Casıye Süresi - Kuran - 045Casiye - 1. Sayfa
Gîriş
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
Gece Ve Gündüz İhtilâfından Maksat Nedir?
Allah'ın Ayetleri
Gök Ve Yerdekilerîn Müsahhar Kılınması
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
Verilen Burhanlardan Maksat Nedir?
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
Dehir Nedîr?
Ümmetin Kitabından Maksat Nedir?
Meal
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
CASIYE SÜRESİ
Gîriş
Mekke Dönemi'nde nazil olmuştur. 37 ayettir.
Bu surenin, Hasan Basri, Cabir ve îkrinıe'nin rivayetlerine göre, tamamı Mekke Dönemi'nde inmiştir. İbn Abbas ve Katade «An-cafc 14. ayet müstesnadır. Bu, Medine'de ve Hz. Ömer hakkında nazil olmuştur» kanaatindedirler, (Maverdi).
Mufaasim'in îbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre 14. ayet Hz. Ömer hakkında nazil olmuştur. Mekke'de (hicretten önce) müşriklerden biri Hz. Ömer'e küfreder. Hz. Ömer onu vurmak isteyince Cenab-ı Hak bu ayeti indirir. Sonra bu ayet «Müşrikleri nerede bulursanız onları öldürün» ayetiyle neshedilmiştir. Böylece bütün sure Mekkî olmuş oluyor. Sure 37 veya 36 ayettir. Bu sureye aynı zamanda Şeria Suresi de denilir. Kelime sayısı 488, harf sayısı ise 2191'dir.
îsmini 28. ayetteki «Casiye» kelimesinden almaktadır. [1]
Meal
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Hâ, Mîm.
2- Kitab'ın (Kur'an'm) indirilmesi o her şeyi mağlub eden ve her işinde hikmet bulunan Allah katımlarıdır.
3- Göklerde ve yerde, iman eden kimseler için deliller vardır.
4- Sizin yaratılışınızda, (meydana getirip) yaydığı hayvanlarda da gerçekten tasdik eden bir kavim için birçok ayetler (deliller) vardır.
5- Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah'ın gökten n-zik indirip onunla Ölümünden sonra yeri diriltmesinde, rüzgârları yönetmesinde de aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır.
6- Bunlar Allah'ın ayetleridir. Onları sana hak ile okuyoruz. Onlar, Allah'tan ve ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?
7/8- Yalana dadanan, günahkâr her kişinin vay haline! O Allah'ın kendisine okunmakta olan ayetlerini işitir, sonra onları duymamış gibi böbürlenerek ayak diretir. İşte onu dayanılmaz bir azap ile müjdele!
9 - O yalancı, ayetlerimizden bir şey öğrenince, hemen ayetleri alaya alır. Onlar yok mu! Onlar için alçaltın bir azap vardır!
10- Ötelerinde cehennem var. Ne kazandıkları ne de Allah' tan başka edindikleri dostlar, kendilerinden hiçbir şey savamaz. Onlar için çok büyük bir azap vardır.
11- Bu (Kur'an) bir hidayet (kaynağı) dır. Rablerinin ayetlerini inkâr edenler için, iğrenç olanından elem verici bir azap vardır.
12- Allah, emriyle içinde gemilerin akıp gitmesi ve O'nun fazlından aramanız için, size denizi müsahhar kıldı. Umulur ki şükredersiniz.
13- Göklerde ve yerde ne var ise tümünü kendi katından size müsahhar kıldı. Kuşkusuz düşünen bir kavim için (bu anlatılanlarda) birçok ayetler (deliller) vardır. [2]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(1-13) «Ha, Mim. Kitaib'ın (Kur'an'ın) İndirilmesi...» Bu Ayetlerin Tefsiri
«Ha, Mim» kelimesi mübteda, «Tenzilu» kelimesi onun habe-
ridir. Bazı alimler «Ha Mim, surenin ismidir» demişlerdir. O vakit «TenziVuLKitab» mübteda, «Minallah» kelimesi de onun haberi olur. Kitab'dan maksat Kur'an'dır.
«Göklerde ve yerde müminler için ayetler vardır», yani göklerin ve yerin yaradılışında Allah'ın sonsuz kudrete sahip olduğuna dair alâmetler vardır. Bu ayet insanların dikkatini tekvini ayetlere (delillere) çevirmek isteyen bir ayettir. Veya göklerde ve yerde, dağ, maden, yıldızlar, güneş, ay gibi Allah'ın vahdet ve kudretine delâlet eden nice ayetler vardır. Veya gök ve yer bizzat ayet ve delildir. Çünkü onlarda Allah'ın kudretine ve varlığına delâlet eden nice deliller vardır.
«Ma yehussu» ibaresinin başındaki «Ma» edatı masdariyye de olabilir, mevsul edatı da (ellezi) olabilir. Yani Allah'ın yaydığı, birbirinden ayırd ettiği canlıların yaradılışında veya o canlılarda ayet-s Ier ve alâmetler vardır. Bu da tasdik eden veya Allah'tan başka ilâhın olmadığına yakın gözüyle bakan bir topluluk için bir anlam taşır. [3]
Gece Ve Gündüz İhtilâfından Maksat Nedir?
Gece ve gündüzün ihtilâfından maksat ya birbirlerinin peşin, den gelmeleri, yahut uzayıp kısalmaları veya birisinde nur, birisinde karanlık olması suretiyle vaki olan ihtilâfları kastedilmektedir, Allah'ın gökten, (buluttan) indirilmiş olduğu rızık da yağmurdur. O'na rızık denilmesi, rızkın sebebi oluşundandır. Cenab-ı Hak yağ. murla yeri diriltmiştir. Yani yerden çeşitli ziraatler, meyveler, bitkiler çıkarmıştır. Bu, normal bir sebeptir. Yağmurun bu bitkilerin bitmesine sebep olması, normal bir sebeptir. Esas olan Cenab-ı Hak'km emridir. Fakat bu sebebiyeti, Allah'ın hikmetinin bir gereğidir.
((Ölümünden sonra», yani kurumasından, bitkisiz kalıp da çıplaklaşmasından sonıfc.
«Rüzgârların tasrifi» ise, onların bir yönden diğer yöne, bir hâlden diğer hâle geçmesi (esmesi) demektir. Rüzgârların esme. si yağmurun yağmasından öncedir. Fakat ayette önce yağmurun indirilmesi zikredilmiştir. Çünkü rüzgârların esmesi ayrı bir alâmettir. Veya rüzgârlar sadece yağmuru inşa etmek için değil aynı zamanda gemileri denizlerde yürütmek ve bitkiler arasındaki to-humlaşma gibi diğer yararlar için de eser. [4]
Allah'ın Ayetleri
«Allah'ın ayetlerimden maksat ya Kur'an ayetleri veya bu suredeki ayetler demektir. Veya daha önce bahsi geçen gökler, yer vesaire demektir.
«Gökleri okumak» onların delâlet ettiği mânâları okumak demektir.
«Effak» çokça yalan söyleyen demektir ve mübalağa sigası-dır. «Esim» ise çokça günah işleyendir. «Veyl» cehennemde bir vadidir, ayetlerle istidlali terkedene vaadedilmektedir. Rivayete göre bu ayet Nadr bin Haris hakkında nazil olmuştur. İbn Abbas'a göre Haris bin Kelde, Sa'lebi'ye göre ise Ebu Cehil ve arkadaşları hakkında nazil olmuştur.
«Ayetlerimizden bir şey Öğrendiği saman o ayetleri alaya alır». Meselâ zakkum kelimesini öğrendiğinde «Zakkum kaymak ile hurmadır» der. Cehennem hazeneleri hakkında ise «Onlar ondokuz ise ben onları tek başıma karşılarım» der.
<(Muhîn» kelimesi zillete düşürücü, rezil edici demektir.
«Onların arkalarında cehennem vardır», yani onların içinde bulunduğu gurur ve kibirin arkasında cehennem vardır. îbn Ab-bas «Verea kelimesi burada Ön demektir» diyor. Yani önlerinde cehennem vardır.
«Onların kazandıklarımdan maksat mal ve çocuklarıdır. Nitekim başka bir ayette ((Onların ne malları ne de çocukları Allah' m azabından hiçbir şekilde onları müstağni kılmaz» denilmektedir.
11. ayetin başındaki «Hazâ» kelimesi ya Kur'an'a racidir veya îbn Abbas'ın dediği gibi Rasûlullah'm bütün getirdiklerine işaret eder. Kendisi mübteda, «Huden» kelimesi de onun haberidir.
«Rics» kelimesi daha önce de geçtiği gibi necaset, pislik veya veya azap demektir.
«Onlar için ricsten gelen elem verici bir azap vardır»; yani elem verici azaptan gelen bir azap vardır. Nitekim başka bir ayette rics yine azap mânasında kullanılmıştır: «Ve biz zulmedenlerin üzerine gökten bir rics (azap) indirdik.» [5]
Gök Ve Yerdekilerîn Müsahhar Kılınması
«Göklerde ve yerde olanı müsahhar kılma»mn mânâsı, oradaki mevcudatta yararlı olanları müsahhar kılması demektir. Bu yararların bir kısmı açıkça görülür, bir kısmı ise bize gizlidir.
Ayet metnindeki «Cemian» kelimesi hâldir. Yani bütün bunlar Allah'tandır. Allah bu şeylerin hepsini kendisinden olarak, size müsahhar kılmıştır. Onların mucidi Allah'tır, bunu da kudretiyle,
hikmetiyle icat etmiş, sonra bunları kullarına müsahhar kılmış-tır.
İbn Abbas «Minhu» lâfzım «Minneten» şeklinde okumuştur. Yani bütün bunları fazl ve keremi olarak size vermiştir.
Mesleme bin Muhalled, «Minhu» lâfzını «Mennuhu» şeklinde okumuştur ki bu, Cenab-ı Hak'km fazl ve minnetidir. [6]
Meal
14- (Ey Rasûlüm!) İman edenlere de ki: Allah'ın (kâfirlere ceza vereceği) günlerinin geleceğini ummayanlan affetsinler ki (Allah'ın kendisi), bir toplumu, yaptıklarıyla cezalandırsın.
15- Kim salih bir amel işlerse muhakkak kendisi için işlemiştir. Kim bir kötülük yaparsa muhakkak kendisi aleyhine yapmıştır. Sonra Babbinîze döndürüleceksiniz.
16- Andolsun biz İsrailoğuIIan'na kitab, hüküm ve peygamberlik verdik. Onları temiz şeylerden rızıklandırdık. Ve onları (zamanlarında) âlemlere üstün kıldık.
17- Ve onlara emirden (dinden) açık belgeler verdik. Onlar kendilerine ilim geldikten sonra sadece aralarında bulunan çe-kememezlikten Ötürü ayrılığa düştüler. Şüphesiz Babbin Kıyamet Günü ayrılığa düştükleri şeylerde onlar arasında hüküm verecektir.
18- (Ey Rasûlüm!) Sonra seni o emirden (dinden) bir şeriat üzere kıldık. Bunun için sen bu şeriata uy. İlmi olmayanların arzu ve isteklerine tâbi olma!
19- Kuşkusuz ki onlar Allah'tan gelen hiçbir şeyi senden defedemezler. Zalimler birbirlerinin dostlarıdır. Allah ise takva sahiplerinin dostudur.
20- Şu (Kuran) insanlar için basiretlerdir. Kesin olarak inanan bir kavim İçin de hidayet ve rahmettir.
21- Yoksa kötülükleri (ısrarla) işleyenler, kendilerini iman edip, salih amel işleyenler gibi yapacağımızı, hayat ve ölümlerini bir tutacağımızı mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
22- Allah gökler ve yeri hak olarak yarattı. Tâ ki her nefis kazandığıyla cezalandırılsın. Onlara haksızlık edilmez. [7]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(14-22) «(Ey Rasûlüm!) İman edenlere de kî...» Bu Ayetlerin Tefsiri
Kuşeyri ve Maverdi, İbn Abbas'tan şöyle rivayet ederler: «Bu ayet Hz. Ömer ile Abdullah bin Ubey hakkında nazil olmuştur». Hadise Beni Mustalik Savaşı'nda olmuştur. Onlar Mureysi' isimli bir kuyunun üzerinde konaklamışlardı. Abdullah bin Ubey (meşhur münafık) su getirmek üzere hizmetkârını gönderdi. Hizmetkârı geç geldi. Ona niçin böyle geç kaldığını sorunca: «Ömer bin Hattab'm kölesi kuyunun tam ağzında oturmuştu. Rasûlullah'ın, Ebubekir ve Ömer'in kırbalarım doldurmadıkça hiç kimseyi kuyuya yaklaştırmadı» dedi. Bunu dinleyen Abdullah bin Ubey bin Se-lül: «Bizimle bunların misali (haşa) «Köpeğine yedir, semiz olsun ki seni yesin...» sözü gibidir» dedi. Bu söz Hz. Ömer'in kulağına geldi. Hz. Ömer kılıcını bağlayarak onu öldürmek üzere gitmek istedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak bu ayeti indirdi. (Bu, Ata'nm îbn Abbas'tan yapmış olduğu bir rivayettir.
Ayet metnindeki «Ya'firu» fiili affetsinler, vazgeçsinler demek-tir. «Allah'ın günlerini ummayanlar»do,n maksat onun sevabını um-mayanlar veyahut da Allah'ın şiddet ve azabından korkmayanlar demektir. Çünkü ummak mânâsına gelen «Reca», bazan korku mânâsına da gelir.
«Eyyam» (Günler) tabiriyle olaylar, hâdiseler anlamı da kas-ted ilebilir.
«İsrailoğullart'na verilen Kitap»tan maksat Tevrat'tır. Hüküm, den maksat o kitabı anlama veya hakim olup insanlar arasındaki ihtilâfları halletmek demektir. Peygamberlikten de Hz. Yusuf'tan Hz. İsa'ya kadar gelen peygamberler kastedilmektedir. «Tayyhbat» helâl rızıklar demektir. Bu nzıklar ya Şam diyanndaki yemekler, meyveler ve gıda maddeleridir veya Tin ÇÖlü'ndeki kudret helvası ve bıldırcınlardır. [8]
Verilen Burhanlardan Maksat Nedir?
«Onlara emirden beyyinat (açık deliller, burhanlar) verdik».
İbn Abbas «Hz. Muhammed'in emri ve onun peygamberliğinin de.lilleri kastedilmektedir» diyor. Çünkü onlar kendi kitaplarında«O Peygamber Tihame'den Yesrib'e (Medine'ye) hicret edecektir.
Yesrib halkı ona yardımcı olacaktır» diye okumuşlardır.
Bazı müfessirler «Emrin beyyinatı helâl, haram hakkındaki açık şeriat ve mucizeleridir» demişlerdir. İsrailoğullan'na gelmesinden sonra ihtilâfa düşmelerine sebep olan ilimden maksat, Yu-şa bin Nun'dur. Onların bir kısmı ona iman, bir kısmı da inkar etmiştir. (Nakkaş)
Veya ilimden maksat, RasûMi Ekrem'in peygamberliğidir ve onlar bu konuda da ihtilâfa düşmüşlerdir.
Ayet metnindeki «Bağy» kelimesi hasad mânâsındadır. Yani Rasûl-ü Ekrem'e kendi aralarında hased ettiklerinden dolayı ihtilâfa düştüler. (Dahhak).
Bazı müfessirler «Bağy kelimesi bir kısmı diğerine salâtrdt demektir» demiştir. Fazilet ve riyaset istiyorlardı. Bu yüzden pey. gamberleri öldürmüşlerdi.
Ey Muhammedi İşte senin asnndaki müşriklere de beyyine-ler gelmiştir. Onlar o beyyinelerden riyaset elimizden kaçar diye yüz çevirdiler.
«Sonra seni emirden (dinden) bir şeriat üzerine kıldık» Şeriat lûgatta mezheb ve din mânâsındadır. Bazan de suyun arkına denilir. Sari' de bu manadan gelmektedir. Çünkü o da inşam maksadına götüren bir yoldur. O halde şeriat, dinden Allah'ın kullan için koyduğu sistem, düzen (hukuk kuralları) demektir.
Yani seni dinden apaçık bir yol Üzerinde kıldık ki o yol seni hakka götürür.
İbn Abbas'a göre şeriattan maksat hidayettir. Yani seni emirden bir hidayet üzerine koyduk. Katade «Şeriat emir, nehy, hadler ve farzlardır» der. Mukatil «Şeriat beyyine demektir. Zira beyyine insanı hakka götüren bir yoldur» diyor.
îbn Zeyd «Şeriat din mânâsındadır» demiştir. Çünkü kurtuluş yolu dindir.
İbn'ul-Arabi «Emir lûgatta iki mânâya gelir:
1- Şan (durum),
2- Nehyin karşılığı olan kelâm. Bu ilâ mânâ da burada kastedu lebilir» demiştir.
Cenab-ı Hak tevhid, mekârimi ahlak insanların maslahatları konusunda gönderdiği şeriatlar arasına herhangi bir değişiklik koymamıştır. Ancak o şeriatlar arasındaki değişiklik fer'i meselelerde olur. İbn'ul-Arabi «Bazı kimseler ,bu ayet bizden öncekilerin şeriatlarının bizi bağlamadığı hususunda delildir demişlerdir»
diyor. Çünkü Cenab-ı Hak, peygamber ve ümmetine bu ayetle müs-takil bir şeriat verdiğini inkâr etmiyoruz. Ancak ihtilâf Peygamberin bizden önceki şeriattan bir şey nakledip onu medhi sena olarak söylemesinin ona tabi olmayı lüzumlu kılıp-kılmayacağı meselesidir.
«Bilmeyenlerin hevasına tabi olma»; yani müşriklerin nevası-na tâbi olma. İbn Abbas «Kureyza ve Nadr kabilelerinin hevasına tabi olma demektir» der. Kureyşliler Rasûl-ü Ekrem'i atalarının dinlerine dokunmamaya davet ettiklerinde bu ayet nazil olmuş, tur.
«Besair» kelimesi burhanlar, deliller, hududlar ve hükümler-de insanlar için konulan nişanlar demektir.
«İçterahu» fiili kazandılar (kesbettiler) mânâsını ifade eder. İnsanların kazançta (kesbte) kullandıkları azalarına «Cevarih» denilmesinin sebebi, bu kökten gelmiş olmasındandır.
Kelbi «Bu günahı kazananlardan maksat, Rebia'mn oğlu Utbe ve Şeybe ile Utbe'nin oğlu olan Velid'dir» diyor. Aynı ayette söz-konusu edilen müminlerden maksat Hz. Ali, Hz. Hamza, Hz. Ubey-de bin Haris'tir. Bedir Günü'nde bu altı kişinin arasında mubaraze oldu. Müslümanlar onları öldürdüler. Bazıları da ayetin «Ahiret'te müminlere verilenden daha hayırlısı bize verilecektir» diyen bir müşrik grubu hakkında nazil olduğunu söylerler. [9]
Meal
23- (Ey Rasûlüm!) Heva ve hevesini ilâh edinen kimseyi gördün mü? Allah onu bîr bilgi üzerine şaşırtmış, kulağı ve kalbi üzerine mühür vurmuştur. Gözü üzerine de bir perde çekmiştir. Allah'tan sonra artık onu kim yola getirebilir? Yine de düşünmeyecek misiniz?
24- Onlar dediler ki: «Hayat ancak şu dünya hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak dehr (zaman) helak eder». Halbuki onların (bu riddialarına dair) bir ilimleri de yoktur. Onlar sadece zannın peşinde koşuyorlar.
25- Ayetlerimiz kendilerine açık seçik bir şekilde okunduğu zaman delilleri ancak şunu demekten başka bir şey olmadı: «Haydi, doğrulardan iseniz, atalarımızı getirin!»
26- (Ey Rasûlüm!) De ki: Sizi Allah diriltiyor. Sonra ruhunuzu alıyor. Sonra sizi kendisinde hiç şüphe olmayan Kıyamet Günü'nde toplayacaktır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar!»
27- Göklerin ve yerin mülkü Allah'a aittir. Kıyamet koptuğu gün batıla dalanlar büyük zarara uğrayacaklardır.
28- (Ey Rasûlüm!) Her ümmeti o gün (dehşetten) diz çökmüş bir halde görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağırılacak, (ve onlara) «Bugün yapmakta olduklarınız ile karşılaşacaksınız» (denilecektir).
29- İşte kitabımız yüzünüze karşı hakkı söylüyor. Çünkü yaptıklarınızı hep yazıyorduk.
30- İman edip salih amel işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte apaçık kurtuluş budur!
31- Küfre' sapanlara gelince (onlara denecek ki:) «Ayetlerimiz size okunuyordu değil mi? Fakat siz büyüklük tasladınız ve suçlu bir kavim oldunuz!»
32- (Sizlere) «Allah'ın vaadi haktır. Kıyamet'in kopacağında da hiçbir şüphe yoktur» denildiği zaman; «Bu Kıyamet de ne? Bilmiyoruz. Biz (onu) kuruntudan başka bir şey sanmıyoruz. Kesin bilgi edinmişler de değiliz» demiştiniz. [10]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(23-32) «(Ey Rasûlüm!) Heva ve hevesini ilâh edinen ,.»Bu Ayetlerin Tefsiri
23. ayetin başındaki «Raeyte» fiili ya bakmak veya haber vermek mânâsındad Yani heva ve hevesini mabud kılan bir kimseye baktın mı veya onun halinden haber ver! Bu ayet Mukatiî'in rivayetine göre Hars bin Kays es-Sehmi hakkında nazil olmuştur. Bu kişi nefsinin istediği şeyi yapardı. Ayetin hükmü geneldir. Bu ayet heva ve hevesine tâbi olan kimselerin aleyhinde gelmiştir. İbn Abbas «Cenab-ı Hak herhangi 'bir yerde heva ve hevesi zikrederse onu yerer, zemmeder)} diyor. Vehb ise «İki iş hakkında şüpheye düştüğün zaman hangisi senin heva ve hevesinden daha uzaksa onu yap» demektedir.
Tusteri «Senin hevan, hastalığındır. Eğer ona muhalefet edersen, bu senin tedavin olur» demiştir.
Hadiste şu hakikat yer almaktadır: «Aciz o kimsedir ki nefsini nevasına tâbi kılar ve Allah'tan temennilerde bulunur.»
Abdullah bin Amr tankıyla şöyle bir hadis rivayet edilmektedir: «Herhangi biriniz hevasım benim Allah katından getirdiğim vahye tâbi kılmadıkça iman etmiş sayılmaz.»
«Allah onu bir ilim üzerine saptırdı»; yani Cenab-ı Hak'km onda bildiği bir ilim üzerine. Veya Cenab-ı Hak onu sevaptan, sevaba müstehak değildir diye bir bilgi üzerine onu mahrum kıldı.
«Alâ ilmin» ibaresi «Edalle» fiilinin failine hâl olur ise, ayetin mânâsı şöyle olur: Cenab-i Hak onu dalâlete götürür. Çünkü onun hakkında Allah'ın bir ilmî vardır. Yani sabık ilminde ehli dalâlet olduğunu bildiği halde onu delâlete götürür. Şayet «Alâ ilmin» 1 ibaresi mefulün hâli olursa, ayetin mânâsı şöyle olur: Cenab-i Hak onu sevaptan, sevaba müstehak değildir diye bir bilgi üzerine onu mahrum kıldı.
«Alâ ilmin» ibaresi «Edalle» fiilinin failine hâl olur ise, ayetin mânâsı şöyle olur: Cenab-ı Hak onu dalâlete götürür. Çünkü onun hakkında Allah'ın bir ilmi vardır. Yani sabık ilminde ehli dalâlet olduğunu bildiği halde onu dalâlete götürür. Şayet «Alâ ilmin» ibaresi mefulün hâli olursa ayetin mânâsı şöyle olur; Cenab-ı Hak kâfirin dalâlette olduğunu bildiği halde onu dalâlete götürür. [11]
Dehir Nedîr?
Mücahid «Dehr'den maksat seneler ve günlerdir» demiştir.
Katade ise «Ömürdür» der. Fakat ikisi de aynı mânâya gelir.
îbn Uyeyne der ki: «Cahiliye döneminde insanlar «Dehr bizi helâle eder, yok eder. Bizi o diriltir, o öldürür» derlerdi. Bu ayet onları yalanlamak için nazil olmuştur.»
Kutrub «Dehr'den maksat Ölümdür. Yani bizi ölümden başkası helak- etmez demektir» diyor.
îkrime'ye göre «Bizi ancak Allah helak eder» demektir. Ebu Hureyre Allah'ın Rasûlü'nden şöyle rivayet ediyor:
«Cahiliye döneminde insanlar, «Bizi ancak gece-gündüz helak etti», «Bizi helak eden, öldüren, dirilten odur» derlerdi». Böylece dehre küfrederlerdi. Bir hadis-i kudsîde Cenab-ı Hak «Ademoğlu defre küfrederek bana eziyet verir. Benim dehr, emir benim elimdedir. Gece ve gündüzü evirip çeviririm...» buyurmuştur.
Bu hadis İkrime'nin yorumuna delil olarak getirilmiştir. Bu-hari'de de aynı ibare yer almaktadır. Müslim ve Ebu Davud'da da bu hadis mevcuttur. «Dehr Allah'ın isimlerinden bir isimdir» diyen kişi bu hadisi delil göstermektedir. Dehr'i Allah'ın isimlerinden kılmayan alimlere göreyse bu ayet ve hadiste Araplar'm cahiliye dönemindeki icraati reddedilmektedir. Çünkü onlar dehrin fail olduğuna inanırlardı. Nitekim Cenab-ı Hak onların itikadları-nı bu ayette beyan etmektedir. Onlara bir zarar, zulüm veya hoşlarına gitmeyen bir şey isabet ettiğinde bunu dehre nisbet ederlerdi. İşte bundan dolayı onlara «Dehre küfretmeyin. Çünkü kesinlikle Allah dehrin kendisidir» buyurulmuştur. Yani Allah dehre izafe ettiğiniz bu işlerin failidir. Dolayısıyla bu işleri yapana küfrettiğinize göre o küfürleriniz Allah'a gider denilerek menolunmuş-lardır. Bu tevilin sahih oluşuna Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadis de delâlet etmektedir.
«Onların bu hususta hiçbir bilgileri yok. Onlar sadece zannediyorlar.»
Müşrikler birçok sınıf ve gruplara ayrılırlar. Bazıları «Dehr her şeyi yapar» derken, bazıları da «Yaratıcı vardır fakat haşr yoktur» fikrindeydi. Bazıları haşr hakkında şüphedeydiler ve fakat «Kesinlikle yoktur» demiyorlardı. İşte İslâm dininde de bazı gruplar ortaya çıktı. Müslümanlardan korkarak doğrudan hasrı inkâr etmediler, fakat tevil yaptılar. «Kıyamet bedenin ölümü iledir» dediler. Sevap ve ikabı birtakım hayallere; ruhlar için vaki olan hayallere çevirdiler. Onların müslümanlara verdiği zarar, dünyadaki bütün kâfirlerin zararından daha fazladır. Çünkü bunlar hakkı
daima köreltmeye çalışırlar ve zahiri kapatmakla aldanırlar. Şirki ortada olan müşriklerden ise, işte müslümanlar ondan sakınır. Bazıları «Biz öleceğiz, fakat bizim eserlerimiz hayatta kalacaktır. îşte zikrin hayatı budur» dediler. Bazıları ise «Onlar tenasuha işaret ettiler} demişlerdir. Yani kişi ölür, ruhu başka ölülere girer, ölüler onunla dirilirler.
27. ayetteki «Yevme» kelimesi aynı ayetteki «Yahserune» fii-üne meful olur. İkinci «Yevme» ise birincisinin tekididir. Ayetin mânâsı «Kıyamet Günil'nde mülk O'nundur. Bâtıl ehli cennetteki mertebelerini severler» şeklindedir.
28. ayetteki ümmetten maksat herhangi bir dinin salikleridir. «Casiye» kelimesi konusunda şu teviller vardır:
Mücahid «Ansızın koşmak için dizler üzerinde oturmaktır» derken, Süfyan «İki dizinden ve parmaklarının etrafından başka bir yeri yere değmeyerek sıçramaya hazır bulunan kişi demektir» demiştir. Dahhak «Bu hesap anında olur», İbn Abbas «Derlenmiş, toparlanmış mânâsındadır», Ferra ise «Her dinin ehlini görürsün ki biraraya gelirler demektir» demişlerdir. İkrime «Bir-birlerinden ayırdedilmişlerdi demektir» diyor.
Kureyş şivesinde «Casiye», boyunlarını eğmişler, demektir. Hasan Basri'ye göre «Dizüstü çökmüşlerdir» demektir. [12]
Ümmetin Kitabından Maksat Nedir?
29. ayet ya Cenab-ı Haklan sözüdür veya meleklerin sözünden bir parçadır. Bu ayetteki «Yentiku» fiili şehadet eder demektir.
«Sizin amellerinizin yazılmasını emrediyorduk.»
Uz. Ali «Allah'ın birtakım melekleri vardır. Her gün bir şey getirirler, orada Ademoğulları'nın amellerini yazarlar» der.
îbn Abbas «Cenab-ı Hak tertemiz melekleri görevlendirmiştir. Onlar Ramazan ayında Ademoğulları'nın amellerinden ne olacağım Levh'UMahfuz'dan istinsah ederler ve getirip Hafaza meleklerinin defterleriyle karşılaştırırlar. Hafaza meleklerinin defterlerindeki-nin, küaptakine aynen muvafık olduğunu görürler. Ne ziyade vardır, ne de eksiklik» demiştir. [13]
Meal
33- Yaptıklarının kötülükleri onlara göründü ve kendisiyle alay ettikleri şey onları kuşattı.
34- Ve onlara denildi ki: «Bu gününüzle kavuşmayı unutmuş olduğunuz gibi biz de bugün sizi unutacağız. Yeriniz ateştir. Hiçbir yardımcınız da yoktur.»
35- Böyledir! Çünkü siz Allah'ın ayetlerini eğlence yaptınız; dünya hayatı sizi aldattı. Artık onlar, bugün ne ateşten çıkarılırlar, ne de kendilerinden Allah'ı memnun etmeye çalışmaları istenir.
36- Bütün hamd göklerin Rabbi, yerin Rabbi, âlemlerin Rab-bi olan Allah'a mahsustur.
37- Göklerde ve yerde ululuk yalnız O'na mahsustur. O (her şeye) galiptir ve (her hükmünde) hikmet sahibidir. [14]
Dirayet Ve Rivayet Tefsiri
(33-37) «Yaptıklarının kötülükleri onlara...» Bu Ayetlerin Tefsiri
35. ayetin sonundaki «Yusta'tebûne» fiili onlardan, zamanı geçtiğinden dolayı Rablerini razı etmelerinin istenmeyeceğini bildirir. Bu ayetin benzeri Rum ve Secde surelerinde geçmişti.
36. ayet, surenin kapsadığı hakikatler üzerinde bir daldır. Sure, Cenab-ı Hak'kın nimetlerini kapsadığı gibi afaki ve enfusi delilleri de kapsamaktadır. Mebde ve mead hakkındaki açık naslar ve parıldayan burhanlar içermektedir. «Lillahi» lafzının başındaki lâm harfi tahsis içindir. Yani hamd ancak Allah içindir. Haberin mübtedadan önce getirilmesi tekid içindir. «El-Hamd» kelimesinin eliflâm ile birlikte getirilmesi ise ya istiğrak veya cins içindir. Yani her hamd ve hamdın cinsi Allah'a mahsustur. «ELKibriya» azamet ve mülk demektir. Ragıb'a göre ise itaat etmekten yücel-mek demektir. Bazıları «Zatın kemâlinden ibarettir» demişlerdir.
«Fi's-Semavati ve'LArdi» ibaresi el-kibriya lâfzına bağlıdır. Yani yerde de gökte de bu azamet, bu kibriya Cenab-ı Hak'ka mahsustur. [15]
CASİYE SUHESİ'NİN SONU
[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/248.
[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/250.
[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/251.
[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/252.
[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/252-254.
[6] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/254.
[7] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/256.
[8] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/257-258.
[9] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/258-260.
[10] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/262.
[11] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/263-264.
[12] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/264-266.
[13] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/266-267.
[14] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/268.
[15] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 14/269.
İslami Okul Okulların En Önemlisi