Miras Hukuku - İslami Bilgiler - 30. Sayfa
MİRAS HUKUKU
Miras kelimesinin sözlük karşılığı, bir şeyin, bir şahıstan veya bir topluluktan diğerine intikalidir. İslam hukuk literatüründe ise, mülkiyetin ölü bir şahıstan diri varislerine geçmesidir.
Miras insanla beraber var olan, tarihi insan kadar eski bir konudur. Bütün sistemler bu hukuku, bazan kendinden bir öncekini alarak, bazan da yenisini bulma yoluyla sürdürmüşlerdir. Mesela: Eski Mısır'da, bütün mülkiyet: "Bu Mısır ve altımdan akan nehirlerin mülkiyeti benim değil midir?" diyen Firavun'undu. Çok küçük bir azınlık
olan Firavun tabakasından olmayan ve hemen hemen bütünü oluşturan halk ise, Fira-vun'a ait topraklarda, ziraat alanlarım kullanma ve faydalanma gibi bir cüz'i hakka sahiptiler, ölen birisi de geriye sadece bu kullanma ve faydalabilmc hakkını miras bırakıyordu. Bu mirası, varisleri arasında erkeklerin en reşidi alırdı. Firavunlardan sonra bu sistem, mirasın bütün çocuklar arasında eşit bölünmesi biçimine dönüştü. M. Ö VI. yüzyıldan önce gelen Solun'a kadar, Yunan hukukunda miras sadece en büyük erkek çocuğa vasiyet ediliyordu. Yunan hukukunda kadınların ve kızların mirastan pay almaları ise çok daha sonraları ortaya çıkmıştır. İlk Roma hukuku da, anne İle çocuklar arasında tevarüsü yasaklamıştı. Tevarüs, sadece baba ile çocuk arasında olabiliyordu. Roma hukukunda miras sistemi şu dört aşamadan geçmiştir: Kabile ve asker önünde vasiyet, akîd yapma, yazılı anlaşma ve Kral Kostanyinus döneminde akrabalığın ilk sebep olarak alınması. Yahudilerde de kadının mirastan payı yoktu. Cahiliye araplarında ise, silah kullanıp, ganimet top-layabilcn erkek çocuğa miras veriyorlardı. Kadınlar ve diğer çocuklar mirastan mahrumdular.
Genel haüanyla mirasın bu şartlarda sürdürüldüğü bir dünyaya İslam mirasla ilgili ahkamını tedricen indirdi. En son inen, Nisa suresi, 11,12 ve 176. ayetleri ile, mirasta İslam'ın hükmü belirlenmiş ve bizzat Kur'an kesin ölçülerini koymuştur. Miras sisteminin krokisi ve ana formüllerini bu Üç ayet belirler. Gerek hadislerin ve gerekse müete-hidlerin ictihadlarının bu konudaki yeri oldukça sınırlıdır,
İslam'ın getirdiği miras sistemi diğer beşeri sistemlerden şu noktalarda farklıdır:
a) Servetten daha fazla insanın yararlanmasını sağlamıştır.
b) Mirasta ihtiyarilik yoktur. Herkesin alacağı miktar belli olduğu gibi, varislerden biri dışlanamaz da.
c) Akrabalık, mirasta üstünlük için esastır. En yakın en fazla payı alır. Bir sonraki yakını hacbedcbilir (düşürme) de. Mesela: Baba dedeyi, anne nineyi, oğul kardeşi hac-beder.
d) Miras paylaşmasında ihtiyaç dikkate alınmıştır. Bunun için de erkeğin payı, kızın bir fazlasıdır. Kız, erkeğin yarısını alır. Çünkü erkek, hayatın zorluklarını üstlen-mekde, aileyi geçindirme sorumluluğu ve nafaka ona yüklenmektedir. Bir de, evlenme durumunda kız tarafına mehir verecektir. Kız ise, bir masraf yapmayacağı gibi, üste de mehir alacaktır. Yalnız bu noktada şu tesbiti yapmalıyız: Bu sistem İslam'ın bir bütün olarak yaşandığı bir hayatta en güzel örneği sunar. Kadının Kur'an ve Sünnet'in ona verdiği değeri bulabildiği bir hayat tarzında, mirastan erkek kardeşinin yarısı kadar pay almış olması ona zulüm değil, aksine adaletin ta kendisidir.
e) İslam'da mirasın taksimi ile, aile içi bağların yakınlığı arasında ve malın aile içinde kalmasına bağlantı kurulmuştur. Bir mirasçı yakınlık oranı ve gücüne göre teri-keden pay alacaktır.
f) Fakihlcrin bir kısmına göre, manevî haklar da mirasçıya intikal eder. Mesela: Hadd-i kazf, mal gibi intikal eder ve varislerin İsteği halinde uygulanır.
g) Uygulaması durdurulan tebenni (evlat edinme)nin mirastaki yeri de kaldırılmıştır. Akrabalık, evlilik ve vela'dan başka bir sebep yoktur.
h) Din farkı tevarüse engeldir. Müslüman kafire, kafir de miislümana mirasçı olamaz. Aynı şekilde katil de tevarüsü kaldırır. Miras bırakanı öldüren varis, ölünün oğlu bile olsa, terikeden pay alamaz.
Nureddin YILDIZ
İslami Okul Okulların En Önemlisi