Kulliyatlar - 9. Sayfa - Selefinizinde
Fütüvvet Ahlakı
Maddede, mânâda egemen tüm tağutlan inkâr ve red etmiş, yalnız ve yalnız Allah'ı Rab olarak kabullenip iman etmiş,[1] Allah yolunda birbirine kenetlenmiş,[2] mü'minlere merhametli, müşrik kâfirlere karşı çok sert olan[3] yiğit gençler, tam bir fütüvvet ahlâkı içinde hayatlarına devam etmişlerdir...
Çoğul hâli, fitye ve fityan olan feta kelimesi: Yiğit, mert, delikanlı, genç, baba yiğit, bahadır, dilaver, kahraman, cesur, yürekli, şecaatti, cömert mânâlara gelir.
Bu hâl ve harekete Fütüvvet, bu hareketin mensublarına da Ehl-i Fütüvvet denir.
Bu konuda, Seyyid Şerif Cürcânî, şunları kaydeder: "Fütüvvet: Lûgatta, saha ve kerem (elaçıklığı ve cömertlik) demektir.
Hakikat ehlinin ıstılahında, dünya ve ahirette halkı kendine tercih etmendir.[4]
Fi tüvvet ahlâkının gereği mü'min müslümanm,kardeşi olan mü'min müslümanı kendi nefsine tercih etmesi gerekir... Kendi ihtiyacından önce kardeşinin ihtiyacının giderilmesini istemesi, bu karakterin icablarmdandır... Mü'min kardeşlerini, kendilerine tercih ettikleri ve egemen tağutlarla mücadelede tüm imkânlarını kullandıkları için Ashabu'1-Kehf e, genç yiğitler denilmiştir...
Bu konuda, yegâne düsturumuz Kur'ân-ı Kerim'de tek başına bir ümmet olan İbrahim (a.s.) da örnek olarak
zikredilir:
"Andolsun, bundan önce İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve Biz, O'nu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik.
Hani babasına ve kavmine demişti ki: 'Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?'
'Biz, atalarımızı bunlara tapıyor bulduk1 dediler.
Dedi ki: 'Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz.
"Sen, bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?'
'Hayır" dedi. 'Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları kendisi yaratmıştır ve ben de, buna şehadet
edenlerdenim.
Andolsun Allah'a, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra ben, sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.
Böylece O, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti, belki ona baş vururlar diye.
'Bizim ilâhlarımıza bunu kim yaptı? Şübhesiz o, zalimlerden biridir,' dediler.
'Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları, diline doladığını işittik' dediler.
Dediler ki: 'Öyleyse O'nu insanların gözü önüne getirin ki, ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar.
Dediler ki: 'Ey İbrahim, bu ilâhlarımıza sen mi yaptın?'
'Hayır1 dedi. 'Bu, yapmıştır, bu, onların büyükleridir. Eğer konuşabiliyorsa siz, onlara soruverin.
Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da: 'Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)' dediler.[5]
Ulu'1-azm peygamberlerden olan İbrahim (a.s.) ve O'nunla beraber iman etmiş mü'min müslümanlar,kendilerinden sonra gelen bütün mü'min müslümanlar için örnek kılınmışlardır...
Rabbimiz Allah bunu, şöyle beyan buyurur:
"İbrahim ve O'nunla birlikte olanlarda, size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: 'Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp inkâr ettik. Sizinle aramızda, siz, Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedî bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir..[6]
Peygamberlerin atası İbrahim (a.s.) ve O'nun yanındaki mü'min müslümanlar, böyle gözüpek, böyle cesur ve şecaatli genç yiğitler idi...
İbrahim (a.s.)'ın Nebî ve Rasul, -hem de en son Nebî ve en son Rasul- evladından, atası İbrahim (a.s.) gibi Ulu'l-azm peygamberlerden olan Rasulultah (s.a,s.), her haliyle fütüvvet ehlinin sertacı ve Önderi olduğu apaçık bir hakikattir... Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in tüm kaygısı, ümmetinden olan muvahhid mü'min müslümanlar idi... Rasulullah (s.a.s.), ümmetine pek düşkün, onların sıkıntıya düşmesi çok gücüne giden, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici yüce bir şahsiyettir...[7]
Dünyada böyle olduğu gibi, ahirette, mahşer anında
yine düşündüğü ümmetidir...
Enes b. Malik (r.a.)'m rivayet ettiği, "Büyük Şefaat Hadisi" olarak meşhur hadislerinde, önderimiz Rasulullah
(s.a.s.) şöyle buyurur:
"Kıyamet günü olduğu zaman insanlar, birbirini üzerine dalgalanıp çalkalanırlar. Nihayet Âdem'e gelirler de:
Rabbin huzurunda bize şefaat et! derler.
Oda:
Ben, buna ehil değilim. Fakat sizler, İbrahim'e gidin. Çünkü O, Halilullah'dır, der.
Dedi ki:
Sonra İbrahim'e gelirler. O da:
Ben, buna ehil değilim. Fakat siz, Musa'ya gidin. Çünkü O, Kelimullah'dır. (Yani Allah'ın kelâm ettiği peygamberdir), der.
Akabinde insanlar, Musa'ya gelirler. O da:
Ben, buna ehil değilim? Lâkin sizler, İsa'ya gidin. Çünkü O, Allah'ın ruhu ve kelimesi'dir, der.
İsa'ya gelirler. O da:
Ben, buna ehil değilim. Lakin siz, Muhammed (s.a.s.)'e gidin, der.
İnsanlar, bana gelirler. Ben de: - Ben, onun için (yaratılmış) imdir, derim.
Hemen gider, Rabbimin huzura izin isterim. Bana izin verilir. Bana, şimdi hatırlayamadığım, kendisine yapacağım bir takım hamdler ilham eder. Ben, bu hamdlerle hamd ederim ve kendisine secdeye kapanırım. Bana:
Ya Muhammed, başını kaldır, söyle, sözün dinlenir, iste, istediğin sana verilir, şefaat et, şefaatin kabul edilir! Duyurulur.
Bunun üzerine ben:
Ya Rabb, ümmetimi, ümmetimi! diye şefaat ederim. Bana:
Git, kalbinde bir zerre ağırlığınca, yahud hardal tanesi kadar iman bulunanları oradan çıkar! denilir.
Ben, gider bunu yaparım. Sonra döner, yine bu hamdler ile Rabbime hamd ederim. Sonra O'na secdeye kapanırım. Bana:
Ya Muhammed, başını kaldır, söyle, sözün dinlenir, iste, istediğin sana verilir, şefaat et, şefaatin kabul edi-iir! buyrulur. Bunun üzerine ben:
Ya Rabbi, ümmetimi, ümemtimi! diye şefaat dilerim. Bana:
Git, kalbinde bir hardal tanesi ağırlığından daha az, daha az, daha az iman bulunan kim varsa, onları da ateşten çıkar! buyrulur.
Ben, hemen gider, bunu yaparım.[8]
"Şefaatu'l-Kübra" sahibi Rasulullah (s.a.s.), ümmetinden olan mü'min müslümanların birbirine karşı olan görevlerini şu şekilde beyan eder...
Abdullah İbn Ömer (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Müslüman, müslümamri (din) kardeşidir. Müslüman, müslümana zulmetmez, müslüman, müslümanı (tehlikede ve musibette) terk de etmez. Her kim müslüman kardeşinin hacetinde bulunursa, Allah da, onun hacetini yerine getirir. Her kim bir müslümandan bir keder (bir darlık) giderip onu ferahlatırsa, Allah da, onun kıyamet gününün kederlerinden bir kederini giderip ferahlatır. Her kim bir müslümanı (dünyadaki ayıbından) örterse, Allah da, onu kıyamet gününde örter.[9]
Rasulullah (s.a.s.)'in Ümmeti.[10] Vasat Ümmet.[11] En hayırlı Ümmet.[12] Hakka davet eden, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan Ümmet.[13]
Bu ümmetin her ferdi, diğer ferdin hem kardeşi, hem velisi, hem de ondan bir parçadır... Bu parçalar, emredilip gösterilen ölçüde bir araya gelir ve bütünü oluştururlar... Mü'min müslümanlar, birbirlerindendir... Aynı vücudun organları gibidirler... Birbirlerinin fedaîleri, birbirlerinin savunucusudurlar... Biri, hepsi için, hepsi biri içindir... Anca beraber, kanca ve canca beraberdirler...
Böyle sarsılmaz saflardan oluşan Ümmet, Ümmet ve kardeşlik bilinci içinde daha da kuvvetlenir, sapasağlam olur... Bir vücudun organları gibi olan mü'min müs-lümanlardan her ferd, üzerine düşen anın vacibi ola revlerini yerine getirirse, problemler kangren hâline gel meden çözülüp hallolur... Herşeyi ile sapasağlam olan bir vücudun organlarının sıhhati ve huzuru ne ise, İslâm ailesi, İslâm cemaatı ve İslâm cemiyeti de aynı olur Nasıl ki, vücudun herhangi bir organı rahatsız olursa, hemen ehil olan bir doktora baş vurulup erken teşhis konulup gerekli tedavisi yapılıyorsa; eğer ihmal edilirse nasıl ki, çok derin yaralar açılır, hatta o organın kesilmesi söz konusu oluyorsa, İslâm ailesinde, İslâm cemaat ve cemiyetindeki proplemler de böyledir... Herhangi bir rahatsızlık veya noksanlık ortaya çıktığında, erken, farkına varılmalı ve gerektiği şekilde tedavi edilmelidir... Eğer ihmal edilecek olunursa, küçük bir sivilce iken, zaman içinde koskoca ve derin bir yara hâline gelir, tedavisi çok zorlaşır...
Bu ve benzeri konularda fütüvvet şuuru ve ahlâkı önplanda olmalıdır... Kardeşini, kendi nefsine tercih edip, kendisine yapılmasını istediği tüm iyiliklerin ziyadesiyle ona yapılmasını, kendisine yapılmamasını istediği herhangi bir kötülüğün zerresini dahi kardeşine yapılmamasını istemesi, fütüvvet ahlâkının gereğidir...
Numan b. Bişr (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Bütün mü'minleri birbirine merhamette, muhabbette, lütufta ve yardımlaşma hususlarında sanki bir vücud misali görürsün. O vücudun bir organı hastalanınca, vücudun diğer kısımları, birbirini hasta organın elemine uykusuzlukla harekete- ortak olmaya çağırır.[14]
Enes b. Malik (r.a.)'ın rivayet ettiği hadiste ise, Rasukülah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Hiç biriniz, kendiniz için arzu ettiğinizi kardeşiniz için arzu etmedikçe (kemâliyle) iman etmiş olmaz.[15]
Bu ahlâkî ilkeyi bir karekter olarak sergilemek ve kişide kemikleşmiş bir şahsiyet ilkesi olarak yer edinmesi, Allah'ın razı olduğu bir hâldir...
Katıksız iman edip imanına hiç bir şirk, küfür, bid'at ve hurafe karıştırmadan, gereğini bir davranış biçimi olarak ortaya koymak, yani salih amel işlemek, Allah'ın razı olduğu bir durumdur... Rasulullah (s.a.s.)'ın Allah tarafından övülen fütüvvet ahlâkı[16] üzere yaşayan Ashab gibi davranmak, mazlum ve müstaz'af İslâm Mileti'nin yeniden canlanmasına, esaretten kurtulmasına vesil olmak demektir...
Ashab nesli, ailelerinde, cemaatlarında ve toplumlarında bu ahlâkî yapıyı oluşturup kuvvetlendirdikleri için, yeryüzünün egemen tağutlarının egemenliklerinden, zulüm, işkence ve sömürülerinden kurtulmuşlardı... Rasulullah (s.a.s.)'in beyanıyla en hayırlı nesil olan Ashab neslini[17]hayırla anmak, akidemizin gereğidir.[18]
En hayırlı asır olan Asr-i Saadet'in en hayırlı nesli olan Ashab neslinin fütüvvet ahlâkından bir kaç tane örnek verelim ki, mü'min müslümanlar için örnek olsun, ders olsun ve ibret olsun...
Yegâne Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) şöyle buyuruyor:
"Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.
Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: 'Rabbimiz, bizi ve bizden Önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalblerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten Sen çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin.[19] Cafer b. Burkan'm, Yezid b. Es'âm'clan rivayet ettiğine göre Ensar, şöyle dedi:
Ya Rasulullah, arazimizi muhacir kardeşlerimizle aramızda taksim et!...
Oda:
"Hayır, amma onlar, sizin sıkıntınıza mâni odunlar, siz de meyveleri, onlarla aranızda taksim edin. Arazi, sizin arazinizdir." buyurdu. ' Onlar da, dediler ki:
Biz, razı olduk.
Bunun üzerine Allah Teâlâ, bu ayeti indirdi.[20]
Bu, böyle idi ve bu, böyledir!...
Rabbimiz Allah, Medineü Ensar'ın fütüvvet ahlâkını sevmiş, onların durumundan razı olup kendilerini övmüştü... Onların katıksız imanının gereği olan bu tavırlarından dolayı ayet nazil olmuştu... Bu ayetin esbab-ı nüzulü için şu hikmet, güzellik ve iyilik dolu olay da anlatılır!...
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'e bir adam geldi de:
Ya Rasulullah, bana açlık ve meşakkat isabet etti (yani açlıktan dermansız kaldım), dedi.
Rasulullah (s.a.s.), onu (doyurmak) için kadınlarına haber gönderdi. Fakat onların yanlarında hiç bir şey bulamadı.
Bunun üzerine Rasulullah:
"Bu gece, şu adamı konuk edip yemek yedirecek bir adam yok mu ki, Allah, ona rahmet eylesin?" dedi.
Ensar'dan bir zat, derhal ayağa kalktı:
Ben, ya Rasulullah, diye cevab verdi. Akabinde o adamı alıp ailesine götürdü. Hanımına hitaben:
İşte Rasulullah'ın konuğu, ondan hiç bir şeyi tutup alıkoyma (konuğa ikram et), diye tenbih etti.
Kadın:
Vallahi, yanımda çocukların azığından başka bir şey yok, dedi.
Kocası:
O hâlde çocuklar akşam yemeği yemek istedikleri vakit onları uyut, gel, kandili söndür.
Biz, bu gece karınlarımızı dürelim (yani Rasulul-lah'ın konuğu için biz, bu geceyi aç geçirelim), dedi.
Kadın, kocasının dilediği işleri yaptı. Sonra o konuk, sabahleyin Rasulullah'ın huzuruna vardı.
Rasulullah:
"Andolsun ki, Aziz ve Celil olan Allah, bu gece fulan erkek ve fulane kadının işlerinden hayret etti -yahud güldü. Yani acib hoşnud oldu" dedi.
Aziz ve Celil Allah da, (onlar ve bütün Ensar hakkında) şunu indirdi:
"Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. [21]
Onlar, böyleydi ve bu, böyledir!...
Abdullah İbn Ömer (r.a.) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.)'in Ashabından bir adama, bir koyun başı hediye edildi. O adam, dedi ki:
Falanca adam ve ehlu'l-ıyali benden, buna daha çok muhtaçtır.
Ve onu, o adama gönderdi.
Bu minval üzere koyunun başı, ihtiyaçh yedi ev arasında dolaştı durdu. Böylece ilk adama geri döndü. Bunun üzerine bu ayet indi. [22] Bu yüce fütüvvet ahlâkı, yani mü'min müslüman kardeşini kendi nefsine tercih etmek hâli, en hayırlı nesil arasında her zaman ve her yerde canlı tutulmuş ve önplana çıkarılmıştır... Medine'de mukîm iken böyle davranan en hayırlı neslin her ferdi, seferde ve savaş meydanında da aynı ahlâkî duyguları ve aynı tavrı sergilemiştir... İhtiyaç duyduğu ve ulaşması hayatî bir mesele olan herhangi bir nimete, elde etmesi imkân dahilinde iken, kendisinin olması gerekirken, aynı şeye ihtiyacı olan kardeşine göndermiş ve onu kendi nefsine tercih etmiştir...
İşte Allah yolunda ve yalnızca Allah için, Allah düşmanları olan müşriklerle yapılan savaşlardan birinde gerçekleşen fütüvvet tablosu... Altın sahifeli İslâm Tarihi'nin altın sahifelerinden birisi!...
Habib b. Ebi Sabit (r.a.) anlatıyor: Yermuk (savaşı) günü, Haris b. Hişam, İkrime b. Ebu Cehil ve Ayyaş b. Ebi Rebia, savaş alanında yara ala ala nihayet yere yıkılıp can çekiştiler.
Bu sırada Haris b. Hişam su istedi. Askerlerden biri, O'na su götürürken, İkrime b. Ebu Cehü'in O'na baktığını
gördü.
Bunun üzerine sucuya: - İkrime'ye götür ver, dedi.
İkrime de, suyu alırken, Ayyaş'ın kendisine baktığım görünce sucuya:
Götür, Ayyaş'a ver, dedi.
Fakat sucu, daha Ayyaş'ın yanına varmadan Ayyaş, vefat etti. Bunun üzerine İkrime'ye döndü ve fakat daha O'na varmadan o da, vefat ettiği için bu sefer Haris'e döndü. Lâkin O'na da vardığında Haris de son nefesini verdiği için, her üçü de su içmeden vefat etmiş oldular!..[23]
Allahu Ekber ve Lillahi'1-hamd!..
Bu ne yücelik, bu ne büyüklük!.. Bu yücelik, bu büyüklük, yalnız yüce ve yalnız büyük Allah Teâlâ'ya gerçek kul olmanın sonucudur...
Büyüklük ve yücelik yalmz ve yalnız kendine mahsus olan Allah Teâlâ'dan başka tüm egemen tağuüan reddetmenin ve yalnızca Allah'ın hükümlerini, O'nun egemenliğini kabul etmenin sonucudur bu harikulade fütüvvet hâli!..
Yalnız ve yalnız mü'min müslümanlar, yalnız ve yalnız muttaki muvahhidlerde kemal derecesinde meydana gelen bir hâldir, bu fütüvvet ahlâkı...
Âlemlerin Rabbi Allah'ı yegâne Rabb, Rasulullah (s.a.s.)'i yegâne önder, Kur'ân-ı Kerim'i yegâne düstûr ve İslâm'ı yegâne hayat nizâmı kabul eden, mü'min müs-lümanlann hâlidir, fütüvvet ahlâkı!...
En yüksek hayat nizâmı olan İslâm'a[24] mensub olan mü'min müslümanlar, en yüksek ahlâkî değerlere sahib olurlar... Fütüvvet ahlâkı, bu yüksek ahlâkî değerlerin hepsini içinde barındırır... Mü'min müsliiman kardeşlerini kendisine tercih eden muvahhid mü'min, Ümmetin men-faatlannı, kendi şahsı menfaatından önde tutar ve Ümmeti, kendisine tercih eder...
Bu yüksek fütüvvet ahlâkına sahib olan Ashabın Önde gelen ve Ümmetin imamlarından iki şahsiyetin, bu konudaki örnek tavrına bakalım.,. Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in çok değer verdiği, takdir edip kabul buyurduğu ve kendisinden sonra Ümmetinin tabi olup itaat etmesini emrettiği iki şahsiyet.[25] İki Halife ve iki İmam... İslâm Milleti'nin iki güzide evladı ve değerli şahsiyeti...
Eşlem (r.a.) anlatır: Ömer b. El-Hattab'ı şöyle söylerken işittim; Rasulullah (s.a.s.), bir gün bize sadaka vermemizi emretti. Bu (emir), bende mal bulunan bir zamana rastladı. (Kendi kendime):
Bir gün Ebu Bekir'i geçersem, işte bugün geçerim, dedim ve malımın yansını getirdim. Rasulullah (s.a.s.): "Ailene ne bıraktın?" dedi.
Ben de;
Bu kadarını, dedim.
Ebu Bekir de, malının hepsini getirdi.
Sonra Rasulullah (s.a.s.), O'na:
"Ailene ne bıraktın?" dedi. O da:
Onlara, Allah ve Rasulü'nü bıraktım.dedi.
(O'na):
Bundan sonra seninle hiç bir şeyde asla yarışmam, dedim.[26]
İmam Ömer (r.a.) İmam Ebu Bekr (r.a.)'ı anarak şöyle diyordu:
Ebu Bekr, bizim efendimiz, eh hayırlımız ve Rasulullah (s.a.s.)'e en sevgilimizdir.[27]
Onlar, böyle idi ve bu, böyledir!...
Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurur:
"(İyiler) adaklarım yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar.
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esiri yedirirler.
'Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür.
Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz.
Artık Alİah, öyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve sevinç vermiştir.
Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve, ipekle ödüllendirmiştir.[28]
Fütüvvet ahlâkına sahib mü'min mü si umanların vasıfları beyan edilip övüldüğü bu ayet-i kerimelerin, fütüvvet ordusunun komutanlarından Emiru'l-mü'minin İmam Ali b. Ebi Talib (k.v.)'nin sergilediği çok faziletli hareketinden dolayı inzal olduğu rivayet olunur...
Fütüvvet kalesinin burçlarından Emiru'l-mü'minin İmam Ali (r.a.), Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.)'in yanındaki değeri ortaya konuluyordu...
Rasulullah (s.a.s.), O'na hitaben:
"Bana nisbetle sen, Musa'ya nisbetle Hârûn menzilesinde olmana razı olmaz mısın? Şu kadar ki, benden sonra Peygamber yoktur." buyurdu.[29]
O İmam Ali (r.a.) ki, Allah ve Rasulü'nü sevmiş, Allah ve Rasulü de, O'nu sevmişlerdi...
Seleme İbn Ekva, (r.a.) anlatıyor:
Ali, Hayber'de gözünde rahatsızlık olduğu için pey-gamber'den geride kalmıştı.
Ali, kendi kendine:
Ben, göz rahatsızlığı sebebiyle Rasulullah'dan geri kalır mıyım? diyerek dışarı çıktı ve Peygamber'e yetişti.
Allah'ın, sabahında fetih ihsan ettiği gecenin akşamı
olunca, Rasulullah (s.a.s.):
"Yemin olsun, İslâm bayrağım yarın muhakkak bir kimseye vereceğim ki, (yahud yarın bayrağı bir adam alacak ki), Allah ve Rasulü onu sever, yahud o kimse, Allah'ı ve Rasulü'nü sever. Allah, ona fetih nasib edecektir."
buyurdu.
Ertesi gün Ali ile karşılaştık. Halbuki biz, göz rahatsızlığından O'nun gelmesini ummuyorduk.
Sahabîler:
İşte Ali geldi, dediler.
Rasulullah, bayrağı O'na verdi. Allah, Hayber'in fethini O'na müyesser kıldı.[30]
Ebu Seriha veya Zeyd b. Erkam (r. anhuma)'nın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Ben, her kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdlf.[31]
Hubşî b. Cunade (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur
Resulullah (s.a.v.):
"Ben, Ali'den, Ali de bendendir ve benim adıma (te-ahhüdleri) ancak ben veya Ali yerine getiririz.[32]
İbn Ömer (r. anhuma) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), Ashabı arasında kardeşlik kurmuştu ki, Ali, gözleri yaşlı olarak geldi ve:
Ya Rasulullah, Ashabın arasında kardeşlik kurdun, fakat beni hiç kimse ile kardeş etmedin, dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), O'na şöyle buyurdu: "Sen, benim dünya ve ahirette kardeşimsin![33] İmam Ali (r.a.), fütüvvet ehlinin imamlarından böyle
bir şahsiyet idi... Yukarıda kaybedilen İnsan Sûresi'ndeki
ayetler (7-12), O'nun hakkında indirildiği beyan olunur...
Bu ayetlerin esbab-ı nüzulü için, İbn Abbas (r.a.) şunları anlatır:
Ali b. Ebi Tâlib, bir geceliğine biraz arpa kar ı bir hurma bostanım sulamak üzere kendisinigınd
Sabah olunca arpayı aldı ve onun üçte birini ekm yapmak için öğüttü. Ekmeğin pişmesi tamamlanınca bir fakir geldi. Pişen ekmeği çıkarıp ona verdi.
Sonra arpadan arta kalan kısmın ikinci üçte birini öğüttü ve pişirdiler. Bu sefer bir yetim geldi. Onlardan yiyecek istedi. Onlar da, pişirdiklerini ona yedirdiler.
Sonra arpadan geriye kalan kısmı öğüttü. Pişirilme işi tamamlanınca, müşriklerden bir esir geldi, pişirilen ekmeği ona yedirdiler ve günlerini böylece geçirdiler. Bunun üzerine bu ayetler nazil oldu [34]/[35]
Bu üstün anlayış ve yüksek karekter, fütüvvet ahlâkının gereği idi...
Bu konuda, şu hadisi de kaybedelim...
Abdullah b. Amr (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
Sizden kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete girmek isterse, Allah'a ve ahirete iman etmiş olduğu hâlde e-celi gelsin.
İnsanların, kendilerine nasıl davranmasını istiyorsa, kendi de onlara öyle davransın...[36]
Bu yüce ahlâkî yapı, yegâne hayat nizâmı İslâm'ın ahlâk anlayışıdır... İslâm Milleti'nin her ferdi, bu ahlâkla ahlâklanmah, önce kendi olgunlaşma sürecini gündeme getirmeli, sonra ailesi, cemaatı ve toplumunun bu ahlâkî değerleri kazanması için gayret göstermelidir... En hayırlı ümmet içinde fütüvvet ahlâkı kökleştikçe, ferdler arası rabıtalar pekiştikçe, bu kardeşlik anlayışı olgunlaştıkça, yeryüzünü ifsad eden egemen tağutlardan kurtuluş çabuklaşacaktır!...
[1] Artık kim tağııtu tanımayıp Allah'a İnanırsa, O, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır, bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir." Bakara, 2/256.
[2] Şübhesiz Alİah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever." Saff, 61/4.
[3] Muhammed, Allah'ın Rasulüdür. Ve O'nunla birlikte olanlar da, kâfirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler..." Fetih, 48/29.
[4] Seyyid Şerif Cürcâni, Kitabu't-Ta'rifat-Arabça Türkçe Terimler Sözlüğü, Çev. Arif Erkan, İst. 1997, Sh. 170 (Fe Bölüm ü/B ab u'l-
[5] Enbiyâ, 21/51-64.
[6] Mümtehine, 60/4.
[7] Bkz. Tevbe, 9/128.
[8] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, B. 37, Hds. 136. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B. 84, Hds. 326. Sünen-i Tirrhizî, Kitabu Sıfatu'l-Kıyame, B.IO, Hds.2551.
[9] Sahih-i Buhârî, Kilabu'l-Mezalim ve'l-Gasb, B. 3, Hds. 3. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B. 15, Hds. 58. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B. 3, Hds. 1450.
[10] Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip İleten ve. onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır." A'raf, 7/181.
[11] Böylece Biz sizi, insanlara şahid (örnek) olmanız için orta (vasat) bir ümmet kıldık, Peygamber de, üzerinizde bir şahid olsun..." Bakara, 2/143.
[12] Sİz, insanlar İçin çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, ma'ruf (iyi ve İslâm'a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz..." Âl-i İmrân, 3/110
[13] Sizden, hayra çağıran, iyiliği (ma'ruf) emreden ve kötülükten, (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler, işte bunlardır." Âl-i İmrân, 3/104.
[14] Sahih-i Buharı, Kitabu'1-Edeb, B. 27, Hds. 41.
Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Birri ve's-SıIa, B. 17, Hds. 66.
[15] Sahih-i Buhârî Kitabu'1-İman, B. 6, Hds. 6.
Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B. 17, Hds. 71 Sanen-i Neseî, Kitabu'l-İman, B. 19, Hds. 4983-4984. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Kıyame, B. 22, Hds. 2634. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 9, Hds. 66. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B. 29, Hds. 2743.
[16] Ve şübhesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin..." Kalem, 68/4.
[17] Abdullah İbn Mes'ud (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu:
"însanlann hayırlısı benim asrım (daki Sahabîlerim)dir. Sonra onlara yakın olan (tabiî)lardtr. Sonra onlara yakın olanlardır (yani tabiîlerin tabüeridir)..."
Sahih-i Buhârî, Kitabu'ş-Şehadet, B. 9, Hds. 17.
Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu's-Sahabe, B.52, Hds. 214.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B. 10, Hds. 4657.
[18] Rasulullah (s.a.v.)'in Ashabını sever, onlardan hiç birinden uzaklaşmaz ve sevgisinden de aşırı gitmeyiz.
Onlara buğzedenlerc ve onları hayır dışında bir şeyle ananlara biz de, buğzederiz.
Biz, Sahabeyi ancak hayırla yadederiz.
Onları sevmek din, iman ve dinde samimiyet, onlara buğzetmek ise, küfür, münafıklık ve azgınlıktır."
Dr. Arif Aytekin, Ehl-i Sünnet İnanç Esasları - Tahâvî ve Akaid Risalesi, İst. T.y. Sh. 70, Md. 90.
"Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebu Bekr es-Sıd-dîk, sonra Ömer el-Faruk, sonra Osman b. Affan Zun-Nureyn, daha sonra Atİyyu'l-Murtaza'dır. Allah, hepsinden razı olsun. Onlar, doğruluk üzere, doğruluktan ayrılmayan, ibadet eden kimselerdir. Hepsine sevgi ve saygı duyarız. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Ashabının hepsini sadece hayırla anarız."
îmam-ı Azam, El-Fıkhu'1-Ekber - İmam-ı Azam'ın Beş Eseri, Çev. Mustafa Öz, İst. 1981, Sh. 69.
[19] Haşr, 59/9-10.
[20] İmam El-Vahidî, A.g.e., Sh. 488.
Abdulfettah El-Kadî, A.g.e., Sh. 386.
İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, C.14,Sh.7812.
Sahih-i Buhârî, Kitabu MenakıbH-Ensar, B. 2, Hds. 7 (Muhtasar olarak).
[21] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B. 306, Hds. 409. Kitabu Menakıbi'i-Ensar, B. 9, Hds. 23.
Sahih-i Müslim, Kitabu'i-Eşribe, B. 32, Hds. 172-173. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, R. 59, Hds. 3521. İmam el-Vahidî, A.g.e., Sh. 489. Abdulfettah El-Kadî, A.g.e., Sh. 386.
[22] İmam el-Vahidî, A.g.e., Sh. 490.
Abdulfettah EI-Kadî, A.g.e. Sh. 387.
[23] Muhammed Yusuf Kandehlevî, Hayatus's-Sahabe, Çev. Ahmed
Meylanî, Ank. T.Y. C. İ, Sh. 414. (Kenzu'l-Ummal, C. 5, Sh. 310,
Ebu Nuaym ve İbn Asakir'den)
İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye - Büyük İslâm Tarihi, C. 7, Sh. 23.
[24] Ve (Rasulullah):
"İslâm (daima) yüksek olur, onun üstüne yükselinmez." buyurdu.
Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cenaiz, B. 79 (Bab başlığında).
[25] Ebu Said eî-Hudrî (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Şübhesiz, arkadaşlık hususunda da, mal harcama hususunda da insanların bana en çok sevgilisi olan Ebu Bekir'dir. Ümmetimden birini kendime Halil edinecek olsayadım, muhakkak Ebu Bekr'i edinirdim, lâkin İslâm yüzünden olan kardeşlik ve sevgi (şahsî dostluktan üstündür.) Mescid'de Ebu Bekr'in küçük kapısından başka kapanmadık hiç bir kapı kalmasın."
Sahih-i Buhârî, Kitabu Menakıbi'l-Ensar, B. 44, Hds. 123. Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu's-Sahabe, B. 1, Hds. 2-4. Süneni Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, B. 32, Hds. 3902. Amrîbu'UÂs (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), Amr'ı Zatı Selâsü ordusu üzerine kumandan yapıp göndermişti. Amr, dedi ki: Bu gazveden döndüğümüzde Rasulullah'ın huzuruna geldim ve:
İnsanların hangisi sana en sevimlidir? diye sordum. Rasulullah:
"Aİşe'dir" dedi.
Ben:
Erkeklerden en sevimli olan kimdir? dedim. Rasulullah:
"Aişe'nin babasıdır" buyurdu. Ben:
Sonra kimdir? dedim. Rasııluilah:
"Sonra Ömer İbnu'l-Hattab'dır" buyurup, bir takım adamların adlarını saydı.
Sahih-i Buhârî, Kitabu Fadaili Ashabu'n-Nebî, B.5, Hds.14. Sahih-i Müslim, Kİtabu Fedailu's-Sahabe, B. 1, Hds.
8. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, B. 31, Hbr. 3899. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime,B. II, Hbr. 102. Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Şu muhakkak ki, sizden evvel geçen ümmetler içinde (Alİah tarafından).kendilerine haber ilham olunan kimseler vardı. Şu da muhakkak kî, eğer benim şu ümmetim içinde onlardan bir kimse bulunursa şübhesiz o, Ömer İbnu'l-Hattab'dır." Sahih-i Buhârî, Kitabu'1 -Enbiya, B. 56, Hds. 136. Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu's-Sahabe, B. 2, Hds. 23 Ebu Zerr (r.a.)'dan.
Ben, Rasulullah (s.a.s.)!i (şöyle) buyururken işittim: "Gerçekten Allah, hakkı Ömer'in dili üzere koymuştur." Sünen-i Ebu Davud, KİEabu'l-Harac ve'1-İmare ve'l-Fey, B. 17-18, Hds. 2962.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, B. 46, Hds. 3927.
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 11, Hds. 108.
İbn Mace (rh.a.)'in ziyadesi:
"Ömer, hak ile hükmeder."
Huzeyfe (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Benden sonrakilere iktidâ ediniz (uyunuz): Ebu Bekr'e, Ömer'e."
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, B.33, Hds.3904-3906.
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 11, Hds. 97.
[26] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'z-Zeka, B. 40, Hds. 1678. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb. B. 41, Hds. 3919.
[27] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, B. 31, Hbr. 3898.
[28] İnsan, 76/7-12.
[29] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Meğâzî, B. 80, Hds. 409.
Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu's-Sahabe, B. 4, Hds. 32. Sünen-i Tiimizî, Kitabu'l-Menakıb, B. 68, Hds. 3970.
[30] Sahih-i Buhârî, Kitabu Fedaili Ashabu'n-Nebî, B.9, Hds. 50.
Sahih-i Müslim, Kitabu Fedaİlu's-Sahabe, B. 4, Hds. 34. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, B. 68, Hds. 3970. Sünen-İ İbn Mace, Mukaddime, B. 11, Hds. 117.
[31] Sünen-i Tirmizî, K.itabu'1-Menakıb, B. 62, Hds. 3959.
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 11, Hds. 121.
[32] Sünen-i Tirmizî, Küabu'l-Menakıb, B. 66, Hds. 3965.
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 11, Hds. 119.
[33] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, B. 66, Hds. 3966.
[34] İnsan, 76/7-12
[35] İmam El-Vahidî, A.g.e. Sn. 529.
Fahruddin Er-Razî, Tefsir-i Kebir-Mefatihu'I-Gayb. Çev. Prof. Dr. Suat Yıldıran, Vdğ. Ank.I995, C.22, Sh.335-337.
[36] Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Bey'at, B. 25, Hds. 4173.
İslami Okul Okulların En Önemlisi