Kureyş Sûresi - Kuran - 106Kureys - 5. Sayfa
Mekke Sakinlerinin Güven Doğuran Hizmetleri
Mekkeli'ler İçin İbrahim Peygamberin (A.S.) Duası
Kureyş Süresiyle Mâûn Sûresi Arasındaki Münasebet:
KUREYŞ SÛRESİ
Cumhura göre, Mekke'de; Dahhak ve Kelbî'ye göre, Medine'de inmiştir.[1]
İbn Merduye (veya Merdeveyh)in İbn Abbas (R.A.)dan yaptığı rivayete göre de sûre Mekke'de inmiştir.[2] Nitekim Sûre'de Beytullah'tan söz edilmesi de bu rivayet ve görüşü kuvvetlendirmektedir.
Birinci âyetinde Kureyş Kabilesi'nin Kutsal Kabe'ye ve Emîn Belde'ye yaptıkları hizmet, diğer kabilelere karşı sıcak ilgi göstererek izhar ettikleri ülfet; ticari ve dinî amaçla Mekke'ye gelenlere güven sağlayıp birtakım zorunlu ihtiyaçlarını karşılamada gösterdikleri başarı konu edilmekte ve aynı zamanda Kureyş kelimesi sûreye isim olmaktadır.
Allâme Zemahşerî'ye göre, bu sûre, Tîn Sûresi'nden sonra inmiştir. [3]
Âyet sayısı : 4
Kelime » : 17
Harf » : 73[4]
Sûrenin Kapsadığı Konu :
Kureyş Kabilesi'nin Emîn Belde'nin güven ve huzur havasını estirmesi ve Kutsal Kabe'yi ziyarete gelenlere gönül hoşiuğuyla hizmette bulunması sebebiyle diğer kabilelerle ülfet sağlama imkânına kavuştukları konu edilmekte ve bundan dolayı Beytullah'ın Rabbına ibâdet etmelerinin gereği üzerinde durulmaktadır. Aksine bir tavır takınmalarının onları nankör durumuna düşüreceği ve o yüzden ilâhî azabın çok şiddetli olacağı da dolaylı şekilde hatırlatılmakta; böylece mevcut nimetin kıymetini şükür havası içinde bilmelerine işarette bulunulmaktadır.[5]
Meali:
1- Kureyş kabilesi'nin (hem kendi aralarında, hem de çevre kabile ve ülkelerle) anlaşıp bağdaşması (sağlandığı) için,
2- (Evet), yaz ve kış seferlerinde anlaşıp bağdaştıkları için;
3- Şu Beyt'in (Kabe'nin) Rabbı'na ibâdet etsinler.
4- O Rab ki, onları açlıktan (kurtarıp) doyurdu ve onları korkudan güvene kavuşturdu.
İniş Sebebi
Ümmuhâni' binti Ebî Tâlib (R.A.)dan yapılan rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bu sûrenin iniş sebebini şöyle açıklamıştır: «Şüphesiz ki Cenâb-ı Hak, Kureyş'i yedi hasletle üstün kılmıştır ki, onlardan önce o hasletler kimseye verilmemiştir:
1- Hilâfet onlardadır.
2- Hicabet (gelen ziyaretçilere hizmet verip ağırlamak, bir bakıma önlerinde hizmet için beklemek) onlardadır.
3- Şikayet (gelen ziyaretçilere su dağıtmak, zemzem ile ikramda bulunmak) da onlardadır.
4- Peygamberlik onlardadır (son peygamber onların arasından çıkmıştır).
5- Fil ordusuna karşı onlar ilâhî nusrata mazhar kılındılar.
6- Yedi yıl Allah'a ibâdet ettiler ki, onlardan önce başkası Allah'a ibâdet etmiş değildir (Kabe henüz putlarla doldurulmadan, putlara ibâdet edilmeden önceki dönemde Kureyş Kabilesi İbrahim Peygamber'in (A.S.) Honîf Dinine göre Allah'a ibâdet etmişlerdi).
7- Onlar hakkında bir sûre indi ki, o sûrede onlardan başkasının adı anıimamıştır; o sûre «Li îlâfi Kureyş..»tir.» [6]
İlgili Hadîsler
Vesile b. Eska' (R.A.)dan yapılan rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz ki Cenâb-ı Hak İsmail Oğulları'ndan Kİnane'yi seçmiş; Kinâne'den Kureyş'i seçmiş; Kureyş'ten Hâşim Oğul-lan'nı seçmiş ve Hâşim Oğulları'ndan da beni seçip ayırmıştır.» [7]
Câbir (RA.)dan yapılan rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: «İnsanlar hayır ve serde Kureyş'e tabi'dir (yani Kureyş-li'ler istikamet üzere olurlarsa başkalarına hayırlı misal; yanlış yolda yürürlerse, başkalarına kötü misal olurlar.) [8]
Diğer bir rivayette ise şöyle buyurulmuştur:
«İnsanlar Kureyş'e tabidirler: Müslümanlar onların müslümanlarına, kâfirler onların kâfirlerine (uyar).» [9]
«Allahım! Kureyş'in evveline azap, şiddet ve meşakkat tattırdın. Onların âhirine ise bağış, hayır ve iyilik tattır.»[10]
Zübeyir b. Avvam (R.A.)den yapılan rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: «Cenâb-ı Hak, Kureyş'i yedi hasletle üstün kıldı: Onlar Allah'a on yıl İbâdet ettiler ki başkası (o dönemde) ibâdet etmedi. Müşrik oldukları halde Allah onlara, Fil olayının cereyan ettiği gün yardımda bulundu. Onlar hakkında özel bir sûre indirdi ki, onlardan başka hiç kimseyi o sûreye dahil etmedi. O sûre : Li îlâfi Kureyş.. süresidir. Onlar arasından peygamberlik (payesine eriştirilen bir zat) çıktı. Hilâfet ve şikayet de onlardadır.» [11]
Mekke Sakinleri
Mekke, Allah ve Resûlüllah (A.S.) tarafından Emîn Belde olarak belirlenmiş ve yeryüzünde Cenâb-ı Hakk'a ibâdet için ilk mâbed bu şehirde kurulmuştur. Böylece Cenâb-ı Hak Mekke sakinlerini bu iki büyük nimetle mutlu kılmakla kalmamış, bir de Son Peygamber Hz. Muhammed'i (A.S.) bu belde halkından seçip göndermiş ve insanlığa en son ve en kalıcı buyruğu olan Kur'ân'ı da bu beldede indirmiştir. Dil olarak da Arapçayı ve Kureyş lehçesini seçerek rahmetini oniar hakkında tamamlamıştır. Gönül ister ki, Araplar bu rahmetin azametini ve sonsuz mutluluk vaadeden mesajını idrak içinde hayırlı mü'minler olarak Allah'a kullukta diğer bütün müslümanlara örnek bir düzeyde bulunsunlar.
O bakımdan Mekke İslâm'ın merkezi ve odak noktası; Kabe, imân edenlerin değişmeyen kıblesi ve Mekkeli Kureyşli'ler ise, Allah'a ibâdet ve kullukta süregelen misal olmuştur. Hadîs-i Şerifte ifadesini bulduğu üzere Kureyşli'lerin Hakk'a dosdoğru teslimiyet göstererek Kitap ve Sünnet ile yaşaması, şüphesiz İslâm Âlemi için güzel örnek, başka milletler için izlenecek ölçü ve misal teşkil etmektedir. Zira İslâm hakkında bütün gözler daha çok onun İlk zuhur ettiği Mekke'ye yöneliktir. Psikolojik olarak bu belde halkının iyi veya kötü tesirler ve izler bırakması söz konusudur.
Artık Mekkeli'ler de Allah'ın kendilerine olan bunca lütuf, kerem ve İnayetini unutmamalı ve sünnet adına en güzel söz ve davranışı sergilemelidirler.
Mekke Sakinlerinin Güven Doğuran Hizmetleri
Cenâb-ı Hakk «Kureyş Kabilesi'nin îiâfını», yani hem kendi aralarında, hem de gelen tacir ve ziyaretçilere sıcak ilgi gösterip hasbî hizmet göstererek Kutsal Kabe ve Emîn Belde adına ülfet ve dostluk sağlamalarını, insanlarla anlaşıp beşeri münasebetlerde ileri bir adım atmalarını hatırlatarak hem geçmişlerine, hem de geleceklerine değinmektedir.İniş sebebinde «yedi yıl», burada ise «on yıl» denilmesi farklı rivayetten kaynaklanmıştır.
Nitekim siyercilerin verdikleri bilgilere göre : Üifet kurup çevrelerine sıcak ilgi göstererek Emin Belde'nin güven dolu havasını estiren Kureyşli'lerin bu övgü değer davranışlarının başlangıcı dört kardeşin gayret ve basiretine dayanır: Hâşim, Abdüşşems, Muttalib ve NevfeL Bunlar Ab-dümenaf oğullarıdır.
Hâşim daha çok Şam meliki ile ilgi kurup sıcak bir dostluk sağlamış ve böylece Şam'a güven içinde ticarî seferler düzenleme imkânını elde etmiştir.
Abdüşşems, daha çok Habeş meliki ile ülfet kurup dostluk sağlamış ve bundan yararlanarak Habeş ülkesine güven içinde ticarî seferler tertip-liyebilmiştir.
Muttalib, daha çok Yemen melikiyle ilgi kurmuş, dostluk sağlamıştı. Böylece o, Yemen'e uzanan ticari yolda kervanını emniyetle yürütebilin iştir.
Nevfel ise, daha çok İran ve çevresine yönelip ora hükümdarlarıyla sıcak ilgi kurmasını becermiş ve bu ülkeye ticarî seferler düzenleyerek geniş çapta alım-satım işlerini sürdürmüştür.
Aynı zamanda bu dört kardeş sözü edilen ülkelerden ziyaret ve ticaret amacıyla gelenlere her türlü kolaylığı sağlamayı şikayet ve hicabet doğrultusunda ihmal etmemiş ve her vesileyle gelenlere Kutsal Belde'nin güven havasını teneffüs ettirmişlerdir. Tarihte Mekke'de cereyan eden «Hilfü'l-füdûl» yani fazılların biraraya gelip Mekke'ye gelecek olan ziyaretçileri ve tacirleri her türlü saldırıdan korumak için yeminli karar almaları çok meşhurdur. O bakımdan çevre kabile ve ülkeler üzerinde olumlu tesir bırakmalarına karşılık ticarî seferlerini tam bir güven içinde yürütme şansına erişmişlerdi. Çünkü o çağda yağmacılık, yol kesicilik, kervanları soyma son derece yaygın idi. Ama Kureyşli'lerin çevreyle çok iyi ilişki kurduklarından, dostluk ve yakınlık sağladıklarından ve bir de Kutsal Kabe'nin hizmetinde bulunmalarından dolayı bir bakıma dokunulmazlıkları vardı.[12]
.
Mekkeli'ler İçin İbrahim Peygamberin (A.S.) Duası
Mekke, ziraate elverişli olmayan bir vadide kurulmuş çok eski bir şehirdir. Tarfoi hayli gerilere uzanır. Sahîh rivayetlere göre, bu vadiye ilk gelip yerleşen Hacer ile oğlu İsmail (A.S.) olmuştur. İbrahim Peygamber (A.S.) aldjğı ilâhî emir üzerine bu eşiyle oğlunu getirip bu kuru vadiye koymuştu. Zemzem Kuyusu da onlar tarafından bir ilham ve inayet neticesi keşfedilip manevî destekle ortaya çıkarılmış ve arkasından Cürhüm Kabilesi gelip bu vadiye yerleşmiştir. İsmail Peygamber'in (A.S.) bu kabileden bir kızla evlenerek aile-yuvası kurduğu da rivayetler arasında bulunuyor. Kutsal Kabe'nin İbrahim (A.S.) ile İsmail (A.S.) tarafından mı inşa edildiği, yoksa Adem Peygamber (A.S.) tarafından mı yapılıp ibâdete açıldığı ihtilâf konusudur. Ancak temellerinin İbrahim (A.S.) ile İsmail (A.S.) tarafından yükseltilip mâbed durumuna getirildiği nass-ı Kur'ân ile sabittir. Şöyle ki: «Hani İbrahim ve İsmail, Beyt-i Şerifin temellerini yüksel-tiyordular da birlikte (şöyle duâ ediyorlardı): «Ey Rabbimiz! Bunu bizden kabul buyur. Şüphesiz ki daima işiten ve hakkıyla bilen Sensin.» [13]
Eşini ve oğlunu -ilâhî emir üzerine- bu ziraate elverişli olmayan kuru vadiye yerleştiren İbrahim Peygamber (A.S.), bu yerin emîn bir belde kılınması ve sakinlerinin çeşitli ürünlerle rıziklandırılması için Cenâb-ı Hakk'a duâ etmiş bulunuyordu. Kur'ân'da onun duası şöyle açıklanmaktadır ; «Bir zaman İbrahim demişti ki: «Rabbrm! Bu şehri (Mekke'yi) güvenli eyle; beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak bulundur.» [14]
«O vakit İbrahim : «Rabbım! Burayı emîn bir belde eyle; burada oturanları, onlardan Allah'a ve âhiret gününe inananları türlü meyvalarla (ürün ve gıdalarla) rızıklandır» demişti de Allah : «Küfre sapanları da (yaşadıkları) az bir süre yararlandırırım da., buyurmuştu.» [15]
İbrahim Peygamber'in (A.S.) belde halkı için bir diğer duası: «Ey Rabbimiz! Onlara kendilerinden bir peygamber gönder ki, üzerlerine Senin âyetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin; onları (her türlü şirk ve isyandan) temizlesin. Şüphesiz ki Sen çok güçlü ve yegâne hikmet sahibisin..» [16]
İbrahim Peygamber'in (A.S.) duası ilâhî murada tevafuk etti. Mekke-li'ler için her iki isteği kabul olundu. Cenâb-ı Hak, Abdimenaf oğullarının ticarî konuda basiretlerini açtı; kışın daha çok Yemen ve Habeşistana; yazın da Iran ve Şam'a ticarî kervanlar düzenlediler; o ülkelerin çeşitli ürün ve gıda maddelerini Mekke'ye taşıdılar. Böylece Cenâb-ı Hak Emîn Belde'nin ve Kutsal Kabe'nin hürmetine Mekkeli'lerden inkâra sapıp Tev-hîd İnancı'ndan uzaklaşan müşrikleri de rıziklandırdı. Çünkü O, hiç kimsenin rızkını inkâr ve dalâletinden dolayı kesmez. Çünkü O, Rabbü'l-âle-mîn olduğu gibi Rezzaku'l-âlemîndir de..Konumuzu oluşturan âyet İle Cenâb-ı Hak, Mekkeli'leri insaf, izan ve idrâke davet ederek, başka nimetleri bir tarafa, sırf bu iki nimetinden dolayı Allah'a ibâdet etmelerinin gereğini belirtiyor. Öyle ki, Arap Yarıma-dası'nda ve komşu ülkelerde zulüm, azgınlık, yağmacılık, haklara tecavüz, ticarî kervanları soyma ve hiç uğruna adam öldürme olayı çok yaygın olduğu halde Mekkeli'ler Emîn Belde ve Kutsal Kabe hürmetine güven içinde ticarî işlerini yürütüyorlardı.
Ne yazık ki Mekkeli'lerin çoğu yıllar sonra bu gerçeği kavrayıp Emîn Belde'nin Hz. Muhammed (A.S.) tarafından fethedilmesiyle Hakk'a dönebildiler ve İslâm'ın nurlu havasında ibâdetlerini yerine getirmeğe başladılar.
Şüphesiz âyetin iniş sebebi bir özellik arzetse bile, taşıdığı hükümler, mesajlar, uyarı ve tehditler kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlara yöneliktir. O halde Cenâb-ı Hakk'a ibâdet etme emri sadece o dönemle ilgili değildir. Aynı zamanda ibâdet etmek için de sadece Mekke'de güven içinde bulunmak ve çeşitli rızıklarla rızıklanmak şart değildir. İbâdetin lüzumu da birkaç nîmetle sınırlı olamaz. Cenâb-ı Hak ziraate elverişli olmayan Mekke vadisinde yaşayan insanların birçok mukaddes nimetlerle taltif edildiklerini, meselâ o şehri son Peygamber'in yurdu, Kur'-ân'ın nüzul mahalli ve ilâhî vahyin tecelli odağı kılıp İslâm'ın ilk fışkırdığı yer olarak belirlediğini beyânla ora halkının diğer müslümanlara ve insanlara ibâdet konusunda örnek olmalarını istemektedir. Nitekim bu âyeti kısmen açıklayan ve «İlgili hadîsler» bölümünde nakledilen şu hadîs bu konuda bizi daha iyi aydınlatmakta ve Kureyş Kabilesi'ne ibâdetle emre-rilmesinin hikmetini yansıtmaktadır: «İnsanlar hayır ve serde Kureyş'e tabidir (yani Kureyşli'ler istikamet üzere olurlarsa başkalarına hayırlı misal; yanlış yolda olurlarsa başkalarına kötü misal olurlar.»
Böylece sözü edilen ibâdet emrinin taşıdığı hüküm kıyamete kadar geçerlidir. Zira Emîn Belde'nin sakinlerinden, Kutsal Kabe'nin komşularından diğer belde insanlarına taât ve ibâdette, ahlâk ve fazilette, hayırhahlık ve adalette, yardımlaşma ve birlikte örnek olmaları her zaman beklenir.[17]
Kureyş Süresiyle Mâûn Sûresi Arasındaki Münasebet:
Kureyş Süresiyle, Mekkeli'lerin hangi çizgide bulunmaları ve insanlara örne olma bakımından nasıl bir tavır ortaya koymaları konu edildi ve bunu»'gereği üzerinde duruldu.
Mâûjh Süresiyle, onların bu çizgiye gelmeleri şöyle dursun, tam aksine bir tutum ve tavırla âhireti, hesabı, ceza ve mükâfatı yalan saydıkları, yetimi itip kaktıkları ve yoksulları yedirmeği teşvik ediei olmadıkları belirtilerek Asr-i Saadetin ilk döneminde çoğunun o Emîn Betde'ye ve Kutsal Kabe'ye lâyık bir düzeyde bulunmadıkları haber veriliyor ve böylece Mekkeli'ler uyarılıyor.
Bu sûrenin de tefsirine bizi muvaffak kılan Yüce Robamıza sonsuz hamd-u senalar; Emîn Belde'yi ve Kutsal Kabe'yi Allah'ın izniyle ve yardımıyla gerçek hüviyetine kavuşturup, gaye ve hikmetine uygun bir hava oluşturan Resûlüllah (A.S.) Efendimiz'e ve ashabına salât-ü selâmlar olsun[18]
[1] Tefsîr-i Kurtubî: 20/200- Şevkanî/Fethülkadîr : 5/497
[2] Şevkanî/Fethülkadîr : 5/497
[3] Tefsîrü'l-Keşşaf : 4/800
[4] Lübabu't-te'vîl: 4/410
Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/7009.
[5] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/7009.
[6] NisâbÛrî/Esbabu'n-Nüzûl: 306
[7] Müslim/fezâil: 1- Tirmizî/menakıb: 1- Müsned-i Ahmed : 4/107
[8] Müslim/imaret: 1,3- Müsned-i Ahmed: 1/5,10- 2/243, 261, 319, 395, 433-3/331
[9] Tirmizî/menakib :, 65- Ahmed-: 1/242
[10] Taberânî/el-Evsat- Fethülkadîr : 5/497
[11] Taberânî/el-Evsat - İbn Merduye, îbn Asâkir/Fethü'lkadîr : 5/497
İniş sebebinde “yedi yıl” burada ise “on yıl” denilmesi farklı rivayetten kaynaklanmıştır.
Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/7011-7012.
[12] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/7012-7013.
[13] Bakara: 2/127 (Bu konuda bilgi için bak ; Tefsirin birinci cilt, 364, 365. sahifeleri)
[14] İbrahim: 14/35
[15] Bakara: 2/126
[16] Bakara: 2/129
[17] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/7013-7015.
[18] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/7015-7016.
İslami Okul Okulların En Önemlisi