Allah'ın Sıfat İsimlerî - 21. Sayfa
Allah'ın Sıfat İsimlerî
Yüce Allah'ın bir takım sıfat isimleri de vardır. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:
1. Allah: Tüm isim ve sıfatları kendinde toplayan Yüce Allah'ın zatının, başka hiç bir varlığa verilemeyen ismidir.
2. Rabb: Terbiye eden, yaratan, besleyen, malik, en mükemmel, sahip, tutan ve idare eden anlamlarına gelir. Rabb ismi, Yüce Allah'ın umumî isimlerindendir.
Alemlerin devamını sağlayan yüce Allah, onların rabbidir. Allah'ın eksiksiz rabbliği ve O'nun neticesi olan terbiyesi, besleyip büyütmesi olmasaydı, kâinatta ne varlıktan, ne de tekamülden hiçbir eser bulunmazdı. Eğer bir varlığımız, bir kemâlimiz, bir terbiyemiz, ölçülü bir şekilde doğmamız, büyümemiz, yaşamamız ve ölmemiz varsa, bunlarda Yüce Allah'ın Rabb sıfatının yansımasını görmemek mümkün değildir. Bu alemde hiç bir şey yoktur ki, o şey görülsün ve bilinsin de onda Yüce Allah'ın sıfatlarının belirtileri görülmesin.,.
3. Rahman: Rahman, Allah'ın pek merhametli, çok rahmet sahibi olması anlamlarına gelir. Allah'a ait bir sıfat ismidir. Sıfat ismi olmakla beraber, bu ismin Allah'dan başkasına verilmesi uygun görülemez. “Çok rahmet sahibi, gayet merhametli ve sonsuz rahmeti bulunan” diye tefsir edilip açıklanabilirse de, yalnız Yüce Allah'ın özel bir ismi olduğundan dolayı tam anlamıyla tercüme edilemez. Dilimizde onun tam karşılığı olan bir isim yoktur. “Esirgeyici” olarak tercüme edilmesi de doğru değildir. Çünkü esirgemek sözcüğünde, “kıskanmak” anlamı da vardır. Bu anlam ise, Rahman isminin tercümesi olamaz. “Acıyan” diye tercüme edilmesi de onun anlamını vermekten uzaktır. Çünkü kuru bir acıma merhamet değildir. Bilindiği gibi, merhamet, acıyı giderip yerine sevinç ve iyiliği getirmektir. Bu itibarla merhametli sözcüğünden anladığımız anlamı, diğerlerinden anlayamayız...
Diyebiliriz ki, Rahman “pek merhametli” diye, eksik olarak tefsir edilebilirse de tercüme edilemez. Yüce Allah'ın rahmeti, merhameti, sadece bir iyilik duygusundan ibaret değildir. O'nun rahmeti insanlara iyilik dilemesi ve sayılamayacak kadar nimetler vermesidir. O halde “Rahman” ismini böylece bilmek ve anlamak gerekir. Hergün karşılaştığımız ve içinde bulunduğumuz nimetler, aslında bize Rahman'ın en güzel açıklamasıdır.
4. Rahim: “Çok merhamet edici” anlamında olup Allah'ın sıfat isimlerindendir. Rahman gibi, Allah'a ait bir sıfat ismi olmayıp, Allah'dan başka varlıklara da verilebilen bir isimdir. Bu iki sıfat “Rahmet” mastarından türemiş olmakla beraber, aralarında ifade ettikleri anlam bakımından farklar vardır. Rahman ve Rahim arasındaki bu farkları şöylece belirtmek mümkündür:
a) Rahman sıfatı daha ziyade ezelle, Rahim sıfatı ise daha çok ebedle ilgilidir. Bu nedenle hadislerde yüce Allah hakkında “dünyanın Rahman'ı, âhiretin Rahîmi” ifadelerinin kullanıldığını görüyoruz.
Yüce Allah'ın Rahman sıfatı bütün insanları, Rahim sıfatı ise yalnız mü'minleri kapsar.
b) Rahman sıfatı hiç bir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın varlıkları yaratmak, meydana getirmek, onların çalışıp çalışmamalarına bakmadan sayısız nimetlerle nimetlendirmek anlamına gelirken; Rahim sıfatı Allah'ın emirleri doğrultusunda çalışanlara, çalıştıklarının karşılığını vermek anlamına gelmektedir.
c) Rahman sıfatı ümitsizliğe, karamsarlığa imkân bırakmayan kesin bir ümit ve ezeli bir yardımı ifade eder. Rahim sıfatı ise, maksadımızın ve Allah'ın emirlerine göre yaptığımız işlerimizin, Allah tarafından mükâfatlandırılacağını ifade etmektedir. Bu nedenle Rahman sıfatının ifade ettiği manada mü'min ve kâfir eşit tutulup ayırım yapılmamış; Rahim sıfatının belirttiği manada ise, mü'min ve kâfir açık bir farkla ayrılmışlardır.
5. el-Melik: Yüce Allah Melik'dir. Yani mülk sahibi, bütün eşyanın ve varlıklarının tek mâlikidir. Bütün varlıklar üzerine emretme, onlar hakkında istediği gibi tasarruf etme hakkına, hiç bir şarta bağlı olmaksızın sahib olan O'dur. Yaratıklarına emretme, onları sakındırma, cezalandırma, istediğini zelil, dilediğini de aziz etme kudretine sahip olan yalnız Yüce Allah'dır. O, yarattığı mülkünde ve orada olanların hepsinde yegâne hükümdardır. Sonsuz kudretiyle onları idaresi altında tutan tek yaratıcı Allah'dır.
6. el-Kuddüs: Allah'ın her türlü şaibeden uzak bulunduğu ve her sıfatta en mükemmel bir yaratıcı olduğu anlamındadır. Allah, sonradan olma ve hiçbir tasvir kayıtlarına sağmayan, hakkında hiçbir eksiklik düşünülemeyen en mukaddes olan en yüce varlıktır.
7. es-Selâm: Allah'ın, her türlü eminliğini, salimliğin aslı olup, ayıptan-kusurdan ve her çeşit eksikliklerden uzak olan yüce bir yaratıcı olduğu anlamındadır. Allah, yok olmaktan ve hatıra gelebilecek tüm eksikliklerden uzaktır. Buna göre dünyasından ve ahiretinden emin olmak isteyenleri ve kurtuluşa ermek dileğinde bulunanları, kurtuluşa erdirecek olan da yalnız Allah'dır.
8. el-Mü'mîn: Allah'ın iman ve güven veren, her türlü şüphe ve tereddütleri kaldıran olduğu anlamındadır. Allah, korku içinde olanlara emniyet ve güven verendir. Bu bakımdan her türlü korkudan emin olmak için Allah'a iltica edilmeli, O'na sığınılmalıdır.
9. el-Müheymîn: Allah'ın o görüp gözeten, herşeye şahid olan, herşeyi koruması altına alıp onları muhafaza edip saklayan olduğu anlamındadır.
10. el-Azîz: Allah'ın, hiçbir yönden mağlup edilemeyen, her işinde mutlak galip gelen, son derece izzetli ve yüce olduğu manasına gelir. Hiçbir yönden benzeri olmayan dilediğini yapan ve buna güç yetiren, yüce varlığını ve kudretini hiç bir gücün mağlup edemediği tek yaratıcı Allah'tır.
11. el-Cebbar: Allah'ın, yarattığı tüm varlıklarının ihtiyaçlarını karşılayan, her konuda çok güçlü ve kudretli olduğu anlamındadır. Ayrıca Allah'ın, yarattıklarının tümünü kendi iradesine mecbur eden, dilediğini zorla yaptırmaya da kadir olan, kesin hükmüne karşı gelinemeyen yaratıcı olduğu manasına da gelmektedir.
Yüce Allah'ın “Cebbar” sıfatı sebebiyle insanların, işlerinde kendi iradeleri ve serbestlikleri olmadığı sanılmamalıdır. Çünkü Allah, bildirdiği emir ve yasaklarına uyup uymama konusunda insanları kendi iradelerinde serbest bırakmıştır. Şüphesiz insanların, Allah tarafından akıllı ve iradeli yaratılmalarının bir anlamı vardır. Allah, insanı O'nun hükümlerini tanıyıp bilmesi için akıllı; kendi irade ve istekleri ile emrine uymaları ve gösterdiği bu yolda yürümeleri için de serbest iradeli yaratmıştır.
Ancak Allah'ın, insanlara işlerinde serbestlik tanımış olması, onların bütün isteklerini yerine getirmeye mecbur olduğu anlamına gelmez. Örneğin, Allah'ın emirlerini dinlemeyip O'na karşı gelen asiler, günahkârlar cezaya yanaşmak istemeseler de vakti gelince cezalarını çekmeye mecbur olacaklardır. Allah'ın mutlak iradesi ve kudreti altına girmeyen hiçbir varlık düşünülemez. Kur'an-ı Kerim'deki şu âyet, bu gerçeği açık olarak bildirmektedir:
“Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister-istemez, O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir.” [1]
12. el-Mütekebbîr: Allah'ın her hususta çok büyük ve azamet sahibi ulu bir yaratıcı olduğu anlamındadır. Büyüklük O'nun hakkıdır. Yaratılmışların hiçbirinin böyle bir hakkı iyoktur. Allah, zatında, sıfatlarında ve işlerinde, mutlak manada büyüklüğün tek sahibidir. Hiçbir insan için bu manada bir büyüklükten söz edilemez. Kendilerini büyük sanan nicelerinin, Allah'ın sonsuz kudreti ve büyüklüğü karşısında ne kadar küçüldükleri inkârı imkânsız olan bir gerçektir. Büyüklük sevdasına kapılanların yok olmalarına, bazen küçücük bir olay, hatta çok küçük bir yaratık, bir mikrop bile yetmiştir. Bu gerçek karşısında insanlar hangi büyüklükten söz edebilirler...?
13. el-Hâlik: Allah'ın yaratıcı olduğunu belirten bir sıfattır. Yaratmak ise yok olan bir şeyi var etmek, hiç benzeri olmayan bir şeyi meydana getirmek demektir. Bu manada Allah'tan başka hiçbir yaratıcı yoktur. Herşeyi yaratan O'dur. İnsanların ortaya koydukları şeyler yaratma değildir; var olanlardan yeni bir şey elde etmedir. Allah, yaratandır, O'nun dışındaki tüm varlıklar ise yaratılmıştır.
14. el-Bârî: Allah'ın, yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizam üzere yaratması, olgunlaştırarak birbirinden farklı niteliklerde meydana getirmesi manasındadır. Şüphesiz varlıkları seçip, düzenleyip olgunlaştırarak herbirini ayrı bir özellikte yaratan Allah'tır.
15. el-Musavvîr: Allah'ın, yaratmış olduğu varlıkların şekil ve durumlarını takdir edip, dilediği şekilde meydana getirmesi, şekillendirmesi anlamına gelir.
16. el-Ğaffar: Allah'ın kullarının günahlarını affeden ve çok bağışlayıcı yüce bir varlık olduğu anlamına gelir. Günah işlemek insanların özelliği olduğu gibi, onların günahlarını örtmek ve bağışlamak da Yüce Allah'ın ayrılmaz sıfatlanndandır.
17. el-Kahhar: Allah'ın ziyadesiyle kahredici, yok edici yüce bir varlık olduğu manasına gelir. Sonsuz kudretinin karşısında hiçbir kimsenin güç ve kudreti olamaz. Ama serbest iradeleriyle O'nun karşısına çıkma cüretini gösterenlerin de layık oldukları cezaları tam olarak verecektir. Allah'ın kayıtsız üstünlüğüne sınır koyacak hiç bir varlık yoktur.
18. el-Vehhab: Allah'ın çok hibe eden, çok fazla bağışlayan olduğu anlamına gelir. Hak sahibi olmadıkları halde yaratıklarına çok çok verendir.
19. er-Rezzak: Allah'ın, bütün yaratıkların rızıklarını veren olduğunu ifade eder. Her canlı için gerekli gıdayı bahşedip yaratan ve bol bol veren Allah'tır.
20. el-Fettah: Allah'ın, kulların her türlü güçlük ve sıkıntılarını açan ve kolaylaştıran olduğu manasına gelir. Faydali ilimlere karşı insanların kalbini açarak, onların işlerini kolaylaştıran, bütün zorlukları ortadan kaldıran yüce Allah'tır. Her işinde üstün gelen O'dur.
21. el-Alîm: Allah'ın çok bilen, bilgisi ezelî ve ebedî olan, her şeyi her yönüyle bilen tek yaratıcı olduğu manasını ifade eder.
22. el-Kâbıd: Allah'ın, herşeyi sonsuz kudreti altına alan, bu kudretiyle herşeyi kuşatıp kavrayan, herşeyi emri altına alıp tutan en yüce varlık olduğu anlamına gelir.
23. el-Bâsıt: Allah'ın, her çeşit hayrı veren, lütuf ve rahmetini kullarına yayan yüce yaratıcı olduğunu ifade eder. Allah; insanlara rızık, neşe, rahatlık ve bolluk vererek onlara lütuf ve rahmetiyle muamele etmektedir.
24. el-Hâfıd: Allah'ın, emirlerini dinlemeyen, başkalarını beğenmeyen, büyuklenip hak ve hukuk tanımaz zorbaları rezil, perişan eden anlamına gelen bir sıfat ismidir.
25. er-Râfî': Kaldıran, yükselten ve yüksek olan anlamlarına gelir. Gönülleri iman ve irfan ışığıyla parlatan, yüksek gerçeklerden haberdar eden yüce Allah'dır. Her yönüyle yüce ve yüksek olan yalnız O'dur.
26. el-Mu'îzz: İzzet ve ikram edici, şeref sahibi anlamlarına gelir. Yalancılığa, samimiyetsizliğe itibar etmez.
27. el-Müzîll: Yüce Allah'ın, layık olanları zillete düşüren, zelil kılan, onları hor ve hâkîr eden anlamına gelen bir sıfat ismidir.
28. es-Semî': İşiten, işitme kuvvetine sahip olan ve işitme gücünü verendir. O, hiç bir şarta ve kayda bağlı olmaksızın işitir.
29. el-Basîr: Her şeyi her yönüyle eksiksiz gören, yaratıklarına da görme duyusunu verendir.
30. el-Hakem: Hüküm koyan, emir veren, varlıklar hakkında hükmünü tamamen icra edendir.
31. el-Adl: Allah'ın adaletli olup herkese hakkını veren, koyduğu adil hükümleriyle zulme razı olmayan, zulmü ve zalimi sevmeyen anlamlarına gelen sıfatının ismidir.
32. el-Latîf: En ince işlerin bile bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri de yapan, sezilmez yollardan da kullarına çeşitli faydalar ulaştırandır.
33. el-Habîr: Herşeyden haberdar olan herşeyin iç yüzünden ve gizli taraflarından her yönüyle haber sahibi bulunan, yapılanların da her durumunu bilendir.
34. el-Halîm: Acele etmeyen, günahkârların cezasını vermeye güç yetirdiği halde bunu acele yapmayıp, onlara yumuşak davranarak cezalarını geriye bırakandır.
35. el-Azîm: Çok yüce ve çok büyük olan, sınırsız ve kayıtsız büyüklük sahibi olandır. Her türlü büyüklük, üstünlük de yalnız O'ndandır.
36. el-Ğafur: Mağfiret eden, yarlığayan, suçları bağışlayıp affeden, insanların beğenilmeyen taraflarını gizleyendir.
37. eş-Şekûr: Çok şükre layık olan, kendi rızası için şükredilen, şükür olarak yapılan iyi işlerin daha fazlasıyla karşılığını veren, insanlara nimetlerini artırarak şükür muamelesi yapandır.
38. el-Alîyy: Yüksek, büyük ve yüce olan, kudrette, bilgide, hükümde, iradede ve diğer bütün kemâl sıfatlarında üstün olandır. Her şey O'nun hükmü ve emri altındadır.
39. el-Kebir: Büyük, yüce anlamında olup, Allah'ın kainatı ve ondakileri hüküm ve kudretiyle idare eden, herşeyi hükmü altına alan sıfatının ismidir.
40. el-Hafiz: Muhafaza eden, koruyup saklayan, yapılan işleri bütün ayrıntılarıyla saklayıp, herşeyi belli vaktine kadar afet ve belalardan koruyandır.
41. el-Mukit: Herşeye muktedir olan, her yaratığa ihtiyaç duyduğu kuvveti ve rızkı verendir.
42. el-Hasib: Herkesin yaptıklarını takdir eden, her yapılanları bütün ayrıntılarıyla bilip her insanı hesaba çekerek yaptığının karşılığını verendir.
43. el-Celîl: Büyüklük ve ululuğu pek yüce olandır. Sıfat ve isimleriyle her türlü büyüklük kendine ait olandır.
44. el-Kerîm: Cömert, kerem sahibi, muktedir iken affeden, cömertlik duygusunu veren, va'dini yerine getirendir.
45. er-Rakib: Görüp gözeten, murakabe eden, bütün varlıklar üzerine gözcü olup bütün işlerini kontrol altına alandır.
46. el-Mücîb: İcabet eden, isteyene karşılık veren, teklifleri bilen ve kendine yalvaranların isteklerine icabet edip karşılık verendir.
47. el-Vasi': Bağışlaması bol ve rahmeti çok olandır. Yaratıklarına maddî ve manevî genişlik verendir.
48. el-Hakîm: Herşeyi inceliğiyle bilen, bu bilgisine göre emir ve yasakları va’zeden, buyrukları ve bütün işleri yerli yerinde olandır.
49. el-Vedud: Çok şefkatli, muhabbetli, salih kullarını çok seven ve onlarca çok sevilen, onları rahmet ve rızasına erdiren, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya yegâne layık olandır. Sevgi ve dostluk hissini yaratandır.
50. el-Mecid: Şan, şeref, büyüklük ve kudretinden dolayı yüce olan ve güzel işlerinden dolayı da sevilip övülendir. Şeref, ancak kendi emir ve yasaklarına uymakla elde edilebilendir.
51. el-Bais: Sebepleri yaratan ve ölüleri diriltendir. İhtiyaçlarına göre insanlara peygamberler gönderendir.
52. eş-Şehîd: Herşeye şahid olan, herşeyi hakkıyla gören, bilen ve muamelesini de buna göre yapandır.
53. el-Hakk: Varlığı hiç değişmeyen, varlığı hiç yok olmayan ve gerçek olandır. .
54. el-Vekil: Hayatını, O'na güvenerek, O'na tevekkül ederek düzenleyen böylece O'na sığınanların işlerini daha iyi idare edendir. İdaresinde hiçbir kayda ve şarta bağlı olmayandır.
55. el-Kavi: Kudretli, güçlü ve sınırsız kuvvet sahibi olandır. Herşey O'nun kudret ve kuvveti karşısında güçsüzdür. O'na boyun eğmek zorundadır.
56. el-Metîn: Metanetli, kuvveti çok şiddetli olup hiç bir iş O'na zor gelmeyendir.
57. el-Veli: Emir sahibi ve iyi insanların yani mü'minlerin dostu (velisi) olup onlara yardım ederek işlerini yönetendir.
58. el-Hamîd: Çok övülen, övgüye değer sıfatlarıyla hamd edilendir. Bütün varlığın diliyle övülmeye layık ve her an hamd edilen tek yüce varlıktır.
59. el-Muhsî: Allah; çokça veren, sonsuz düşünülse bile herşeyin sayısını, adedini her yönüyle bilendir.
60. el-Mübdî: Hiç yoktan ortaya koyan, var eden, yaratandır. O'ndan başka yaratıcı yoktur, olamaz.
61. el-Mü'id: Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratacak olandır. Her yaratık yok olduktan sonra yine Allah tarafından var edilecektir.
62. el-Muhyî: Dirilten, canlandıran ve hayat verendir. O'nun öldürdüğüne kimse hayat veremez.
63. el-Mümit: Öldüren, ölümü her canlıya takdir edip bu hükmünü uygulayandır.
64. el-Hayy: Diri, canlı hiç ölmeyen, hayatı ezelî ve ebedî olandır.
65. el-Kayyum: Baki ve ebedi olan, herşey O'nun kudret ve iradesiyle varlığını sürdürebilir.
66. el-Vacid: Var olan ve her şeyi var eden, icad eyleyen, varlığı kendinden olan, dilediğini istediği anda var edip yaratandır. O'na karşı hiç bir şey kendini gizleyemez.
67. el-Vahîd: Tek bir olmak, Allah, ikincisi olmayan tek birdir. Zatında, sıfatlarında, işlerinde ve hükümlerinde asla ortağı-dengi ve benzeri bulunmayandır.
68. es-Samed: Hiç bir şeye muhtaç olmayan, tüm yaratıkların ihtiyacını gideren ve her türlü istekte doğrudan kendisine başvurulandır.
69. el-Kadir: Kudret sahibi, tükenmez kudreti olan, istediğini dilediği gibi yapmaya muktedir olandır. Her türlü güç ve kuvvet de yalnız O'ndandır.
70. el-Muktedir: Gücü her şeye yeten, her şeyi dilediği duruma getiren, kuvvet sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf edendir.
71. el-Mukaddim: Herşeyden önce olan, dilediğini öne alan, dilediğine maddî ve manevî nimetler verip yükselten, öne geçiren, ilerlemelerini sağlayandır.
72. el~Muahhîr: Herşeyden sonra yine var olan, emir ve yasaklarına uymayanları zelil edip arkaya bırakan, istediğini geri koyandır. Sonunda yine var olarak sadece o kalacaktır.
73. el-Evvel: Herşeyden önce, öncelerin öncesi başlangıçların yaratıcısı ve varlığının öncesi olmayandır.
74. el-Ahîr: Herşey son bulunca O'na gidecek sadece O, var olarak kalacaktır. Varlığının sonu yoktur.
75. ez-Zahîr: Görünen, varlığında hiç şüphe olmayan, varlığı herşeyden aşikâr olandır. Her yaratık, yaratanının görülen bir şahididir.
76. el~Batın: Gizli, cisim olarak görülmeyen, varlığı gizli olan, ancak varlığı da kesin olarak bilinendir. Hayal, duygu, akıl, düşüncenin de görülmeyip eserleriyle varlıklarının kesin olarak bilinmesi gibi.
77. el-Vâli: İdare eden, bu büyük kâinatı ve onda her an olup biten olayları idare edip yönetendir. İdare etme yeteneğini veren O'dur.
78. el-Mute'âl: Yüksek ve yüce varlık... Bilinenlerin hepsinden üstün olan... Aklın, yaratılmışlarda mümkün gördüğü herşeyden çok yüce olandır.
79. el-Birr: İyilik ve güzellik, bağışta bulunma, kullarına yardımcı olma ahlamlarında Yüce Allah'ın bir sıfat ismidir İyiliği ve ihsanı çoktur. İyilik, ikram gibi hisler de sadece O'ndandır.
80. et-Tevvab: Tevbeleri çok kabul eden, tevbe kapısını açık tutarak tevbe etme imkânı verendir. Samimi olarak günahlarından dönüp tevbe edenleri bağışlayandır.
81. el-Müntekîm: İntikam alan, günahkârları adaletiyle yargılayarak layık oldukları cezaya çarptırmaya güç yetirendir.
82. el-Afüvv: Merhametli, daima affeden, günahlardan dilediğini affeden ve suçları bağışlayandır.
83. er-Rauf: Çok merhamet eden, insanları yükümlü tutmada pek müsamahalı ve yumuşak davranandır.
84. Malîkü'l-Mülk: Herşeyin tek sahibi, her ne varsa O'nundur. Herşey üzerinde mutlak tasarruf yetkisi sadece O’na aittir. O halde O'ndan başkasına kulluk edilmemelidir.
85. Zu'lcelali ve'l-Îkram: Celâl ve ululuk sahibidir. İkram ve ihsan edicidir. Hürmet ve saygıya yegâne layık ve tüm büyüklüklere sahip olandır.
86. el-Muksît: Doğru hareket eden, bütün işlerini birbirine uygun ve yerli yerinde yapandır.
87. el-Cami': Derleyen, toplayan, her-şeyi kudreti içinde bulundurup dilediğini istediği anda yine istediği yerde toplayandır. Bütün yaratıkları kıyamette huzurunda toplayacaktır.
88. el-Ğanî: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Hakkında noksanlıktan, eksiklikten söz edilemeyendir.
89. el-Macid: Kerem ve müsamahası sınırsız olan, insanlara iyilikle muamele edip onları himaye etme lütfunda bulunandır. Her türlü sıkıntılarını giderendir.
90. el-Manî': Her şey O'nun emir ve korumasına bağlıdır. O'nun emri olmadıkça hiç bir şey olamaz. İstemediği şeyin, yani takdir etmediğinin olmasına imkân yoktur.
91. en-Nur: Alemleri, bütün kâinatı nurlandıran, aydınlatan, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nûr, aydınlık ihsan edendir.
92. el-Hadi: Hidayet eden, doğru yolu gösteren, hidayeti yaratan, istediği kulunu iyi işlerde başarıya ulaştırandır. Kullarına doğru yolu gösterendir.
93. el-Bedi': Eşi ve benzeri olmayan, bir şeyi en mükemmel olarak yapan, yaratan, eşsiz ve görülüp işitilmemiş şeyleri var edendir. Varlıklar âleminde O'nun eşi ve benzeri yoktur. Hayret verici alemleri yoktan var eden, icad eden O'dur.
94. el-Bakî: Daimî var olan ve var olacak olandır. Sonu olmayandır. Allah'ın varlığının sonu yoktur.
95. el-Varîs: Tüm varlıkların gerçek sahibi ve varisidir. Servetlerin geçici sahipleri yok olduktan sonra da varlığı devam eden, ve o servetlerin gerçek sahibi olandır.
96. er-Reşîd: Doğru yolu gösteren, insanları, peygamberlerin getirdiği ve tebliğ ettiği kitaplar vasıtasıyla doğru yola iletendir. Allah, bütün işleri ezelî takdirine göre yönetip, dosdoğru bir düzen içinde sonuca ulaştırandır.
97. es-Sabür: Çok sabırlı, hiç bir şeyde acele etmeyen, kendisine isyan edenleri cezalandırmada acele etmeyip onlara süre verendir.
98. ed-Darr: Elem ve zarar verici şeyleri hikmetinin gereği olarak yaratandır. Yüce Allah, zarar veren şeyleri yaratmıştır fakat, onlardan zararlanmamızı değil, aksine maddî manevî bütün zararlardan sakınıp korunmamızı emretmiştir.
99. en-Nafi': Hayır ve fayda verici şeyleri yaratandır. Bütün olaylar sebeplerle meydana geliyorsa da, sebepler yok'u var edemez, Onlar ancak insanların elinde birer vesile ve Hakk'dan isteme vasıtası olmak üzere yaratılmışlardır.
Allah'ın zatı bir, güzel isimleri (el-esmâû'l-hüsnâ) ise çoktur. Allah'ın doksan dokuz ismi hadis-i şeriflerle de bildirilmiştir. İbn Kesir tefsirinde, Buhari ve Müslim'in Ebu Hureyre (r.a)'den naklettikleri bir hadis-i şerifte, Peygamberimiz (a.s.)'in şöyle buyurduğu rivayet .ediliyor:
“Yüce Allah'ın biri müstesna yüz ismi vardır. (Yani doksan dokuz ismi vardır). Kim onları sayarsa cennete girer. O tektir, tek'i sever.”
Bu mukaddes isimlerin kâinatın benliğinde, hareketinde ve her türlü görünümünde eserleri açıktır. Allah'ın kitabından, peygamberimizin sahih hadislerinden öğrendiğimiz bu isimleri, müşahade edilen kâinat kitabında eserleriyle, tecellileriyle yakînen görüyor ve hiç bir şüphe taşımadan inanıyoruz.
Yüce Allah'ın bu isimlerinden başka, kitabında indirmediği, kimseye bildirmediği yalnızca kendisinin bildiği isimleri de vardır.
Ayetlerde ve peygamberimizin mübarek hadislerinde ifade edilen bu isimleri sayanın, okuyanın Cennete gireceği hakikatini iyi anlamak gerekir. İsimlerin anlamlarıyla kavranması ve bilinmesi önemli olmakla birlikte, anlamlarının gereğinin yerine getirilmesi, hiç şüphesiz daha da önemlidir. O halde, Allah'ın bu yüce isimlerini, ifade ettikleri manalarıyla öğrenip gönlüne yerleştiren ve Yüce Allah ile muamelesinde onların sınırlarını muhafaza edip, gözeten ve gereğini yerine getiren kimse Cennete girer, demektir.
Hadis-i şerifin sonundaki, “O tektir, teki sever” ifadesi Tevhid gerçeğini anlatmaktadır. Bu da imanda, ibadette ve niyette birliği ifade eder. Yalnız Allah'a iman etmek, O'nun emirlerini yerine getirmek ve yapılan işlerde gaye, hep O'nun rızasını kazanmak olmalıdır. Bu şuura sahip olabilmek ise, Kur'an'ı anlamaya ve güç yetirebildiği oranda uygulamaya bağlıdır. İbn Mes'ud (r.a.)'un şu sözü bu konuda dikkatimizi çekmektedir:
“Kur'an'ın indirilmesinden maksat, yalın okuma değil, gereğince ameldir”.
Yani okumanın yanında, onun emir ve yasaklarını fert ve toplumun hayatına hakim kılmaktır. Yine peygamberimizin, Allah'ın isimlerinin geçtiği Haşr Sûresinin son âyetlerinin okunuşunda, ashabına öğrettiği ve dikkatlerini çektiği şu hadis-i şerif, bizlerin de dikkatini çekmelidir:
“...Cibril bana bu âyetleri indirdiğinde; elini başına koy, çünkü bu âyetler ölümünden başka her derde şifadır” buyurdu.
Kur'an'daki âyetlerin anlaşılması, onlar ürerinde düşünmek ve gereğini yerine getirmekle mümkündür. Pek çok gerçeklerin unutulduğu asrımızda, unutulan en önemli gerçeklerden birisi de, Kur'an'ın anlaşılmak ve hayatın her safhasında uygulanmak için gönderildiği gerçeğidir. Kur'an'ın manasına değil de, nağmesine bakıldığı günümüzde bu hakikat unutulmuş görülmektedir. Her derde şifa olan Kur'an'ın âyetleri, gereğinin yerine getirilmesi için, hem okunmalı ve hem de şuurlu bir şekilde uygulanmalıdır. Bir makam, bir nağme gürültüsü içinde okunmamalı ve anlamından uzak kalınmamalıdır, işte o zaman Kur'an her derde şifa olur.
Allah'ın yüce isimlerinin güzelliği, sadece kelimelerin kendinde değildir. Onların güzelliği, ifade ettikleri manalarındadır. Mesela “Rahim” dediğimiz zaman ihsan manasını ifade ettiği için çok güzeldir.
“En güzel isimler (esmâ'ul-hüsnâ) Allah'ındır. O halde Allah'a bu isimlerle dua edin. Bu isimlerle onu zikredin ve anın. O'nun isimlerinde sapıklık edenleri terk edin.” [2]
Allah'ın isimlerinde sapıklığa düşmek üç şekilde olur:
a) Allah'ın isimlerini, Allah'tan başkasına vermek. Yani Yüce Allah'ın bu isimleriyle ifade edilen sıfatlarından herhangi bir özelliğini, Allah'dan başkasında görmek. Kâfirlerin, ilahlığı ve ulûhiyeti putlarında görmeleri gibi.
b) Yüce Allah'ı, isimlendirilmesi caiz olmayan isimlerle adlandırmak. Yani Allah'a Kur'an'da bildirilen sıfatlarıyla çelişki teşkil eden herhangi bir özelliği vermek. Cisim, baba gibi şeyleri O'na isnad etmek.
c) İnsanın, Allah'ı manasını bilmeden, isimlerini tasavvur etmeden, manalarını düşünmeden, herhangi bir ismi söyler gibi anması ve zikretmesi... Allah dediği halde, O'nun haram kıldığı bir işi yapması gibi.
Kur'an'da “Esmâu'l-Hüsnâ” lafzının geçtiği dört ayet-i kerime vardır. Birisi yukarıda söz konusu edilen ayettir. Diğer üçünün de mealleri şöyledir:
“De ki: Gerek Allah diye çağırın, gerek Rahman diye çağırın, hangisi ile çağırırsanız nihayet en güzel isimler O'nundur.” [3]
“Allah O'dur ki, kendisinden başka hiç bir ilah yoktur. En güzel isimler (esmau'l-hüsnâ) O'nundur.” [4]
“O, öyle Allah ki, yaratandır, Barîdir, (yoktan var edendir.) Musavvirdir (bütün yaratıklara şekil veren)'dir. Esmaü'l-Hüsna (en güzel isimler) O'nun...” [5]
İnsanların, Allah'a inandıklarını söylemelerine rağmen, O'na isyan etmelerinin en başta gelen sebebi, Allah'ın yüce varlığından gafil olmalarıdır. Allah'a inanmayanların O'na isyan etmeleri ise, en büyük nankörlük ve günahtır. Allah'ı kendi dünya görüşlerine veya sistemlerine göre değerlendirenler, O'nu Kur’an ve sünnetin bildirdiği sıfatlarla kabul etmemiş olduklarından hayatlarında Allah'ın nizamını tam olarak tatbik edemezler. Ancak onlar, buna rağmen Allah'a inandıklarını, O'nu yüce sıfatlarıyla tanıdıklarını zannederler. Gerçekte Allah'ı, bütün sıfatlarıyla tanımak, O'na hiçbir yönden hiçbir varlığı ortak koşmamak, İslami olmayan herhangi bir sistemi veya görüşü, Allah'ın nizamından üstün tutmamakla mümkün olur. Bu açıdan bakıldığında, Allah'ı tanımak ve O'na gerçekten inanmış olabilmek için, hayatı O'nun bildirdiği emir ve yasaklara uyarak sürdürmek gerekir.
[1] Al-u İmran: 3/83.
[2] Araf: 7/180.
[3] İsra: 17/110.
[4] Taha: 20/8.
[5] Haşr: 59/24.
İslami Okul Okulların En Önemlisi