B- Anlamları Yönünden: - Hamd - 2. Sayfa
B- Anlamları Yönünden:
Hamd sözü, çoğunlukla “Hamd .Allah'a aittir.” Anlamına gelen “Elhamdülillah” formülüyle söylenmektedir. Bu cümlenin başka anlamları da vardır. Bu anlamları şöylece belirleyebiliriz: Elhamdülillah cümlesinin başında belirlilik takısı olarak yer alan “Eliflâm”ın âm harfi, cins bildirmek için olup, “Hamd cinsinden olarak bilinen şeylerin hepsi yalnız Allah içndir,” demektir.
“Elhamdülillah” ın başında bulunan belirlilik takısı, ilmi ifadesiyle “and” için olabilir. Buna göre anlamı şudur: “Tam ve gerçek anlamıyla Allah'ın Rasûlleri ve salih kulların hamdi yalnız Allah'a aittir.”
Aynı harfler “umum ve istiğrak” için de olabilir. Bu durumda bütün hamd ve senalar hak itibarıyla Yüce Ma'bud'a aittir, demek olur:
Hamd'in bir başka tanımı da şudur: Yüce Allah'a karşı, kulların memnuniyet ve sevinçlerini, O'na şükürlerini bildirmeleri demektir. .
Hamd ile ilgili sözlerden biri olarak kullanılan “Hamdele”, “Elhamdülillah” sözünün söylenmesi demektir. Hamd'in sözlük manâlarından biri de “Her hangi bir varlığı güzelliklerle nitelemektir.” Yine Hamd, iradeli olarak yapılan güzel ve iyi işlere karşı, onları yapanı övmektir.
Hamd'i sadece “övmek” diye tercüme edersek yanılırız. Çünkü insan diriyi de, ölüyü de hatta taşı, toprağı da medhedebilir. Örneğin, güzel bir inciyi görür ve onu medh edebilirsiniz. Fakat ona hamd edemezsiniz, îyilik görseniz de görmeseniz de bir insanı medh etmeniz mümkündür. Fakat bir insanı medh edebilmek için, ondan kesin olarak iyilik görmüş olmanız gerekir. Gayri ciddî olarak medh etmek çirkin bir davranıştır. Oysa hamd etmekte çirkinlikten eser yoktur, olmamalıdır.
Medh olunan bir kimsenin, bir veya birkaç yönü medh edilebilir. Fakat hamd etmekten maksat, nimet verme, iyilik etme çeşitlerinden belirli bir fazileti ve üstünlüğü övmektir.
Hamd etmek yerine “şükretmek” de diyemeyiz. Çünkü biz, ancak kendimize yapılan bir iyiliğe karşı şükreder ve teşekkür ederiz. Hamdetmek için ise, iyiliğin bize ulaşması gerekli değildir. İyiliğin başkasına ulaşmış olması da hamdetmek için yeterlidir.
Bir diri de, bir ölü de medholunabilir. Yaptığını kendi isteğiyle yapanı da, yapmayanı da nıedhetmek mümkündür. Yüce Allah'a karşı ise, yalnız hamd edlir. Çünkü Yüce Allah daima diri ve yaptığını Yüce iradesiyle yapan yegane varlıktır. Kul O'na hamdetmekle O'nun yaptığını iradesiyle yapan yüce bir varlık olduğunu da tanımış olur.
Allah'a hamdetmenin, Allah'a şükretmeğe üstün olduğu da böylece anlaşılmış olur. Şükretmek, kişiye ulaşan bir iyiliğin, bir nimetin karşılığıdır. Hamdetmekle, nimet ister kişinin kendisine, isterse bir başkasına ulaşmış olsun hamde layık olan Allah'ı övmüş ve kişi kendi adına Allah'a hamdettikten başka O'nun nimetine kavuşan bütün varlıklar adına da aynı vazifeyi yerine getirmiş olur.
Kul “Elhamdülillah” demekle, hamdolunmak Allah'ın hakkıdır, demiş olur. Çünkü Allah, nimetlerinin bolluğu ile, kullarına karşı çeşit çeşit lutuflarıyla hamde en lâyık olandır. Hamd yalnız O'na yaraşır ve başka hiç bir varlığa yakışmaz. Çünkü her nimeti veren O'dur, verdiği hiç bir nimeti, bir karşılık bekleyerek vermemiştir. O'nun nimetleri bütünüyle ihsandır. Onun için hamd, yalnız Allah'a yaraşır. Lütfettiği her nimet, O' nun eseridir. Allah'ın yarattığı her nimet, mutlaka bize fayda verir, zarar vermez ve mutlaka ardı arkası kesilmez. Nimetin bu şartları taşıyanını yaratmak yalnız Allah'a ait olduğu için, biz de yalnız O'na hamdederiz. Fakat nimetlerine karşı şükretmekten de aciz olduğumuzu bilerek hamdederiz. Çünkü O'nun nimetleri o kadar çoktur ki bunları aklımızla da gönlümüzle de kavramaktan aciz kalırız. Ancak O'nun bize verdiği kudret derecesinde yine O'na hamdederiz. O' na hamdettiğimizi söylemekten maksadımız, bize her nimeti veren Allah'ın kemâl, celâl ve cemâl sıfatlarıyla vasıflanan bir varlık olduğunu tanımak ve O'na karşı duyduğumuz şükranı, gönlümüzün bütün coşkunluğunu anlatan kelimelerle ifade etmektir. Gücümüz buna yettiği için bu kelimeleri kullanıyoruz. Yoksa, bu kelimelerin Allah'ın nimetlerine denk olduğunu iddia etmiyoruz. Böyle bir iddiadan o kadar uzağız ki uzaklığımızı da kelimelerle ifadeden aciziz. Yoksa şükranımız, bir çeşit müşriklik olurdu. Çünkü Allah'ın nimetlerine denk olmak iddiasında bulunulurdu. Buna ise imkân yoktur. Biz hiç bir vakit hamdimizi ve şükranımızı O'nun nimetine denk tutmak gibi bir günahı işlemeyiz. Bizim hamdimiz ve şükranımız kendi içimizden fışkıran bir vazife hissidir. Ve biz bu vazifeyi, aczimizle birlikte elimizden geldiği kadar yaparız. Yoksa bütün kuvvetimiz bu vazifenin yerine getirilmesine imkân bulamaz. Fakat bu aczimiz de şükranımızı ifadeye yardım ettiği için onunla teselli buluruz.
Biz hamdetmekle geçmişe de, geleceğe de bağlantısı olan bir harekette bulunuruz. Yani Allah'ın geçmişte erdiğimiz lutuflarına hamdettiğimiz gibi, gelecekte de nail olacağımız ihsanlarına şükretmiş oluruz. Geçmişte nail olduğumuz nimetler, bizi itaate teşvik eder ve biz bu nimetlere şükretmekle aklımızı da gönlümüzü de O'nun yeni nimetlerini karşılamak için açarız. Hamdimiz maziye bağlantısı yüzünden, Cehennem kapılarını kapar, istikbale bağlantısı yüzünden cennet kapılarını yüzümüze açar. Mazi ile alakası bakımından, Zat-ı Kibriya ile aramızda gerilen perdeleri kaldırır, istikbale olan ilişkisi bakımından, gözümüzün önünde marifet kapılarını açar. Kibriyanın celaline nasıl son yoksa, kulun da Allah'ı tanımak yolunda aşacağı derecelerin sonu yoktur ve bütün bunların anahtarı Allah'a layık olduğu şekilde hamdetmektir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi