Kıyametin Diğer Önemli İsimleri - Dingunu - 11. Sayfa
Kıyametin Diğer Önemli İsimleri
Kur'an'da, Kıyamete ait pek çok isim zikredilmiştir. Bunların hepsinden önce geleni, ilk suredeki “Dingünü” dür. Dingünü gibi, Kıyamet günü anlamına gelen ve Kur'an'da geçen diğer önemli isimlen de burada zikretmeyi uygun bulduk. Kıyamete ait en önemli isimlerin başlıcalan şunlardır.
es-Sa'atu: “Allah tarafından bilinen ve kararlaştırılmış olan zaman” demektir. Kıyametin koptuğu vaktin ismidir. Saat: “Zamanın bölümlerinden bir bölümünün ismidir.” Gece ile gündüzün yircnidört bölümünden biridir.
“Kıyamet saati koptuğu gün, suçlular umutsulzuk içinde susarlar.”[1]
Bütün insanların, yeniden hayat bularak mahşere sevkedilişleriyle, büyük bir manzara oluşur. Kıyameti inkâr edenler ise, bu manzara karşısında kendilerini savunacak bir delil bulamıyacaklarından, susmaya mecbur kalırlar.
“Kıyamet saati koptuğu gün, o gün (inananlar ve inanmayanlar) ayrılırlar.”[2]
“Kıyamet saati koptuğu gün suçlular (dünyada) bir saatten fazla kalmadıklarına, yemin ederler...” [3]
Ayetlerde, ahiretin ebedî hayatı yanında, dünya hayatının pek çabuk gelip geçen bir hayat olduğuna işaret ediliyor.
el-Yevmü'l Hakk: “Hak günü, doğruluk günü” Bu günün geleceği hakkında hiç bir şüphe olmadığı gibi, yapılan işlerin hal ve ayırımı konusunda da hiç bir yanlışın olmayacağı gün demektir.
“İşte bu, hak gündür. Artık dileyen, Rabb'ine varan bir yol tutar.” [4]
O günün hak ve bunun insanlığa haber verildiği muhakkak olunca, bundan sonra iş, insanın iradesiyle kazandıklarına kalmıştır. Şu halde hakikî bir iman ve takva (Allah'a ve emirlerine karşı gelmekten sakınma) ile Allah'a itaat edilmelidir.
Yevmü'l Ma'lum: “Geleceği kararlaştırılmış belirli ve muayyen gün” demektir.
“Belli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklar.”[5]
Ayette geçen “mikat” kelimesi, “bir şeyin vaktini tayin eden sınır” anlamındadır. Kıyamet de, dünyanın vaktini sınırladığı için, bu anlamda kullanılmıştır.
el-Vaktü’l Ma'lum: “Geleceği belli olan Allah katında kararlaştırılmış bulunan vakit” demektir.
“...Haydi sen ertelenenlerdensin. O belli vaktin gününe kadar.” [6]
Ayet, Kıyamet günü gelince, her canlının öldükten sonra tekrar diriltilerek yeni bir hayata erdirileceğine işaret ediyor.
el-Yevmü'l Mev'ûd: “Vadedilmiş yani olacağına söz verilmiş gün” anlamındadır.
“Vadedilen güne andolsun.” [7]
Mü'minlere va'd (sevindirici bir müjde); kâfirlere vaîd (üzücü haber) olan Kıyamet günü demektir.
el-Yevmü'l Âhîr: “Son gün, dünya hayatından sonra gelecek olan hayat” demektir. Ahiretten maksat, ölümden sonraki alemdir.
“Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları kardeşleri, yahut akrabaları da olsa, Allah'a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin..” [8]
Ayette, Allah'ın dinine ve Resulüne düşman olanlarla dostluk edilemiyeceği, onları sevmenin Allah ve ahiret inancıyla bağdaşmayacağı belirtiliyor.
Yevmü'l Âzife: “Yakında gelecek olan musibetler ve felâketler günü” anlamına gelir. “Onları yaklaşan (yakında gelecek olan) güne karşı uyar. Zira (o gün), yürekler (korkudan adeta yerinden sökülüp) gırtlaklara dayanmıştır. (Kederlerini) yutkunur dururlar...”[9]
Bu ayet, yaklaşmakta olan felâketi, ölüm saatini, Kıyameti, hesab görülüp yapılan işlerin karşılığının alındığı, Cennete ceya Cehenneme girilmek üzere bulunulduğu zamanları işaret ediyor.
Yemü'n Asir: “Zor ve müşkül bir gün” demektir.
“Boyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kâfirler: Bu çetin, zor bir gündür derler.” [10]
“O sûra üfürüldüğü zaman, işte o gün çetin bir gündür.” [11]
Bu ayetlerden, kıyamet gününün daha çok kâfirler için zorlu bir gün olacağını, Allah'ın lutfu ile mü'minler için bu kadar zor olmayacağını anlamaktayız.
Yevmü'n Azim: “Büyük bir gün” anlamındadır.
“De ki: Eğer Rabbinıe isyan edersem büyük bir günün azabından korkarım!” [12]
Bu ayet, Allah'a tam olarak inananların, O'nun emri karşısındaki duygularını gerçek yönüyle belirtiyor. Allah'ın azabı karşısındaki korkularını canlandırıyor. Büyük hadiselere sahne olacak Kıyametin çetin azabını tasvir ediyor.
Yevmü'n Asîb: “Zor ve çok çetin bir gün” anlamındadır.
“Elçilerimiz Lût'a gelince onlar yüzünden kaygılandı, onlar için göğsü daraldı. Bu gün zor ve çetin bir gündür dedi.” [13]
Yevmü'l Ba's: “Ölümden sonra yeniden dirilme günü” anlamına gelir.
“İnsanların diriltilecekleri gün beni utandırma.” [14]
Bu ayet, Allah'ın, her şeye kadir Hâk Mabud olduğunu bilmenin, Kıyametin ve Öldükten sonra tekrar dirilmenin gerçek olduğunu kabul etmenin, Allah'a gerçek imanla mümkün olacağına işaret ediyor.
Yevmü't-Teğâbun: “Aldanmadan duyulan üzüntü ve esef günü” anlamına gelir.
“Toplanma günü için sizi topladığı gün, işte o aldanma günüdür.” [15]
“Gabn” alışverişte veya görüşte aldanmak veya aldatmak demektir. “Tegâbun Günü” de kimin aldatıp kimin aldandığı, kâr ve zararın belli olacağı gün demektir. Bu da hakiki aldanmanın ve aldatmanın tahakkuk ettiği kâr ve zarar günü olan Kıyamet günüdür.
Yevmü't-Talâk: “Buluşma ve kavuşma günü” anlamına gelir.
“(O), dereceleri yükselten; Arş'm sahibi Allah, emrinden olan ruhu, kullarından dilediğine indirir ki, buluşma gününe karşı insanları uyarsın.”[16]
Zira o gün ruhlar ve cisimler, göktekiler ve yerdekiler ameller ve âmiller, mabudlar ve abidler birbirine kavuşacaktır. O gün bütün halk kabirlerinden çıkmış ve açığa fırlamışlardır. Yaptıklarını gizleyen, kendilerini örten hiç bir şey kalmamıştır. Artık onlar, her şeye istediğini yapacak şekilde galip olan Allah'ın huzurundadırlar.
Yevmü't-Tenâd: “İnsanların korku dehşetten bağrışıp çağrışacakları gün”. Kıyamet gününün bir ismidir.
“Ey kavmim, sizin için, (insanların korku ve dehşetten bağırıp birbirlerinden yardım isteyecekleri) o çağırma gününden korkuyorum.” [17]
Çünkü o gün, insanlar birbirlerine feryadü figan ile bağrışacaklar, yetişen, yok mu diye yardım isteyecekler, medet umacaklardır. Veya cennettekiler cehennenıdekilere, cehennemdekiler de, cennettekilere nida edeceklerdir.
Yemü'l Cem: “Toplanma günü, yaratılmışların toplanacağı gün” demektir.
“Biz sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik ki şehirlerin anası (olan Mekke Şehri) ni ve çevresinde bulunanları uyarasın; (vukuunda) asla şüphe olmayan toplanma gününe karşı uyarasın. (O gün insanlardan) bir bölük Cennette, bir bölük ateştedir.” [18]
Böyle bir günden, insanların korkutulmalannın sebebi şudur: Günün kendisi korkulacak bir şey değildir. O günde meydana gelecek olaylar önemlidir. Çünkü kıyamet gününde, bütün yaratıklar Allah'ın huzurunda hesap vermek için toplanacaklardır.
Yevmü'l Hesab: “Hesab günü” demektir.
“(Alay ederek” dediler ki: Rabb'imiz hesab gününden önce bizim (azabdan) payımızı çabuk ver.” [19]
“...Allah'ın yolundan sapanlara, hesab gününü unutmalarından dolayı çetin bir azab var.” [20]
Yevmu'l Hasr: “Hasret günü, yapılan işlerden dolayı pişmanlık duyup hasret çekme günü” anlamlarına gelir.
“Onları hasret gününe karşı uyar ki, o zaman kendileri (herşeyden) habersiz bir halde inanmamakta ısrar ederlerken iş bitirilmiş olur.”[21]
Yani yaptıklarına pişman olup hasret çeker dururlar ama, iş işten geçmiştir artık.
Yevmü'l Hurûc: “Dirilip kabirden çıkma günü” anlamındadır ki, Kıyamet gününün isimlerinden biridir.”
“Dinle, o gün o ünleyici (İsrafil veya Cebrail) insanları yakın bir yerden çağırır. O gün (insanlar) o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bu (dirilip) çıkış günüdür.” [22]
Yevmü'l Fasl: “Hak ve batılın ayırt edileceği hüküm günü” demektir.
“Hak ve batılın ayrılacağı hüküm günü, hepsinin buluşacağı gündür.” [23]
“Hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?” [24]
“İşte bu, sizi ve önce gelenleri bir araya topladığımız hüküm günüdür.”[25]
el-Kari'a: “Çarpıcı bela, alemin tahribi zamanında varlıkların birbirlerine şiddetle çarpmalarından dolayı, insanların akıllarını alacak ve ödlerini patlatacak olan büyük hadise” demektir. Yani Kıyamet gününün isimlerinden biridir.
“Başlara çarpan, (yürekleri hoplatan) hadise. Nedir o çarpan hadise? O çarpan hadisenin ne olduğunu sen nereden bileceksin? O gün insanlar yayılmış pervaneler gibi olurlar. Dağlar da atılmış renkli yün gibi olurlar.”[26]
el-Ğâşîye: “Perde günü, herşeyi sarıp kaplayan gün” anlamındadır. Ğâşiye kelimesi, bir şeyi her taraftan sarıp bürüyen şey anlamına gelir.
“(Şiddet ve dehşetle her şeyi) sarıp kaplayacak olan (o felâketin) haberi sana geldi mi?” [27]
Canlıları içinden saran derde ve kâbus gibi her taraftan kuşatan belaya da, gâşiye denilir. Birden bire şiddetiyle halkı saracağı ve onların durumlarını her yönüyle bürüyeceği için, kıyametin isimlerinden biri olmuştur.
et-Tâmmetü'l-Kübra: “Büyük musibet ve felâket günü” demektir. Tâmme, “üstün ve baskın olup, güç yetirilemeyen belâ” demektir.
“Her şeyi bastıran (bütün görülen varlıkları altına alıp ezen, yok eden) o büyük felâket geldiği zaman, o gün insan, neyin peşinde koşmuş olduğunu hatırlar.” [28]
Tâmmetül Kübra, Kıyameti ve bilhassa cehennemliklerin cehenneme, cennetliklerin de cennete gideceği hengâmı ifade ettiğinden, Kıyametin isimlerinden biridir.
en-Nebeü'l-Azîm: “Büyük haber günü” yani Kıyamet günü demektir. Önemle anlaşılması ve kabul edilmesi gerekli olan büyük haber günüdür ki, Kıyamet günü demektir.
“Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar? O büyük haberden mi?” [29]
Bu ayetteki, “Hangi büyük haberden soruyorlar” ifadesiyle, gerek alaycı bir tavırla, gerekse ciddi bir şekilde olsun, her halde inanmayanların dahi bu tür sorulardan telaş duyduklarına işaret edilerek, herkesin iman ve amellerinden sorulacağı ahiret gününün önemi vurgulanıyor.
el-Hâkka: “Zaruri olarak gelip gerçekleşecek olan sabit saat ve zaman” demektir.
“Gerçekleşen nedir o gerçekleşen? Gerçekleşenin ne olduğunu nereden bilceksin sen.” [30]
Bütün bu ayetler, gerçekleşeceğinde asla şüphe olmayan Kıyamet olayının dehşetini, korkunçluğunu bildirmektedir. Onun şiddetini yaratıklardan hiç biri, aklıyla tahmin ve takdir edemez. Onun ne olduğunu bil fiil vukuu (oluşu) anlatır...
el-Vaad: “Vade günü” demektir.
“Bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın oynasınlar. O gün (kabirlerden) hızlı hızlı çıkarlar. Onlar dikilen (hedeflere veya putlara) doğru koşar gibi koşarlar. Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara vaad edilen gün, bu gündür." [31]
el-Vakıa: “Vuku bulacak gün, yani olacağı muhakkak olan gün “demektir.
“Olacak vak'a olduğu (Kıyamet koptuğu) zaman. Onun oluşunu (şimdi olduğu gibi), yalanlayacak kimse çıkamaz.” [32]
Gelecekte, vukuu muhakkak olduğu için, Kıyametin isimlerinden biri olarak zikredilmiştir. Kıyamet kopmadan onun meydana gelişini yalanlayanlar olsa da, o meydana gelince artık onu kimse inkâr edemez. Tasdik etmeye mecbur kalır.
Emrullah: “Allah'ın emri, hükmünün geçerliliği” anlamına gelir.
“Allah'ın emri geldiği zaman hak yerine getirilir. Ve işte o zaman (Allah'ın ayetlerini) boşa çıkarmaya uğraşanlar, hüsrana uğrarlar.” [33]
“... O gün emir yalnız Allah'a aittir.” [34]
Aslında her gün ve her an, Allah'ın emri ve hükmü geçerlidir. Ancak o gün hiç bir çekişme olmayacak, kulların iradesiyle yapacakları hiç bir şey bulunmayacaktır.
Yemü'l Kıyame: “Kıyamet günü, ölülerin dirilip kalkacağı gün” demektir.
Kur'an'da bu korkunç günün durum ve keyfiyeti, ayrı ayrı yerlerde ve değişik şekillerde belirtilmiş olmakla beraber, asıl açıklama, bu ismi taşıyan surede vardır. Kıyametin ve durumlarının son derece açık ve geniş bir şekilde işlendiği bu sureyi, kısaca açıklamalarıyla vererek bu bölümü tamamlamayı uygun gördük. Bu surenin ilk ayetlerinin anlamı şöyledir.
“Kıyamet gününe yemin ederim ve nedamet çeken nefse yemin ederim (ki insanlar öldükten sonra diriltileceklerdir). İnsan kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor? Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz.” [35]
İlk ayet, kıyamet gününe yeminle başlıyor. Bu, kıyametin mutlaka olacağına yemindir. Yani kalkış gününe yemin ederim ki, siz mutlaka öldükten sonra diriltilip kaldırılacaksınız demektir. İkinci ayette de (nefsi levvame)ye yemin ediliyor. Nefsi levvame: “Yaptığı günahların kötülüğünü anlayıp kendini kınayan, yahut başkasını, kötülüğünden dolayı kınayan nefis” demektir. Yani Kıyamet günü mutlaka olacak ve ona inanmak istemeyen nefisler o gün kendilerini çok kınayacaklar, dünyada yaptıkları günahlara pişman olacaklar, hatta her nefis niye yapmadım diye pişmanlık duyacaktır.
Üçüncü ayet, Kıyamet gününü inkâr ederek, “Bu kemikler çürüyüp dağıldıktan sonra Allah mı onları tekrar toplayacak” diyenlere çarpıcı bir üslûpla cevap veriyor. Yani Allah, sadece o iri kemikleri değil, bedenin her yerine ait en ince teşkilâtına varıncaya kadar hepsini derleyip toplamaya kadir olduğunu belirtiyor. Burada “parmak uçlarını bile toplarız” diye ifadeden maksat “O insanın ellerinden çıkan, iyi kötü bütün iş ve eserleri ile beraber, maddî manevî bütün varlığını derleyip toplamaya güç yetiririz” demektir.
“Fakat insan, devamlı suç işleyerek ilerisini berbat etmek ister.” [36]
Yani günahkâr insan, şehvetlerinden, günahlarından, lezzetlerinden ayrılmamayı, onlara devam etmeyi, hatta ilelebet günahlar ile Rabb'ına terbiyesizlik etmeyi ister. Bundan dolayı da alaycı bir tavırla “Kıyamet günü ne zamanmış diye sorar.”[37] Ancak o Kıyametin başlangıcı başladı mı, gözü açılır, dünyanın her taraftan başına yıkılmakta olduğunu görür, yaptıklarına pişman olur. Fakat bu faydası olmayan bir pişmanlıktır. Daha sonra ayetler ölüm ve yıkım belirtilerinin görünmeye başladığı Kıyamet başlangıcını şöyle belirtiyor.
“Göz kamaştığı, Ay tutulduğu, Güneş ve Ay bir araya toplandığı gün. (Evet )o gün insan, nereye kaçmalı der.” [38]
Ayetler, bu günün dehşet ve şiddetini, evrenin yerinden oynayıp silinmeye başlayacağı hazin manzarayı ve varlıklar aleminin son bulmaya başlayacağı anı sanki olmuşcasma anlatmakta... Hem de kalpleri titretircesüıe... Daha sonra da insanın kaçış yeri aramasını gözlerimizin önüne seriyor ayetler. Bu güne inanmayan o günahkâr insan, o vakit bu dehşetten kaçacak yer arar. Ö günahkâr insanın yeis ve şaşkınlığı ne kadar da canlı tasvir ediliyor ayetlerde.
Sonra Kur'an'ın kendine özgü cevabını buluyoruz bu soru karşısında.
“Hayır, hayır yok bir kaçacak sığınacak yer o gün varıp durulacak yer Rabb'inin huzurudur ey insan.” [39]
Ayetler, o gün nereye kaçmalı diyen insana cevap verirken, hem onun bu sözünü hikâye ediyor. Hem de bu günün insanına bir ihtar niteliği arzediyor. Yani o gün, kim olursa olsun kulların sığınması ancak Allah'adır, O'ndan kaçmak isteyenler de o gün Allah'dan başka sığınacak hiç bir yer bulamazlar. Son karar O'na veya O'nun emrine varmaktır. O gün insanların varacakları yerlerinin, Cennet mi Cehennem mi olduğunu tayin etmek Allah'a aittir.
“(O gün) insanın yapıp öne sürdüğü, (yapmayıp) geri bıraktığı her şey kendisine haber verilir. Daha doğrusu insan kendi nefsini görür. Bir takım özürler ortaya atsa da.”[40]
Bu ayetler, insanın o gün ayıtılacağını, hakkının neden ibaret bulunduğunu, önceden veya sonradan, yahut ahiret için yaptığı ve yapmadığı iyi kötü işleriyle anılacağını ve hesaba çekileceğini anlatıyor. İşte insanın o vakit gözü açılır. Gerçi insan olana bunları anlatmaya bile gerek yoktur. Çünkü o, yaptığı bütün iş ve davranışlarına kendi vicdanında kendisi şahit bulunur. Hesab ve soru hengamında, başkalarına karşı kendisini mazur göstermek için türlü türlü özürler ortaya atsa da, bunların doğru olup olmadığını kendi vicdanında bilir. Şu halde insanın hakikati, başkasına karşı görünen ve söylenen değil, onun kendi nefsinde ve kendi vicdanında duyduğu ne ise odur. Ahirette, Allah katında göreceği de ondan ibarettir.
“(Ey Muhammed) onu tekrarlamak için (henüz Cebrail, sana vahyi bitirmeden) dilini depretme. Onu (senin kalbinde) toplamak ve sana okutmak bize düşer. Sana Kur'an'ı okuduğumuz zaman onun okunuşunu takip et. Sonra onu açıklamak bize düşer.” [41]
Hz. Muhammed (s.a.v.), unutmamak için gelen vahyi, henüz kendisine okunup bitirilmeden acele ederek tekrarlamaya çalışırmış. Ayetler buna işaret etmektedir.
“Hayır, siz çabuk (geçen şu dünyayı) seviyorsunuz da ahireti bırakıyorsunuz.” [42]
Ayetlerde insanların, dünyaya aşırı düşkünlükleri ve böylece ahireti terk edişleri belirtiliyor:
“Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar. Rabb'ine bakar. Yüzler de var ki o gün asıktır. Kendisine, bel kemiklerini kıran belalı bir işin yapılacağını anlar.”[43]
Bu ayetlerde, kıyametin, öldükten sonra dirilmenin hengamı anlatılıyor. Bir yanda Allah'a kullukta muvaffak olmuş kişilerin sevinç içinde parlayan yüzleri, diğer yanda Allah'a inanmamış ve ona kulluk etmemiş olanların üzüntülerinden dolayı ekşiyip kararmış suratları...
“Hayır, ne zaman ki can, köprücük kemiklerine dayanır. Ve (başında bulunanlar tarafından): Kim okur acaba denilir. Ve kendisi artık bunun, ayrılık zamanı olduğunu anlar. Ve bacak bacağa dolaşır. îşte o gün sevk Rabb'inedir. (Can Allah'ın huzuruna sevkedilir).”[44]
Buraya kadar surede, Kıyametin kısmen dünya ile ilgili yıkım manzarasındaki dehşet ve ahirete taalluk eden sonuçlar ki -Allah'ın Cemâlinin tecellisi ile Celâli'nin tecellisi- beyan edildikten sonra, burada da dünya hayatının sonu, ahiretin ilk kapısı ve kişinin kıyameti demek olan, ölüm ve ölüm hali tasvir ediliyor. Ayetteki “Rak” kelimesi: “Çaresizlik zamanlarında son bir tedbir olmak üzere müracaat edilen okuyucu, cismani veya ruhanî tabip” demektir. Daha çok ruhanî okuyucuya denir. İnanan da inanmayan da son bir teselli olmak üzere ona müracaat eder. İşte dünyanın sonu. İnsan bütün sevgililerinden, sevgili dünyasından ve nimetlerinden elveda diyerek hicranlar içerisinde ayrılmıştır. O an bunu anlamış, ölüm acısıyla el ayak karışıp dolaşmış, ölümden kurtulamayıp Rabb'ine sevkedilmiştir insan... Hesabı görülmek ve cezası verilmek üzere zorla ve kahren O'nun huzuruna götürülmüştür. Din gününü yalanlayarak ahireti bırakıp da dünyayı sevenlerin, dünyada varacakları sonuç işte budur. Ahirete inananların, kurtuluş ve Allah'a kavuşma neşesiyle gülümsedikleri bu an (yani ölüm anı), dünya sevgisine sargın ruhlar için, böyle acıklı bir ayrılığın, sonsuz bir hicranın ve ebedî bir sürgünün başlangıcı olacaktır...
“Ne doğruladı ne de namaz kıldı, fakat yalanladı döndü. Sonra çalım satarak ailesine gitti. Gerektir sana belâ gerek, yine gerektir sana belâ gerek. İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır? Kendisi dökülen meniden bir nutfe (sperma) değil miydi? Sonra kan pıhtısı oldu da (Rabb'i onu) yarattı. Ona şekil verdi. Ondan iki çitti; erkeği ve dişiyi var etti. Şimdi, bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? (Evet elbette yeter).”[45]
Sûrenin bu son bölümünde, dünyanın zevklerine dalarak, kıyamet günü ne zaman? diyen o günahkâr kişinin ne yüzle Rabb'ine varacağı vurgulanıyor. Çünkü o, dünyada ne ilerisini tasdik etti ne de Allah için bir iş yaptı, ne sadaka verdi ne de namaz kıldı. Bütün bunlar, o kişinin bu günü kabul etmediğini belirtir. Ancak, Allah'ı peygamberi, Kur'an'ı ve kıyameti inkâr ederek yalan dedi... Bütün bu gerçeklerden yüz çevirerek Allah'a itaatta bulunmadı. Sonra da o kimse, bu davranışlarıyla iftihar ederek kurula kurula evine veya işine keyif çatmaya gitti. Şüphesiz bu kimse veya bu vasıflara sahip olan kimseler, o gün gülecek yüzlerden değillerdir. Aksine belleri kırılacak ve belâlarını bulacak olanlardandırlar.
Şu halde insan, teklifsiz başı boş ve kendi keyfine bırakılmamıştır. Onun yapacağı işler ve yapmaması gerekenler, ilâhî hükümlerle bildirilmiştir. Dünyada iradesiyle Allah'a kulluk etmesi için ona her türlü imkân sağlanmıştır. Allah'ın kendisine verdiği, maddî manevî tüm imkânları Onun istediği gibi kullanan kimse, dünyada ebedi hayatı kazanmış olur. Aksini yapan kişi de bu ebedi hayatın mutlu sonucunu elde edemez. Bunun içindir ki, her insanın ahiret hayatı, dünyadaki ömrüne göre değil dünya hayatında yaptığı işlerine göre olacaktır.
[1] Rûm: 30/12.
[2] Rûm: 30/14.
[3] Rûm: 30/55.
[4] Nebe': 78/39.
[5] Vakıa 56/50.
[6] Sâd: 38/80-81.
[7] Burûc: 85/2.
[8] Mücadele: 58/22.
[9] Mü'min: 40/18.
[10] Kamer: 54/8.
[11] Müddessir: 74/8-9.
[12] En'am: 6/15.
[13] Hûd: 11/77.
[14] Şuara: 42/87.
[15] Teğâbun: 64/9.
[16] Mü'min: 40/15.
[17] Mü'min: 40/32.
[18] Şura: 42/7.
[19] Sâd: 38/16.
[20] Sâd: 38/26.
[21] Meryem: 19/39.
[22] Kâf: 50/41-42.
[23] Duhan: 44/40.
[24] Mürselat 77/14.
[25] Mürselat: 77/38.
[26] Karia: 101/1-5.
[27] Gâşiye: 88/1.
[28] Naziat: 79/34-35.
[29] Nebe: 78/1-2.
[30] Hakka: 69/1-3.
[31] Meâric: 70/42-44.
[32] Vakıa: 56/1-2.
[33] Mü'min: 40/78.
[34] Înfitar: 82/19.
[35] Kıyamet: 75/1-4.
[36] Kıyamet: 75/5.
[37] Kıyamet: 75/6.
[38] Kıyamet: 75/7-10.
[39] Kıyamet: 75/11-12.
[40] Kıyamet: 75/13-15.
[41] Kıyamet: 75/16-19.
[42] Kıyamet: 75/20-21.
[43] Kıyamet: 75/22-25.
[44] Kıyamet: 75/26-30.
[45] Kıyamet: 75/31-40.
İslami Okul Okulların En Önemlisi