DEĞİŞİM ve SÜREKLİLİK - Fahrettinyildiz - 69. Sayfa
İslam 'a İlişkin Sorular ve Yargılar
"Değişim" Kavramının Soy Kütüğü
DEĞİŞİM ve SÜREKLİLİK
“Biz yürürlükten kaldırdığımız veya unutturduğumuz herhangi bir mesajı mutlaka daha iyisi ve benzeri ile değiştiririz.” [1]
Kur’an, dünyada mevcut olan tek gerçek vahiydir. [2] Ona hiçbir yönden batıl karışmamış, indiği andan itibaren hiçbir değişikliğe uğramamıştır. O, Allah'ın koruması altındadır. [3] Kur’an, tek ve her şeye hâkim olan Allah'a imanın gereğini yerine getiren, takvanın üstünlüğünü yaşayan, şirk ve ahlaksızlıklardan arınmış bir toplumun oluşmasını istemiştir. [4] Kur’an'ın bu talebi, Peygamber (as)'in önderliğinde kısa bir sürede, baş döndürücü bir hızla toplumdaki ihtiyaç ve gelişmelere uygun olarak ortaya konmuştur. Neticede, gerçek anlamda örnek olabilecek bir İslam toplumu inşa edilmiştir.
Peygamber (as)'in vefatından sonra ve ilk İslam toplumu döneminde, Kur’an ve sünnetin yorumları, Kur’an'ın dinamik mesajına uygun biçimde yapılmış, o günkü toplumda Kur’an ve sünnet, hayatın ve sosyal yapının temeli olarak yer almıştır. Onlar, Kur’an mesajını kendi dönemlerinin şartlarına uygun biçimde yorumladılar ve bundan dolayı da onun feyiz ve bereketini gördüler. İlk nesil Müslümanları bu yorumları yaparken, ne dini değiştiriyorlar ne de hayırlı yeniliklerin önünü tıkıyorlardı. Çünkü onlar, Kur’an'ın ve sünnetin özüne uygun olarak yapılan işlerin doğru ve meşru olduğunu çok iyi biliyorlardı. [5]
İslam 'a İlişkin Sorular ve Yargılar
Resulullah'ın irtihalinin üzerinden çok zaman geçmeden meydana gelen karışıklıklar, Müslümanları esaslı bir kimlik bunalınımın içine itti. Bu bunalım sonucu birtakım tartışmalar ortaya çıktı. Günümüze kadar şu veya bu şekilde biçim değiştirerek devam eden bu tartışmalar içinde bugün şu sorular gündeme gelmektedir:
"On dört asır önce gönderilen Kur’an, bütün zamanlar ve mekânlar için geçerli midir? Sürekli olarak değişen bir dünyada değişmez ilkelere dayanan İslam'ın yeri nedir?" Yine bugün İslam'a ilişkin şu yargılar ortaya atılmaktadır:
"İslam'ın olduğu yerde teokrasi vardır, uygarlık ve özgürlük yoktur. Çünkü İslam'ın medeni haklar konusunda günümüz insanına verebileceği bir şey yoktur."
Bu sorulan ve yargıları cevaplamadan önce değişim kavramını açıklamak gerekecektir. [6]
"Değişim" Kavramının Soy Kütüğü
Kavramların gerçek anlamlarını bilmeden onlar hakkında yapılan değerlendirmeler, insanı doğru sonuca ulaştırmaz. Bu için değişim kavramının taşıdığı anlamları net bir biçimde ortaya koymak gerekir. Hemen belirtelim ki değişim kavramı hem "olumlu" hem de "olumsuz" anlamda kullanılmaktadır. Kur’an merkezli istikrarlı bir değişim, İslam'ın dikkate aldığı bir konudur. [7] Değişimin bu olumlu anlamı, İslami literatürde tekamül, teceddüt, ıslah ve ihya gibi kavramlarla dile getirilmiştir. Tekâmül, dine, akla, ilme, insan ve hayat gerçeğine uygun düşen müspet gelişme; teceddüt, yenilenme, müceddit de Kur’an ve sünnet ışığında kendi hayatını yenilemiş insan demektir. Daha çok sosyal içerikli olan ıslah kelimesi ise, toplumun pratik işlerini düzenlemeyle ilgili hayırlı yenilikleri ve iyileştirmeleri ifade eder. İslami manada değişmeyi dile getiren en yaygın kavram, "canlanma" anlamına gelen "ihya"dır. İhya, bir şeyi yeniden ortaya koymak anlamına gelmez. Olana bir canlılık kazandırmak, onu işler hale getirip güncelleştirmek ve hayata taşımak "anlamına gelir". Demek ki İslami manada değişim, "dini asli şekliyle hayata geçirmektir." Değişim kavramı, "çağdaşlık, reform, batıcılık, devrim, köksüzlük, yozlaşma ve yabancılaşma" gibi olumsuz anlamda da kullanılır. Merkezsiz değişme istikrarsızdır ve onda bir hayır yoktur. Değişim ve süreklilik, hayatın vazgeçilmez şartıdır. Çünkü yerinde kalmak, bir bakıma ölmek demektir. Tabii ki değişmeyi sağlıklı olarak götürmek gerekir. Ancak, söz konusu değişmeyi sağlıklı olarak gotüremeyen bir dünyada yaşadığımızı söylemek zorundayız.
İslam'a ve Kur’an'a ilişkin sorulara gelince, bunları cevaplamak zor değil. Kur’an kapsamında sunulan İslam, hayatiyeti olan dinamik bir din olarak doğdu. O, insan ve hayat gerçeğine ters düşmeyen yapısıyla kısa sürede bir medeniyet kurma çabasını da başarıyla sonuçlandırdı. Çünkü dinamizm bizzat Kur’an'da, İslam'ın ayakta kalma ve her asra cevap verme gücü de yine Kur’an'la birlikte İslam'ın tarihi tecrübesinde yatmaktadır. İslam, insan hayatına girip ona müdahale eden, onu değiştiren, insanı da "süreklilik arz eden tevhidi inanç ve ahlak çizgisinde" tutmak isteyen bir dindir. Çünkü o, değişmez gerçeğin kendisidir. İslam, gerçeğin formunu prensip olarak örfe ve içtihada bırakmıştır. [8] Demek ki, "süreklilik ve ilahi kaynağa bağlı değişme", İslam'ın iki büyük hayati özelliğidir. Bu hayati özellikler hem vahyin bildirdiği hakikatlerin değişmezliğini sağlar, hem de dinin asılsız geleneklere boğdurulmasını önler.
"İslam'ın olduğu yerde teokrasi vardır; İslam'ın medeni haklar konusunda günümüz insanına vereceği bir şey yoktur" şeklindeki haksız ve yanlış yargılar, İslam'ı her cephede vurmak için fırsat kollayan şer güçlerin ortaya attıkları mesnetsiz iddialardır. Modern hayatta dini nereye koyacaklarını bilemeyen, onu hayatın dışına itmek isteyenler, İslam'a Kur’an'ın kabul edemeyeceği bir tanım getirip ona kendi keyfî yorumları doğrultusunda bir konum biçtiler. Bunlara göre İslam, toplumsal hayata giren bir din değil, sadece vicdanlarda kalan ve halk kitlelerinin evinde yer alan anlamsız bir gelenek olmalıdır. Oysa, beşeri tanıma ihtiyaç duymayan tek din İslam'dır. O, Kur’an'ın sunduğu dinin hem adı hem de tamamıdır. Kur’an'a uymayan ve hiçbir ilmi esasa dayanmayan bu tür yargıların, insanlığın hayrına sonuçlar doğurmayacağı açıktır. [9]
Çıkış Yolu
Sorunları çözüme kavuşturabilmenin yolu, temel kavramları yeni baştan ele alarak değerlendirmektir. Bunların başında da insana Müslüman kimliğini kazandıran İslam kavramı gelir.
İslam'ın özüne ve maksadına uymayan yanlışların önüne geçmenin tek yolu, gerçeğe ilim, iman ve iyi işle ulaşmaktır. Zaten bilgi ve inancın amacı, işe hükmetmek ve onu doğruya yöneltmektir.
Bir insanın kelimei şahadeti söylemesi, onun Müslüman olması için yeterli olsa da [10] Müslüman kalması ve Müslüman olarak ölmesi için yeterli değildir.[11] Çünkü Kur’an, şaşmaz bir düzenlilikle başından sonuna kadar iman ile iyi amelleri bir arada zikreder.[12] Gerçek kurtuluş müjdesini de "İmanla salih ameli"' birlikte sergileyen sadık müminlere verir. [13] İslam'ın sınırını aşan yanlış görüş ve uygulamalara düşmemek için, nasların dikkatli, bilinçli ve ayrıntılı biçimde okunması şarttır. Sözde imanla aklanıp amelden uzaklaşan, kurtuluş ve mutluluğu İslamsız bir hayatta arayanlar, çağdaşlaşma adı altında İslam'dan sıyrılma sürecini yaşamaktadırlar. Bu insanlardaki yanlış din anlayışını değiştirmek gerekir. Tabii ki bundan maksat, onları Kur’an'ın sunduğu dine ve Ulûhiyyet anlayışına götürmektir. Kur’an, Allah'ın sonsuz rahmetini devamlı vurgulayarak O'nun, günahından tövbe edenleri bağışlayacağını bildirir. [14] Fakat O, hiçbir zaman rahatça zina işleyip hırsızlık ve haksızlık yapanlara cennet vaad etmez. Aksine, böylelerinin kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılacakları uyarısında bulunur. [15]
İmha Değil, İhya
Kur’an vahyi, yaşanan hayatta iman insanı vasıtasıyla ideal bir sistem halini alır. Bunun için Kur’an, kamil insan ve aktif toplum gerçeğinin üzerinde çok durur. [16] Bize göre içinde bulunduğumuz yüzyılın öncelikli çabası, İslam'ın güzelliklerini toplumlara yansıtmak olmalıdır. Tıpkı Mekke'den Medine'ye hicret eden bir avuç iman insanının, İslami değerleri hayata taşıyıp insanlığın tarihini değiştirmesi gibi.
İslam eleştirisi yapanların ortak yönü, dini, vahiyden soyutlayıcı bir yaklaşım sergilemeleridir. Oysa din dışılığa bağımlı olan akılcılıkla, hayırlı yenilikleri içeren müspet gelişmeleri gerçekleştirmek mümkün değildir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, özü taşımak için bir kalıba ihtiyaç olduğu gerçeğini unutmadan "aslolan süreklilikle köklü değişimin" kucaklaşmasını sağlayacak bir denge noktasının bulunmasıdır. Bunu yerine getirmek için iyi niyetli olmak, bilgili ve basiretli bir gayret sergilemek yeterli olacaktır. Tabii ki bunları, iman insanı yapacaktır. İslam kendini yeniden hayata taşıyacak insanını bulduğu gün, İslam âleminin bahtsızlığı da sona erecektir. Geçen asırlar, İslam'ın hayata katılma mücadelesini verdiği asırlar oldu. Dileyelim bu asır, İslam âleminin bahtsızlığının sona erdiği bir asır olsun. [17]
[1] Bakara: 2/106
[2] Bkz. Bakara: 2/2: Hac: 22/16; Kehf: 18/1-2 vh.
[3] Bkz Fussilet: 4l/ 41-42: Hicr: 15/9 vh
[4] Bkz. Âl-i İmrân: 3/103-104: Hac: 22 41 vh.
[5] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 281.
[6] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 281-282.
[7] Bkz. Bakara: 2/106 vb.
[8] Bkz. A'râf: 7/199
[9] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 282-283.
[10] Bkz. Bakara: 2/285 vb.
[11] Bkz. Al-i İmran: 3/102; Bakara: 2/285 vb.
[12] Bkz. Bakara: 2/62; Mâide: 5/9.69; Nahl: 16/97; Hûd: 11/23; Kehf: 18/107 vb.
[13] Bkz Bakara: 2/25 vb.
[14] Bkz. Bakara: 2/37; Mâide: 5/39; En’am: 6/54; Furkân: 25/70 vb.
[15] Bkz. İsrâ: 17/23-39 vb. Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 284.
[16] Bkz. Nahl: 16/120; Bakara: 2/123; Âl-i İmrân: 3/104. 110 vb.
[17] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 284-285.
İslami Okul Okulların En Önemlisi