Refah Ekonomisi - İslami Bilgiler - 6. Sayfa
REFAH EKONOMİSİ
Refah ekonomisi, ferdin ve toplumun iktisadi refahını arttırmak için alınması gerekli iktisat politikası tedbirlerinin analitik esaslarını tesbite çalışan iktisadi analiz dalıdır.
Bir başka deyişle refah iktisadının amacı, kişinin ve toplumun refah düzeyinin yükselebilmesi için alınması gereken Önlemlerin neler olduğunun araştırılmasıdır, örneğin bir ekonomide sağlanmış olan genel denge durumunda o toplumdaki kişiler maksimum tatmin sağlamamış olabilirler; ya da toplumun refah düzeyi de en yükseğe erişmemiş olabilir. Böyle bir dengede zenginlerin fakirleri ya da bir grubun başka bir
grubu sömürüsü sözkonusu olabilir. Öte yandan, bir ekonomide birden fazla denge bulunabilir. Refah problemi, sosyal olarak en iyi genel dengenin nasıl olması lazım geldiğinin belirlenmesidir. Bunu sağlamak için alınacak önlemler ise, refah ekonomisinin kapsamına girmektedir.
Ekonomi ilmi ile ilgilenen ilk düşünürlerden günümüze kadar, ekonomistler daima kişi ve toplum için en iyi durumu sağlayacak mekanizmanın ne olduğunu araştırmışlardır. XVIII. yüzyılda Adam Smith liberal ekonominin temellerini oluşturan görüşleri öne sürmüş ve ekonomik birimlerin kendi yararlarını en üst düzeye çıkaracak şekilde serbestçe hareket ettikleri sürece toplumun yararlarının da en üst düzeye çıkacağını belirtmiştir. Daha sonraki yüzyılda birçok ekonomistin gayretleri sonucu toplum refahının nasıl en yükseğe çıkarılabileceği sorununun geniş bir tartışma alanı bulduğu görülmektedir.
Refah ekonomisinin amacı, toplum refahını en yükseğe çıkarmak olmakla birlikte, toplum refahı o toplumu oluşturan kişilerin refahından ayrı olarak düşünülemez.
Ferdin ekonomik refahı, mal ve hizmetlerden temin ettiği faydaya göre ölçülür. Bilindiği gibi, faydanın ölçülmesi modern matematik fayda teorileri istisna edilirse, mümkün değildir. Bu sebepten ferdi refahın artış veya azalışı, ferdi tercihlere göre tesbit edilir. Böylece farksızlık eğrileri yardımıyla bir tüketicinin refah düzeyinin artışını saptamak mümkündür. Öyle ki, eğer bir kişi sahip olduğu mal bileşiminden bir başka mal bileşimine (orijinden daha uzaktaki bir başka farksızlık eğrisi üzerindeki) erişiyorsa bunu, onun refahının artması anlamında almak mümkündür. Bu açıklama biçimine göre kişi kendisine en yüksek faydayı sağlayan farksızlık eğrisinin belirlediği herhangi bir mal bileşimini sağladığında en yüksek refah düzeyine erişmiş olmaktadır.
Toplumun ekonomik refahı sözkonusu olduğunda, basit bir yaklaşımla o toplumdaki fertlerin refah düzeylerinin toplamı olarak belirtilebilir. Ne var ki, her toplumda kişilerin tüketebilecekleri mal ve hizmet miktarları sınırlıdır. Toplumdaki bazı kişilerin arzuladıktan mal ve hizmet bileşimini elde ederek en yüksek refah düzeyine erişmeleri o toplumdaki öteki kişilerin refah düzeyinin daha düşük olmasına neden olacaktır. Bu durumda toplum refahının artma veya azalma yönünde değişip değişmeyeceğinin tesbiti nasıl olacaktır? Toplumdaki bütün fertlerin davranış ve zevkleri birbirinin aynı olmadığı için, ferdi tercihlere bakarak toplum refahını tesbit etmek mümkün değildir. Kaldı ki, fertler hakkında verilen hükümler çoğunlukla fertlerin gerçek tercihini değil, fa kat bizim kendi tercihlerimizi aksettirir.
Toplumun refahının arttığının veya azaldığının tesbiti ile ilgili olarak öne sürülen teorilerden bazıları şunlardır: Pareto Teorisi, Pigou Teorisi, Kaldor-Hicks Teorisi ve Sosyal Refah Fonksiyonu Teorisi.
1- Parteo'nun Optimalite Teorisi:
Toplum refahifidaki değişmelerin ölçülmesi ile ilgili ilk teori Vilfredo Pareto tarafından öne sürülmüştür. Pareto, toplum refahına tesir eden iki önemli faktörün gelir dağılımı ve istihsal düzeni olduğunu belirtmiştir. Faydanın öiçülememesi ve fertlera-rası fayda mukayeselerinin yapılamaması Pareto'yu; gelir dağılımı problemini incelemekten alıkoymuştur. Bu sebepten Pareto,
gelir dağılımının fertlerin arzularına göre yapılmakta olduğu bir ekonomi faraziyesine dayanarak istihsal düzeni ve mübadelenin toplum refahına nasıl tesir edeceğini incelemiştir. Pareto'ya göre toplumdaki fertlerin hiçbirinin refahını azaltmayan, fakat bu arada en az birinin refahım arttıran her tüılü iktisat politikası tedbiri toplum refahını arttırıyor demektir. Toplum refahının optimum seviyeye ulaşması, bazı fertlerin refahını azaltmadan diğer fertlerin refahını arttırmaya imkan bulunamaması halidir. "Başkalarına zarar vermemek" ve bu arada ferdi refahı arttırmak toplum refahını arttırıcı tesirler yaratır. Fakat Pareto'nun tercih ettiği esas davranış: "Bütün topluma faydalı ol" sözleriyle ifade edilebilir.
2- Pigou'nun "Eş Tatmin Kapasitesi" Teorisi:
II. Dünya Savaşi'ndan Önceki devrede refah iktisadında standart eser, hiç kuşkusuz Pigou'nun "Economis of Welfare -Refah iktisadı" isimli eseriydi. Pigou, bu büyük eserinde ancak para ile ölçülebilen refah üzerinde durmaktaydı. Pigou'nun refah kriterleri şunlardır: a) Üretim araçları arasında bir değişiklik olmaksızın ulusal gelirin artışı, b) Servetin zenginden fakire aktarılması.
Pigou'ya göre, faydanın ölçülmesine imkan olmamakla beraber, fertler arası fayda mukayesesi yapmak mümkündür. Pigou, günlük müşahadelere dayanarak belli bir malın toplumun bütün fertlerine aynı faydayı sağlayacağını kabul eder ve bu tezini, her ferdin "eş tatmin kapasitesine sahip olduğunu söyleyerek formüle eder. Diğer (araf-tan malların sağladığı tatmin seviyesi de, azalan marjinal fayda prensibi gereğince mal miktarları arttıkça azalır.
"Eski Refah İktisadı" adı verilen Pigou teorisi çeşitli tenkitlere de uğramıştır. Bunların başında eşit gelir dağılımının kapital birikimini Önleyeceği ve toplam üretimin azalmasına sebep olacağı tenkidi gelmektedir. İkinci olarak ise "eş-tatmin kapasitesi" kavramının hiçbir ilmi esasa dayanmadığı ve tamamen sübjektif bir değer yargısı olduğu belirtilmiştir. İktisat politikasını bu şekilde sübjektif değer yargılarına dayandırmanın hiçbir zaman geçer ve güvenilir neticeler vermeyeceği ve bu sebepten Pigou teorisinin toplum refahım artürmayı gaye edinen iktisat politikasına yol göstermeyeceği söylenmiştir.
3- Hicks-Kaldor'un "Tazmin Prensibi":
"Yeni Refah İktisadı" Hicks ve Kaldor tarafından ortaya atılmış bulunan "Tazmin Prensibi"ne dayanır. Hicks-Kaldor teorisi, refah teorisini daha ziyade gelir dağılımı yönünden ele almıştır. Onlara göre, fay da-ntn ölçülememesi ve şahıslararası fayda mukayesesi yapmanın imkansızlığı doğrudur. Fakat toplum refahının arüp azaldığını tayin etmek için bu gibi kavramlara başvurmaya zaten lüzum yoktur. Ekonomide fiziki prodüktivite ve dolayısı ile reel milli gelir arttığı zaman başlıca üç hal bahis konusu olabilir:
1- Bütün fertlerin gelirleri artmıştır.
2- Bazı fertlerin gelirleri artmış, fakat diğer fertlerin gelirleri değişmemiştir.
3- Bazı fertlerin gelirleri artmış, fakat bazı fertlerin gelirleri azalmıştır.
İlk iki durumda toplum refahının arttığı muhakkaktır, önemli olan; bazı fertlerin gelirleri artıp bazılarınınki azalırsa toplum refahındaki değişmenin mahiyetini tayin edebilmektir. Bu gibi durumlarda Hicks ve
Kaldor "Tazmin Prensibi"ne başvurmaktadır. Eğer geliri artan fertler, geliri azalan fertlerin zararını tazmin ettikten sonra hâlâ eskiye nisbetle iyi durumdalarsa toplum refahı artmış demektir. Geliri azalan fertlerin zararları devlet eliyle telafi edileceğinden tazmin prensibini şöyle de ifade etmek mümkündür: Geliri artan fertlerin gelirlerindeki artış, tazmin için toplanan vergiden büyükse toplum refahı artmış, vergiye eşitse toplum refahı değişmemiş, vergiden azsa toplum refahı azalmış demektir.
Tazmin prensibi teorisi de çeşitli tenkitlere uğramıştır. Gelir dağılımı ile istihsal arasında herhangi bir bağlantı kurulmamış olması buna bağlı olarak tazmin prensibinin paranın marjinal faydasını bütün fertler için aynı sayan bir zımnî faraziyeye dayanmış olması gibi tenkitlerdir.
4- Sosyal Refah Fonksiyonu Teorisi:
önce belirtilen teorilerden de anlaşıldığı gibi refah iktisadının bazı değer yargılarına dayanması bir zarurettir. Her ne kadar böyle bir durumda pozitif iktisat sahasından normatif iktisat sahasına kaydığı söylenebi-lirse de daha elverişli analitik aletler gelişti-rüinceye kadar bazı değer yargılarından faydalanmak zaruridir. Böyle bir düşünceden kaynak alan refah teorilerinden bir tanesi "Sosyal Refah Fonksiyonu TeorisTdir. Bu teoriye göre toplum refahına tesir eden bütün ekonomi içi ve ekonomi dışı faktörler bir fonksiyon halinde gösterilebilir. Toplum refahı fertlerin refahları toplamından ibaret olacağına göre toplum refah fonksiyonu (TR)nu şu şekilde göstermek mümkündür:
TR=f(Fl,F2,F3...........Fn)
Burada Fİ, F2..............Fn ferdi refahı
gösterir. Toplum Refahı (TR) ferdi refahın artan bir fonksiyonudur. Ferdi refah artarsa, azalırsa veya sabit kalırsa; toplum refahı da artar, azalır veya sabit kalır. Ferdi refaha te-sir eden bütün faktörler toplum refahına da tesir eder.
Sosyal Refah Fonksiyonu, refah teorisinin lojik ve matematik bütünlüğünü temin etmek bakımından son derece faydalı olmuşsa da tatbiki yönden herhangi bir üstünlük taşımamaktadır. Çünkü böyle bir fonksiyonun tatbiki vergilere göre teşkili imkansız denecek kadar zordur. Gerçi sosyal refah fonksiyonunun teşkili için en pratik yol olarak demokratik seçim sistemi gösterilmekte ise de, böyle bir usule başvurmanın Önemli bir mahzuru vardır. "Seçim Paradoksu" denen bu mahzur toplum tercihinin bazan irrasyonel kararlara varabilme ihtimalini ortaya koymaktadır.
Nur Zahid KESKİN
İslami Okul Okulların En Önemlisi