Haricilik - İslami Bilgiler - 8. Sayfa
HARİCİLİK
Haricilik, İslam'da siyasi anlamda ilk ortaya çıkan anlayış ve akımlardan, fırkalardan biridir. Tarihçiler Hariciliğin doğuşunu Sıffîn savaşmda(657) hakem mesele-si'nin ortaya atılmasına bağlarlar. Bunlara Havaric (hariçte kalanlar anlammda) adı verilmiştir. Bunun sebebi, ya Hakdan veya müslümanlardan, yahut da HziAli'-den uzaklaşmış olmalarıdır. Bilindiği gibi Sıffîn savaşında Hz. Ali, savaşı kazanmak üzere iken Muaviye taraftarları hileye başvurarak Kur'ân sayfalarını mızraklarının ucuna takarak savaşa devam etmek isterler. Bu hareketle amaçları karşı tarafı, -Kur'ân sayfalarına hürmeten- kendilerine karşı silah kullanmaktan vazgeçirmektir. Nitekim bu durumda Hz. Ali taraftarları derhal savaşmaktan vazgeçmiştir. Sonuçta, işin çözümünün hakemlere bırakılması kararlaştınlmıştır. Bu sırada bir grup, Hz. Ali'nin hakemlere başvurmasını kabul etmeyerek Hz. Ali'ye karşı çıkmıştır. Onun için bunlara Havaric (karşı çıkanlar) denmiştir. Bunlara, hakemlere
başvurmayı reddettiklerinden "muhakki-me", Hz.Ali'den ayrılarak, Harura'da toplandıkları için"Harûriyye" adlan da verilmiştir. Hariciler kendilerine Surat (kendilerini Allah'a satanlar, adayanlar) veya Harici adım verirler. Zira onlara göre hariç veya harici, Allah yolunda çıkış yapan demektir.
Harİcilik hareketini pek çok tarihçi, bir grubun, Sıffın savaşı sonunda hakemlere başvurmayı kabul etmesi üzerine Hz. Ali'yi terkedip "Hüküm ancak Allah'ındır" diyerek, insanların hakemliğini reddetmesi ile başlatmakta ise de, her mezhebin kuruluşunda olduğu gibi Hariciliğin kuruluşunda da bu olayın öncesinde bir takım siyasi, tarihi ve sosyal etkenler sözko-nusu olmuştur.
Haricilik hareketi, sahabe içinde "kur-ra" diye bilinen takva sahibi bir grubun öncülük ettiği bir düşünceyi temsil etmektedir. Bu grup, o andaki siyasi istikrarsızlıktan ve sosyal huzursuzluktan rahatsızlık duyan kimselerdi. Bunlar, müslümanlar arasında siyasi çekişmelerin olmamasını, mutlak adaletin hüküm sürmesini, İslam'ın ilk devirlerinde olduğu gibi kardeşlik ve dayanışmanın hakim olduğu bir toplum ve siyasi sistem istiyorlardı. İmam, halİfe bunlara göre hür seçimle seçilmeliydi.
Hariciler, hür seçim taraftarı, herhangi bir hakimiyeti kabul etmeyen halis bedevilerdir. Haricilere, şiddet ve taassup ruhu ile ferdi bağımsızlık düşüncesi hakimdir. Haricilik hareketinde, Araplar arasmda eskiden beri var olan kavmiyetçilik ve mücadele ruhu da kendini göstermiştir.
Hariciler genellikle bedevi Araplardan teşekkül etmiştir. Bu nedenle şehir hayatı yaşamamış göçebe, köylü bir zümrenin teşkil ettiği bir gruptur. Cehaletleri onları taassuba, dar görüşlülüğe ve şiddete sevk etmiştir. Hz. Osman'a karşı ayaklanan ve onun katline sebep olanların çoğunlukla Hariciler olduğu bilinir. Kendi görüşlerinin hak, diğerlerinin batıl olduğu düşüncesiyle hareket ederler ve kendileri gibi düşünmeyenleri küfürle suçlarlar, dolayısıyla öldürülmelerini caiz görürlerdi.
Hariciler, Kur'an'm emirlerine ve yasaklarına son derece bağlı olduklarını, dini prensipleri disiplinli bir şekilde uyguladıklarım söylerler. Bu, bir bakıma doğrudur. Rivayete göre bunlar gerçekten ibadete düşkün, dindar kimselerdir. Ama İslami-yette sadece çok ibadet etmek yeterli olmamaktadır. İslam'ın ruhunu iyi anlamak ve doğru değerlendirmek de gereklidir.
Taassup sahibi olan Hariciler tekfir etme silahını sadece dışa karşî kullanmakla kalmamışlar, birbirlerine de yöneltmişlerdir. Bu nedenle Haricilik kısa zamanda çok çeşitli kollara ayrılmıştır. Bunlar içerisinde Ezrakiyye, Necdiyye, Sufriyye ve İbadiyye, ana kolları temsil ederler. Bu ana kolların pek çok tali kolları vardır. Harici fırkalarından günümüze kadar varlığını sürdüren sadece İbadiyye olmuştur.
Haricilerin Görüşleri: Harici fırkaları arasında birbirinden farklı görüşler vardır. Bununla beraber Harici fırkaların büyük bir çoğunluğu aşağı yukarı şu görüşlerde fikir birliğine varmışlardır
1- Hz. A1İ, Hz. Osman, Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında hakemlik yapan Amr b. el-As ve Ebu Musa el-Eş'ari'yi ve bu hakemlerin hükümlerine razı olan herkesi; Cemel olayında bulunan Hz.Aişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr'i tekfir etmek (bunların kafir olduklarım söylemek);
2- Büyük günah işleyenin ebedi cehennemlik bir kafir olduğuna inanmak;
3- Zalim imama (devlet başkam) karşı çıkmayı vacib saymak. Onlara göre, -Ehl-i Sünnetin aksine- imamın Ku-reyş'den olması şart değildir. Şia'nın aksine imam nas ve tayinle değil, hür seçimle seçilmelidir. İmam haktan saparsa azledilir ve hatta öldürülebilir. İmamın her zaman bulunması şart değildir. Şayet bulu-nacaksa bunun hür veya köle olması mümkündür.
Haricilik temelde, o günkü toplumun gerçekleriyle hiç uyuşmayan fikirlere katı ve sıkı sıkıya bağlanmayı ifade etmektedir. Haricilerin, kendilerinin cemaat dışına atılmalarına yol açan doktrini şuydu: Hakem olayında Allah'ın hükmünü değil de hakemlerin hükmünü (hakimliğini) kabul ederek büyük günah işleyip de artık müslüman olarak kabul edilmeyecek ve bunun sonucu olarak bir an önce katledilmesi gerekecektir. Bazı Hariciler daha da ileri gidip bu tür müslümanların çocuklarının da babalarıyla birlikte öldürülmelerinin gerektiğini söylemişlerdir. Hariciler Halifenin o günkü İslam ümmetinin tamamı tarafından seçileceğini ve halkın isteği doğrultusunda gerektiğinde tahttan indirilebileceğini iddia ediyorlardı. Halife -Ku-reyş gibi- bir aile ya da kabileye mahsus olamazdı; iyi bir Müslüman yönetici olduğu takdirde, bir köle bile halife seçilebilirdi. Bazıları ise Halife'nin gerekliliğini bile toptan reddederek İslam cemaatinin kendi kendisini yönetme gücünde olduğunu iddia etmiştir. Böylece Haricilik, Arabistan'ın kabile yapısının taşıdığı (yetersiz güçsüz) fikir ve tecrübeler yığınının, İslam'ın getirdiği yeni sisteme karşı gösterdiği bir tepki olarak yorumlanabilir.
Ne var ki, Hariciliğin gücü öylesine büyüktü ki, iki belli başlı tepkiye yol açtı. Haricilik, cemaatin anarşiye düşülme korkusuyla, fiili iktidara sahip olmanın onu meş-
ru kılmaya yettiği öğretisinin kabulüne sebebiyet verdi. İkinci olarak da o, irca yani müminlerin amellerininbu dünyada yargılanmasının ertelenmesi öğretisine, yani böylece amellerin karşılığının bu dünyada verilmesi hususunda geniş ve esnek bir görüşün yayılmasına yol açmıştır.
Hz. Ali, girdiği savaşta binlerce Hariciyi kılıçtan geçirmiş ve Haricîleri güç yoluyla sindirmeye çalışmıştır. Fakat ne acı ki, 660 yılında bir harici tarafından şehit edilecek ve bu suikast, İslam aleminde ilk büyük İtİkadi ve fıkhi kopuşu temsil eden Şiiliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayacaktır.
Mehmet BULUT Bk. Huntc; Şiilik.
İslami Okul Okulların En Önemlisi