin sonunda kabul olunacak bir dua yetkisi vardır. O kişinin gireceği cennette öylesine yüksek bir ağaç vardır ki, o ağacın tepesine karga ihtiyarlasa bile varamaz.”[460]
78- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Birinizin şu veya bu ayeti unuttum demesi, kendisi için kötü bir şeydir. “Belki münasip görülmediğinden bana unutturuldu” demesi gerekir.”[461]
İndirilen hatmi şerifin iki sevabı vardır:
a) Kabul olunacak bir dua.
b) Çok yüksek bir ağacın meyvesi ve gölgesi.[462]
79- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her şeyin yüksek bir tarafı vardır. Kur'an-ı Kerim-in de en yüksek ve değerli tarafı Bakara süresidir. Onu geceleyin okuyan bir kimsenin evine üç gece, gündüz okuyan kimsenin evine ise üç gün şeytan giremez.”[463]
80- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her varlığın bir kalbi vardır. Kur'an-ın kalbi ise, -Yasin süresidir. Yasin'i şerifi (huzur ve şevk içinde) okuyan bir kimseye Hz. Allah on defa okunan Kur'an-ı Kerim'in sevabını, verir.”[464]
Yasin'i şerifin, Kur'an-ı Kerim'in kalbi olmasının sebebi: Yasin'i şerif de, Allah'ın varlığını ispat eden bir çok delillerin ve başkaları kötülüklerden engelleyecek, küfür çamuruna düşmekten kurtaracak ibretli ders ve kıssaların mevcut olması, kâinatı yaratan Hz. Allah'ın ahiret alemini, cehennem ve cenneti yaratmaya, insanları diriltip amellerine göre yüksek makamlara çıkarmaya kadir olduğunu ortaya çıkaran bir çok delillerin bulunmasıdır.[465]
81- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ın büyüklüğüne yakışan, şüphesiz Kur'an-ı Kerim'i ezberleyip içindeki ilâhi hükümleri yerine getiren ve ücretle satmayan yaşlı müslümanlarla, adaletten ayrılmayan devlet adamlarına ihsanda bulunmaktır.”[466]
82- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Kur'an-ı Kerim, Arap dillerinden yedi dil üzerine inmiştir. Size en kolay gelen dil üzerine okuyunuz.”[467]
83- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim, Allah'ın ziyafetidir. O halde, gücünüzün yettiği kadar bu ziyafeti kabul ediniz.”[468]
84- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fatiha sûresi, zehire karşı bir ilâçtır."[469]
85- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fatiha sûresi her türlü hastalıklara karşı ilâhi bir nurdur.[470]”
86- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fatiha sûresi (sevap bakımından) Kur'an-ı Kerim'in üçte ikisine eşittir.”[471]
87- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fatiha sûresi ile ayet-ül Kürsî'yi okuyan kimseye okuduğu yerde insan ve cinlerin nazarı değmez.”[472]
88- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fatiha sûresinin kazandırdığı sevap ve mükâfatı, Kur'an-ın hiç bir sûresi kazandırmaz."
Fatiha sûresinin sevabı terazinin bir kefesine, Kur'an'ın sûrelerinin sevabı da terazinin diğer kefesine konulsa, muhakkak ki, Fatiha sûresinin sevabı yedi kat daha fazla ağır gelir.”[473]
89- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'in bütün kitaplardan üstünlüğü, Hz. Allah'ın tüm varlıklardan olan üstünlüğü kadardır.”[474]
90- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i ezberleyen hafızların, hafız olmayanlara karşı üstünlüğü, Hz. Allah'ın yarattıklarına karşı olan üstünlüğü kadardır.”[475]
91- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-i Kerim'in yüzüne bakılarak okunmasının, ezberden okunmasına karşı olan üstünlüğü, farz namazlarının sünnet namazlarına karşı olan üstünlüğü kadardır.”[476]
92- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendisinde iki secde ayeti 'bulunması nedeniyle Hac sûresi, diğer sûrelerden üstün kılınmıştır. O halde Hac sûresini okuyan bir kimse, bu iki secdeyi yerine getirmezse, o sûreyi okumamış sayılır.”[477]
93- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın kitabı olan ıKur'an-ı Kerim'e göz değilmemesi için, içinde sekiz ayet vardır. Fatiha ile ayet-ül Kürsî bu sekiz ayetten ikisidir. Bir kimse, evde (veya herhangi bir yerde) bu ikisini okuyup kaldığı müddetçe insan ve cinlerin nazarları kendisine deymez.”[478]
94- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak (öyle kötü bir zaman gelecek) ki ümmetimden Kur'an okuyan bazı kimseler, okun yaydan çıkması gibi, İslâm dininden çıkıyorlar.”[479]
Hadisi şerif zamanımızda yaşayan bazı hafızlara işaret ediyor. Dünyalıktan için ücret karşılığında Kur'an-ı okudukları halde, kalben inanmadıklarından okun yaydan çıkması gibi dinden çıkmış olurlar.[480]
95- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i yüzünden okuyan bir kimse, (sevap bakımından) sadakayı açık olarak veren bir kimse gibidir. Kur'an-ı gizli olarak okuyan bir kimse ise, sadakayı gizli olarak veren bir kimse gibidir.”[481]
Riyakârlıktan emin olmayan bir kimsenin yüzünden Kur'an-ı okuması veya açık olarak sadaka vermesi, sevap bakımından ezbere olarak Kur'an-ı okuyan veya gizli olarak sadaka veren kimsenin kazandığı sevaba nazaran daha aşağıdır.
Eğer riyakârlıktan korkusu yoksa açık olarak sadaka vermesi ye yüzünden Kur'an-ı okuması, başkalarını teşvik etmek yönünden daha üstündür.[482]
96- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kehf sûresini devamlı olarak okuyan bir kimse, cehennem yüzünü görmeyecektir. Kehf süresi, okuyan ile cehennem arasına girdiğinden tevratta perde adı ile anılır.”[483]
97- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Enbiya sûresini devamlı okuyan bir kimse, cehennem yüzünü görmeyecektir. Çünkü bütün yüzlerin kara olduğu gün, kendisini okuyan kimsenin yüzünü ak yaptığından tevratta “ak yapıcı” adı ile anılır.”[484]
98- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hadit, vakıa, Rahman sûrelerini okumaya devam eden bir kimse, yerde ve gökte “cennet ehli” ismi ile anılır.”[485]
99- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tekasur sûresini okumaya devam eden bir kimse, yerde gökte “şükran borcunu ödeyen kimse” adıyla anılır.”[486]
100- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Namaz içinde Kur'an-ın okunması, namaz dışında okunmasından daha üstündür. Namazın dışında Kur'an-ın okunması “Subhanallah, elhamdülillah” cümlelerinin okunmasından daha üstündür. “Subhanallah” cümlesi sadakadan, sadaka ise sünnet (nafile) orucundan daha üstündür. Oruç ise cehennem ateşine karşı ilâhi bir kalkandır.”[487]
101- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişinin Kur'an-ı Kerim'i ezberden okumasına karşılık kendisine bin sevab yazılır. Kur'an-ı yüzünden okuyan kimseye ise iki bin sevab yazılır.”[488]
Kur’an-ı Kerim-i ezberden okuyan bir kimse, her an için yanlış okuma tehlikesiyle baş başa olduğundan sevabı, Kur'an-ı yüzünden okuyanlardan daha düşüktür. Aynı zamanda Kur'an-ı yüzünden okuyan bir kimse, kalben ve ruhen Kur'an'dan hissesini aldığı gibi, satıhlar üzerinde dolaşan gözlerde hissesini alır. Bunun içindir ki, Kur'an-ı yüzünden okumak, ezber okumaktan daha üstündür.[489]
102- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs sûresi, (sevap bakımından) Kur'an-ı Kerim'in üçte ikisine eşittir.”[490]
103- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Allah'ın büyük mahkemesinin kurulduğu kıyamet gününde) şefaati kabul olunacak olan Kur'an-ı Kerim, kendisini okuyana karşı şefaatçi ve müdafaacısı olacaktır. Kur'an-ı Kerim, kendisini önder olarak kabul eden ve peşinden yürüyen kimseleri, cennete, kendisini arkasına atan ve peşinden yürümeyen kimseleri ise cehenneme sokacaktır.”[491]
104- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerim, semadan yere inen sağlam bir iptir.”[492]
Yeryüzü, üzerinde esen küfür, dinsizlik rüzgârlarıyla, akrep ve zehirli yılanlarla dolu bir kuyuya benzer.
Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerim ise, içinde bulunan Allah'ın emirleriyle birlikte semadan dünyaya indirilen kopmaz sağlam bir ipe benzer. Bu ipe sarılan kimseler, dünya kuyusuna düşmekten ve küfür rüzgârlarına kapılıp sürüklenmekten kurtulurlar. Bu ipe sarılmayan zavallı bedbaht kimseler ise, her an için kuyunun içine düşmeye, küfür rüzgârlarına kendilerini kaptırmaya mahkûmdurlar.[493]
105- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerimde zikredilen kunut kelimesi, itaat anlamındadır.”[494]
Kur'an-i Kerim’d'e zikredilen kunut kelimelerinin “itaat” anlamına gelmesinin sebebi:
Kunut bir kaç manâya geliyorsa da, en güzel manâsı itaattir. Çünkü itaat, Allah'ın emirlerine sarılmak ve yasakladığı şeylerden de sakınmaktır.[495]
106- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ziyafet veren (değerli) her kişi, davet ettiği kimselerin ziyafetine gelmesini elbette ister. Allah'ın ziyafeti ise, Kur'an-ı Kerim ('in okunup dinlenmesi) dir. O halde Onu terk etmeyiniz.”[496]
108- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Muhammed (s.a.s) Kur'an-ı Kerim'ı medlere varıncaya kadar kıraatin bütün hukuklarını yerine getirerek okurdu. Kıraatında herhangi bir eksiklik yoktu.”[497]
109- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Muhammed (s.a.s.), Kur'an-ı Kerim'i üç günden daha az bir zamanda hatim etmezdi.”[498]
110- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Muhammed, benî îsrail ile zumer sûrelerini okumadan uyumazdı.”[499]
111- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Muhammed bazı geceleri tenzil ile mülk sûrelerini okumadan yatmazdı.”[500]
112- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah, bir erkeğin cariyesinin güzel sesini dinlemeyi arzu etmesinden ziyade yüksek olarak Kur'an-ı güzel sesle okuyan kimseyi dinlemesini ister.”[501]
Hadisde geçen kelimeler:
Ezenen: Dinlemek-
Yecherû: Yüksek sesle okumak.
Kayne: Cariye.
Hadisin anlamı: Bir erkek, çok sevdiği hanımının veya cariyesinin güzel sesle söylediği türkü ve şarkıları bütün arzuyla dinlemeyi istediği gib Hz. Allah da Kur'an-ı Kerim'in güzel sesle okunmasını ister.
Hadisin özü: Erkeklerin hanımlarının güzel seslerini dinlemeleri helâldir. Fakat başka kadınların seslerini dinlemeleri haramdır. Çünkü Allah'ın, haram olan şeylere benzetilmesi yasaktır.[502]
113- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bana inen on ayeti celileyi okuyup onunla amel eden kimseler mutlaka cennete girecelctir. Bunlar da müminin sûresinin başındaki ayetlerdir.”[503]
114- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her şeyin bir zineti vardır. Kur'an-ın zineti ise “Errâhman”süresidir.”[504]
115- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'in içinde bulunduğu kılıfa bile ateş dokunmaz.”[505]
Hadisde geçen kelimeler:
İhar: Kılıf anlamına gelir. Fakat bundan gaye, Kur'an-ı Kerim'in içinde mahfuz bulunan müminin kalbidir.
Ekalet: Yemek. Asıl maksat ise dokunmaktır;[506]
116- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir gecede Kur'an-i Kerim'den yüz ayet okuyan bir kimse, gafillerden yazılmaz.”[507]
Hadisde geçen kelimeler:
Leyle: Bir gece; Fakat bundan maksat “her gece” dir.
Hadisin özü: Her gece Kur'an'dan yüz ayet kadar okuyan bir mümin, Allah'ı unutarak gaflet çamuruna düşmüş ikmeseler olamaz. Mümin her an için, Allah'ı hatırlar. Emirlerine riayet ederek yerine getirmeye çalışır. Yasaklarından da yılandan kaçar gibi kaçar.[508]
117- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, bakara sûresini (devamlı olarak) okursa, cennette şeref tacını kazanmış olur.”[509]
118- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Fatiha’dan Enam sûresine kadar olan) yedi sûreyi ezberleyen bir kimse, büyük bir sevap kazanır.”[510]
119- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın kitabı olan Kur'an-i Kerim'den okunan bir ayeti dinleyen kimse için, bir sevap yazılır. Üç ayeti okuyan kimse, kıyamet günü ilâhi bir nura kavuşacaktır.”
120- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'ı ve Hz. Muhammedi sevmeyi arzu eden kimse, Kur'an-ı Kerim'i (ezberden değil) yüzünden okusun.”[511]
121- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim'i (dine uygun olmayan) ilime dayanmayan, kendi akıl ve mantığına göre tefsir eden bir kimse, cehennemdeki yerine hazırlansın.”[512]
122- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ayet-ül Kürsî'yi her namazdan sonra okuyan kimsenin cennete girmesine, ölünceye kadar olan yaşamından başka hiç bir şey engel olamaz.”[513]
123- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs suresini elli kere okuyan kimsenin Hz. Allah elli senelik günahlarını affeder.”[514]
124- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhlâs (Kulhuvallahu ahed) sûresini bin kere okuyan ise öz nefsini cehennem azabından satın alarak azad etmiş olur.”[515]
125- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-i Kerim'i okuyan bir kimse, onunla Hz. Allah’dan dilediğini istesin. Çünkü öylesine gelecek olan kötü bir millet Kur’an-ı Kerim'i okuyacak onunla Allah'dan değil, insanlardan dileyecek.”[516]
126- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim, on kısım üzerine indirilmiştir:
a) Beşir: Müminleri imanın mükâfatıyla müjdeleyen ayetler
b) Nezir: Kâfirlerin acı akibetseri olan cehenneme gireceklerini haber veren ayetler,
c) Nasıh: Daha önce gelen ayetlerin hüküm veya kıraatini bozan ayetler,
d) Mensuh: Sonradan gelen ayetlere kendisi nedeniie kur'andan hükmen çıkarılan veya kıraati bozulan ayetler.
e) İze: Vaaz ve nasihatlere dair ayetler,
f) Mesele: Geçmiş milletlerin kıssalarını ve maceralarını dile getiren ayetler.
g) Muhkem: Manâsı açık ve sağlam hükmü ifade eden ayetler,
n) Mütaşebe: Manâsı kapalı, kesin hüküm ifade etmeyen ayetler,
ı) Helâl: Meşru şeyleri ifade eden ayetler,
i) Haram: Haram olan meseleleri dile getiren ayetlerdir.[517]
Konu: Hakiki Müminlerin Vasıfları
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin, müminin aynasıdır.”[518]
Bir insan aynaya baktığı zaman, kendisinin güzel ve kusurlu yönlerini gördüğü gibi, mümin bir kimse de, diğer bir mümine baktığı zaman, kendi kusur, ayıp ve güzel taraflarını görür.
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin, müminin aynası ve kardeşidir. Din kardeşinin namus, şeref ve bütün işlerini korur, mümkün olan işlerini ise görür. Olmadığı zamanlarda (onu aratmadan) işlerini yapar”[519]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminler birbirlerine karşı, taşları birbirini tamamlayıp kilitleyen bir duvara benzer.”[520]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, gerek eli, gerekse dili ile müminlerin can ve mallarına zarar dokundurmayan kimsedir. Muhacir ise, (Yurdunu terkeden değil) Allah'ın haram kıldığı şeyleri terkeden kimsedir.”[521]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, tek bir barsağıyla, kâfir ise yedi barsağını doyuruyor.”[522]
Açıklama:
Mümin, bir barsağmı doyuruyor sözünden maksat az yemesi, yani tokgözlü olması, kâfirin ise çok yemesi yani açgözlü olmasıdır.[523]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, (ölüm anında) şakaklarının teriyle tanınır.[524]
Açıklama:
Hakiki bir mümin, ölüm anında çok eziyet çekmesinden dolayı, şakaklarından ter döker ve böylece ahiret aleminde hak ettiği azabının tümünü ölüm anında vererek fani hayattan ayrılır. Oysa kâfirin durumu çok daha değişiktir. Kâfir bir kimseyi, ölüm anında çektiği azabtan çok ahîrette çekeceği azab bekler.[525]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakiki bir mümin, başkalarını seven mümindir. Sevmeyen ve sevilmeyen kimseler faydalı değildirler. İnsanların en iyisi, başkalarına faydalı olandır.[526]”
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakiki bir mümin, (dinine aykırı olan kötülüklere karşı) hiddetle gelendir. Allah ise, daha fazla hiddete gelir.”[527]
Hakiki bir mümin, dinine aykırı bir hareket gördüğü zaman, anında harekete geçip onu oiduğu yerde yek etmeğe çalışmalıdır. Çünkü kötülükler olduğu yerde imha edilmediği takdirde, geçici bir hastalık gibi olduğu yerde kalmayıp etrafa yayılır. Böylece dinsizlik, ahlâksızlık bugün önü alınmayıp her tarafa baş gösteren salgın hastalık halini almıştır. Böyle hastalıklardan Allah cümlemizi korusun. Amin...[528]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, (herkesi kendisi gibi bildiğinden) aklanan, fakat ahlâkı güzel olandır. Kâfir aldatıcı olduğu gibi, ahlâkı da kötü olandır.”[529]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçekten mümin her durumda iyidir. (Allah'dan gelen iyilik ve musibetlere karşı rıza gösterir.) Allah'a hamdû senada bulunarak ruhu iki kanadının arasında uçup gider.”[530]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, (işlediği kötülükleri iyilik yapmakla karşılayan) kefaret sahibidir.”[531]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlar (ve cemiyetler) arasına karışarak eziyetlere tahammül eden müminler, insanların arasına karışmayan ve eziyetlerine sebat göstermeyen müminlerden daha üstündür.”[532]
İmanını ve dini ahlâkını bozmadan toplum arasında yaşayan kimseler elbette ddaha üstündür. Çünkü o, kuvvetli bir imanın sahibi olduğunu ortaya koyup, binlerce cahile doğruluk yolunu göstererek İslahına çalışan kimseler, toplumdan kaçıp tenha yerlerde tek başına yaşayan müminlerden daha üstündür.[533]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin, müminin kardeşidir. (Kendisinden gelen iyilik veya kötülük gibi) her halinde nasihatini terketmez.”[534]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, öylesine kolay ve yumuşak bir ahlâka sabipdir ki, onu ahmak zannedersin.”[535]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, (devamlı olarak şeytanın hücumuna maruz kaldığından kötülüklere karşı zayıf bünyeli, fakat açtığı günah yaralarını tövbe ile) yamalayandır. Said (şuurlu, mutluluğu bilen ıkimse), tövbe yamasının üzerinde ölendir.”[536]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakiki bir mümin, her yönüyle faydalıdır. Onunla yürür, tanışır ve ortaklık yaparsan, sana menfaati dokunur. Çünkü müminin yaptığı her iş yararlıdır.”[537]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin öylesine kolay ve yumuşak huyludur ki, o, götürülmek istendiğinde kayanın üzerinde olsa bile, (sahibine) itaat ederek çöken bir deveye benzer.”[538]
Hakiki, şuurlu ve imanı tam bir mümin, devenin sahibine itaat etmesi gibi, Allah'ına, peygamberine ve dininin emirlerine itaat eder. Çünkü mümin, deveden daha aşağı bir varlık değildir. Deve görevini nasıl arzu ile yapıyorsa, müminde; Allah'a, peygambere ve dine karşı olan görevlerini içten gelen bir aşk ile yapmalı ve böylece hakiki bir mümin olduğunu ortaya koymalıdır.[539]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek müminin verdiği sözü yerine getirmesi vacibtir.”[540]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cimrilikten daha kötü bir hastalık varmıdır?” [541]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hakiki bir mümin, hurma ağacına benzer. Hurma ağacından ne koparırsan sana faydası dokunur.”[542]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek ve gerçek olmayan dört kısım mümin vardır:”
a) Kur'an-ı Kerim-i okuyarak (içindeki Allah'ın emirlerine göre hareket eden) bir mümin, kokusu hoş ve tadı güzel olan bir turunca benzer.
b) Kur'an-ı okumayan bir mümin, tadı güzel, kokusu olmayan hurmaya benzer.
c) Kur'an-ı okuduğu halde O içindekilerine inanmayıp, buna rağmen imanlı olduğunu iddia eden) bir münafık, tadı acı, kokusu güzel olan reyhan çiçeğine benzer.
d) Kur'an-ı okumayan (fakat imanlı olduğunu iddia eden) bir münafık; tadı acı, kokusu olmayan hind kavnununa benzer.”[543]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçek mümin, içi mamur, dışı harabe olan bir eve benzer. İçine girdiğinde her yanı güzel bulursun. Kâfir bir kimse ise, dışı beyaz ve güzel olan bir kabre benzer. Dışı görende hayranlık uyandırır. Fakat içi aslında pis kokularla doludur.”[544]
Konu: Zayıf Bünyeli Müslümanların Faziletleri
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim rızam için, zayıf (yaşlı olan) kimseleri araştırıp getiriniz (ki, onlarla birlikte dua edelim). Çünkü siz, zayıf olan yaşlılarınızın yüzü suyu hürmetine (Allah tarafından) rızıklanıyor ve yardım görüyorsunuz.”[545]
Hz. Muhammed zayıf bünyeli yaşlı müminleri, büyük bir önem vererek sevmiştir. Peygamberimiz bir hadislerinde: “İhtiyarlarınız, sibyanlarınız, hayvanlarınız olmasaydı yaptığınız kötülüklere karşı Hz. Allah, rızkını kesip, sizlere musibetler yağdırırdı.” buyurmuştur. Bu hadislerde alacağımız ders; kıtlık gibi umumi belâ ve musibetlerle karşılaştığımız zaman, ihtiyarlarınız ve çocuklarınızla birlikte bir araya gelip, o belânın defi için dua etmemizdir.[546]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zenginlerin yanına (elinizden geldiği kadar) az gitmeye çalışınız. Çünkü bu, sizlerin Allah'ın size verdiği nimetleri, az görmenizi ve hiçe saymanıza engel olmaya daha elverişlidir.”[547]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Allah'ın nezdinde” ümmetimin en iyi olanları, kendilerini azdıracak kadar çok mal ve dilenciliğe sevkettirecek kadar da az mal verilmeyen orta halli kimselerdir.”[548]
Hadîsde geçen kelimeler:
Feyebteru: Azmak.
Yukatter: Az verilmesi.
Hadisin özü:
Müslümanların yolunu sapıtmaması için, genellikle orta halli olmaları faydalıdır. Çünkü çok mal, sahibini azdırır, çeşitli günahlar yaptırır ve Allah'a karşı düşman diktirir. Az mal ise, Allah'a karşı isyana sevkeder.[549]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Hz. Allah namuslu fakir aile reislerini sever.”[550]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah şefkatli, merhametli (ve Allah'ın azabından) korkan kalbleri sever.”[551]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, yetmiş yasında olan müminleri sever ve seksen yaşındaki müminleri de azablandırmaktoan haya eder.”[552]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gerçekten, dünya ehlinin şerefi, mal ve servettir.”[553]
Dünya ehlinin şeref ve faziletleri, dünya malına bağlıdır. Fakat ahiret ehli olan kimselerin şerefi, din ve takvalığına bağlıdır. Bunun içindir ki, Hz. Allah (c.c.) bir ayeti celilesinde şöyle buyurmuşlardır:
“Allah'ın nezdinde en şereflileriniz, Allah'ın emirlerine itaat ederek en takva olanlarınızdır.”[554]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim nezdimde en fazla gıpta edilen insan, kendisini azdıracak kadar malı, doğru yoldan saptıracak olan çocuğu ve Allah'ın taatinden meşgul ettirecek hanımları olmayan, namazdan hissesi olup ibadetlerini güzel yapan, gizli yerlerde Allah'a itaat eden, çok iyi kimsedir. Diye halk arasında parmakla gösterilmeyecek kadar basit, normal olan rızkına karşı sabırlı ve genç olarak olduğu halde ağlayanı ve geride bıraktığı mirası az olan müminlerdir.”[555]
Hadisde geçen kelimeler:
Ağbete: İmrenmek, Gıpta Etmek
Hafifülhaz: Yükü Az Olan.
Zu Hazzın: Hisse Sahibi
Ga'mit: Basit Kimse.
Kefafen: Normal, Orta.
Meniyye: Ölüm.
Türasühü: Miras.[556]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Küfür diyarından göç edenlerin fakirleri, zenginlerden 500 yıl evvel cennete girecektir."[557]
9. hadis ile 10. hadis arasında herhangi bir çelişki yoktur Çünkü 9. hadisde anlatılan fakirler dinîne bağlı ve Allah'ın emirlerine ita at etmek bakımından 10. hadisdeki fakirlerden daha üstündür.[558]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Küfür memleketinden kaçan muhacirlerin (bazı) fakirleri, zenginlerinden 40 yıl kadar önce cennete girecektir.”[559]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Az olan rızkına ve sıkıntı, belâ ile dolu olan hayatına karşı büyük (bir sabır gösteren kimseyi, Hz. Allah Firdevs adlı cennetinden dilediği yere yerleştirir.”[560]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey müminler, siz Allah'dan, kâfirlere karşı ancak fakir kimselerin sayesinde yardım ve rızık görüyorsunuz.”[561]
Konu: İyi Ahlâk
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanlardır.”[562]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ümmetimin en hayırlıları, kötülük yaptıkları Aman tövbe eden, iyilik yaptıkları zaman da sevinen kimselerdir.”[563]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Evlerin en hayırlısı, kendisine iyilik yapılan bir yetimin bulunduğu bir evdir.”[564]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Arkadaşlarınızın en hayırlısı, size nûrani yüzüyle Allah'ı hatırlatan, faydalı konuşmasıyla iyi amelinizi arttıran ve yaptığı işlerle size ahireti andıran kimselerdir.”[565]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennete girerken, insanların çoğunluğunu saf kimselerin teşkil ettiğini gördüm.”[566]
Hadisde geçen kelimeler: El Bülhü: Saf, temiz[567]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın şehirlerinden en iyisi Şam'dır. Şam'dan başka bir yere gitmek için göç eden kimse, Allah'ın öfkesini, başka bir yerden de Şam'a gitmek isteyen kimse ise rahmetini kazanır.”[568]
Şam'ın diğer şehirlerden üstün olmasının sebebi; peygamberlerin meskeni ve gönderildikleri yer olmasındandır.
Sâfvet: En iyi.
Yectebi: Seçmek.
Sahde: Buğuz, öfke.[569]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şam, (kıyamet günü) insanların toplandıkları mahşer meydanıdır.”[570]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, borcunu en güzel ödeyenlerinizdir.”[571]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, eşlerine karşı, en güzel hareket edenlerinizdir.”[572]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, ömrü uzun ve ameli güzel olanlarınızdır.”[573]
Şüphe yok ki, Allah'ın nezdinde en iyi olan kimseler, uzun ömürlü ve yaptıkları her işi güzel olanlardır. Çünkü böyle kimseler, çok çalışıp altın ve gümüş tesfiye eden veya ipekli kumaşları imal eden fabrikaya benzer. Fabrikaların en iyisi de muhakkak ki, uzun ömürlü imal ettikleri malın en güzel ve en faydalısı olandır. İnsanların en kötüsü, içki, rakı gibi zehirli ve kötü maddeler imal eden bir fabrikaya benzer. İmal ettiği mallarla insanları akıldan yoksun bırakıp sahoşluk deliliği kaptıran fabrikalar, fabrikaların en kötüsü olduğu gibi, uzun ömürlü, yaptığı müstehcen davranış ve hareketlerle iyileri doğru yoldan saptıran kimseler de insanların en kötüsüdür.[574]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, nûrani yüzüyle size Allah'ı hatırlatan, faydalı konuşmasıyla iyi amelinizi arttıran ve yaptığı güzel işleriyle size ahireti teşvik edenlerinizdir.”[575]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın nezdinde arkadaşların en iyisi, arkadaşlarına, komşuların en iyisi ise komşularına en iyi davrananlardır.”[576]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Erkeklerin en iyisi, peygambere yardım eden ensar Medineliler, yemeklerin en iyisi ise etli yemeklerdir.”[577]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Evvelinde Hz. Muhammed'in, sonunda ise semadan yere inicek olan İsa peygamberin bulunmasından dolayı, bu ümmetin en iyisi evveli ve sonudur. Şu iki devrin arasında öylesine eğri ve sapık bir yol vardır ki, o yol üzerinde yaşayan kimseler bu ümmetten değildir.”[578]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, ailesine karşı iyi olanlarınızdır. Fakat ben, aileme karşı hepinizden en iyi olanımdır.”[579]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, eşlerine karşı en iyi olanlarınızdır.”[580]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, ailesine karşı iyi davrananlardır. (Muhakkak ki,) ben aileme karşı hepinizden en iyi olanımdır. Kendilerine karşı iyi davrananlar iyi insan, ihanet edenler ise, kötü insanlardır.”[581]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, (muhtaç olanlara) yemek yediren ve (din kardeşlerinin) selâmını alandır.”
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, borcunu güzel bir şekilde ödeyendir.”[582]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyi olanlarınız, çağdaşlarımdır (zamanımdakilerdir.) (İkinci derecede) iyi olanlarınız, çağdaşlarımdan sonra gelecek olanlardır. (Üçüncü derecede) iyileriniz ise, bunlardan sonra gelecek olanlardır. Bundan sonra öylesine -bir millet gelecek ki, onlar emanete karşıihanet eder ve kendilerine güven duyulmaz, şahitliğe çağrılmadan, şahitlik yapar, adakta bulunduklarını yerine getirmez, (sadece midelerine hizmet ettiklerinden) şişmanlık -hastalığı kendilerinde baş gösterir.”[583]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, eşlerine ve kız çocuklarına en iyi olanlarınızdır.”[584]
Allah'ın nezdinde en iyi olanlarınız eşi ve kız çocuklarıyla iyi geçinip onları İslâm dînînin emrettiği şekilde yaşatarak onlara Allah'ın emirlerini öğretip, dine karşı gelerek şeytanın hizmetinde askerlik yapan sokak kızlarından kurtaranlarınızdır.[585]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz kölelerine (işçi ve hizmetçilerine) karşı en iyi olanlarınızdır.”[586]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, aşiret ve kabilelerine karşı günah sayılmayı konularda müdafaa edenlerinizdir.”[587]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, kendisinden iyilik beklenilen ve kötülüklerinden de emin olunanlardır. En kötüleriniz ise, kendisinden ancak iyilik beklenilmeyen ve şerrinden emin olunmayanlardır.”[588]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, dünyaya az, ahiret işlerine çok önem verenlerinizdir.”[589]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İslâmca en iyileriniz, dinini bilen ahlâkı en güzel olanlarınızdır.”[590]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her insan, Allah'a karşı ibir aile gibidir. Bunların arasında Allah'ın nezdinde en sevilen, diğer, aile ferdlerine karşı faydalı olanlarınızdır.”[591]
Her insan Allah'a karşı bir aile ferdidir. Bir ailenin kendi reisîne karşı gelmesi, terbiyesizlik sayıldığı gibi, Allah'a karşı gelmek de o kadar büyük bir terbiyesizlik ve nankörlüktür.[592]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Demirden balıklara varıncaya kadar bütün canlı ve cansız varlıklar, insanlara faydalı bilgiler öğreten kimselere selavat gettrir. (Ona dua ve istiğfar ederler.)”[593]
Tüm varlıklar, faydalı şeyleri öğreten kimselere dua ve istiğfar ettikleri gibi, kötüyü zararlı bilgiyi öğreten kimselere de lanet ederler.[594]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tüm faydalı şeyler, yaşça büyük olanlarınızla birliktedir. (Öyleyse, dünyevi ve uhrevi birçok işlerinizde onlara başvurup danışınız.”[595]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Baş ve yüzde görülen) beyaz kıl, müminin nurudur. Öyleyse islâm dinini kabul eden bir kişinin baş ve yüzünde görülen her beyaz kıla karşı bir sevap yazılıp bir derecesi yükselir.”[596]
Hadisde geçen kelimeler: Eşşeybu: Kişinin baş ve yüzünde görülen beyaz kıllar.[597]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah’ın yeryüzünden seçtiklerinden birisi de Şah şehridir. Zira Allah’ın yarattığı seçkin kimselerin birçoğu burada yaşar. Muhakkak ümmetimden üç grup insan hesap ve azapsız olarak cennete gireceklerdir.”[598]
Konu: Üstün Ahlâk
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üstün ahlâk on kısımdır: Bunlar bazen kişide bulunduğu halde çocuğunda bulunmaz. Bazen de çocuğunda bulunduğu halde babasında bulunmaz. Kölede bulunur, efendisinde bulunmaz veya efendisinde bulunur, kölesinde bulunmaz. Bu ahlâkları Hz. Allah, dilediği kimselere verir. Bu on üstün ahlâk:”
a) Doğru konuşmak.
b) Düşman cephesinden kaçmamak.
c) İhtiyaç sahibi kimselere yardım eliniuzatmak.
d) Gördüğü iyiliklere karşı iyilik yapmak.
e) Emanete ihanet etmemeık.
f) Akrabalarla ilgisini kesmemek,
g) Komşulara eziyet vermemek
h) Arkadaştan gelen kötülüklere karşı töhammül etmek,
ı) Misafirleri iyi karşılamak.
i) Bunların en büyüğü ise haya etmektir.”[599]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ancak iki kimseden kıskanmak (gıpta etmtek) doğru sayılabilir:
a) Helâlı helâl, haramı da haram kabul eden ve Allah'ın kendisine Kur'an-ı Kerim'i nasip ettiği kimseyi kıskanmak.
b) Allah'ın kendisine vermiş olduğu dünya malı ile akraba ve yakınlarına yardım elini uzatan ve Allah'ın emirlerini yerine getiren kimseyi kıskanmak.
Ey müslüman!.. sen bunlar gibi olmayı temenni edebilirsin.[600]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haya ettiğin her şeyde hayır vardır.”[601]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haya, iman ağacının bir dalıdır.”[602]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haya etmek, ancak hayır getirir.”[603]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haya imandandır. İman ise sahibini cennete koyar. Terbiyesizce söz söylemek (başkasına yapılan) kötülük ağacının bir dalıdır. Kötülük ise sahibini cehenneme götürür.”[604]
Haya, karşılaştığı kötülükleri yapmaktan utanmaktır. Bu ise, sahibini cennete götürür. Kötü söz söylemeye alışan bir insan, her an içi diliyle günah işlemeye ve çeşitli kötülükleri işlemeye daha yakındır. Kötü söz söylemek ise, sahibini cehenneme götürür. Çünkü her aletin açtı yaralar iyileşebilir. Fakat dilin açtığı yaralar hiç bir zaman iyileşemez.
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haya etmek ve fazla söz söylemekten aciz kalmak, imanın dallarındandır. Terbiyesizce söz söylemek ve hitabette boşboğazlık yapma ise, münafıklığın iki şubesidir.”[605]
Hadisde geçen kelimeler:
Eliyyu: Söz söylemekten utanıp aciz kalmak.
Elbezau: Gevezelik yapmak, terbiyesizce konuşmak.
Elbeyanu: Söz söylemekte fazla ileri gitmek.
Açıklama:
Haya iman ağacının dallarından biri, olmasının sebebi:
Elinde hayayı kalkan gibi tutan, yerli yersiz fazla konuşmaktan aciz kalan kişi elbette Allah'ın haram kıldıklarına karşı yanaşamaz. Bunun için, elindeki haya kalkanı onu cennete götürür. Terbiyesizce söz söylemek, doğru ve yanlış olduğunu düşünmeden fazla konuşmak, sahibine çeşitli kötülükleri işletip, onu münafıkların arasına cehenneme sürükler.[606]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın sevdiği ve nefret ettiği iki şer huy vardır:
a) Allah'ın sevdiği huylar:
I. Cömertlik.
II. İşlerinde kolaylık göstermek.
b) Allah'ın sevmediği huylar:
I. Kötü âhlâk.
II. Cimriliktir.
Hz. Allah bir kimsenin hayırlı olmasını dilediği zaman, onu milletin ihtiyaçlarını yapmaya memur kılar.”[607]
Hadîsde geçen kelimeler:
Essehau: Cömertlik, malını helâl yerlerde harcamak.
Essemahâ: Muamelelerinde kolaylık yapmak,
Süulhülk: Kötü ahlâk.
Bühür: Cimrilik.[608]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, Adn cennetini yarattı ve fidanları kendi eliyle dikti. Bundan, sonra diktikleri ağaçlara “Konuşunuz!” buyurdu. Ağaçlar “Müminler elbette kurtuluş ve saadete ermişler ve erecekler” diye konuştular.”[609]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, ahlâkça en güzel olanlarınızdır.”[610]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En iyileriniz, ahlâkça en güzel olanlarınız ve müminlerin ihtiyaçlarına karşı kanatlarını gerdiren yumuşak huylu olanlannızdır. En kötüleriniz ise, serseri çok konuşan, dudaklarını ardına kadar açarak boşboğazlık yapanlarınızdır.”[611]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlara verilen servetlerin en iyisi iyi ahlâktır.”[612]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişiye verilenlerin en hayırlısı güzel ahlâk, eh fenası ise güzel şekil, kötü kalbdir”[613]
İyi ahlâk verilen bir insana sanki her şey verilmiş gibidir. Çünkü iyi ahlâk sayesinde, insanoğlu elde edemediği en büyük zenginlikleri elde edebilir. Gene sureti, şekli güzel, fakat ahlâki kötü olan bir kimsenin serveti bol olsa bile, her an için, yok olmaya mahkûmdur. Böyle bir kimse, içi öldürücü zehirle dolu yaldızlı, parlak bir şişeye benzer. Şişenin güzelliğine aldanıp içindekini içmeye kalkışan bir kimse, kendisini ölümün kucağına attığı gibi, şekil ve sureti güzel, fakat kalbi vesveseyle dolu kötü bir insana aldanan kimse de kendisini ölümün kucağına atmış gibi olur.[614]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben sizlere insanların iş ve ahlâkından bahsedeyim:
a) Erken kızıp öfkelenen, fakat pişman olup öfkesinin gerektirdiğini yapmadan vazgeçen kimseler. Bu tür insanlar bu konuda sevap veya günah kazanmadıkları için normal sayılırlar. (Çünkü baştan yaptığı öfkesinin günahı, hemen akabinde duyduğu pişmanlıkla sildirmiştir.)
b) Geç kızıp öfkelenen, fakat erken pişman olup vazgeçen kimselerdir. Bu tür kimseler içinde günah veya sevap yoktur. (Çünkü tez duyduğu pişmanlıkla, geç olarak duyduğu öfkesinin günahını imha eder.)
c) Alacağını iyilikle alan ve borcunu da iyilikle veren kimseler. Böyle kimseler için günah veya sevap yoktur.
d) Alacağını iyilikle alan, fakat borcunu kötülükle ödeyen kimseler. Bu giıbL insanların sevapları yok, ama günahları vardır.[615]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ziyafetlerin en kötüsü düğün ziyafetidir. Çünkü gelmek isteyen, aç fakirler red edilir, istemeyen zenginler ise davet edilir.
Kendisini Allah için çağıranın davetini kabul etmeyen kimse, Allah'a ve peygamberine karşı gelerek günah işlemiş olur.”[616]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben henüz küçük bir çocuk iken, amcalarımla birlikte temiz kokulu bir çok kabilelerin (mazlumun hakkını zalimden alma konusunda) ittifak ettiklerini gördüm (ve buna çok sevindim) ki, bu anlaşmayı bozmama karşılık Arapların sevdikleri tüm kırmızı develeri bana verseler bile, gene beni memnun edemezler.”[617]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyi ahlâk, sıcak suyun buzu eritmesi gibi, kötülükleri eritip yok eder. Kötü ahlâk, sirkenin balı bozması gibi, insanın iyi amellerini bozar.”[618]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İmandan sonra gelen en üstün akıllılık, insanlara kendisini sevdirmektir.”[619]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Derece bakımından) imandan sonra gelen en üstün akıllılık, haya ve iyi ahlâktır.”[620]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İşlerde yumuşak huylu olmak, serveti arttırıp bereketlendirir: Yumuşak huylu olmaktan mahrum olan bir kimse, hayırh her şeyden mahrum kalmış demektir.”[621]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İşlerinde yumuşak ve güzel huylu olmak, bazı ticari işleri yapmaktan daha hayırlıdır.”[622]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yumuşak ve geniş huylu olmak, kişiye uğur getirir. Sert ve dar huylu olmak ise, uğursuzluk getirir.”[623]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kötü ahlâk uğursuzluktur.”[624]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kötü ahlâk uğursuzluk, kadınlara itaat etmek ise pişmanlık getirir. Maliki olduğu mala karşı iyi hareketlerde bulunmak, bereket doğurur.”[625]
Kötü ahlâkın dallarından bazıları:
a) Her şeye karşı öfkelenmek.
b) Çok cimri olmak ve elde ettiği servetin üzerine, tavuğun civcivin üstüne oturması gibi oturup, o serveti cemiyete, millete karşı faydalı olmaktan çıkarıp zararlı hale getirmek. Faiz ile şuna buna para vermek, bol faiz almakla birçok kimsenin saadetini yıkarak ölümün kendisini ölümün kucağına itmek.
c) Kötü şakalar yapmak. Şakayı kavgalara dönüştürerek fitnelere sebeb olmak ve birçok kimseleri birbirine düşman kılmak.
d) Yalan söylemek, millete karşı itibarını zedelemek ve başkalarını da aldatıp zararlara sokmak.
Özet olarak şunu söyleyebiliriz ki; Allah'ın peygamberin, İslâm dininin haram kıldığı her şeyi yapmak ahlâksızlıktır. Genellikle kadınların sözünü dinlemek de nedamettir. Çünkü onlar Allah'ın emirlerine göre değil, kendi şehevi isteklerine göre ettiklerinden, hem kendilerini, hem de başkalarını Allah'ın emirlerine karşı getirmek ahlâksızlığa ve küfür pençesine kaptırırlar.[626]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cimrilik kötü söz söylemek, kötü ahlâk kötü celsedir."[627]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, eteklerini basacak kadar uzatıp gururlanırsa, cehenneme o uzun etelerine bastığı halde girer.”[628]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cömertlik, dalları dünyaya sarkmış cennet ağaçlarından birisidir. O cömertlik ağacının dallarından birini yakalayıp üzerine konan kimseyi, konduğu dal cennete götürür.
Cimrilik, dalları dünyaya sarkmış cehennem ağaçlarından birisidir. O ağacın dallarından birine tutunan kimseyi, tutunduğu dal, cehenneme götürür.”[629]
Cömertlik, iman ağacının bir dalıdır. Çünkü tam anlamıyla Allah'a inanarak malının bir kısmını fakirlik ızdırabı içinde kıvranan yoksullara dağıtan ve onları kurtarıp rahat bir hayata kavuşturan kişiyi, sarıldığı cömertlik dalı, elbette cennete götürür.
Hadisde geçen kelimeler:
Eğsan: Dallar.
Mütadelüyat: Sarılmak.
Kadehu: Sokmak, koymak, götürmek.
Bûhl: Cimrilik.[630]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cömertlik, büyük olan Allah'ın ahlakıdır,”[631]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cömert bir kimse, Allah'a, insanlara ve cennete yakındır. Cimri ise, Allah'dan insanlardan uzak, fakat cehenneme yakındır. Hz. Allah, cahilde olsa cömert olan kullarını a'bidler (gece gündüz ibadet eden) den daha çok sever.”[632]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Din ve dünyevi işlerinde kişiye güvenilmesi saadet ehline delil olması bakımından yeterlidir.”[633]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişinin işittiklerini (yalan ve doğru olduğunu düşünmeden) etrafa yayması, kendisine yeterli bir günahtır.”[634]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişinin bakmak zorunda olduğu kimseler bakmayıp zayi etmesi (perişan duruma düşürerek ölüme sürüklemesi), kendisine yeterli bir günahtır.”[635]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişinin önüne sunulan yemekleri hakir görüp yememesi, kendisi için yeterli bir günahtır.”[636]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın emrettiği her ahlâk güzeldir. Hayırlı şeyleri yaptıran bir kimse, (sevap bakımından) yapan kimse gibidir."[637]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah (hastalık gibi belâlar altında) ezilen kimselerin figan ve feryatlarla yardım istemelerini sever.”[638]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz, akraba (ve tanıdık) kimselerin birbirlerine karşı, merhamet vesilesi olan hediyenin verilmesini emrederdi.”[639]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey mümin! Zaruretin dışında olan her şeyi bırak ki, insanların en abidi olasın. Allah'ın sana verdiğine kanaatkar ol ki, insanların en çok şükür edeni olasın. Kendin için dilediğini başkası için de iste ki, kâmil bir mümin olasın. Komşularına karşı iyi komşuluk yap ki, gerçek bir müslüman olasın. (Mümkün olduğu kadar) az gülmeye çalış. Çünkü çok gülmek kalbinin iman nurunu çıkararak ölüme sevkeder.”[640]
Hadisde geçen kelimeler:
Elvereu: Zaruretin dışmds: her şeyi bırakıp ibadete sarılmak.
Kani: Allah'ın verdiğine razı olup başkalarının malına ve dünya servetine göz koymamak
Hadisin özü: İhtiyacın dışında bulunan her şeyden ilgisini keserek yalnız ibadete sarılan bir kimse, insanların en abidi ve ibadet konusunda en iyisi olmayı elbette hak etmiştir.
Allah'ın verdiğine rıza gösteren ve başkalarının malına, servetine, ırz ve namusuna göz dikmeyen bir kimse, şükran borcunu yerine getiren en iyi bir kimse olur.
Kendisi için dilediklerini başkaları için de isteyen bir kimse; her kişinin hukuklarına riayet eder ve kâmil müminlerin arasına girmeyi hak etmiş olıer.
Az gülmek, insanın ağırlık değeridir. Çok gülmek insanın itibarını zedeler.[641]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişinin (herhangi bir iş için) yerine getirmek niyetiyle verdiği sözü sonradan yerine getirememesi halinde muhalefet etmiş sayılmaz. Fakat yerine getirmemek niyetiyle kişi, verdiği sözüne uymazsa, muhalefet etmiş olur.”[642]
Bir kimse, ikinci bir şahsın dilediği şeyi yerine getirmek maksadıyla verdiği sözü yerine getirmezse, sözünden dönmüş, fakat günah işlemiş sayılmaz- Çünkü bu kişi, söz verirken yerine getirmek niyetiyle söz vermiştir. Sonradan bir olayın bu sözü yerine getirmesine neden olması, onun için bir suç teşkil etmez. Oysa yerine getirmemek niyetiyle söz veren kimsenin, bu sözü sonradan yerine getirmemesi, hem söz vermesi ve hem de yerine getirmemesi nedeniyle, onun için bir günah eder.[643]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanoğlunda ilim ile müsamakârlığın birleşmesinden daha iyi iki şey birleşmemiştir.”[644]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İlâhi terazide iyi ahlâkdân daha ağır bir sevap bulunamaz.”[645]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslüman bir kimsenin dünyada mutluluğunu sağlayan üç şey vardır:
a) Dinine bağlı, her işinde yararlı olan komşu,
b) Geniş bir ev.
c) Uysal bir merkep.”[646]
42- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
"Faydalı olan üç çeşit huyun bulunduğu kimseyi, Hz. Allah himaye perdesini üzerine örtüp cennetine koyar.
a) Çaresiz kimselere acımak.
b) Ana-babaya şefkatli olmak
c) Köle ve işçilere iyilik yapmak.”[647]
43- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Nasihatte bulunduğu din kardeşinin sükût edip dinlemesi, onun anlayışlı olmasındandır.”[648]
44- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ayakkabı bağının kopması gibi herhangi engelleyici bir sebepten dolayı kişinin, geride kalan arkadaşını beklemesi, onun sahip olduğu iyi bir yolculuk anlayışlığındandır.”[649]
45- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi bir kimseye iyi ve yumuşak bir huydan pay verilmesi, ona sanki çok hayırlı bir şey verilmiş demektir. Bundan yoksun olan kimseler ise, hayırlı ve faydalı güzel olan şeylerden mahrum kalmış demektir.”[650]
46- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, din kardeşinin yaptığı kötülüğü gördüğü halde etrafa yaymayıp gizli tutan kimsenin dünyada iken yaptığı kötülüğünü kıyamet günü yaymadan rahmet örtüsü ile gizler.”[651]
Din kardeşinin yaptığı kötülüğü gizlemek, yayıp da onu ezil etmekten daha iyidir. Çünkü ona bir ders olsun demekten ziyade kendisine karşı fitnelerin kapısını açmış olur. Fakat bu kötülüğü gizlemekle fitnelerin kapısını kapatan kimseyi Hz. Allah kıyamet gününde mükâfat landırır.[652]
47- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, (ticari işlerinde) kolaylık gösterir, (din kardeşlerine karşı) yumuşak huylu, kırık kanatlı olursa, Hz. Allah o kimsenin vücudunu cehenneme karşı, haram kılar.”[653]
48- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Arkasından aleyhinde bulundukları din kardeşini müdafaa eden kimseye, Hz. Allah dünya ve ahirette işlerinde yardımcı olur.”[654]
49- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müddetini uzatmak veya bir kısmını almamak gibi borçlusuna karış kolaylık gösteren veya borcunun bir kısmını affeden kimse, kıya' met günü arş-ı âlâda (Allah'ın rahmet) gölgesi altına alınır.”[655]
50- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Hasta iken) ziyaretine gelmiyenin ziyaretine git. (Muhtaç iken) sana yardım elini uzatmayanın yardımına koş.”[656]
51- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminin verdiği söz boynunun borcudur. Diliyle söz vermek elinden tutup kendisine bir senet imzalamak gibidir.”[657]
52- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyi ahlâktan ayrılma. (Mecbur olmadıkça) uzun bir zaman için de olsa sükût et. Varlığımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, bu iki haslet ve bunların benzerlerine hiç bir kimse kolay kolay tahammül edemez.”[658]
53- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yumuşak huyluluktan ayrılma. Çünkü ancak yumuşak huyluluğun girdiği yeri süsler. Çıktığı yeri de çirkinleştirir.”[659]
54- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyi ahlâk, Allah'dandır. Hz. Allah, iyi olmasını dilediği kimse ye iyi ahlâk, kötü olmasını dilediği kimseye de kötü ahlâk verir.”[660]
55- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey mümin!.. Hz. Allah, senin yaradılışını güzel kıldığı gibi, sen de ahlâkını güzel kıl”[661]
56- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey Seleme, sen ilk olarak bu duayı eden kimse gibisin. “Allah'ım! bana öz nefsimden daha iyi bir dost ihsan eyle.”[662]
Hadisin sebebi: Seleme Binu Ekver ile Hûdeybiye kasabasına gelen sevgili peygamberimiz onun silâhsız olduğunu anlayınca kendisine kalkan ile kılıç vermiştir. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra, peygamberimiz Selemeye verdiği kılıç ve kalkanı göremeyince sorarlar:
“Sana verdiğim kılıç ve kalkanı ne yaptın?” Seleme:
“Savaşa katılmak isteyen amcamın silâhı olmadığından, bana verdiğiniz silâhları ona verdim.”
Bunun üzerine peygamberimiz bu hadisi şerifi buyurmuştur.[663]
57- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz ben, ne verdiğim sözü bozar, ne de düşman elçilerini esir ederim.”[664]
Hadisin sebebi. İslâmîyetî kabul etmeyen Kureyş kabilesi tarafından elçi olarak Hz. Muhammedîn yanma gönderilen Ebu Rafiî'den rivayet ediliyor:
“Ben, Hz. Muhammedin yanına gidip onu görünce, Hz. Allah birden kalbime islâm nurunu akıttı ve “Ya Resulullâhi ben bir daha düşmanların yanına dönmeyeceğim.” dedim. Bunun üzerine Hz.Muhammed şöyle dedi:
“Ben ne verdiğim sözü bozar ne de düşman elçisini esir ederim. İslâmiyeti kabul ediyorsan oraya döndükten sonra gelebilirsin.”[665]
58- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz siz, malınızla başkalarından daha üstün olamazsınız. Fakat güleryüzlülük ve iyi ahlâkla üstün olabilirsiniz.”[666]
59- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”[667]
60- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Eğer siz, Allah'ın ve peygamberin sizleri gerçekten sevmesini istiyorsanız, sizlere teslim edilen emaneti geriye verdiğiniz zamanaldığınız gibi verin. Doğruluğunuza güvenilerek çağrıldığınızda doğru olarak konuşunuz. Komşularınıza karşı komşuluk vazifenizi gerektiği şekilde yapınız.”[668]
61- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, İbrahim peygambere şöyle buyurdu: “Ey gerçek dostum İbrahim, kâfirlere karşı olsa bile, iyi ahlâkla muamele et ki, seçkin kulların makamına yükselesin. Çünkü iyi ahlâklı kimseler hakkında benden şöyle bir söz sadır olmuştur: “Ben, iyi ahlâk sahibi kimseleri “hiç bir himaye gölgesinin bulunmadığı kıyametgünü) arş-ı âlâda merhametimin gölgesi altına alıp kutsal olan cennetin ortasına yerleştirerek rahmetin bulunduğu yere yaklaştırırım.”[669]
Arkadaşınız, kâfir olsa bile en iyi davranmak ve iyi ahlâkla karşılamak, Hz. Allah'ın emridir. Çünkü müslümanlardan iyi muamele gören bir kâfir dine gelebilir. Fakat kâfirlerle iş yapan bir müslüman, dinîne zarar gelmemesine de dikkat etmelidir.[670]
62- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ey müminler, dininize aykırı olmadığı müddetçe) cahiliyyet devrine ait düşmanlarınızla yaptığınız her türlü anlaşmaya riayet ediniz. Çünkü, yapılan anlaşmaları ancak islâmiyet sağlamlaştırmıştır. Dininize aykırı aniaşmalar icad etmeyiniz.”[671]
63- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Amel bakımından kâmil olan müminler, ahlâkça en iyi olanlardır.”[672]
64- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, yeryüzü tatlı, cazibeli, fakat aldatıcı bir yeşilliğe benzer. Hz. Allah sizleri dünyaya ne tür hareket edeceğinizi saptamak için salıvermiştir. O halde, dünya işlerinde ve kadınlardan sakınınız. Çünkü, Benî İsrail, milletinin ilk olarak fitnelere düşmesine sebep kadınlar olmuştur.”[673]
Dikkatli olun! insanoğlu bir çok şekiller üzerinde yaratılmıştır:
a) Mümin olarak doğar, yaşar, ölür.
b) Kâfir oîarak doğar, yaşar, ölür.
c) Mümin oîarak doğar, yaşar, fakat kâfir olarak ölür.
d) Kâfir olarak doğar, yaşar, fakat mümin olarak ölür.
Dikkat edin öfke insanoğlunun göğsünde kıvılcım saçan bir ateş parçasıdır. Gözlerin kızarmasını, şah damarının şişmesini görmez misiniz? Biriniz öfkelendiği zaman (bunun gerektirdiği belâdan kurtulması için), derhal yere otursun. (Yine insanların çeşitli huyları vardır:)
a) İnsanların en iyisi, geç öfkelenip, erken barışanlardır.
b) İnsanların en kötüsü, erken öfkelenip, geç barışanlardır.
c) Geç öfkelenip, geç barışan veya tez öfkelenip, tez barışan bir kimse için, günah veya sevap yoktur. Çünkü yaptığı kötülüğü iyilikle karşılamıştır.
d) Dikkat edin, tüccarların en iyisi, borcunu iyilikle ödeyen ve alacağını iyilikle isteyendir.
e) Tüccarların en kötüsü, borcunu kötülükle ödeyen ve alacağını da kötülükle isteyendir.
f) Borcunu iyilikle ödeyen, alacağını da kötülükle alan veya borcunu kötülükle ödeyen, alacağını ise, iyilikle alan kimseler için, bu konuda günah veya sevap yoktur. Çünkü işlenilen kötülükler iyilikle karşılanmıştır.
Dikkatli olun!.. Muhakkak ki, kıyamet günü, zalimin zulmünü belirten bir sancağı vardır.
Uyanık olun!., zulmün en büyüğü, adil, imanlı devlet adamlarına karşı gelmektir.
Dikkat edin!., insan korkusu, kişiyi bildiği gerçeği söylemekten men etmesin.
Cihadın en üstünü, zalim devlet adamlarına hakkı söylemektir.
Uyanık olun!., dünyanızın geriye kalan zamanı geçmişe nazaran, bugünden kalan zaman gibidir.[674]
65- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Hırsızlık gibi haram olan şeylere karşı) eline hakim ol.”[675]
66- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Yalan söylemek, gıybet etmek gibi helâl olmayan, şeylere karşı) diline hakim ol.”[676]
67- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Diline hakim ol. Evin geniş olsun. İşlediğin günahların (affı için) ağla.”[677]
68- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah'ın İslâm dinini (bütün dinlerin arasndan kendisi için seçmiştir. Dininize ancak cömertlik ve iyi ahlâk yaraşır. Uyanın, dininizi bunlarla süslendiriniz.”[678]
69- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak Hz. Allah terbiyesizleri, çirkin söz ve hareketler sokakta bağıranları sevmez.”[679]
İnsan ağzı, temiz bir kubbeye benzer. “Lâ ilahe illallah” gibi cümleler, o kubbenin süsüdür. Böyle süslü ve temiz bir kubbeye kötü s söylemekle pislikler atmak, kişinin ne dinine ve ne de temiz ağzına ya sır. İnsanın ağzı içinde dolaşan çirkin sözler, insanın ağzı içinde dolaş ve sonradan çeşitli yerlerini sokarak yaralayan bir yılana benzer.
İnsanın yay gibi ağzından atılan kötü sözler, insanların vücuduna saplanan zehirli oklara benzer. Atılan oklar, yaydan ayrılmadan geri teper sahibini öldürdüğü gibi, çirkin sözler söyleyen kimsenin de bazen soy dikleri kötü sözler, hayatlarına mal olabilir.[680]
70- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, terbiyesizlik, kötü söz ve hareketler, islâmdt değildir. İslâmca, insanların en iyisi, ahlâkı en güzel olandır.”[681]
71- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Doğru ve yararlı yollarda yürümek, har bakımından güzel bir kıyafet giymek, iktisadi hareketlerde bulunmak, peygamberliğin 25 sıfatlarından biridi.”[682]
72- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak çocuk, cimrilik, cahillik ve üzüntü aletidir. (Çünk ana babasını cimriliğe, korkaklığa, mantığın kabul etmediği din dışı şeyleri yapmaya ve üzüntü yaratan şeylere davet eder.)”[683]
Hadisde geçen kelimeler:
Mezbele: Cimrilik.
Mecbene: Korkaklık.
Mechele: Cehalet.
Mahzene: Üzüntü.[684]
73- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak, Allah'ın nezdinde insanların en üstünü ilk olarak selâm verendir.”[685]
74- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak, bu ümmetin en iyisi evveli, en kötüsü ise sonudur. Çünkü bunlar ihtilâfa düşen ve tefrikeciliği yaratanlardır. O halde Allah'a ve kıyamet gününe iman eden bir kimse, ölünceye kadar kendisi için (dilediğini başkaları için de istesin.”[686]
75- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Allah'ın nezdinde kıyamet günü makamca en kötü kişi, terbiyesizliğinden dolayı insanların kendisinden kaçındıkları kişidir.”[687]
76- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Eyüp peygamber, insanların en müsamahakârı, en sabırlısı ve öfkesini en çabuk yenen bir kimsedir.”[688]
77- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cehennemde öylesine kötü ve şiddetli bir kapı vardır ki, bu kapıdan ancak, Allah'ın sevmediği (öldürmek, vurmak, sövmek gibi) hareketlerle öfkesini tedavi eden (gideren) kimseler girecektir.”[689]
78- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ademoğlu, namaz, arabuluculuk ve iyi ahlâkı elde etmekten daha güzel bir kazanç elde edemez.”[690]
79- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kötü söz ve boşboğazlık neyin hakkında yapılırsa, onu kötü-ieştirerek değerini düşürür. Haya da neyin hakkında gösterilişe, onu güzelleştirerek yüceltir.”[691]
80- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her ademoğlunun bir değeri vardır. Mütevazilik yaptığında onun omuzundaki meleğe “Bu adamın değerini biraz daha arttır” diye emredilir. Gurur ve kibirliğe başladığında ise, meleğe “bu adamın değerini düşür” diye emredilir.”[692]
Hakeme: Atın burnunun üstündeki demir. Hadisde ise asıl teşkil ettiği manâ “değer, şeref” dir.[693]
81- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah bir kimseyi, ırz, namus ve şerefine tecavuz ederek rezil eden kimseyi, yardımına muhtaç olduğu bir yerde rezil eder.”
Bir kimse, ırz, namus ve şerefine tecavüz edilerek rezil etmek istenilen bir kimsenin müdafaasını yaparsa, muhtaç olduğu bir yerde Hz. Allah da yardım ederek onu selâmete çıkarır.[694]
82- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlarla anlaşmak bir sadakadır.”[695]
Mudare: Dünya ve dînini kurtarmak için, maiımn bir kısmın fede etmek, harcamak. Fakat dünyasını veya malını kurtarmak için, dinin den fedakârlık etmek haramdır.[696]
83- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine anlayışsız kimseler vardır ki, din kardeşinin gözlerinde gördüğü küçük bir lekeyi dahi görüp ayıplar. Oysa kendi gözündeki büyük bir ağaç gibi bulunan kusurlarını unutarak görmemezlikten gelir.”[697]
84- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kötü söz söylemek ve boşboğazlık yapmak, uğursuzluktur. Köle ve işçilere kötü muamele etmek, sahibinin namına kötü sonuçlar doğurur.”[698]
85- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dış kıyafetine önem vermemek (fakat içini temizlemek) imandandır.”[699]
86- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Uyanık olun! Bedene en kolay gelen ibadetten haber vereyim mi? (İhtiyacın olmadığı zamanda) sükût etmek ve iyi ahlâktır.”
87- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tüm hayırlı şeyler güzel ahlâkdır. Günah, kalbini kurcalayan ve başkasının görmesini istemediğin şeylerdir.”[700]
88- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tüm hayırlı şeyler, (müminin) kalbinin razı olup tereddüd etmediği ve tatminkâr olduğu şeylerdir. Müftü sana fetva verse bile, günah, olan her şey, kalbinin tereddüt edip tatminkâr olmadığı şeylerdir.”[701]
Helâl olan şeyler, müminin kalbinin helâl olduğuna kanaat getirdiği, haram olan şeyler de, müminin kalbinin haram olduğuna kanaat ge-irdiği şeylerdir. Çünkü selim bir akla sahip olan bir kimse, mahiyetini bilmediği şeyler hakkında helâl mi? Yoksa haram mı? diye tereddüde düşer.
Helâl olduğuna dair kalbin kesinlikle hüküm verdiği şeyler helâl, ha-am olduğuna dair kesinlikle hüküm verdiği şeyler ise haramdır. Fakat hiç irisine kesin olarak hüküm vermeyip tereddüde düştüğü şeyler ise, şüpheli olduğundan haram yakındır. Bunun için de kişinin haram veya harama yakın olan şeylerden mümkün olduğu kadar kaçınması gerekir.[702]
89- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hased (kıskançlık), yapraklarını (kalbinizden) çıkarıp düşürünüz.”[703]
90- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yumuşak huyluluk ve mütevazilik davranmak, her işinde iktisadiyi elden bırakmamak, doğru yolu seçmek, peygamberliğin 24 sıfatının bir parçasıdır.”[704]
91- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Güvendir, doğru bir tüccar, mahşere peygamber, sıddıkîn ve şehitlerle birlikte gelecektir.”[705]
92- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Alla'h'ın nezdinde iyi ahlâkın kapsamına giren üç şey vardır:"
a) Sana zulüm edeni affetmek. (Dolayısıyla aradaki düşmanlığı iyiye çevirmek)
b) Sana muhtaç olduğun şeyi vermeyene senin vermen. (Cömertliğe alıştırıp dostların arasına sokmak)
c) Seninle akrabalık ilgisini kesenlere karşı, senin akrabalığı devam ittirip yardım elini uzatmandır.”[706]
93- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Din kardeşinle ilgiyi kesip onunla) konuşmamak anlayışı (İslâmiyetin gelmesiyle ortadan) kaldırılıp atılmıştır. (Çünkü İslâm bunu haram kılmıştır.)”[707]
94- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Samimiyet içinde tokalaşınız ki, kalbinizdeki kıskançlık ve kin (mikrobu) ortadan kalksın.”[708]
95- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Hz. Allah çok cömerttir. Cömertliği ve iyi ahlâkı sever, kötü ahlâktan ise nefret eder.”[709]
96- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz cennette öylesine temiz ve güzel bir saray vardır ki, bu saraya cömertler sarayı denir.”[710]
97- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak, sende mümkün olan iki huyu Hz. Allah sever.
a) Müsamahakârlık. (Her işde her yerde herkese karşı 'mümkün olan kolaylığı göstermek.
b) Yumuşak huyluluk.”[711]
98- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanların yetişip peygamberlerin sözlerinden aldıkları son cümle şu olmuştur: “Hayayı yitirdiğin anda her kötülüğü yapabilirsin.”[712]
Hadisin arifemi:
Bütün dinlerin ittifakla kabul ettikleri ve peygamberlerin birbirlerinden aldıkları bu cümle olmuştur. İnsanlar haya etlikleri müddetçe iyiyi seçer, kötü ve zararlı olan tüm şeyleri bırakır, başkalarına da iyi olan şeyleri emredip, kötü oian şeyleri nehy eder.
Fskat insanoğlu utanmaz bir duruma geldiğinde artık insanlıktan ayrılıp haysdan yoksun hayvanlar arasına katılır, onlarla birlikte hayvanca yaşayıp belli bir otlakta barınmaz. Vahşî bir hayvan gibi etrafa saldırıp işi olan şeyleri bırakıp tüm kötülükleri yapmaya koyulur.[713]
99- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben (değerli ve güzel yemekleri aramadan) bir kölenin, yeyip oturduğu gibi yeyip otururum.”[714]
100- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(İslâm dininin güzel gördüğünü yap, çirkin saydığını ise bırak. Yanından kalkıp ayrıldığın kavmin, hakkında konuştuklarından hoşuna gidenleri dikkatle yap, hoşuna gitmeyenleri ise bırakıp başkalarına da tavsiye etme.”[715]
101- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Dine uygun) bir davete çağrıldığınızda kabul edip gidiniz.”[716]
102- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Nerede olursan ol, Allah'ın azametinden kork. (Cehaletinden dolayı) işlediğin günahı yok edecek bir sevap işle. İnsanlara güzel ahlâkla yaklaş.”[717]
İslâm dininin güzel gördüğü her şeyi güzel görmek, kötü gördüğünü ise kötü görmek, muhakkak iman ağacının dallarındandır. Bunun tersini iddia etmek ise, küfrün ta kendisidir. Çünkü Allah'a acizlik ve cehaleti isnad etmek sonuçlarını doğurur. Hatta dinin ortaya koyduğu herhangi bir hükmün başka kanunlar ile karşılaştırıldığında, dinden yana olmak ve onun hükmünü daha üstün görmek, yine iman ağacının bir parçasıdır.
Medeniyet kanunu gibi, başka bir devletin ortaya koyduğu kanunları din kanunlarından daha üstün görmek ise, küfürdür.
Allah cümlemizi böyle kötü sonuçlar doğuracak düşünce ve fikirler den korusun. Amin...
103- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Su ile dolu kovayı su çekenin kovasına boşaltmak, din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi islâm dininin güzel gördüğü hiç bir şeyi hakir görme.
Elbisenizi yerde sürünecek kadar uzatmaktan çekinin. Çünkü bu, kibrin ta kendisidir ki, Hz. Allah bunu hiç sevmez.
Sana küfreden veya sende olmayan bir kusurla seni ayıplayan kimseyi, kendisinde kusur dahi olsa ayıplama. Onu kendi haline bırak. Çünkü işlediği günahlar onun, sevapları ise senindir. Hiç bir kimseye küfür etme.”[718]
104- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Haram olan her şeyden kaçın ki, insanların en abîdi olasın. Allah'ın senin için verdiği kısmetine razı ol ki, insanların ne zengini olasın. Komşularına her zaman iyilik yap ki, gerçek bir mümin olasın. Kendin için dilediğini başkaları için de isteki, hakiki bir müslüman olasın. Çok gülme. Çünkü çok gülmek, kalbi öldürür.”[719]
105- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sadaka olarak vereceğin hurma tanesi bile olsa (işi sevapla) kendini cehennem ateşinden koru.”[720]
106- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Öldürmek, küfür etmek gibi) öfkenin doğurduğu sonuçlardan kaçınınız.”[721]
107- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın yanında kulların en sevgilisi, ahlâkı en güzel olandır.”[722]
108- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Bir adam diline hakim olmayarak) “insanlar helak olduğu zaman helak olan aslında kendisidir.”[723]
109- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendin için dilediğini başkaları için de dile.”[724]
110- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Fakir olan müslümanları sevip onlarla birlikte oturunuz. Arap milletine karşı samimi ol. Kendi nefsinde bildiğin ayıp ve kusurları gör ki, dilinle başkalarının ayıp ve kusurlarını araştırmaktan kendini alıkoyasın.”[725]
Bu hadis üç faziletten bahseder:
a) Fakirleri sevip onlara karşı gurur ve kibir göstermeden yardım etmek. Çünkü gurur ve kibir, şey tam n boynuna lanet halkasının geçirilmesine sebeb olmuştur.
b) Arap müslümanlari sevmek bir fazilettir. Çünkü Hz. Muhammedin anne ve babası Araplardan olduğundan, Arap milletini sevmemiz gerekir.
c) Başkalarının ayıplarını araştırmamak, buna karşın kendi kusurlarını araştırıp tedavi etmelidir.[726]
111- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey mümin! İki çenenin arasındaki dilini (haram olan sözleri) söylemekten ve iki bacağın arasındaki tenasül uzvunu fuhuş yapmaktan koru.”[727]
112- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Babanın ahbablarına karşı sevgi ve dostluğu koparıp atma ki, Hz. Allah da senin nurunu söndürmesin.”[728]
113- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Köleleriniz, kardeşlerinizdir. Çünkü Hz. Allah, onları öz malınız gibi vermiştir. O halde müslüman bir köleye sahip olan bir kimse, giydiğini ve yediğini ona da giydirip yedirsin. Gücünün yetmediği bir işi teklif etmesin.”[729]
114- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bekri kardeşiniz “zameri kabilesine güvenmeyin” demiştir:[730]
Açıklama:
Abdullah bin Gafra şöyle anlatıyor:
Sevgili peygamberimiz, bana biraz malverip Mekke’deki Kureyş kabilesine dağıtmam, için beni Ebu Süfyan'a göndermek istiyordu. Kendine bir arkadaş bul diye bana emretti. Bunun üzerine ben de kendime bir arkadaş bulmak için aramaya çtktım. Zameri kabilesine mensup Amru ile karşılaştım.
Amru:
“Bir arkadaş mı soruyorsun?”
“Evet.” Amru:
“Beni arkadaş olarak kabul edersen seninle gelirim.”
Bundan sonra Peygamberimize gidip Amruyla konuştuklarımızı aynen naklettim.
Peygamberimiz;
“Amru'yu yanına alabilirsin. Yalnız Mekke'ye giderken yolun kenarında Zameri kabilesinin bulunduğu semte varınca çok dikkatli ol. Çünkü değerli kardeşimiz Bekri, bu kabileden sakınmamızı söylemişti.”[731]
115- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sana güvenerek bıraktığı emaneti sahibine aldığın gibi ver. Sana ihanet edene sen, ihanet etme.”[732]
116- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın sana farz kıldıklarını yap ki, insanların en abidi olasın. Haramdan uzak dur ki, kötülüklerden sakınan insanların en seçkini olansın. Allah'ın kullar arasında taksim ederek sana verdiği nasibine razı ol ki, insanların en zengini olasın.”[733]
117- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir kimse, başka bir kimseyle ahbablık kurmak istediğinde kendisinin, babasının ve mensup olduğu kabilenin isimlerini sorup öğrensin. Çünkü bu, aradaki sevgiyi birleştirip kökleştirmeye daha elverişlidir.”[734]
118- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yanlarına misafir olarak gelen bir yabancıyı merhaba, hoşgeldin diye sevgi ve saygı ile karşılayan bir kavim, kıyamet günü, Hz. Allah'dan gösterdikleri misafirperverliğin mükâfatını göreceklerdir. Fakat yanlarına misafir olarak gelen bir yabancıyı kıtlıkla (kötü karşılayan) bir kavim ise, kıyamet günü, misafirleer karşı gösterdikleri hoşnutsuzluklardan dolayı Hz. Allah'dan mükâfat olarak kıtlık göreceklerdir.”[735]
Yanlarına misafir olarak gelen bir yabancı merhaba, hoşgeldin gibilerle sevgi içersinde karşılayan bir kavim, kıyamet günü, Hz- Allah'dan, gösterdikleri misafirperverliklerinin mükâfatını göreceklerdir. Fakat yanlarına misafir olarak gelen bir yabancıyı kıtlıkla (kötü karşılayan) bir kavim ise, kıyamet günü misafirlere gösterdikleri hoşnutsuzlardan veya kısmetimi teper korkusuyla rızkından mahrum bırakmaları yüzünden, Hz Allah'dan mükâfat olarak sadece kıtlık göreceklerdir. Müslüman evine gelen misafire karşı cömert ellerini, misafirperver gönlünü açarsa, müslümandır. Yoksa bunun tersini yapmak müslümanlık değil, şeytanın yaptığını yapmaktır. Allah'ın verdiğini başkalarından esirgemektir. Misafir misafiı olarak geldiği eve kısmetiyle geldiği bilinmelidir. Yoksa kısmetim azalır veya kısmetimi teper diye bir şey düşünmek, mantık dışı, din dışı saçma bir fikirden başka bir şey olmasa gerek.[736]
119- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yanınıza uğrayan kabile reislerini iyi karşılayınız.”[737]
120- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah bir ev halkının iyi olmasını dilediği zaman, aralarına, birleşme ve yumuşak davranma anlayışını bahşeder.”[738]
121- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir işte başarı yolu elde edinceye kadar acele etmeyiniz.”[739]
122- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Devlet adamı (millete karşı) veya hakim (davalıya karşı) öfkelendiği zaman, şeytan musallat olup onu adaletsizliğe sürükler.”[740]
123- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Karşılaştıklarında (güleryüzle) tokalaşıp Allah'a hamdu sena ettikten sonra, birbirleri için Allah'dan mağfiret dileyen iki müslümanın daha önce işledikleri küçük günahları affolunur.”[741]
124- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Karşılaştıklarında selâm veren müslümandan Allah'ın nezdinde en sevgili olan, arkadaşına güleryüzle daha fazla yakınlık gösterendir. Bu sevgi içinde toka'laşırlarsa, Hz. Allah kendilerine 100 rahmetini indirir ki, bu yüz rahmetden doksanı ilk selâm verip sevgi gösteren için, onu ise karşılığını veren içindir.”[742]
125- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Su-i zanda bulunduğunuz zaman, o zanın gerektirdiğini yapmayınız. (Bir kimsenin elindeki malını) kıskandığınız zaman, kıskançlığın gereği olan zuimü yapmayınız. (Başlamak istediğiniz hayırlı bir işin hakkında) bu iş uğursuzluk getirir diye kalbinizde bir düşünce doğarsa, ona kapılmayıp işin sonunu getirmeye çalışıp Allah'a tevekkül ediniz. Müşteriye) malmızı ölçüp tarttığınızda, ağır olarak ölçüp tartınız.”[743]
126- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sende dört huy olduğu zaman, elde edemediğin dünya serveti için üzülme.
a) Doğru konuşmak.
b) Emanete ihanet etmemek.
c) İyi ahlâklı olmak.
d) Namus ve iffet sahibi olmak.”[744]
127- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dört çeşit huyun bulunduğu bir kimse öz münafık sayılır. Bu dört ahlâktan birisi kendisinde bulunduğu müddetçe, ktşi o nisbette münafık sayılır.”
a) Konuştuğu zaman yalan söylemek.
b) Verdiği söze muhalefet etmek (sözünü yerme getirmemek),
c) Anlaştığı kimselere hile yapmak.
d) Açtığı davasında yalan konuşmak.”[745]
Münafıkların müsiümanları tuzağa düşürmek için, münafık olduklarını gizleyen dört çeşit karakterleri vardır:
a) Hiç bir zaman doğru konuşmamak. Bu, bütün işledikleri kötülük ve münafıkların ana temelidir.
b) Verdikleri sözleri yerine getirmemek. Münafıklar bununla, müsiümanları n arasına lâyık oldukları sevgi ve saygıyı ortadan kaldırıp yerine gizli gizli düşmanlıkları gerçekleştirip yerleştirmek.
c) Yaptıkları anlaşmaları bozup müminleri tuzağa düşürmek için, her türlü hileye başvurmak.
d) Açtıkları her davada yalan söylemek, haklıyı haksız, haksızı da haklı çıkarıp din, kanun ve namusu bir yana atarak bilmemezlikten gelmek[746]
128- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişinin yükselişi ve şerefi dinine, insanlığı olgun aklına fazilet ve üstünlüğü ise iyi ahlâkına bağlıdır.”[747]
129- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın sevmesi, kızdırıldığı halde öfkesine hakimi kişiler için vacibdir. (Yani, kızdırılmasına rağmen öfkesini yenip sabır gösterenler, Allah'ın sevgisini kazanmayı hak etmişlerdir.)”[748]
130- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey Ayşe! Mahremin olan misafirinle beraber ye. Çünkü o yalnız olarak sofrada yemek yemekten utanır.”[749]
131- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En üstün olanınızdan haber vereyim mi işte o, kızdığı zaman, öfkesini en çabuk yenenizdir.”[750]
132- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sonradan özür dilenecek her çeşit kötü hareket ve davranışlardan sakınınız.”[751]
133- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kulağa hoş gelmeyen sözlerden sakınınız.”[752]
134- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Aşırı cimrilikten kaçınınız. Çünkü sizden evvelki milletin yok olmasına sebeb aşırı cimrilikleri olmuştur. Aşırı cimrilik, cimrilik hareketlerini, akrabalık bağlarını koparmayı ve yalan söylemeyi emir ettiğinden, millet de cimriliğe, akrabalık bağlarını koparmaya ve yalan söylemeye başlarlar. (Ki, buda onların sonu olur.)[753]
135- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Milletin servetine karşı olan) kıskançlıktan kaçınınız. Çünkü ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi, kıskançlık da iyilikleri yok eder.”[754]
136- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Açılıp saçılmaktan kaçınınız. Çünkü sizinle birlikte öylesine rahmet melekleri vardır ki, sizden hiç bir zaman ayrılmazlar. Ancak, abdest bozulduğu veya erkeğin hanımıyla cinsi temasta bulunduğu vakitte sizden ayrılırlar. Öyleyse onları sayıp haya ediniz.”[755]
Erkeğin veya kadının yalnızken bile açılıp saçılmaları dinen yasak edilmiştir. Çünkü hem Allah'a karşı saygısızlık, hem de kendileriyle birlikte bulunan meleklere karşı saygısızlıktır. Zira melekler, açılıp saçılmış olan bir kimseyi gördükleri vakit lanet ederler. Açılıp saçılmaya alışan bir kadının kocasının da bu duruma rıza göstermesi, dinsizliktir. Hele yabancı erkeklerin karşısında yarı soyunuk bir halde oturan bir kadının mahrem yerleri göründüğü halde kocasının buna ses çıkarmaması, hem kadın, hem de erkek için ahlâksızlık ve dinsizlikten başka bir şey değildir. Çünkü eşini kıskanmayan tek canlı domuzdur. Domuzdan başka tüm canlılar eşlerini kıskanıp müdafaasını yaparlar.[756]
137- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şehevi isteklerinize' boyun eğmekten kaçınınız. Çünkü şehevi arzular, sahibini sağır ve kör eder.”[757]
138- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kötü arabuluculuktan kaçınınız. Çünkü kötü arabuluculuk bu konuda (elde edeceğiniz sevabı kökten) kazdırıp yok eder."[758]
139- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Emanete sadakat göstermek bol rızık, ihanet ise fakirlik getirir.”[759]
140- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Siz, insanları çeşitli madenler gibi görürsünüz. İslâmiyeti kabul etmeden evvel insanların en iyisi olan, islâmiyeti kabul ettikten sonradan da insanların en iyisidir. İslâmiyeti kabul etmeden önce, islâmiyetten en çok nefret eden kimseleri, islâmiyeti kabul ettikten sonra insanların en iyisi olduğunu göreceksiniz. Kıyamet günü insanların en kötüsü, birine başka diğerine başka bir yüzle gelen ikiyüzlü kimselerdir.”[760]
İnsanlar değer bakımından altın, gümüş, demir, tunç ve bakır igibi farkıdırlar. Fakat cahiliyet devrindeki iyi kimseler, islâmiyetle şereflendikten sonra da îslâmca en iyi kimseler olmuştur. İslâmiyete karşı in-.sanların en faydalısı, kabul etmeden evvel İslama en çok düşmanlık besleyenlerdir. Örneğin: Hz. Ömer, Halit bin Velid gibi.
İki yüzlü bir kimse, en kötü bir madene benzer ki, birine bir yüzle, diğerine başka bîr yüzle giderek iki kişinin arasını bozar.[761]
141- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişinin şerefi mal ile keremliği ise takva ile olur.”[762]
142- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslümanların (başkalarıyla) anlaşması bir sayılır. Öyleyse, müslümanlardan birisi kâfirlere anlaşma ve emin olunacak bir imza verdiği takdirde onu bozmayınız. Kıyamet günü, her zalim için, eline kendisini tanıtacak bir bayrak verilir.”[763]
143- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Temiz, faydalı İyi bir arkadaş, misk satan kimseye, kötü arkadaş da körük sallayan bir demirciye benzer. Misk satan kimseden sana zarar gelmez, bilâkis ondan misk satın almak veya koklamak gibilerle yararlanabilirsin. Demirciye gelince, elbiseni yakmak veya kötü bir koku alılmak gibi ancak zarar alırsın.”[764]
144- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ruhlar toplu halde bulunurlar. Sıfat ve ahlâkları birbirine uyan ruhlar, bir araya gelip tanışabilirler. Tanışıp anlaşamayan ruhlar ise, her zaman ihtilâfa düşüp bir araya gelemezler.”[765]
Ruhlar kendi alemlerinde bir arada yaşarlar. Sıfat, ahlâk ve anlayış karakterleri birbirine benzeyen ruhların bir araya gelerek tanışıp anlaşmaları mümkündür. Fakat sıfat, ahlâk ve anlayış karakterleri birbirine uymayan ruhlar, birbirleriyle asla anlaşamazlar. Kendi aleminde böyle olan ruhlar, dünya alemine gelip insan kalıbına girdikten sonra aym davranış ve hareketleri gösterirler. Yani Ervah aleminde anlaşanlar, insanlar aleminde de anlaşırlar. Ervah aleminde anlaşamayanlar, insanlar aleminde de anlaşamazlar.[766]
145- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kötü zandan kaçınınız. Çünkü kötü zanlar, söz taşıyan olayların en yalanıdır. Din kardeşlerinizin gizli işlerini araştırmayınız ve kulaklarınızla da takip etmeyiniz. Birbirinizle dalaşmayınız, kıskançlık göstermeyiniz, kin yapmayınız ve birbirlerinize karşı sırt çevirmeymiz- Birbirinizle kardeş olup Allah'ın temiz, doğru kullan olunuz. Bir din kardeşinin istemekte olduğu kızı nikahlayıp almadıkça, başka bir erkek onu istemeye kalkışmasın.”[767]
146- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine üç şey vardır ki, buniafm yapılması her müslüman için, yapılması nakdin”
a) Hastayı ziyaret etmek.
b) Cenaze işlerinde bulunmak.
c) Hapşıran bir kimsenin hemen akabinde “ehamdülillah” demesine karşıhk “Yerhamukellah” (Allah sana rahmet eylesm” diyerek karşılık vermek.”[768]
147- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kölelerine (hizmetçilerine, işçilerine ve çoluk çocuklarına) karşı iyidavranmak, uğur getirir. Kötü ahlâklı, olmak uğursuzluk, kadına itaat etmek ise nedamettir. Sadaka ise, kaza ve belâları def eder.”[769]
148- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine üç çeşit huy vardır ki, bu huylara sahip olmayan kimseden köpek bile daha faydalıdır:
a) Ver'a: Allah korkusu ki, kişiyi Allah'ın haram kıldığı şeylerden korur.
b) Hilîm: Sabırlı ve yumuşak huylu olmak. Bu, sahibini cahilin hakaretinden kurtarır.
c) Hüsnü Hûlk: Güzel ahlâk. Buna sahip olan kişi, insanlar arasında ancak bununla yaşayabilir.”[770]
Konu: Alış-Veriş (Ticaret)
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Faiz yiyen, yediren, yazacılığını yapan -saydığımız kimseler, eğer faiz olduğunu biliyorlarsa- döven, dövdüren, zekâtını vermeyen ve hicretten sonra dininden dönenler, Hz. Muhammed'in dilinden lanet olunmuşlardır”[771]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın nezdinde en sevimsiz insan, açtığı davada giden (anlaşmaya yanaşmayan) dır.”[772]
a) Murtet: Hak dinini kabul ettikten sonra dönen,
E'rabi: Bedevi.
b) Eleddu: Şiddetli.”[773]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi bir şeyi başkasına bağışlayan bir kimse, bunun karşılığını almadıkça bağışından dönebilir.”[774]
Hadisde geçen kelimeler:
1) Akilû: Faiz yiyen.
Mukilû: Yediren.
Vasime: Döven.
Mevşume: Dövdüren.
Lavî: Sadaka vermeyen.[775]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yiyecek maddelerinde (Mekke ve Mekke'nin dışında) karaborsacılık yapmak, doğru yoldan çıkmaktır (ki, bu da haramdır.)”[776]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, satarken, borcunu verirken, alacağını alırken kolaylık gösteren kimseleri, cennete koyacağına dair hüküm vermiştir.”[777]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Biriniz, veresiye olarak para verdiğmiz bir din kardeşinizin, hediye sermek ve bineğine binmek gibi tekliflerini kabul etmesin. (Çünkü bunu kabul etmek, manevi bir faizdir.) Fakat hediye daha evvel adet halinde ise, alabilir.”[778]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Siz, iğnet usulüyle alış-veriş yaptığınız, Allah yolunda cihadı bırakıp yalnız ziraat (ve benzeri şeylerle) uğraştığınız zaman, Hz. Allah size (düşmanlarınız tarafından) zilleti musallat eder. Siz, bu kötü durumunuzdan dinin emirlerine dönüp sarılmadıkça, Hz. Allah bu zilleti üzerinizden kaldırıp atmaz.”[779]
İğnet: Örneğin; 80 bin liraya ihtiyacı olan Ali, Veli'nin yanına giderek bu parayı kendisinden ödünç olarak ister. Veli ise, vereceği 80 bin lira para için 20 bin lira faiz ister. Fakat Veli haram olan bu paranın vebalinden kurtulmak için, seksen bin lira değerindeki evini veresiye olarak yüz bin liraya Ali'ye satar. Aradan bir müddet geçtikten sonra evi Ali'den seksen bin liraya tekrar alır ve bu parayı Ali'ye verir. Aralarında tayin ettikleri beş aylık bir bir zamandan sonra seksen bin lirayı yirmi bin lira ile alır. İşte buna, faizi helâllaştırmak için, iğnet hilesi denir. Bu da doğru değildir.[780]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, yaratan, rızık daraltıp yaydıran, tüm canlıların rızkını veren, her mala belirli bir fiat koyduran Hz- Allah'dır.”
Ben ise, kan veya mal için, hiçbirinize zulüm yapmadan Allah'ın rahmetine kavuşmak isterim.”[781]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Hz. Allah, satarken, alırken, borcunu öderken kolaylık göstererek iyi muamele yapanı sever.”[782]
Açıklama:
Sevgili peygamberimizin zamanında birçok malların fiyatlarının durmadan yükselişi karşısında çaresiz kalan halk, peygamberimiz (s.a.s.)'e gelerek şöyle dediler:
“Ya Resulûllah fiyatı durmadan yükselen bu mallara belirli bir fiyat koyunuz.” Bunun üzerine peygamberimiz “bunu yaparsam mal sahiplerine zulüm etmiş olurum” şeklindeki düşüncelerini hadisde buyurdular. Bu hadisden ilham alan Hanefi, Şafiî, Hanbeli mezheplerinin imamları hiç bir kimse tarafından malların fiyatlarını tayin etmek caiz değiidir düşüncesini ortaya koydular. Fakat Maliki mezhebinin imamı, ihtiyaç anında devlet tarafmdan belit bir fiyatın konulması caizdir görüşünü savunmuşlardır.[783]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah (ortaklık konusunda) şöyle buyuruyorlar:
“Ortaklık yapan iki kimseden biri diğerine ihanet etmediği müddetçe, üçüncü ortaklan ben olurum. (Yani fayzu bereketim o iki kimsenin açtığı şirketten eksik olmaz.) Fakat birbirlerine ihanet ettikleri zaman, aralarından çıkarım.”[784]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Borcunu ödeyinceye kadar, alacaklı borçluya karşı her zamanhak sahibidir”[785]
Açıklama:
Adamın biri, Hz. Muhammed (s.a.s)'in yanına gelerek alacağını isterken hakaret ima eden bazı cümleler sarfetmiştir. Bu durumu gören sahabiler o kimseyi hırpalamak istemişlerse de, Hz. Muhammed:
“Ey sahabilerim durun. Çünkü alacaklı her zaman hak sahibidir” diyerek müdahale etmiştir.”[786]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Pazarcılardan vergi alan zorbaların gidecekleri yer, cehennemdir."[787]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mallarınızın (kıtlığından) fiyatların yükselmesi veya (bollaşmasından) fiyatların düşmesi Allah'a aittir.
Muhakkak ben, mal ve kan konusunda hiç birinize zulüm yapıp hakkınızı benden istemeden Allah'ın rahmetine kavuşmak isterim.”[788]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Alıcı ve satıcının satış yerinde hazır, bulundurdukları hayvanları bikirlerine tesikn etmek şartıyla bir hayvanı iki hayvanla değiştirip satmalarmda bir sakınca yoktur.”[789]
Elkamhu: Buğday.
Eşşairu: Arpa.
Meksin: Vergi.
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Alıcı ile satıcının) satış yerinde birbirlerine teslim etmeleri şartıyla az olan buğdayı daha fazla olan arpa ile değiştirmelerinde bir sakınca yoktur.”[790]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yanına bir emanet bırakılan kişinin (bir kusur işlemeden emaneti çaldırması) kendisi içki tazminat ödeme zorunluğu yoktur.”[791]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Karaborsacılık kötü insanlara mahsustur.”[792]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Pazarcılardan vergi alan zorbalar cennete giremeyecektir.”[793]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Borcunu ödemeyen borçlunun daha evvel alacaklıyla bıraktığı rehinesi alacaklının malı olamaz.”[794]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her müslümanın (Yapmak istediği işlerde koştuğu meşru olan) şartları yerine getirmesi gereklidir.”[795]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ödemeye gücü yettiği halde) borcunu ödeme zamanı ertelemek, zulmün bir çeşididir.”[796]
Elma'ku: Uzatmak.
Hûkre: Karaborsacılık.[797]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminin (ölümünden sonra) ruhu borcunu ödeyinceyekadar semada muallâk (cennete girmeyi hak etse bile, ödeyemediği borcu için, ruhu semada bağlı) kalır.”[798]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz (s.a.s) karaborsacılığı, satıcı şehre girmeden müşterinin (ucuz almak gayesiyle satıcının önüne çıkıp) karşılaşmasını, güneş çıkmadan alış-veriş yapmasını, damızlık hayvanların kesilmesini yasaklamıştır.”[799]
Essevmu: Satmak.
Kınen: Damızlık.
Ganen: Koyun.[800]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi bir şeyi başkasına bağışlayan bir kimsenin, bunun karşılığını almadıkça, bağışından dönüp onu almak konusunda daha haklıdır.”[801]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İhtilâm çağına gelen çocuk, yetim değildir. Sabahtan akşama kadar konuşmaksızın sükût etmek ibadet değildir.”[802]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Alış-verişde çok yemin etmekten kaçınınız. Çünkü o, malın satışını çoğaltır, fakat bereketini kökten kazdırtır.”[803]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü davacı olacağım üç kısım insan vardır. Oysa ben, davacı bulunduğum bir kimseyi haksız çıkarabilirim.
a) Benim adıma söz verip sonradan anlaşmayı bozarak ihanet edenler.
b) Özgür insanları köle olarak satıp karşılığında aldığı parayı yiyenler.
c) Tutup çalıştırdığı işçinin hakkını vermeyen kimselerdir.”[804]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Çalınmış mal olduğunu bildiği halde alan bir kimse, çalan kimsenin hırsızlık vebalinde ortaktır.”[805]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhabere alış verişini terk etmeyen bir kimse, Allah ve Resûlüne karşı muhabereye hazırlansın.”[806]
“Muhabere; tohumu çalışana ait olmak şartıyla gelecek mahsulün bir kısmı karşılığında tarlayı i çareye vermek anlamına gelir. Böyle bir icare alış verişi dinimizce haramdır.[807]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, köle olan (anne, baba ve kardeşlerinden) birisini satın olarak alırsa, aldığı o kimse hürdür.”[808]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Efendisinden gebe kalarak doğum yapan bir cariye, efendisinin ölümüyle birlikte hür olur. (Efendisinin sağlığında veya ölümünde asla satılamaz.)”[809]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Müşteriyi aldatmak maksadıyla müşteri şeklinde görünüp) fiat artışı yapan bir kimse, faiz yiyen kimse gibi, Allah'ın lanetini hak etmiş olur.”[810]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Muhammed gelecek şu alış-veriş şekillerini yasaklamıştır:
a) Muhakele: Başaklarda bulunan buğdayı, başaklarından arındırılmış buğdayla değiştirip satmak. Yasaklanmasının sebebi, aldanma ihtimalinin olmasındandır.
b) Muhazere: Tarla vebahçelerde ağaçların tepesindeki oigunlaş-marmş meyveleri satmak. Yasaklanmasının sebebi ise, hasad zamanı gelinceye kadar herhangi bir tehlikeyle karşılanması ve müşterinin zarara uğraması.
c) Mûlamese: Sonradan pişman olmamak şartryla eşyalardan ilk gördüğünü veya ellediğini 20 lira ile sana satmış olayım yasaklanmasının sebebi, müşterinin aldanma ihtimalinin olmasıdır.
ç) Münabeze: Eşyalara atılan halkaların isabet ettiği şeyin satılmış olarak kabullenmesi. Yasaklanmasına neden, pazarlık halinde satılacak malın meçhul olmasıdır.
d) Müzabene: Hurma veya üzüm gibi kuru olan meyveleri aynı meyvelerin yaşı ile değiştirmek. Yasaklanmasının nedeni, aralarında şart olan eşitliğin bulunmamasındandır.”[811]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz macriyi; hayvanın karnındaki yavruyu veya annesi ile birlikte yavruyu ayrı ayrı fiat ölçerek satılmasını yasaklamıştır. Yasaklanmasının nedeni, birinci maddede satılanın, ikinci maddede ise ikisinden birinin meçhul olmasıdır.”[812]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz muhabereyi; tohumu çalışana ait olmak şartıyla meydana gelecek mahsulün bir kısmı karşılığında tarlanın icare edilmesini yasaklamıştır.”[813]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz ücretini belirtmeden işçiyi çalıştırmayı yasaklamıştır.”[814]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz, olgunlaşmamış meyvenin ve hurma ağacının tepesindeki belirginleşmemiş hurmaların satılmasını yasaklamıştır.”[815]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgilipeygamberimiz, erkek hayvan tohumlarının satılmasın ve gelecek mahsulün bir kısmı karşılığında kenarındaki su ile birlikte tarlanın icare edilmesini yasaklamıştır.”[816]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz sonradan getirip teslim etmek şartıyla, hayvanların birbirleriyle değiştirilip satılmasını yasaklamıştır.”[817]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Çocuğun (ortak olduğu tarlada diğer ortağın hissesini başkasına satmasından mütevellid olan) şüf'e de bulûğa erinceye kadar hakkı vardır. Çocuk bulûğa erdiğinde, isterse hakkını ister, isterse hakkından vazgeçer.”[818]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Herhangi bir malını başkasına hibe ettikten sonra ondan vazgeçerek tekrar malına sahip çıkan bir kimsenin meselesi, karnı doyduktan sonra kusan ve bu kustuğunu yiyen bir köpeğin durumuna benzer.”[819]
42- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz Musa peygamber, namus ve şerefini korumak, helâl lokma yemek için nefsini icareye (başkalarına on sene işçilik yaparak çalışmaya) vermiştir.”[820]
43- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Alış-veriş ancak alıcı i!e satıcının rizisı halinde olabilir.”[821]
Hadisin sebebi:
Kıtlık zamanında yahudilerden bir tüccar buğday ile i arpayı Medine-i Münevverede satmak için getirir. Fakat, yüksek fiat istemesi karşısında çaresiz kalan halk, peygamberimize gelerek belli bir fiatin konulmasını rica etmişlerdir. Bunun üzerine peygamberimiz:
“Ben böyle bir şey yapmam. Çünkü alış-veriş, ancak satıcı ile alıcının rızaları ile olabilir” karşılığını hadisde buyurmuşlardır.[822]
44- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Faiz, ancak veresiyeden dolayı olabilir."[823]
45- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah sizden evvel kimselerden bazılarını, satarken, alırken, borcunu verirken, alırken kolaylık ve iyilik göstergelerine karşılık affetmistir.”[824]
46- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Geçmiş ümmetlerden veresiye olarak mal satımı yapan bir kimse vardı. Vadesi gelen kimselere muhasebecisini gönderirken ona:
“Fakir olan borçlulara gittiğin zaman veremeyen durumda olanlar için mühlet verip onları sıkıştırmaya kalkışma. Hiç veremeyenlerden ise vazgeç ki, Hz. Allah da günahlarımızdan dolayı bizi tazip etmekten vazgeçsin” dedi.[825]
Borcunu veremeyen bir fakire bir, bağışlamak ise iki sadakadır.
a) Fakire yardımda bulunmak,
b) Fakiri sıkıntısından kurtarmak.[826]
47- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah'ın kitabına (emirlerine) uymayan alış-verişlerde koşulan şartlar batıldır. Bu şartlar istenildiği kadar çok olsa daha aynı hükmü taşır”[827]
48- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“And olsun ki, ben ancak Kureyş, Ensari-Sâkafi ve Devsî gibi temiz soylu kimselerden hediye kabul etmeye niyet eyledim.”[828]
“Kötü soylu insanlardan hediye kabul etmek doğru değildir. Çünkü hediye kabul ettikten sonra kişi, bir sürü dedikodu ve başa kakmak gibi durumlarla karşılaşır ki, bu da insan için çok zordur. Fakat kişi hediye kabul etmek isterse, o vakit hediyeyi temiz soylu, iyi ahlâk sahibi kimselerden kabul etsin.[829]
49- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Akrabalara iyilik yapmak fazilet, fakat akrabalardan aldıklarının karşılığını vermek fazilet değildir. Akrabalara iyilik etmek, onlara ancak karşılıksız yardım etmekle olur.”[830]
“Akrabaların arasındaki akrabalık Allah'ın bir nimetidir. O nimeti ayaklar altına almak yanında akrabalarla ilişkiyi kesmek, Allah'ın bahşettiği nimete karşı en büyük nankörlüktür. İslâmda din kardeşliği ne kadar değerli ilâhi bir faziletse, akrabalık da öylesine ilâhi bir fazilettir. Ancak dinine zarar veren akrabalarla ilgi kesilebilir. Çünkü dinin himayesi, akrabalığın hamiyesinden daha üstündür. Bunun içindir ki, dine zarar veren akrabalardan kaçınmak en doğru bir hareket olacaktır.[831]
51- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Malını faizden çoğaltan bir kimsenin çoğalttığı malının akibeti azalmaktır. (Böyle bir mal, maddi bakımdan azalmaya mahkûm olduğu gibi, sahibini de Allah'a karşı getirip, Allah'ın rahmetinden uzaklaştırmanın yanında cehennemi boylamasına da sebeb olur.)[832]
52- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir müslüman, malı hakkında vasiyet etmek istediği takdirde, iki gecede bir yatağına uzandığı vakit, vasiyetnamesini başucunda bulundurması gerekir.”[833]
53- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir zenginin, borcunu vermeyerek ertelemesi zulümdür. Biriniz, (fakir olan) borçlusu tarafından zengin bir kimseye havale edildiği zaman, bunu kabul edip alacağını zenginden taleb etmeye başlasın."[834]
“Böyle bir alış-verişe havale denilir. Havale konusunda düşünülmesi gereken şu dört husus vardır;
a. Muhil: Kendisinden alacaklı olan kişiyi, alacaklı bulunduğu bir başka kimseye havale eden.
b. Muhal: Havale edilen ikinci kişi.
c. Muhai-u Aleyhi: Borçlu tarafından, kendisinden alacaklı olan bir kimsenin alacaklısına havale edildiği üçüncü kişi.
d. Muhai-u bihi: Havale edilen para.[835]
54- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Satılmış bir köleyi kabul veya red etme müddeti üç gündür.”[836]
55- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Alış-veriş'in geçerli olabilmesi için alıcı ve satıcının) ancak rızaları ile olabilir”[837]
56- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hainliğin en büyüğü, vali (gibi devlet adamları)'nın halk arasında alış-veriş yapmasıdır. (Çünkü devlet adamı, idaresi altında bulunan devlet malını satar. Ya da yetkisini kullanarak aiış-veriş konusunda başkalarını aldatır. Oysa bunların her ikisi de haramdır.)”[838]
57- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yığın halinde bulunan hububattan buğday, arpa gibi bir malı satın alan kimsenin onu ölçüp başka bir yere nakletmeden satmaması gerekir.”[839]
58- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sahipsiz bir yerin etrafını duvarla çeviren bir kimse, onu kendisine mal etmiş olur.”[840]
59- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslümanlara karşı yiyecek ve içeceklerde karaborsacılık yapan bir kimseyi, Hz. Allah, cüzzam hastalığı veya iflâsa sürüklemekle cezalandırsın.”[841]
60- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, sahipsiz ve elverişsiz bir yeri, bitek (elverişli) bir hale getirirse, o yer kendisinin olur. Ancak, başkasına ait olan yeri, ağaç dikmekle elde etmeye çalışarak zulüm eden bir kimse, o yer hususunda hiç bir hak taleb edemez.”[842]
61- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, sahipsiz ve ölü bir yeri (ekin ekerek, ağaçlar dikerek bitek bir hale getirip ihya ederse, büyük bir sevap kazanır. Aynı zamanda, o yerin ekin ve meyvelerinden canlı varlıkların yediklerine karşılık da kendisine sadaka olarak sevap verilir.”[843]
62- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Milletin malını sahibine vermek niyetiyle (zalim yangından ve sel gibi felâketlerden) kurtaran kimseye, Hz. Allah yardım etsin.”
(O malı, bu niyetle değilde, bilâkis) kendisine mal ya da niyetiyle kurtarırsa, Allah da o kimseyi yok etsin.”[844]
63- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müslümanların (amme menfaatine tahsis edilmiş) yolu (gibi herhangi bir malıj'na tecavüz eden kimse, kıyamet günü, o yerin yedinci tabakasına varıncaya kadar topraklarını omuzlayarak mahşere gelecektir.”[845]
64- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sonradan almak amacıyla parasını veren (selef akdini yapmak isteyen) kimse, ölçekle veya tartıca malûm, müddeti belli bir şey için versin.”[846]
Selef: Selemin aynasıdır. Bu iki kelimede, meselâ; alıcının iki ay sonra gibi belli bir zaman parasını peşin vererek kararlaştırdığı bir akdin isimleridir.[847]
65- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim (fasulye gibi) bir mal üzerine kararlaştırdığı sedef akdini malı alma zamanı gelince (nohut gibi) başka bir malın akdine çeviremez.”[848]
66- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ey şehir sakinleri! Dışardan mal getiren) satıcıları rahat bırakın. (Satıcılar şehre inip mallarının değerini öğrenmeden onları aldatmaya kalkışmayınız) ki, alıcı ile satıcı birbirinden faydalansınlar. Fakat içinizden biri (dışardan getirilen malın değerini öğrenmek gayesiyle) din kardeşinden bilgi talebinde bulunabilir.”[849]
67- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Satıcıyı kendi haline bırakın. (Satmak istediği malına fiyat koymayın.) Çünkü hak sahibi söz sahibidir.”[850]
68- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Aynı cinsten) olan altınlar birbirleriyle değiştirilebilir. Fakat biri diğerinden (tartı bakımından) fazla olmaması gerekir. Gümüş (ve diğer) pereler birbiriyle değiştirilebilir. Fakat birbirlerine eşit olmaları gerekir.”[851]
69- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, tuz tuzla değiştirilip satılabilir. Fakat birinin diğerinden (ne sayı, ne de ölçek bakımından) fazla olmaması gerekir.”[852]
Hadisde geçen kelimeler:
Dinar: Altın
Dirhem: Gümüş
Sa': Miktar, belli bir ölçek
Hintâ: Buğday.[853]
70- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Vermeğe kadir olduğu halde)borcunu vermeyen bir kimse, (öldükten sonra) kabrinde hapis edilerek yalnızlıktan Allah'a şikâyette bulunur.”[854]
71- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Gücü yettiği halde) borcunu ödemeyen bir kimse, kabrinde bağlı kalır. (Hak ettiği saadete kavuşamaz ve yalnızlıktan da kurtulamaz). Ancak borcunun ödenmesi onu kurtarır.”[855]
Mağlulun: Bağlı kalmak[856]
72- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kişi (emanetle, zorla veya hırsızlıkla) el koyduğu bir malı sahibine iade etmek zorundadır. (Vermeyip yanında telef olduğu takdirde tazminatını ödemesi yani değerini vermesi gerekir.)”[857]
73- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki
“(Tartı ile) aralarında bir fazlalık oknamak şartıyla altın altınla, gümüş gümüşle değiştirilebilir. Altına muhtaç olan kişi gümüşünü altınla, gümüşe muhtaç olan kişi de altınını gümüşle değiştirebilir veya bozabilir. (Çünkü cinsleri bir olmadığından aralarında bir fazlalık olabilir. Bunun için her ikisinin de açıkta olması ve aynı anda birbirlerine teslim etmeleri gerekir.”[858]
74- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Eşit ve hazır bulundurup teslim etmek şartıyla altın altınla, gümüş gümüşle, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla değiştirilebilir. Bu saydığımız çeşitleri kendi cinsinden başka ayrı cinslerle değiştirmek istediğinizde, hazır bulundurup teslim etmek şartıyla satabilirsiniz.”[859]
Hadislerde geçen bazı kelimeler:
Fızze: Gümüş
Birre: Buğday
Şe'ır: Arpa
Temir: Hurma
Mılh: Tuz[860]
75- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, kolaylık göstererek malını satan, alan, borcunu ödeyen veya alacağını alan kişiden razı olsun.”[861]
Semhen: Kolaylık gösteren
Keza: Borcunu ödemek
İkteza: Alacağını almak[862]
76- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Bana sattığın malın bedelini) ağırca tart ve al.”[863]
Hadisin sebebi: Sevgili peygamberimiz pazarda satın aldığı bir gömleğin bedelini tartıyla verirken kendisine satan kişiye hadisdeki gibi buyurmuştur.[864]
77- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz ihtiyaçtan fazla kalan suyun para ile satılmasını yasak kılmıştır.”[865]
78- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz veresiye olarak altınla gümüşün birbiriyle değiştirilmesini yasak kılmıştır.”[866]
79- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz bir kaç sene ardarda ağaçtaki hurmaları bir akidde satrlmasmı yasak kılmıştır, (Çünkü tou senelerden birinde meyve vermemiş olabilir.)”[867]
80- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz ölçüsü bilinmeyen yığınak halindeki hurmanın satılmasını yasak kılmıştır.”[868]
Subret: Ölçüsü belli olmayan, yığmak
Keyil: Ölçek.[869]
81- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz (deve gibi) gebe olan bir hayvanın yavrusunun yavrusu (ve aynı zamanda yavrusu) nunda satılmasını haram kılmıştır.”[870]
Hadisde geçen bazı kelimeler:
Habelilhabeleti: Yavrunun yavrusu veya gebe olan hayvanın yavrusu.
Kali'i: Alacak.[871]
82- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz bir kişinin alacağı başka bir kişinin alacağı ile satılmasını haram kırmıştır. (Çünkü herhangi birisinin almaması mümkündür.)[872]
83- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz yaş hurmanın kuru hurma ile satılmasını haram kılmıştır. (Çünkü yaş olan hurma kuruduktan sonra azalabilir.)”[873]
84- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki
“Sevgili peygamberimiz azat edilmesi içki antlaşması yapılmış bir kölenin satilmasmı veya hibe edilmesini yasak etmiştir.”[874]
85- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz belli bir yerden atılan taşın vardığı yere kadar olan arsanın ve elde edilmesi mümkün olmayan (kayıp mal gibi) bir şeyin satılmasını yasak etmiştir. (Çünkü alıcı veya satıcıdan biri aklanabilir.)”[875]
Hadiste geçen kelimeler:
Beyül Hasat-ı: Bu şeriat elinde bir kaç mana ifade eden bir cümledir:
a) Atılan taşın ulaştığı yere kadar olan kısmı sana sattım.
b) Atılan taşın düştüğü yere kadar olan bu arsayı veya tarlayı sana satım. Bunlar haramdır. Çünkü ya satıcı veya alıcı almış olur.[876]
86- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz olgunlaşmamış hurmanın, başakları cılız (kuvvetlenmemiş) ekinin satılmasını yasak kılmıştır. Çünkü ham hurma ile başaktaki yetişmemiş buğday herhangi semavi bir afetle yok olabilir. Bundan dolayı müşteri aldanabilir.”[877]
87- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz yaş hurmanın kuru hurmayla, yaş üzümün kuru üzümle, başaklardan arındırılmamış buğdayın buğday tanesi ili değiştirilip satılmasını yasak kılmıştır.”[878]
88- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz mecbur kalmış bir kimsenin malının değerinden aşağı olarak alınmasını ve de meçhul bir şeyin satılmasını yasak kılmıştır. (Çünkü birinci şıkta satıcının, ikinci şıkta ise alıcının aldanması vardır.)”[879]
Mecbur kalmış bir kimsenin malını değerinden daha aşağı bir fiatla almak haram olduğu gibi kimsesiz kalmış bir kimsenin elindeki malını zor kullanarak elde etmek de haramdır.[880]
89- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki
“Satılan köpeklerden ve zinadan kazanılan para haramdır. Kan almayı meslek edinmek ise kötü bir şeydir.”[881]
90- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İşte (borçlu olarak ölen) bu kişi (borcunun ödenmesiyle) şimdi rahat ve azabtan kurtuldu.”[882]
Hadisin sebebi: Sevgili peygamberimiz borçlu olarak ölen bir kişinin cenaze namazını ancak Ebu Kutada adındaki bir sahabenin ölen adamın borcunu ödemesi halinde kılmış ve bunun üzerine:
“İşte borçlu olarak ölen bu adam şimdi rahat ve azabtan kurtulmuştur” hadisi şerifi buyurmuştur.[883]
91- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yerin hakiki sahibi ve ysratıcısı Allah'dır. İnsanlar da Allah'ın kuludur. O halde kim sahipsiz bir toprağı (sürmekle) ihye ederse, o toprak onun olur.”[884]
92- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Alış verişin bereketi, pazarlık eden (alıcı ile satıcının) birbirlerinin tutup sıktıkları ellerindedir.”[885]
93- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Alıcı ile satıcı pazarlık yaptıkları yerden ayrılmadan önce muhayyerdir. Alıcı ile satıcı isterlerse kabul, isterlerse red ederler. Bu ikisi satıp aldıkları malın hakkında doğru konuşup ayıplarını gizlemezlerse, alış verişe ilâhi bir bereket girer. Ayıplarını gizleyip yalan söyleyerek birbirlerini aldatırlarsa, yaptıkları alış verişte hayır ve bereket kalkar.”[886]
94- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Alıcı ile satıcınının arasında ihtilâf olduğu zaman alıcı aldıklarını satıcıya, satıcı da aldığını alıcıya iade edebilir.”[887]
95- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Açılan her davada şahit göstermek davacıya ait, yemin etmek ise davalıya düşer. Fakat öldürülen bir kişinin kan bedeli hakkında acıtan dava bunun tam tersidir. (Yani, yemin etmek davacıya, şahit göstermek ise davalıya düşer.)”[888]
96- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Pazarlık edilen yerde, eşit ve birbirlerine teslim etmek şartıyla hurma hurma ile buğday buğday ile arpa arpa ile tuz tuz ile değiştirilerek satılabilir. (Bunların her biri kendi cinsi ile satılması kararlaştırıldıktan sonra) kim arttırır veya arttırma talebinde bulunursa, faiz almış olur. Ancak cinsleri bir olmayanlarda faiz olmaz. Çünkü biri diğerinden fazla olabilir.”[889]
97- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İçkiden, zinadan ve satılan köpeğin bedeli olan her türlü para ve davul çalmak haramdır.”
“Köpeğini sana satan ve sonra gelipte parasını isteyenin eline toprak koy. İçki içmek, kumar oynamak ve insanı sarhoş yapan her madde haramdır.”[890]
98- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz şehirde bulunan tacirlerin dışardan mal satmaya getirenlerin şehre inmeden karşılanıp kendilerinden mal alınmalarını yasaklamıştır.”[891]
99- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz satılan köpeğin, domuzun, zinanın ve erkek atın tohum mayasının parasını haram kılmıştır”[892]
100- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz alıcının satıcıdan borç almak şartıyla ancak istediğini ona (satıcıya) satabileceğine dair yapılan alış-verişi, iki şartlı alışverişin yapılmasını, senin olmayan ve satın alınmış fakat henüz teslim edilmemiş bir malın başkasına satılmasını haram kılmıştır.”
Hadiste iki şartlı alış verişten kastedilen manâ şudur: Malını satmak isteyen satıcının alıcıya “Bu malımı peşin yüz lira, veresiye 150 lira ile sana sattım sattım” şeklinde yaptığı alış-veriş haramdır. Çünkü alıcı peşin verecek param yok, ancak veresiye alabilirim dediğinde faiz olmuş olur.[893]
101- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz zarar verecek küçük bir maim bölünmesini haram kılmıştır.”[894]
102- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz başkasından kan alınmasının meslek edinilmesini yasaklamıştır.”[895]
103- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz hacının -melekede kayıp ettiği malı bulan kimsenin bir yıl içinde sahibini bulmamasına rağmen gene de kendisine mülk edinmesini yasaklamıştır.”[896]
104- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Çocuk babasının kazancıdır. (Öyle ise zarar vermemek şartıyla çocuğun her türlü malından babasının yeyip içmesi helâldir.)”[897]
105- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İslâm dininde, sahipsiz topraktan istediği kadar himayesine geçirmek yetkisi hiç kimseye verilmemiştir. (Ancak amme menfaati için devlet amirlerine verilebilir). (Almak maksadıyla değilde) başkasını aldatmak gayesiyle pazarlığı yapılan bir malı arttırmak haramdır.”[898]
106- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz urban satışını yasak kılmıştır.”[899]
Urban: Alıcının pazarlık edip anlaştığı bir mal için verdiği cüzi bir parayı, malı görüp beğendiği takdirde fiyatından sayması, beğenmediği takdirde ise satıcıya bırakması. Sevgili peygamberimizin böyle bir satışı haram kılmasının sebebi; aldanma ihtimali ve satışında kesinlik kazanmamasındandır.[900]
107- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz diri bir koyunun bir kaç kilo et ile satılmasını haram kılmıştır. (Çünkü diri hayvanın etinin keyfiyeti meçhuldür.)”[901]
108- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz erkek hayvanın tohumunun, hayvanın karnındaki yavrusunun ve yavrusunun yavrusunun satılmasını yasak kılmıştır.”[902]
109- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ancak ölçerek teslim alınan bir mal ikinci bir şahsa satılırken meydana gelen noksanlık veya fazlalık alıcınındır. (Sattığı kişiye ait değildir.)”[903]
110- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz, sağılması terkedtldivinden memeleri şişmiş olan bir hayvanın satılmasını yasak kılmıştır.”[904]
111- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz bir antlaşmayla iki alışveriş yapılmasını yasak kılmıştır.”[905]
Bu hadis yasak olunan iki konuyu kapsar:
a) Meselâ, satıcının şu malını 150 lira ile bana satarsan ben de sana bu malımı şu kadarla satarım gibi yapılan ikili antlaşmalar.
b) Örneğin, bir malın peşin olarak yüz, veresiye olarak da yüz elli lirayla satış anlaşması yapılması. Bu faiz olduğundan haramdır.[906]
112- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Aldanma ihtimali olacağından sudaki balıklarını birbirinize satmayınız”[907]
113- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sevgili peygamberimiz diyor ki: Sizden öncekilerden birisi hesaba çekildi, fakat iyi bir sevabına rastlanmadı, Ancak zengin olari bu adam mal sattıktan sonra gönderdiği tahsil memurlarına şöyle emrederdi. “Borcunu vermeyen fakir kimseleri af ediniz.” Bunun üzerine Hz. Allah hesaba çekilen bu kulu hakkında meleklerine şöyle buyurdu: “Biz o zengin tacirden daha büyük bir af etme yetkisine sahibiz. Ondan vazgeçip benim rahmetime bırakınız.”[908]
Konu: Tazminat Ödemek
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Kişinin telef ettiği) yemek yemekle, kab ise benzeri olan başka bir kabla ödenir.”[909]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kadına ait (kişinin telef ettiği) yemek başka bir yemekle, kap ise başka bir kapla ödenir.”[910]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir hayvanı vurup yaraladıkları için maksatsız olarak açılan kuyuya ve deri maddeleri çıkarmak maksadıyla açılan çukurlara düşüp ölen kimseler için tazminat ödenmesi gerekmez. Cahiliyet devrine ait definelerin çıkarılması için açılan çukurlara düşüp ölenler için ise, tazminat olarak ordan elde edilen definenin beşte biri ödenir.”[911]
Konu: Vasiyet Etmek
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ey Sait, sen vasiyet etmek istiyorsan) malının üçte biri yeterli, hatta çok bile. Çünkü mirasçılarını zengin olarak bırakıp gitmen, fakir ve dilenci olarak bırakıp gitmenden daha hayırlıdır. Hatta hanımının ağzına koyduğun lokmaya varıncaya kadar Allah için harcadığın her harcaman için sana mükâfat verilecektir.”[912]
Hadisin sebebi: Sahabilerden Sait ibni Ebi Vakkas ölüm: anımla peygamberimize dedi ki:
“Ye Rasulullah! Ben malımın üçte ikisini sadaka olarak vermek istiyorum. Ne buyurursunuz?”
Bunun üzerine peygamberimiz bunun çok olduğunu söylediklerinde Sait “malımın üçte birini vermek istiyorum. Ne dersiniz?” dedi. Peygamberimiz de bunun yeterli hatta fazla bile olduğunu cevaben verdiler.[913]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben yapılan zulüm ve hakaretler için şahit olamam.”[914]
Hadisin sebebi: Ümmül Numan ölüm döşeğinde yatan babasından malının bir kısmının kendisine verilmesini istedi.
Babası, “Ben bu istediklerin hakkında Peygamberimize sorup onu şahit olarak tutmadıkça bir şey diyemem” dedi. Bu konuyu peygamberimize danıştığında peygamberimiz “başka çocuğun varmı” diye sordu. Peygamberimiz bu çocuğundan başka bir kız çocuğu olduğunu öğrenince, “Ben böyle haksız olan şeylere şahit olamam.” diye cevap verdiler. Bu hadisten dolayı hukukçular mirasda evlâtlar arasında ayrıcalık yapmanın ve malın yalnız bir evlâda tahsis edilmenin haram olduğu konusunda fikir birliğine varmışlardır.[915]
Konu: Rehine Vermek
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Borçlu olan bir kimse, rehine olarak gösterdiği at, deve gibi binilecek hayvanın) sırtına ancak kendisi bindiği gibi o hayvana yapılan masrafı da kendisi karşılar. Yine rehinenin sütünü kendisi içtiği gibi onun masrafını da kendisi görür. Çünkü rehine olan hayvan m sırtına binmek ve sütünü içmek, hayvanı rehine bırakan borçlunun hakkı olduğu gibi masrafın karşılanması da borçlunun hakkıdır.”[916]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Rehine olarak bırakılan hayvanın sırtına binildiği gibi sütü de içilir”[917]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Rehin edilmiş hayvana, nafakasına karşılık binilir. Rehin edilen sütlü hayvanın sütü de içilir.”[918]
Diyetler
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şibh-i amd'ın diyeti, amd'ın diyeti gibi mugallaza'dır. Şibh-i amd'ın faaili öldürülmez.”[919] Ebû Davut bu hadisi İbn-i Amrbin El-As’ da rivayet etmiştir.
Şibh-i Amd: Katli meşru olmayan bir insanı âlât-i câriha'dan sayılmayan bir şeyle kasden öldürmek ki, bunun adına İslâm hukukunda şibh-î amd, yani yarı kasıt denilmektedir.
Amd; Kasten ve âlât-i câriha'dan biriyle öldürmek. Musallaza: Diyet-i mugaliaza: Hıkka ve cezalardan otuzar ve yüklülerden kırk olmak üzere yüz devedir.[920]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kadının diyeti, erkeğin diyetinin üçte birine varıncaya dek onun diyeti kadardır.”[921] En-Nesrî bu hadisi İbn-i Amr bin El-Âss'dan rivayet etmiştir.
Kadının diyeti, erkeğin diyetinin üçte birine kadar eşittir. Ancak üçte birden sonra kadının diyeti, erkeğin diyetinin yarısı kadardır.[922]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir aşiret'e (mensup kişiler) in diyetleri bütün aşiret hatkının üzerine düşer.”[923] Ahmet ve Müslim bu hadisi bir'den rivayet etmişlerdir.
Bir aşiret içinde yanlışlıkla işlenen cinayetlerin kan bedeli, yanlış cinayeti işleyen tarafından değil, bütün aşiret halkı tarafından ödenmesi gerekir.[924]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zimmîlerin diyeti Müslümanların diyetinin yarısı kadardır.”[925] En-Nesâî bu hadisi İbn-i Ömer'den rivayet etmiştir.
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kasıtlı işlenen cinayette kısas ve yanlışlıkla işlenen cinayette diyet vardır”[926] Et-Taberânî bu hadisi Amr bin Hizâm'dan rivayet etmiştir.
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muâhed'in (zimmî veya müttefikin) diyeti, hürrün diyetinin yarısı kadardır.”[927] Ebû Davut bu hadisi İbni Ömer'den rivayet etmiştir.
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kâfirin diyetinin tutarı, Müslümanın diyetinin yarısı kadardır.”[928] Tirmizî bu hadisi İbn-i Amr bin El-Âss'dan rivayet etmiştir.
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zimmînin diyeti, Müslüman diyeti kadardır.”[929]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“El ve ayak parmaklarının diyeti eşittir. Her biri için ödenen bedel on devedir.”[930]
Hadisi şerifin özeti: Bir kimsenin başka birisinin kopardığı bir parmağın kan bedeli 10 devedir. İki parmağın kan bedeli ise 20 devedir. Ayak ve el parmakları bu konuda eşittir.[931]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ev, harem (kutsal yer) dir. Her kim sana saldırarak haremine girerse onu öldür.”[932] Ahmet ve Et-Taberânî bu hadisi Ubâde bin Es-Sâmit'ten rivayet etmişlerdir.
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Meryem'in oğlu İsa, bir adamı hırsızlık ederken gördü ve ona:
“Çaldın mı?” diye sordu. Adam:
“Kendisinden başka gerçek tanrı bulunmayan zat'a yemin ederim ki, hayır!..” diye karşılık verdi. Bunun üzerine İsa şöyle dedi:
“Allah'a inandım ve gözümü yalanladım.”[933] Buharî ve daha başkaları bu hadisi Ebû Hüreyre'den rivayet etmişlerdir.
İsa peygamber, bir adamın hırsızlık yaptığını görünce kendisine şöyie sordu:
“Hırsızlık mı yaptınız?”
Adam:
“Hayır, Allah'ın birliğine yemin ederim ki, herhangi bir şey çalmadım.”
İsa peygamber, adamın böyle demesi karşısında;
“Ben, Allah'a iman ettim. Gözlerimin gördüğünü yalanlıyorum,”
İşte... Böyle bir şüphe, hırsızlık konusuna girince, hırsızlık yaptığı iddia edilen adamın eli kesilmek cezasından kurtuldu.[934]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kulakta yüz deve ve akılda yüz de (diyet) vardır.”[935] El- Beyhakî bu hadisi Muâz'dan rivayet etmiştir.
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dilde, konuşmayı önlediği takdirde (tam) diyet vardır. Erkeklik uzvunda, haşefe kesildiği takdirde (tam) diyet vardır. İki dudakta da tam diyet vardır.”[936] İbn-i Adiyy ve daha başkaları bu hadisi İbn-i Ömer'den rivayet etmişlerdir.
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yanlışlıkla işlenen cinayetin diyetinde hıkka, cezea, bint-i mehaz, lebûn ve ibn-i mehaz'dan yirmişer olmak üzere yüz deve vardır”[937] Ebû Davut bu hadisi İbn-i Mes'ûd'dan rivayet etmiştir.
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şahit olarak kılıç yeter.”[938] İbn-i Mâce bu hadisi Seleme bin El-Muhabbak'tan rivayet etmiştir.
Hadisin sebebi:
Şer'î cezalara dair ayetler inmişti. Çok kıskanç kişi olan Ebû Sâbit'e
“Karın Ümm-î Sâbit'in yanında bir adam bulsaydın ne yapardın?” diye soruldu.
“İkisini de kılıçtan geçirirdim.” karşılığını verdi ve şöyle devam etti.
“Dört şahit getirinceye kadar bekleyecek miydim? Adam da işini görür ve giderdi. Veya şöyle, böyle mi oldu, diyecektim! O zaman da bana kar zif (zina iftirası) cezası verilir ve ömür boyu şahitliğim de kabul edilmezdi.” Ebû Sâbit'in bu sözleri Peygamber Efendimize iletilince bu hadîsi şerifi buyurdular. Hadis, meseleye kılıç tarafından bir had koyulduğu anlamını taşımaktadır: Bazıları bu hadise dayanarak koca hakkında kısas lâzım gelmeyeceğine kail olurken kimi de kısas gerektiği hükmüne varmıştır.[939]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Doktorluğu bilinmediği (halk arasında doktor olarak tanınmadığı) halde tedavi eden kişi, (sebebiyet verdiği zararı) tazmine mecburdur.”[940] Ebû Davut ve birçokları bu hadisi İbn-i Amr bin El-Âss'dan rivayet etmişlerdir.
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kesici âletten başkasıyle (öldürücü olmadığı genel olarak kabul edilen bir aletle) işlenen suç yanlışlık suçudur ve her yanlışlık suçu için diyet vardır.”[941] Et-Taberânî bu hadisi En-Nu'mân bin Beşîr'den rivayet etmiştir.
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kan bedelini aldıktan sonra öldüren kişiyi affetmem.”[942] Et-Tayâlisî bu hadisi Câbir'den rivayet etmiştir.
Bu hadisin şerhinde ilim adamları şöyle demektedirler: Adam öldüren kişi kısas olarak öldürülür. Ancak ölüm, kılıç gibi keskin ve yaralayıcı olmayan bir aletle vuku bulmuş ise bu durumda kısas değil, diyet lâzım gelir. [943]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kasten suç işlediğini kabul eden katilin akrabalarına kan bedelinden hiç bir şey yüklemeyiniz. (Zira böyle bir cinayetten mütevellit olan kan bedeli katile aittir.)”[944]
Diyetin, katilin asabesi tarafından ödenmesi için yalnız katilini itirafı yeterli bulunmamaktadır. Suç, hukukî yönden ispatlanmış veya asa-be tarafından da kabul edilmiş olması şarttır. Asabe, katilin baba tarafından akrabası olup diyeti ödemekle yükümlü olan kişilerdir.[945]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yanlışlıkla işlenen bir cinayetin kan bedeli katilin akrabalarına yüklenir. Düşürülen bir ceninin kan bedeli bir köle veya cariye vermektir. (Veya bunların karşılığı verilecektir.)”[946]
Şer'î Cezalar
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şer'î cezaları şüphelerle önleyiniz ve soylu kişilerin sürçmelerini bağışlayınız; ancak Allah'ın tayin ettiği şer'î cezaların hiç birinde, bağışlama olmaz.”[947] Abdurrazzak bu hadisi İbn-i Abbâs'dan rivayet etmiştir)!
Şer'î cezayı gerektiren bir suç olmadıkça soylu kişilerin ufak tefek hataları ve sürçmelerinin bağışlanması emrediliyor. Aynı zamanda suçun isnat edilen kişi tarafından işlenip işlenmemiş olmasında meydana çıkacak olan herhangi bir şüphe ile ceza önlenebilir. Ancak bu şüphenin şer'î yönden geçerli olması şarttır.[948]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İspatsız olarak bir kimseyi taşlayacak olsam şu kadını taşlardım."[949] Ebû Ya'lâ bu hadisi İbn-i Abbâs'dan rivayet etmiştir.
Fahişelik yaptığı yayılan ve ancak şahit veya itirafla sabit olmayan bir kadın hakkında Resûl-î Ekrem Efendimiz bu hadisi buyurmuşlardır.[950]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yağmacının, aşırtıcının ve emanete hiyanet edenin eli kesilmez.”[951] Ahmet ve birçokları bu hadisi Câbir'den rivayet etmişlerdir.
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sihirbazın cezası, boynunun kılıçla vurulmasıdır.”[952] Tirmizî bu hadisi Cündüb'den rivayet etmiştir.
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir ülkede tatbik mevkiinde bir ceza, o ülke halkı için kırk sabah yağan yağmurdan daha yararlıdır.”[953] En-Nesâî bu hadisi Ebu Hüreyre'den rivayet etmiştir.
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir anne, çocuğunun suçundan sorumlu olmaz.”[954] En-Nesâî bu hadisi Tarık El-Muharibî'den rivayet etmiştir.
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“On kırbaçtan daha fazla tekdir (azarlama) cezası vermeyiniz.”[955] İbn-i Mes'ûd bu hadisi Ebû Hüreyre'den rivayet etmiştir.
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hırsızın eli ancak çeyrek Dinar (değerinde olan bir mal) veya daha fazlasında kesilir.”[956] Müslim ve daha başkaları bu hadisi Aişe'den rivayet etmişlerdir.
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Meyve ve hurma çiçeğinde el kesme cezası yoktur.”[957] Ahmet ve birçokları bu hadisi Râfi' bin Hadîc'den rivayet etmişlerdir.
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Genel açlık zamanlarında el kesme cezası yoktur.” [958] El-Hatîb bu hadisi Ebû Ümâme'den rivayet etmiştir.
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Beyin zarına ulaşan yarık veya içe nüfuz eden yaralama veya kemiği ufalayan yarıkta kısas yoktur.”[959] İbn-i Mâce bu hadisi El-Abbâs'dan rivayet etmiştir.
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kendi aranızda bağışlama yolu ile şer'î cezaları hallediniz! Bana iletilen ceza mutlaka vacip (yerine getirtmesi gerekli) olur.”[960] Ebu Davut ve daha başkaları bu hadisi İbn-i Amr bin El-Âss'dan rivayet etmişlerdir.
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sizden önceki milletlerin helak olmalarının gerçek sebebi, içlerinden soylu kişi çaldığı zaman onu bırakırlar ve güçsüz kişi hırsızlık ettiği zaman onu cezalandırırlardı.”[961] Ahmet, Buharı ve daha başkaları bu hadisi Aişe'den rivayet etmişlerdir.
Ödünç
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ödünç alınan şey geri'verilmeli, ekininden yararlanılmak üzere alınan toprak sahibine iade edilmelidir."[962] İbn-i Mâce bu hadisi Enes'den sahih bir senedle rivayet etmiştir.
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ödünç alınan şey geri verilecek, ekininden yararlanılan tarla sahibine iade edilecek, borç ödenecek, kefil ve tazminat ödiyecektir.” [963] Ahmet ve birçokları bu hadisi Ebû Ümâme'den rivayet etmişlerdir.
Konu: Kaybolan Malların Hakkında İslâmi Hükümler
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kaybolan (deve, sığır, manda gibi) canlı hayvanlar ve düşürülen (altın, gümüş gibi) malları bulduğun yerde tarifini yap. Sahibini bulduğun zaman onu sahibine ver. Eğer sahibini bulamazsan o mal sana kalır. Çünkü malın hakiki sahibi Hz. Allah'dır. Allah dilediği kişiye verir.”[964]
Konu: Normal (İktisadî) Yaşam
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yahudilerden Beni Nezir kabilesinin Medine’de bırakıp terkettikleri hurma ağaçlarını satan sevgili peygamberimiz elde ettiği paradan ancak ailelerine bir senelik yetecek nafakalarını ayırırdı.”[965]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Harcamada iktisadi hareket, yaşamanın yansıdır. İnsanlarla iyi geçinmek aklın, bilmediklerini sormak ise ilmin yarısıdır.”[966]
Konu: Kıyamet Gününde Allah'ın Rahmet Gölgesinde Bulunan Kimseler
1. “Hz. Allah, hiç bir gölgenin bulunmadığı kıyamet günü kendi rahmet gölgesi altına alacağı yedi kimseler vardır:”
a) Adaletten ayrılmayan imanlı devlet adamları.
b) Alla'h'a karşı tam olarak kulluk vazifesini ihmal etmeyen gençler.
c) Bir dahaki vakte dönünceye kadar camilere kalbleri bağlı olarak kalan kişiler.
ç) Allah için sevip aynı sevgiyle toplandıkları gibi aynı sevgi üzerinden ayrılan kişiler.
d) Yalnız olduğu zaman Allah'ı anarak sevinçten gözyaşı döken kimseler.
e) Soylu ve güzel bir kadının “Ben bütün alemin sahibi olan Allah'dan korkarım diyerek teklifini red eden kimseler.
f) Sağ eliyle verdiğini sol elinin bile farkına varamayacak kadar gizli sadaka veren kimseler.”[967]
Şüphe yok ki, kıyamet günü geiip de dayandığı zaman, güneş mahşer meydanında toplanmış olan tüm insanların başlan üzerine yaklaşıp her yeri şiddetle yakıp kavururken, Yüce Allah orada bulunan tüm insanların arasından kendisine kulluk eden yetmiş gurubu ayırır ve rahmetinin gölgesi altında barındırır. İşte bu hadisde ismi geçen yedi gurub, yetmiş gurubun içinde olanlardandır.[968]
Konu: Kıyametin Alametleri
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hiç bir peygamberin söz konusu etmediği deccalden bahseden ve onu size tanıtacak bir hadisden bahsedeyim mi? “Deccal bir gözü kör olarak ve cennet misali bir bolluk, cehennem misali bir yetkiyle gelecektir. Onu gören milletin zannettikleri gibi o rezaletlerle dolu cennet ve cehennemin ta kendisidir.”
Nuh peygamberin, milletine akıbeti acı Allah'ın azabından haber verdiği gibi, şüphesiz ben de deccalin tehlikeli ve dinsiz bir mahlûk olduğunu sizlere haber veriyorum.[969]
Kıyamete yakın geleceğinden haber verilen insanhğın başına büyük felâketler doğuracak tehlikeli kâfir deccaldan bahseden bu hadisi şerifdeki sözü geçen cennet ve cehennem maddi değil, aslında manevi olan cennet ve cehennemdir. Ne yazıkki, deccalin getireceği cennetin benzeri günümüzde tüm çirkinliğiyle gözlerimizin önünde gün geçtikçe yayılıp çoğalmakta. Gazinolar, pavyonlar, barlar ve fuhuşun, zinanın açıkça yapıldığı genelevler. Söyleyin, insanların zahiren cennet gibi saydıkları bu çirkin ve günah kiriyle dolu yerlerin, yakın gelecekte insanlığın başına felâket getirecek olan deccalin cennetinden ne farkı varki. Rezaletlerle dolu olan zamanımızdaki bu çirkin yerler aslında cennet değil, cehennemin ta kendisidir. Bugünkü müslümanın içinde bulunduğu hayat ve gerçekleştirdiği dini hükümler belki cehennem azabı gibi zor, ama cennet gibi güzeldir. İşleyenleri cehennemden kurtarıp cennete götüren bu kadar güzel bir şey olabilir mi ki, bunlar, gerçek müminler için gerçekten de azap değil, Allah'a karış duyulan sevginin bir timsalidir.[970]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlardan ilk olarak kalkacak olan huzurdur. (Huzurun: kalkacağı o zamanda zenginlik ve bolluğun ne yararı var ki.)”[971]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bu ümmetten ilk olarak kalkacak olan şey, haya ve güvenirlik olacaktır. (Hayanın kakmasından daha büyük bir tehlike düşünülemez. Bütün kötülüklerin kapısı olan hayanın kalkmasıyla tüm kötülüklerin kapısı da insanlara açılmış olur. Böylelikle insanların birbirlerine karşı1 olan güvenleri ortadan kalkar. Güven duygusunun kalktığı yerde ise mutluluk ve huzur kalmaz)”[972]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlardan ilk kalkacak olan güvenlik, son kalkacak olan da namaz olacaktır. Çünkü namaz kılan çok, fakat Allah'ın nezdinde kılınan namazın karşılığı olmayacaktır.”[973]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Kıyamete yakın bir zamanda) yerden Dabbe adında canlı (herkesin iş durumunu bilen) bir varlık çıkacaktır. Yanında Süleyman peygamberin mührü (hatemi), Musa peygamberin de asası bulunacaktır. Asa ile müminin iki kaşı arasına dokunduğunda o imanlı kişinin yüzü nûrani ve bembeyaz, mühür ile kâfirin burnu üzerine damga vurduğunda, kâfirin yüzü simsiyah kesilecektir. Öyleki orada bulunan insanlar, müminin yüzüne baktıklarında bu mümindir, kâfirin yüzüne baktıklarında ise bu kâfirdir diyebilecekler. (Çünkü mühürdeki mümin, asadaki kâfir kelimesi aynen görünüp okunur.)”[974]
Hadîsde geçen Hatim, Süleyman peygamberin mührü değil, sadece onun bir benzeri, asa da Musa peygamberin asası değil, onun bir benzeridir. Buna mukabil aynı yetkiye sahiptir.[975]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine üç şey vardır ki, bunlar göründüğü zaman, o ana kadar iman etmemiş kimselerin edecekleri iman kendilerine fayda vermeyecektir:”
a) Güneşin batıdan doğması,
b) Deccalin ortaya çıkması,
c) Dabbenin meydana çıkması.”[976]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah kullarından ilmi alıp yok etmez. Ancak ulemaların canını almakla ilim yok olur. Hiç bir alim kalmayınca, o zamaninsanlar, alimlerin yerine cahri emirlere sorar, onlar da ilimsiz, bilgiye dayanmayan yanlış fetva verir. Sonuç, hem kendileri dinden sapar hem de başkalarının dinden sapmalarına sebep olurlar.”[977]
Sevgili peygamberimiz (s.a.s.) veda haccında bulunduğu sırada “ilim ortadan kalkmadan öğrenmeye çalışınız” buyurdu. Bunun üzerine sahabelerden Ebu Ûmame dedi ki:
“Ya Rasulûllah o bahsettiğiniz din ilmi ortadan kalkabilir mi?” Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.) yukarıdaki hadisi şerifi buyurdular.[978]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, kıyametin alâmetlerinden bazıları şunlardır:
a) Dine dair ilimlerin kalkması.
b) Cehaletin ortaya çıkması.
c) Zinanın açıkça yapılması.
e) Elli kadını bir erkeğin idare edecek kadar, erkeklerin azalıp kadınların çoğalması.”[979]
Bu hadisin son şıkkı, kıyamete yakın bütün dünyayı kapsayan bir savaşın çıkması ve bu savaşta erkeklerin her ellide kırkdokuzunun ölüp yok olmasına işaret eder.[980]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyametin işaretlerinden birisi de insanların camilere gitmelerini iftihar meselesi yapmaları.”[981]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyametin alâmetlerinden bazıları, şunlardır:
a) Fuhuşun yaygınlaşması.
b) Ahlâk dışı, terbiyesiz sözlerin söylenmesi.
c) Akrabalar arasındaki akrabalık bağlarının kopması.
d) Güvenilir kişilere ihanet etmek.
e) Hainlere güvenmek.”[982]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyametin alâmetlerinden bazıları şunlardır:
a) Kişinin iki rekâtlık namaz kılmadan caminin ortasından geçmesi.
b) Kişilerin ancak tanıdıklarına selâm vermesi.
c) Gençlerin ihtiyarları işçi olarak çalıştırmaları.”[983]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyametin yakın olduğuna işaret eden delillerin bazıları:
a) Yağmurun çok yağmasına rağmen bitkilerde bereketin azalması.
b) Hafızların çoğalıp, âlimlerin azalması.
c) Amirlerin çoğalıp bunların arasından güvenilir kişilerin azalması.”[984]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tesbih tanelerinin birbirini takip etmesi gibi, kıyametin alâmetleri de birbirini takip edecektir.”[985]
Kıyametin alâmetleri, tesbih tanelerinin ardı sıra gelmesi gibi gelecektir buyuruyor sevgili peygamberimiz. Kıyametin alâmetlerine örnek verecek olursak şunları sıralayabiliriz. İsa peygamberin gökyüzünden yeryüzüne inmesi, Deccalin ortaya çıkması Dabbe adındaki yerden çıkacak olan mahlûk, yeryüzünü fitneye boğacak olan Yecüc-Mecüc adındaki iki milletin çıkması, güneşin batıdan doğması. Bütün bunlar birbirlerini takip edeceklerdir. O ana kadar iman etmemiş olan kâfirlerin iman etmeleri bile fayda vermeyecektir. Mümin olanlar, Allah'a inananlar kurtulacak, münafıklar, kâfirler ve içlerinde şüphe taşıyanlar ise felâketin doğurucusu olacak olan Deccalla ve Ahirette ise şeytanla birlikte ebedi bir azaba çarptırılacaklar. Allah hepimizi şeytanın şerrinden, Deccalin fitnesinden kurtarsın. Amin...[986]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyametin alâmetlerinden altısı şunlardır;
a) Fani alemden baki aleme göç etmemesi.
b) Beyt-ül mukaddesin fethedilip müslümaniarın eline geçmesi.
c) Kişinin eline bin dinar geçmesine rağmen az görüp öfkelenmesi.
ç) (Batının kötü ahlâk) fitnelerinin müslümanların evine girmesi,
d) Koyunların arasında ölümlerine sebep olan Kısas hastalığının çıkması gibi, insanların arasında da ansızın ölümlerine yol açacak bir felâketin doğması.
e) Her sancağın altında oniki bin askerin bulunacağı seksen sancak altında toplanan rum ordularının savaşa başlaması.
f) Mısır’da burun kemikleri eğri, Ümmiye kabilesine mensup bir hükümdarın bir sultana karşı gelerek savaşta yenildikten sonra rum diyarına kaçıp rumlardan teşkil edeceği bir orduyla İskenderiye'ye gelip İslâm ordusuyla savaşması.”[987]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kudüsde büyük bir tamirin olması; Medine’nin harab olması, büyük bir savaşın çıkması, İstanbul'un fethedilmesi de (İslâmiyete karşı) deccalların çıkması demektir.”[988]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, Hz. Allah ipekten daha da yumuşak (bir hastalık getiren) Yemen'den bir rüzgâr estirir (tüm İslâm ülkelerine yaydırır). Bu rüzgâr, kalbinde zerre'kadar dahi iman bulunan kimselerin ölümüne sebep olur. (Böylece iyi insanlar yok olur, kıyamet de kötü insanların başına kopar."[989]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz on alâmet vuku bulmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”
a) (Doğu ile batıyı kapsayan) ve kırk gün bekleyip insanları çeşitli hastalıklara sürükleyecek) bir duman.
b) (İslâmiyete karşı çeşitli inkılâplar yaratacak ve fitne tohumlarını saçacak olan) deccalin çıkması.
c) (Kendisine büyük bir yetki verilecek olan) Dabbe adındaki bir mahlûkun ortaya çıkması.
ç) Güneşin batıdan doğması.
d) (Büyük bir çapta zarar verecek) üç depremin çıkması.
e) Doğudan bir depremin olması.
f) Batıdan bir depremin olması.
g) Arap yarımadasında bir depremin çıkması. (Bu üç deprem sırasıyla vuku bulacaktır.)
h) Yecûc-Mecûc adlı tehlikeli iki (Rus ile Çin olabilir) milletin fitnelerinden (İslâm ülkelerine karşı) iki kapının açılması.”[990]
Hadisçe geçen bazı kelimeler:
Duhan: Duman demektir. Bunun ne demek olduğunu sevgili peygam berimize soran sahabelere peygamber efendimiz (s.a.s) şöyle cevap vermişlerdir:
“Bu öylesine büyük bir belâdır ki, doğu ile batının arasını dolduruı kırk gün bekler ve bu zaman içinde insanlar arasında çeşitli hastalıkların doğmasına sebeb olur. Ancak müminler için bu hastalık nezle veya gırip gibi hastalıklardan öteye gitmeyecektir. Oysa kâfirler için sarhoşluk, çılgınlık ve delilik gibi tehlikeler doğuracak olan bu duman, böylece birçok kâfiri ölüme sürükleyecektir.” Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmuşlardır: “Ey habibim! Üzülme. Semadan çıkacak ve bütün insanları kapsıyacak bir dumanın geleceği günü bekle. Bu ne kederli bir azabdır.” (Ki tafsir etmek kelimelerle imkânsızdır.)
I) (Kıyametin en son alâmeti) Adn isminde yerin derinliğinden çıkacak olan bir ateşin insanları haşır meydanına varıncaya kadar toplayıp götürmesi. Bu ateş İnsanları beraberinde haşır meydanına götürürken, insanların geceleri durduğu yerde durur, gündüzleri ise geçtiği yerde yürür.[991]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, mutlu olan kişi, küfür fitnelerinden korunmuş olan, bu fitnelere tutulup da sabreden ve kabul etmeyen kişidir.”[992]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Vuku bulacak kıyametin ilk alâmetleri şunlardır:”
a) Güneşin batıdan doğması.
b) Kuşluk zamanında Dabbe adlı bir mahlûkun çıkması.
Bu ikisinden hangisi ilk önce ortaya çıkarsa, diğeri de hemen onun akabinde ortaya çıkacaktır.”[993]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, kıyamete yakın bir zamanda milleti yoldan çıkarıp dinsizliklere sevkedecek bir grup insan bulunacaktır. Onları dinsizliğin acı abbetinden uyarınız.”[994]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz kıyamete yakın bir zamanda öylesine acı günler gelecek ki, o günlerde dini bilgiler ortadan kalkacak, yerine cehalet yerleşecek, insanların arasında çatışmalar, döğüşmeler, birbirini öldürmeler adeta bir salgın halini alacaktır.”
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben sizin için, bir koyunun kurttan korkmasından daha da çok (küfre kaymanızdan) korkuyorum. Dikkat edin! İyi olmayan koyun, sebepsiz olarak ölen koyundur.”[995]
Sebebsiz ölen koyun, sürüsünden ayrılıp kurtlara yem olan koyundur, Sebebsiz ölen insan ise, din camiasından ayrılıp canavar gibi kominizme yem olan kişidir.[996]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, ben sizin için fakirlik fitnesinden ziyade zenginlik içinde olan hayat fitnesinden korkuyorum. Çünkü siz, fakirlikle imtihan olundunuz ve buna sabır göstererek selâmete kavuştunuz. Oysa dünya tatlı, cazibeli olan yeşil bir bahçedir.”[997]
Sevgili peygamberimiz bizim fakirlik, darlık içinde geçen hayatımızdan ziyade, servet ve bolluk içinde geçen hayatımızdan korkmakta. Zenginlik insanı yoldan saptırıp azdırır. Bu konuda Hz. Allah şöyle buyurmakta: “Eğer kullarımıza bol servet verirsek, yeryüzüne fitne tohumu saçıp azarlar.” Hz. Allah diğer bir ayette ise şöyle buyurmaktadır: “İnsanlara bol rızık ve servet verirsek bizden yüz çevirip unutkanlık köşesine otururlar.” Evet sayın okuyucular, görüldüğü gibi zenginlik insanları nasıl yoldan çıkarıp azdırmakta. Oysa fakirlik her an müslümanlara Allah'ı hatırlatmakta ve mütevaziliği diğer insanlara telkin etmekte. Fakir bir kul, dinden ayrıldığı zaman demiyelim de yoldan çıktığı zaman bile, kötü yoldan Allah'a dönüş yapar. Bunun için peygamberimiz hâdisde olduğu gibi. Ben sizin başınıza belâ olan fakirlikten ziyade daha büyük bir belâ olan zenginlik içinde geçen hayatınızdan korkarım buyurmakta.[998]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Bütün dünyayı yakıp kavuracak) büyük bir savaşın çıkması, İstanbul'un fethi, (küçük) deccalların ortaya çıkması. (Bunların zamanları o kadar birbirlerine yakındır ki, hepsi) yedi ay gibi kısa bir zamanda olacak gibidir.”[999]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Mehdi benim neslimden olup alnı geniş, tüysüz ve burnu uzuncadır. Ahlâksızlık ve zulümle dolu olan bu dünyayı yeniden adaletle doldurup iyiye dönüştürecektir.”[1000]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dünya, mal ve serveti ile makam ve rütbeler kötü kişilerin eline, geçmedikçe kıyamet kopmayacaktır.”[1001]
Lûka': Kötü insanlar.
Hadisin işareti: Bu hadis, kıyamete yakın bir zamanda dünyanın ma ve servetinin kötü kişilerin eline geçeceğine ve devletin önemli mevkilerine soy-sopatı belirsiz kişilerin geçip işgal edeceklerine işaret etmektedir.
Bunun nedeni kötü kişilerin serveti gayri meşru yollardan veya meşru clmad/ğını araştırmadan çeşitli hilelerle ele geçirip üzerine konmasıdır. Bu da karga düşünceli, kadınh-içkili hayata alışmış maneviyatını kaybetmiş sapık kişilerin çiçekler misâli islâmiyeti, Avrupa'nın küfür hukukundan aşağı görerek kendilerine göre değiştirip tamamiyle islâm ilkelerinden çıkarıp atmalarından ileri gelir. Böylece Allah'ın meşru kıldığı yolları araştırmadan haram yollardan elde ettikleri servete kargaların leşe konması gibi konarlar.[1002]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ümmetimden bir gurup, kıyamet kopuncaya kadar galip gelip hak dinden ayrılmayacaktır.”[1003]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yeryüzünde tam imanla “Allah Allah” denildikçe kıyamet kopmayacaktır”[1004]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlar, camilerin inşaat ve tezinininde iftihar edip yarışmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”[1005]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kötü İnsanlar dünyada (kondukları servetten ötürü) mutlu sayamadıkça kıyamet kopmayacaktır.”[1006]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İyi ve şuurlu kimseler bir mezarın yanından geçerken “burada yatan kimsenin yerinde keşke ben olsaydım" demedikçe kıyamet kopmayacaktır.”[1007]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kâbeye ziyaret edildikçe kıyamet konmayacaktır.”[1008]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kâbeden Hacer-ül Esvet (kara taş) kalkmadıkça, Hafızların kalbinden de Kur'an unutturulmadıkça kıyamet vuku bulmayacaktır.”[1009]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yeryüzüne yetmiş yalancı (bir peygamberin küfre karşı yaptığı devrimler kadar, islâmiyete karşı devrimler yapan) kişiler gelmedikçe kıyamet vuku bulmayacaktır.”[1010]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yeryüzünden yavaş yavaş göçüp giden iyi insanlara karşılık, kötü insanlar, yaramayan çürük buğday veya hurma taneleri gibi kalır. Fakat Hz. Allah bunların yüzüne rahmet nazarıyla bakmaz.”[1011]
Sevgili peygamberimiz diğer bir hadisde de “kıyamet kötü insanların başına kopacaktır” şeklinde buyurmuştur. Yukarıda geçen hadis bunun gerçek bir tercümesidir. Çünkü iyi insanların dünyadan göçüp gitmesiyle azalan imanlı kişilerin yerine, çoğalan Allah'ı inkâr etmiş sapık düşünceli kötü insanlar yerleşecektir. Ceza anlamına gelen acı, izdırap ve felâketlerin birleşeceği o kıyamet gününün kötü insanların başına yıkılması Allah'ın dünya nizamına koyduğu adaletin bir gereğidir.[1012]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Meryem oğlu İsa peygamber (müslümanlara rahmet olarak son zamanda gökyüzünden) Dümüşk'in doğusunda bulunan beyaz bir minarenin üzerine iner.”[1013]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Deccal, gözleri (cam gibi) yeşil olan kâfirdir.”[1014]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Deccal dediğimiz kâfirin sol gözü kör, sağ gözü ise kusurlu, iki gözü arasında “bu adam kâfirdir” yazılı yazıyı gören her müslüman okuyabilecektir.”[1015]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sol gözü kör, saçları gür olan deccalın aynı zamanda yanında cennet ve cehennem gibi iki yeri olacaktır. (Müminlerin girecekleri cehennem aslında cennet, münafıkların girecekleri cennet de aslında cehennem gibidir.)”[1016]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Çocuğu olmayacak olan Deccal Mekke ve Medine'ye giremeyecektir.”[1017]
42- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Deccal, doğudan Horasan denilen bir yerden çıkacaktır. Çıktığı anda peşinden kendisini yüzleri kalkan gibi büyük ve geniş bir topluluk takip edecektir.”[1018]
Hadisin işareti: Deccalın, doğuda Allah'a inanmayan, komünizm fitnesini tüm düityaya saçarak insanları felâketlere sürükleyecek olan Rusya milletinden gelmesi mümkündür. Çünkü deccal gibi en kötü düşünceler taşıyacak bir dinsiz ve devrimcinin, en kötü bir milletten gelmesi gerek.[1019]
43- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamete yakın bir zamanda çok karışık günler ve (tüm dünyayı kapsayacak) savaşlar olacaktır.”[1020]
44- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamete yakın bir zamanda şu olaylar olacaktır:”
a) Mesh: İnsanların kıyafet veya ahlâk bakımından hayvanlaşır.
b) Hasif: Dünyanın bazı yerlerinde büyük depremlerin olması ve bu depremler sonucu birçok canlının toprağın altına gömülmesi.
c) Kazf: Semadan yağmur yerine taşların yağması.”[1021]
Konu: Kıyamet Ve Fitneleri
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İslâm beldeleri arasında en son yıkılacak olan yer, Medine olacaktır.”[1022]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Peygamberimiz bu hadisi parmaklarını birbirine giriştirerek dile getirdi ve şöyle anlattı: “İnsanların verdikleri sözlerine sadık kalmadığını ve emanete ihanet ettiklerini gördüğün zaman; evinde otur, diline hakim ol, Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçın, sana ait olan işlerine sarılıp amme işleriyle uğraşmayı bir yana bırak.”[1023]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yaşayan bir kavmin, yerin yarılmasıyla gömülüp kaybolduğunu işitiğiniz zaman, biliniz ki, kıyametin kopması yaklaşmıştır.”[1024]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Din ve devlet işleri, ehli olmayan (soy, sopatı belirsiz); teslim edildiği zaman, kıyametin kopmasını bekleyiniz.”[1025]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Sahabiler, hanefi ve şafii mezheplerinin imamları gibi) geçmiş büyüklere küfür edecek olan bu ümmetimiz sonrakilere karşı, o büyükler hakkında gelen hadisleri gizleyen (böylece onları müdafaa etmeyen) kimseler, Allah'ın bana indirdiklerini gizlemiş (inkâr etmiş) olur.”[1026]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Üç yerde hiç kimse, bir başka kimseyi düşünemeyecektir:”
a) “İlâhi terazide iyilik ve kötülükler tartılırken, kişinin iyiliklerinin konulduğu terazinin kefesinin ağır mı yoksa hafif mi geleceğini bilinceye kadar,
b)“Allah'ın emri olan kitabınızı alıp okuyun” denilerek herkesin eline amel defteri verildiğinde, kişinin kitabının sağından mı, solundan mı yoksa arkasından mı verileceğini anlayıncaya kadar,”
c) Allah'ın dilediği kimseyi düşüreceği engelleyici çengellerle donatılmış, cehennem üzerine kurulu sırat köprüsünden geçekken, kişinin geçecek miyim, yoksa bu engellerden birine takılıp düşecekmiyim diye düştüğü kaygıdan kurtuluncaya kadar, hiç kimse, bir başka kimseyi düşünemeyecektir.”[1027]
Hadisin sebebi: Validemiz Hz. Ayşe'nin günün birinde cehenne mi hatırlayarak ağladığını gören peygamberimiz bunun sebebini sorunes Hz. Ayşe:
“Cehennemin içindeki azabın, ateşin çeşitlerini hatırladım, bunun için ağladım” sonra tekrar devam etti:
“Ya Resulûllah! Kıyamet gününün bu kadar zor ve dehşetli olmasına rağmen, herkes ailesini düşünecek mi? Bunun üzerine sevgili peygamberimiz,
“Ya Aişe! Kişi, kıyamet gün karşılaşacağı olaylar karşısında bir başkasını düşünemez” diyerek hadis de olduğu gibi buyurmuşlardır.”
Çocuğun anne veya babasına benzemesinin hikmeti; erkeğin mayası kadının mayasından önce ana rahmine dökülürse, çocuk babasına, kadının mayası daha önce dökülürse, çocuk annesine benzer.[1028]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyametin kopması için gereken şartlardan birisi, İnsanları batıya kaydıracak Doğudan bir ateşin çıkması. (Bu ateş büyük ve manevi felâket fitnesi de olabilir)”
Cennet ehlilerinin yiyeceği ilk yemek, balık ciğeri olacaktır.”[1029]
Muhakkak ki, sevgili peygamberimizin Medine'ye gelerek peygamber olduğunu, milleti cehaletten kurtarıp iman nuruna kavuşturmaya ve islâm dinini yaymaya çalıştığını işiten yahudilerden Abdullah binu Selâm, peygamberimizi imtihan etmek gayesiyle bulunduğu yere gelip şöyle der:
“Ben, size ancak peygamberlerin bileceği üç şey soracağım”
a) İnsanları mahşere sevkedecek, kıyametin ilk alâmeti nedir?
b) Cennetliklerin ilk olarak yiyecekleri nedir?
c) Doğacak olan çocuğun anne veya babasına benzemesinin hikmeti nedir?
Bunun üzerine sevgili peygamberimiz cevap olarak yukarıda geçen hadisi buyurdular.[1030]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, kıyamet günü yakıcı terin içinde kalacak olan kişi şöyle yalvaracaktır:
“Ey Rabbim!. Cehennemin içine koymakla olsa bile beni rahata kavuştur.”[1031]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Bugün Hicri tarihinin sekizinci yılında) Yecüc ve Mecüc (Çin ile Rusya'nın olması muhtemel) iki milletin karşısında manevi engeller olan sedden bir kapı açılmış oluyor.”
Sevgili peygamberimiz kapının büyüklüğünü, birleştirdiği başparmağıyla işaret parmağı arasında kalan boşluğa benzeterek gösterdi.[1032]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kabrin fitne ve imtihanı bana ettiğiniz samimi iman nisbetinde kolaylaşır. O halde benim size peygamberliğimden sorulduğu zaman, hiç bir şüpheye düşmeden gerçeği söyleyiniz.”[1033]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Düşman) kılıçlarının bir şehidin başında parlaması, fitne ve felâket için yeterlidir.”[1034]
Adamın birisi sevgili peygamberimizin huzuruna gelerek dedi ki;
“Ya Reşûlullah!. Ölen her mümin kabirde birçok zorlu ve tehlikeli şeylerle karşılaştığı halde, düşman kılıçlarıyla can veren şehitler herhangi bir zor olayla karşılaşmamakta- Nedenini söyler misiniz?” sorusuna cevap olarak peygamberimiz yukarıda geçen hadisi şerifi buyurdular.[1035]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyametin alâmetleri ipliğe dizilmiş teşbih tanelerine ıbenzer. İpliği koptuğu an, tesbih taneleri düşerken birbirlerini izledikleri gibi, kıyametin alâmetleri de başladığı zaman birbirlerini izleyerek gelecektir."[1036]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, insanların, üzerine öyle kötü günler gelecek ki, o günlerde tam (imanlı) kimseler yalancı kabul edilirken, yalancı kişiler de doğru ve iyi olarak ıkabul edilir. Gene emin kişiler hain olarak gösterilirken hain kişler de doğru olarak gösterilirler. Ve yemin etmekle beraber şahitliğe çağrılmadığı halde, şahitlik yaparlar. O günlerde en mutlu insan, Allah ve Resulüne inanmayan (refah ve servet içinde olan) kötü kişiler olacaktır.”[1037]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, yakın bir zamanda öylesine kötü günler olacak ki, insanlar mal ve servet kazanırken, kazandıkları mal ve serveti helâl veya haram olduğunu düşünmeden elde etmeye çalışacaklardır.”[1038]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine kirli bir zaman gelecek ki, yaşayan her insan (dolaylı yollardan olsa bile) mu'hakkak faiz yiyecektir. Yemeyenlere dahi bu faizin tozu bulaşacaktır.”[1039]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz iki ayakkabının birbirlerine denk ve aralarında bir fark olmaması gibi, israiloğullannın başlarına gelen felâketlerin aynısı benim ümmetimin elebaşına gelecektir. Öyle ki, yanudiierden birisi açıkça anasıyla rina ederse, ümmetimden de anasıyla zina edenler olacaktır.”
Beni İsrailoğulları aralarında (inanç bakımından) 72 fırkaya ayrılmış, benim ümmetim ise 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan biri hariç, diğerlerinin tümü cehenneme girecektir. O tek fırkada, ancak ben ve sahabelerim gibi iman yolunda yürüyen imanlı kişiler olacaktır.”[1040]
Bu hadisi şerif, kıyamete yakın bir zamanda islâm ülkelerinden iman nuru sönecek milletlerin islâm dan ayrılıp küfür karanlığına gömüleceğine, cehalet devrinde olduğu gibi, yahudiler ve benzeri olan ehli küfrün kötü ahlâklarını benimseyeceklerine, hatta mahremi olan anne ve kız-kardeşleriyle cinsi münasebette bulunacaklarına işaret etmektedir.[1041]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben, Sura üfürüldüğünde yer ve semada bulunan her canlı ölecek, ancak bunların arasında Allah'ın dilediği kimseler sağ kalacaktır” ayetindeki sağ kalan kişilerin kimler olduğunu Cebraile sorduğumda Hz. Cebrail, “Bunlar Allah'ın ölenlerden ayırdığı şehit kimselerdir ki, bunların kılıçları arş-ı alâ denilen semanın tavanında asılıdır” diye cevap verdi.[1042]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz meryemoğlu İsa peygamber, deccalı (ordusuyla yapacağı mücadele ve müsademelerden sonra) Lüdde denilen şehrin kapısında öldürecektir.[1043]”
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet kopmadan evvel, Hazri mevt denilen yerden öylesine bir ateş çıkacak ki, bu ateş insanları (Doğudan toplayıp) haşır meydanına kadar sürükleyecektir.”[1044]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Müminler, kıyamet günü cehennem üzerine kurulu sırat köprüsünden geçerken, söyleyecekleri dua cümlesi şu olacaktır: “Ey Rabbim!. Beni selâmete ulaştır.”[1045]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Sırat köprüsünden geçerken benim ümmetimin şiarı şu olacaktır:
“Ya men la ilahe illa ente” Ey senden başka ilâh olmayan Allah'ım! Beni bu felâketten kurtar. [1046]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kabirlerinden dirilip mahşere doğru giden müminlerin sembolü “la ilahe illallahu ve alallahi fel yetevekkeül mü'minun.”
Anlamı:
“Allah'dan başka ilâh yoktur. Öyleyse müminler ancak Allah’a güvenip tevekkül ederler.”[1047]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyametin karanlıklarında müminlerin şiari (sembolü), “La ilahe illa ente” cümlesi olacaktır.
Anlamı:
“Allah'ım! Senden başka hiç bir ilâh yoktur.”[1048]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü üfürülecek olan sur (boru) boynuz şeklinde bir alettir. O alete (üç kere) üfürülecektir:”
a) Kıyamete yakm bir zamanda insanların korkması,
b) Yeryüzünde yaşayan canlıların yok olması ve kıyametin kopması.
c) Kıyametin kopmasından kırk yıl sonra tekrar insanların dirilmesi.”[1049]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanları doğudan batıya kadar sürükleyip haşır meydanında toplayacak ilk vasıta, büyük bir ateş olacaktır.”[1050]
Ahiret günü, ölen her insanın dirildikten sonra haşır meydanına gelebilmesi için bir vasıtanın olması gerekir. Bu durumda dünyada ettikleri imandan ötürü imanlılara sağlarında ve önlerinde olmak üzere iki kandil verilir. Mümin kişide bu ışıktan yararlanarak haşır meydanına kadar gelir. Fakat iman etmeyen kimseler karanlıkta kalacağından, kâinatın etrafından çıkan bir ateş, o insanları doğudan batıya kadar sürükleyip haşır meydanına getirir. Böylece Allah'ın kurulacak mahkemesinde, müminler cennet makamına varırken, kâfirler de hak ettikleri cehenneme atılacaklardır.[1051]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ademoğlunun her uzvunu toprak yiyip, çürütecektir. Ancak kuyruk sokumunda olan bir kemik çürümeyecektir. Çünkü insan bu kemikten yaratıldığından, gene ondan meydana gelip dirilecektir.”[1052]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah, bu ümmetin (kıyamet günü bütün hesaplarını) yarım gün içinde görmekten aciz kalmaz.”[1053]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Başkasının evini (tecavüz ederek) darlaştırman, yolunu kesen veya eziyet eden kimselere (katıldıkları) savaştaki sevap gelmez. (Çünkü kazandıkları sevap, ancak yaptıkları kötülüklerini örter.)[1054]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benimle (karada) yapılan savaşa katılmayan kimse, denizde yapılan savaşa katılsın.”[1055]
Sevgili peygamberimiz, hadisde buyurdukları gibi, deniz savaşma, karada yapılan savaştan daha çok önem vermiştir.[1056]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İmanlı bir esiri düşman elinden kurtaran kimse, beni kurtarmış gibi olur.”[1057]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İslâm dini, yeryüzüne garip olarak geldiği gibi, gene geldiği yere garip olarak dönecektir. (İslâm dininin garip sayıldığı o zamanda) garip sayılan o müminlere ne mutlu![1058]
Hadisin işareti: Kıyamete yakın bir zamanda islâmiyeîi, Öylesine bir dinsizlik ve ahlâksızlık kaplayacak ki, insanlar yılandan kaçar gibi, islâmiyetten kaçıp uzaklaşacaktır. Biliyoruz ki, islâm dininin ortaya çıkışında da insanlar kaçıp uzaklaşmış, İslama ve islâmca yaşayanlara karşı cephe almışlardı. Tıpkı o zamanlarda olduğu gibi gene, kıyamete yakın bir zamanda islâm dini garip sayılacak ve yayıldığı yer oian Medine'ye de garip olarak dönecektir. Bu sıralarda islâmiyete göre yaşayan kimseler de gene o zamanlarda olduğu gibi, garip sayılıp hor görülecek ve sanki yabancı bir misafirmişcesine itibar görmeyeceklerdir. Fakat Allah'ın nezdînde evliya derecesinde itibar göreceklerdir. Ne mutlu o müminlere.[1059]
32-Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, kıyamet günü, (mahşerde toplanan insanlardan), yetmiş arşın yere geçecek ve sonra yükselip insanların ağız ve kulakları hizasına kadar gelecek terler dökülecektir.”[1060]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyametin kopması anında bile olsa, biriniz elinizdeki hurma fidanını, dikmeye gücü yetiyorsa, dikmeden ordan ayrılmayınız.”[1061]
Sevgili peygamberimiz, insanlar için ziraatın her şeyden ço önemli olduğunu, insanların her şey haricinde ancak ziraatle yaşamların sürdürebileceklerini, bunun için de ziraate çok önem vermeleri gerektiği ni hadisde olduğu gibi belirtmişlerdir.[1062]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah'dan, kıyamet günü, ümmetimi (haşır meydanında durdurup) hesaplarını yarım gün erteleyerek taciz etmemesini diliyorum.”[1063]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü ümmetimin fakir müminleri, zenginlerinden 500 yıl önce -kurtuluşa ereceklerine sevinsinler- Bu arada (beş yüz yıllık zaman içinde) fakir müminler cennette mutluluğa ermiş iken, zengin müminler (haşır meydanında) hesap vermekle uğraşırlar.”[1064]
36- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Kabe her an günvenlik içinde olacaktır. Hatta onu yıkmaya gelecek bir düşman ordusu, çöle vardığında, ordunun orta kısmı ansızın yerin yarılmasıyla yok olacak, ön kısmında bulunanlar, arkada bulunanları çağırıp dehşet dolu olayı gösterirken kendileri de tekrar yarılar toprağın altına gömüleceklerdir. Ardlarında, onların acı akıbetlerini haber verecek yalnız bir kişi kalacaktır.”[1065]
37- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ahireti hatırlamak için, mezarları ziyaret ediniz. Ölüyü yıkayınız. Çünkü ruhdan boş hareketsiz bir cesed yıkamakta çok ibret veric dersler vardır.
Cenaze namazını kılınız. (Çünkü cenaze namazını kılmanız) sizi üzgün kılar. Üzgün olarak ölen bir kimse, kıyamet günü, Allah'ın rahmet gölgesi altına girer ve kendisi için hayırlı şeylerle karşılaşır.”[1066]
Sevgili peygamberimiz, bu hadisi şerîfde insanların muhakkak yapmalarını gereken faydalı üç şeyi emretmiştir:
a) Mezarlığa ziyaret etmek: Mezarlığı ziyaret eden kimseler, “benim en son diyarım burasıdır” diye düşünerek Allah'a daha çok yaklaşırlar.
b) Ölüyü yıkamak: Ölüyü yıkayan bir kimse, ölünün yıkanacağı yerin bir teneşir, yatacağı yerin ise bir mezar olduğu inancıyla, kötü hareketlerinden vazgeçer, bütün benliğiyle Allah'ına bağlanır.
c) Cenaze namazını kılmak: Cenaze namazını kılan bir insan, muhakkak bir gün ölüp bu tabuta konulacağını düşünüp üzülür, kötülüklerden vazgeçer.
Allah bizi, hakikati gören, Hak'ka inanan kullardan eylesin. Amin.[1067]
38- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ölülerinizi, kabre koyduğunuz zaman, (çıkardığınız toprağı) kabrin üstünde toplayınız. (Bir karış kadar yükseltiniz.)”[1068]
39- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Meclisinizi, zevk-u sefayı yok edecek ölümden bahsetmekle değerlendiriniz.”[1069]
40- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Çoğunlukla kabir azablarına neden idrar sızıntılarıdır.”[1070]
41- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kabir azabı haktır.” [1071]
42- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kabir azabına çoğunlukla idrar sızıntıları neden olur. O halde elbisesine idrar sızıntıları bulaşan kimseler, o idrarı temizlesin. Su bulamayan kişi de toprakla ovalayarak kurutsun.”[1072]
43- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kabir azabı haktır. O halde ona iman etmeyen kimse, onun yüzünden azab görecektir.”[1073]
44- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Mümin kişinin terazisinin sevap kefesine konacak ilk sevabı ailesine karşı yaptığı harcamalar olacaktır.”[1074]
Sevgili peygamberimiz, başka bir hadisde de, “en iyi olanlarınız, ailesine karşı en iyi davrananlarınızda” buyurmakta. Çünkü mümin kişinin kıyamet günü sevap kefesine konulacak ilk sevabı, çocuklarına, zevcelerine, yakın akrabalarına harcadıklarının sevabı olacaktır. Ailelerine karşı harcama hususunda kusur yapan kimseler Allah'ın nezdinde sorumlu tutulacaktır. Muhakkak ki, ailesine haram maldan yediren, Allah'ın lanetlediği içkiden içiren ve terbiyelerinde kusur işleyen kimseler, kıyamet günü, ancak Allah'ın yarattığı azabdan başka hiç bir hisse alamayacaklardır.[1075]
Konu: Cennetin Güzellikleri
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet, (tabaka halinde olan) yüz dereceden (makamdan) oluşmuştur. Her birinin arasındaki mesafe, yerle gök arası kadardır. Cennetin dört büyük ırmağı, en üst tabakadaki firdevs denilen cennet makamından akar. O halde, Allah'dan dilerseniz, arş'ın altında bulunan firdevs cennetini dileyiniz.”[1076]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennete girecek olan kişiler, büyük servete kavuşur, yokluk yüzü görmez, bir güçlükle karşılaşmaz, giydikleri elbise ve gençlikleri asla yıpranıp tükenmez.”[1077]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benim ümmetimin cennete girecekleri rahmet kapısının genişliği, cinsi güzel bir ata binmiş kimsenin gideceği üç gün-üç gecelik mesafe kadardır. Buna rağmen, o kapıdan girecek olan müminler, öylesine bir izdiham içersinde girecekler ki, nerdeyse omuzları kopar.”[1078]
İslâm ümmeti için, müminlerden başka hiç bir kimsenin gireme yeceği özel bîr kapı vardır. Oradan girecek olan müminler öylesine kala balık olacaklar ki, kapının çok geniş olmasına rağmen gene de, yol bula mayıp birbirlerinin omuzları üstüne çıkacaklar.[1079]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kevser, etrafındaki duvarları altından, suyunun aktığı yer yakuttan, toprağı miskten daha güzel kokulu, suyu baldan tatlı, kardan beyaz olan cennette bir nehirdir.”[1080]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet köşklerinin duvarlarındaki taştan altın ve gümüşten, harçları kokulu sarı renkli miskten, içindeki çakıl taşlan billûr yakuttan, toprağı zaferandan, olan bir cennete girecek olan kimseler, büyük bir nimete konup asla fakirlik yüzü görmez, orada ebediyyen kalıp ölmez, elbiseleri yıpranmaz, gençlikleri ise tükenmez.”[1081]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Altmış mil yüksekliğinde ve her köşesinde müminin, arkadakilere öndekileri göremiyeceği kadar kalabalık olan sevdiklerinin oturduğu cennet çadırları inciden yapılmıştır.” [1082]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tuba, cennette öylesine büyük bir ağaçdır ki, gölgesinin kapladığı alan, süratli bir atın yüz senede varacağı bir mesafe uzunluğundadır. Cennet ehlinin elbiseleri onun goncalarından çıkar.”[1083]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tuba, cennette, yüksekliği ancak Allah tarafından bilinen öylesine bir ağaçdır ki, gölgesinde bir atlının yetmiş sene yürüyebileceği kadar uzun dalları, herbirinin üzerine deve büyüklüğünde kuşların konabileceği kadar kuvvetli mücevherden yaprakları vardır.”[1084]
Tahte: Alt
Gusnin: Dal
Harif: Yaz. (Fakat hadisde yıl anlamında kullanılmıştır.)
Verak: Yaprak
Hulel: Zinetler
Dayr: Kuş
Buht: Deve[1085]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennete ilk girecek olan zümre, ayın ondordü, ikinci girecek olan zümre ise semadaki en parlak yıldızın güzelliğinde olacaktır. Her birinin, bacaklarının ilikleri dıştan görünen ve üzerlerinde yetmiş zinet bulunan ikişer hanımları olacaktır.”[1086]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“En aşağısının bile seksen bin hizmetçisi, yetmiş iki zevcesi olacak olan cennet ehlilerine yakut, zübercan ve billur mücevherlerinden yapılmış Gabiye ve Sena ülkeleri genişliğinde köşkler verilecektir.”[1087]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, İlliyin (cennetin en yüksek makam)'ı hak etmiş, yüzü en parlak bir yıldız gibi parlayan cennet ehlilerinden birisi, makam bakımından daha aşağı cennet ehlilerine göründüğü zaman, onları bambaşka bir aydınlığa gark eder.”[1088]
Dünyadaki nurların tümü, sevgili peygamberimizin nurudur. Allah'a inanmış, ömür ve hayatını O'nun yoluna adamış, İslâmın yükselmes için, geceli gündüzlü çalışarak kuvvetli iman nuruna sahip olmuş, öldükten sonra da imanı sayesinde yüksek makamlara çıkmış olan bir müminin aşağı makamlardaki müminlere iman nurunu göstermesiyle, o müminle bambaşka bir aydınlığa kavuşurlar. Semada bulunan yıldız ve gezegenle (ışıklı veya ışıksız olsunlar) güneşten aldıkları ışık sayesinde aydınlığa kavuştukları gibi, muhakkak ki, o müminlerde öylesine bir aydınlığa kavuşurlar.[1089]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, cennet ehlilerinden bir erkeğe, (dünyada, yüz erkeğe verilmiş yemek, içmek, sehvi ve cinsiyetteki kuvvetin tümü verilir. Küçük ve büyük abdestlerinin yerine misk kokusundan bir ter dökerler. Yedikleri yemeklerden dolayı şişmiş olan karınları da küçülüp tekrar eski halini alır.”[1090]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz cennete giren mümin kişi, makamının yükseldiğini görünce “bu bana nereden verildi.” diye sorar. Ona “dünyada bıraktığın çocuğunun duası sayesinde verildi” diye cevap sunulur.[1091]
Müminler öldükten sonra, dünyada bıraktıkları arasında ancak iki şeyden fayda bulurlar:
a) Cari sadakalar. (Hayatta iken yaptırdığı cami köprü ve çeşme gibi kalıcı eserler.)
b) Ardında bıraktığı salih evlâtlar.
Bunlar ölmüş olan arta ve babalarının ruhlarına dua ve istiğfarda bulunmakla onlara sevap işlerler. Bunun içindir ki, anne ve babalar hayatta iken hak etmedikleri yüksek makamlara ulaşırlar.[1092]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, şehidlerin ruhları, meyvelerinden faydalanmak için yeşil bir kuş gibi cennet ağaçlarının dallarına konarlar.”[1093]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, cennet erkeklerinin hanımları hiç bir kimsenin işitemeyeceği şekilde en güzel bir sesle kocalarına cennet türküleri söylerler.”
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet ehlilerinin ilk olarak yiyecekleri şey, cennet balıklarının akciğeri olacaktır.”[1094]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, yiyip içecek, fakat asla yellenmeyecek, küçük ve büyük abdest bozmayacak, sümkürmeyecek olan cennete girecek müminler, aynı zamanda yedikleri yemeklerden dolayı ağızları geğirmez, abdest bozmaları halinde de misk kokusunda terler dökerler. Onlar, nefeslerini, sizin nefes alıp verdiğiniz grbi değil, “subhanallah velhamdulillah” cümleleriyle alıp verirler.”[1095]
Cennete girecek olan müminler, sayılmayacak kadar çok olan cennetin yiyecek ve meşrubatlarından yiyip içerler, fakat asla tükürüp sümkürmez, abdest bozmaz, yediklerini de miskten daha güzel bir koku olacak olan terleriyle dışarıya çıkaracaklar. Nefeslerini ise la ilahe illallah, subhanallah velhamdulillah” cümeleriyle alıp verirler.[1096]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennete girdiğimde, kenarları inci ve billurdan yapılmış bir nehirle karşılaştım. Elimi suyun aktığı yere koyduğumda sarı renkli misk gibi koktuğunu gördüm. Hz. Cebraile “Bu nedir?" diye sordum. Cebrail ise bana:
“Bu Allah'ın sana cennette bağışladığı kevser nehridir” diye cevap verdi.”[1097]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennetliklerin yüz ve bedenleri tüysüz, gözleri sürmeli, gençlikleri tükenmez, giydikleri ise yıpranmaz olacaktır.”[1098]
Hadisde geçen bazı kelimeler:
Cürud: Tüysüz beden.
Mürd; Sakalsız yüz.
Kühul: Sürmeli gözler.
La Yefna: Bitip tükenmez.
Şebabühum: Gençlik
Vela tebla: Yıpranmaz.
Siyabühum: Elbiseler.[1099]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cennet ehlileri, (dünyada iken) başkalarının haklarında iyi sözler söylediği, Cehennem ehlileri ise, aleyhlerinde konuştuğu, kötü sözler söyledikleri kimselerdir.”[1100]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphe yok ki, aşağı makamdaki cennetliler, üst makamdaki köşklerde oturan cennet ehlilerini, dünyada iken semadaki yıldızları gördüğünüz gibi görürler.”
Cennete girecek olan imanlıların mertebeleri birbirinden farklıdır. Ahiretteki makam ve rütbeler, imanlılara, dünyada yaptıkları iyilik ve islâma ettikleri hizmetlere göre verilir.
Günlerden bir gün peygamberimize galip “cennette içi dıştan, dışı dışı içten görünen cennet köşkleri kimindir” diye soran bir arabiye sevgil peygamberimiz “bu yüksek mükâfat ve makamlar, şüphesiz, tatlı, güleryüzlü ve terbiyeli konuşan, geceleyin herkesin uyuduğu zamanlar bile namaz kılıp oruç tutan kimseler içindir” cevabını verdi.[1101]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, deve ve kuşlardan başka hiç bir hayvanın bulunmayacağı cennette, cennet ehlileri birbirlerini yakut taşı gibi bembeyaz develerle ziyaret edecekler.”[1102]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, cennet ehli olan erkeklerin cinsi temasta bulundukları cennet kızları tekrar eski bekârlıklarına dönerler.”[1103]
Cennet kızlarının değerlerini arttıran bakirelikleri, izale edildikten az bir zaman sonra tekrar eski haline döner.[1104]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, (cennetin her köşesinde dolaşıp gezen) cennet nehirlerinin tümü, cennete su, bal, süt ve (sarhoşluk yapmayan) içki denizlerinden akarlar.”[1105]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak iki, dünyada hayvanlarınızın olduğu gibi, cennette her yanı misk kokacak olan istirahatgâhlar olacaktır.”[1106]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, cennette öylesine büyük ağaçlar vardır iki, o ağaçların gölgesinde cinsi güzel süratli atlar, yüz sene koşsalar bile gene sonuna varamazlar.”[1107]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz, cennette (müminler için) kimsenin görmediği, işitmediği, hatta kalbinden bile geçirmediği değerli ve bol nimetler hazırlanmıştır.”[1108]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak iki, cennette alışverişin olmadığı, buna karşılık çok sayıda kadın ve erkek resimlerinin bulunduğu ve oraya girecek olan erkeğin veya kadının istediği, beğendiği bir resmin şekline girebileceği bir sokak vardır."[1109]
Hadiste olduğu gibi, cennete girecek olan bir mümin hanımına karşı, hanımı da kendisine karşı dünyada olduğu gibi tek bir şekil ve güzellikte kalmayıp beğendikleri en güzel şekle girebilecekler.[1110]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, cennette sevinç, evleri diye anılan öylesine evler vardır iki, o evlere ancak çocukları sevindirip şenlendirecek müminle girebilecektir.”[1111]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şüphesiz cennette bir mümin için inciden yapılmış altmış mil uzunluğunda bir çadır vardır ki, o çadırda yalnız o mümini seven aile toplumu olacaktır. Mümin kişi (dilediğinde) oraya girip dolaşır. Fakat oradaki insanlar öylesine kalabalık olacak ki, birbirlerini dahi görmezler.”[1112]
Cennete girecek olan bir mümin, hiç bir zaman yabancılık görmeyecektir. Kendisi için hazırlanmış çadır ve köşke binlerce ahbabları yerleştirilmiştir. Mümin kişi oraya girdiğinde kendisine sevgi ve saygı gösterilerinde bulunurlar.[1113]
Konu: Cehennemin Sıfatları
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, cehennemin içine kenarından bir taş atılsa, yetmiş sene düşer de, gene dibine ulaşamaz.”[1114]
Sehrete: Taş, Kaya
Sefiri: Cehennem Kenarı
Fetehvi: Düşmek
Karârıha: Dib, Sonu[1115]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Yakıcı cehennem ateşine dayanılmaları için) kâfirlerin vücutları öylesine büyütülür ki, dişleri bile Uhud dağından daha büyüktür. Muhakkak ki, onların vücutlarının dişlerine oranı, vücudlarınızın dişlerinize olan büyüklük oranındadır.”[1116]
Hadislerde geçen bazı kelimeler:
Dirsehu: Azı dişi.[1117]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, cehennem ehlisi, öylesine ağlayıp gözyaşı dökerler ki, döktükleri gözyaşlarında gemiler yüzdürülseydi, yüzerlerdi. Şüphesiz onlar kanlı gözyaşları dökerler.”[1118]
Leyeküne: Büyütülmek
Leceret: Yüzmek
Dem: Kan.[1119]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cehenneme girecek olan kâfirlerin derilerinin kalınlığı, Cebbar meleğinin kırk zira’ (bir zira’ beşyüz cm., toplam yirmi metre) kalınlığındadır. Onların dişlerinin büyüklüğü Uhud dağı büyüklüğünde, cehennemde oturdukları yer ise Mekke ile Medine arası kadardır.”[1120]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, imanlılardan dünyadaki tüm (cehennemi hak etmiş) hür, köle ve cariyeler ard arda cehenneme atılırken, (cennete girmeyi hak etmiş salih kimselerin şefaati sayesinde) kurtulup ardı sıra cennete gireceklerdir.”[1121]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, dünyadaki ateşiniz, cehennem ateşinde parçalanarak etkisini kaybetmiş yetmiş parçadan bir parçadır. Eğer bu ateş, iki kere su ile yıkanmamış olsaydı, (şiddetli hararetinden dolayı) ondan faydalanamayacaktınız. Öyle ki, o kendisini tekrar cehennem ateşine yollamaması için Allah'a dua eder.”[1122]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cehennem ateşinin korlarından biri, doğuda olsaydı, onun ısısı batıda bulunurdu.”[1123]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cehennem ateşinin balyozlarından birisi yeryüzüne getirilseydi, tüm insan ve cinler onu ordan kaldırmak isteseler, muhakkak kaldırmaya güçleri yetmeyecektir. Cehennemliklere vurulan balyoz, bir dağa vurulsaydı; dağ parçalanıp toz haline gelirdi.”[1124]
Hadisde geçen bazı kelimeler:
Mukmâ: Balyoz.
Hadid: Demir
Ğubar: Toz.[1125]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir damlası bile dünya ehlinin hayatını bozmaya yetecek zakkum ağacını yiyecek ve içecek olan cehennemlik kişinin hali ne olur acaba.”[1126]
Zakkum: Cehennemde pis kokulu, tadı zehirli bir ağacın ismidir. Cehennemliklerin yiyeceği andan olacaktır.[1127]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü cehennem ehlilerinden azabı en hafif olan, ayaklarının topukları altına cehennem ateşinin konulan iki koruyla beyinleri kaynayan kişiler olacaktır”[1128]
Ehven: En hafif
Âhmes: Topuk.
Kadem: Ayak.
Cemere: Ateş koru.
Yağli: Kaynar. [1129]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü cehennem ehlilerinden azabı en hafif olanı Ebu Talip’tir. O da ateşten yapılmış giyeceği bir çift ayakkabıdan beyni kaynayacaktır.”[1130]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cehennem ateşi kıpkırmızı oluncaya kadar bin senelik, sonra beyaz oluncaya kadar bir bin senelik daha yakılmıştır. Bu sefer simsiyah oluncaya kadar bin senelik daha yakılan cehennem ateşi, karanlık gecenin karanlığı gibi simsiyahdir.”[1131]
13- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kâfirin dişlerinin (cehennem ateşine karşı dayanıklı olması için) kıyamet günü, uhud dağı büyüklüğünde olacaktır. Derilerinin kalınlığı ise üç günlük mesafe kadar olur.”[1132]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü kâfirin dişleri Uhud dağı, baldırları Beyza dağı büyüklüğünde, cehennemde kaplayacağı yerin genişliği ise otuzaltı mil kadar olacaktır.”[1133]
Cennet Ve Cehennem
Cennet, Allah nimetlerinin en seçkinlerini barındıran bir mükâfat, bir huzur ve safa diyarıdır. Oraya girenler gözlerinin görmediği, kulaklarının işitmediği ve hayallerinin canlandıramadığı zenginlik ve bollukta Allah nimetleri ile karşılaşacaklar ve hallerinden sonsuz derecede memnun kalarak Allah'a ölçüsüz derecede şükredeceklerdir. Fakat Cennetliklerin kazanacakları en büyük derece bizzat Ulu Allah'ın cemâlini görmek şerefine kavuşmak olacaktır. Bu kelimelere sığmaz derecede ulu mazhariyet her türlü nimeti gölgede (bırakacak ve Cennetlik kullara dünyada iken Allah'a bağlı kalmış olmanın en şerefli rütbesi olarak bağışlanacaktır.
Cehennem ise kâfirlerin ve kötülük işleyenlerin atılacağı bir âzab ve ıstırap çekme âlemidir. Oraya atılanlar, dünyada iken derece derece Allah'a karşı çıkmanın, dünyalık 'mal ve servet biriktirmenin peşinde koşarak boşu boşuna ömür tüketmenin cezasını çekecekler, O'nun azgın alevleri arasında boy vereceklerdir. Yüreğinde iman nuru taşıyan hiçbir mü'min ebediyyen Cehennemde kalmıyacaktır. Cezasını çeken, cezası bitince Cennete yerleştirilecektir.
Ey Allah yolunun durmaz yolcusu!.. Cennetlikler ile Cehennemlikler hakkında inen şu iki âyetin manâlarını düşün. Bak ulu Allah Cennetlikler hakkında ne buyurmaktadır:
1. “Cennetliklerin üzerlerinde ince ve kalın yeşil ipekten yapılmış elbiseler vardır. Gümüş bilezikler takarlar. Rableri onlara tertemiz bir şarap içirmiştir. Ve onlara “Şüphesiz ki işte bu, sizin mükâfatınızdır. Ameliniz makbul olmuştur.” denir. [1134]
Cenabı Hak Cehennemlikler 'hakkında da şöyle buyurmaktadır:
2. “(Cehennemlikler Allah'a yalvaracaklar) Ey rabbimiz, bizi bu Cehennem ateşinden çıkar (tekrar dünyaya gönder). Yine küfre dönersek gerçekten kendimize yazık etmişlerden oluruz. Ulu Allah da onları şu cevabı verir: Susun, sizin orada! Bana bir şey söylemeyin.” [1135]
Ulu Allah Cehennemliklere yukarki hitapta bulunurken onlar da köpek suretine girerek Cehennemde ulumağa başlıyacaklardır. Allah'ın böylesine acı azabından O'nun yaygın merhametine sığınırız.- Çünkü Meâz Oğlu Yahya'nın da dediği gibi bu iki hâl, yani Cennet'e girmekten mahrurr kalmakla Cehennemi boylamak birbirinden baskın çıkan iki felâkettir. Ne Cennetten ayrı ve uzak kalmağa sabredilir, ne de Cehennem ateşinde yanmağa tahammül edilir. Açıkçası her ikisine de dayanılamaz.
Bununla birlikte rengârenk Cennet nimetlerifvden uzak kalmağa katlanmak, Cehennemin o tüyler ürpertici korkunç azabına çarpmaktan dans kolaydır. En büyük felâket, küfür ve inkâra saplanarak İmanından olup ebe dî Cehennemde kalmaktır. Bir süre azab çektikten sonra kurtulma ümidi olursa iş kolay demektir. Bütün düğüm noktası, imanı kurtarabilmekte Yoksa temelli bir azaba hangi yürek, hangi insan dayanabilir? Bu yüzder İsâ Peygamber demiştir ki:
“Cennet veya Cehennemde temelli kalma fikri, yüreğinde korku duygusu taşıyan insanların yüreklerini parçalar.”
Bir gün Hasan Basrî'nin yanında bir hikâye anlatırlar. Cehennemde “Ey Hannân (çok veren), ey Mennân (minnet eden)” diye ağlayıp sızlaya rak bin yıl azab çektikten sonra en son çıkanın “Hinâd” adında birisi olduğunu söylerler. Sözün burasında oluk oluk gözyaşı akıtarak ağlamaya başlıyan Hasan Basrî:
“Keşke” der “Ben Hinâd olsaydım.”
Bu sözleri üzerine yanında bulunanların hayretten dona kaldıkların gören Hasan Basrî şu ibretli konuşmayı yapar:
“Neden dona kaldınız? Hinâd denilen adam nasıl olsa bir gün Cehennemden çıkmayacak mı? Çıkacak. Benim ise çıkacağım da belli değil.”
Bütün iş; bellerimizi büken, benizlerimizi solduran, ciğerlerimizi dağ layan, yüreklerimizi parçalayan, gözlerimizden kanlı yaşlar akıtan bir tel noktada düğümlenmektedir. Bu nokta da, “son nefeste imansız gitme korkusu” dur.
Yüreklerinde Allah korkusu taşıyanların yüreklerini parçalayan korku nun asıl gayesi budur. Yine gece gündüz oluk oluk gözyaşı akıtanların ası ağlayıp sızlamaları bu yüzdendir. Bütün gaye, “son nefeste imanı kurtarmak”tır.
Din ulularımızdan bazıları derler ki, gam ve keder şu üç şey yüzün den doğar:
1. Yapılan ibadetin kabul edilmeme ihtimalinden;
2. İşlenen günahın bağışlanmama ihtimalinden;
3. Son nefeste imansız gitme ihtimalinden.
Büyük ihlâs sahibi 'kimseler, tek ve gerçek gam ve kederin “Son nefeste imansız gitme korkusu” nun olması gerektiğini söylemişlerdir. Çünkü bunun dışında kalan gam ve kederler örtülebilir, giderilebilir. Sebebi de onların bir sonu, bir 'bitiş noktası olmalarındadır. Ama imansız gitmenin gam ve ıkederi Cehennemi boylayarak temelli azâb çekmektir.
Es'bât Oğlu Yusuf anlatıyor:
Bir gün Süfyan Sevrî'ye uğramıştım. Onu öylesine ağlamış, öylesine gam ve kedere kapılmış gördüm ki, ikendimi tutamayarak:
“Nedir bu haliniz?” dedim.
“Bu derece ağlamanızın sebebi günahlarınızın çokluğu mu?”
“Hayır” diye cevap verdi ve ardından şu sözleri ekledi:
“Allah'a karşı işlediğimiz günahlar benim korktuğumun yanında çok hafif kalır. Benim korktuğum son nefeste imansız gitme ihtimalidir!”
Ulu Allah'tan tek dileğimiz, bizi böyle bir felâkete uğratmaması, bizden rengârenk nimetlerini esirgememesi ve hepsinden önemlisi de son nefesimizde cümlemize tam imanla gitmek nasip etmesidir, âmin...
Soru: Korku Yolu'na mı, yoksa Umut Yolu'na mı gireyim?
Cevap: Her ikisine birden... Sadece birisi yeterli değildir. Esas olarak gerçek umut, kofku ile birlikte beslenilir. Yine aynı şekilde gerçek korku da, umut ile birlikte duyulur. Açıkçası umutsuz korku olmadığı gibi, korkusuz da umut olmaz. Gerçek mü'min hem Allah'ın ululuğu karşısında kork duyar, hem de bol ve yaygın rahmetinden umudunu kesmez. Bu yüzden denilir ki:
“Umut bağlayanlar, aynı zamanda korku duyarlar. Korku duyanlar da aynı zamanda umut beslerler.”
Soru: Bu iki yoldan birinin, az da olsa diğeri üzerine üstünlüğü olabilir mi?
Cevap: Esas itibariyle olamaz. Yani korku ile umut birlikte duyulmalıdır. Fakat bazı durumlarda birinin diğeri üzerine ağır bastığı olabilir. Meselâ, kişioğlu sağlam, güçlü ve varlıklı olduğu zamanlar, korku başta gelmelidir. Hasta ve güçsüz olduğu zamanlar ise umut önde gelmelidir. Âlimlerimiz bu ıkonuyu böyle açıklamakta ve çözümlemektedirler.
Hastalık ve güçsüzlük zamanlarında Allah'ın bol ve yaygın rahmetine karşı daha çok umut bağlamak şu kudsî hadise dayanmaktadır. Ulu Allah diyor ki:
“Ben, benim korkumdan gönülleri kırık olanların yanındayım.”
Sağlıklı, güçlü ve geniş imkânlara sahip olduğu zamanlarda gönlün de Allah korkusu taşıyan kimsenin, hastalık ve zayıflık anlarında Allah'ı yaygın merhametine sığınması daha çok yerinde olur. Nitekim bu konuda Kur'ani Kerim'de şöyle buyurulmaktadır:
“Gerçekten (Rabbimiz Allah'tır) deyip, sonra da dosdoğru yolda sebs edenler yok mu? Onların üzerine ölüm veya dehşet anında (korkmayın üzülmeyin, size va'dedilen Cennet'le sevinin) diye Melekler inecektir.”[1136]
Soru: Ulu Allah'ın daima iyilik etme yolunu benimsediği hususund iyi niyet sahibi olmamızı gerektiren ve bizi buna teşvik eden birçok deliller vardır. Buna göre Umut Yolu'nun ağır basması gerekmez mi, ne dersiniz?
Cevap: Evet, doğrudur. Ulu Allah'ın daima iyilik-etme yolunu benin sedîği iyi niyetini gütmek gerekir. Fakat Yüce Allah'a karşı gelmekten sakınmak, azabından korkmak ve O'nun hizmetine kendimizi adamak da iyi niyet sahibi olmak demektir.
Bu konuda, yani iyi zan, iyi niyet sahibi olmak hususunda birçok kin seferin yanılgıya düştükleri önemli bir nokta vardır. Hemen belirterek söyleyelim ki bu önemli nokta, umut ile temenniyi birbirine karıştırmaktır.
Yine hemen söyliyelim ki bunlar farklı şeylerdir. Umut, bir ana teme le dayanır. Temenni'de ise böyle bir şey yoktur. Şimdi bunu bir örnek ve rerek açıklamıya çalışalım.
Meselâ, iki çiftçi düşününüz. Bunlardan biri, zamanında tarlasını iyice sürmekte, tohumunu ekmekte ve gayet normal olarak da mahsûller alınırken; “Şu kadar mahsul alabilirim.” diye beklemektedir. Bu, çalışkan çiftçinin hakkıdır. İşte buna umut adı verilir. Burada umut, bir ana temele dayanmaktadır ki o da çiftçinin daha önceden tarlasını iyice sürüp, zamanıt da tohumunu ekmiş olmasıdır.
Bir de diğer öbür çiftçiyi göz önüne getirelim. Zamanında tarlası; sürmemiş, tohumunu ekmemiştir; hiç bir gün çalışmamış, bütün bir yıhr derin ibir uyku ve gaflet içinde tüketmiştir. Veya yapsa da hiç bir işini vaktinde yapmamıştır. Ondan sonra da mahsûl zamanı gelince, “Şu kade mahsul alabilirim” diye beklemektedir. İşte bu hiç bir temele dayanmıya bir umuttur ki, bunun adına temenni diyoruz. Kaldı ki buna da ancak boş bir temenni diyebiliriz.
İşte Allah'a kulluk ve ibadet ıkonusunda kisioğlunun durumu da tipi bu verdiğimiz örneğe benzer. Allah'a ibadete kendini adayarak tüm kötülüklere paydos diyen bir kimse, İbadetinin kabul edilmesini, ufak tefek kusurlarının bağışlanmasını, üstün sevap ve derecelere yükseltilmesini Allah'tan bekliyebilir. Onun bu hareketi iyi niyet sahîbi oluşu manâsını taşır. Ana dayanağı olan bir umuttur. Birinci çalışkan çiftçi misâli o, tarlasını zamanında ve tavında sürmüş, tohumunu atmıştır. Mahsûl alma zamanında da, “Şu kadar mahsûl alabilirim.” diye bir umut beslemek artık hakkıdır.
Yok eğer kişi bu ana dayanak noktasından gafil kalır, ibadete sırt çevirerek alabildiğine günah işler. Allah'ın gazabına çarpmaya 'boş verir, hoş-nudluğu kazanmaya aldırış etmez, azabına uğramaktan, korku duymaz, üstelik de Cennete girmeyi umar, Cehennemden kurtulmayı beklerse O'nun bu hareketi safdilliktir; hiç bif dayanak noktası bulunmayan boş ve kuru bir temenniden ibarettir. Böylesine bir harekete iyi niyet güden bir hareket gözüyle ıbakamayız; buna iyi zan da diyemeyiz. Bu doğrudan doğruya katıksız bir sapıklık ve eşsiz bir hatadır. Haylaz çiftçi misâli tarlasını zamanında sürüp ekmiyen ıbu kişinin mahsûl zamanı, “şu kadar mahsûl alabilirim” demeye hakkı yoktur. Bu konuyu şaif şu veciz ifadesiyle ne güzel dile getirmiştir;
“Kurtuluş istersin, fakat kurtuluşa götüren yollara da girmezsin. Hiç karada gemi yürür mü?”
Peygamberimiz (s.a.s.) şu sözleriyle bu gerçeği daha güzel açıklığa kavuşturmaktadır:
“Akıllı insan, kendini bilen ve ölümden sonrası için hazırlık yapan kimsedir. Âciz insan ise nefsinin sonu gelmez arzu ve istekleri peşinde koşan; her kötülüğü işleyen; sonra da Allah'tan Cennet'e girmeyi, Cehennem'den kurtulmayı temenni eden kimsedir.”
Hasan Basrî, diyor ki:
“Bazı insanlar vardır ki, hiç bir dayanakları olmadan Ulu Allah'ın kendilerini yarlıgamasım temenni ederler. Hatta o dereec umutlu görünürler ki, hiç bir iyilikleri olmadığı halde bu hareketlerinde ayak diretirler. Ve bu yüzden de iflâs etmiş, sevapsız insanlar olarak dünyadan ayrılırlar. İçlerinden birine “nenize güveniyorsunuz?” diye bir soru sorsanız şu cevabı verirler:
“Rabbimiz hakkında iyi zan, iyi niyet sahibiyiz; bize iyi muamele edecektir.”
Bunlar düpedüz yalan söylemektedirler. Eğer Ulu Allah hakkında iyi niyet sahibi olsalardı, şüphesiz nefislerinin sonu gelmez arzu ve istekleri peşinde koşmıyacaklar, tersine kâinatın ortaksiz yaratıcısına ibadet ve taât edecekler, en güzel amelleri işlemekten geri kalmıyacaklardı.
Bunları belirttikten sonra Hasan Basrî şu âyetleri okur:
“Rabbine kavuşmayı arzu ve umut eden kimse, iyi ameller işlesin. O'na ibadet ve tâatte hiç kimseyi ortak tutmasın. [1137]
“Rabbine karşı beslediğiniz şu iyi zannınız yok mu? İşte sizi o helak etti; bu yüzden hüsrana düşenlerden oldunuz.”[1138]
Cafer Dab'î anlatıyor:
Bir gün Ebu Meysere'yi gördüm. Fazla ibadet ve tâate düşmekten öylesine zayıflamıştı ki, hiç sormayın. Nerede ise Kaburga kemikleri sayılıyordu. Kendisine dayanamayıp su soruyu yönelttim:
“Ey Meysere -Allah'ın yaygın rahmeti üzerinize olsun- Kendini niçin bu kadar sıkıntıya sokuyorsunuz? Rabbinizin rahmeti bol değil mi?
Benim bu sözlerim karşısında kızan Meysere şu ibret dolu cevabı verdi.
“Bende, Allah'ın bol ve yaygın rahmetinden umut kestiğime dair bir alâmet, bir belirti görebiliyor masunuz? Unutma ki -Allah'ın bol rahımeti, O'nun yolundan gidenlere yatkındır- Cafer diyor ki, sözlerinin burasında ırmak ırmak gözyaşları akıtmaya başlayarak Meysere şöyle anlatmağa devam etti:
“Bütün Peygamberler, bütün ermişler Allah'ın rahmetinin bolluğun herkesten daha iyi bildikleri halde gece gündüz O'nun yolundan çıkmamışlar; ibadet etmişler, günah işlemekten şiddetle kaçınmışlardır. Onları bu yola sevk eden nedir? Bunlara ne dersin, ey Cafer? Onlar böyle hareke etmekle Allah'ın rahmeti hakkında iyi zan beslememiş mi oluyorlar? Hayır, tam tersine! Onların Allah'ın cömertliğine, yaygın rahmetine karşı iyi niyet ve iyi zanları tamdır. Fakat onlar esas önemli olan şu noktayı bilmektedirler ki, Allah'a karşı ibadet ve tâat borcunu yerine getirmeden, bu yo da çile çekmeden sadece iyi zan, iyi niyet sahibi olmak, derin bir aldanıştan, boş bir temenniden başka bir şey değildir.
Ey saadet yolunun yılmaz yolcusu!.. İşte bu ince noktayı göz önündeı kaçırma. Peygamberin, ermişlerin ve daha nice Allah yolunda çile çekmiş insanların bu durumlarını düşün. Artık derin gaflet uykusundan uyan, silkin, bir diriliş yap.
Muvaffakiyet, çalışanın hakikini dalma gözeten Ulu Allah'tandır, âmin.[1139]
Özet II
Ey saadet yolcusu!.. Allah rahmetinin yaygınlığını; O'nun merhametinin gazabına baskın çıktığını ve her zerreyi kuşattığını; Allah'ın seni merhametine mazhar olmuş olan islâm ümmetinden eylediğini ve sayısız nimetlere gark ettiğini; kitabı Kur'an'a (Rahman ve rahim, yani dünyada bütün kullarını, âhirette ise sadece mü'min kullarını esirgeyen ve bağışlayan) manâsını taşımakta olan adlarının bulunduğu besmele’yi' başlık attığını; hiç bir aracı olmadan sana gizili-açık sayısız derecede nimetler bahşettiğini düşün.
Diğer yandan rabbimin heybet ve ululuğunun olgunluğunu, gazabına göklerin ve yerin bile dayanamıyacağını; buna karşılık “kendinin gaflet içinde yüzdüğünü ve günahlarının çokluğunu; O'nun ise bütün bu kusur ve eksikliklerine vâkıf olduğunu; akılların idrâk edemeyeceği derecede sevap ve mükâfatlar vereceğini; buna karşılık hatırlanması bile yürekleri durduracak ve parçalayacak derecede azâb vermeğe güçlü olduğunu düşün.
İşte bütün bunları hatırlayarak düşündüğün zaman bir kere rabbinin yaygın lütfuna, bir'kere yakıcı azabına, bir kere eşsiz merhametine, bir kere de günahtan günaha dalan nefsine bakacaksın. Bütün bu düşünüş ve bakışlar seni korku ve umut yoluna sokacaktır. Artık sen dinin şaşmaz ana yoluna girerek gayene ulaşmış durumdasın; lekesiz kurtuluş yolunu tutmuş bir insansın.
Ne nefsinin her isteğine boyun büktüğü halde boş ve saçma bir temenni ile kendilerini avutanlardan; ne de Allah rahmetinin yaygınlığını unutarak büsbütün karamsarlığa tutulanlardansın. Sen başına felâket açacak olan ileri gitmek (ifrat) geri kalmak (tefrit) gibi hareketlerden uzaksın. Sen bunların arasında kalan saadet yolunun şarabını içtin. Bu yolun tadını damaklarında duydun.
Yalnız umut yolu dondurucu soğuğu ile yalnız korku yolu ise kavurucu sıcağı ile üstünde yürüyenleri helake sürükler. Ama sen bu tehlikeli yollara düşmekten kurtuldun. Öyle sanıyorum ki sen, varlıklı, zengin bir kimse olarak lekesiz gayene eriştin. Sağ-salim iki tedavi olmaz hastalığı atlattın. Böylece de maddi - manevî bir şifaya kavuştun.
Ve sen azgın nefsini itaat altına aldın. Kendini gece - gündüz demeden devamlı olarak Allah'ın hizmetine adadın. Bu vadide yol alırken cahilliği, gafilliği bütün varlığiyle ardına attın. Bütün günahlara, tüm kötülüklere sırt çevirdin. Sen, Nevf-ül Bükâli'nin “Cenneti hatirlasan şevkin artar, Cehennemi hatırlarsan uykuların kaçar.” dediği cinsten katıksız bir mü'min oldun.
Sen artık, Allah'ın:
“Gerçekten Peygamberler hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyanlardandır.”[1140] Diye nitelendirdiği/hâlis kullarındansın.
Ey saadet yolunun yılmaz yolcusu!..
Ulu Allah'ın yardımı ile Allah korkusunu gönülde yerleştirmek ve Allah'ın yaygın rahmetinden umut kesmemek geçidini de aştın. Şimdi sfeni bu dünyada da, öte dünyada da nice nice nimetler beklemektedir.
Ulu Allah'tan dileğimiz cümlemizi ve cümle mü'minleri bu pürüzsüz yolda daim eylesin. Çünkü O, esirgeyenlerin en esirgeyicisi, bağışlayanların en bağışlayıcısı, cömertlerin de en cömertidir. O'nun kuvvet ve kudretine son yoktur.[1141]
Konu: Dünya Fitneleri
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ey iman edenler!) şaşırtıcı karanlık bir gecenin gelmesi gibi fitneler gelmeden iyi işler (kuluk ve ibadetler) yapmaya çalışınız. (Kötü fikirlerle dolu öylesine kötü günler gelecek ki,) Kişi, sabahleyin mümin olarak kalkarken, akşamleyin kâfir, akşamleyin kâfir ise, sabahleyin mümin olarak kalkar. Çünkü dinini zamanı az dünya menfaatleriyle satarlar.”[1142]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ey iman edenler) hayatı bulandıran ihtiyarlık, ansızın gelen ölüm, hapseden hastalık, ümitsizlik veren zaruri ertelemeler gelmeden iyilikler yapmaya çalışınız.”[1143]
Hadisde Geçen Bazı Kelimeler:
Harem: İhtiyarlık, Yaşlılık
Nağız: Hayatı Yok Eden, Usandıran.
Mevt: Ölüm.
Merad: Hastalık.
Habız: Hapis Eden.
Tevsif: Ertelemek.
Muyis: Umud Kestiren[1144]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Ey iman edenler) şu altı tehlike gelmeden önce iyi ameller işleyiniz:”
a) Güneşin (nizamı bozulup) infilâka uğrayarak batıdan doğması.
b) (Bütün dünyayı ikapsayan ve etrafını zehirle boğacak olan) bir dumanın çıkması.
c) (Elindeki asasıyla müminleri işaret edip) “bu adam mümindir” cümlesini yazan Dabbe adlı (canlı bir varlığın) ortaya çıkması.
d) Kadınlı-içkili günah dolu kirli bir hayat cenneti ve cehennemini ortaya koyan Deccalin ortaya çıkması.
e) Hayatınıza son veren ani ölümün gelmesi,
f) Kıyametin kopması.”[1145]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ey imanlılar! Altı olay gelmeden iyi işler yapmakta acele ediniz.
a) Akli dengesi bozuk, kötü düşünceli kişilerin başınıza amir kesilmesi,
b) Tahsildar gibi memurların çoğalması,
c) Hakimlerin para mukabilinde haksızlara karar satması. (Hakimi rüşvet mukabilinde mahkeme kararı ile haksızı suçsuz gösterirken, haklıyı da suçlu göstermesi.)
d) Önem verilmeden insan kanının dökülmesi,
e) Akrabalık bağlarının kopması.
f) Bazı gençlerin çalgıyla şarkı söyler gibi, Kur'an-i Kerim'i teğenni ile okuması. Bunlar, içlerinden birini bilgisi az olsa bile (kürsüye çıkartıp türkü söyler gibi Kur'an okuturlar.”[1146]
5- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Yedi hadise vuku bulmadan iyilik yapmakta acele ediniz:”
a) İnsanlara öz nefislerini unutturacak fakirliğin gelmesi,
b) (Veya) azdırıcı zenginliğin gelmesi,
c) Kişinin vücudunu bozup kuvvetini düşürecek bir hastalığın ortaya çıkması,
ç) Yıpratıcı ihtiyarlığın baş göstermesi,
d) Ani ölümlerin gelip çatması,
e) (Dinsizlik metoduyla birlikte) deccalın yeryüzüne çıkması. Çünkü bu, beklenilen felâketlerden biridir.
f) Kıyametin kopması. Bu ise, acı ve dehşet dolu büyük bir hadisdir.”[1147]
6- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İki çeşit sarhoşluk sizi kaplamak üzere
a) Dünyayı haddinden fazla sevmek gafletine düşmek,
b) Zararını düşünmeden cehaleti sevmek gafletine saplanmak? Bu iki belânın karşısında artık siz Allah'ın emirlerini öğretip yaptırmaktan, yasaklarını ise terk ettirmekten vazgeçersiniz. (Bu tehlikeli zamanda) Allah'ın kitabını ve peygamberin hadislerini kendisine rehber yaparak bütün işlerinde uygulayan kimseler, Allah'ın nezdinde muhacir Mekkeli, ensari Medineli sahabiyeler kadar değerlidir.”[1148]
7- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Tehlikelerle dolu karanlık geceler gibi, fitne ve belâlar etrafınızı çevirmek üzere. (Bu dinsizlik ve ahlâksızlık) fitnelerinden kurtulacak olan kişiler, yüksek dağlarda koyunlarının sütünü içen veya atının gemine yapışıp dağlarda kâfirlerle savaşan kimselerdir.”[1149]
8- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Eğer, sizin için, gizlenmiş olan hazineler (cennet nimetlerin)'in ne kadar çok olduğunu (bilseydiniz, muhakkak iki, peşine düşüp nail olamadığınız dünya nimetleri için üzülmezdiniz.”[1150]
9- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Eğer, siz ölümden sonra ne gibi tehlikelerle karşılaşacağınızı bilseydiniz, tam istekle yeyip içmez, huzur içinde eve girip oturmaz, bilâkis yollara düşüp göğsünüze vurarak ağlardınız.”[1151]
10- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Cüfeyc adlı rahip, alim olup dini bilgilere sahip olsaydı, anasının çağırmasına icabet etmenin ibadetten daha üstün olduğunu anlardı.”[1152]
Takriben bundan 2000 sene önce, iman edip hak dinine kavuşmuş, gecesini gündüzünü ibadetle geçiren Cüreyc adlı bir rahip, günün birinde anasının kendisini namazdayken çağırışına icabet etmemesi yüzünden, annesinin bedduasına neden olmuştu.
“Ey Allah'ım! oğlum sesimi duyduğu halde çağırışıma cevap vermedi. Onun canını bu dünyadan, zina damgasıyla rezil ettirmeden alma.”
Aradan bir müddet geçtikten sonra vadinin eteğinde bir kadının çobanla kurduğu ilişkiden ötürü gebe kaldığı görüldü. Ailesinin baskısı sonunda doğurduğum çocuk rahibtendir” demek zorunda kalan kadına, yakınları:
“Bu çocuk bir zina mahsulüdür. Bunun temizlenmesi gerek” diyerek rahibin üzerine saldırdılar. Bunun üzerine geçmişte annesinin kendisine yaptığı bedduayı hatırlayan rahip güldü ve onlara çocuğu getirmelerini söyledi. “Baban kimdir!” Bu soru üzerine konuşan bebek:
“babam (falanca) çobandır.” dedi. Belki rahip, zina felâketinden kurtuldu, ama rezil olmak damgasında kurtulamadı.
Din hukukçularımız, bu hadisten dolayı, namaz içinde olan kişinin, annesinin çağrısı üzerine icabet edip etmemesi konusunda ihtilâfa düşmüşlerdir. En doğrusu, İslâm dinine göre, namaz kılan bir kimse, annesinin kendisini çağırmasına icabet ederek namazını bozmaması gerekir. Fakat rahibin mensub olduğu dine göre, böyle bir ruhsat olabilir, Bizim dinim de ise böyle bir şey olamaz.[1153]
11- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benden sonra tehlikelerle dolu karanlık geceler gibi, fltneler etrafınızı sarıp kuşatacaktır: (O zaman da) kişi, sabahleyin mümin iken akşamleyin kâfir olur. Gene ( o zamanda) birçok kimseler, dünya menfaatleri uğruna dinini satarlar.”[1154]
12- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benden sonra, kâfirler gibi birbirinizin boynunu vurarak küfre dönmeyiniz.”[1155]
13-Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her ümmetin bir fitne sebebi vardır. Benim ümmetimin fitne si (ahlâksızlık, dinsizlik çamuruna sürükleyecek sebeb) dünya malıdır.”[1156]
14- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ademoğlunun yeyip içtikleri her ne kadar güzel ve çeşitli ise de, dönüştüğü madelere bak.”
İşte Ademoğlunun yeyip içtiklerinin (pisliklere dönüştükten sonra aldığı hali) dünya malının bir örneği değil midir? (Nitekim dünya malı da böyle yok olup gidecektir.)[1157]
15- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ben, ümmetim için en çok korktuğum fitne, kadın ve içkidir. (ki olacaktır).”[1158]
Sevgili peygamberimiz, kendisine peygamberlik verildiği andan kıyamete kadar ilâhi ve manevî bir aletle, müsiümanların karşılaşacağı birçok fitneleri görmüştür. Fakat islâmiyeti yıpratacak ve müslümanları dinden uzaklaştıracak, batının kirli ahlâk ve adetlerine sokacak en zararlı fitne olarak kadın ve içkiyi görmüştür.
Sayın okuyucu! Bugün İslâm aleminde fitne ve belâ kurşunlarını yağdırarak, İslâm dininin çökmesine, müslümanların da ahlâksızlık kuyusu düşmelerine neden en zararlı fitne kadın ve içkiden doğmakta.[1159]
16- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Dünya mal ve şerefine karşı kişinin içinde beslediği hırsının dinini, koyun sürüsüne saldıran iki kurttan daha zararlıdır.”[1160]
17- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Geleceği benim gördüğüm kadar göremezsiniz. Şüphe yok ki, ben fitnelerin, yağmur tanelerinin düşmesi gibi, evlerinizin arasına düştüğünü görüyorum.”[1161]
18- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kadınlar erkeklere karşı galiptirler.”[1162]
19- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zararlı fitnelerin olacağı bir zamanda, o fitneye katılmayıp evinde oturanlar, katılmaya hazırlananlardan; katılmaya hazırlananlar, fitnenin bulunduğu yere yürüyenlerden; o tarafa doğru yürüyüp te henüz karışmamış kimseler de, karışanlardan daha selâmette olurlar.
Kim, fitnelere yaklaşmak istiyorsa, fitneler de ona yaklaşır. O fitnelerden kurtulmak için sığınak arayan kimseler de, buldukları sığınaklara bir an önce sığınmaya baksınlar.”[1163]
20- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ademoğlunun hoşlanmadığı iki şey vardır:
a) Ölüm: Oysa ölüm, ademoğlu için, (küfür) fitnelerine girmesinden daha hayırlıdır.
b) Az mal: Halbuki az maldan hesap vermek daha kolaydır.”[1164]
21- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Adamın biri doğumu yaklaşmış bir köpeğin bulunduğu evin sahibine misafir olarak gider. Bunu gören köpek “bundan sonra sahibinin misafirini havlayarak karşılamam” diye kendi kendine yemin eder. Bunun üzerine karnındaki yavrusunun havladığını gören adam:
“Bu ne acaib şey” diye kendi kendine söylenir. Hz. Allah, o zamanın peygamberine vahiy yoluyla şöyle buyurur: “Bu olay, sizden sonra gelecek bir ümmetin (Hz. Muhammed'in ümmetinin) durumuna benzer ki, iyi olmayanları iyi olanlara hakaret eder (havlar.)”[1165]
22- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(İslâm ülkelerinde öylesine kötü) fitneler baş gösterecek ki, sabahleyin mümin olarak kalkan kişi, akşamleyin kâfir olur. (O zaman da) ancak, Allah'ın, dini ilim sayesinde iman hayatı verdiği kimseler kurtulacaktır.”[1166]
23- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine sağır ve dilsiz edici fitneler baş gösterecek ki, kendisine yaklaşanları bile içine alacaktır. Diliyle ona yaklaşan kimseler, kılıç darbelerinin altına girmiş gibi olur.”[1167]
24- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bundan sonra (müslümanlarm arasında) olaylar, fitneler, ayrılıklar ve kargaşalıklar baş gösterecektir. Bu fitneler vuku olduğu zaman gücün katil (bir kâfir) değil, mümin bir maktul olmaya yetiyorsa, hemen yapıver.”[1168]
25- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Gelecek (zararlı) fitnelerden kişinin kurtulması, evinden dışarı çıkmamasına bağlıdır.”[1169]
26- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine felâketlerle dolu bir zaman gelecek ki, o zamanda üç şeyden daha az hiç bir şey olmayacaktır:”
a) Helâl para,
b) Temiz, samimi bir arkadaş,
c) Amel edilen peygamberimizin sünneti,”[1170]
27- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Öylesine kötü bir zaman gelecek ki, bu zamanda hafızlar çoğalırken, alimler azalacak, ilim alınıp itibarını kaybedecek, kargaşalık çoğalacaktır. Bundan sonraki zamanda hafızlar Kur'an-ı, kalben, ruhen okumayacaklardır. Bundan sonra gelecek zaman ise, kâfirler müminlerle mucadelelerinde müminin haklı bulunduğu konularda galip gelirler.”[1171]
Ardı sıra gelecek olan üç zamanın her biri, kendinden önceki zamandan daha kötü olacaktır.
a) Bu zamanda ilmin itibarı yok olur, İlimleriyle amel eden alimler azalır. Buna karşılık katillerin çoğalması gibi hafızlar çoğalır.
b) Bu zamanda ilim ortadan kalkarken, hafızların Kur'an-ı kalben değil de ağızdan okumaları,
c) Bu zamanda ise, Allah'ın kitabı ve peygamberin hadisleri ile amel etmeyen müminler, müşrikler karşısında mağlûp olurlar. Kalbindeki imanı zayıf, dini bilgisi yetersiz olan müminler kâfirlerle mücadele ederken her an yenilmeye mahkûmdur.[1172]
28- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İnsanlar, öylesine kötü bir zamanla karşılaşacak ki, o zaman da kişi, aciz ve beceriksiz olmakla, işini gayri meşru yollarda kazanmanın arasında kalır. Bu durumda, mümin olan kişi birinciyi ikinci unsurdan üstün tutsun (tercih etsin.)”[1173]
29- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Benden sonra kâfirler gibi birbirinizin boynunu vurarak küfre dönmeyiniz.”[1174]
30- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Eğer Ademoğlu için, bir vadi dünya malı ile dolu olsa, bir ikincisini ister. İki vadi dolu olsa üçüncüsünü de ister. Kısacası, insanoğlunu topraktan başka hiç bir şey doyurmaz. Fakat Hz.Allah (dünyamalına karşı beslediği) kötü hırsından dolayı tövbe eden Ademoğlunun tövbesini kabul eder.”[1175]
31- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Uhut dağı kadar altının olsa, aradan üç gün geçmeden yanımda bir kuruşun dahi kalmaması beni sevindirir. Yalnız ödenmesi gereken borcum için, ayırdığım müstesnadır.”[1176]
32- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Eğer Allah'ın nezdinde Dünya (içindekilerle birlikte) bir sivrisineğin kanadı kadar değerli olsaydı, kâfirler ondan bir damla su dahi içemezdi.”[1177]
33- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Su içinde yürüyen bir kimse, ayaklarını ıslanmaktan kurtaramadığı gibi, dünya işlerini (ahîret işlerinden daha) üstün tutan bir kimse de kendini günah işlemekten kurtaramaz.”[1178]
Ayağı ıslanmaksızın su içinde yürüyüp te çıkan bir kimse olabilir mi? İşte bunun gibi, dünyayı ahirete tercih eden bir kimse de dünyadan günahsız olarak ayrılamaz. Hele derin bir suda bir kimsenin vücudunun tümünün ıslanması gibi, dünya malına karşı hırs batağına düşmüş olan bir kimsenin de ruhuyla, kalbiyle ıslanmadan kirlenip kurtulması düşünülemez.[1179]
34- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, kişinin malında, ailesinde ve çocuklarında bir fitne vardır.”[1180]
Mal, kişi için bir fitnedir. Dünya malı, insanın el ve ayakları gibidir. El ve ayakları olmayan bir kimsenin kötü yerlere gitmesi muhtemel dışıdır. Malı olmayan bir kimsenin de, kötü yerlere gidip günah işlemesi mümkün değildir. El ve ayakları kötülüklere uzanmaya, meyhaneye gitmeye alışmış bir insan, her an için fitnelere düştüğü gibi, mal; olan bir kimse de, hele malıyla günah işlemeye ahşmışsa her an için fitne içindedir.
Kişinin ailesi de bir fitnedir. Muhakkak ki, kocasına gayri meşru şeyleri yapmaya zorlayan bir zevcenin ne kadar büyük fitne olduğu malûmdur Çocukların fitnesinin de bundan bir farkı yok.[1181]
35- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zamanı yaklaşmış belâdan ötürü araplara ne yazık. (Bu belâdan) el ve diline hakim olan kişiler kurtulacaktır.”[1182]
Peygamberimiz bu hadisiyle, takriben yirmi sene sonra arap lar arasında başgösterecek fitneleri haber vermektedir.
a) Hz. Osman'ın öldürülmesi,
b) Cemel ve safin denilen iki savaşın baş göstermesi, dolayısıyla iki İslâm ordusunun birbirlerini imha etmesi,
c) Emevilerin müslümanların başına buyruk ve halife olarak muşallat olmaları,
d) Bundan sonra Abbasîlerîn Arapların başına halife seçilerek Emevilerin bir çoklarını katletmesi,
e) Türklerin hakimiyeti altına girdikten sonra ikinci dünya harbinin patlak vermesi sonucu, Türklerin yardım ellerini çekip korumamaları yüzünden her bir Arap devletinin kâfir devletlerin boyunduruğu altına girmeleri.[1183]
DÜNYA VE ALDATMALARI
Dünya insanoğlunu Allah'a ulaştıran yolun çetin ve güç yol veren başlıca engellerinden biridir. Türlü türlü geçici nimetleri, renk renk güzellikleriyle dünya âdeta hayatımızın tabii akışını asıl yolundan saptırmak istemektedir.
Ulu Allah buyuruyor ki:
“Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma gezen güzel atlara, (deve, sığır, koyun, keçi gibi) hayvanlara tarlalara tutkun bir sevgi ile bağlanmak insanlar için süslenip bezenmiştir. Halbuki bunların hepsi geçici, dünyalık servetlerdir. Varılacak yerlerin en güzeli ise Allah'ın nezdindedir.”[1184]
“İyi biliniz ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, aldatıcı bir süs, karşılıklı boş bir öğünme, servet biriktirme ve evlât sahibi olma yolunda bir yarıştır. (Âhiret için bir kazanç sağlamayan) bu dünya hayatı çiftçinin yüzünü güldürecek gelişkinlikte mahsûller yetiştiren bir yağmura benzer. Fakat çok geçmeden bu gelişkin eskinin sararıp kuruduğunu ve sonunda çer-çöp halini aldığını görürsün. Ayrıca dünya hayatının aldanmişlarını âhirette ağır bir azap beklemektedir.”[1185]
Bu âyetlerde Ulu Allah'ın açık açık gözlerimizin önüne serdiği dünya manzarası ne tüyler ürpertici bir gerçeği dile getirmektedir!.. İnsanlar arasında doğru yoldan ayrılarak Allah'ın emirlerine ters bir yol tutturanların hepsine, teker teker dikkat buyurunuz. Hepsi kendini var gücü ile bir dünya işine vermiş, o yoldan kazandığı servet, şöhret ve rütbelere aldanarak şımardıkça şımarmış ve artık varlıkların bir yaratıcısı olduğunu; kendisinin de O'na karşı yerine getirmek zorunda bulunduğunu tamamen unutmuştur.
Böyle kimseleri, varlığına varlık katmak, rütbesine yeni rütbeler eklemek, şöhret ve itibarını daha da artırmak 'için rakipleri ile gözleri dönmüşçesine kıyasıya bir yarışmaya girişmiş görürsünüz. Yollarının üzerinde dikilip onlara âhiret hayatları için ve Allah için ne gibi hazırlıklar yapmakta olduklarını sorsanız konuşmaya bile ayıracak vakitleri olmadığını, önür de yığın yığın işlerin kendilerini beklediğini ileri süreceklerdir. İşte bı meşguliyetler içinde oyalanırken günün birinde ölüm meleği canlarını almağa gelince aldanmtş ve boş ellerle Ulu Allah'ın huzuruna doğru yol çıkmak zorunda kalırlar. (*)[1186]
Evet, mü'minin ibadet yolunda ilerilerken yüzyüze geleceği baş enge terden biri dünyalık meşgalelerdir. Bu engeli aşarak esas hedefe ulaşabi mök için dünyadan el-etek çekerek gerçek manasiyle Allah'a yönelmek ge rekir. Mü'min iki sebebe dayanarak dünyadan el-etek çekmek zorundadır.
1. Mü'min, ibadet yolunda hedefe doğru ilerlemek üzere dünyay onun geçici, aldatıcı ve yolayıcı nimet ve güzelliklerine, öbür dünyaya v; sıta olabilmelerinin dışında bir değer tanımamalıdır. Çünkü dünyaya gönül verenler, ona sımsıkı sarılanlar tüm maddi kuvvetlerini dünyalık kazanma uğruna seferber ederler. Daha başka bir deyişle dünyaya bel bağlıyanlar bir yandan da maddî güçlerini dünyalık mal ve servetler peşinde seferber ederler. İnsan artık dünya ile öylesine bir dostluk havasına girmiştir dünyalık nimetler gece-gündüz hayali önünde resmigeçit yapmaktadırlar. İşte bir insanın bu derece dünya ile içli-dışlı olması ibadet yolunda as hedefe ulaşmak üzere yol almasına engel çıkar. Çünkü insanoğlu birbir ne zıt olan dünya ile âhiretin her ikisine de aynı zamanda bel bağhyama Bir kere birbirine zıt iki şeyle aynı zamanda uğraşamaz, bir. Uğraşmaya kalkışsa bile ne buna, ne o tam manası ile bağlılık gösteremez, iki.
Dünya ile âhiret; bir erkeğin iki kıskanç karısına benzerler. Birini ho nut etsen, diğeri darılacaktır. Yine dünya ile âhiret birbirine zıt iki yön doğu ile batı gibidir. Birine ne derece yüzünü dönersen, diğerinden de derece yüz çevirmiş olacaksın.
Dünya insanoğlunu hem dış varlığı, hem de iç varlığı ile tesir alai içine çekerek boyuna oyalar durur. Bir yandan vücut azaları ile dünya) kapılan insan, diğer yandan da gönlü ile ona tutkun tutkun sarılmağa çalışır.[1187]
Dünyanın Dış Hayatımıza Tesirleri
Dünya İnsanı çepçevre kuşatmıştır. Bütün renk renk nimetleri tür türlü aldatıcı güzellikleriyle onu kıskacı altına almak istemektedir,
Sahabilerden Ebudderdâ diyor ki:
“Ticaretle ibadeti, dünya ile ahreti at başı götürmek istedim. Ama yan yana yaklaştıramadım. Bu yüzden de ibadet ve âhirete sarılarak dünya ve ticareti başladım.” Hz. Ömer diyor iki:
“Eğer dünya ile âhireti bir arada yan yana yürüten bir kişi olsaydı, bu işi aynı şekilde ben de berecebilirdim.”
Bütün bu anlatılanlardan açıkça anlaşılıyor ki, birinci plânda âhiret hayatını düşünmek, söz ve hareketlerimizi bu düşünce etrafında yoğunlaştırmak zorundayız. Gönlünü dünyaya kaptırıp da sonsuz âhiret hayatını zindan denler büyük bir aldanışa düştüklerini Allah'ın huzuruna varır varmaz anlıyacaklardır. Ama yazık!...
Dünyanın İş Hayatımıza Tesirleri
Dünya insanoğlunun gönlünü de çalmaya uğraşır. Çoğu gönüllerin çalındığı da ayrı bir gerçektir. Daima dünyalık işlerinin nasıl bir yol alacağını düşünen kimsenin kafası dünyayı düşünür, kalbi dünya için çarpar, duygu ve düşünceleri o yönde gelişir. Böylece de insan ibadetini sekteye vurur, âhiretini yıkar. Peygamberimiz (s.a.s) diyor iki:
“Dünyasına karşı sevgi duyup da ona gönül kaptıranlar, âhiretleri hesabına zarar ve ziyana girmektedirler. Âhireti ne karşı sevgi duyup da gönül yaptıranlar da dünyası hesabına zarar ve ziyana girmektedirler. Ey ümmetim!.. Bu geçici dünya hayatına, ebedi olan öbür dünya hayatını tercih ediniz.”
Ey ibadet yolu yolcusu!. Bu açıklamalarımızdan da açık seçik anlaşılıyor ki içinle de dışınla da, daima dünya ile meşgul olursan, ibadet yolunda korkusuzca yol alamazsın; gereği gibi ibadete sarılamazsın. Fakat hem içinle, hem de dışınla, dünyadan el-etek çekerek tam bir bağlılıkla Al'lah'a yönelirsen, ibadet yolunda yol aman ve ibadet etmen kolaydır. Hatta bu hususta sana tüm azaların bile yardımcı olabilmek için can atarlar. Selman-ı Fârisî diyor ki:
“Kul dünyadan el-etek çekerek Allah'a yöneldi mi kalbi aydınlanır ve ibadet ederken de tüm azaları kendisine yardımcı olur.”
“İbadet yolunda ilerliyebilmek için önümüzü kesen dünya engelini ortadan kaldırmak gerekir. Bunun için de dünyadan el-etek çekerek Allah'a yönelmek zorunda olduğumuz meydandadır. Dünyadan el-etek çekmeyi gerektiren ikinci sebep de şudur: Dünyadan elini eteğini çekerek tam manasıyle Allah'a yönelen bir mü'minin ibadetinin değeri artar, şerefi yücelir. Sevgili Peygamberimiz diyor ki:
“Yüreği yalnız Ulu Allah sevgisiyle atan bir âlimin kıldığı iki rek'âtlık namaz, gönüllerinde Allah sevgisinden başka herhangi fani varlıkların sevgisini taşıyanların bir ömür boyunca edecekleri ibadetten daha hayırlıdır.”
Açıkça görülüyor ki, arkasını Allah'a dayandıranların ibadeti değer ve şeref bakımından daha büyük bir üstünlük taşımaktadır. Durum böyle olunca da mü'min tüm kalbiyle Allah'a bağlanacak, ayrıca bu geçici ve aldatıcı dünyadan da elini eteğini çekecektir. Büyük kurtuluşa varmanın tek yolu budur.
Soru: Dünyadan el-etek çekmek ne demektir ve bu nasıl gerçekleştirilir, anlatır mısınız?
Cevap: Dünyadan el-etek çekmek, ilim adamlarımıza göre, iki yoldan gerçekleştirilebilir:
1. Mü'minîn dünyada erişemediği nimetleri ille de ele geçireceğim sevdasından vazgeçmesi; kendisini dünyaya bağlıyan mai ve servetini Hak yolunda düşkün ve yoksullara dağıtması ve bir daha tekrar mal ve servet biriktirme fikrini taşımaması yoluyla olur ki, bu tamamen kulun kendi eli ile lfadesi altındadır. Gerçekten, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ve lekesiz kurtuluşa kavuşmak isteyen her kul bu yola başvurabilir.
2. Dünya nimetlerinden, dünyalık meşgalelerden nefret etmek ve soğukluk duymak yolu ile. Dünyadan her şeyi ile nefret duymak insanoğlunun eli ve iradesi altında değildir. İsteyen istediği zaman dünyadan ve de dünyalık nimetlerden nefret duyamaz.
Fakat insanoğlu birinci şıkta söylediğimiz esaslar içinde hareket ederse, zamanla yüreğinde dünyaya karşı bir soğukluk belirmeğe yüz tutar; bu soğukluk öyle bir noktaya varır ki, artık gönlünden dünyalıik her türlü duyguyu atmış ve bütün varlığı ile biricik Allah'a bağlanmıştır. Zaten Allah'a gerçek bağlamış gönülde O'ndan başka herhangi, bir fani varlığın sevgisini taşımamaktır.
Burada kulun önünü kesen en güçlü engel, dünya sevgisini yürekten söküp atmaktır. İşte bu husus, pek sanıldığı kadar kolay değildir. Nice kimseler vardır ki söz ve davranişlarıyle dünyayı sevmez görünürler; fakat için için dünyaya tutkun oldukları inkâr edilmez bir gerçektir. Onlar derin bir kasvet ve yakıcı bir ıstırabın pençesi altında yanıp tutuşmaktadırlar. Aslında önemli olan nokta da dünyayı yürekten sevmemek ve ona karşı derin bir nefret duygusu beslemektir. Ulu Allah buyuruyor ki:
“İşte âhiret yurdu! Biz orayı yeryüzünde büyüklük taslamayanlar ve kargaşalık çıkarmak istemeyenlere veririz.”[1188] Bu âyette Ulu Allah öbür dünyada sonsuz mutluluğa kavuşmanın, bu dünyada büyüklük taslamamak ve fesad çıkarmamak gibi iyi hareketlere bağlı bulunduğunu açık açık dile getirmektedir.
Konuyla ilgüli şu âyetleri de buraya aktaralım. Ulu Allah buyuruyor ki:
“Âhiret kazancını isteyenin kazancını arttırırız. Dünya kazancını isteyene de dünyalık kazanç veririz. Ama dünyalık kazanç isteyenin âhirette hiç bir nasibi yoktur.” [1189]
“Kim bu hemencecik gelip geçen dünyayı isterse biz de dilediğimize, dilediğimiz şeyi çarçabuk veririz. Sonra da onu cehenneme sokarız. O oraya kınanmış ve rahmetten kovulmuş olarak girer,
Kim iman ederek âhireti diler ve bu hususta gayretli çalışma yaparsa, işte1 onlar mutlaka bu çalışmalarının mükâfatının görürler.” [1190]
Ey mü'min!-. Görmüyor musun foak, bu âyetlerde hep istemekten söz edilmektedir. Öyleyse en önemli nokta, herhangi bir şeye erişmeyi kalbin isteyip istememesidir. Bir kimse fiilen dünyaya bağlı görünmese de, kalben bağlı ise, tam manası ile Allah'a bağlılık duygusu besliyemez. Ne var ki ıkul, kendisini dünyaya karşı sevgi aşılayan mal ve servetini düşkün ve yoksullara dağıtır, erişemediği arzularına ille de kavuşacağım sevdasından vazgeçerse, umulur iki Ulu Allah onu, gönlünden dünya sevgisini kazıyıp atmaya muvaffak eder. Çünkü varlıkların ortaksız yaratıcısı olan Allah bol bol ikram edicidir.
Dünyanın bir sürü musibet ve belâlarıyle insanın başına her an felâket yağdırdığı, şöyle bir göz atılınca sayısız derecede kusur ve eksikliklerle mallû bulunduğu düşünülecek olursa mü'min, kendiliğinden birikmiş mal ve servetini dağıtmaya, gönlünde taşıdığı arzu ve ihtirasları söküp atmaya başhyacaktir. Bazıları diyor ki:
“Dünyanın zenginliği geçici ve değersiz, gam ve tasası çok, insanları hasis ve cimridir. Üstelik dünya da hızla yokluğa doğru yol almaktadır. İşte bu sebeplerden biz dünyadan el-etek çekmiş bulunuyoruz.
Hemen belirtelim ki bu sözlerde dünyaya bağlılık kakmaktadır. Çünkü birisinin ayrılığından şikâyet eden kimse, onun hasretini çeker, onun gelişine sevinir. Rakipleri arasında bir İşi terk eden kimse, yalnız kalınca hemen o işe koyulur, hiç değilse bile ona karşı içinden bir hoşnutluk duyar.
Bu konuda en gerçek şudur:
“Dünya, Allah'ın amansız düşmanıdır. Sen ise ondan hoşlanmakta, ona karşı sevgi duymaktasın. Halbuki insan sevdiğinin düşmanına en az öz düşmanı kadar kin duymak zorundadır.
Gerçekte dünya bir pislik kuyusudur. Dünya hayatının sonu murdarlıktır; ıstırap ve yok olmaktır. Ama o güzel ve süslü püslü bir gelin gibi görünür. Gafiller de onun bu dış gösterişine kapılırlar. Akıllılar ise gerçeği görerek Allah'a yönelip bağlanmağa bakarlar.
Soru: Dünyadan el-etek çekmek, zevk ve safasına yüz çevirmek farz mıdır?
Cevap: Dünyadan el-etek çekmek ve zevk safına yan çizmek iki hususda olabilir.
1. Haramlarda,
2. Helâllerde,
Dünyada haramlardan el-etek çekmek, her mü'mlnln boynuna farz derecesinde borçtur; yalnız helâllerde ıborç değildir; kul isterse helâl olan bir nimetten el-eteik çekerek uzaklaşabilir-
Hak yolda ilerlemek üzere dosdoğru yol alan Allah bağlısı mü'minlerin gözünde haram, kokuşmuş pislikli bir ölüye benzer. Ona yaklaşmak asla doğru değildir. Zaruret olup da ille yaklaşmak gerekiyorsa, zararı baştan savacak ölçüde yaklaşmak gerekir. Helâl ise sadece ölüye benzer. Ona da ihtiyaç duyulduğu ölçüde yaklaşmak gerekir. Yine aynı kimselerin gözünde haram yakıcı ateşten farksızdır. Ona sokulmak bir mü'minin aklından bile geçmez. Tersine ona karşı tiksinti duyar, nefret besler. Gönlünde dünyaya karşı en ufak bir sevgi taşımaz.
İşte mü'min bu anlattığımız manada dünya ve dünyalık nimetlere karşı soğukluk duymakta, o yüzden de bu dünyaya öbür dünyasına basamak yapmaktan öte bir değer tanımamaktadır.
Soru: İnsanın gözünde bunca zevk ve safa imkânları bahşeden dünya, nasıl olur da pis ve kokuşmuş bir ölü veya yakıcı bir ateşe benzer? Üstelik de mizaç ve tabiatımız zevk ve safâya öyle düşkün ki!..
Cevap: Ulu Allah'ın geniş ve yaygın lütfuna erişenlerin gözünde dünya gerçekten insanı kötülükten kötülüğe iten bir pislik veya yakmak, tutuşturmak İsteyen bir ateş deryasıdır. Hemen belirtelim ki bu, renk renk geçici nimetleri aldatıcı türlü türlü güzellikleri ile bütün oldu bittisi ne vakıf olan gerçek ve uyanık mü'minlerîn gözünde böyledir, fakat dünyanır iç yüzünü kavramayıp da görünüşündeki çekici mal ve servetlerine, kadir ve eğlencelerine kendilerini kaptıran basiretsiz kimselerin gözünde dünya bir zevk ve safa yurdu, mal ve servet yığma yeridir. Şimdi bu noktay küçük örnekle açıklığa kavuşturmaya çalışalım:
“İşinin ehli bir adamın güzel ve nefis bir tatlı hazırladığını tasav vur edelim. Yanında da iki kişi var. Adam tatlıyı yaparken içine birazcık öldürücü zehir akıtmıştır. Yanındaki iki kişiden biri bunun farkında, diğer de farkında olmasın. Sonra tatlıcı tatlıyı hazırlayınca güzel ve yaldızlı tabaklara koyarak iki kişinin önüne sunuyor, ne olacaktır?
İçine zehir akıtıldığını bilen adam o tatlıdan asla yemiyecektir. Tabakların güzelliğine ve yaldızına kanmıyacaktır. Çünkü o tatlı onun gözünde yakıcı bir ateşten farksızdır; kendisini ölümün soğuk kollan arasına doğru çekmek istemektedir- Nasıl yesin, yer mi? Birazcık tatlı yiyip mideye ziyafet çekmek uğruna canını feda eder mi?
Ama gelelim tatlının içine zehir damlatıldığının farkında olmayan ikinci kahramanımıza. O güzel ve yaldızlı tabaklarda “beni yiyin” diye kurulan nefis tatlıyı bir an önce yemeye can atacaktır; hırsla saldıracak ve oburca yiyecektir. Hatta yanındakini de neden yemiyor diye azarlıyacak, enayilikle suçlayacaktır.
İşte dünyada Allah'ın yasak ve haramlarından sakınan uyanık müminlerle, hiç bir şeyin farkına varamayan gâfil kişilerin durum ve tutumları!.. İcabında öz canlarına bile mal olabilecek açık görüş farkı, duyuş, biliş ve seziş farkı!.. Aydınlık Allah yoluna baş koyanlarla, geçici dünyalık nimetler peşinde koşanlar arasındaki fark!..
Aynı örneği bir daha ele alalım. Ama bu defa tatlıcı tatlının içine zehir koymasın da tükürsün veya sümkürsün. Sonra da güzelce karıştırarak yine aynı göz alıcı tabaklarla sunsun. Ne olacaktır? Yine bunun farkında olan adam tiksinti duyacak, nefret edecek ve mecbur kalmadıkça yemeyecektir. Ama öteki?.. O iştahla yemeye ve tıkabasa midesini şişirmeye bakacaktır.
İşte bu da dünyanın helâl ve mubah olan nimetleri karşısında şuurlu ve uyamk müVninlere; ilimsiz, fikirsiz, basiretsiz kişilerin durumları ve tutumlarıdır!.. Gönlünü Allah'a açanla, dünyaya açanlar arasındaki fark!
Örneğimizin iki kahramanı tabiat ve mizaç bakımından aynıdır. Daha açıkçası her ikisi de Allah'ın bahşettiği aynı bünye ve oluşa sahiptir. Ama söz ve hareketleri apayrı bir durum arzediyor. Neden? Çünkü birisi bilgili, görgülü ve düşüncelidir; o yüzden de zehirli tatlıyı yemeye yanaşmamıştır- Diğeri ise ilimsiz, fikirsiz ve basiretsiz bir kimsedir; zehirli tatlıya oburcasına saldırmıştır. Eğer o da diğeri gibi zehirli veya tükürüktü olduğunu görse, iblise veya sezse idi, elbette ki yemiyecektir. Tıpkı bunun gibi diğeri de zehir katıldığını bilmeseydi, yiyecekti.
Bu örnekten açıkça gözler önüne serilen gerçek odur ki üç buçuk günlük geçici dünya hayatında helâl - haram demeden zevk ve safa peşinde koşanlar bunu tabiatları icabı yapıyor değillerdir; sadece koyu bir bilgisizlik ve derin bir gaflet onları peşinden sürüklemekte ve diz iboyu felâketler içinde bocalatıp durmaktadır.
Soru: Varlığımızı devam ettirebilmek için bize bir mikdar dünyalı lâzım. Gıdasız olamayacağına göre dünyadan el-etek nasıl çekebiliriz?
Cevap: Gıda almaktan maksat, Allah'a gereği gibi ibadet edebilmel için vücudumuzu ayakta tutabilmektir. Zevk için yemek, içmek değildir Zaten burada önemli olan keyif için yapılan şeylerden sakınmaktır. Yoks; Ulu Allah dilerse herhangi bir sebeple, dilerse de meleklerde olduğu gib sebepsiz olarak kullarını ayakta tutabilir. Kullarına hiç akıllarına bile esmeyen yerlerden, rızk kapılarını açabilir. Ulu Allah buyuruyor ki:
“Kim Allah'tan korkarsa Allah ona bir kurtuluş yolu yaratır. Onu aklına hayaline gelmiyecek bir yerden rızıklandınr. Kim Allah'a güvenir ve dayanırsa Allah ona yeter.” [1191]
Âyete göre rızık, istenmeden ve çalışılmadan da elde edilebiliyor. Zevk ve safâya dalmak için değil, fakat Allah'a tam manasiyle ibadet ede bilmek için rızık iste. O vakit yorulmaların, çalışıp çabalamaların düny uğruna değil de, Allah adına olmuş olur. Böylece de hem dünyadan el-ete çekmiş, hem de rızkını temin etmiş olursun. Bunu böyle bilesin.[1192]
Konu: İyilik Ve Faziletleri
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Muhakkak ki, Hz. Allah,(müminlerin işlediği) iyiliklerinin mükâfatını, kötülüklerinin ise cezasını yazdıktan sonra, (meleklerin zamanında yazmaları için) açıklar. Öyleyse kim bir iyilik işlemek istediği halde işleyemezse, Hz. Allah sanki işlemiş derecesinde ona tam bir, işlemesi halinde ise bunun 700 derece veya daha fazlasını sevap olarak yazar. Gene Hz. Allah, Mümin bir kişi, işlemek istediği bir kötülüğü sonradan (Allah’ın haram kılması nedeniyle) işlemekten vazgeçerse, ona tam bir sevap onu kendi isteğiyle işlemesi halinde ise, tek bir kötülük olarak yazar.”
Kısaca, (Allah'ın müminlere karşı olan merhameti öylesine çoktur k kendisini helak etmek isteyen bir kimse, Allah nezdinde ancak helak olur.”[1193]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bir müminin vücudunun herhangi bir azası bir belâ ile karşılştığında, Hz. Allah o müminin omuzundaki koruyucu meleklerine şöyle emir buyurur: “Kulumun sağlığında olduğu gibi, hastalığından ötürü işlemediği iyiliklerinin sevabını işlemiş gibi yazın.”[1194]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Kim, (dünyada tüm yaptıklarından) hesaba çekilecek olan kimse azabdan kurtulamaz. Ancak Allah'ın kolaylık göstermesi ve affetmesi ile az bir hesapla kurtulabilir.)”[1195]
4- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“(Müminlerin) iyilikleri pazartesi, perşembe günleri Allah (c.c.)’a, Cuma günü de peygamberler ve ölmüş olan anne babalara arz edilir. Çocuklarının iyilikleri kendilerine arz edildiğinde anne ve babalar bundan ötürü sevinirler. Yüzlerindeki nur ve beyazlık artar. Öyleyse Allah'dan korkunuz ve kötülüklerinizle ölülerinize eziyet vermeyiniz.”[1196]
Konu: Tövbe
1- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her insan hata işleyebilir. Fakat en iyileri, işlediği hatalarından dolayı (Allah'a) tövbe edenlerdir.”[1197]
Yüce M evlamız Hz. Allah, iman şerefine nail olmuş müminlere karşı rahmeti, denizlerden daha bol, fakat buna karşın müminin işlediği günahlar denizden bir damla bile değildir. Yine Hz. Allah'ın tövbe kapış her mümin için ardına kadar açıktır. Yeter ki, mümin Allah'ın rahmetinden faydalanmasını bilsin ve tövbe kapısının zilini çalıp içli bir sesle yalvarıp günahı için Allah'dan af dilesin. Böylesine bol olan rahmet denizinden her yaratık faydalanabilir. Yalnız Allah'ın var olduğunu lisan-î haliyle hav kıran yer ve gökdeki milyonlarca canlı ve cansız yaratıklarını görmeyeı kâfir ve münafıklar faydalanamaz, o rahmet denizinden bir damla su dahi içemezler.[1198]
2- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Her günahın Allah'dan af edilmesi umulur. Yalnız kâfir olarak ölen ve kasten mümin bir kimseyi öldürenin günahları bu affın dışındadır.”[1199]
3- Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Ademoğlunun (işlediği veya) konuştuğu tüm kötü sözler (melekler tarafından) onun aleyhine yazılır. O halde ademoğlu günah işledikten sonra tövbe etmeyi seviyorsa (istiyorsa), yüksek bir yere çi'kıp ellerini ileriye doğru uzatarak şöyle dua etsin: “Allah'ım! İşlediğim günahlardan tövbe eder, teıkrar emirlerinize döner ve bir daha da günah işlemeyeceğime söz veriyorum.” Yüce mevlâmız böyle tevbe eden bir kimseyi, işlediği günaha dönmedikçe af eder.”[1200]
[1] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/3
[2] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/3
[3] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/3
[4] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/3-4
[5] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/4
[6] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/4
[7] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/4
[8] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/5
[9] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/5
[10] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/5
[11] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/5
[12] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/5
[13] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/5
[14] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/3-6
[15] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/6-7
[16] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/7
[17] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/7
[18] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/7
[19] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/7
[20] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/7-8
[21] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/8
[22] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/8
[23] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/8
[24] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/
[25] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/9
[26] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/9
[27] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/9
[28] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/9
[29] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/9
[30] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/9
[31] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/9
[32] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/9
[33] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/10
[34] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/10
[35] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/10
[36] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/10
[37] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/10
[38] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/10
[39] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/10
[40] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/10
[41] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/7-11
[42] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/11
[43] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/11
[44] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/11
[45] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/11
[46] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/11
[47] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/11
[48] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/12
[49] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/12
[50] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/12
[51] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/12
[52] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/12
[53] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/13
[54] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/13
[55] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/13
[56] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/114
[57] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/14
[58] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/14
[59] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/14
[60] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/14
[61] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/14
[62] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/14
[63] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/14
[64] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/15
[65] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/15
[66] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/15
[67] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/15
[68] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/15
[69] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/16
[70] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/16
[71] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/16
[72] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/16
[73] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/11-16
[74] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/16
[75] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/16
[76] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/17-18
[77] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/16-17
[78] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/17
[79] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/17
[80] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/18
[81] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/18
[82] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/18
[83] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/18
[84] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/18-19
[85] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/19
[86] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/16-19
[87] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/19
[88] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/19
[89] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/19
[90] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/20
[91] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/20
[92] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/20
[93] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/20
[94] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/20
[95] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/20
[96] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/21
[97] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/21
[98] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/21
[99] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/21-22
[100] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/21
[101] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/21
[102] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/21
[103] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/22
[104] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/22
[105] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/22
[106] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/22
[107] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/22
[108] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/23
[109] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/23
[110] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/23
[111] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/23
[112] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/23
[113] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/23
[114] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/23
[115] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/23
[116] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/23-24
[117] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/24
[118] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/24
[119] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/24
[120] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/24
[121] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/24
[122] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/24
[123] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/24
[124] Bunun daha tafsilâtlısı II. nolu hadiste yazılıdır. İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/25
[125] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/25
[126] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/25
[127] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/25
[128] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/25
[129] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/25
[130] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/26
[131] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/26
[132] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/20-26
[133] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/26
[134] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/26
[135] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/26
[136] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/26
[137] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/27
[138] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/26-27
[139] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/27
[140] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/27
[141] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/28
[142] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/28
[143] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/28
[144] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/28
[145] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/27-28
[146] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/28
[147] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/29
[148] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/29
[149] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/29
[150] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/29
[151] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/29
[152] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/29
[153] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/29
[154] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/30
[155] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/30
[156] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/31
[157] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/31
[158] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/30-31
[159] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/31
[160] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/31
[161] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/32
[162] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/32
[163] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/32
[164] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/32
[165] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/32
[166] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/32
[167] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/32
[168] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/31-32
[169] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/33
[170] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/33
[171] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/33
[172] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/34
[173] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/34
[174] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/34
[175] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/34
[176] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/34
[177] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/35
[178] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/35
[179] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/35
[180] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/35
[181] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/35
[182] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/35
[183] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/35-36
[184] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/36
[185] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/36
[186] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/36
[187] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/36
[188] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/36
[189] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/36
[190] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/37
[191] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/37
[192] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/37
[193] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/37
[194] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/37
[195] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/37
[196] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/37
[197] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/38
[198] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/38
[199] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/38
[200] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/38
[201] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/38
[202] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/38-39
[203] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/39
[204] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/39
[205] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/39
[206] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/33-39
[207] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/40
[208] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/40
[209] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/40
[210] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/40
[211] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/41
[212] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/41
[213] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/41
[214] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/41
[215] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/41
[216] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/41
[217] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/41
[218] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/41
[219] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/42
[220] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/42
[221] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/42
[222] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/42-43
[223] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/43
[224] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/43
[225] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/40-43
[226] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/43-44
[227] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/44
[228] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/43-44
[229] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/44-45
[230] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/44
[231] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/45
[232] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/45
[233] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/45
[234] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/45
[235] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/45
[236] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/45
[237] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/45
[238] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/45
[239] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/46
[240] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/46
[241] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/46
[242] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/46
[243] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/46
[244] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/46
[245] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/46
[246] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/46
[247] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/47
[248] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/47
[249] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/47
[250] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/47
[251] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/47
[252] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/47
[253] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/48
[254] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/48
[255] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/48
[256] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/48
[257] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/48
[258] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/48
[259] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/48
[260] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/48
[261] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/49
[262] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/49
[263] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/49
[264] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/49
[265] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/49
[266] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/49
[267] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/49
[268] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/49
[269] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/50
[270] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/50
[271] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/50
[272] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/50
[273] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/50
[274] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/50
[275] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/50
[276] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/50
[277] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/50
[278] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/51
[279] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/51
[280] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/51
[281] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/51
[282] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/51
[283] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/51
[284] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/51
[285] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/51
[286] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/51
[287] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/52
[288] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/52
[289] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/44-52
[290] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/52
[291] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/52
[292] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/52
[293] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/52
[294] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/53
[295] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/53
[296] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/53
[297] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/53
[298] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/53
[299] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/53
[300] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/53
[301] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/53
[302] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/53
[303] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/54
[304] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/54
[305] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/54
[306] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/54
[307] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/54
[308] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/54
[309] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/54
[310] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/54
[311] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/55
[312] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/55
[313] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/55
[314] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/55
[315] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/55
[316] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/55
[317] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/55
[318] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/56
[319] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/56
[320] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/56
[321] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/56
[322] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/56
[323] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/56
[324] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/56
[325] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/56
[326] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/57
[327] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/57
[328] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/57
[329] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/57
[330] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/57
[331] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/57
[332] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/57
[333] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/57
[334] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/57-58
[335] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/58
[336] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/58
[337] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/58
[338] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/58
[339] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/58
[340] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/58
[341] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/59
[342] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/59
[343] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/59
[344] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/59
[345] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/60
[346] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/60
[347] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/60
[348] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/60
[349] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/60
[350] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/60
[351] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/60-61
[352] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/61
[353] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/61
[354] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/61
[355] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/61
[356] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/62
[357] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/62
[358] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/62
[359] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/62
[360] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/62
[361] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/62
[362] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/62
[363] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/63
[364] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/63
[365] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/63
[366] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/63
[367] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/63
[368] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/63
[369] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/64
[370] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/63
[371] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/64
[372] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/64
[373] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/64
[374] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/64
[375] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/64
[376] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/65
[377] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/65
[378] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/65
[379] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/65
[380] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/65
[381] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/65
[382] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/65
[383] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/66
[384] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/66
[385] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/66
[386] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/66
[387] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/66
[388] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/66
[389] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/66
[390] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/66
[391] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/67
[392] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/67
[393] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/67
[394] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/67
[395] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/67
[396] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/67
[397] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/67
[398] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/68
[399] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/68
[400] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/68
[401] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/68
[402] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/68
[403] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/68
[404] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/68
[405] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/68
[406] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/68
[407] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/68
[408] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/69
[409] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/69
[410] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/69
[411] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/69
[412] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/69
[413] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/69
[414] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/69
[415] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/70
[416] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/70
[417] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/70
[418] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/70
[419] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/70
[420] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/70
[421] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/70
[422] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/70
[423] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/70
[424] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/70
[425] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/71
[426] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/71
[427] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/71
[428] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/71
[429] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/71
[430] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/71
[431] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/71
[432] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/71
[433] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/72
[434] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/72
[435] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/72
[436] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/72
[437] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/72
[438] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/72
[439] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/73
[440] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/73
[441] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/73
[442] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/73
[443] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/73
[444] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/73
[445] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/73
[446] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/74
[447] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/74
[448] Hûd: 11/41
[449] Hac: 22/74. İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/75
[450] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/74
[451] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/74
[452] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/74
[453] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/75
[454] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/75
[455] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/75
[456] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/75
[457] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/75
[458] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/75
[459] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/75
[460] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/75
[461] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/76
[462] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/76
[463] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/76
[464] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/76
[465] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/76
[466] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/76
[467] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/77
[468] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/77
[469] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/77
[470] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/77
[471] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/77
[472] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/77
[473] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/77
[474] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/77
[475] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/77
[476] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/78
[477] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/78
[478] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/78
[479] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/78
[480] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/78
[481] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/78
[482] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/78
[483] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/79
[484] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/79
[485] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/79
[486] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/79
[487] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/79
[488] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/79
[489] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/79
[490] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/80
[491] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/80
[492] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/80
[493] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/80
[494] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/80
[495] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/80
[496] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/80
[497] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/81
[498] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/81
[499] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/81
[500] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/81
[501] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/81
[502] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/81
[503] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/81
[504] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/82
[505] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/82
[506] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/82
[507] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/82
[508] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/82
[509] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/82
[510] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/82
[511] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/83
[512] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/83
[513] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/83
[514] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/83
[515] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/83
[516] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/83
[517] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/62-84
[518] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/84
[519] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/84
[520] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/84
[521] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/84
[522] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/84
[523] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/84
[524] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/85
[525] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/85
[526] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/85
[527] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/85
[528] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/85
[529] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/85
[530] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/85
[531] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/85
[532] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/86
[533] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/86
[534] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/86
[535] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/86
[536] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/86
[537] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/86
[538] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/86
[539] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/86
[540] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/87
[541] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/87
[542] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/87
[543] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/87
[544] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/84-87
[545] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/87
[546] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/87
[547] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/88
[548] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/88
[549] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/88
[550] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/88
[551] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/88
[552] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/88
[553] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/88
[554] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/88
[555] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/89
[556] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/89
[557] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/89
[558] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/89
[559] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/89
[560] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/89
[561] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/87-89
[562] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/90
[563] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/90
[564] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/90
[565] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/90
[566] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/90
[567] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/90
[568] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/90
[569] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/90
[570] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/90
[571] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/91
[572] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/91
[573] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/91
[574] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/91
[575] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/91
[576] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/91
[577] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/91
[578] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/91
[579] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/92
[580] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/92
[581] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/92
[582] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/92
[583] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/92
[584] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/92
[585] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/92
[586] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/92
[587] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/93
[588] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/93
[589] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/93
[590] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/93
[591] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/93
[592] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/93
[593] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/93
[594] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/93
[595] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/93
[596] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/94
[597] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/94
[598] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/90-94
[599] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/94
[600] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/94-95
[601] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/95
[602] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/95
[603] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/95
[604] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/95
[605] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/95
[606] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/95-96
[607] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/96
[608] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/96
[609] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/96
[610] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/96
[611] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/96
[612] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/96
[613] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/97
[614] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/97
[615] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/97
[616] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/97
[617] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/97-98
[618] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/98
[619] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/98
[620] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/98
[621] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/98
[622] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/98
[623] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/98
[624] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/98
[625] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/98
[626] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/98-99
[627] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/99
[628] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/99
[629] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/99
[630] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/99
[631] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/100
[632] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/100
[633] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/100
[634] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/100
[635] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/100
[636] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/100
[637] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/100
[638] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/100
[639] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/100
[640] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/101
[641] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/101
[642] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/101
[643] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/101
[644] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/101
[645] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/102
[646] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/102
[647] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/102
[648] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/102
[649] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/102
[650] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/102
[651] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/102
[652] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/102
[653] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/103
[654] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/103
[655] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/103
[656] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/103
[657] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/103
[658] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/103
[659] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/103
[660] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/103
[661] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/104
[662] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/104
[663] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/104
[664] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/104
[665] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/104
[666] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/104
[667] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/104
[668] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/105
[669] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/105
[670] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/105
[671] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/105
[672] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/105
[673] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/105
[674] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/106
[675] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/106
[676] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/106
[677] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/107
[678] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/107
[679] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/107
[680] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/107
[681] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/107
[682] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/107
[683] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/107
[684] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/107
[685] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/108
[686] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/108
[687] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/108
[688] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/108
[689] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/108
[690] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/108
[691] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/108
[692] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/108
[693] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/108
[694] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/109
[695] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/109
[696] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/109
[697] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/109
[698] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/109
[699] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/109
[700] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/109
[701] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/110
[702] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/110
[703] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/110
[704] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/110
[705] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/110
[706] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/110
[707] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/111
[708] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/111
[709] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/111
[710] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/111
[711] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/111
[712] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/111
[713] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/111
[714] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/112
[715] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/112
[716] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/112
[717] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/112
[718] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/112
[719] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/113
[720] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/113
[721] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/113
[722] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/113
[723] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/113
[724] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/113
[725] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/113
[726] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/113
[727] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/114
[728] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/114
[729] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/114
[730] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/114
[731] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/114
[732] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/115
[733] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/115
[734] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/115
[735] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/115
[736] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/115
[737] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/115
[738] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/116
[739] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/116
[740] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/116
[741] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/116
[742] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/116
[743] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/116
[744] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/116
[745] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/117
[746] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/117
[747] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/117
[748] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/117
[749] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/117
[750] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/117
[751] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/118
[752] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/118
[753] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/118
[754] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/118
[755] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/118
[756] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/118
[757] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/118
[758] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/119
[759] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/119
[760] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/119
[761] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/119
[762] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/119
[763] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/119
[764] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/119
[765] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/120
[766] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/120
[767] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/120
[768] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/120
[769] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/120
[770] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/94-121
[771] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/121
[772] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/121
[773] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/121
[774] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/121
[775] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/121
[776] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/122
[777] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/122
[778] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/122
[779] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/122
[780] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/122
[781] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/122
[782] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/123
[783] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/123
[784] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/123
[785] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/123
[786] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/123
[787] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/123
[788] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/124
[789] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/124
[790] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/124
[791] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/124
[792] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/124
[793] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/124
[794] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/125
[795] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/125
[796] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/125
[797] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/125
[798] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/125
[799] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/125
[800] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/125
[801] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/125
[802] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/125
[803] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/125
[804] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/125-126
[805] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/126
[806] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/126
[807] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/126
[808] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/126
[809] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/126
[810] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/126
[811] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/126-127
[812] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/127
[813] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/127
[814] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/127
[815] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/127
[816] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/127
[817] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/128
[818] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/128
[819] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/128
[820] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/128
[821] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/128
[822] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/128
[823] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/129
[824] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/129
[825] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/129
[826] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/129
[827] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/129
[828] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/129
[829] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/129
[830] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/129
[831] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/129
[832] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/130
[833] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/130
[834] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/130
[835] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/130
[836] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/130
[837] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/130
[838] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/130
[839] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/131
[840] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/131
[841] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/131
[842] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/131
[843] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/131
[844] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/131
[845] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/131
[846] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/132
[847] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/132
[848] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/132
[849] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/132
[850] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/132
[851] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/132
[852] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/132
[853] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/132
[854] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/133
[855] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/133
[856] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/133
[857] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/133
[858] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/133
[859] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/133
[860] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/133
[861] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/134
[862] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/134
[863] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/134
[864] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/134
[865] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/134
[866] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/134
[867] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/134
[868] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/134
[869] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/134
[870] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/134
[871] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/134
[872] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/135
[873] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/135
[874] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/135
[875] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/135
[876] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/135
[877] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/135
[878] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/135
[879] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/136
[880] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/136
[881] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/136
[882] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/136
[883] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/136
[884] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/136
[885] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/136
[886] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/136
[887] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/137
[888] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/137
[889] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/137
[890] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/137
[891] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/137
[892] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/137
[893] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/137-138
[894] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/138
[895] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/138
[896] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/138
[897] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/138
[898] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/138
[899] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/138
[900] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/138
[901] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/138
[902] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/139
[903] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/139
[904] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/139
[905] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/139
[906] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/139
[907] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/139
[908] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/121-139
[909] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/140
[910] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/140
[911] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/140
[912] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/140
[913] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/141
[914] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/140
[915] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/141
[916] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/140141
[917] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/141
[918] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/141
[919] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/141
[920] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/142
[921] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/142
[922] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/142
[923] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/142
[924] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/142
[925] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/142
[926] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/142
[927] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/142
[928] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/142
[929] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/143
[930] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/143
[931] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/143
[932] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/143
[933] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/143
[934] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/143
[935] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/143
[936] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/144
[937] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/144
[938] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/144
[939] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/144
[940] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/144
[941] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/144
[942] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/145
[943] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/145
[944] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/145
[945] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/145
[946] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/145
[947] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/145
[948] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/145
[949] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/146
[950] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/146
[951] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/146
[952] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/146
[953] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/146
[954] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/146
[955] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/146
[956] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/146
[957] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/146
[958] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/146
[959] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/147
[960] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/147
[961] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/145-147
[962] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/147
[963] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/147
[964] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/147
[965] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/148
[966] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/148
[967] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/148
[968] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/148
[969] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/149
[970] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/149
[971] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/149
[972] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/149-150
[973] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/150
[974] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/150
[975] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/150
[976] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/150
[977] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/150-151
[978] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/150
[979] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/151
[980] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/151
[981] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/151
[982] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/151
[983] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/151
[984] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/15152
[985] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/152
[986] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/152
[987] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/152
[988] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/152
[989] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/153
[990] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/153
[991] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/153-154
[992] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/154
[993] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/154
[994] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/154
[995] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/154
[996] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/154
[997] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/155
[998] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/155
[999] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/155
[1000] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/155
[1001] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/155
[1002] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/155
[1003] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/156
[1004] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/156
[1005] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/156
[1006] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/156
[1007] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/156
[1008] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/156
[1009] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/156
[1010] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/157
[1011] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/157
[1012] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/157
[1013] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/157
[1014] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/157
[1015] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/157
[1016] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/157
[1017] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/157
[1018] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/158
[1019] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/158
[1020] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/158
[1021] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/149-158
[1022] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/158
[1023] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/158
[1024] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/158
[1025] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/159
[1026] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/159
[1027] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/159
[1028] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/159
[1029] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/159
[1030] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/160
[1031] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/160
[1032] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/160
[1033] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/160
[1034] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/161
[1035] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/161
[1036] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/161
[1037] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/161
[1038] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/161
[1039] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/161
[1040] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/161-162
[1041] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/162
[1042] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/162
[1043] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/162
[1044] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/162
[1045] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/162
[1046] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/162
[1047] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/163
[1048] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/163
[1049] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/163
[1050] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/163
[1051] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/163
[1052] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/163
[1053] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/164
[1054] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/164
[1055] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/164
[1056] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/164
[1057] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/164
[1058] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/164
[1059] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/164
[1060] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/165
[1061] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/165
[1062] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/165
[1063] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/165
[1064] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/165
[1065] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/165
[1066] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/165-166
[1067] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/166
[1068] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/166
[1069] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/166
[1070] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/166
[1071] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/166
[1072] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/166
[1073] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/166
[1074] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/167
[1075] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/158-167
[1076] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/167
[1077] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/167
[1078] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/167
[1079] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/167
[1080] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/168
[1081] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/168
[1082] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/168
[1083] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/168
[1084] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/168
[1085] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/168
[1086] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/169
[1087] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/169
[1088] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/169
[1089] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/169
[1090] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/169
[1091] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/169
[1092] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/170
[1093] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/170
[1094] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/170
[1095] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/170
[1096] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/170
[1097] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/170-171
[1098] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/171
[1099] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/171
[1100] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/171
[1101] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/171
[1102] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/171
[1103] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/172
[1104] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/172
[1105] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/172
[1106] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/172
[1107] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/172
[1108] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/172
[1109] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/172
[1110] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/172
[1111] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/173
[1112] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/173
[1113] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/167-173
[1114] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/173
[1115] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/173
[1116] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/173
[1117] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/173
[1118] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/174
[1119] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/174
[1120] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/174
[1121] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/174
[1122] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/174
[1123] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/174
[1124] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/174-175
[1125] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/174
[1126] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/175
[1127] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/175
[1128] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/175
[1129] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/175
[1130] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/175
[1131] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/175
[1132] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/175
[1133] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/176
[1134] İnsan: 76/21-22
[1135] Mü'min: 40/107-108
[1136] Fussilet: 41/30
[1137] Kehf: 18/110
[1138] Fussilet: 41/23
[1139] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/176-181
[1140] Enbiya: 21/90
[1141] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/18183
[1142] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/184
[1143] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/184
[1144] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/184
[1145] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/184-185
[1146] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/185
[1147] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/185
[1148] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/185-186
[1149] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/186
[1150] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/186
[1151] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/186
[1152] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/186
[1153] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/186-187
[1154] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/187
[1155] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/187
[1156] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/187
[1157] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/187
[1158] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/187
[1159] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/187
[1160] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/188
[1161] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/188
[1162] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/188
[1163] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/188
[1164] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/188
[1165] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/188
[1166] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/188-189
[1167] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/189
[1168] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/189
[1169] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/189
[1170] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/189
[1171] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/189
[1172] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/189
[1173] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/190
[1174] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/190
[1175] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/190
[1176] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/190
[1177] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/190
[1178] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/190
[1179] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/190
[1180] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/191
[1181] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/191
[1182] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/191
[1183] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/184-191
[1184] Alî İmran: 3/14
[1185] Hadîd: 57/14
[1187] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/192-193
[1188] Kasas: 28/83
[1189] Şûra: 26/20
[1190] İsra: 17/19-20
[1191] Talâk: 65/2-3
[1192] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/193-199
[1193] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/199
[1194] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/199
[1195] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/199-200
[1196] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/199-200
[1197] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/201
[1198] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/201
[1199] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/201
[1200] İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi İzahlı 2000 Hadis, Aydın Yayınevi: 2/201
İslami Okul Okulların En Önemlisi