Muhtelif - 12. Sayfa
KÂR
Modern iktisat teorisinde müteşebbisin (daha doğrusu teşebbüs faktörünün) üretimden aldığı pay; diğer bir ifadeyle, müteşebbisin kullandığı tüm girdilerin (fırsat) maliyetleri ödendikten sonra arta kalan bölüm. Aslında bu tamm için "normal kâr" demek daha doğru olur, zira müteşebbis, yapmakta olduğu işe enerjisini hasretmek zorunda değildir, kendisini pekâla başka bir faaliyete adayıp oradan bir gelir elde edebilir. Bu sonuncusuna, müteşebbisin birinci işteki fırsat maliyeti gözüyle bakılabilir. Bu durumda, normal kâr müteşebbisi şimdi yapmakta olduğu işi sürdürmeye teşvik edecek yeterlilikte olan, yani onun fırsat maliyetine eşit olan miktardır. Sonuç olarak, eğer gerçek (fiili) kârlar normal kârdan daha az olursa müteşebbis daha kârlı bir faaliyet alanına kayacaktır; diğer yandan, eğer kârlar normal kârı aşarsa, diğer faaliyetlerdeki müteşebbislerin sözkonusu alana kaymaları beklenir. Normal kâr, tüm maliyetlerin üzerindeki bir artık değil, müteşebbislerin sağladığı hizmetlerin maliyetidir.
Normal kârın üzerinde de kâr yapılabilir şüphesiz. Buna "süpernormal kâr" veya "aşırı kâr" denir. Eğer serbest rekabet
şartları geçerliyse, yani uzun vadede aşın kârlar sıfırlanır, zira yeterli sayıda müteşebbis kendi faaliyet alanlarını terkedip aşın kârm sözkonusu olduğu sektöre girerler. Dolayısıyla, aşırı kârlar ya kısa vade için geçerlidir veya piyasaya girişin engellendiği durumlarda ortaya çıkar.
Kârın kaynağı nedir sorusuna iktisatçılar farklı cevaplar vermektedirler: W. Thünen, "Kâr, müteşebbisin katlandığı külfetin bedelidir" derken, Schumpeter "Kâr, müteşebbisin yaratıcılığının ve ortaya koyduğu yeniliklerin karşılığıdır" diyor. Günümüzdeki yaygın kanaatlerin ilk savunucusu sayılan Frank H. Knight, ilk baskısı 1921 yılında yayınlanan./?^ Belirsizlik ve Kârlar (Risk, Uncertainty and Pro-fitks) adlı eserinde sigorta edilebilir risk İle sigorta edilemeyen belirsizliği açık seçik biçimde birbirinden ayırır. Kârm kaynağı risk değil (çünkü o sigorta edilebilir), belirsizliktir. Bir iş adamı gelecekteki talebi ve satış fiyatlannı tahmin etraeti ve bu tahminlere dayanarak üretim faktörlerinin bedelini önceden ödemelidir. Tahminlerinin doğruluğu, yaptığı kâra yansıyacaktır. Sonuç olarak, kârlar belirsizliğe, iktisadi değişimin hızına ve iş yapma yeteneğine bağlıdır.
Sosyalist iktisatçı (ve sosyal bilimciler) kârı sosyal sınıflar arası bir istismar (sömürü) ilişkisi olarak açıklarlar. Marks'a göre, kârm kaynağı artık-değerdir. Yani işçiler çalışma süreleri içinde sermaye sahiplerinin (müteşebbislerin) kendilerine ödemiş olduklarının üzerinde bir "değer" üretirler. İşte bu fazlalığa artık-değer denir ve müteşebbisin kân "karşılığı Ödenmeyen" bu emek miktarından oluşmaktadır. Bu durumda kâr, sistemin yapısındaki sömürü ilişkilerinden doğduğu için, kârın kalkması ancak sistemin ortadan kalkm asıyla mümkündür.
Piyasa ekonomilerinde iktisadi hayatın amacı, kân en yüksek düzeye çıkarmaktır; bu bakımdan kâr üretim faaliyetine yön veren, kaynakların dağılımını belirleyen en temel unsurdur.
Kâr güdüsünün (geçmişte ve bugün) evrensel olup olmadığı tartışmalıdır. Adam Smith'den bu yana iktisatçılar genellikle onu insanların doğuştan getirdiği bir özellik sayma eğilimindedirler. Oysa belirli bir "medeniyet" in, hatta onun belirli bir kesiminin, görece yakın çağlarda ortaya çıkmış bir özelliğidir kâr. Tarihin bütün dönemlerinde kâr güdüsüyle hareket eden insanlar (tefeci ve bezirganlar) mevcut olmuştur, ama toplumun her tarafına sinmiş bîr sosyal özellik olarak kâr düşüncesi, Heilbroner'inifadesiyle, "matbaaka-dar yeni bir icattır". Bir kaç şahsiyetin kâr (servet) peşinde koşmasıyla, topluma tümüyle nüfuz etmiş bir servet yolunda genel mücadele arasında çok büyük bir fark vardır. Modern dönemlere kadar, dünyanın her tarafında, herkes için hayatın gayesi konumunu ilerletmek değil, onu korumak olmuştur. Yani esas olan kazanç değil, "rızk" anlayışıydı. İktisadi hayat, si-yasİ ve dini hayatın yörüngesinden çıkınca, kâr güdüsü daha evrensel bir özellik kazanmaya başlamıştır.
Mustafa ÖZEL
İslami Okul Okulların En Önemlisi