Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Allah, İnsana Beyanı Öğretti - Muvahhidsahsiyet - 18. Sayfa

Allah, İnsana Beyanı Öğretti

 

Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurdu:

"Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ay etler indendir. Şübhesiz bunda, âlimler için gerçekten ayetler vardır.[1]

"Rahman (olan Allah)

Kur'ân'ı öğretti.

İnsanı yarattı.

Ona beyanı öğretti.[2]

İnsan kullarını yaratan Allah, onların düşündüklerini beyan edip konuşmak suretiyle anlaşmaları için ağızların­da dili, göğüs kafeslerinde akciğeri, hava borusu olan gırt-iağı ve gırtlak içinde ses tellerini yarattı... Ayrıca her kavım için ayrı ayrı lisan yarattı... Dil vasıtasıyla konuşulan lisanlar, Allah'ın birer ayetleridirler... Dili, konuşmayı ve konuşmadaki ses vurgularını yaratan Allah Teâlâ, insan

Kull annın dillerini en faydalı ve en hayırlı kullanmalarını da emretti... İnsan kullarının arasında seçip vazifeli Rasulleri ve Nebilerine, dilin hayırlı ve faydalı şeklini öp retti, onların vasıtasıyla diğer kullarına bildirdi...

Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:

"Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini şöyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şübhesiz şeytan, insanın, açıkça bir düşmanıdır.[3]

İnsanlar arasında güzel söz söylemek, yani Allah'ın razı olduğu hayırlı ve faydalı konuşmalarda bulunmak, Al­lah'a verilen misakın bir gereğidir...

"İnsanlara, güzel söz söyleyin.[4]

"Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiç bir şeye ihtiyacı

olmayandır.[5]

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor

Rasulullah (s.a.s.):

"İyi bir söz sadakadır. Namaz için attığın her adım da sadakadır.[6]

Amr b. Dinar (r.a.) şöyle diyor:

Bize ulaştığına göre Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyur­muştur:

"Allah'a güzel bir sözden daha sevimli gelen başka bir sadaka yoktur. Allah Teâlâ'mn şu sözünü işitmedin mi?:

Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen kjr sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır.[7]/[8]

Rabbimiz Allah'ın izniyle bir nimete erişince şükre­den, başına bir felâket gelince sabreden, bundan dolayı her hâli hayırlı olan muvahhid mü'min, konuştuğu zaman ha­yır konuşur, eğer hayırlı bir şey konuşmayacak ise, susar... gu susması, hayırsız bir şeyi konuşmasını engellediği için hayırh olur... Böyle hayırlı davranmak, onun katıksız bir şekilde Allah'a ve ahiret gününe iman ettiğinden dolayı­dır...

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Allah'a ve ahiret gününe iman eden, hayır söylesin, yahud sussun ![9]

Ebu Zerr (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Yalnızlık, kötü arkadaştan iyidir. İyi arkadaş, yal-

MUVAHHİD ŞAHSİYET

nızlıktan hayırlıdır. Hayır konuşmak, susmaktan hayırlıdır Susmak, kötü konuşmaktan hayırlıdır.[10]

Muaz b. Cebel (r.a.) anlatıyor.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Size, bütün işlerin başını, direğini ve hörgücünün zirvesini bildireyim mi?"

Ben de:

Evet, ya Rasulullah, dedim. Buyurdu ki:

"Her işin başı İslâm, direği namaz, hörgücünün zir. vesi de cihaddir."

Sonra şöyle buyurdu:

"Sana, bütün bunların can damarım bildireyim mi?

Ben de:

Evet, ya Rasulullah, dedim.

Bunun üzerine Rasulullah, dilini tuttu ve: "Kendi (selâmeti)n için şunu tut!" buyurdu.

Ya Rasulullah biz, konuştuklarımızdan ötürü he­saba çekilecek miyiz? dedim.

Buyurdu ki:

"Annen hasretine yansın ya Muaz! İnsanları, yüzü: koyun veya burunları yerde (sürünmüş) olarak cehenneme döken dillerinin hasadından (ektiklerinden) başka birşey değildir.[11]

Süfyan demiştir ki:

Lokman (a.s.), oğluna:

Yavrucuğum, hiçbir zaman susmuşluğum için pişmanlık duymadım.

Eğer söz gümüş ise, sûküt altındır, demiştir.[12]

İmam İsmail b. Muhammed el-Aclunî (rh.a.) şunları beyan ediyor:

"Bu sözü, İbn Ebi Dünya, Evzâî'den 'es-Samt'ta ri-veyet etmiştir.

Evzâî dedi ki:

Bu sözü, Süleyman ibn Davud söyledi. İbnü'l-Mübarek'e, Lokman'ın oğluna söylediği:

Eğer söz söylemek gümüştense, susmak altından­dır, sözü sorulmuştu.

İbnü'l-Mübarek dedi ki:

Şayet Allah'a itaatte söylenen bir söz gümüşten­se, Allah'a isyan etmekten (kaçınarak) susmak altındandır.

(Bunun   üzerine) İbnü'l-Mübarek, birkaç beyit zik­retti. Sonu şöyledir:

Ey nefsim, konuştuğun söz gümüştense (bil ki), muhakkak susmak altındandır.

îbnü'l- Mübarek'in bu sözünde, yukarıdaki sözün te'viline işaret vardır.

Alimlerden bazıları bu sözü, şöyle te'vil etmişlerder:

Bu söz, muhakkak kendisinde şer'î bir fâide olmayan şeye hamlonulur. Yoksa konuşmak, bazan vacib

bazan mendub olur.[13]

Allâme Aliyyu'1-Karî (rh.a.) şunları söyler: "İbnu'd-Debî'nin anlattığına göre, hadis değil, belki

Hz. Süleyman (a.s.)'m sözü veya Lokman (a.s.)'ın oğluna

yaptığı öğütlerdendir. Hattabî der ki:

Ben de derim ki:

Susan kurtulur." hadisi, boş sözlere hamledilir.

Nitekim:

"Allah'a ve ahiret gününe iman eden, söylerse hayır söylesin, söylemezse sükût etsin," buyrulmuş ve bu hadis­te, hayırlı sözlerin, kötülüğe sükûttan çok daha iyi olduğu­na önemle tenbih edilmiştir. Çünkü birincinin faidesi umû­mî, ikincinin faidesi ise azdır. Nehyi münker'de olduğu gi­bi.[14]

Halid İbn Ebi İmrân (r.a.) anlatıyor:

Nebî (s.a.s.), uzun zaman dilini tuttu, sonra bıraktı ve şöyle buyurdu:

"Sizin üzerinize şundan korkuyorum. Allah, hay;r söyleyip ganimet kazanan, yahud kötülük söylemeyip se­lâmete eren kula rahmet etsin.[15]

Said ibn İyâs el-Cüreyrî (r.a.), bir adamdan şöyle ri­vayet eder:

İbn Abbas (r.a.)'ı, Kabe'nin rüknü ile kapısı arasında ayakta ve dilinin ucunu eliyle tutar vaziyette gördüm. Şöyle diyordu:

Yazık sana! Hayır söyle ganimet kazan, yahud «errli olanı söyleme selâmete ulaş!

O'na:

Ya İbn Abbas, niye dilini elinle tutuyorsun? diye soruldu.

O:

Bana, kulun kıyamet günü, vücûdundan hiç bir azaya, diline olduğundan daha kindar olmayacağı ulaştı, dedi.[16]

Zeyd b. Eşlem, babasından nakleder:

Ömer b. el-Hattab (r.a.), Ebu Bekr (r.a.)'ı dilini çe­kerken görmüş de:

Ne yapıyorsun, ey Rasulullah'm Halifesi? demiş. Ebu Bekr:

Beni, bu yollara (tehlikeye) bu sürükledi. Rasulullah (s.a.s.):

"Bedende hiçbir şey yoktur ki, Allah'a, dilin hidde­tinden şikayet etmesin !" buyurdular, cevabını vermiş.[17]

Ebu Said el-Hudrî (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"İnsanoğlu, sabaha erdiği zaman bütün organlar düe yalvararak şöyle derler:

Bizim hakkımızda Allah'dan kork! Çünkü biz ancak seninle kaimiz. Doğru olursan, doğru oluruz. Eğri olursan, eğri oluruz!"[18]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur: "O gün, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair şahidlikte bulunacaklardır.[19] Ukbe b. Amir (r.a.) anlatıyor:

Ya Rasulullah, kurtuluş nedir? dedim.

Buyurdu ki:

"Diline hakim ol, evin sana dar gelmesin ve hatalaların için ağla![20]

Süfyan b. Abdullah es-Sekafî (r.a.) anlatıyor:

Ya Rasulullah, bana bir iş söyle ki, ona sımsıkı sarılayım, dedim.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Rabbim Allah'dır (Allah'a iman ettim) de, sonra dosdoğru ol!"

Ya Rasulullah, benim için en çok korktuğum şey nedir? dedim.

Rasulullah (s.a.s.), kendi dilini tutarak:

"İşte bu!" buyurdu.[21]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Allah'ın hükümlerine tam teslim olmuş ve kendi sünneti ile amel eden müslü-man şahsiyeti tarif ederken, diğer müslümanlann onun di­linden emin olduğu kişi olarak beyan buyurmuştur...

Abdullah b. Amr (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Müslüman, dilinden ve elinden müslümanlann se­lâmette kaldığı kimsedir." [22]

Dil vasıtasıyla söylenen her sözde, söyleyen kişinin mesuliyeti vardır... Söylediklerinin hayırlı ve faydalı olmasına azamî derecede dikkat etmesi gerekir... Herhangi bir konuda bir fikir beyan etmeden önce iyi düşünmelidir... En doğru olanı bilmeli, düşünmeli, araştırıp bulmalı sonra onu yerinde söylemelidir... Dedi-kodu yapmaktan ve malayanî konuşmaktan alabildiğince kaçınmalıdır... Her duyduğunu doğru mu, yanlış mı diye araştırmadan ulu-orta sarfede kişi, ağır sorumluluğun altına girer... Zaman olur, hem sa­par, hem de saptırır... Böyle mesuliyet duygusundan mah­rum devramşlar, sonu çok kötü biten kavgalara, aile ve toplum huzursuzluklarına sebeb olur... Korkunç fitneler ortaya çıkar ve fesad her tarafı sarar... O hâlde mü'min müslüman şahsiyet, bu mesuliyeti derinden hissetmeli ve bazan sır küpü olduğu gibi, konuştuğu zaman da hayırlı ve iyi olanı konuşmalı, her anda faydadan yana olmalıdır... Doğru olmalı ve doğruyu konuşup, doğrudan yana tavır koymalıdır...

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Kişiye, işittiği her sözü söylemesi, günah yönünden yeter (ve artar)" [23]

Enes b. Malik (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s,) şöyle buyurur: "Kul, dilinin söyleyeceği bazı şeyleri tutmadıkça, imanın hakikatına ulaşmış olmaz.[24]

Mü'minlerin annesi Ümmü Habibe (r.anha)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "İnsanoğlunun konuşması, lehinde değil, aleyhinde­dir. Ancak iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak ve ?ik rullah (Allah'ı zikretmek) müstesna.[25]

Rabbimiz Allah şöyle buyurdu:

"Onların gizli söyleşmelerinin çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı, ya da insanların arasını düzeltmeyi emredeninki başka. Kim Al­lah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vardır.[26]

"Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona, şah damarın­dan daha yakınız.

Onun sağında ve solunda oturan iki tesbit edici ve yazıcı tesbit edip yazarken,

O, söz olarak (herhangi bir şey) soyleyiversin, mut­laka yanında hazır bir gozetleyici vardır.[27]

İnsan, kendisinden ayrılmayan ve onun her söyleyip yaptıklarını, hiçbir şeyi kaçırmadan tesbit edip yazan "Kiramen Katibin" meleklerine inanıp farkına varırsa, her sö­züne ve her hareketine dikkat eder!.. Her sözü ve her hare­keti, adil iki melek tarafından müşahede altına alınmıştır... Adaletten zerre kadar sapmayan iki şahid, devamlı onun yanında ve ona şahid olmaktadırlar...

Katıksız iman sahibi mü'min müslüman bir kişi, di-Hne sahib çıkıp onu hayır üzere kullanır ve iffet ehli olup tfzını her türlü haramdan korursa, Rasulullah (s.a.s.) ken­disine cennete kefil olmuştur.

Sehl b. Said es-Saidî (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

"Her kim bana, iki bacağı arasındaki organı ile iki çene kemiği arasındaki organını (dilini) günahtan koruma­ya kefil olursa, ben de o kimseye cennete kefil olurum.[28]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Allah her kimi, iki çenesi arasındakinin şerri ile, iki bacağı arasındakinin şerrinden korursa, şübhesiz cennete girer.[29]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.)'e:

(Mü'mini) cehenneme sokan günahların en çoğu hangisidir? diye soruldu. O (s.a.s.):

"(Şu) iki organ: Ağız ve tenasül uzvu!1' buyurdu. [30]

İnsan, söz söylemeden önce, hak ve adalet tartısıyla Rikkatli tartmalıdır... Ağzından çıkan söz, Rabbi Allah'ın rızasına mı uygun, yoksa Allah'ı gadablandıran ve kulun aZabı hakkettiği bir söz müdür? Söylediği söz, muhatabı 0|an insanları sevindirip mutlu mu etmekte, yoksa onu Züp öfkeledirmekte midir? Bir söz ile dünya savaşları olur, bir söz ile dünya barışa kavuşur... Bir söz ile başlar kesilir, bir söz ile canlar kurtulur... Bir söz ile insan, ebedî mutluluğa ve cennete kavuşur... Bir söz ile insan, ebedî azaba ve cehenneme düşer... Bundan dolayı sözün değerli­sini veya değersizini iyi bilip birbirinden ayırmalı, değerli olanına sahib çıkıp onu korumalı... Değersiz olana asla sa-hib çıkılmamah, hatta onun semtine bile uğranmamak... Onu, kullanmamalı, hatta duymamalı!.. Ne dil onu alıp satmalı, ne de kulak ona müşteri olmalı... Dil, değerli, fay­dalı ve hikmetli sözleri alıp satmalı ve değerli, faydalı ve hikmetli sözlere müşteri olmalıdır... Bu kâr ve zarar ticare­tinin yapıldığı imtihan pazarında, zarardan kaçınıp kârlı alış-verişle uğraşılmalıdır!..

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor asulullah (s.a.s.):

"Kul, bazan içinde ne olduğu belli olmayan (yani kötülüğünü ve ne sabit olacağını düşünmeden) bir söz soy-er de, o söz sebebiyle ateşin içinde, güneşin doğduğu yer tfe battığı yer arasında daha uzak bir derinliğe kayıp gi­der!"[31]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Kişi, bir söz söyier ve onda beis görmez, fakat o söz yüzünden cehennemde yetmiş yıl dibe doğru dü­şer.[32]

Bilâl b. Haris el-Müzenî (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Şübhesiz biriniz, Allah'ın hoşnud olduğu (güzel) sözlerden bir sözü, ulaştığı yüce mertebeye ulaşacağım sanmayarak söyleyiverir. Allah (Azze ve Celle) de o söze karşılık, o kimse için kıyamete kadar rızasını yazar (Lütuf eder).

Şübhesiz biriniz de, Allah'ın gadabına sebeb olan (fena) kelimelerden bir lafı, ulaştığı (büyük vebal) derece­sine ulaşacağını sanmayarak, sölyeyiverir. Allah (Azze ve Celle) de o lafa karşılık o kimse aleyhine huzuruna çıkaca­ğı zamana kadar gadabını yazar.[33]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Bir kul, Allah'ın hoşnud olduğu kelimelerden bir kelimeyi ehemmiyet vermeyerek söyler de Allah, o kimse­yi bu kelime sebebiyle bir çok derecelere yükseltir.

Bir kul da, Allah'ı öfkelendirecek kelimelerden bir kelimeyi hiç ehemmiyet vermeden söyler de, kendisi o kefle sebebiyle cehennemin içine düşer.[34]

Abdullah b. Amr (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Kim (gereksiz ve kötü laftan) dilini tutarsa, kurtulur![35]

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.)'e:

Falanca kadın, geceyi ibadetle geçirir, gündüzleri oruç tutar, çalışır ve sadaka verir. Bir de dil ile komşuları­na eziyet verir, dendi.

Rasulullah (s.a.s.):

O kadında hayır yoktur. O, cehennemliktir." buyur­du.

Ashab:

Falanca kadın ise, farz namazları kılar,-yağı alın­mış peyniri sadaka verir ve hiç kimseye eziyet etmez, de­diler.

Rasulullah (s.a.s.):

"O kadın, cennet ehlindendir." buyurdular.[36]

Rabbimiz Allah Teâlâ, muvahhid ve müttakî  kullarının her zaman faydalı ve hayırlı söz söylemeleri^ emreder, bundan razı olur... Ancak zulme uğramış olan mazlum ve mustaz'af kullar, zalim ve müstekbirlerden şi­kayetçi olabilir, onların aleyhlerinde konuşabilir... Onların yaptığı kötülükleri, çirkinlikleri anlatabilir ve şiddetle ten-kid ederek reddetme hakkına sahihtir.[37]

Muvahhid mü'minin, sükûtu tefekkür, bakışı ibret konuşması zikir ve hikmet olmalıdır... Haksızlığa karşı su-sanın, dilsiz şeytan olduğunu bilmeli, bundan dolayı hakkı, her yerde, özellikle zalim egemenlerin karşısında haykır-malıdır... Her söylediği doğru olmalı ve her doğruyu ge*. rektiği yerde söylemelidir... Altının kıymetini sarraf bilir... Altından daha kıymetli olan doğru ve hak sözleri, onun kıymetini bilmeyen, hatta onu reddedip aleyhinde olacak kişilerin bulunduğu yerlerde söyleyip kıymetini düşürme­meli... Muhatabının seviyesine ve kültürüne göre konuş­malı, anlayacakları sözleri beyan etmelidir... Onu ilgilendi­ren doğruları söylemelidir!..

Emirül-mü'minin İmam Ömer ibnü'l-Hattab (r.a.)

şöyle diyor:

Üzerine elzem olmayan şeye karışma, düşmanın­dan uzaklaş, dostundan sakın, ancak emin bulduğun ile birleş. Emin de, Allah Tealâ'dan korkan kimselerdir. Facir ile sohbet etme. Kötülüğünden sana da sirayet eder. Sırrını da ona verme. İşinde, Allah Tealâ'dan korkan kimselerle

istişare et!

Atâ b. Ebi Rıbah (r.a.) şöyle der: - Selef, Fuzulî sözlerden hoşlanmaz ve onları Çırıjn görürlerdi. Allah'ın Kitabı, Rasulün Sünneti, emr-i j^arıif, nehy-i münker ve geçim için muhtaç olduğu sözlerlen başka her sözü, fuzulî kabul ederlerdi. Siz sağınızda, ^olunuzda oturup ağzınızdan çıkan her sözü yazan ve sizi koruyan yazıcı melekleri unuttunuz mu? Sizden biriniz, dünyada ömrü boyunca doldurduğu amel sahifeleri, Allah fmzurunda açılıp ekserisinin, ne dünya, ne de ahirete yara­yan kusurlu sözler olduğunun görülmesinden utanmaz mı? Abdullah ibn Mes'ud (r.a.) şöyle demiş:

Fuzulî konuşmalardan sizi korkuturum. Kişi için ihtiyacı kadar konuşmak kâfidir.

Hasan el-Basrî (r.a.), şöyle nasihat eder:

Ey Ademoğlu, senin için defter hazırlandı. Kirâ-men Kâtibin adında iki melek vezifelendirildi, yaptıklarını yazıyorlar. İstediğini yap, ister az yap, ister çok!..

İbrahim Teymî (rh.a)'ın tesbiti ise şöyle:

Mü'min konuşacağı zaman sözüne bakar. Lehin­de ise onu konuşur, aleyhinde ise onu konuşmaz! Fakat fa­cir öyle değil, ağzına her geleni birbiri peşinden salıverir gider.[38]



[1] Rum 30/22.

[2] Rahman, 55/1-4. Aynca bkz. Beled 90/8-10.

[3] İsra, 17/53.

[4] Bakara 2/83. Bu ayetin tefsiri için bkz. İmam Kurtubî, el-Câmiu lı Ahkâmi'l-Kur'ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1997 C.2, Sh.200.

[5] Bakara, 2/263.

[6] Abdullah İbnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd ve'r-Rekaik, çev. M. Adıl Teymurjst. 1992,Sh.97,Hds.4O3.

[7] Bakara, 2/263

[8] İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, çev. Dr. Bekir Karlığa -Dr. Bedrettin Çetiner, İst. 1984, C.3, Sh.1043. İbn Ebi Hatim'den.

[9] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.23, Hds.62-63.

Kitabu'l-Edeb,B.31,Hds.48. Sahih-i Müslim, Kİtabu'1-İman, B.74, Hds.75-77. Kitabu'l-lukata,B.3,Hds.l4. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.12, Hds.3971. Sünen-İ Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.132, Hds.5154. Şünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Kıyame, B.16, Hds.2617. İmam Malik, Muvatta', Kitabu Sıfatu'n-Nebî, Hds.22. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.55, Hds.102. Abdullah İbnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.91, Hds.368 ve 372. Kuzâî, Şİhâbü'l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, Sh. 107, Hds.327.

[10] İmam Suyutî, Camiu's-Sağir Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, çev. Is' mail Mutlu, vdğ. İst. 1996, C.3, Sh.423, Hds.3842 (9666). Hakimi Müstedrek ve Beyhakî'nin Şuabu'l-İman'dan.

Münâvî, Feyzu'l-Kadir, C.6, Sh.372, Hds.9666.

[11] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-İman, B.8, Hds.2749. Şünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.12, Hds.3973.

İmam Euhârî, Halku Ef alil-İbad - Hadis-i Şerifler Işığında İlahî Ke' lamın Müdafaası, çev. Yusuf Özbek, İst. 1992, Sh.93, Hds.292-293

[12] Ahmed İbn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, çev. Mehmed Emin İhsanoğiu, İst. 1993, C.l,Sh.84,Hbr.272.

imam Gazali, İhyâu Ulumi'd-Din, çev. Ahmed Serdaroğlu, İst. T.Y. C-3, Sh.253, Hz. Süleyman (a.s.)'m sözü olarak.

[13] Aclunî, Keşfu'1-Hafa, C.l, Sh.260, No.800.

[14] Aliyyu'1-Karî, Zayıf Hadisleri öğrenme Metodu, çev. Ahmed Ser-daroğlu, İst. 1986, Sh.48-49.

[15] Abdullah İbnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.93, Hds.380. Beyhakî Kitabu'z-Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, İst. 2000, Sh.l63, Hds.528.

[16] Abdullah İbnifl-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.91, Hbr.370.

[17] İmam Hafız Kadî Ebu Bekir Ahmed b. Ali b. İbrahim-i Emevî Mer-vezî, Müsned-i Ebu Bekri's-Siddık, çev, Ahmed Davudoğlu, İst. 198l,Sh.276-277,Hds.l43. İmam Malik, Muvatta'; Kitabu'I-Kelâm, Hds.12. Ahmed İbn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, C.l, Sh.167, Hds.579.

[18] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.47, Hds.2518.

[19] Nur, 24/24.

[20] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.47, Hds.2517. Ahmed İbn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, C.l, Sh.32, Hds.82. Abdullah İbnü'l-Mübarek, Kİtabu'z-Zühd, Sh.40, Hds.134. Beyhakî, Kİtabu'z-Zühd, Sh.163, Hds.527.

Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercüme ve şerhi, çev. İsmail Mut'u-İst. 1996, C.l, Sh.229,Hds.145.

İmam Suyutî, A.g.e. C.l, Sh.443, Hds.95O(1653). Ahmed b. Han­bel, Müsned, C.2, Sh.212. C.4, Sh.158. C.5, Sh.259'dan.

[21] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.47, Hds.2522.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.12, Hds.3972.

Sünen-İ Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.4, Hds.2713-2714.

Sahih-i Müslim, Kitabu'I-İman, B.I3, Hds.62. (Birinci kısım)

[22] Sahih-i Buharı, Kitabu'r-Rikak, B.26, Hds.71. Kitabu'1-îman, B.4, Hds.4.

Sahih-i MüsHm, Kitabu'1-İman, B.14, Hds.64-66.

Sünen-i Neseî, Kitabu'1-İman, B.9, Hds.4963.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.2, Hds.2481.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-İman, B.12, Hds.2762-2763.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.2, Hds.3934.

Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.4, Hds.2715.

Taberânî, Mu'cemu's-Sağir, C.l, Sh.429, Hds.320.

[23] Sünen-İ Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.88, Hds.4992. Abdullah İbnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.93, Hbr.379.

[24] Taberânî, Mu'cemu's-Sağir, C.2, Sh.369, Hds.665. Kuzâî, Şihabü'l-Ahbâr, Sh.176, Hds.575.

[25] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.47, Hds.2525.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.12, Hds.3974.

Ahmed İbn Hanbel, Kiîabu'z-Zühd, C.1, Sh.43, Hds.123.

Kuzâî, A.g.e. Sh.82, Hds.220

[26] Nisa, 4/114.

[27] Kaf, 50/16-18.

[28] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Muharribin, B.4, Hds.6.

Kitabu'r-Rikak, B.23, Hds.61. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.47, Hds.2520. Taberânî, Mu'cemu's-Sağir, C.2, Sh.202, Hds.519. İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.394, Hds.3756(9081). Ahmed b. ^^-bel, Müsned, C.5, Sh.362'den.

[29] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.47, Hds.2521. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Kelâm, Hds.ll.

İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.394, Hds.3757(9083). Beyhakî, Şu' abu'l-İman'dan.

[30] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.29, Hds.4246. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.61, Hds.2072. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.289 ve 294. Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, Sh.164, Hds.529.

[31] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.23, Hds.64. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zühd, B.6, Hds.50. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.12, Hds.3970.

[32] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.8, Hds.2416. Ahmedİbn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, C.l, Sh.31, Hds.80.

[33] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.12, Hds.3969. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.10, Hds.2421. İmam Malik, Muvatta'; Kitabu'l-Kelâm, Hds.5.

Abdullah İbn Mübarek, Müsned, çev. Tevhid Ajans İst. 199°'

Sh.27,Hds.88.

İbn Kesir, A.g.e. C.13, Sh.7446. îmam Ahmed b. Hanbel'den.

[34] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.23, Hds.65. Ahmed İbn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, C.l, Sh.32, Hds.81.

[35] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sffatu'l-Kıyame, B.16, Hds.2618. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.5, Hds.2718. Abdullah İbnü'I-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.94, Hds.385.

[36] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.66, Hds. 119.

İnıam Muhammed b. Muhammed b. Süleyman er-Rûdânî, Cemu'l-Fevaid - Büyük Hadis Külliyatı, çev. Naim Erdoğan, İst. T.Y. C.4, Sh.318, Hds.8286. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh.440 ve Bez-2ar'dan.

[37] Bkz. Nisa, 4/148.

[38] Gazalî, A.g.e. C.3, Sh.257-261.