Asr Sûresi - Kuran - 103Asr - 20. Sayfa
Kur'aıı'da İman Ve Amel-İ Salih Ayrılmazlığı
ASR SÛRESİ
Kur'an'daki Sırası : 103
Nüzul Sırası : 13
Ayet Sayısı : 3
İndiği Dönem : Mekke
Sûrenin Tanıtımı
Sûre, insanın iman etmek ve salih amel işlemek, hakkı ve sabrı tavsiye etmekten başka kurtuluş yolu olmadığını kesin bir şekilde vurgulamaktadır. Sûrenin üslubu bu sûrenin de Leyi, A'lâ ve diğerleri gibi ilk nazil olanlardan olduğu göstermektedir. Çünkü bu (Asr Süresi] risalet (davet) in prensiplerinden genel muhkem prensipleri içermektedir. Bazı rivayetler[1] sürenin Medeni olduğunu belirtmiştir. Ne var ki, sürenin üslubu onun Mekki oluşunu göstermektedir ki, çoğunluk da bu görüştedir.[2]
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
1- Asr'a[3]' andolsun ki,
2- İnsan ziyandadır.
3- Ancak, inanıp iyi işler yapaniar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler'[4] ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesna
Sûre kısa olmasına rağmen, insanların ancak tek Allah'a iman, amcl-i salih, hakkı ve sabrı tavsiye ile felah, başarı ve salah bulacakları, bu yoldan sapanların da hüsrana uğrayacaklarını dile getirmekle ilgili olarak kesin ve güçlü bir üsluba sahiptir.
Kısa olmasına karşılık sûre, bütün insanlığa yönelik İslami çağrının hedefini özetlemektedir. Bu sûrede tıpta A'Iâ ve Leyi sûrelerinde olduğu gibi, genel mesajlar vardır. Bu yüzden biz sûrenin A'lâ ve Leyi sûreleri gibi, Alak, Kalem, Müzemmil ve Müddesir sûrelerinde inkarcıların tavırlarının anlatıldığı Kur'an bölümlerinden önce nazil olduğu görüşünü tercih ediyoruz.
ilk Müslümanlar - Allah onlardan razı olsun- bu sûrenin Öneminin büyüklüğünü biliyorlardı. Hatta rivayete göre[5], Allah Rasulü'nün ashabından iki kişi bir araya geldiklerinde ikisinden biri diğerine Asr Sûresi'ni okumadan birbirlerinden ayrılmazlardı. Safi, -Allah Rahmet etsin- "İnsanlar bu sûreyi tefekkür edip inceleseler (tedebbür), onlara yeterli gelir' demiştir[6].
Yeri gelmişken Asr sûresinin fazileti hakkında bazı rivayetlerin bulunduğunu söylemek istiyoruz. Bakara sûresinde geçen (Bakara 238) "Namazları koruyun; özellikle orta namazı" âyetinde özel bir tür olarak, bırakılmadan eda edilmesi emredilen "Salatu'l-Vustâ: Orta namazı", "İkindi (Asr) namazı" olarak tefsir edilmiştir[7]. Bu namaza, bu şekilde isim verilmesi onun faziletini ortaya koymaktadır. Rivayet edildiğine göre[8] Peygamber (s) Medine'deki mescidinde ashabı içinde oturur ve ashabı da O'nun etrafında balkalanir, O'nun öğrettiklerine ve öğütlerine kulak verirler, insanlar problemlerinde O'na başvururlardı. Çünkü onlar bu vakitte (ikindi), günlük meşguliyetlerinden kurtulmuş oluyorlar veya neredeyse işlerini bitirecek noktaya geliyorlar, yaz mevsmindeki sıcaklığın şiddeti de hafiflemiş oluyordu. Bundan dolayı bu namaza devam etmeye (muhafaza) teşvik edilmiştir ki, bu durum açıkça görülmektedir.[9]
Sâlihât Kavramı
Taabbudî (salt ibadet özellikli) olsun ya da olmasın "sâlihâl" kelimesi bütün hayır, iyilik ve maruf türlerini içeren umumi-mutiak bir tabirdir. Tek olan Allah'a ibadet, kendini O'na teslim edip O'nun dışmdakileri (masiva) bir tarafa atmak, amel-i Salih'tir. Allah yolunda cihad, zulüm ve zalimle mücadele, canı ve malı bu yolda feda etmek amel-i sarihtir, hak ve adalete sarılmak, insaf etmek, doğruluk ve eminiik amel-i salihtir, iyilik ve takvada yardımlaşma, umumu ilgilendiren işleri yapmak amel-i salihtir, helal yoldan kazanmak, kişinin ailesine, çocukları ve yakınlarına yönelik görevlerini yerine getirmesi amel-i salihtir. Kişinin insanlara iyi davranması amel-i salihtir vs. İşte bu şekilde sûre ve muhtevası risaletin bir amacını ortaya koymaktadır ki bu, içerisinde hayır, merhamet, cömertlik, erdem ve Allah'a ihlas -başka bir ifadeyle- içerisinde bütün hayırların ve iki dünya saadetinin bulunduğu herşeyi müjdelemektir. Ne kadar yüce ve sonsuz bir telkin ve hedef! Burada Şafii'den -Allah rahmet etsin- nakledilen sözün kuvveti daha iyi ortaya çıkmaktadır.[10]
Hak Ve Sabr İle Tavsiyeleşmek
"Tevâsî" (tavsiyeleşmek) güçlü bir tabirdir. Çünkü müşareket (orlakhk) özelliği taşımaktadır. İnsanın hak ve sabra sırf kendi başına sarılması yeterli değildir. Aksine insanların bu iki alanda dayanışma içinde olmaları, bazılarının diğerlerine bu ki hareketi tavsiye etmeleri gerekir.
Hak ile tavsiyeleşmek toplum fertlerinin hak ve hakkı gerçekleştirmek konusunda (hak, onların tamamının desteklediği yürürlükteki hüküm verici olacak derecede) dayanışma içinde olmalarını hedeflemektir.
Birbirlerine destek olmak, sabr ile tavsiyeleşmek, -herhangi bir gevşeme, zayıflık ve kaçma olmadan- üzücü olaylar, şiddetli zorluklarda hak ve hayırla alakalı hareketlerinde birbirlerini desteklemek suretiyle toplum fertlerinin yardımlaşma/dayanışma İçerisinde olmalarını hedeflemektedir.
Hak kavramının, Allah'ın kulları üzerindeki, toplumun, fertler üzerindeki, toplumların birbirleri üzerindeki, fertlerin diğer Teriler ve bağlı oldukları toplumları, zayıf, güçsüz ve mahrumiyet içerisinde olanların güç, kudret ve imkan sahibi olanlar üzerindeki haklarını kapsayan genel bir ifade olduğu incelenirse; hak ile tavsiyeleşmenin Övülmesine ilişkin kıymetli Kur'an telkininin;
-Bu (hak kavramının) iman eden ve amel-i salih işleyenler için gerekli kılınması;
-Kapsamlı anlamı içerisine dahil olmasına rağmen salibal/salih amellerin arasında özellikle belirtilmesi,
-Umumi huzur, toplumsal barış, öfke, kin, ayrılık, düşmanlık, haddi aşma/azgınlık, fakirlik ve endişe/stres nedenlerinin sona ermesi yönlerinden, bu telkinin insanı ve insanlık ailesini mükemmel bir dereceye (kemale) yükseltme amacmdaki boyut açıklığa kavuşacaktır.
Öyle ki, toplum içerisinde ferdiyetçilik yayılır, egoizm kuvvetlenir, ferdin, kendinden ve hangi yoldan olursa olsun kendisine çıkar sağlamak için özel konumda olmaktan başka bir şeye aldırmazlığı şiddetlenirse veya bir engel olmaksızın insanların diğer bazılarının haklarını çiğnemesi ve düşmanlık göstermesi için alan genişlerse ya da orada zayıfların haklan çiğnenir, muhtaç olanlara yardım etme arzusu kaybolur, uyumluluk duygusu ve toplumsal şefkat hissi zayıflar veya yok oiursa; bu (olumsuz durumlar) toplumu temelinden yıkar.
Bu geniş anlamıyla "hak ilkesi", İslami çağrının önemli amaçlarından biri olacak kadar, Kur'an'ın tekrar tekrar ve birçok üslupla anlattığı değerli prensiplerdendir. Bu ilkenin erken donemde inmiş bu sûrede, güçlü bir üslupla yer alması, onun, risaletin önemli esaslarından biri olduğunu göstermektedir. Şüphesiz bu durum, onun en kuvvetli göster-gelerindendir.
Sabr ve sabr ile tavsiyeleşmek hakkında da buna benzer şeyler söylenilebilir. Zira bu şahsi-toplumsal ahlaki tavır, sağlıklı beşeri hayatın gerekli esaslarmdandır. Kuran, feriler ve toplum içerisinde bunun kuvetlendirilmesi ve onların arasında kuvvetli huzur m hunun yaygınlaşmasını hedefiemektedr. İlk dönemlerde inen bu sûrede kuvvetli bir üslupla, hak mefhumunun yer alması, bunun İslami insan şahsiyetinin taşıması gerekli ahlaki ilkelerin en mühimlerinden kabul edildiği fert ve toplum hayatında önemli ve zorunlu bir yer tuttuğunu ispatlamaktadır.[11]
Kur'aıı'da İman Ve Amel-İ Salih Ayrılmazlığı
îmanın salih amelden önce gelmesinde, salih amelin imandan kaynaklanmış olmasına işaret vardır. İman, sahibini hayra sevkedip onu serden uzaklaştırır, imanın amel-i salihle bİrarada gelmesi bunların birbirinden ayrılmazlığının gerekli olduğunu, amel-i salibin imanın bir alamet ve göstergesi olarak kabul edildiğini göstermektedir. İman ve salih amel arasındaki bu ayrılmazlık, Kur'an âyetlerinin büyük bir kısmında görülmektedir ki, bu durum, bu ikisinin arasındaki irtibatın ve uyumun kuvvetine ve onun iekid edildiğine işaret edebilir. İmanın insanın derinliklerindeki dahili ve zati birsey olduğu göz Önünde tutulursa kendisini, kendisiyle göstermesi imkansızdır. O'nu sadece salih amel gösterebilir. Bu ayrılmazlığın kuvvelli bir hikmeti vardır. Zira iman, sahibine iç huzuru ve sükuneti vermektedir ki bunlar o kişinin amel ve hedeflerinin kesin bilgi, kararlılık, sebat, coşku ve sabırdan kaynaklanmasını, bu yolda onun karşılaşacağı zorluklan ve yapması gereken fedakarlıkları yüklenmesini sağlamakladır. Allah'a iman, Allah'a yönelmek, O'nun gazabına uğramamak, rıza ve hoşnutluğunu kazanmak için ortada acil bir çıkar etkeni olmadan veya en azından bu zorunlu olmaksızın, kişiyi hayır ve salih amele yönelmeye, şer, günah ve diğer kötü işlerden uzak kalmaya sevkeder.
İmandan kaynaklanmayan amel ise çok çeşitli tesirlerden, şahsî, çıkarcı ve şartlara bağlı değerlendirmelerden dolayı kesintiye uğrama, tereddüt ve etki altında kalmakla karşı karşıyadır. Çok kere kişi, eylemimde zorluk ve problemlerle karşılaştığında veya bu iş fedakarlık gerektirdiğinde ya da bunun arkasından çabucak elde edilecek bir iyilik ya da engellenecek kötülük bu eyleminden vazgeçer. Başka bir açıdan imandan kaynaklanmadığı zaman salih amelde canlılık, kesinlik, sebat ve devamlılık olmaz ki. iman o ameli bizatihi canlı ve kuvvetli bir zorunlu iş haline getirir.
Diğer bir değerlendirmeyle salih amel yolunda kişinin karşılaştığı zorluklar, ondan dolayı katlandığı fedakarlık ve sıkıntı, harcadığı kuvvet ve çaba ne kadar olursa olsun, (iman) sahibini o işten vazgeçmemeye sevkeder.
Hcrgangi birisi; köklü ahlaki eğitimin bir sonucu olarak, iyilik özelliğinden dolayı hayır işleyenlerin bulunabileceğini iddia etmek isterse, bu gruptaki insanların, bizim biraz önce ortaya koyduğumuz fikri çürütmesi mümkün olamayacak derecede nadir kimseler olduklarını, toplumun, sürekli olarak insanoğlunun mümkün olan en büyük kısmını etkileyecek ortak bir yönlendiriciye muhtaç olduğunu, bu yönlendiricinin de imandan başka birşey olmadığını hatırlaması gerekir, öle yandan insan tabiatının köklerinde yerleşmiş olan dindarlığın, bu yönlendiricinin kuvveti, etkisi ve kuşatıeılığı için (önceden) yolu hazırlaması bir başka husustur.
Herhangi birisi Allah'a ve ahiret gününe iman eden mü'minlcrin büyük bir kısmının iyi iş yapmadıklarını veya bu işleri ancak kendilerine yönelik bir karşılığını umarak işlediklerini söylemek islerse; bunun cevabı şudur; Sözü geçen kişilerin imanları gerçek iman olmayıp onlar "mü'min" olmaktan çok "müslüman"dirlar. (Nitekim) Kur'an bu i-ki gurubu birbirinden ayırmış ve gerçek imanın boyutuna ve sahibindeki etkisine dikkat çekmiştir:
"Göçebe Araplar: "İnandık" dediler. De ki: inanmadım-, faka! "İslam olduk" deyin. Fakal henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah'a ve Elçisi'ne itaat ederseniz (Allah) yaptığınız güzel işlerden hiçbirinin sevabını size eksik vermez. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
"Müminler onlardır ki, Allah' a ve elçisine inandılar, sonra şüphe etmediler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad ettiler. İste doğru o/an/ar onlardır." (Hıtcıırat 49/14-15)
Ancak, her halükarda mü'minler arasında hayra yönelme mü'min olmayanlardan daha kuvvetli bir biçimde devam etmektedir ki, bu her zaman görülen, şahit olunan bir durumdur.
Ayrıca sûrenin mutlak üslubu, onun Fatiha, A'la, Leyi, Fecr sûrelerinin özelliklerini taşıdığını göstermektedir. Allah daha iyi bilir.[12]
[1] Bkz. Aluûsi Tefsiri, c.30, s.227
[2] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/173.
[3][3] el-'Asr Güneşin kırmızılaşmasına kadar günün sonudur. Buna ikindi de denilmektedir. Bazı miifessirler 'Asr'ın "zaman" olduğunu söylemişlerdir. Bkz. Nisaburi Tefsiri.
Fakat çoğunluk birinci görüş üzerindedir.
[4] Tevâsav Onların bazısı diğerierine tavsiyede bulundu demektir.
[5] Bkz.fbn Kesir Tefsiri.
[6] Bkz. A.g.e.
[7] Bkz. Ayetin tefsiri hakkında Zemahşeri, Tabresi, İbn Kesir, Taberi ve Menar Tefsirleri.
[8] Maide sûresi 106. âyetin tefsiri hakkında Zemahşeri, Tabresi ve Menar Tefsirlerine bkz.
[9] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/174-175.
[10] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/175.
[11] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/175.
[12] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/176-178.
İslami Okul Okulların En Önemlisi