Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mevdudi _ Meseleler Ve Çözümleri - Meseleler Ve Cozumleri

 

      9

    12

    15

  .................................    19

    24

    26

 

    ....................................    31

    40

    45

    50

    52

    57

    60

   .........    61

 

    67

    71

 

    .......................................    82

   ................................................    85

    87

 

   95

   98

   99

    ................................. 104

 

    .............................. 109

 

   ........................ 128

  ............................................. 131

    .................................... 136

 

  ...................................................... 142

 

    .................................... 150

    ........................ 152

 

   ................................. 158

 

  191

  192

    ..................... 204

  ................................................... 234

 

     .......................................... 238

 

     ...................................................... 269

    ..................... 271

 

   ............................................................... 276

 

  Tefsirlerin getirdiği açıklamalardan anlaşıldığına göre; Haram aylarda savaşmanın yasak oluşu, bizzat Arapların kendilerinde eskiden beri böyle adetin bulunmasından ve bu aylara say-

 

                                         .

 

                                                     ^

 

  Ayetin manası şu demektir: Yeryüzünde ne kadar yaratık varsa hepsinin nzkı için gerekli olanları Allah yaratmıştır. Eğer bunları Allah yaralmasaydı, küçücük böceklerden, sineklerden tutunda insan cinsine kadar bu sayısız yaratıkların ihtiyaç ve isteğine göre nzkı kim ayarlayabilecekti. Ara sıra nzık bulamadığından dolayı ölen bazı canlılara gelince; bundan dolayı Allah'ın nzık veren olduğunun inkar edilmesi gerektiği nereden çıkıyor. Önce siz şöyle biraz düşünün; yaratıklardan milyonlarcasından kaçta kaçı, nzık yiyecek bulamadığından dolayı ölmektedir. Sonra ikinci olarak da, nasıl Allah Teâlâ yaratıkları için hayatın sayısız, hesabsız eşya ve malzemesini hazırladığını, yine o yaratıkların ölmesi için

 

                                      , '                 '

 

  Tefhimül Kur'ân'da mukattaat harfleri hakkında "bu üslup cahiliyet dönemi şairleri arasında meşhur ve yaygındı da daha sonra terkedildi" diyorsunuz. Bu konuda bir kaç maruzatımız var:

 

         ı-

 

  Hatta Hz. Peygamber (s.a.v)'in kendisi, kendi isteği ile Kur'ân-ı Kerim hükümlerinin teferruatlarında bir değişiklik yapabilir mi?

 

  Araf süresindeki bu ayet aslında Hz. Havva (a.s) ve Hz. Adem (a.s) hakkında inmiş ve kendinden sonraki pek çok ayetlere kadar dizi halinde aynı konuyu işlemiştir. Ve daha sonra gelen birçok ayetlerde Hz. Adem ve Havva olayından çıkan sonuç değerlendirilmiştir. Bu konu akışını göz önünde bulundurarak 35. ayeti okursanız açıkça göreceksinizki (Ey Ademoğullan) diye hitap j ederken bu ayetin ilgisinin Kur'ân-ı Kerim'in indiği zamandaki -j kimseler değil, insanların yaratılmaya başladığı dönemdeki insan- \ larla ilgili olduğu görülecektir. Diğer bir ifade ile bu ayetin anlat- | mak istediği; yaratılışın başladığı dönemde Ademoğullanna; sizin s kurtuluşunuz; Allah tarafından gönderilen peygamberlerin aracılığı ile gönderilmiş hidayet yolunu takib etmenize bağlıdır, diye \ uyanda bulunulmuştur.

 

                                                                            1

 

    j üçüncü bir amacı da Kur'ân-ı Kerim ve hadislerle sabittir. O da Allah Teâlâ'nın Hz. Peygamberi yakınlık makamının en yüksek noktasına ulaştırarak o özel duygulan, varlık aleminin sözlerle anlatılamayan sırlarını ve rumuzlarını göstermeyi istemesidir. "Ve kulu (Muhammed)'na vahyettiği şeyleri vahyetti." ifadesi bu maksada işaret etmektedir Vahyedilen şeylerin sözlerle anlatılmaması üze-    { rinde düşünülecek bir husustur. Bu özel vahye (gayri metluv = Sö-  ¦] ze geçirilemeyen vahiy) demekte ve Cebrail'in ulaşmasına izin ve-    * rilnıeyen bilgileri de içine aldığını söylemekte haklı olabiliriz. Bu durumda celiy vahiy ile özel vahyin öğretisinde ne bir tezad olur, ne de celiy vahiy üzerine hafıy vahyin tercih edilmesi diye bir sorun ortaya çıkar.

   ı mi ile ilgilidir, gayb alemi diğer adı ile ahiret alemi ile değil. Siz de   ] bizzat Tefhimül Kur'ân tefsirinizde bu konuya açıklık getirerek di-    ' yorsunuz ki; Allah Teâlâ'yı müşahade etmenin göz denen bir aletle olması şart değil, Allah dilerse kalb yahud kalbden daha başka bir şeyle de müşahede şekli yaratmaya gücü yeter.

 

                      *

 

  Tefhîmül Kur'ân'ın iki yerini gözönünde bulunduruyorsunuz.

 

  "Artık halifeliğin Hz. Peygamber (s.a.v.)'in peygamberlik metodu üzerinde devam etmesinin son bir şekli kalmıştı. O da Hz. Muaviyenin kendinden sonra bu makama geçecek bir kişinin belirlenmesi işini, Müslümanların aralarında anlaşarak seçmelerine bırakmaktı. Veya sürtüşmeyi ortadan kaldırmak için bizzat kendi hayatında eğer yerine geçecek kişiyi (veliahdı) ayarlamayı gerekli görüyor idi ise o zaman Müslümanların ilim takva ve hayır sahihlerini bir araya toplayarak onların serbestçe hareket etmelerini de sağlayarak ümmet için en iyi ve en hayırlı halifeliğe namzet kişinin kim olabileceğini belirlemeliydi, Ama Hz. Muaviye (r.a.) kendi oğlu Yezidin veliahdlığı için tehdid ve menfaat yolları ile biat alarak bu imkanı da ortadan kaldırmıştır.) (Hilafet ve Saltanat sayfa 148). Lütfen bize; Sahabe-i Kiram hakkında Ehli sün-

 

    yoksa bunları ilmi bir tenkide tabi tutunuz.

 

  Sigorta şirketinin sigorta paralarına kendi resmi ya da yan resmi devlet sanayi yahut ticari işinde pay ortaklığı sistemine göre yatırmaya ve şirketin verdiği paranın daha önceden belirlenmiş ölçüde değil de kazandığına göre hissesine düşeni şirkete vermeye devleti razı etmelidir.

 

  Namaz ibâdet (tapınma) amellerindendir. Ve bu ameller hakkında kabul edilmiş birprensib vardır, o da, şeriat sahibi bir şeyi nasıl öğretmişse onun o şekilde tatbit edilmesi (uygulanması) gereklidir. Onun içinde başkaları tarafından bir değişiklik yapılamaz. Usul alimleri, ibâdetlerde asıl olanın hükme ve şeriat sahibinin bildirdiği şekle uyulmasıdır onu aşmak biaatır, görüşünde aynı anlayış içindedirler.

 

  Hüküm gelmeden önce kırk kişinin katıldığı namaza hüküm geldikten sonra on iki kişinin katılmasına sebeb nedir? diye bir soru sorulursa, bunun cevâbı şudur: Hüküm Mekke'den Medineye gönderilmişti. Olabilir ki haberci cuma günü oraya ulaştığından haber herkese ulaştırılamamıştır.

 

                                                                                                                   ¦                                                                               -245

 

   255

 

  Ebu Ümeyye b. Mugire (Hz. Ümmü Seleme'nin babasıdır.)