Ontoloji - İslami Bilgiler - 5. Sayfa
ONTOLOJİ
Yunanca on, ontos varlık kelimesinden gelen ve varlık (being)ın varlık olarak incelenmesi, var olanın varlığı, genel var olma ilkeleri kapsamında kullanılan kavram. Aristoteles'in "ilk felsefe" adını verdiği var-lık'ın özü üzerinde araştırma yapan bilgi alanı. Varlık felsefesi şeklinde de nitelendirilmektedir.
Aslında varlık üzerindeki düşünüş Sok-retes öncesi filozoflarında ortaya çıkmıştır. Bu dönem filozofları peri physeios (Doğa üzerine) adı altında yazdıklarında ele alınan doğa, doğa bilimlerinin çağdaş anlayışından farklıydı. Bu dönem filozoflarından ve Elca ekolünün kurucusu Parmenides, sözkonusu doğa kavramıyla "varolan" kasdet-miştir. Yani "varolan" terimiyle Parmeni-des sürekli değişen, oluş içinde bulunan fiziki bir varlığı değil, aksine değişmenin, görünüşün ardındaki asıl ve gerçek varlığı anlatmak amacındadır. Aristoteles'in ilk felsefe nitelemesiyle anlatmak istediği de budur ve bu da bir metafiziktir. Çünkü ilk felsefe'nin veya metafiziğin konusu Pla-lon'un ontos on (gerçek varlık, asıl varlık) dediği, ayrıca tanrısal saydığı varlıktır. Bu anlamda ilk felsefe bir "varlık teolojisi", bir "onto-teoloji" dir. Nitekim Aristoteles'in ilk felsefeyi "varolanı, varolan olarak, özü ve belirlen imleriyle saf halde ele almak" tanımı, ontolojinin de temelini oluşturmuştur. Sokrates öncesi felsefede kullanılan arkhe ile anlatılmak istenen aslında buydu. Çünkü ontolojinin görevi, varlık ilkelerini ortaya koymak olduğundan, varolan olarak varlık, bütün Öteki alanların da asal dayanağım veya temelini oluşturur. Yani ontolojik ilkeler, öteki alanların ilkelerinin formüUeş-lirilmesini de mümkün kılar, işte Sokrates öncesi felsefedeki arhke'yle anlatılmak istenen bu ilke, yani başlangıçtır. Ontoloji de ilk ilkeyle ilgilenir ki böyle bir ilke hem ontolojik, hem de ontik (varlıksal) bir ilkedir. Genel olarak ilke kavramından şu kastedilmekteydi: Evrenin bir birliği vardır ve bu birlik muhtevası olan bir ilk ilkeden mesela tanrısal varlıktan çıkar. Nitekim Aristoteles Homeros'un "tek bir hükmeden vardır" ifadesini kabul ederek, bütün evren için tek bir formel ilke, bir "doğa yasası" (lex naturalis) bir "nomos physikos" olduğunu savunur.
İşte ilk felsefenin fiziki dünyanın (physei) ardındaki ni araştırması bağlamında ulaştığı metafizik nitelik, sonraki yüzyıllarda da etkili olacaktır.
Sözgelimi Yeni Çağ'da Descartes, Platon gibi ontos on kavramından değil, imandan hareket eder (cogito ergo sum) ve önemli eserlerinden birinin adı "İlk Felsefe Üstüne Düşünceler"dir. "Ontoloji" kavramına da ilk defa Descartes'in izleyicilerinden Geo-lenis (1613) ve Clauberg (1656)'de rastlanmaktadır. Fakat kavramı "genel olarak varlık öğretisi" anlamında felsefeye kazandıran Alman Aydınlanma Felscfesi'nin de ilk temsilcisi olan Christian Wolff (1679-1754)tur. Wolff, ontolojiyle aynı zamanda "varlık kavramının manüğı"nı da anlatıyordu. Buna karşılık Kant "varlık mantığı'mn sadece objelere uygulanması gereken anlık (müdrike) kavramlarının ve ilkelerinin sistemini kapsayan bir bilim olduğunu İleri sürerek metafiziğin bir transendentel felsefe şeklinde anlar. Böylece onu bütün a priori bilgilerimizin şartlarını, İlk unsurlarını araştıran bilim olarak tanımlar. Kısacası metafizik Kant felsefesinde, fiziki gerçeğin, yani fenomenlerin ardındaki araştırma alanı olarak değil, fenomenlerin insan zihni tarafından bilinebilirliğinin şartlarını araştıran bir bilim kimliğine bürünmüştür. Buna rağmen Kant'a göre zihnimizin a priori bilgi imkanlarını bize "kendinde şey" (Ding an sich), ontos onu aynen vereceğini ileri sürmek sözkonusu olamaz. Dolayısıyla biz kendinde şey değil, ancak fenomenleri bilebiliriz. Bu bakımdan Kant, ontolojinin sonuçta "ontolojik Tanrı ispatı" na dönüştüğünü belirtir.
Gerçekte Ortaçağ Hristiyan Skolastiğinde, Tanrının varlığının ispat türlerinden birisi de "ontolojik Tanrı ispatT'ydı. Sözgelimi Canterbury'li Anselmus (1033-1109)un "ontolojik Tanrı isbaü" oldukça ünlüdür. Buna göre, Tanrı kavramından Tanrı'mn varolduğu sonucu çıkarılır. Kavram veya tanıma göre Tanrı "en mükemmel varlık" (Ens perfectissimum)tır. Tanrının var olmadiğini düşünürsek, Tanrı "en mükemmel varlık" olamaz. Çünkü bu takdirde "bir şey", yani "var olmak" niteliği ya da yüklemi (praedicatum) eksilmiştir ve dolayısıyla "eksik" bir varlık olmuştur. Oysa bu sonuç Tann'nm tanımıyla çelişir. O halde, "en mükemmel varlık" olan Tann'nın "varolması" gerekir. Anselmus'un bu "ontolojik Tanrı isbatı" Descartes tarafından da kullanılmıştır. Hatta Hegel'de de ontolojinin bu çerçevede temellendirildiğini söylemek mümkündür. Çünkü Hegel'e göre "aklî olan gerçek, gerçek olan aklîdir." Bu görüşüyle Hegel, Kanl'ın "kendinden şey"iyle "fenomenler" arasına koyduğu sının geçmek İster. Bu bakımdan Hegel için felsefe bir on-tolojik Tanrı isbatından başka bir şey değildir. Yani ona göre onlik (varlıksal olan) aynı zamanda Iojik (mantıkî)dir.
Hegel'in bu görüşünden hareketle italyan Hıristiyan teologu Vincenzo Giobcrti (1801-1852) ile yine bir İtalyan teolog ve filozofu olan Serbati Antonio Rosmini (1797-1853) tarafından kurulan ve Ontolo-jizm olarak bilinen teolojik-felsefi Öğreti meydana getirildi. Bu Öğreti Plalon, Kant ve Hegel'in temel görüşlerini uzlaştırarak en yüksek ilke olarak şunu ileri sürer: "İlk onlolojik şey, aynı zamanda İlk mantıkî şeydir." Buna göre her türlü sonlu şeylerin bilgisi, sonsuz olanın doğrudan sezgisinden çıkmak zorundadır. Hegel'in ontolojisi mutlak aklîden yola çıkarken, Ontolojizm Auguslinusçuluktan hareket eder. Ontolo-jizmin İtalya'da günümüzdeki temsilcisi Sciacca'dır.
XIX. yüzyılın doğa bilim ve felsefesi, bütün metafizik ve ontolojiyi reddederek felsefenin dışına atmıştır. Fakat XX. yüzyılda ontoloji ve metafizik yeniden ilgi odağını
oluşturarak dirilmiştir, denebilir. Gerçekte Peter Wust'un bir eserinin adı "Metafiziğin Yeniden Dirilişi"öir (1920). Fenomenolo-jınin kurucusu Edmund Husserl, metafizik bakımdan bir tarafa bıraktığı ontolojiyi "anlamlı davranışların muhtevasını inceleyen" felsefe olarak tanımladı. Öğrencisi ve Varoluşçu akımın güçlü filozofu Heidcgger, bîr bakıma Aristoteles'e dönüş anlamında "ilk felsefe"yi geliştirmeye çalıştı. "Varlığın temel bir varlıksal anlam taşıdığı bir varlık" çeşidini araştırarak bunu insan veya kişi yerine "orada-olmak" (Da-sein) olarak lanı miadı. Hcidegger'in bu çalışmaları geleneksel ontoloji kavramlarına yeni anlamlar kazandırdı. Heidegger'in ontolojisi, bir yönüyle sübjektif ontoloji olarak nitelendirilir.
Buna karşılık Nİcolai Hartmann'ın ontolojisi objektif ontoloji olarak adlandırılmaktadır. G. Jacoby de aynı kümede yer alır. Marbourg Okulu'ndan gelen Hart-mann'ın ilk çalışmalarında idealizmin etkisi olmakla birlikte 1921'de yayınladığı Grundzüge einer Metaphysik der Erkenn-tnis (Bir Bilgi Metafiziği Tasarımı) dikkat çekicidir. Hacimli bir eser olan "Ethik" (I926)indcn sonra külli bir ontoloji ortaya koymaya yönelir. Bu çerçevede Zur Grungtegung der Ontologie: (Ontolojinin Temcileri Üzerine) (1933) "Möglichkeit und Wirlclİchkeit: (İmkan ve Gerçeklik) (1938), Der Aufbau der realen Welt (Gerçek Dünyanın Kuruluşu) (1940) ve Na-turphilosophie (Doğa Felsefesi) (1950) adlı eserleri, bu bütünlüğün sağlanmasını amaçlarlar. Hartmann, önceki felsefenin aksine, felsefî düşüncenin araştırdığı alanlarda temel sorunların ontolojik yapıda olduklarını ileri sürer. Yani kaynakta ontolojik olmayan, daha doğrusu "varlık olarak varlık" sorununa dayanmayan hiçbir teorik düşünce yoktur. Çünkü düşüncenin "hiç"i değil, "bir şeyi" düşünebilmesi bakımından bu "bir şey" varlık sorununa uzanır. Aynca doğa bilimleri de metafizik bir temele dayanmaktan kaçınamazlar. Aynı şekilde tarih felsefesi, mantık, estetik, psikoloji, et-hik ve bilgi teorisinde de benzer sorunlar sözkonusudur. Eski metafizik Hartmann'a göre, çözümlenemez olana çözüm getirme iddiasında olduğundan, yanılmaktadır ve metafizik anlayışını göstermekle bilinemez olana ulaşmaktadır. Oysa her varlığın daima bilinebilir bir yönü vardır. Bunun delili de daima karşılaştığımız, mesela özgürlük ve zorunluluk, içkinlik (immanent, mündemiç) ve aşkınlık (transcendant, müteal), hayat ve mekanizm gibi çelişkiler ve benzer sayısız sorunların varolmasıdır. İşte varlığın bilinebilir yanı ontolojinin kapsamına girmektedir. Hartmann ontolojisinde var-lık'ın iki boyut, birbirinden görünür biçimde farklı dört ayrı alan ve bu alanlara özgü varlık dereceleri üzerinde kurulduğunu ileri sürer. Aynca varlık alanları bakımından gerçek varlık-ideal varlık ayrımı yanında bilgi alanı-mantık alanını da birbirinden ayırır. Gerçek varlık'ın özellikleri zamana bağlılık ve ferdilik, ideal varlık'ın özellikleri zamansızlık ve genelliktir. Gerçek varlık inorganik, organik, ruhî ve zihni varlık dereceleri (katmanlan)nı; ideal varlık, matematiksel yapılan, ahlakî ve estetik değerleri kapsar. Aynca gerçek varlık "temeldeki yapı" ve "genel yasallık" olarak ideal varlık tarafından belirlenir. Gerçek varlık'ın ferdi dereceleri genel ve özel kategorileri içinde gösterilir. Bu noktada Hartmann'ın ontolojisi Yeni-Thomas'cılık ile Whitehead'İn te-
olojik yeni gerçekçiliğinden aynlır. Fakat Max Scheler'in değerler Öğretisinden etkilenir. Hatta ondan kaynaklanır.
Günümüz felsefesinde önemli bir etkinlik sağlayan ontoloji Husserl'de "evrensel ontoloji", Heideggcr'de "Temel Ontoloji", J. P. Sartre'da "fenomenolojik Ontoloji", Kari Jasper'de "Kategoriler Öğretisi" şeklinde ele alınıp araştınlmıştır.
İsmail KILLIOGLU Bz. Metafizik
İslami Okul Okulların En Önemlisi