İNSAN HAKLAN VAR MI - Moralite - 4. Sayfa
Yahudilerin Tevrat'ta Altını Çizdikleri Katliamı İşaretleyen Emirler:
"Pax Amerikana1" Planının Bir Ürünü Olarak "Oslo Süreci"
Filistin: İntifada Kuşatma Altında
Filistinli Sümeyye... A'nın İtirafları.
Mezmurlar Bab:137 Ayet.8-9 S.622
Filistin Çocukları Ne İstiyor?
İNSAN HAKLAN VAR MI?
Selam, selamın sahibine selam, hüzün halkı Filistin'e selam, kutsal davası uğruna can veren şehitlerine destur diyor, Cenab-i maliki mübinden destur diliyor ve kardeş ülke Filistin'in konuşura devinmek istiyoruz.
Hakikatlerin neticesinden oluşan ispat ve bazı mevcut beyanları siz saygı ve itibar hak eden insan alemine sunmak istiyoruz. Bilindiği gibi yıllardır tarihinin acı ve kanlı vesikalarına şahit olmaktayız. Tüm Dünya ve insanlık aleminin de bildiği gibi 1948'de Filistin için kanlı bir dönemin başlangıcı olmuş ve Filistin diyarı bir matem ülkesine çevrilmiştir. Daha sonradan kurulan yapay bir devlet tarafından soykırıma tabi tutulmaktadır.
Çünkü İsrail devleti 1948'de kurulmuş ve Filistin halkının da felaketi olmuştur. Yarım asın aşkındır. Filistin'de dinmek ve bitmek bilmeyen acı gözyaşı kan ve insan alemine duyurulmaya çalışan Filistin halkının feryatları ve bunları görmezden gelen insan alemi.
Elli yedi yılı aşkındır. Filistin'e yapılan bu insanlık dışı vahşetler ve İsrail'e karşı yapılan tenkit ve kınamalar hiçbir işe yaramamış ve İsrail devleti silahlarını susturmak yerine Filistinlileri öldürmek yok etmek ve sakat bırakmak için kullanmaya devam etmiş ve halende etmektedir.
Filistin çıkmazına çözüm bulunmamakla beraber bunca vahşet ve katliamlar neden ve niçin sorusu da tarihin bir köşesinde öylece asılı kalmıştır.
Siyonist emperyalist güçler tarafından tarihin sürekli çarpıtılması, Filistin halkının haksızlığa uğratılması ve bu halkın canice Siyonist saldırılarına uğrayarak vahşice katledilmesi ve bütün Dünya ülkelerinin yalnız ve yalnız bu vahşetlere seyirci kalması da ayrı bir duyarsızlık örneğidir.
Dünya hukuku her halkın ulusal haklarını kutsal önemini belirler-yıllardir ihlal edilen Filistin'in ulusal haklan neden verilmedi? Bu österiyor ki Filistin ulusal hakları dünya hukukundan geçmemiş inüyor. Çünkü kuvvet kullanarak tarih yanıltılarak doğru ve hakleri saptırılarak toprak elde edinilmesinin hiçbir ilke ulusundan din ünya hukukundan da hiçbir yasal yönü yoktur. İnsanlık sınırlarımış bu devlet temsilcileri ve bu vahşet katliamların günah ortak-ii yapan ülkeler neden belli bir ırkın üzerinde odaklanmışlar. But ada anlaşılan net bir hakikat var ki Müslüman kitlenin hergün z daha büyüyüp genişlemesi bazı toplumlarda endişe ve korkula-t artamasma neden görülmektedir. Müslüman kesimin orta doğu-i zulüm ve haksızlıklarını hergün biraz daha artıp şiddetlenmesi ine bu yöndedir.
Sömürgeci güçlerin hep aynı nedenlerle işgallerini gerçekleştirmiş ası ve ülkelerin ulusal hakların koruyup gözetmekten sorumlu birleşmiş milletlerin Filistin halkının haklarım savunmayıp du-ız ve bunca vahşete tepkisiz kalması da israil'in günah ortağı gibi inmektedir.
İsrail'in Dünya'ya meydan okuma tutumu ve tavrı mazlum bir ı sindirerek ezmesi'de Haçlı katliamını anımsatmaktadır. Çünkü nişte'de kutsal toprak Kudüst'te iki gün içinde yaklaşık kırkbin ilümanı vahşice öldürmüşlerdi. Bununla beraber büyük Halife Hz. sr'in daha önceden getirmiş olduğu barış ve huzura insanlık dışı ;unç katliamlar da son bulmuştu. Ancak bu insan suretinde'ki ca-ır ruhlu barbarlar. Kurmuş oldukları krallıkları Selahattin Eyyubi katiyle 1187'deki hittin savaşında tüm haçlı ordusunu bozguna itmiş ve adil hak adalet büyük Halife Hz. Ömer'in fethinden sonra ;ez daha tecelli etmişti.
İlginçtir, rezalet ve vahşetleri yabancı tarih, İngiliz tarihinde balı-len kral I Ric hard 1191 yılında akra kalesinde bir çok kadın çocun'da içinde bulunduğu 3000 müslüman katledilmişti. Haçlı bar-ırm yaptıkları katliamlar ve birilerinin vesilesiyle gelen Allah'ın adil adaleti Filistin'in kutsal topraklarında birkez daha radikal işgalci Yahudilerden arındırılmıştı.
Ehli kitap ve eylemlerden uzak duran Yahudi hristiyan ve Müslümanlar Hz. Ömer'in getirmiş olduğu barış ve huzur zamanında ki gibi üç ayrı dinin mensupları kendi dinlerini bir arada yaşamışlardı. Ancak;
1917'de tekrar Müslümanların hakimiyetinden çıkmış ve tekrar terör savaşı ve katliamları yine başlamıştı. 1930'lardan itibaren iki halkm arasında çatışmalar başlamış ve Siyonist güçler Araplara karşı terör Örgütleri kurmaya ve bir süre sonrada bunlarla İngilizleri de vurmaya başlamışlardı. İngiltere başa çıkamadığı ülkeyi 1947'de terk etmiş ve ardmda'da çatışmalar sürmekte olan İsrail ve Filistin işgali takip etmiştir.
Tarihin bu vahşet bölümü ve suretleri Dünya'yı hayretlere düşürdü fakat bir o kadarda bu vahim olayı göz ardıda etmiş durumdadır. Çünkü yarım asrı geçkindir sürmekte olan bu vahşet Dünyadaki insan aleminin duyarsızlığın ve de ihmalin'de kurbanı olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Tüm dünyanın gözleri önünde bir halk korkunç yöntemlerle katlediliyor ve ulusu yok sayılarak ve daha önce olmayan bir devletin kurulmasıyla birlikte bu ülkenin yurduna ve topraklarına zorba bir usluplan mülk edinen bu devlet, nasıl oluyorda diğer dünya ülkeleri tarafından da yasalmış gibi görünüyor?
İsrail'in bu felakete dayalı politikasını sadece her insanlık dışı işlenen katliamların ardında kuru bir 'kınama" nm dışında hiçbir yarar sağlamamıştır Filistin halkına.
Büyük bir gönül bağıyla topraklarına sadık olan Filistin halkı ne acıdır ki öz yurtlarından topraksız duruma düşürülmüşler İsrail devleti tarafından bu halkın ellerinden toprakları mal ve mülkleri alınarak zor koşullara itilmişlerdir.
Filistin halkının bir kısmı israil'in vahşetinden kormuş ve komşu sınır ülkelere dağılmak zorunda kalmışlardır. Bu sınır ülkelere dağılan filistinli'lerin sayısı tahminen 4,5 milyon civarı olarak ta tahmin ediliyor.
Yahudi Siyonistlerin toprak ve kana doymayışlan Filistin halkmi darmadağın ve perişan etmiştir. Filistin yurdundan bir çok kalanları da Lübnan ile Ürdün ve bir k.smıda Suriye gibi komşu ülkelerin sınırlarında bulunan kamplarda diğer kısımları ise kampların dışında ve zor koşullar altında hayatta kalma mücadelesini vermektedirler
Bu mülteci kaplarında, Dünya'ya gözlerini açan Filistinli çocuklar her türlü sosyal faaliyetten ve hayattan yoksun yaşamaktalar. Bu ırkm çocukları aile büyüklerinden, öz vatanlarından zorba bir devlet tarafından nasıl zorla topraklarından çıkarıldıklarını öğrenirken diğer yanda da Filistin çocuklarının yurtlarında, İsrail çocuklarının her türlü imkan ve sosyal olanakları içerisinde nasıl hayat sürdüklerine de tanık oluyorlar.
Filistinli çocuk diyor ki; Benim diye baktığım bu memlekette sürgünüm, bana tuzak olan bu alemde ne huzurluyum ne de hürüm.
Siyonizm'in, getirdiği felaketler ve Siyonist zihniyetleri Filistin topraklarını kendine hak görmüş ve savaş sebebini buna yormuşlardır.
Bu arada Filistindeki yapılanlardan ve fırsattan yararlanan misyonlar İngiltere, Rusya, İtalya, Fransa, Almanya gibi devletler. Bölgeye kuluçkalanmış ve hemen faaliyet göstermeye başlamışlardır. Buralarda dini okullar, ibadet yerleri, yani kiliseler ve büyük cemiyetler kurmuşlardır.
Filistin halkı, filistinin içinde kendisini gösteren bu sevimsiz siyasete karşı direnmiş ve de halen direnmektedir.
Gazze şehrinde olan mülteci kampında fakirlik oranı %99 ve %100 işsizlik, imkansızlık oranı ise %70'i bulmaktadır. Bu yerlerdeki yoğun mülteci nüfusunun yaşamış oldukları geçim sıkıntısı ve hayatta kalma mücadelesi İsrail, Filistin çocuklarını 8-9-10-11 yaşlarından itibaren %90-%40'da altında çalıştırarak ve hiçbir sosyal güvence ve yasal haklara sahip etmeyerek onları İsrail'in adına çalıştırıyorlar ve bu halde bile vergi ödemek zorunda bırakıyorlar. Fakat buna rağmen de hiçbir haktan faydalanmaları da söz konusu bile değil, çünkü onlar vatandaş değiller. İsrail anlayışına göre onlar yalnız Arap...
İsrail, Filistin halkını mülteci kampından yaşattıkları sefalet ve işkence yetmemiş gibi tekbir alıyoruz diye Bahanelerle halkı kamplarda da kuşatma ve abluka altına alarak işkence ve baskılarını oradan da sürdürüyorlar.
Bütün yollar ve çıkışlar yalnız Yahudilerinmiş gibi geçit ve bütün yollan Filistin halkına kapatarak araçlarla yolculuk yapan Filistinlileri indirip ve sonrada bıçaklarla araçların lastiklerini parçalayarak yolcuları yaya yürütüp bazen de üzerlerine ateş açarak onların ölümlerine sebep oluyorlar bütün bu insanlık dışı vahşetlere mazeret ise her zaman bildik hikaye askerler yalnız kendilerin savunuyor ve koruyorlar. İsrail'in terör politikası filistin'in tüm sosyal haklarıyla birlikte bu halkın hayat ve ibadet haklarından da mahrum bırakmış ve eylemci liderler ne tepkilere ne de kınamalara hiç aldırmadılar.
İsrail'in ideolojisinde Filistin halkını yok sayarak ve kendilerinin olmayan bir ülkeye varis olmuşlardır. Fakat İsrail diye bir devlet yokken, ortada Filistin ulusu ve halkı vardı. 1948'de İsrail devleti kuruldu' Filistin ulusu bitirildi. Filistin içten kemirildi. Halkı sıkıştırıldı, vuruldu, sürüldü, işkence gördü. İsrail tarafından Filistin halkına sunulan seçenek ise ya çık git yada öl, yok ol denildi. Filistin halkı topraklan için direndikçe de katledildi. Şu an Filistin de yaşayan Müslüman Arap halkı Siyonist devleti tarafından kuşatılmış durumda çünkü İsrail bu halkın tüm haklarını ellerinden alarak bu halkı çaresizliğe sefalete sürüklemiştir.
İsrail devletin de adaletin kısır oluşu yalnız kin, kan ve nefret politikası olduğu görülmüştür. Çünkü İsrail sokaklarında "tüm Arapları öldürün" yazısına rastlayan gazeteci ve haberciler bu korkunç bildiri ve eylem çağrısını tüm Dünya'ya duyurduğu halde bu katliam ve vahşet çağrılarının hesabı sorulmadı.
İsrail sokaklarında "tüm Arapları öldürün" yazısına rastlamak mü mümkün
Bu yaştaki bir çocuk ne suç işlemiş olabilir ki annesinden İsrail askerleri tarafından zorla alınıyor? Hiç insanlık ahlakıyla bağdaşmayan bu davranış yasal mı? Değilse! Yasalar nerede?
Çünkü İsrail polisi ve eylemci Siyonistlere göre Filistinlilerin öldürülmesinin kazançlı olduğu görüşündeler. Burada biraz daha kapsamlı düşünülürse filistinde yaşamakta olan hadise Filistin topraklarında yaşayan Müslüman halkın yok edilmesi için perde arkasında oynanan ve kendini toplumdan daha farklı göstermeye çalışan devletler tarafından da desteklenerek sistemli ve planlı bir politik oyunun izlediğini fark edebiliriz. Bu halka yapılan baskı ve şiddetlere diğer devletlerin de göz yumduğu müddetçe Filistin halkı kendi ülkelerinde yaşama haklarını kaybedecektir. Çünkü Siyonist inancına göre Dünya insanları iki kısımdır; hükmedenler ve hüküm olunanlar. Bu ideoloji yalnız Arap halkına yönelik değil Yahudi olmayan diğer halklara da yöneliktir. Buradaki en Önemli gerçek insaf ve vicdan hürriyeti olmayan devletlerin Dünya'ya ve içinde ki Yahudi olmayan halklara da ne şekilde baktığıdır. İsrail devletinin Filistin halkına yapmış olduğu yıldırma ve halkı sindirme politikası ve hiçbir gerekçe gösterilmeden tutuklama vurma ve Filistin de hayatlarını kaybedenlerin yaşları 13-14-15-16-17-18 bunların altı ve de üzeri vurulma şekli baş-ense yani boyun göğüs olmak kaydıyla ve bunun içinde keskin nişancılar tercih edilerek bu yöntem uygulanmaktadır.
Sakatlık nedenleri ise kollardan ve bacaklardan riskli kırıkların olması. Bu da gösteriyor ki direnişçileri püskürtmek için değil asıl amaç ve maksat bu halkı yok etmek ve soykırıma götürmek içindir. Fakat İsrail devleti askerlerin yalnız kendilerini savunduğunu ve Filistinli leri | yalnız püskürtmek amacıyla ateş ettiklerini söylüyorlar. Püskürtmek j için mi keskin nişancı askerler tercih ediliyor? İnsan vücudunun ölümcül bölgelerine hedef işaret göstererek vur emri veriliyor.
"Ve garp tarafında Filistin sırtına uçup atihcaklar; şark oğullarını birlikte çapul edecekler. Edem ve maub üzerinde ellerini atacaklar ve Amman oğullan onların sözünü dinleyecekler."
İşte bütün netlik ortada. Bu da gösteriyor ki İsrail ırkçı bir devlettir. Rast gele tutuklamaların üzerinde yılların geçmesine rağmen bir türlü mahkemeye çıkarılmaması ve ne aileleriyle ne de avukatlarıyla görüştü rülmemesi de gösteriyor ki İsrail devleti vicdan hürriyeti olmayan bir devlettir. Çünkü İsrail, Filistin işgalinde de bunu kanıtlamıştır. Bu terör devletinin destekçisi olan Amerika kayıtsız şartsız İsrail devletinin desteklemiş ve arka çıkmıştır. Her ne kadar aşikar olmasa da amerika'nın israil'e karşı olan destek ve sadakati Dünya'mn gözün den kaçmamıştır. 1999 tarihi itibariyle İsrail hapishanelerinde yaklaşık 4000'in üzeri Filistin li tutuklu bulunmaktadır. Fakat israil'in Öfke ve kini bu kadarla da kalmamıştır. Nedensiz başka başka Filistinlileri tutuklayarak da bu halkın direnişlerini kırmak istemişlerdir. Çünkü yarım asın aşkındır., İsrail bu zulmü Filistin halkına yapıyor ve hem de hiçbir gerekçe göstermeden onların tüm haklarını ellerinden alarak ve halkın gözleri
önünde hiçbir neden göstermeden de insanlara gözdağı vermek için onlara insanlık dışı davranmıştır. Dünya ülkeleri ise bu vahşetleri ve zulmleri görmezden gelmiştir. Filistin için yıllardır süren zulüm ve vahşetin her türlüsü İsrail tarafından Müslüman Filistin Halkına uygulanmaktadır.
Ama ne çare ki Filistinliler uğramış oldukları bu insanlık dışı muamelelere İsraile ve yetkililerine neden niçin yapıyorsunuz demeye bile haklan yok gibi. Çünkü Filistinlilerin karşısındaki güç zorba ve her-tür ağır silah gücüne sahip bir devlet var. Bu felakete 1967' den beri kaç defa çözüm arandıysa da bütün barış ve çözüm girişimleri İsrail devleti tarafından her seferinde sonuçsuz bırakılmıştır. Her yeni bir barış planı yapılışında israil'in kin kusan yüzleri barış istekli görünsede kısa bir süre sonrada hemen kabuğundan sıyrılıp asıl kendi görünümüne bürünerek eylemlerini tekrar sürdürmüşlerdir. İşte bu da gösteriyor ki sahte barış sever İsrail görüntüsü bu devletin asıl niyetinin barış olmadığını Dünya'ya yansıtmıyor da değil.
Bir ayeti kerimede Allah biliyor ki "(onlar) size eziyetten başka asla zarar veremezler sizinle savaşırlarsa da (yine) geri dönüp kaçarlar, sonra onlara yardımda edilemiz" [1]
Filistin halkı tüm zorluk ve engellere karşm'da kendini yönetmeyi ve mücadelesini vermeye devam etmektedir. Radikal Siyonist Yahudiler ezeli olan inatları yüzünden birçok peygamberi de katletmişlerdi. Allah'ın kavimlere gönderdiği nebi ve resullerin getirmiş olduğu hakikat beyanlarında Yahudilerin canları sıkıldığı vakit o peygamberleri hemen öldürüyorlardı. Bir rivayete göre 70, diğerbir rivayete göre de 1000 peygamberin Yahudiler tarafından katledildiği söylenir.
Bir ayeti kerimede "Onlardan bir kısmı da ümmi (okuryazar deği D'dirler kitabı (Tevrat)'ı bilmezler bildikleri ancak (risalelerden işittikleri) bir sürü hayali uydurmalardır; onlar sadece (boş) bir zan içindedirler.[2]
Yahudiler Kimlerdir?
On iki kabileye ayrımlaş olan Yahudiler Süleyman Aleyhisselamın vefatından sonra bir şehre (Mısır'a) iki devlete ayrılarak on kabile İsrail devletini, diğer kabile'de yahudâ devletini kurdular. Ne inanç itibarı ile sağlıklı davrana bildiler ne de hukukları ile adil olabildiler.
İsrail devleti M.Ö. 586'da Babiler tarafından yıkıldı. Asuriler, Babil devletini işgal etti. 587'de Asuri hükümdarı Buhtunnasar kudüs'ü yıkıp yaktı. Bu kutsal şehre pek çok zararlar verdi orada yaşayan Yahudilerin çoğunu öldürdü. Kalan Yahudilerde Babiie sürdü. Bu esnada Allah'tan inen mukaddes kitap İncil de yakıldı yok edildi.
İran hükümdarı Sire vegh, Asurilerle çarpıştı onları yendi ve Kudüs'ten çıkarılan Yahudileri tekrar çağırdılar. Bir müddet perisiler sonrada Makedonyalıların idaresi altında yaşadılar. Bu sefer M.Ö. 63 senesinde Kudüs bu sefer Romalı kumandan pompey tarafından zaptedil-di. Bu sefer'de Pompey, Yahudileri dağıttı. Kutsal şehir Kudüs ve Mes-cid-i Aksayı yıktı ve yaktı. Böylece Yahudiler Roma devletinin hakimiyetine girdiler. M.Ö. 20'de Romalıların Filistin'deki Yahudi valisi Herod mabedi tekrar yaptırdı ve daha sonra Roma hakimiyetinde olan Yahudiler isyan etmeye başladılar ve miladın 70. senesinde Romalı kumandan Titus bu sefer Kudüs'ü yıkıp yakarak şehri tamamen bir harabeye çevirdi. Bu arada Beyt-i mukaddes'te yandı. Sadece batı duvarı sağlam kaldı. Bu ağlama duvarı dedikleri ve Yahudilerin milli ve dini inancı ayakta tutandır.
Titus'un bu zulüm ve korkunç katliamlardan sonra Yahudiler filisi tin'i bölük, bölük terk etmeye başladılar.
"Biz, İsrail oğullarına kitap'ta (Tevrat'ta) şu hükmü bildirdik "Siz o (mukaddes) yerde, mutlaka iki defa fesat çıkaracaksınız" ve muhakkak büyük bir kibirle çalım atacak (ve azgınlık) yapacaksınız" [3]
Bura da Şaron ve Titus'un vahşet benzerliklerini fark etmekte mümkün. Böylece Yahudiler Kudüs ve civarında çıkarılmışlardı. Bu arada Yahudi esirler, Romalıların emrinde çalıştırmak için Mısır'a sürüldüler bu esnada Yahudiler Dünya'mn dört bir yanma yayıldılar Yahudilerin uğramış olduğu bu bela ve musibetler Kuran-ı Kerim'in ayetlerinde de rastlamak mümkün.
"Hani bir vakit Musa (susuz kalan) kavmi için su aramıştı. Biz'de "Asanı taşa vur" demiştik, hemen (oda vurur vurmaz) oradan (kabileleri sayısınca) on iki pınar fışkırdı... herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Allah'ın rızasından yiyin, için, yeryüzünde emirlerinin dışına çıkıp ortalığı karıştırarak bozgunculuk yapmayın" demişti.[4]
"Hani siz (yine) "Ey Musa, (biz artık) birtek (Kudret helvasıyla bıldırcın etinden) yemeye asla katılmayacağız. Rabbi'ne bizim için dua et de, bize yerin bitirdiği sebze salatalık, sarımsak, mercimek ve soğandan çıkarsın" demiştiniz. (Hz. Musa'da): "Daha iyi olanla bu daha aşağı olanı değiştirmek mi istiyorsunuz? (Öyleyse) bir şehre (Mısır'a) inin, şüphesiz (orada) sizin için istediğiniz (sebzeler) vardır" dedi. Onlar yine yoksulluğa, düşkünlüğe aşağılığa maruz kaldılar ve Allah'tan bir gazaba'da uğradılar. Bu'da hem Allah'ın ayet (mucize ve açık belge)le~ rine nankörlük etmelerinden ve peygamberlerinden Zekeriya, Yahya ve Şu'ayb'ı) öldürmelerinden, hem de (Allah'a) isyan edip aşırı gitme-lerindendir.[5]
Yahudi geçmişine baktığımız zaman Yahudilerin geçmişte sindirilmesi, öldürülmesi ve filistinden çıkarılmaları Yahudilerin ne yaptıkta hak ettik diyecekleri yerde kin ve nefretlen beslenerek birgün mutlaka ve mutlaka filistin'e döneceğiz. Hesabını yaparken onlara eziyet eden halkın ve ırkın Filistinli Müslümanların yapmadığını bildikleri halde dönüp geçmişin intikamını hiçbir suçu ve günahı olmayan Filistin hakkından almaya başladılar.
Yahudiler Kaç Fırkadır?
Yahudilerde kendi aralarında pek çok fırkalara ayrılmışlardır. Bunların bir kısmı hristiyanliğm zuhurundan önceki Yahudi fırkaları bir de bu günümüzün Yahudi fırkaları ve bugünümüzün Yahudi fırkalarını incelediğimiz zaman bunları üç grupta toplayabiliriz.
Bunlardan ilki ferisiler; Sadûkiler, Eseniler'dir. Bunlardan Ferisiler Hz. Musa Aleyhisselam'a inanırlar ve tur-i Sina'da yazılı emirleri ve tevratm yanında sözlü emirlerinde doğruluğuna inanırlardır.
Sadûkiler de sadece Tevrat'a inanıp sözlü emirlere inanmazlar. % Ahiret hayatını, öldükten sonra cennet ve cehennemi, melekleri inkar ederler. İndilerde bunların isimleri sık zikredilir.
Eseniler, bunlar da dünya hayatına önem vermez daha çok ibadet , ile meşgul olur, ticaret yapmaz ve hayvan eti yemezler. Bunların çoğunluğu da M. S. 70 yıllarındaki büyük Yahudi katliamlarında öldürülmüşlerdi.
Karaim Yahudileri, yazılı emirleri (Tevrat-ı) çok okurlar. Kurtarıcı mesih'in geleceğine ve ahirete inanırlar. Ahirette hesaptan sonra iyilik edenlerin mükafatı, kötülük ve günah işleyenlerin azap göreceklerine inanırlar. Karami Yahudileri namaz ibadetini günde iki defa kılarlar. Yani sabah ve bir de akşam namaz kılarlar. Ve bu Yahudi fırkası dua' da ederler. Senede 70 gün oruç tutarlar. Bazı Yahudi fırkaları da bunları Yahudi olarak kabul etmezler.
İseviyye, kurucusu Ebu İshak Bin Yâkub'dur. Ebu İshak kendisinin beklenen Mesih olduğunu söylemiştir. Böylece pek çok Yahudi ona tabii olmuştur. Günlük ibadetleri yediye çıkarmış, Kudüs'e hakim olmadan et yemeyi ve içki içmeyi yasaklamıştır.
Yudganiyye, Ebu İsa'nın ölümünden sonra onun geçen yudganın yoluna tabii olanlardır. Diğer Yahudi mesheplerinden farkı da onların inancında kulu kendi fiilinin yaratıcısı kabul etmişler, Tevrat'ın tevili ile uğraştılar. Bunlar Hz. İsa'yı ve Hz. Muhammed'i de peygamber kabul ederler. Yalnız Hz. Musa'yı onlardan daha üstün görürler. Belirli Yahudi mezhepleri de farklı olup Ortodoks Yahudilik, Reformist Yahudilik gibi kısımlara ayrılır. Fakat dünya Yahudilerinin çoğu da Ortodoks Yahudileridir. Amerika ve İsrail'de yaşayan Yahudilerde bunlardandır. Tabii ki bir azınlık kısmı da bunların dışındadır. Reformist Yahudiler ise bir çok hakikati ve ibadeti inkar ederler. Reform Yahudiler Allah'ın bir olduğuna inanırlar. Fakat bir yandan da saptırmalar yapmayı da ihmal etmezler. Bunlar Allah'ı birler ve sonra da Allah'ın alemi yartırken yorulduğunu ve Yakub Aleylisselam ile görüştüğüne inanırlar. İnançlarının en önemli kısmı ise; Yahudilerin diğer halklar içerisinde seçilmiş efendiler olarak yaratıldıklarına inanmalarıdır.
Yahudilere göre Allah yer yüzünü adaletle dolduracak bir kıralhk kuracak, fakat bu hıristiyanlarm ki gibi gök yüzünün kırallığı olmayacak, Yahudilerin kurtarıcısı yer yüzünün mesihi ve Yahudi alemi dünyaya hakim olup saltanatına da hakim olacaktır.
Yahudilerin iki büyük eseri okullarda ve üniversitelerde temel ders arasında belirlenmiş ve hatta işlenmesi mecburi bile kılınmıştır. Bunlardan biri Babil talmudu; ilk defa miladi 1523-1522'de Kudüs Tal-mudu almanca İngilizceye Kudüs tehnudu da fransizcaya tercüme edilmiştir. Yahudiler Takımda inanmayanı ve içindekileri kabul etmeyeni Yahudi saymazlar. Babil Telmudu'nun % 30'unu Kudüs teşkil ediyor. Yahudilerin mekteplerinde bunları okuturlar. Talmud ve Tevratı ders olarak işleme mecburidir. Fakat hristiyanlar telmuda tamamen karşı olup ve de büyük tepkiler göstermişlerdir. Fakat bu Talmud'lar Yahudilerin Tevrattan sonraki kudsi kitaplarıdır, "sözlü emirler" dedikleri kitaplardır. Talmud iki kısımdan meydana gelmiştir.
Bunlar mişna ve Gamara'dır. Mişna: Ibraniece "tekrar" manasına gelir. Yahudiler sözlü emir-ler,dediklerihaline getirmişlerdir, Yahudi inancına göre Allah Musa Aleyhisselamı Tur dağında Tevrat kitabın da bulunan yazılı emirleri verdiği gibi sözlü emirleri de bildirmiştir. Hz. Musa'ya bu sözçlerde Talmud'lardır. Bu eserleri nesilden nesile nakleden hahamlar tarafından durmadan yeni şeyler ilave edilerek değiştirilmiştir.
El-ken-zul mesud fi Kavaid-it Talmud kitabının beyanında, Tal-mud'dandan İsa Aleyhisselamm cehennemin derinliklerinde, zift ve ateş arasında olduğu, Hz. Meryem'in de asker Pandira ile zina ettiği, kiliselerin necaset dolu pislik içinde olduğu, papazların kelplere yani (köpeklere) benzediği ve Hıristiyanların öldürülmesi lazım geldiği gibi hadiseler yazılıdır. Bunun için de Hıristiyanlar tamamen bu Telmud kitabına karşıdırlar. 1520'de papanın izni ile Babil Talmud'u, üç sene sonra da Kudüs Talmud'u basılmış, bundan 30 yıl sonra Yahudiler için felaketler ortaya çıkmıştır. 1553'de Roma'da ele geçirilen bütün Talmud nusalarıylan birlikte yakılmışlardır. Bu durum İtalya'da da 1554 senesinde tatbik edilmişti. Talmud ve diğer benzeri eserler tamamen yasak ettirilmişti. Fakat 1578-1581 senesinde Talmud tekrar Besel şeh-; rinde yeniden basılmıştı. Bu baskıda Yahudiler biraz daha temkinli davranmış ve Hıristiyanları kötüleyen risaleler ve cümleleri çıkararak) bununla birlikte birçok kelime ve cümleleri de değiştirmiştiler.
Ama Karamı Yahudileri Telmud'u reddetmiş bu eserlere ve ha-hamların uydurmuş olduğu bu emir sözlerini kabul etmemişlerdi. Ve, diğer Yahudiler de Karamı Yahudilerin! reddederek onların Yahudi olmadıklarnı kabul etmişlerdi. Yahudilerin Talmud'a olan itikatlan vâ görüşleri Talmudun içindebir kaç örnek "Hahamların öğrettiği şeylere itiraz edenlerin cezalandırılacağı bir Yahudi, bir yabancı yanında bir yahudinin aleyhine şahitlik yaparsa lanetleneceği ve bir yahudinin yabancıya yaptığı yeminin hiçbir hükmünün olmadığı, yine Talmud'u beyanlarmdandır.
Talmud'un Hoşem Hamispat, Yoreh Deah saltan ara kısımlarında "Yahudi olmayan kimselerin kanını akıtmak Allah'a kurban takdim etmektir. Yahudilik maksat ve gayesi için işlenen bütün günahlar gizli olmak şartı ile mubahtır. yalnız Yahudi olanlara insan gözüyle bakılır. Yahudi olmayanlar birer hayvandır diyorlar Allah dünyanın bütün servetini sadece Yahudilere tahsis etmiştir. Hırsızlık etmeyiniz emri sadece Yahudiler içindir. Yani, yahudinin malını çalmayacaksınız, fakat Yahudi olmayanın malım çalacaksınız. Çalmayacaksın kelimesi Yahudiler içindir. Diğer milletlerin canlan ve malları Yahudilere helaldir. Zina etmeyeceksin emri Yahudiler içindir.
Yahudi olmayanın malını çalın ve işini elinden alın. Bunları yapan bir Yahudi iyi bir iş yapmış sayılır.
Emirlerimizi Yahudi olmayan birine haber vermek bütün Yahudileri katledilmeleri için ihbar etmekle aynıdır. Yahudi olmayanlar kendileri için öğrettiğimiz şeylerden malûmat sahibi olunca bizi sürgün ederler.
Ziraatten daha aşağı bir iş yoktur. Bu gibi fikir beyanlarına sahipler Yahudiler.
Talmud'daki Mesih hadisesi ve bildirisi de şöyle "Mesih gelecek ve Yahudi olmayan herkesi kılıçtan geçirecek ve harp arabalarının tekerlekleri altında ezecektir. Büyük harp olacak, malup olanların silahlarını yedi sene yakacak olarak kullanacaklardır. Diğer milletler Yahudilere itaat edeceklerdir. Mesih Hıristiyanları kabul etmiyecek ve onları tamamen imha edecektir. Bütün milletlerin hazineleri Yahudilerin ellerine geçecek, Yahudiler çok zenginleşecekler, Hıristiyanlar yok edilince, diğer milletlerin gözleri açılacak, onlar da Yahudi olacaklardır.
Böylece Yahudiler dünyaya hakim olacak, dünyanın hiçbir yerinde Yahudi olmayan tek bir kimse kalmayacaktır." Yahudi ideoloji ve anlayışında bu hurafeler yatmaktadır.
Bütün bu korkunç beyanlara rastlayınca Filistin'de olan bu korkunç katliamların hangi zihniyetlerle yapıldığını daha iyi anlayabilmek mümkündür.
"Onlardan (ehl-i kitap'tan) öyle bir grup vardır ki, kitap'tan sanmanız için, kitabı (okurken onu çarpıtmak için) dillerini eğip bükerler. Bu Allah kalındadır" derler. Halbuki o Allah katından değildir, bildikleri halde Allah'a karşı yalan söylerler." [6]
Siyonizmin hayal ettikleri dünya hakimiyetini elde edebilmek için uygulanmış oldukları ve işte insanlık ayıbı!
İsrailde okullarda ve üniversitelerde bile ders olarak işlenmesi şart vemecburi kılman Tevrat ve Talmud'lar her eğitim kademesinde temel ders olarak işleniyor.
Hahamların vücuda getirdiği Tevrat, Talmud ve risaleler haham-lann katkılarıyla büyümüş ve bir insanın zor taşıyabileceği ağırlığa ulaşmıştır.
İçerikliği ise kin ve nefretten doğan korkunç insan hak ve hukuku- j na ihlaller ve insanlık dışı katliamlar anlatılmaktadır.
Yahudilerin Tevrat'ta Altını Çizdikleri Katliamı İşaretleyen Emirler:
Ve İsrail onun mirasının sıptıdır; ismi orduların RABBIDIR. Sen benim topuzum ve cenk silahımsın; ve seninle milletleri kıracağım; ve seninle ülkeleri helak edeceğim; ve seninle atı ve binicisini kıracağım; ve seninle cenk arabasını ve binicisini kıracağım; ve sininle erkeği ve kadını kıracağım; ve sininle kocamış adamı ve genci kıracağım; ve seninle genç adamı ve ere varmamış kızı kıracağını; ve seninle çobanı ve sürüsünü kıracağım; ve seninle çiftçiyi ve çiftini kıracağım; ve sininle valiyi ve kaymakamı kıracağım. [7]
İsraiVde okullarda ve üniversitelerde bile ders olarak işlenmesi şart ve mecburi kılınan Tevrat ve Talmud'lar her eğitim kademesinde temel ders olarak işleniyor. Hahamların vücuda getirdiği Tevrat, Talmud ve risaleler hahamların katkılarıyla büyümüş ve bir insanın zor taşıyabileceği ağırlığa ulaşmıştır. İçeriğinde ise kin ve nefretten doğan korkunç insan hak ve hukukuna ihlaller ve insanlık dışı katliamlar anlatılmaktadır.
Dünya'nm dört bir yanma dağılan Yahudiler. Hüküm sözleri niteliğini taşıyor dedikleri Talmud'lar ve benzeri risalelerle Yahudi olma-a yan halkları yok etmek için hahamların yazmış ve uydurmuş oldukla- f rı bir sürü korkunç iddiaları ortaya koyarak Yahudi olmayan halkları hızla soykırıma götürmektedirler. Yahudiler Musa Aleyhisselamm getirmiş olduğu dini bozarak Museviliğe çevirdiler. Ve tamamen Musa, Aleyhisselamm şeraatinden uzaklaşarak ve Musa Aleyhisselamm tef belliğ ettiği dini esaslarını, putperestleri kabul edebilecekleri hale ge-j tirdiler. Böylece dini esaslardan uzak ve inanılması zor sapıklığa ve vahşetlere sürüklediler. Böylece akıl ve mantığın kabul edemiyeceği bir din ve ırk anlayışı meydana çıkmıştır. Bilinen bir gerçek var ki Mu-J sevilik yunan felsefesini çok büyük tesirindedir. Yunan imparatorlu-i ğunda da birkaç çeşit putperest cemaat vardır. Çünkü bu cemaatlarin-de inancında kurtarıcı bir tanrının inancı var.
22 Ve Allah'ın RAB o milletleri senin Önünden azar azar kovacak; onları çabukça bitiremezsin, yoksa senin üzerne kır hayvanı çoğalır. 23 Ve Allah'ın RAB onları senin önünde ele verecek, ve onları helak edinceye kadar büyük kiralığınla kıracak. [8]
13 Ve Allah'ın RAB onu senin eline verdiği zaman, onun her erkeğini kılıçtan geçireceksin; 14 ancak kadınları ve çocukları ve hayvanla-n ve şehirde olan her şeyi, bütün malını kendin için çapul edeceksin; ve Allah'ın Rabbin sana verdiği düşmanlarının malını yiyeceksin. 15 Bu milletlerin şehirlerinden olmayıp senden çok uzakta bulunan bü- j tün şehirlere böyle yapacaksın. 16 Ancak Allah'ın Rabbin miras olarak sana vermekte olduğu bu kavramların şehirlerinden nefes alan kimseyi sağ bırakmayacaksın; 17 fakat onları, hittileri ve Amorileri ve Kenanlüan ve Prezzileri ve Hivileri ve Yabusileri, Allah'ın Rabbin sana emrettiği gibi tamamen yok edeceksin;[9]
Yahudilerin dönüp geçmişin intikamını Filistin halkından alması adil olmadığı gibi dünyanın da bu adaletsizliğe tepkisiz kalması da ayrı bir insanlık ayıbıdır.
Saron'un liderliği ve Tîtusl'lan olan hakimeyit ve barbarlık benzerliği bu zalim liderler adeta firavun varisleri ve temsilcileri gibidirler. Şu durumda Filistin halkı da geçmiş firavunun aslı Mısır halkının konumundadırlar. Saron'un halka ya bana iman ve itaat edin yani (Yahudi) olun canınızı kurtarın, ya da korkunç işkencelerle ölün yok olun diyor.
Bir ayet-i kerimede Allah buyuruyor ki; "kendisi ve askerleri o yerde haksız yere büyüklük tasladı. Onlar hakikatten bize döndürül-meyeceklerini mi sandılar."
Ben dedim; siz ilahlarsınız ve hepiniz yüce olanın oğullarısınız, fakat insan gibi öleceksiniz.[10]
Geçmiş asırların bu korkunç zihniyeti ne yazık ki bu asırda ve günümüzde bile halen dünyanın çeşitli yerlerinde değişik şekillerde devam edip bu zamanda bile halen yoz inancı ve anlayışı sürmektedir. Özellikle İslam coğrafisine baktığımız zaman hep benzeri sebepsiz nedenlerle Tahuti güçler ve otoriteleri, İslam'ın genişlemesinden ve yayılmasından onların hakimiyet ve idareciliğinden oldukça rahatsızlık ve korku duymaktalar. Bu korkular emir sözleriylen de pekişince ta-aruz, katliam ve soykırım takip etmektedir.
Hz. Musa Aleyhisselamm zamanında Firavun, İsrailoğullarma bu zulmü yapmıştı. İsrail oğulları Allah'ın yardımıyla firavunun gazabından kurtulmuşlardı. Şimdi de azınlık Yahudiler bu zulmü Filistin halkına yapmaktadır. Çünkü fanatik Yahudi zihniyetine göre vaat edilmiş topraklarlar yalnız Yahudüerindir, ve de sonsuza kadar da yahudilerin olacaktır.
8 Ve senin gurbet diyarını, bütün Kenan diyarını, sana ve senden sonra zürriyetine ebedi mülk olarak vereceğim.
Bütün bu memleketleri sana ve zürriyetine vereceğim ve senin zürriyetini göklerin yıldızları gibi çoğaltacağım.[11]
Üzerinde yatmakta olduğun diyarı sana ve senin zürriyetine vereceğim; 14 ve senin zürriyetin yerin tozu gibi olacak ve garba ve şarka ve şimale ve cenuba yayılacaksın; ve yerin bütün kabileleri sende ve zürriyetinde mübarek kılınacaktır. [12]
Ve RAB Musa'ya söyleyip: 2 İsrail oğullarına emret ve onlara de: Kenan diyarına girdiniz zaman (size miras olarak düşecek olan bu diyar, sınıflarına göre Kenan diyarı)
3 o zaman cenup tarafınız Tsin gölünden Adam boyunca olacak, ve cenup sınırınız şarka doğru Tuz denizinin ucundan olacak; 4 ve sınırınız Ak rabbim yokuşundan cenuba doğru dolaşacak ve Tsine geçecek, ve onun uçları Kadeş-barneanin cenubunda olacaklar; ve Hastar-addara çıkacak, ve Atsmana geçecek; 5 ve sınır Atsmondan Mısır vadisine kadar dolaşacak, ve onun uçları deniz yanında olacaktır.
6 Ve garp sınırınız büyük deniz ve onun kıyısı olacaktır; garp sınırınız bu olacaktır.
7 Ve şimal sınırınız bu olacak; büyük denizden Hor dağına kadar kendinize işaret koyacaksınız; 8 Hor dağından Hamata girilecek yere kadar işaret koyacaksınız; ve sınırın uçları Tsedadda olacak; 9 ve sınır zifrona çıkacak, ve onun uçları Hatsar enanda olacak; şimal sınırınız bu olacaktır.
10 Ve şark sınırınız Hatsar-enandan Sefama kadar işaret koyacaksınız;
11 Ve sınır Sefamdan Ainin şark tarafından Ribbya inecek; ve sınır inecek ve şarka doğru Kinneret denizinin yanma dokunacaktır. 12 Ve sınır Erdene inecek ve uçları Tuz denizi yanında olacaktır. Çepeçevre sınırlarına göre memleketiniz bu olacaktır. [13]
18 O günde Rab Abramla ahdedip dedi: Mısır ırmağında büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diyarı. 19 Kemleri ve kenizzileri ve Kadmanileri, 20 ve hittileri ve perizzileri ve Refalan 21 ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine verdim. [14]
12 Ta ki, Edomun bakiyesini ve üzerine ismim çağırılan bütün mil-letlerimülk edinsinler, bunu yapan RAB diyor. [15]
31 Ve kızıl Denizden Filistinlilerin denizine kadar ve çölden ırmağa kadar sana hudut koyacağım; çünkü memleketin ahalisini siniz elinize vereceğim; [16]
23 O zaman RAB bütün milletleri önünüzden kovacak sizden büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. 24 Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak; Sınırınız çölden ve Libnandan, ırmaktan, fırat ırmağmdangarp, denizine kadar olacaktır. 25 Önünüzde kimse durmayacak; Allahmız RAB, size söylediği gibi, dedehiştimizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır.[17]
10 Büyük milletleri vurdu, Ve kudretli kıralları öldürdü
11 Amoriler kiralı Sihonu Ve Basan kralı Ogu, Ve bütün Kenan ülkelerini vurdu,
12 Ve onların yerini miras,
Kavmi İsrail'e miras olarak verdi. [18]
Kendilerini bütün ırklardan üstün gören zorba insanlar. Ve onlara tabii olanlarla birlikte yok olacaklar. Ve güçleri ne dünya'da kalmaya yetecek, ne de mülk edindikleri hiçbir şeyi yanlarında götüremeyecek-ler. Çünkü onlar da kul ve beşerdir. Asla diğer milletlerden ve ırklardan hiçbir üstünlükleri de yoktur. Tek farkları ise zorba ve vicdani duygularının olmayışıdır. Çünkü Allah'ın adaleti adil'dir, zulüm değildir. Bu ayetler ve bab'lar da Allah'ın kelamı olması da mümkün değildir. Haşa Allah kullarının bir kısmını yüceltip neden bir kısmını al-çaltsin? Cenab-ı Allah iyiliği emretmiştir, kötülüğü, adaletsizli ve zulmü men etmiştir. Allah'ın adaletinde zulüm varsa kul hakkını Rabbi niye gözetlesin. Kul hakkı ve insan hakları yalnız Yahudi ırkına mı mahsustur? Rabbi eğer yalnız Yahudi ırkının haklarım gözetleseydi Yahudi alemini mutlu kılması için diğer ırkları da yaratmamış olurdu.
Bütün bu vahşetler ve insanlık dışı yapılan bu katliamlar da gösteriyor ki Siyonist, emperyalist olan radikal Yahudiler yanlış bir ideoloji içindeler.
Bir gün gelecek ki o dünya'ya ve içindekilere meydan okuyan zorbalar doğruların ve doğrulukların karşısında eriyip yok olacaklar. Ve;; yine onlara merhamet edecek olan onlar için kurtuluş dileyecek olan yine Yahudilerin zulmettikleri insanlar olacaktır
"O gün (Allah) onlara seslenip "Benim ortaklarım sandıklarınız nerede?" diyecek" [19]
Washington Report isimli derginin bir kapağında bu bildiriyi taşıyan fanatik Yahudilerin görüntüsüne rastlanılmıştır. Yahudilere göre f Filistin'e dönüşlerini kutsal bir dönüş olarak görüyorlar ve yapmış oldukları ve de halen yapmakta oldukları bunca vahşeti de kutsal savaş olarak nitelendiriyorlar. Çünkü İsrail'de özellikle çok önem verip üzerinde durdukları temel ders olarak görünen Yeşu'nun kitabı (eski Ahit) Yeşu börümü'nün altının çizilerek özellikle okunulmasının ve de hafızalarda bu bilgilerin tutulmasının sağlamaktalar. Özellikle İsrail okullarında bu eserin temel ders olarak işlenilmesi ve hatta işlenilmesi de mecburi kılınmıştır. Ele geçirilen ülkeler de halkın kutsal amaçla yok I edilmesi ve herkesin, erkekler gibi kadınların, çocukların ve ihtiyarların da kılıçtan geçirilmesi üzerinde durmaktalar. Radikal Yahudi anlayışına göre sözler tevrat'tan sonra Allah tarafından Hz. Musa'ya söylenen hüküm sözleridir. Bu vahşet bildirileri
"İsrail oğullarına sor kendilerine ne kadar apaçık ayetler gönderdik. Kim, Allah'ın nimeti kendisine geldikten sonra onu değiştirirse şüphesiz ki Allah azabı çok şiddetli olandır." [20]
"Onlara Allah'ın indirdiklerine iman edin denildiğinde "biz sadece bize indirilene iman ederiz" derler. Ondan sonra geleni inkar ederler. Halbuki O, ellerindeki Tevrat'ı tasdik eden hak bir kitaptır. Ey Muhammed de ki; "eğer mümin'seniz daha önce Allah'ın peygamberlerini niçin öldürüyorsunuz.[21]
Ayet'i Kerimelerde de mukaddes kitap Tevrat'ın Yahudiler tarafından bozulduğu bildirilmiştir ve bu mukaddes kitap tabilini kaybetmiştir.
Siyonist radikal Yahudilerin bunca katliam ve vahşetleri neye dayanarak gerçekleştirdiklerini de bu ayetlerin ve bu ayetlerin doğrultusunda olduğu da netlik kazanmıştır. Siyonistlerin emir sözleridir dedikleri, felaketlerin oluşuna sebep olan bu bab ve ayetler nasıl Allah'ın kelamı olabilir.
Bak bugün milletler üzerine ve ülkeler üzerine, kökünden sökme ve yıkmak için helak etmek ve yok etmek için seni koydum.[22]
Siyonist radikal Yahudilere göre onlar dünyadaki Yahudi olmayan tüm ırklardan üstün varlıklardır. Allah'ın ortakları varisleri ve dünya hükümdarlığı da onlara verilmiştir. Siyonist ideolojisindeki bu çarpıklık sadece Filistin ırkına karşı değil diğer ırklara karşıda aynı inanca sahipler. Siyonist radikal Yahudilere göre Filistin halkının hiçbir değer ve hakları yoktur. Onların gözünde onlar yalnız Arap ve Filistin kutsal toprakları da yalnız Yahudilerin atalarından miras kalmıştır. Onlara göre Filistin'e dönüşleri olması gereken bir haktır. Çünkü Filistin kutsal toprakları onların atalarının topraklarıdır ve onlar bu toprakların varisleridirler. Ve Allah'tan Yahudi ırkına vaad edilen kutsal topraklardandır.
Peki Filistin halkının kimliği nerede türedi? Bunlar daha önceden yurtsuz muydular?
İsrail Filistin yurdunu içten işgal etmeye başlayınca İsrail'in vahşet politikası bir kısım Filistin'linin topraklarını terk etmelerini sağlamış ve bir kısmı da ne pahasına olursa olsun İsrail devletine karşı direnmiş ve tek can kalıncaya kadar topraklan için direneceklerini kanıtlamışlardır. Bu gerçeklerle yüzleşen İsrail hırs ve kinlerinden zehirlenerek dünyayı hayretlere düşüren vahşet ve zulüm politikasıyla insanlık dışı katliamlarla adil olmayan ve de bitmek bilmeyen bir savaşla Filistin arap halkını soykırıma sürüklemektedir.
İsrail, Filistin'i kuşatarak taciz ve zulümle bu halkı sürgüne zorlamıştır. Ve her zamanki bilindik hikaye "Filistin Arap halkı Yahudi us kıyla birlikte yaşamak istemedikleri için topraklarını terk etmişlerdir. Bunun içinde terk edilen topraklar doğal olarak direk Yahudi mülkiya-tına geçer. Halbuki dünya ve tüm insan alemi de biliyorlar ki İsrail devletinin kuruluşu Filistin devletinin kemirilmesine neden olmuştur. İsrail, Filistin'i içten işgal ederek masum halkı kadın, çocuk demeden vahşice .katlederek her şeyden kötü olan ise onur yıkıcı çirkinliklerle kadın ve kızlara yapılan taciz ve tecavüzlerle bunun bir savaş değil de bir vahşet olduğunu da ortaya koymuştur.
Yahudilerin istediği dünya hakimiyeti imkansız olan bir gerçektir. Ve aynı zamanda üç dinin hayat sürdüğü Filistin kutsal toprakları da sadece Yahudileştirilmesi de mümkün değildir.
Büyük halife Hz. Ömer'in fethinden sonra üç dinin mensupları bu kutsal topraklardan huzurlu bir hayat sürmüşlerdir. Bugün de istenilirse aynı geçmişteki gibi huzur ve barış içinde yaşamak mümkün. Eğer ki İsrail devleti siyaset temsilcilerini ve liderlerini eylemci terörist liderlerden oluşan siyasetçilerinden arındırıp kanlı katliamlarla tanınan ve bilinen temsilcilerinin yerine farklı, ırklardaki insanları ve tüm ırkların dini inancına ve ibadet yaşantısına saygın olup (Allah'u C.C) yarattığı tüm kullan eşit olarak gören, renk ve din inançlarından dolayı saygı duyan haklarını koruyan ve onların haklarını kollayan siyasi liderlere yer verirse eğer, Filistin yurduna kan gözyaşı ve yas yerine huzur ve barışın gelmesi hiç de zor değil.
Filistin konusu vicdan ve sağ duyu toplum ve devlet liderlerinin görmesi lazım. Duyarsızlık ve tutarsızlık hiçbir şeyi halletmediği gibi felaketlerinde akışına ve büyümesine sebep olur. Barış girişimleri yüzeysel olduğu müddetçe girişimler sonuçsuz bırakıldıkça da Filistin'de her gün birkaç masum insan çoluk, çocuk demeden ölmeye ve yok olmaya devam edecektir.
Filistin'li aydın Edward Said'in bir açıklamasında "Bizler, UNRA-VVA'nın (bulunduğumuz yerlerde bizi yerleşikleştirmeye yönelik belirli bir siyasetinin bulunduğunu hissetmiştik, onlar bizden Filistin'i unutmamızı istiyorlardı. Dolayısıyla bizleri istihdam etmek üzere çalışma projelerini başlattılar. Kunduracılık yahut kilimcilik gibi küçük işler kurmak üzere halkın bir kısmına krediler veriyor, daha sonra (mültecilere ait) tahsisat kartlarını onlardan geri alıyorlardı. Daha tehlikeli olan yöntemse Avusturya Amerika'ya göçü teşvik çalışmalarıydı. Gene, böyle birisine bilet sağlayıp kartını alıyorlardı. Bütün bunlara, yayınlar oturumları yoluyla, karşı durmaktaydık. Siyasi bilinci olan halk böyle toplantılara gidiyor ve tartışmalara katılıyordu. Böylece bu projelere karşı çıktık çünkü, yoksulluk içinde yaşasak da toprağımıza bağlı kalacağımızı biliyorduk.
Siyonizm'in inancında (Filistin yurdu Yahudiler için Allah'ın vaad ettiği topraktır) bu iddia'mn doğru olmadığını Kur'an da açık bir şekilde bildirmiştir.
"Allah Hz. İbrahim'in varislerini dünya'ya meydan okuyan Yahudiler değil Hz. İbrahim'in dinini yaşayan Müslümanları haber vermiştir.
"Şüphesiz İbrahim'e inananların en yakını (zamanında) ona uyanlarla şu peygamber (Muhammed Aleyhisselam) ve ona iman edenlerdir. Allah müminlerin" dost ve yardımcısıdır." Aî-i İmran 68
Yahudiler bizim pederimiz ibrahim'dir dediler. İmanlarından üstün gelen inatları Yahudi ırkına gönderilen son peygamber Hz. İsa Aleyhisselamı da inkar etmişlerdi. Filistin'de büyük bela ve musibetlere maruz kalarak bu kutsal topraklarda sürülmüşlerdi. Hz. İsa'ya tabi olduk diyen hristiyanlar ise geçen zaman içerisinde Hz. İsa'nın getirmiş olduğu dini değiştirerek ve de bozarak tamamen çarpıtıp farklı bir inanç sergilemişlerdir. Kuran'da zikredilen peygamberler kıssalarında da filistini işaret eden ayetlerden de bu toprakların kutsiyetini bildirmektedir.
"Hani Meryem oğlu İsa'da: "ey İsrail oğulları şüphesiz ben size Allah'ın peygamberiyim. Benden Önce Tevratı tastik edici ve benden sonra gelecek, adı Ahmet olan bir peygamberide müjdeleyid olarak geldim" demişti. Fakat o (müjdelenen peygamber kendilerine gelince,
"Bu apaçık bir sihirdir dediler.[23]
İsrail siyonda Musevi ve İsevi dinini hber eden bir çok peygamberin yaşayıp bazılarının vefat ettiğini, bazılannmda Allah'ın dini uğruna şehit olduğu belirtilmektedir.
Bunun içindir ki. Peygamberler diyarı olan Filistin yurdu yalnız ,
Filistinliler için değil tüm Dünya Müslümanları içinde çok büyük önem taşımaktadır.
Yalnız Siyonist radikal Yahudilerin göz ardı ettiği bir gerçek varki ne pahasına olursa olsun Filistin halkı kanlarının son damlasına kadar . filistin'de direnecekler ve gerekirse'de yurtlan ve vatanları için Ölecekler ama filistin'i işgalci Yahudilere bırakmayacaklardır.
Filistin kutsal topraklan peygamberler diyarıdır. Bunun içinde tüm İslam alemini alakadar eden vahim bir deruni meselelidr.
Filistini işgalci güçlerden arındırmakta diğer İslam ülkelerinin J meselesi'dir bu sorunu ve meselenin çözümü sadece Filistin halkına yüklemekte adil olmamakla berabar tüm İslam aleminin sorunu ve meselesidir. Allah'ın kavimlere göndermiş olduğu peygamberlerin yurdu ve mekanı olan Filistin kutsal toprakları defalarca zorba hükümdarlar tarafından yıkılıp, yakılıp, yağma edilmiştir. Bunun için de her karış toprağı binlerce insanların kanıyla kan gölüne çevrilmiştir. Ve Hz. Ömer'in Kudüs'e girişi ardından Filistindeki farklı inançlara karşı gösterdiği hoşgörü ve adil davranış ayrı ayrı dinlere sahip olan ırkların arında savaşılmadan da barış içinde yaşamının mümkün olduğunu göstermiştir. Ve böylece güzel bir dönemin başlangıcı olmuş ve Hz. Ömer'in camii'de o dönemin bir anısı olarak Hz. Ömer Camii inşa edilmişti.
Hz. Ömer Kudüs fethinde Filistin'de bulunduğu sırada kutsal yerleri dolaşmış ve bunu yaparken de büyük barışın elçisi sebebiyle de orada bulunduğundan dolayı diğer dinlerin kutsal yerlerini de ziyaret etmeyi de ihmal etmemişti. Musevi ve İsevilerin de kutsal yerlerini ziyaret etmiş ve sıra tam kutsal mezar (Holy Sepkhre) kilisesine gittiğinde namaz vakti gelmiş ve durup namazı düşündüğü sırada baş rahip Hz- Ömer'e kilisede namaz kılmasını teklif eder. Fakat büyük halife bu teklifi nazik bir şekilde geri çevirmiş ve rahibe dönüp sebebini anlatarak şöyle izah etmiştir. "Eğer ben bu kilisede namaz kılarsam daha sonra Müslümanlar bu olayı amlaştirmak için buraya bir mescit inşa edebilirler. Ve böyle bir teşebbüs de kilisenize zarar verebilir" diye izahta bulunmuştur. Ve oradan aynlarak biraz ilerisinde namazını kılmıştı. Böylece büyük halifenin namaz kılmış olduğu yerde Müslümanlar tarafından o, olay gerçekleştirilmiş ve bu cami kutsal mezar kilisesinin karşısmdadır. Hz. Ömer'in diğer büyük camii ise tam tapmak tepesinde inşa edilmiştir. Bu kutsal belde büyük manevi değerde taşımaktadır. Çünkü Kudüs dünyadaki kutsal üç şehirden biridir.
Kudüs'ü Feth'inden önce sadece farklı inançlar yüzünden barbarca vahşice katliamlar oluyordu. Fakat Hz. Ömer'in fethinden sonra Filistin'de Müslümanlar Hıristiyanlar ve Yahudiler yıllarca dinlerini barış ve huzur içinde yaşamışlardı. Müslümanlar Hıristiyanlar ve Yahudiler arasında hiçbir sorun olmadan hayat devam etmişti. Ancak 11. yüzyılın sonunda bu kutsal topraklara dışardan gelen Yahudi işgalci güçler tarafından vahşi ve barbarların gücü hakim olmuş ve daha sonra haçlı vahşeti takip etmişti.
Avrupa'daki Hıristiyanlar bir "haçlı" seferi düzenleyerek papa II. Urba'nm 25 Kasım 1095 günü clermont konseyinde yaptığı çağrı ile "Bu kutsal toprakları Müslümanlardan alma planlan yapıldı ve yüz binin üzerinde insan Avrupa'nın dört bir yanından Filistin'e doğru yola çıkmıştı. Müslümanlara karşı gerçekleştirdikleri bir çok yağma olayı yaparak insanları barbarca katlederek 1099 yılında Kudüs'e varmışlardı ve haçlıların kente girmesiyle de dünyanın en büyük kanlı vahşetinden biri daha dünya tarihine geçmişti.
Bu vahşet Kudüs şehrindeki tüm Müslümanları ve Yahudileri kadın çocuk demeden hepsini katletmişlerdi. Raymond Of Aguiles bu barbarlığı ve vahşeti şöyle anlatmıştır:
"Görülmeye değer inanılmaz sahneleri gerçekleştirdik. Adamlarmızın bazıları ki bunlar bize göre en merhametli olanlarıydı. Düşman-^ larımızm kafalarını kesiyorlardı. Diğerleri de onları oklarla vurup da sürüyor, bazıları da onları canlı canlı yakalayıp ateşe atarak onların da-,! ha uzun süre acı çekerek ölmesi için işkence yapıyorlardı. Adamları-! mızdan bazıları da Müslüman ve Yahudileri yakalayıp canlı canlı kafa) derilerini ve yüzlerinin derilerini yüzerek ondan sonra öldürüyorlardı,! Şehrin sokakları kesilmiş kafalar, eller ve ayaklarla doluydu. Öyle kij yolda kesik başlar, kollar ve ayaklara takılıp düşmeden yürümel. mümkün değildi. Ama bütün bunlar Süleyman tapmağında yapılanların yanında hafif kalıyordu. Orada nemi oldu? Eğer gerçekleri söylesem, buna inanmak istemezsiniz. Fakat en azından şunu söyleyebilirim ki; Süleyman tapmağında akan kanların yüksekliği adamlarımızın! dizinin boyunu aşıyordu." „
11. M.S. 71 yılında Romalılar tarafından Kudüs topraklarından çikanlan Yahudiler dünyanın dört bir yanına yayıldılar. Yahudilerin bir . gün mutlaka Kudüs'e geriye dönüş olarak ahtı nesilden nesile geçmiş oldu. Ve II. Dünya savaşını fırsat bilerek hızlaörgütleşen Siyonist Yahudiler filistine yavaş yavaş sızıp yerleşmeye başladılar. Ve İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte filistini içten işgal ederek bu halkın felaketi oldular. Ve bununla birlikte yarım asrı aşan bir iç savaş Filistin ülkesi taviz ve taarruz merkezi haline getirilmiş oldu Siyonistler tarafından. Fakat bunca vahşet ve uğramış oldukları felaketlere rağmen de Filistin halkı tekrar bu kutsal topraklarda huzurlu bir hayat sürecekleri günün umudunu da hiç kaybetmediler.
1920-1929 tarihinde Filistin'e göç eden Yahudilerin sayısı 100 bini bulmuştu. O dönemde Filistin'in nüfusunun 750 bin civan olduğu düşünülürse 100 bin gibi bir rakam hiç de küçümsenmeyecek bir sayıdır. Peki bunlar nasıl güçlendiler ve kimler destekledi? Dünyaya meydan okuma cesaretine nasıl ulaştılar? Belirlenen hedefler ve yapılan hesap ve planlar nasıl hiç şaşmadan istikametlerine ulaşabildi? Hızla akan zamanın içerisinde göç eden Yahudi sayısı 1920'lerde 100 bin olan göçmen sayısı 1930'lar da 232 bin civarına ulaştı. 1939'a gelindiğinde toplam 1,5 milyon olan Filistin nüfusunun tam 445 bini Yahudilerden oluşuyordu. Bu da gösteriyor ki yaklaşık % 10'dan daha az olan nüfus oranı 1939'larda % 30'lara ulaşmış ve Yahudi yerleşimi Filistin de hızla yaygınlaşmıştı. Fakat Yahudilerin sahip oldukları toprak ve mülkiyat miktarı 1920li yıllara nazaran iki misline çıkmıştı. 1947 yılına gelindiğinde Filistin'de 630 bin Yahudi 1 milyon 300 bin civarı Filistinli vardı. 29 Kasım 1947'de BM Yahudilere taksim edildi ve İsrail devletinin kuruldu ilan edildi. 15 Mayıs 1948'den Siyonist gruplar dışardan da destekli olarak iyice güçlenip Filistin topraklarını hızla ele geçirmeye başladılar. Filistin halkının köy ve kasabalarına baskın yaparak kadın, yaşlı, çocuk demeden bu halkı katlederek erleri ve erkek çocukları nedensiz tutuklayarak bazılarını da yıldırıp sürgüne zorlayarak baskı ve şiddetlerini halen sürdürmektedirler.
1930-1939'da İngiliz mandası döneminde büyük bir göçü takip etmişti. Yaklaşık 232 bini bulmuştu Filistin'e o dönem yerleşen Yahudi sayısı, bu yerleşmeler daha sonra Filistin halkının kabus ve felaketi olmuş durumda.
Göçmen dairesi başkanı Joseph VVeitz 1940'da yapmış olduğu bir konuşmasında "Şu anda bu topraklar üzerinde iki ayn halka yer yoktur. Araplar varken bu ülkede bağımsız bir halk olarak var olmamız mümkün değildir. Tek çözüm büyük İsrail'dir. En azından batı bölgesinde hiç Arap bulunmayan bir büyük İsrail ve bunun için Arapları komşu ülkelere sürmek dışında başka hiçbir seçenek yoktur. Arapların hepsini sürmeliyiz. Arapların bulunduğu tek bir kasaba ve tek bir köy bile kalmamalı. Hepsini sürelim Irak'a, Suriye'ye ve Ürdün'e. Filistin de tamamen bunları çıkarmaktan başka çare yok."
Peki baskılara karşı Filistin halkı direnince ne oluyor? Tabii ki canından oluyorlar. İsrail askerleri tarafından vurularak öldürülüyorlar.
İsrail devleti kurulmadan önce hedefe yönelik kurumlaşma birbirini takip etmiş ve tarihin ötesine uzanıp İsrail ve Filistin işgaline bakıldığı vakit İsrail'in her bir şeyi ne kadar planlı yaptığını görmekte mümkündür. Çünkü Yahudiler hedef belirlerken özellikle Arap nüfusunun etkili kesimlerinde iyice yoğunlaşarak iyi bir şekilde kök salma-; ya başlamışlardı. Ve de Filistinde de bir Yahudi devleti kurmayı hedef alan Siyonizm'in zuhuru başlarken geçmişin tarihinde de Yahudilerin dönüşünün kaçınılmaz olduğunu görmek mümkün. İsrail devletinin kurulmasında büyük desteği olan İngiliz devleti, 16 Mayıs 1916 tarihli, gizli İngiliz, Fransız sykey picot anlaşmasından sonra karşılıklı çıkarların uyuştuğu İngiliz ve Musevi işbirliği de gözlerden kaçmamıştır.
İngiltere'nin askeri işgali ile başladığı Filistin'deki yönetiminin yeni kurulan milletler cemiyetinin manda sistemi altında hukukileştirirken giderek daha çok Siyonist teşkilatı ve işbirliği içersinde Yahudi milli yurdunun kurulmasında ve güçlenmesine destek ve de bonkörce katkıda bulunduğu da hiç gözlerden kaçmamıştır.
Filistin topraklarında Yahudi milli yurdunun kurulması ve Filistin halkının yok sayılmasının hiçbir ilke hukukunda yeri yokken neden Filistin'e bağımsızlık haklan tanınmadı? Ve de tanınmıyor? Veya niçin Filistin halkı bu haklara dahil edilmiyor? 57 yıldır dirhem dirhem Siyonist devleti tarafından soykırıma götürülen Filistin Arap halkının nüfusu kat ve kat Yahudi nüfusundan daha çok olmasına rağmen Filistin'in kimliği Filistin topraklarından türediği halde nasıl oluyor da Filistinli kendi topraklarının varisi sayılmıyor ve nasıl oluyor da Filistin'in dışından gelip sonradan bu topraklara yerleşen Yahudiler Filistin'in gerçek varisleri sayılabiliyor?
"Nüfusun onda dokuzuna baktığımızda Arap'ların yerleşik bulunduğu bir ülke üzerinde bir Yahudi milli yurdu oluşturma siyaseti olağan dışı idi. Yahudilerin pek çoğu ve İngilizlerin bir kısmı Yahudi halkının eski konumunu elde etmesine dair kutsal kitabın verdiği ilhamın gerçekleştirilmesi yolunda ateşli bir inanca sahipti. Ancak bu inancın Arapların üzerine yükletilmesi de mümkün değildi. (Dolayısıyla) Araplar için yeni bir uluslar arası düzenin ilkelerinden birisi olarak ilan edilen kendi geleceğini belirleme hakkını ellerinden alan bir siyasete karşı savaşmak gayet tabii idi."
Siyonist ideolojisindeki inanç sisteminde Filistin kutsal toprakları Yahudilere aittir. Evveli ve ezeline kadar da aynen Yahudilerin olacak. Çünkü Filistin onların atalarının topraklarında yaşıyorlar ve Yahudi-lerde bu toprakların asıl varisleridirler.
Çünkü Ben; babalar günahını çocuklar üzerinde üçüncü nesil üzerinde, ve dördüncü nesil üzerine ariyan, bir Allahım.[24]
Allah'ın RAB, mülk olarak almak için gitmekte olduğun diyara seni götüreceği, ve senin önünden çok milletleri, Hittikleri, ve Girgaşile-ri, ve Amarileri, ve Kenanhları, ve Perzzileri ve Hivileri, ve Yebusileri, senden daha büyük ve daha kuvvetli yedi milleti kovacağı; ve Allah'ın RAB onlan senin önünde elevereceği, ve sen onları vuracağın zaman; onları tamamen yok edeceksin; onlarda ahdetmeyeceksin, ve onlara acımayacaksm;[25]
Şöyle ki kendi memleketimde Aşurluyu kıracağım, ve dağlarımın üzerinde onu ayakaltmda çiğneyeceğim.[26]
Deniz kıyısında oturanları, keretiler milletinin vay başına! Ey Kenan, Füistiler diyarı, Rabbin sözü size karşıdır; seni yok edeceğim, öyle ki, artık sende oturan kimse olmayacak.[27]
Öldürülmüş ve esir edilmiş olanların kanından,
Düşmanların reislerin başından,
Oklarımı kanla sarhoş edeceğim,
Kılıcım et yiyecek.
Ey milletler, onun kavmi ile beraber sevinin,
Çünkü kullarının kanının öcünü alacak,
Ve hasımlarına intikamla karşılık verecek.[28]
Bundan dolayı orduların Rabbi şöyle diyor: İşte, ben onları yokla yacağım: yiğitler kılıçla ölecekler; oğullan ve kızları kıtlıkla ölecekler: ve onlara bir bakiye kalmayacak; çünkü Anatot ellerine kötülük getireceğim, onların yoklanılma yılını getireceğim.[29]
Ey Habeşler, sizde benim kılıcımda öldürüleceksiniz.[30]
Ve garp tarafından filistilerin sırtına uçup atılacaklar; şark oğullarını birlikte çapul edecekler; Edam ve Moab üzerinde ellerini atacakla* ve Amman oğullan onların sözlerini dinleyecekler.
Atalarının fesadından ötürü, onun oğullarını boğazlayacak yer hazırlaymda ayağa kalkmasınlar ve diyarı kendilerine mülk edinmesin-j Ier ve dünya yüzünü şehirlere doldurmasınlar. Ve orduların Rabbi diyor: Onlara karşı kalkacağım, ve adı, ve baki kabını, ve oğlunu, ve torunu Babilden kesip atacağım, Rab diyor.[31]
İşte kavm: DİŞİ ARSLAN gibi kalkıyor ve kendisini ARSLAN gibi kaldırıyor, Şikarını yiyinceye kadar, ve öldürülmüş olanların kanını içinceye kadar yatmayacaktır. [32]
"İşte benden ve miras olarak sana milletleri, Mülkün olarak yeryüzünün uçlarmi'da vereceğim"
"Onları demir çomakla kıracaksın;
Bir çömlekçi kabı gibi onları parçalayacaksın. [33]
Ve İsrail onun mirasının siptıdır,; orduların RABBİDİR. Sen benim topuzum ve cenk silahlarrmsm; ve seninle milletleri kıracağım ve seninle ülkeleri helak edeceğim.[34]
"Milletlerden öç alsınlar; ve ümmetleri tedip etsinler; onların krallarını zincirlerle,
ve ileri gelenlerini demir bu kağlar ile bağlasınlar:
" Ta ki, yazılmış olan hükmü onlara karşı yürütsün.[35]
Çünkü Rabbin bütün milletlere öfkesi bütün onların ordusuna kızgınlığı var;
Çünkü Rabbin öç alma günü, Sion davasından ötürü karşılık yılı var. [36]
Tevratta Yahudi olmayan halkların Yahudiler tarafından yok edilmesi ülkelerini Yahudilerin sahiplenmesi toprak ve hazinelerinin Yahudilerin eline geçmesinin bir hak olduğunun iddiası, Tevrat aytele-rinde görülmektedir. Diğer hakları yok etmek ülkeleri helak etmek için Rabbin İsrail oğullarını görevlendirdiği açıklanmaktadır.
Bunca insanlık dışı vahşet ve zulüm uydurulmuş olan bunca hurafeler nasıl Allah'ın kelamıdır denilebilir. Bütün bu akla ve hayale sığmayan yalan ve hurafeler insan alemine ve müslüman alemine yapılmakta olan haksızlıklardan ziyade öncelikle yerin ve göğün hükümda-n ve tüm alemin Rabbi olan Allah'a karşıda büyük gaf ve hakarettir. Allah'ın kelamı olan emirlerin içerikliğine taban tabana zıt olan bu beyanlar masum insanların felaketi olmuş ve halende olmaktadır.
Ünlü Yahudi ansiklopedisi Hahamların düşüncesine göre Mesih, insanlık tarihini en üst noktasında, israil'in düşmanlarını yenecek, Yahudi halkını yeniden topraklarına kavuşturacak onları Ye Ha va'yala yakınlaştıracaktır. Bir peygamber savaşçı, kral ve Tevrat öğreticisi olacaktır.
Yahudilerin hayalleri geleceği belirlerken bunun bilançosu ise arap halkınmda felaketi oluyor. Radikal Siyonist Yahudilerin inanç sistemi mukaddes kitap tevrat'm beyanlarına göre değilde Hahamlerin uydurmuş oldukları sözlü emirler risalelerini inanarak kendini özel varlıklar olarak görmüşlerdir. Siyonizmin bu bozuk mantıksal işleyişi bir ülkenin inanılmaz zaiyatma sebep olmuştur. Kalpteki marazın durmadan insanı zehirlemesi ve şeytani hislerin dürtüsü uyduruk
Sabra ve Şatüla katliamının mimarı olan Arieî Şaron Tevrat rulolarını taşırken görünmektedir. Nesilden nesile nakleden kin, kan, vahşet ayetlerinden oluşan bu tevrat rulosuna ve içindekilerin doğruluğuna nekadar sadık ve bağlı olduğu da işlemiş ve halen işlemekte olduğu cinayetleriyle anlaşümmaktadır. Kalp kusurlu olursa fikirlerde bozuk işler. Din ve inanç uygarlığın temelidir.
Eğer din saptınhrsa vahşetlerin önüne geçilemez. Din insanlarda vicdan mahkemesini oluşturan adil bir hukuku da temsil eder. İnsanların ve toplumların uygarlıkları dini inancıyla ve davranışlarıyla bilinir ve de ölçülür.
felsefelerinde mantıklara yatmış görünmektedir. Onun içindir ki bazı felsefelerin mantıksal olarak yürüttüğü kör inançların sonucunda ise Filistin tablosu görünmekte. Gelmiş geçmiş hataların en kötüsü ve de davranış biçimi ise bir yurda girerek onu ilhak etmek ve ulussuz bırakmaktır. İşte siyonizmin getirdiği felaketler Siyonist zihniyetlerine göre kutsal diyarlar ve kıymetli beldeler Filistin kutsal toprakları da dahil olmakla beraber kendilerine hak görmüş ve savaş sebebiyle kendine mülk edinmişlerdir.
İnsan Haklan Var mı?
İnsan hakları varsa Filistin halkının hakları nerede? Ve ya insan hakları bilindiği halde niçin hiç umursanmıyor?
Filistin insan haklarında doğmuş olan haksızlıklara neden terk edildi?
Filistin'in bağımsızlık've hükümranlık hakkı nerede? Filistin'in toprak bütünlük hakkı nerede?
Filistinlilerin kendi geleceğini belirleme hakkı nerede? Filistinliler yurtlarından çıkarıldılar ellerindeki mal ve toprak varlıklarına el kondu. Bu mütecavuz olay adil mi? Adil değilse adalet neden Filistin halkı için tecelli etmiyor?
İnsan için en Önemli değer olmazsa olmaz olan eğitim ve sağlık kurumları neden Filistin için sınırlamalar getiriliyor İsrail devleti tarafından?
İsrail bu insanlık dışı cinayetlere savaş derken savaşların hedefi askeri birliklerini olmalı yoksa masum ve savunmasız sivil halk mı?
İsrail'in Filistin'e açmış olduğu bu savaş savunma amaçlı mı yoksa bir halkı ulus ve kimlikleriyle birlikte yok etme amaçlı mı?
Savaş, eğitim ve sağlık merkezlerini, ibadet ve kutsal yerleri mi hedef alır?
Filistin neden adil ve kalıcı barışın dışında tutuluyor? Filistin'in tabi ve beşeri haklan neden engelleniyor? Filistin halkının milli kimliklerini kurma haklarından neden yoksun bırakılıyor?
Yahudilere'de Dünya'da yetecek kadar toprak mı yok? Yahudiler çok mülkiyetten Ölümsüzleşebilirîer mi? Yahudiler Dünya'ya ve içindekilere hakimiyet kurabilirmi?
Yahudi inancındaki savunucu ve savaşçı Mesih kurtarıcı gelecekse Yahudileri kurtarmak için madem neden Yahudiler kurtarıcının gelip savaşmasını beklemiyorlar da kendileri katliam yapıyorlar?
İsrail benzeri işgalci güçleri, hep aynı nedenlerle cinayet işlerken hesap sorulacağı yerde niçin maaşlarını artırarak bunları ödüllendiriyorlar?
Veya nasıl oluyor da yapılan saldıralar İslam kesimine yönelik îluyur?
İman edenlerin hiçbir hesabı olmazken, niçin inat edenlerin hesaı ve kinleri bitmiyor iman edenlere? Vicdan ve insafın mahkemesi varmı?
Varsa niçin bu vahşetler vicdan ve insaf mahkemesinde yargılan nıyor?
Firavunların Nemrut ve Ebu Cehillerin neslinde olanlar bu asırda a mı var?
Kanlı alemin efendilerine yetki ve etki verilirini?
Halak ve tufan yalnız geçmiş asırların azgınları içinmidir?
Ahlakın ve hukuk'un sükût ettiği bu savaşta acaba insaf nerede?
Siyonist güçler Filistin'e girdikleri vakit asıl amaçları Filistin haini ulusuyla birlikte yok etmekti. Önce Filistinin ulusunu yok ederek ı toplumun etki ve yetki gücünü kırmış hertür tabi ve beşeri yetkisi-de beraberinde yok etmiştir. İsrail'in terör politikasının yasadışı eymleri yasal gibi görünmüş ve bundan dolayı da israil'in cesareti hadni aşarak felaket ve ölüm kusmaya da devam etmiştir.
İsrailli kurşun atıyor, filistin'li Ölüyor suç sayılmıyor. Fakat Filis-ı'li taş atıyor suç sayılıyor ve Siyonist ideolojisine göre ölmesi gerepor. Yıllardır insaf ve vicdanı hukuku olmayan bu devletin kıskacm-her gün dirhem dirhem vahşet ve Ölüme terk edilen Müslüman Fitin halkı can çekişmeye devam ederken dünya ve içindeki insan aleyle birlikte duyarsız kalmaya devam etmektedir.
Peki insan hakları varmı ve yahut varsa Filistin halkının hakları neden bu hakların dışında tutuluyor?
Her ülke kendi ulusunu kurarken ve de bu haklara sahipken Filistin halkı neden kendi ulusuna sahip değil?
Devletsiz ve ulussuz olmanın ne olduğunu Filistin halkından daha iyi kim bilebilir. Dünyanın her yerinde insanlara tanınan hakların filistine tanınmasının yanlış oluşu ve bu ayıbında dünya da hiçbir mazereti ve nedeni de olamaz. Çünkü bu adaletsizlik ve hukuk dışı eylem ve vahşetler filistinle birlikte diğer İslam ülkelerinde de olmaktadır.
Hepsinin saldın ve eylemleri aynı ve benzeri hayali nedenlerle oluşmaktadır. Dünya'nın gözleri önünde Filistin halkının doğal hakları ihlal edilmiştir.
Filistin'in içten bölünmesi ve İsrail devletinin Filistin topraklarında korkunç ziyan teşkil etmesi, hak olan bir ulusu da yok etmiştir. Nasıl oluyor da sonradan kurulan bir devlet tüm Dünya'nın gözleri önünde insanlık dışı suç işleyerek, hiçbir tenkide aldırmaksızm Filistin halkının ulus ve kimliklerini de reddetmektedir.
Günümüz de bile istediği zaman tedbir alıyoruz hikayesi altında filistinlileri sıkıştırarak/ göçe zorlayarak ve direndikleri vakit de nedensiz tutuklayarak işkence ve zulm ederek, vurup ölmelerine neden olmaktadır.
Mha/Frankfurt
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'in, Ortadoğu ziyareti nedeniyle yazılı bir açıklama yapan İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), ABD, Rusya, AB ve BM'den, bölgedeki insani durumun izlenmesi için acil bir mekanizma oluşturmaları ve ilerleme sağlanması için destek sunmalarını istedi.
Yeni 'Yol Haritası'nı eski anlaşma metinleri ile karşılaştırarak eden HRW, burada da Oslo'da yapılan hataların tekrarlanarak insan haklarına yer verilmediğini anımsattı. Buna karşın planda bütün barış sürecini bozan ihlallerin başladığı yerden devam edilmesine izin verildiğini kaydetti.
HRW Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölümü Direktörü Hanny Me-gally, ABD ve dörtlünün diğer üyelerinin ihlallerden ders çıkararak insan haklan standartları ve etkili izlemenin geçiş sürecini güçlendirecek sini görmeleri yerine bunu planda tamamen devre dışı bırakmalarını eleştirdi. Megally, "Bu boşluk durdurulmadığı sürece tüm plan da büzük ihtimalle boşa çıkar" uyarısında bulundu. Sponsorlarının 'Yol Haitası'nı performansa dayalı ve hedefle yürütülen' bir plan olarak su-iarak İsrail-Filİstin sorununu çözmek istediklerine ve bunun Filistin levletine yol açacak nihai anlaşmaya kadar üç aşamalı bir süreç Öngördüğüne dikkat çekti.
Sağlık Sorunları Giderilmeli
Yol Haritası'nda belirtilen Filistin'in hukuk sisteminin düzenlen-lesi ile ilgili olarak, insan hakları ve insani sorunlara dikkat çeken IRW, özellikle halkın sağlık ve insani yardıma erişiminin sağlanması erektiğine işaret etti, Başka önemli yükümlülüklerin ise planda yer al-ladığmı belirtti. Tüm tarafların, cinayetlere kasıtlı saldırılar yaparak şır insan haklan ihlallerinde bulunanları adalet önüne çıkarmalarının lana eklenmesini istedi.
HRW, eksikliklerin giderilmesi için Povvell ve diğer ülkelerden ba-msız bir insan haklan izleme mekanizması kurulmasını ve süreci ıltalayacak yeni insan haklan ihlallerinin önüne geçilmesini de talep ti. Ayrı bir insan hakları izleme mekanizmasının kurulmaması halin uluslar arası insani hukuk ve insan haklan uzmanlarının 'Yol Ha-:ası' izleme komitelerine dahil edilmesini Önerdi. Güvenliğin C1A ve şka güvenlik Örgütleri tarafından denetlenmesinin, ihlallere daveti-olduğu uyarısında bulundu.
HRW, BM Güvenlik Konseyi'ni ise kendi kararlarına sahip çıkmamakla eleştirdi. Filistin'deki sivillerin ihtilafın mağduru olmaları ve İsrail'in yerleşim birimleri inşaatını sürdürmesinden BM'nin de sorumlu olduğunu kaydetti.
İntifadayla Yaşanan Silkinme
İntifada, Filistin halkının kendi ayakları üzerinde durma ve kendi gücüyle mücadele etme bilincini geliştirdi. Bu silkiniş 20 yıldır devam eden işgalin yarattığı katlanılmaz hayat koşullarına, ırkçı siyonist politikalara karşı bir isyandı. Filistin davasına zarar veren Arap rejimlerinden beklentileri bir kenara bırakan yeni kuşak davasına sahip çıktı. Filistinliler kendi kurtuluşlarının kendi ellerinde olduğunun farkındaydılar. Artık davanın umudu ve bedel ödeyicisi yeni kuşaktı. Filistin hareketinde bir kilometre taşı olan ilk intifada, ancak Oslo süreci ile bitirilebilecekti.
İntifada yeni döneme bir hazırlıktı. Bu hazırlık sistemle bütünleşmeye değil, kavgaya tutuşmaya göre yapılmaktaydı. Artık diplomasiden, Arap yönetimlerinden, hatta FKÖ'den bile medet umulmuyordu. Mücadele işgal koşullarında yetişen yeni kuşak ve kitlelerin inisiyatifi ile yol almaya başlamıştı. Bu silkinme Filistinli grupları da sarsmıştı; olduğu kadarıyla güçlerini yeniden harekete geçirmeye başlamışlardı.
İntifada kısa sürede yayılmakla kalmadı, belirli bir siyasi hedefi ve nispeten örgütlü yapısıyla bir direniş hareketine dönüştü. İşgal yılları boyunca gündelik hayatı devam ettirmek, topluluk düzenini sağlamak için oluşan Örgütlülük intifadaya da yansımıştı. Halk Direniş Komiteleri kent, kasaba, köy ve mülteci kamplarını bütünleştirmiş, komitelerde örgütlenen halk, Birleşik Milli Liderlik (BML) altında toplanmıştı.
FKÖ içinden El Fetih, FDHKC, Demokratik Cephe ve FKP, ayrıca işgal altında (İsrail'in de alan açmasıyla) yeni palazlanan islamcı gruplar BML içinde ortak çalışıyorlardı. İşçi sınıfı ise genel grevle intifadaya tam destek veriyordu. Geçmişle kıyaslandığında Filistin toplumunun sınıfsal yapısı değişmeye başlamış, proleterlerin belli bir ağırlığı oluşmuştu. İsrail'in ucuz işgücü rezervi işlevi gören Gazze Şeridi ve Batı Şeria'dan 200 bin civarında işçi günübirlik İsrail'de çalışmaya gidiyordu. İsrail'in vasıfsız, ağır işlerinin çoğunu bu işçiler yerine getiriyordu. Dolayısıyla ilk grevleri İsrail'de çok etkili oluyordu.
İntifada yeni dönemin hareketi olmasına karşın eski Önderliklere <arşı bir alternatif oluşturamamış olması en büyük zaaf alanıydı. Yenik adına çıkanlar islamcı Hamas ve İslami Cihat'h. Kitle çalışmalarınla (El Fetih'teki çürümenin de etkisiyle) başarılı olmalarına karşın, deolojik açıdan islami temel almaları nedeniyle davayı hedefe taşıma-arı mümkün değildi. Bundan dolayı önderlik sorunu varlığını sürdür-lü. İntifada'nın önderliğini yürüten Ebu Cihad'm (Halil El Vezir) müadeleyi toplu halk ayaklanmasına çevirmeye yönelik bir strateji üze-inde çalıştığına dair kimi açıklamalar olmakla beraber, MOSSAD'm <bu Cihad'ı Tunus'ta katletmesinden sonra FKÖ, intifadayı "Oslo Süecini" başlatmak için kullanarak bu dinamiği büyük oranda heba etti. İntifada ile başa çıkmak bir yana işgalci yüzü dünya önünde tesir olan İsrail, tam bir acz içine düştü. Dünyanın en donanımlı savaş nakinalarmdan biri olan İsrail ordusu bu duruma düşünce, Arafat'ın aşlattiğı diplomasi girişimleri siyonistlerden karşılık bulmaya başla-i. Sovyetler Birliği'nin çöküşü sonrasında oluşan hava da görüşmeler :in uygun ortamı oluşturdu.
"Pax Amerikana1" Planının Bir Ürünü Olarak "Oslo Süreci"
ABD emperyalizmi önderliğinde başlatılan Oslo Süreci 1993-95 Oları arasında devam eden, FKÖ-İsrail arasında imzalanan anlaşma-ır serisidir. "Toprak karşılığı barış" olarak formüle edilen bu süreçte keler Bildirgesi, Gazze-Eria anlaşması, Taba anlaşması ve başka an-şmalar imzalandı. Bu anlaşmaların hiçbiri Filistin sorununu çözme-iği gibi, İsrail ünlü "güvenlik" gerekçelerini öne sürerek imzaladığı ılaşmalarm önemli bir bölümünü kağıt üstünde bıraktı. Dolayısıyla .11 Clinton'un 13 Eylül 1993'de kotardiğı, Beyaz Saray bahçesinde si-ünistlerin Arafat'la el sıkışma seremonisi sorunu çözmekten oldukça
uzaktı. İsrail en önemli üç sorunu; Doğu Kudüs, Yahudi yerleşimciler ve 4.7 milyon mültecinin topraklarına dönmesi sorunları masaya yatırmaktan s'rekli kaçındı. Yahudi yerleşimlerini kurmaya devam etti vb. Oslo Süreci en çok İsrail'in işine yaradı. Birincisi, intifadamn bitmesini sağlayarak İsrail'e derin bir soluk aldırdı. İkincisi, bir kısım Arap ülkeleri dahil olmak üzere birçok devlet nezdinde İsrail meşru-laştı. Üçüncüsü, Türkiye şahsında Ortadoğu'da stratejik bir müttefik kazandı. (Türkiye-İsrail ilişkileri geçmişe dayanmakla birlikte, Oslo Sürecinden Önce böylesi bir adım göze almamıyordu). Dördüncüsü, geliştirdiği ekonomik ilişkilerin sağladığı olanaklarla gelir düzeyi emperyalist ülkeler seviyesine yaklaştı. (Kişi başına düşen milli gelir 18 bin 900 dolar, bu oran Filistin'de 850 dolardı).
Oslo Süreci Filistin davası açısından ise, sonuçları üzerinden bakıldığında, bir kazanım getirmedi. Süreç Filistin halkına sahte bir barış bile veremedi. Filistin Özerk Yönetimi'nin (FÖY) kurulması Filistinli emekçilerin temel sorunlarında bir değişiklik yaratmadı. İsrail'in bazı icraatları FÖY'e bağlı polislere devredildi. Filistin polisi Arafat muhaliflerine karşı yetersiz kaldığı zaman İsrail istihbaratından yararlanıyordu. Kendi çevresindeki adamlar politik iktidara hakim olduktan sonra ekonomik gücü de ellerine geçirdiler. Ramallah'ta lüks villalarda oturmaya başladılar. Ama mülteci kamplarında yaşayan emekçilerin yaşamında bir değişiklik olmadı.
Arafat Siyonistlere güvenliği sağlamayı taahhüt etti. İsrail saldırılarının neredeyse tümü Arafat'ın bu sözünü tutmamasına bağlandı. Bu söze sadık kalmak için Arafat çok çaba harcadı. Gazze'de terör estirdi, yasaklar getirdi, tutuklamalarda bulundu vb. Ama yine de siyonistle-re yaranamadı. Güvenliği sağlamak için CİA şefiyle işbirliğine gitmesi bu konudaki çabalarının ibret verici Örnekleridir. Bu icraatları sonucu Arafat'ın saygınlığı sarsıldı. Filistin davasıyla özdeşleştiği halde halktan gördüğü destek önemli oranda zayıfladı.
El Fetih giderek yolsuzluk ve rüşvetçilerin yuvası haline geldi. Arafat yönetimi kısa sürede baskıcı bir iktidar olup çıktı. Filistin direnişini tamamen tasfiye etmek için uğraşmayı kendine iş edindi. Siyonistlerin kışkırtmak istediği geniş çaplı bir iç çatışmanın kıyısına kadar gelindiği zamanlar oldu. Hamas bunun önüne geçmek amacıyla esnek taktikler kullandı. El Fetih'de yaşanan yozlaşma kitle ilişkilerine özen gösteren Hamas'm güçlenmesine yaradı.
İsrail ise ırkçı politikalarını ara vermeden uygulamaya devam etti. Yeni Yahudi yerleşimlerinin açılması, kuşatma, baskı, taciz, cinayet ve provokasyonlar eksik olmadı. Bu provokasyonlar Şaron'un Harem El-Şerifi ziyaret etmesiyle doruğa çıktı ve ikinci intifadanm fitilini ateşledi.
Oslo Süreci ile aldatıldığını anlayan halk hem İsrail hem de FÖY'ne karşı öfke biriktirmeye başladı. Halk, "yıllardır Arafat ve İsrail bizi barış süreci adına oyalıyor" demeye başladı. Filistinliler "barış süreci" kavramından bile nefret etmeye başladılar. Kendileri taviz veriyor, işgalciler azıtıyor, bunun adı da "barış süreci" oluyordu.
İntifada Ve Önderlik Sorunu
28 Eylül 20Û0'de El Aksa İntifadası bu koşullarda patlak vermişti. Dolayısıyla, "El Aksa intifadası Oslo'nun sonu değil, sonucuydu" değerlendirmesi süreci tanımlıyordu. Bölgesel başlayan gösteriler kısa sürede Gazze Şeridi ve Batı Şeria'nm her tarafına yayıldı. Artık çocuklar okul çıkışlarında ölümü göze alarak işgalci askerlere taş atmaya gidiyorlardı.
Birinci intifadanm deneyimlerini değerlendiren Siyonistler ilk günden katliamlar yapmaya başladılar. Vurma emri alan keskin nişancılar çocukların ve gençlerin başlanna kurşun sıkıyorlardı. Gazze'deki hastaneleri ziyaret eden bir gazeteci, "Hastaneler başlanna kurşun sıkılmış yaralı gençlerle dolup taşıyordu" diyordu. İntifada çocukları ilüm kusan namlulara karşı taşla direnmenin destanım her gün yeni yazıyorlardı.
Filistin direnişi başından beri emekçi kesimlerin omuzları üzerin-ie yükseldi. İlki gibi ikinci intifadayi da sürükleyenler yoksulluk ve baskı içinde yetişen emekçi kesimlerden gelen gençler ve çocuklar oldu. Zira yaşadıkları mülteci kamplarında en temel ihtiyaçları olan temiz su, sağlık, beslenme vb. bile karşılanamayan yeni kuşak, bir de ırkçı baskılara katlanmak zorunda bırakılmıştı.
İntifada sayesinde inisiyatif Arafat yönetiminden tekrar sokağa geçti. Oslo Süreci boyunca Önemli oranda törpülenen kitlelerin inisiyatif ve direnişi yeniden şekillenmeye başladı. Bu canlanma yozlaşan El Fetih'in gençlik örgütü "Tanzim"de de bir sarsıntı yarattı. Tanzim, Arafat'a rağmen intifadanm öncülüğünde önemli bir rol üstlendi. Mar-van Barguti'nin önderliğinde örgütlenen Tanzim, El Fetih'ten fiilen ayrı tavırlar geliştirmeye başladı. Hak kazanmanın diplomasiden değil direnişten geçtiği gerçeğine en sık vurgu yapan, intifadanm Arafat'la ya da Arafat'sız devam edeceğini dile getiren önderlerin başında Bar-
guti gelmektedir.
Barguti gibi önderler kimi durumlarda bağımsız tavır geliştirseler de, FKO'den tümüyle bağımsız tavır almaları sürecin seyrine bağlıdır. Halka yabancılaşıp yozlaşan eski önderliğe karşın bu çıkışlar önderlik sorununun çözümü açısından umut verici olmakla birlikte, sorun varlığını devam ettiriyor.
Oslo süreci ile ikinci intifadanm başlamasına kadar geçen dönemde islami akımlar güçlenip belli bir kitlesellik kazandılar. El Fetih'te yaşanan çürüme en çok bu gerici akımların işine yaradı. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi belli bir toparlanma yaşasa da etkin bir güç olmaktan uzak görünüyor.
11 Eylül'den sonra azgın ve kesintisiz bir saldırı başlatan kasap Şaron'a ve arkasında duran Amerikan emperyalizmine karşı, Filistin tarihinde en kararlı bir duruşun gerekli olduğu bir sürece girilmiştir. Emperyalist saldırganlık ve savaş politikasının Ortadoğu'ya yönelik hedeflerinden birinin bölgenin en güçlü direnç noktası olan Filistin'i ezmek olduğu göz önüne alındığında, ideolojik-politik açıdan sağlam bir önderliğe olan acil ihtiyaç daha iyi anlaşılır. Filistin halkının yansından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum edilmiş,
1 milyon Filistinli günde 2 dolardan az bir gelirle geçinmek zorunda bırakılmıştır. Bu tablonun sorumluluğu doğrudan siyonist işgalcilere aittir.
İşçi sınıfı ve emekçilerin yaşadığı yıkımlar, ölümler, ırkçı baskılar ile yoksulluğun kaynağı aynıdır; emperyalist-siyonist işgal. Yoksulluğa karşı anti-kapitalist mücadele ile sömürgeciliğe karşı anti-emperya-list, anti-siyonist mücadeleyi birbirinden ayırmayan bir önderlik anlayışı Filistin'i sahte emperyalist-siyonist barış dayatmalarından kurtarıp gerçek özgürlüğüne kavuşturabilir ancak.
Filistin halkı daha yıllarca direnebilecek güce sahiptir. Ancak emperyalist-siyonist kuşatma altında, en modern silahlarla donanmış, tarihin tanıdığı en katliamcı ordulardan birinin kıskacı altında bulunduğu da unutulmamalıdır. Dolayısıyla Filistin halkı her zamankinden çok daha fazla enternasyonal dayanışmaya ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçiyor. Tüm anti-emperyalist, anti-siyonistlerin sorunu bu bağlamda ele almaları ihmal edilemez bir sorumluluktur.
İsrail ordu sözcüsü Kitneyden İtiraf, Cenin'de katliam yaptık...
İsrail ordusu, Cenin'de yaptığı katliamı itiraf ederek, mülteci kampına yapılan saldırıda yüzlerce Filistinli'nin öldüğünü açıkladı.
Ordu sözcüsü Kitney, ordu radyosuna yaptığı açıklamada "anlaşılan Cenin'de yüzlerce ölü var" dedi. Gerçekte ise ölü sayısının İsrail ordu sözcüsünün açıkladığının çok üstünde olduğu sanılıyor.
Filistin: İntifada Kuşatma Altında
Robent Cîough
Irak'taki savaşın sona ermesi Siyonist Devlet'e Ortadoğu'da tam bir askeri üstünlük kazandırdı. Irak ezildi, Amerikan emperyalizmi Suriye ve İran'ı doğrudan tehdit etmektedir. Emperyalist veznedarlarını koruma korkusu olan diğer Arap rejimleri ise verdikleri kapitülasyonlara karşı gelişen iç tepkileri bastırma ile meşguldürler. Faydasız şikayetlerle ellerini ovuşturan bu rejimler Siyonistlere İntifada'yı yok etmeleri için zahmetsiz bir fırsat vermiş oldular. Bush yönetimince yeşil ışık yakılan Şaron, bu fırsatı değerlendirmek üzeredir. ROBERT CLOUGH, Filistin halkının yüz yüze bulunduğu durumu vahim olarak bildirmektedir.
Şaron'un stratejisi geçtiğimiz haftalarda fark edilir derecede açık hala geldi. İsrail'in kaygılarının gözetileceği garantisini alan Şaron Bush'un "barış için yol haritası"nı benimsemektedir. Yalnız, görüşmeleri, Filistin nüfusunun büyük bir kısmını barındıran Batı Şeria'yı çevreleyecek olan duvarı tamamlamak üzere kesecektir. Böylelikle, bütün Ürdün Vadisi'ni de kapsayan bölgenin %60'ı İsrail'e katılmış olacaktır. Bu bölgelerdeki Filistinli'ler tecrit duvarının oluşturduğu dört askeri kamp ya da yerleşim yerine göçe zorlanacaklardır. Doğru dürüst bir ekonomileri bulunmayan bütün Filistin halkı tamamıyla dış yardımlara bağımlı dilenci bir halka dönüşecektir. Kendileri için dayanılmaz bir hal alan yaşam onları evlerini terke zorlayacaktır;yeni bir Nakbah.
Şaron, Amerikan emperyalizminin herhangi bir engellemesi ile karşılaşmayacaktır. Geçen iki buçuk yıllık İntifada boyunca Bush yönetiminin genel kaygısı Filistin halkına karşı yürütülen Siyonist terör kampanyasının Ortadoğu'da provoke edebileceği istikrarsızlık olmuştur. Ancak bu kaygı, Arap rejimlerinin Irak'a saldırı esnasında dahi kendi halklarına karşı yaptıkları etkin jandarmalıkla anlamını yitirmiştir. Yeni Filistin Yönetimi'nin umutsuz uzlaşma çabalarına rağmen Şaron zamanın kendisinden yana olduğunu bildiğinden her seferinde fazlasını isteyecektir. Bu arada, Filistin halkının iradesini yok etme çabası ile Gazze Şeridi'ni vurmaya devam edecektir.
Tecrit Duvarı
Şaron'un stratejisizinin öldürücü noktası ilk ulusal Şaron hükümetinin savunma bakanı, İsrail Emek Partisi eski başkanı Ben-Eleizer'in ilk kez önerdiğinde Şaron'un inşasını reddettiği 'tecrit'duvarıdır.Du-var için ilk plan, İsrail ve işgal edilmiş bölgeler arasındaki sınırı-yeşil hat-azaltmaktı. Böyle olmakla birlikte, plan az zaman sonra Siyonist yerleşimlerinin İsrail tarafında kalmasını garantilemek için işgal edilmiş bölgelere saldın planına dönüştürüldü.(Bakınız FRFI170). Batı Şe-ria'nm %10'unu İsrail'e katacak olan bu batı tarafı bitirildiğinde 360 km. uzunluğunda olacaktır: Kendilerine oturma ve vatandaşlık hakkı verilmeyen 385.000, Filistinli ile birlikte 57 yerleşim yerinin 303.000 sakini İsrail tarafına geçmiş olacaktır. Kuzey'de inşa edilen 114. km.'lik bölüm Temmuz itibarı ile bitirilecektir. Uzun kısımlar her 300 metrede bir inşa edilen büyük koruma kuleleri ile 30 fit yüksekliğinde, Ortaçağ tarzı yapılardır. Bu bölüm 17 köy ve şehir ile 110.000 Filistinliyi kuşa-tacaktir. Duvar ve sınır arasındaki toprak kapalı bir askeri bölge halini alacaktır.
Sekiz metrelik yüksek duvarla çevrelenecek olan Kalkilya'nın 48.000 kişilik nüfusu şehre sadece bir kontrol noktasından girip çıkabilecektir. Kalkilya'nın altında Batı Şeria'nm su ihtiyacının %51'ini karşılayan Batı Akufer su sistemi bulunmaktadır. İsrail şehrin %30 su ihtiyacını karşılayan 14 su kuyusu ile birlikte bu sisteme el koyacaktır.
Şaron Hükümeti duvara ilişkin iki temel karar aldı: Ariel, Kedu-mim ve Irnanuel gibi büyük yerleşimlerin israil tarafına geçmesi için Batı Şeria'nm daha fazla içinden geçmesi için duvarı yeniden rotalan-dirmak ve de Ceriko'yu. tam bir tecride sokacak olan Ürdün Vadisi'nin geniş bir kısmının İsrail'e katılmasına olanak veren bir doğu tarafın duvara eklenmesidir (sf. 3'teki haritaya bk) Şaron'un fikri şudur: İsrail için hayati bir doğu güvenlik bölgesi olan Ürdün Vadisi'nin İsrail'in elinde olmaması hali hiçbir zaman olmayacak bir iştir. Bu bölge her zaman İsrail'in elinde olacaktır (Jonathan Cook'un alıntısı, Elektronik İntifada 28 Mart 2003).
Dört Filistin yerleşimi oluşturulacaktır; Carusalem bütünüyle İsrail'e kalacak, Beytlehem ise kuşatılmış olacaktır. Şaron duvarın yeni bir sınır olduğunu her ne kadar inkâr etse de pratikteki maliyeti (1000 km. uzunluktaki duvar için toplam 2000 milyon dolar olarak tahmin edilmektedir.) duvarı sürekli kılacaktır.
Yol Haritası
Başkan Bush'un söylenegelen yol haritası 1993'ten beri kendileri için felaketlerle sonuçlandığı açık olan Oslo barış' planını Filistin halkına yeniden dayatmaktadır. Filistin Yönetiminin 29 Nisan'da Mah-mud Abbas'm başbakanlığını teyyidini takiben oldukça fazla ertelemeden sonra Bush yönetimi yol haritasını yayınladı. Abbas'm belgeyi müzakere ediîmişcesine hemen kabul etmesine karşın Şaron belgeyi kabul etmemekle birlikte Siyonistlerin Filistin Yönetimi'nin direnişi silâhsızlandırıp Filistinli mültecileri İsrail'deki yitirilmiş topraklarına dönme hakkından vazgeçmeye razı edene kadar belgenin gerektirdiği hiçbir yükümlülüğü yerine getirmeyeceğini bildirdi.
Colin PoweH'ın Mayıs başlarında Ortadoğu'ya gerçekleştirdiği gezi Şaron'u plan üzerinde anlaşmaya ikna edemedi; ancak, Powell'm her zaman olduğu gibi odaklandığı nokta Filistin direnişiydi: "Filistin-li'lerin terörist altyapıyı silahsızlandırma ve ortadan kaldırmak amaçlı kararlı ve hızlı davrandığı görmeliyiz" dedi. "Aksi halde yerinde bunca çabamız heba olacaktır.
Siyonistler ve ABD yönetimi arasındaki yeni görüşmeler, ABD'nin yol haritasında değişiklik istemesi, Siyonistlerin aynı şekilde belgeyi tümüyle onaylamayacakları tartışması ile bir çözüme kavuşmuştur. Amerikalı bir resmi görevlinin de bildirdiği üzere mesele yol haritası kavramsalının yapısını değiştirirken kavramsalın kendisinin nasıl ayakta tutulacağıdır; açıklanan yol haritası taslağı nihayetinde işlevsiz de olabilir, fakat yol haritası kavramsalı işlevsiz değildir. Ortak bir bildiride Colin Powell ve Candoleeza Rice İsrail'in yol haritası ile ilgili 'hayati kaygılarından' bahsettiler ve şöyle devam ettiler: 'ABD İsrail'in bu yerinde kaygılarını kabul eder. Yol haritasının hayata geçirilmesinde bunlara tam anlamıyla ve gerektiği gibi değinilecektir.'
ABD'nin İsrail'e partilere dayalı desteğine ilişkin açık kanıtlara rağmen, Filistin Yönetimi'nin lideri ABD'nin İsrail'i söz konusu görüşmelere zorlayacağı konusunda umutsuzdur. Zira, bir bakana göre 'Filistin Yönetimi ( yol haritasını ) reddedemez, çünkü bu durumda yüz yüze geleceği şey bir felakettir. Bu tür bir kapitülasyon doğrudan Siyonizm ve Emperyalizm'e bağımlı bir küçük burjuvanın çıkarlarını yansıtır.'
Gerçek şu ki amerikan emperyalizminin yol haritasının gerçekleştirilmesinde pek az menfaati vardır ve Bush yönetiminin Savunma Ba-kanlığı'ndaki Richard Perle ve Douglas Faith gibi anahtar figürler Batı Şeria ve Gazze'nin kutsal kitap hükümlerince İsrail'e ait olduğuna inanmaktadırlar. Richard Cheney sağcı "Ulusal Güvenlik için Siyonist Yahudi Kurumu"nun yönetimindedir, geçen yıl Donald Rumsfeld söz konusu işgal edilmiş bölgelerden uluslar arası tanınmış konumlarının açık biçimde reddi ile bahsetmiştir.
Amerika-İsrail Kamu İlişkileri Komitesi'nce yürütülen Siyonist bir kampanya, 100 senatörden 88'inin, 400 Temsilciler Meclisi üyesinden 316'sınin Bush'a yol haritasının İsrail üzerinde oluşturduğu baskı ile İlgili kaygılarını bildirir bir mektup yazmalarıyla sonuçlandı. İleti açık-hnŞaron'a Batı Şeria'nm %50-60'mı İsrail'e katıp buradaki Filistin halkını toplama kamplarında yaşamaya zorlayacak olan tecrit duvarının bitirmesi için gerekli zamanı sağlayacak görüşmeleri kesme iznin verilmesi. Gazze Kasabalarına Siyonist Saldırı
Mahmud Abbas Filistin direnişini silahlı mücadeleyi bırakmaya ikna ededursun, Siyonistler özellikle güneyde Rafah'ı hedef alarak Gazze'yi vurmaya devam etmektedirler. Geçen Aralık ayında 55,Ocak'ta 77 ve Şubat'ta 91 saldın gerçekleştirildi. Ölüm ve yıkım listesi 18 Şubat'ta El Tufah'a gerçekleştirilip 11 ölümle sonuçlanan istila ile 20 Şubat günü 6 ölüm ile sonuçlanan Beyt Hanan istilasını içermektedir. 6 Mart'ta sıra Cabalya'dadır: llölü. Ardından 17 Mart'ta Nussey-rat ve Beyt Lahya vuruldurll ölü. 20 Mart'ta Filistin Polisi Hamas'm Cabalya'daki silah eğitmenlerini tutuklamaya kalkınca halk tereddütsüz Hamas'ı desteklemiş, takiben çıkan çatışmada bir Hamas üyesi öldürülmüş, iki polis cipi yakılmıştır..Saldırı 8 Nisan'da sürdürülmüştür: Askala'da, 10 kişi yok yere helikopter ateşi ile öldürülmüş, onlarcası yaralanmıştır.
Rafah'ta ll;Nisan'da, Uluslararası Dayanışma Hareketi (ISM) mensuplarından İngiliz bir aktivist Tom Hurndall, genç bir kızı İsrail ateşinden uzaklaştırmaya çalışırken başından vurulmuştur. Şu anda bitkisel hayattadır, İsrail ordusu Hurndall'm bir İsrail keskin nişancısının ateş eden kamufle olmuş bir Filistinliyi hedeflemişken çapraz ateşte kaldığını iddia etmektedir. Bütün görgü tanığı ve kanıtlar bunun bir yalan olduğuna işaret etmektedir: Orada bahsi geçen bir Filistinli bulunmayıp, Tom ışık yansıtan bir ceket giymektedir. Yabancılar Daire-si'nden cinayete dair herhangi bir resmi kınama gelmemiştir.
19 Nisan'da Rafah'a yapılan başka bir saldırı sonucu ikisi çocuk beş Filistinli ölmüş, 30'u yaralanmıştır. 29 Nisan'da, Abbas Hüküme-ti'nin teyyidinden sadece saatler önce, Gazze'ye düzenlenen helikopter saldırısı PLFP lideri Nidal Salama ve yanındaki bir kişi öldürülmüştür.
1 Mayıs günü, Abbas yemin ederken daha büyük kıyımlar görüldü: Hamas'm ileri gelenlerinden Yusuf Ebu Heyn'e karşı Gazze'ye düzenlenen saldırıda Şicayah'ta 12 kişi öldürülmüştür.
Ertesi gün yine Rafah'ta İsrail birlikleri zırhlı bir personel taşıyıcısından kasten İngiliz kameraman James Miller*! öldürmüştür. İsrail ordusu bir roket ateşlemek üzere olan birini vurdukları sırada Miller'ın çapraz ateşe kaldığı iddiasındadır. Görsel kanıtlar Miller'ın beyaz bir bayrak salladığını göstermektedir; meslektaşları saatlerce gözlem altında kaldıklarını ve ateşin yalnızca zırhlı personel taşıyıcısından olduğunu dile getirmektedirler.
İntifada'nın -başından beri öldürülen 2.500 Filistinliden 250'si Rafah'ta öldürüldü, üçte biri çocuk olmak üzere. Bölge, İsrailli'ler için sürekli bir ateş ve yıkım ile istila ve serbest ateş, makineli tüfek ve keskin nişancı ateşi, alanıdır. Siyonist ordu canice eylemlerini dışardan hiçbir tanık olmadan sürdürebilmek için bölgeden uzaklaştırmaya çalıştığı gazeteci ve uluslararası gözlemcileri kasten hedef almaktadır. Siyonistler şimdi suç olarak tanımlanan IDF (ordu) operasyonlarını durdurmak amacında olan ISM ve diğer örgütlerle bir bağı olmadığını bildiren yabancı ziyaretçiler talep etmektedir. Bildiri, şu tür bir deklarasyona imza atmayı gerekli kılmaktadır: 'İçinde bulunduğum riskin farkındayım, îsraiî Devleti Hükümeti askeri bir müdahale sonucu meydana gelecek ölüm, yaralanma ve/veya mülke hasar ve zararından sorumlu değildir.' Bu Cenova Konvansiyonu'nun işgal edilmiş bölgelerde insan haklarının korunması hükmünün açık ihlalidir.
Yine de bunlar, 'sahip olduğumuz negatif imaj,bana göre bu anlayışla şekillenen Filistin tarafının Öyküsünü güçlendiren aktivistler yüzündendir... örgüt [ISM] aktivistlerinin sınır dışı edilmeleri için başta kendi selametleri için, bir emir verdim- kendi hayatlarım gereksiz yere tehlikeye atarken bizim bölgede serbest hareket etmemizi de engellemektedirler. Bu nedenle bölge dışına çıkmaları en uygunudur.' buyuran İsrail Ordu Komutanı General Ayalon'u pek yolundan etmişe benzemez.
Emek Partisi Hükümeti'nin Miller ve Hurndall'm ölümlerine dair İsrail tarafından yapılan izahata meydan okumadaki gönülsüzlüğü ile Mayıs ayı başlarında ingiliz bir intihar bombacısının ailesine karşı ha-reketindeki hızı oldukça yalın biçimde çelişmektedir. Bu, Filistin halkını destekler herhangi bir girişimin Siyonizm'i koşulsuz destekleyen Emek Partisi'ni nasıl ırgalamadığını göstermektedir. Yoğunlaşan bir kuşatma altında bulunan Filistin halkı için İntifada'ya desteğimizi kuvvetlendirmek zorundayız.
Zafer Filistin Halkımndır!
Müslüman halkı yok etme planları da bu yöndedir. Yahudi asıllı ve kolonilerinden görevli VVeit'in 1940'da söylemiş olduğu bu sözler Filistin halkının bilançosu'nu 1948 yılından çok daha önceden çizilip planlandığı gerçeğini de ortaya koyuyor, "iki taraf olarak aramızda açıkça bilinmesi gereken nokta, bu ülkede her iki halkı birlikte tutacak yer bulunmayışıdır. Bağımsız bir halk olarak varolma hedefimizi bu küçük ülkede Araplarla birlikte gerçekleştiremeyiz. Tek çözüm Arap nüfusu olmayan bîr Filistin en azından (Ürdün nehrinin batısında) bir şad/ye furkan demirtaş bati Filistin'dir... Ve Arapları buradan komşu ülkelere transfer etmekten; tek köy, tek kabile bırakılmaksızm, hepsini dışarı çıkartmaktan başka da yol yoktur."
Yahudilerin tarihine baktığımız zaman II. Dünya Savaşı öncesi Filistin Yahudilerin yerleşim yeri olarak belirlinmiş ve her bir şeyin hesabı en ince noktasına kadar yapılmıştı. Filistin'in nerelerine kadar Yahudiler yerleşecek ve Filistin halkı nerelere sürüleceğinin hesap ve pla-nı'da yapılmış ve bölgeler belirlenmişti.
"Biz Galili bölgesinin iç kısmını temizlemek ve yukarı Galili'nin tamamında bir Yahudi bölgesel uzantısını yaratmak ihtiyacını duyduk... Dolayısıyla, Galilide kalan on binlerce suratsız (metinde aynen olduğu gibi) arabı kaçırmak için, bizi güç kullanmaya mecbur bırakmayacak yollar aradık...
Farklı köylerde Araplarla temasta bulunan bütün Yahudi muhtarları bir araya topladım ve Arapların bir kısmına büyük bir Yahudi silahlı gücünün Galili'ye ulaştığı ve Hule çevresindeki bütün köyleri yakıp yıkacağı söylentisini yaymalarını istedim. Onlar dostları olarak bu Araplara henüz vakit varken kaçmaları telkininde bulunacaklardı.
İsrail'in uydurmuş asılsız iddiaların ne kadar doğru ve ne kadar yanlış olduğunu tüm Dünya alemi de bilmektedir ki İsrail'in kendine göre uydurmuş olduğu asılsız bahaneler ile ancak kendilerini kandır-maktalar.
Bir halk nasıl asaleti sefalete tercih edebilir ki, bir halk nasıl ulus ve kimliklerini kendi isteği doğrultusunda iptalini isteyebilir ki. Dünyanın en azılı suçluları bile yargısız infazdan korkarken, nasıl olur da masum ve günahsız bir toplum sefalete sürün bize zulmedin bizi vurun ve yok edin demeleri mümkün mü hiç?
Veyahut bütün bu vahşetleri hak ettilerse ve de kendi istekleri doğrultusunda toprak ve yurtlarını terk ediyorlarsa o zaman Filistinliler niçin bu kadar direniyorlar?
Yahudi kamuoyu oluşturucularının dünyaya ilk başta kabul ettirdikleri Arap mültecilerin kendi istekleri ile ayrıldıkları masalı doğru değildir. Gönüllü olarak göçenler yalnızca üzerlerine giydikleri elbiselerle (evlerini) terk etmezler. Evlerinden ayrılmaya karar veren insanlar bunu ailelerinin diğer üyelerini kaybedecek ölçüde bir telaş içinde yapmazlar. Gerçek şu ki (Filistinli) çoğunluk korku dolu bir kaçış içinde katliamdan kurtulmak için yerlerini terk ettiler..
Yahudüer bizi, kadınlarımızdan ayırarak, diğer köylülerle birlikte gruplandırdılar. Bütün gün köyün meydanında kaldık... Aç ve susuz idik iki köylü, yaşlı ve çocuklara su getirmek için izin istedi, Yahudiler onlan su için götürdüler fakat bunun yerine vurup Öldürdüler. Üzerimizi aradılar ellerimizde kalmış para yüzük ve saatlerimizi de aldılar ve sonra rast gele 200 kişiyi seçip kamyonlara doldurarak Rama'ya götürdüler, onlara ne olduğunu bilmiyorduk kalanımız kuzeye Lübnan'a doğru sürülecekdik hemen hemen gece olmuştu, köyün muhtarı Yahudilerden hiç olmazsa o geceyi geçirmemiz için izin istedi... fakat muhtarın ricasını reddedip orayı terk etmemiz için yarım saatlik mühlet verdiler, yarım saat olduğu zaman havaya ateş etmeye başladılar. Sa-cur'a ulaşıncaya kadar birkaç saat yürüdük... dehşet içerisindeydik yolun hangi tarafına bakarsanız bakın insanlarla doluydu. Hepsi de Lübnan'a ulaşmanın acelesi içindeydi.
Arapları evlerini terk etmeleri için hareketlendirmek Yahudilerin siyaseti idi. Bunu sağlamak için psikolojik savaş yoluna baş vurdular. Daha sonra, savaşın ilerlediği sıralarda köylerine bağlı kalanlarda zorla dışarı atıldılar. Muazzam bir başarıyla yürütülen bi siyaset iki önemli avantajı beraberinde getiriyordu. İlkin bu Arap ülkelerine ilkel ekonomi ve idare mekanizmalarının hiçbir surette baş ede-miyeceği bir büyük mülteci problemini bıraktı, ikinci olarak da Yahudilere içlerinde beşinci kol faaliyeti bulunmama görevi güvenci vermiş oldu...
Kendi istekleriyle Filistinli Araplar topraklarını terk ediyorlar diyen İsrail devletinin yalan itiraflarını medya ve Dünya basım, doğru olmadığını delil ve belgeleriyle ortaya koymuştur. İsrail'in iftiralarının aksini ispatlayan Filistin halkı zor koşullar altındaki yaşam mücadelesi veren Filistin halkının dramı ve feryatları Filistin yurdunun üzerinde oynanan oyun ve düzenbazlığı da ortaya koymuştur.
"Oldukça büyük sayıda mülteci kampında (incelemede) bulundum, fakat burada, Ramallah'ta gözlerimle tanık olduğum daha kötü bir manzarayı daha önce hiç görmemiştim. Arabam, doğuya has bir coşkunlukla yiyecek ve evlerine geri dönme isteklerini haykıran heyecanlan ayaklanmış bir kitle tarafından kelimenin tam anlamıyla hücuma uğramış idi. Bu acı çeken insanlık dalgası ürkütücü yüzlerle doluydular. Hele bir deri bir kemik yüzlerini arabanın içine kadar sokup olağan insanın kesinlikle yenilip yutulmaz bulacağı ve fakat kendilerinin yegane yiyeceği olan ekmek artıklarını uzatıp gösteren bir grup sakalları karma karışık biçare ve düşkün ihtiyarı hiç unutamıyorum."
Bebekler kötü söz söylemezler. Bebekler taşta atamazlar onların kokusu çiçeklerde bile bulunmaz. Çünkü onlar burcu burcu cennet kokarlar. Onların avuçları da güzel kokar bebeklerin ellefi kan, kokmamak. Ey dünyayı iğne deliğinden geçirmeye çalışan A... Ey Allah'ım hüküm ve gazabından habersiz olan A......Sen bebeklerin katili olan A...Keşke idrak edebilelsen de hayatın içinde kaybettiğin İnsanlığı yüreğinde ve vicdanında buîabilsen.
Arap Filistin mültecilerini terk etmek zorunda bırakılmış olan Arapların mülkü üzerinde Yahudiler yerleşmiş bulunuyor. Zorla, topraklarından çıkarılmış olan Filistin halkı da zor koşullar altında hayatta kalma mücadelesi vermektedirler.
Filistinli Sümeyye... A'nın İtirafları.
Yıl 1971 'de 14 Haziran sabahı kapımız hızlı hızlı çalındı, benim ba- j şim açık olduğu için ben baş örtüme yenilirken yedi yaşındaki oğlum koşup kapıyı açmıştı. Kapıyı açar açmaz İsrail askerleri ellerinde silahlarla içeriye daldılar. İsrail askerleri adeta kin ve nefret kusuyorlardı, eşim ve iki oğlum kahvaltı sofrasında büyük şaşkınlık içinde donup kalmışlardı adeta. 14 yaşındaki oğlum ağzındaki lokmayı yutmak istedi ama korkudan lokmasını bile yutamamıştı. Hepimizin lokması elinde kalmış ve çay bardaklarımız henüz doluydu. Ve iri yan bir İsrail askeri ayağındaki koca botlarla sofraya vurup her şeyi kırıp dökmeye başladığı anda diğer İsrail askerleri de eşimi 17 yaşındaki ve 14 yaşındaki oğullarımı yere yatırıp dövmeye başladılar, askerler dokuz kişi ve hepisi de silahlı idiler. Tekme ve yumruklarla durmadan vuruyorlardı. Eşimin dudakları patlamış ve burnundan kan oluk oluk akıyordu. Halbuki askerlere karşı direnmemişlerdi bile. 14 yaşındaki oğlum Zü-beyir yüzü koyun yerde parmaklarını asker koca botlarıyla ezerken ben daha fazla dayanamayarak oğlumun üzerine kapandım onun yerine ben ezileyim.istedim. Onlar beni kaldırıp kapıya doğru fırlatarak evimizi terk edip defolup gitmemizi istediler. Ben sekiz aylık hamileydim ama onlar acımasızca oğlumu dövmeye devam ettiler. Yerde yatan oğlumu askerlerin tekme ve tokatlarıyla kan revan içinde kalmıştı. Eşimin ve çocuklarımın feryatları sancılanmama sebep olmuştu. Askerler bizden hemen evimizi ve Filistini terk etmemizi istediler. Neden niçin deyip direnmememiz içinde Önce erkeklerimiz döverek bize göz dağı vermişlerdi. Bizde direnmeden hemen dediklerini yaptık ve evimizi terk ederek oradan ayrıldık. İsrail askerleri üzerimize fazladan bir giysi bile almamıza izin vermediler. Küçük oğlum ve üç yaşındaki kizım feryat ediyor ve titriyorlardı. Bizim biraz paramız ve benim biraz da takılarım vardı. Ben onları sakladığım yerde evi terk etmeden önce almak istedim. Fakat bunu fark eden askerler onları almama izin vermediler ve onları kendileri aldılar. Eşim onlardan para ve takılarımızı geri istedi. Bu söz üzerine İsrail askerleri bu isteğimize korkunç tepki göstererek ve belindeki bir tarafı testere gibi olan kocaman bıçağı çekerek bana doğru yönelmişti. Hemen burayı bir dakika içinde terk etmezsek karnımı yarıp bebeği de alacağını söyledi. Eşim "tamam" diyerek hemen evimizden ayrıldık. Çünkü İsrail askerleri baskın ve katliamlarda hamile kadınların karınlarını yararak ceninleri canlı canlı çıkarıp parçaladıklarını biliyorduk. O yüzden o korkunç akıbete uğramamak için onların dediklerini yapmak zorunda kaldık. Bizim gibi birçok Filistinli de aynı akıbete uğramış ve evlerini terk etmek zorunda kalmışlardı. Yollar insanlarla doluydu ve hiç kimse nereye gittiğini bile bilmeden yürüyorlardı. Nereye gittiğini bilmeden saatlerce yürüdük, herkes açlık ve susuzluktan bitkindi ve bütün bir gün yürümenin yorgunluğu bedenleri iyice halsiz koymuştu. Ve günün sonuna gelmiş Güneş batmış ve karanlık her yere hakim olmuştu. Hiç kimse gideceği yeri bilmediği halde korkudan İsrail askerlerine bir şey soramıyordu ve herkes aynı düşüncedeydi. Ya bizi bir sınıra süreceklerdi, ya hayat koşulları zor olan bir mülteci kampına ve yahut grup grup ayırıp akıbeti belirsiz bir ölümle hayatımıza son vereceklerdi. Herkesin korku ve endişesi bu yöndeydi. Yaşlı Musa dedenin bedeni daha fazla yapılan bu haksızlık ve adaletsizliğe direnememiş ve yolun ortasına yığılıp kalmıştı. Musa dedenin ak sakalları göz yaşlarından ıslak ıslak yüzüne yapışmış ve Musa dede son nefesini verirken bile çıktığı yolun istikametine doğru Filistin'e bakarak Ruhunu teslim etmişti. Musa dede yaşlıydı belki ama o sağlıklı bir ihtiyardı. Musa deded ölmüştü fakat gözleri halen açık ve sanki hiç ölmemiş gibi vatanına hasret dolu gözlerle bakıyordu. Gün boyunca ağlayıp dökmüş olduğu göz yaşlan ve şırıl sıklam olan sakalı sanki namaz için abdest almış ve yüzünü kurutmamış gibiydi. Erkekler Musa dedeyi gömmek istediler. Fakat İsrail askerleri buna izin vermediler. Cenazeyi yanlarına almak istediler. As-fl kerler buna da izin vermediler. Musa dedeyi yolun kenarına bırakıp devam etmemizi istediler. Musa dedinin zevcesi Fatma nine kocasının başında ayrılmıyor ve onunlan kalmak için İsrail askerlerine göz yaşları içinde yalvanyordu. İsrail askerleri asla insafa gelmiyor ve büs bütün kudurup silahların dipçikîeriyle müdahale edenlere acımasız bir şekilde vuruyorlardı. Fatma nine Musa dedenin başını sımsıkı kucaklamış kırk beş senelik hayat arkadaşıyla burada birlikte ölmek istediğini söylüyordu İsrail askerlerine. Askerler havaya ateş ederek eğer hızlı bir şekilde yola devam etmezsek hepimizin üzerine ateş edip bizi öldüreceklerini söylediler. Silahlarda havada uçuşan mermi sesleri insanlarda büyük korku uyandırmıştı ve artık kimse kimseyi düşünmüyor ve herkes kendi canını kurtarmaya çalışıyordu. Gecenin karanlığında açlık, susuzluk ve yorgunluktan insanlar düşe kalka yürüyor bazı yaşlı ve çocukları erkekler sırtında taşımak zorunda kalmışlardı. Gece yarısını geçmiş ve nihayet Lübnan sınırına varmıştık. İsrail askerleri bize asla bir daha Filistin'i düşünmememizi istediler. Biz korkudan ağzımızı açamıyor ve yalnız başımızı sallayarak, onlara anladık diye-biliyorduk. Gece yansını bile geçmiş neredeyse sabaha karşıydı. Herkes kendini yerlere atmış, kimi sırt üstü kimi de yüzü koyun yatıyorlardı. Güneşin doğusuyla herkes doğrularak kalkmış kimi gözyaşları içinde kimi öfkesinden isyanlar içinde bizim burada ne işimiz var diyorlardı. Çocuklar açlık ve susuzluktan ağlıyor yaşhlarsa hasta düşmüş yattıkları yerden kalkamıyorlardı bile. Erkeklerimiz yiyecek ve içecek bir şeyler aramaya başladılar. Yanında parası olanlar parası olmayanlarla paylaşarak yiyecek ve içecek bir şeyler bulmuşlardı.
Gündüz sıcaktan kavruluyor, gecenin ayazında da donuyorduk. Yaşlılar ve çocuklar hastalıktan ve yaşanan zor koşullardan dolayı Ölüyorlardı. Bir çok çocuk ve yaşlıyı Libnan sınırında kaybettik ve onları Lübnan sınırına gömdüler. Açlık ve çaresizlik içinde günler bir birini takip ediyordu. Çünkü herkeste aynı müşküllük vardı. Kimse de para kalmamıştı. Lübnanlılar verince yiyorduk vermeyince aç kalıyorduk.
Zor koşullar altında geçen altı hafta açlık hastalık ölüm isyan ve gözyaşı. Ben bir erkek çocuğu dünyaya getirmiştim. Bebeğim ancak üç gün yaşayabilmişti ve onu kaybetmiştim. Burada 6 ay kaldıktan sonra Lübnan polisleri bir kısmımızı Suriye sınırına sürdü. Suriye sınır Harran'a geçtik. Harran halkı tellerin arasında bize yiyecek ve giyecek veriyorlardı ve onlar bu halimizden dolayı İsrail devletine ve askerlerine bin bir lanet ve beddua ediyorlardı. Ve bir müddet sonra da buradan da Lübnan'a geri döndük. Biz ne kadar İsraillilerden uzak görünsek de halen onların emir ve talimatlarıyla yönlendiriliyorduk. Ben eşimin annesini ve babasını bebeğimi Lübnan'da kaybettim. Eşimin anne ve babası vatan özlemi ve hasretinden, İsraillilerin bize yapmış olduğu haksızlık ve zumlun vermiş olduğu üzüntü ve kahırdan ölmüşlerdi. İki oğlum ve bir kız çocuğumla beraber yaşıyoruz ama yaşamış olduğum bu hayatta da her gün Ölmekteyim. Sınırlarda kaybetmiş olduğumuz aile fertlerimizin bedenlerini sınırlara gömmüş olsak bile acılarını yüreğimize gömmüşüz. Baskılarla topraklarımızı ve evlerimizi kaybettik ebeveynlerimizi kaybettik, evlatlarımız ve eşlerimizi kaybettik. Ömür sermayemiz sürgün hayatlarla tükendi ama asla ve asla umudumuzu kaybetmedik. Mutlak ve mutlak bir gün bizim Ömrümüzü görmeye yetmezse bile yeni neslimiz mutlaka görecektir. Diyor Filistinli Sümeyya.
Bizim de dua ve hacetlerimiz bu yöndedir.
Daha önce olmayan bir Isra.il doğuyor ve bu devletin doğmasıyla birlikte daha önce var olan bir devlet devletsizleşme tehlikesiyle karşı karşı kalıyor. Filistin halkı yurtlarında kalmaya çalışsalar da bunların üzerinde çeşitli baskılar uygulanmış ve kendi istekleriyle Filistin'i terk ettiler masalı ortaya çıkıyor. Yani bir varmış bir yokmuş. Daha önceden olmayan İsrail doğmuş ve bununla birlikte üç bin yılı aşkındır var olan bir halk yok edilmeye çalışılıyormuş.
Son olarak Filistinli göçünün oluştuğu boyutlar belirlemede, başka faktörlerin yanında Siyonist tedhiş ve eylemlerinin ne kadar bir pay taşıdığını delillendirmek bakımından önemi inkar edilemeyecek bir kaynaktan söz etmeden geçmek mümkün değildir. Bu 1980'Ierin sonlarına doğru gün ışığına çıkartılan, 1948 savaşının ilk ateşkesinin sağlandığı, hedeflerde bizzat İsrail savunma güçleri istihbarat kolu tarafından hazırlanmış ve "1-12-1947 1-12-1948" döneminde Filistinli Arapların göçü başlığını taşıyan 30 Haziran 1948 tarihli rapordur. Rapor, gücü yoğunlaştıran etkinler istihbarat kolu'nun değerlendirmeleriyle Önem sırasına göre şöyle sıralanmaktadır.ıw
1. Arap yerleşimi birimlerine karşı dolaysız ve hasmane bir biçimde gerçekleştirilen Yahudi (Hağanah/İsrail savunma güçleri) eylemleri.
2. Bu dolaysız ve hasmane eylemlerin komşu bölgeleri de etkilemesi.
3. (Yahudi) muhalif grupların (îrgun Z'va'i Lemui ve Lahomei Herut Visrael) eylemleri
4. Arap kuruluşların ve (düzenli olmayan) çetelerin emri ve yönergeleri.
5. Arap sakinleri korkutup kaçırmaya yönelik Yahudi fısıltı (söylenti) yayma eylemleri (psikolojik savaş).
6. (Yahudi güçlerce girişilen) sonuç getirici süreme hareketleri.
7. Arapların Yahudilere yönelik saldırıları (ardından) Yahudilerin misillemesinden korkulması
8.Köylerin yakınlarında çetelerin (düzensiz Arap güçlerinin) ve yöne dışı savaşçıların boy göstermesi (İle duyulan duygu)
9. (Özellikle sınıra yakın yerlerde) Arap istilası ve getireceği sonuçlar İçin korku duyulması.
10. Bütünüyle (veya büyük ölçüde) Yahudi bölgeleri içinde bir kısım Araplar köylerinin tecrit olmuş bulunması.
11. Çeteli mahalli faktörler ve genel bir gelecek korkusu "
Bu tür önemli raporlar delil ve ispat niteliğini taşımakla birlikte İsrail'in fiyaskosunu da ortaya koymaktadır.[37]
Raporlarda Arap radyo istasyonları ile veya başka yollarla Filistinlilere evlerini ve köylerini boşaltmaları yolunda emirler yayıldığından hiçi bahsedilmiyor. Şayet "eğer böyle bir şey cereyan etmiş olsaydı, Hağanah istihbarat kısmı ve savunma güçleri istihbarat kolu Arap radyo yayınları ile basının çok yakından takip ettiği için, şüphesiz, bu belgede zikredilmiş olurdu,[38]
"İsrail ve Filistin sorunu ile ilgili, 1948'de, 1949'de ve de 1967'de de alman kararlar ve bu kararlarda Kudüs'ün ve onunla beraber uluslar arası ve Arap devleti sınırları içeriğine giren bölgeleri üzerinde de hiçbir hakka malik olmadığı halde, İsrail bu sınırları aşarak Filistin topraklarına da gelip mülk edinmesi de gösteriyor ki hiçbir uluslar arası alman kararda durmamış ve hep bunların aksine davranarak da İsrail'in kendisine ayrılan sınırların ötesine geçmiştir."
"BM Filistin için uzlaştırma komisyonu mülteci ofisinin tahminlerine göre İsrail'in (elde ettiği) 20.850 km2'lik toplam alanın % 80'i, dörtte birinden fazlası ekilebilir durumda olsa da Arap mültecilerinin terk ettiği topraklardır. Bu mülkiyetin İsrail'i yaşıyabilir bir devlet haline getirme yolunda büyük katkısı olmuştur. İsrailin elde ettiği sınırlar boyunca uzanan bölgenin önemli kısmını oluşturduğu görülen bu topraklar, yalnızca kütle olarak İsrail için büyük bir stratejik önem kazandırmaktadır.
1948'de ve 1953 arası kurulan 370 yeni Yahudi yerleşimi merkezinin 350'si yerlerinden ayrılanların mülkü Üzerinde tesis edilmiştir. İsrail'in Yahudi nüfusunun üçte birinden fazlası daha önce Araplara ait olan topraklar üzerinde yaşadığı gibi buna ilave olarak yeni göçmenlerin üçte birlik kısmı dahil 250.000 kişi bugün (1954) yerlerinden ayrılan kitle Arapların mülkü üzerinde yerleşmiş bulunmaktadır.
"Elli'den fazla köyü boşaltarak köy halkını kamyonlara doldurup Lübnan sınırına doğru yola koyulmuştu. Kamyonlar o kadar çoktu ki halk her kamyona 60'in üzeri insan doldurarak konvoy halinde Lübnan sınırı istikametine doğru yola koyulmuşlardı. İnsanlar da o kadar çoktu ki nefesler birbirine karışmış nefes almak bile çok zordu. Hiç kimse sağına soluna kımıldayamadığı için hasta ve yaşlı olanlardan Ölen olmuş fakat kamyonlarda indiğimiz zaman, ancak fark edebilmiştik. Çünkü herkes o kadar sıkışıktı ki kimse elini kaldırıp başını bile kaşıyamıyordu. Ve herkes küçük, büyük ihtiyacını bile ayakta sıkışmış halde yapıyordu. Bu halkın farklı köylerde olmasına rağmen yine de onlar dağılmayı istemiyorlardı ve hep bir arada olmayı istiyorlardı. Burada da hayat güçtü, çünkü yedi veya sekiz haneli bir aileye ancak tek çadır veriliyordu. Bazı aileler az fertlerde oluşsa bile, onlarla çadırlarım paylaşmak bizim inanç ve ahlak anlayışımıza çok ters geliyordu. Ve bu yüzden de zor koşullar peşimizi hiç bırakmıyordu. Herkese yetecek ölçüde çadır bulunmadığı için bir çok insan açıkta kaldı. Biz genç erkekler bir araya toplanarak mağaralarda kalmaya karar aldık.
Ve hatta açıkta kalmış, çadır alamayan aileler bile mağaralara yerleştik. Zor koşulların getirmiş olduğu çaresizlik hastalık ve açlık yaşlı ve çocukların ölümlerini her gün biraz daha arttırıyordu. Kışın da getirmiş olduğu zorlukladan birlikte halkın ızdirabı da inanılmaz derecede atrtmiştı.
Kışın bitmesiyle birlikte Lübnan polisi halkı tekrar zorlamaya başladı. Çünkü Lübnan yetkilileri bizi orada da dağıtmak ve çıkarmak istiyordu. Ama bizler bunun olmaması için direniyor ve orada zor olan hayat şartlarına rağmen yine de orda kalmayı tercih ediyorduk. Çünkü burası ana yurdumuza daha yakın olma sebebiyle her zorluğa karşın, gönüllerimiz orada kalmadan yanaydı.
Bulunduğumuz yer Burcel Şemali idi. Burası da yurdumuza Filistin'e yakın olması da sanki Filistin'den tam kopmamiş gibi hissediyorduk. Fakat bizim burada kalma isteğimiz ve mücadelemiz burada kalmaya yetmemişti. Lübnan yetkilileri bulunduğumuz yerlere gelerek bizim burayı terk etmemiz için sürekli baskı yapıyorlardı. Bizim burayı terk etmemize karşılık hayat şartlarının daha kolay olan yerlere götüreceklerini söylemelerine rağmen de biz yine de tüm zorluklara razı olmuş ve burada kalıp yurdumuza yakın olmayı istiyorduk. Onlar bizi grup grup dağıtmak istiyorlardı. Ama orda bulunan mülteciler ayrı
köy ve kasabalarda olmalarına rağmen asla dağılmayı istemiyorlardı, çünkü herkes aynı kaderi paylaşıyor ve o yurdun insanlarıydılar. Halkın bu yöndeki direnişini gören Lübnan polisi baktı ki olmayacak bu sefer de İsrail'in bir nevi taktiğini kullanarak bazı erkekleri sopa ve ellerindeki joplarla silah dipçikleriyle dövmeye başladılar. İçinde yaşlıların olması müdahale eden ve müdahalelerinden dolayı da dayak yiyen kadınların olması da tansiyonların iyice yükselmesine neden olmuştu. Bu esnada kargaşanın büyümesiyle birlikte Lübnan polisi silahlarına sarılarak havaya ateş açıp bizi sert bir dillen uyardılar. Baktık ki olmuyor bu sefer Lübnan polislerine yalvarmaya başladık. Burada ve bir arada kalmak için fakat bu ısrarlarda hiçbir fayda vermedi ve onlar daha fazla direnmemimiz için bize birkaç dakika zaman tanıyarak hemen kamyonlara binmemizi istediler. Joplarla ve sopalarla döverek zorla halkı kamyonlara doldurdular ve Filistin Arap halkını grup grup ayırarak farklı yer ve bölgelere dağıtıyorlardı. Bir kısmımız Ürdün sınırına sürüldük. Fakat burada da zorluk ve her türlü imkansızlık peşimizi bırakmamıştı. Ama biz her şeye rağmen hayatta kalma mücadelesini verdik. Ve 1977'de 48.000 kişinin dönüşüne izin verilmiş ve ailemlen birlikte tekrar Filistin ana yurdumuza geri dönmüştük. Fakat ne çare ki babam ve 12 yaşındaki oğlumu Lübnan da annemi de Ürdünde kaybetmiştim. Rafah'daki evimiz tamamen bir harabeyi andırıyordu. Camları ve kapısı hiç yok gibiydi. Ama her şeye rağmen tekrar ana vatanımıza döndüğümüz için yine de şükrediyorduk. Fakat ne acıdır ki diğer yurdunda sürülmüş olan Filistinliler bizler kadar şanslı değildi. Hayatı sürgün yaşamış olduğum bu hayatta ne özgürüm ne hürüm gençliğim firar ve her ikisinin acı hatırası ise daima yüreğimde kalacak ve onunla birlikte bir sürü korkuyu da yüreğimde taşıyorum, Çünkü her an ansızın gelen bir kurşunlan veya hiç istenmeyen yine bir sürgünle ya koparsam öz yurdum Filistin'den diye korkularla uyuyup, kabuslarla uyanmaktayım. Filistinli Ebu Bekir Ha... itirafları.
Filistin'de yaşanan bunca zulüm ve vahşetlerin asıl ana hedefi müslüman Arap halkına karşıdır. Çünkü İsrail'in zulmü de yalnız Müslüman Arap halkmadır.
Filistin halkının yaşadıklarını ve İsrail'in işlediği cinayetleri görmezden gelen ülkelerin tepkisiz oluşu da adeta İsrail'in cesaretinin artması ve ekmeğine biraz daha bal çalması gibi görünmektedir.
İsrail devleti kurulduğundan bu yana hızla genişlemekte ve kendine ait olmayan sınırlarla birlikte hukuk sınırlarını da aşarak İsrail kendi devletini kökleştirmektedir. 3000 yıllık bir kökeni de kemirerek bitirmeye çalışarak'da. Daha öncede mevcut olmayan bir devletin kimliği doğuyor ve 3000 yılı aşkındır var olan bir kimlikte tüm dünya aleminin gözleri önünde yok ediliyor.
İsrail Müslüman Filistin halkını komşu Arap ülkelerine sürerken diğer yandan da Yahudi halkını Filistin'in terk edilmiş topraklarına yerleştirerek Filistin yurdunu bütünüyle Yahudi mülkiyatı konumuna çevirmektedirler.
Evsiz bir sürü insan ve yurtsuz bir halk beşikteki bebeklerin günahsız ve dünyadan bile habersiz, neden Öldürüldüğünün bile bilincinde olmayışı ve nedensiz tutuklamalar bu halkın katliamlardan daha acı insan onur ve haysiyetini zedeleyen kadın ve kızlara yapılan taciz ve tecavüzler hiçbir gerekçe gösterilmeden Filistinlileri tutuklayıp mahkemeye bile çıkarılmamaları ve tutuklanan Filistinlilerin hangi gerekçe ve suçlardan dolayı tutuklandığını bile bilmemeleri, tutukluların üzerinden yılların geçmesine rağmen mahkemeye bile çıkarılmamaları avukat ve aileleriyle görüştürühneyerek İsrail hapishanelerinde Filistinlilerin işkencelerle hayatlarının tüketilmesi.
"Peki bu halk nereden geldi?" Bu halkın kökeni Filistin'de türemiş ve Filistin'de doğmuşsa demek ki bu halk Filistinlidir.
İsrail devlet olduğu zamanlarda Yahudilerin sahip olduğu arazi oranı, %9-10-12 dolayındaydı. Bu devletin kuruluşuyla elde ettikleri toprak oranı ise % 77'yi aşmış durumdadır. 1977'de ve 1978'de bakıldığı zaman Filistinlilerin terk etmek zorunda kaldığı topraklara Yahudiler yerleşmişler. Filistin Arapların % 19luk pay ve hakkına karşılık İsrail'in elde etmiş olduğu toprakların % 90'a yaklaşmıştır. Öte yandan İsrail'in işgal altında tuttuğu bölgeler ise yaklaşık 2350 mil kare olan bölgelerinde 1985'de ise % 6O'ı bulmaktadır. Toprak elde etme hırsı İsrail devletinin kurulmasıyla hızlanmış ve sürmüş olduğu Filistin Arap halkının arazilerine de mülk edinerek kendilerine ait olmayan mülkiyetlere de varis olmuş durumdadırlar.
İsrail bunu yaparken de bu toprakların sahipsiz ve terk edilmiş arazilerdir diyorlar ve bu durumda da İsrail devletinin zimmetine geçer masalında hiç ihmal etmiyorlar. Filistin topraklarının İsrail devletinin mülkiyatma geçişini sağlayan ve mümkün kılan kanun, 1953'de çıkartılan toprak kazanma kanunun ile birlikte hız kazanarak ve terk edilmek zorunda bırakılmış ve sahiplerinin de bu topraklarda olmayışı da hiçbir karşılık ve maddi bedel ödemeden direk İsrail'in mülkiyatma geçirilmiştir.
İsrail devletinin diğer bir yöntemi ise terk edilmiş Filistin topraklarını devlet arazisi olarak el konulmasıdır. İşgal altındaki bölgelerde toprak satın alarak mülk edinen özel şahısların ayrıcalığı da gözlerden kaçmamıştır.
Uluslar arası topluluktan gelen ivedi taleplere rağmen, İsrail (bölgelere) yerleşme siyasetini sürdürmekle kalmayıp ayrıca hızlandırmış bulunmaktadır. Yakın zamanlarda verilen bilgilere göre işgal bölgesinde 1967'den bu yana İsrail tarafından elde (müsadere) edilen toprakların alam 1989'da toplam alanın yaklaşık % 55'ine ulaşmıştır. Batı yakasında 183 ve Gazze şeridinde 22 adet yerleşim merkezi bulunduğu gibi buralarda tamamen yerleşmiş olanların sayısı tahminen 70.000'i bulmaktadır. Dahası, doğu Kudüs'de işgalin başlangıcından beri inşa edilmiş yeni yerleşim alanlarında yaklaşık 120.000 İsrail'imin oturmakta olduğu söylenmekte ve görülmektedir.
İşgal altındaki bölgelerde yavaş yavaş yayılan bu ilhak siyaseti ancak, çok belirgin hedefler ve dönemlendirmelere dayalı olarak titizlikle hazırlanıp yürürlüğe konmuş bir plan olabilir. Nitekim, 1982'nin ekiminde şu açıklamada bulunan İsrail'in eski savunma bakanı değilmidir.
"Batı yakasının her tarafına kütleler halinde yerleşme, İsrail'in dışından yabancıların ülkemize dayatacağı çeşitli planlara karşı en iyi cevaptır?"[39]
İsrail'in Cinayetleri
Kötü fikirlerin doğurmuş olduğu vahşetlerden biri olan ve 1946'da-ki 92 ölü King Davıd oteli baskını, oluşturan Irgan terör örgütü tarafından ve o dönemin Siyonist yetkilisi Davıd Ben Gurion'un talimatıyla ve dahilinde gerçekleşmişti. Bu baskında Filistinli İngiliz ve yahudilerden oluşan 92 kişi hayatını kaybetmiş ve 45 kişi de ağır yaralanmıştı.
Ve 1947'deki baldat El-Şeyka katliamında 60 üzeri ölü ve bir o kadar da insanın yaralanmasına sebep olunmuştu. 150-200 israilli teröristlerin gece saat 02.00'de yapmış oldukları katliamda da yaklaşık 4-5 saat sürmüş ve 60 Filistinli feci bir şekilde can vermişlerdi.
1947'deki olan Yahudi katliamı sadece basma yansıyan sayı 13 diye açıklanmıştı. Fakat bir çok hadise ve olaylarında basma yansı tilma-dığı Filistinliler tarafından bildirilmektedir.
Yine sene 1947'de Khisas baskınında ise nedensiz rast gele İsrail askerleri tarafından ateş açılarak 10 Filistinlinin Ölümüne sebep olmuştur. Yıl 1947 O, azaza baskınında bir eve rast gele İsrail askerleri tarafından ateş açılarak bu evde hiçbir suçu ve günahı olmayan tam 5 çocuk hayatını kaybetmiştir ve daha sonra Müslümanları yıldırmaya ve korkutmaya devam eden İsrail bu seferde semiramis oteline baskın düzenleyerek buradaki tek amaç ise Müslüman Filistin halkına göz dağı verip onların Kudüs'ü terk etmeleri içindir. Bu eylem de İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı David Ben yani bela Gorion'un koordine ettiği bu eylemde 19 masum insanın hayatına mal olmuştur.
Yıl 194S'de de Yahudi teröristler Arap askerleri gibi giyinerek Filistin Arap halkını da buna inandırmış ve halkta kendi askerleri zannederek ve onları karşılamaya çıktıkları sırada asker kılığında olan teröristler masum ve savunmasız olan halkın üzerine rast gele ateş açarak bu katliamdan da ancak o kasaba halkından 40 kişi kurtulabilmişti.
Bir türlü kana doymayan Siyonistler Filistin yurdunu bir matem ülkesine çevirmiş kin, kan ve hiç dinmeyen feryatlar, gözyaşlan ve cinayetlerin bir birini takip etmesi ve bir türlü bu soruna bulunmayan çözüm.
Yıl 1948'de De Wayma katliamında Siyonist radikal Yahudiler tarafından gerçekleştirilmiş ve bu korkunç katliamda da 100 masum insan öldürülmüştü. Bu korkunç katliamları vicdan sahibi insanların yapması mümkün değildi. Bu vahşetler insan savaşı veya hesaplaşması da asla olamaz. Ancak insani duygularından yoksun olanların vahşetiydi.
Müslüman Filistin halkı Cuma namazını kılmak için camiye gelindiği vakit ölüm ve felaketin onlar için pusuda olduğundan habersizdiler. İşgalci Siyonistlerin bir kısmı camiye namaz kılmaya gelenler için pusuya yatmış diğer kısmı ise erkeklerin camide oldu sırada evlere baskın yaparak kadın ve kızlara taciz, tecavüzde bulunmuş ve daha sonra da evleri dinamitlerle uçurmuşlardı.
Meleklerin lanet ettiği ve şeytanların eyvah bunlar bizi de geçti dediği bu korkunç katliamın insan vasfında da hiçbir yerinin olmadığını hayvanlar bile arılayabiliyorlardı.
Yıl yine 1948 ve Filistin Arap halkı için bir türlü bitmek bilmeyen kabus ve felaketler kanın ve gözyaşının hiç dinmediği bir yıl.
Houla katliamında da 85'in üzerinde ölü olmuştu. Houla'da İsrail askerleri insanları zorla bir eve doldurup da sonra bu evi içindekilerle birlikte ateşe vermişlerdi. Bu korkunç vahşete tanık olan halkta korkuya kapılarak Filistin'den, Beyrut'a göç etmişlerdi.
Yıl yine 1948 İsrail'in Müslüman halka karşı olan intikamı şeytanın ahtmdan bile baskın çıkmış ve şahla katliamı gerçekleşmişti. Bu felaketin bilançosu da 105 insanın ölümüne neden olmuştu. Siyonistler kasaba halkını zorla bir camiye doldurup tekbir kişiyi canlı bırakmama kaydıyla kurşun yağmuruna tutmuşlardı halkı. Bu dehşet dakikaları, caminin içindeki silah sesleri kıyametin kopuşunu andıran o felaket v.e çaresiz insanların feryatlarıyla inlemişti.
Yıl yine 1948 bu sefer vahşetin daha da korkuncu olan 9 Nisan gecesi Deir Yasin Katliamı takip etmişti. 9 Nisan gecesinin bir yarısında munzur bu sefer halkı uykusunda yakalamıştı. Suyun bile uyuduğu ama Siyonistlerin uyanık olduğu bir vakitti. O gece İsraillilerin hoparlörden bağırarak halkı korkular içerisinde uyandırmış ve herkes neye uğradığım şaşırmış bir halde nelerin olup bittiğini anlamaya çalışırken halk sade kasabayı boşaltın seslerini ve sözlerini anlayabilmişlerdi. Ancak, bu esnada da işgalci İsrail askerleri evleri ateşe vermiş ve can havliyle kendilerini dışarı atan halkın üzerine ateş açarak ölümlerine sebep olmuşlardı. Bu baskın sırasında kin ve Ölüm kusan Siyonistler insanları diri diri yakarak ve silahlarla vurarak da hızını alamayan İsrail askerleri hamile kadınların karınlarını yararak bebeklerini çıkarıp küçücük ceninlerden bile intikam almışlardı. Deyir Yasin'deki katliam kesinlikle Ehl-i kitap olan insanların işi olması mümkün değildi, bu baskında günahsız çocuklar dövülmüş ve tecavüze uğramışlardı. An-ne ve babalanılın gözleri önünde 52 çocuk canice başları kesilerek öldürülmüş ve sayıları 70'den fazla kadın vücutları parçalanarak öldürülmüştü. Bunlarlada yetinmeyen gözleri dönmüş Siyonist teröristler bir kısım kadın ve kızları toplayarak üzerlerini soyup çıplak bir şekilde kamyonlara bindirip bu şekilde Yahudi yerleşimi olan bölgelerde sokak sokak dolaştırmış ve daha sonra da azmh Siyonist yahideler tarafından taciz ve tecavüze uğratıldıktan sonra iki yüz seksen'in üzeri olan kadın ve kızları kurşuna dizerek öldürmüşlerdi. Bu ikiyüz seksen kişinin içinde bir de küçük kız çocuğunun da olduğu da açıklanmıştı. Bu onur yıkıcı insanlık vasfına yakışmayan ve insan karakteri ve ahlakıyla hiç bağdaşmayan rezillik ve korkunç katliamın sonrasında hissiz ve insafsızların itirafları daha da onur yıkıcıydı. Menahem Begi'nin açıklaması "Eğer Deir Yasin baskını olmasaydı İsrail devleti de olmazdı" diye görüşünü bildirmiş olan eylem ve vahşet yanlısı Siyonist kendi hesaplarını yaparken Allah'ın hesabını hiç hesaba katmamış görünüyor. Ama dünya alemde tanık oldu ki İsrail devletinin oluşu'da bir ülkenin felaketi olmuştur.
Çünkü insanlık dışı ve vahşet politikasıyla da terör estirmişti İsrail. Deir Yasin vahşeti insan alemini dehşete düşürürken İsrail devleti en ufak bir vicdan azabı bile duymamıştı.
Siyonistler bu katliamların olması gerektiğini savunarak ta kendilerini haklı çıkarmışlardı. BM ve Amerika'da bu vahşete karşı tepkisiz kalarak ta bu vahşetleri onaylar gibi görünmüşlerdir. Bu korkunç katliamlar Deir Yassin'den sonra da devam etti.
1953'de de Kibya katliamı meydana geldi ve bu katliamda da 69 insan hayatım kaybetmişti. Ürdün sınırında bulunan 2000 nüfuslu Kibya köyüne düzenlenmişti. 13 Ekimde Kibya katliamı yapıldı ve bu baskında da yüzlerce evi yıkmış ve kadın çocuk demeden 69 savunmasız sivil halkı vahşice katletmişlerdi. Bu cinayeti Koordine eden ise Ari-el Şaron Komutasındaki unit 101 isimli birlikler gerçekleştirmişti. Bu birlik yaklaşık 600 üzeri askerle önce bu kasabayı koordine altına alarak ve diğer Arap köylerle de irtibatı kestikten sonra bizzat Şaron'un kendisi yönetmiş ve bu birlikle de katliamı gerçekleştirmişti.
Her baskın sonrası katliam yapılan yere gelen BM ve diğer ülkelerden gelen habercilerin de tanık olduğu ve tahammülü zor açıklamalar ve yeni insanlık dışı vahşet ve çoğunun kadm çocuk yaşlılardan oluştuğunu ve basın vesilesiyle de tüm dünyaya yansıtılmıştı.
Yıl 1956 ve kafr Kassım katliamı yaşandı. Kafr Kassım katliamında da kadın, yaşlı, çocuk demeden 49 insan vahşice öldürülmüşlerdi. 1956 29 Ekim tarihinde israil'in Mısıra karşı başlattığı harekat sırasında meydana gelmişti, israil'in savunması ise güvenlik güçleri smır güvenliğini sağladık diye açıklamada bulundular. Zaten kimse de neden niçin diye de hesap sormamıştı.
Bir akşam üstü Siyonistler 49 masum insanın Azrail'i olmuştu. Bu kasabada da oturanların çoğunun kasabanın dışında çalıştıklarını İsrail güvenlik güçleri biliyorlardı.Sokağa çıkma yasağı ilan edilir edilmez israil kuvvetleri tarafından yollar tutulmuş ve İsrail askerleri üstleri tarafından vur emriylen birlikte Filistinlileri beklemeye koyuldular. Ve bu arada da formalite icabı kasabanın muhtarına sokağa çıkmama yasağı bildirildi. Fakat muhtar onlara hemen ulaşıp haber veremiyeceği-ni İsraillilerde biliyorlardı. Komplo da ona göre hazırlamıştı zaten ve; planlar işlemeye başlayınca da önce işten dönenlere uygulandı. Çünkü önce iş dönüşü yollan tutulmuş ölüm ve zulüm Filistinliler için yine pusudaydı. İşten dönen halk kendilerine kurulan tuzaklardan habersizlerdi. Bu korkunç katliamdan sağ kurtulan Huzayfe N... dehşet dakikalarını şöyle anlatıyor.
"Bu kasabada oturanların çoğunun kasabanın dışında çalıştığını İsrail yetkililri ve askerleri de biliyorlardı ama bizim sokağa çıkmamam yasağından haberimiz yoktu. Kasabanın muhtarına saat 16:45'te yani yasak başlamadan 15 dakika önce haber ediliyor ve kasaba muhtarının bizlere ulaşmasının imkansız olduğunu İsrail yetkilileri daha iyi biliyorlardı. Olayın olduğu günün gecesi gördüğüm kötü bir rüya. ile uyanmış ve o gece sabaha kadar uyuyamamıştım. Rüyamda işten eve dönerken gökyüzünde korkunç şimşekler çakıyordu. O şimşeklerden oluşan ateş parçalan da üzerimize düşüyor ve canımızı çok yakıyordu. Ve bir yandan da yer kısım kısım ayrılıyor ve insanlar o çukurlara düşüp kayboluyorlardı. Aynı yerde çalıştığımız komşum Halil ib~ rahime gece görmüş olduğum rüyayı anlattım ve Halil İbrahim bana "İsrail içimizde olduğu müddetçe bizler korkularla uyuyup kabuslarla uyanmaya devam edeceğiz" dedi. Rüyamda canımın çok yanması o günün selamet olmayacağını anlamıştım zaten. Sabah evden işe giderken de her zaman olduğu gibi eşim ve çocuklarımla helalleşmiştik. Bunu her zaman yapıyorduk. Ya evimden çıkıp geriyedÖnemezsem veya dönüp evdekileri göremezsem endişesini taşıyordum. Çünkü her Filistinlinin korku ve endişesiydi bu. O gün mesayi bitmiş herkes eve dönüyordu. Fakat ben gece görmüş olduğum rüyayı gün boyunca düşünüp durdum. O gün üzerimde izahı zor farklı bir hal vardı. Arkadaşım Halil ibrahimde de bir durgunluk mevcuttu. Kasabanın girişine geldiğimiz zaman saat yaklaşık 16:50 civarıydı. İsrail askerleri komutanıyla sınırda kuşanmış bir şekilde bekliyorlardı. Bizler nezaketen İsrail askerlerini selamladık onlarda bizi selamladılar ve askerler bize mesainin bitip bitmediğini sordular. Biz onlara "evet mesai bitti" dedik ve Allah izin verirse evlerimize gideceğimizi söyledik. Onlar bize sert bir üsluplar» "Allah izin verse de biz izin vermiyoruz" diye silahlarım bize doğrulttular. Hemen yanı başımda duran Halil İbrahim mırıldanarak "işte o an dostum Hüzeyfe rüyanda görmüş olduğun felaketin anıdır" dedi. bir şeylerin ters gittiğini anlamış ve ölümün soğuk nefesini ensemizde hissedebiliyorduk. Ve birden bire silahlar bize çevrildi. Bizi kurşun yağmuruna tuttular. Ölüm kusuyorlardı adeta İsrail askerleri. İnsanlar kaçmayı denediler. Fakat kaçmanın ve kurtulmanın imkanı yoktu. Ben sağ omzumdan ve bacağımdan vurulmuştum. Kimi insanlar kaçarken vurulmuş kimisi de kaçmaya fırsat bile bulamadan olduğu yerde vurulmuştu. Ben ve benim gibi ölü numarası yapan birkaç arkadaş yaralı olarak kurtulmuştuk. Bir kişinin vurulup benim üstüme düşmesi yaralı kurtulmamı sağlamıştı. Halil ibrahim yanı başımda boynundan ve göğsünden vurulmuş kanlar içinde yatıyordu. Vücudumdan ılık ılık akan kanları hissedebiliyordum. Kıyameti andıran silah sesleri ve insanların vücuduna saplanan yüzlerce mermi. Komutan askerlere hiçbiri sağ kurtulmayacak hepsini imha edin diye emir yağdırıyordu ve ben yaşadığımı his ediyor, hayatta nasıl kalabilirim diye düşünürken askerler vurulmuş ve yerde yatan insanlara tekrar tekrar kurşun sıkıyor ve öldüklerinden iyice emin olmak istiyorlardı. Fakat kin ve Ölüm kusan İsrail askerleri bununla da yetinmemiş kasabaya giriş yapan tüm araçları durdurup herkesi araçlardan indirip tarıyorlardı. Çouk yaşlı ve hamile kadınlarında aralarında bulunduğu Filistinlileri kadın çocuk demeden hepsini tarıyorlardı. Bu arada silah ve feryat seslerini duyan kasaba halkı merak edip telaşla dışarıya çıkmış ve İsrail askerleri tarafından yasağı ihlal etti gerekçesiyle onları da acımasız bir biçimde infaz etmişlerdi. Ben ve benimle beraber o günün dehşetinden kurtulan çok az sayıda insan kaldık."
Yıl 1956 Han Yunus ve 275 ölü. Han Yunustaki Filistin mülteci kampına saldıran İsrail 275 savunmasız sivil çoğunun çocuk yaşlı ve kadınlardan oluşan insanı katlettiler.
Yıl 1956'da Gazze katliamı takip etti. İsrail'in hedefinde yine sivil halk vardı. Gazzeye yaptıkları baskında çocuklar yaşlılar ve kadınlar vardı. Bu katliamda da 60 kişi hayatını kaybetmişti. Yıl 198l'de Fakha-ni katliamı gerçekleşti ve bu katliamda da 150 ölü 60'dan. fazla yaralı ve ağır yaralıların hayatlarını kaybetmesiyle birlikte ölü sayısının 150'nin üzerine çıktığı da bildirilmişti.
Yıl 1982 İsrail'in Lübnan işgali gerçekleşmişti. İsrail ordusu tarafından Sabra ve Şatilla kamplarına yapmış olduğu sistemli ve bilinçli tezgahlanan bir soykırımdı. Bu baskında da Hıristiyan falanjist eylemci gruplar İsrail devletinin ve ordusunun desteği ve yönlendirmesiyle gerçekleştirdikleri baskın ve saldırılarda da yine çoğunun çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşan 3000'den fazla 4000'e yakın insanı katletmişlerdi. Ve tüm dünya ülkelerinin debildiğİ gibi bu katliamların mimarı ve-bu vahşetin sorumlusu olduğu bilinmesine rağmen Ariel Şaron'a bu insanların haklan hiç gözetilmeden nedeni bile sorulmamıştı. Fakat vicdanlardaki insaf hukuğunun ve akıllardaki soru işareti ise neden niçin sorusu da kafalarda asılı kaldı.
Burnunu ve kulaklarını kesip düşürülecekler ve senden arta kalanı kılıç düşürecek. [40]
İsrail ordusu ayetlerin doğrultusunda vahşetlerini gerçekleştiriyor.
(Allah'ım herşey bana döndürülecektir diyorsun. Amenna Rabbim, biz de inandık, yok mudur mümin için vahşetten uzak birdönüş sana.
Bu vahşeti uzman gazeteci Robert Fisk baskın sonrası tanık olduğu insanlık dışı katliamların dehşetini şöyle anlatıyor. 1982'de 18 Eylül Sabra ve Şatilla katliamlanndaki kamplarda insanların uğramış oldu felaket Şaron'un katliam sonrası ardından bırakmış olduğu şişmiş bir sürü ceset ve vahşice parçalanmış insanlar ve tecavüze uğramış işkence görmüş kızlar ve kadınlar, vahşice öldürülmüş bebeler bırakmıştı ardında. Ariel Şaron bir insan celladı'dır. Ardından 18 yıl geçmesine rağmen hala bu caddelerde dolaşırken bile katliam manzaraları gözlerimin önünden gitmiş değil. Başımı öte yana çevirdiğim vakit Sabra camisine giden yolda doksan yaşında beyaz sakallı ve pijamaları ile bay Nuri'yi görüyorum adeta. Onun ölü bedeninin yanı başında yün başlığı ve bastonu duruyor adeta. Sanki ilerdeki dar sokakta yemek tencerelerinin yanında yatan iki kadın cesedi ve birkaç metre ötesinde çürüdüğü için bedenleri morarmış adeta bir çöp gibi oraya fırlatılmış bebekleri gördüm. Cesetlerin kuruyan kanlarının üzerinde sineklerin uçtuğunu halen görür gibiyim. Ölüm sessizliğinin
İhtiyarı, genci ve ere vermemiş kızı ve çocuklarla kadınları helak için vurun. Gözünüz esirgemesin ve acımayın.[41]
Siyonist vahşeti sadece vurmakla, taciz ve tecavüzle yetinmemişler hamile kadınlara eziyet ve tecavüz ettikten sonra da kin ve hırslarım yene-miyerek hamile kadınların karnını yararak cenini çıkarıp parçalamışlardı.
Kin ve nefretle yorulmuş densiz fikirler zalim ve iffetsiz alemin efendileri vahşet mekteplerinde mevzun olmuşlar ve işte budur marifetleri.
Esanlar susturuldu çanlar her şehre hakim
Kur'an ayak altında örtülerse. bürünen mahrem korkunç bir çıplaklıkta
Ya Rabbi! Mazlumda senin zalimde senin.. hakim oldu ve insanların hareketsiz bedenlerinin bileklerindeki saatler ise halen çalışıyordu. Küçük rampayı aşabilmek için etrafa dağılmış ceset parçalarım bir kenara itmem gerekiyordu. Bu korkunç katliamda yaralanan hastalan görmek için (Barbir) hastanesini ziyaret ettiğimde ise manzara daha korkunçtu başta kadınlar yaşlılar olmak üzere zavallı masum insanların maruz kaldıkları bu vahşet İsrailli liderlerin ideolojisini göstermesi açısından oldukça ibret vericidir. Katledilenler kadınların
büyük bir kısmı Önce Burnunu ve kulaklarım kesip düşürülecekler ve senden tecavüze uğramışlar-arta kalanı kılıç düşürecek. jse karınlarını yararak bebekleri parçalanmış, henüz üç dört yaşlarındaki çocuklar ailelerinin gözleri önünde katledilmişlerdi. Erkeklerin bir kısmının ise öldürülmeden önce burunları ve kulakları kesilmiş, büyük bir kısmı da kurşuna dizilmişti."
Filistindeki bu vahşet katliamlarını yapanlar kadar onlara destek olanlardabir okadar suçludurlar. Ve birde müdahale sahibi olan ülkelerin bu duruma sessiz kalmaları da ayrı bir ihmal ve duyarsızlıktır. İsrail askerlerini havada veya karada Filistinli çocuklara ateş açmak için bir neden veya sebep'de olmasına gerek yok. Onlar istediği zaman işlerinden dönenlere veya hastaneye sağlık için gidenlere okuldan eve dönenlere veyahut evden okula gidenlere ve bahçelerinde ve tarlalarında çalışan kadınlara ve çocukların üzerlerine İsrail gözcüleri havada veya karada istedikleri zaman ateş açarak ve istediği vakit Filistinlileri vurabiliyorlar.
Sabra ve Şatilla katliamının görgü tanıklarından öğretmen emine R... İsrail silahlı kuvvetleri gece karanlığının hakimiyetinden de faydalanarak bulunduğumuz kampları tamamen kuşatma altına almıştı. Bizler çok korkuyorduk. Fakat buna rağmen de Ölümünde bizim için kaçınılmaz olduğunu da biliyorduk. Bundan dolayı ne kadar korksak da korku ve endişelerimizin İsrail askerlerine ve birliklerine karşı hiçbir fayda sağlamayacağını biliyorduk. Bu kamplarda hepimiz mülteci idik. Yetişkinlerimiz gitmişlerdi. Çoğu genç ve orta yaşlı gençlerimiz ise İsrail hapishanelerinde tutuklu bulunuyorlardı. Biz geriye kalanlarımız kadın yaşlı ve çocuklardan oluşuyorduk. Bombardımanların şiddeti arttıkça bizimde yaşama umudumuz tamamen tükeniyordu. Ve bizler İsrail askerlerine teslim olma kararını aldık. Ve bunun için aramızda derdimizi anlatacak bir grup seçerek teslim olmak istediğimizi söylemesi için İsrail kuvvetlerinin yanma yolladık ve uzun süre bekledik. Fakat gidenlerden ne bir haber ne de gidenlerden geri dönen olmadı. Hepimiz merak içindeydik ve onları aramaya gidenler de geriye dönmediler. İnsanlar iyice paniğe kapılmış ve herkes kendi kafasına göre bir çare düşünmeye başlamışlardı. O sırada 14 yaşındaki erkek kardeşim tüfeği kaparak bana doğru yöneldi. Ve ona engel olmak isteyenlere bağırarak "bırakın beni babamın vasiyetini yerine getireceğim" diye bağırıyordu. Çünkü babam tutuklanmadan önce kardeşimi karşısına alarak "bak oğlum Yahudiler baskınlarda kızlara ne yaptığını biliyorsun böyle bir hadiseyle karşılaşırsan eğer ablanı Yahudilerin ellerine bırakma sakın, tüfeğimi alıp ablanı vurmanı istiyorum onun kirletilmesine sakın izin verme" demişti. Ben kardeşime daha hiçbir şeyin bitmediğini söyleyerek onu sakinleştirmeye çalışırken diğer insanlar böyle bir şeyin olmasına izin vermeyeceklerini söyleyerek onu sakinleştirmişlerdi. O gece sabaha kadar bombardıman devam etmişti. Mülteciler kampı terk etme karan aldılar.Her yere Ölüm dehşeti hakim olmuştu. Adeta bombardımanların sesleri kesilir, kesilmez hemen orayı terk etmemiz gerektiğini anladık ve hemen kampı boşaltarak birbirimizden ayrılmama kaydıyla tüm mülteciler aynı yöne doğru koşu
Mezmurlar Bab:137 Ayet.8-9 S.622
"Ey sen, harap olacak babil kızı, bize karşılık ettiğinin karşılığını, sana verecek olana ne mutlu senin yavrularını tutacak, kayaya çarpacak olana ne mutlu!"
Namus ve haysiyet kavramından yoksun olan Siyonistler genç ve daha çocuk yaşta olan kızları, kadınları kirlettikten sonra vahşice katledilerek İnsan onuru ve haysiyetini derinden zeâeliyen bir şekilde bırakmışlardı.
Akıtılan insanların kanlan denizlere karıştı. Bir yığın masumların feryatları gökyüzüne ulaştı. Namus ve haysiyetler kirletildi ve günah oldu karımız, yiğitlerimiz budandı karardı yarınlarımız, hiçbir şeyle ödenmez namus şeref zararımız.
yorduk. Yaşlı ve çocukların durumu içler açışıydı. Ancak güçlü olanlar her kolunun altına birer çocuk sıkıştırmış, yaşlılar koşamadıkları için ısrarla kimi bizleri bırakın siz kaçın kurtulun diyorlardı. Kimi de çocuklarına yük olmamak için ve onların kurtulması için siz gidin biz burada doğduk burada da öleceğiz diyorlardı. Kimisi de insanların ka-Çişından düşüp eziliyorlardı ve oldukları yerde bırakmak zorunda kalıyorduk. Sabah olmuştu bizler kurtulduk mu yoksa hala ölümün pençesinde miyiz diye düşünürken biraz ilerdeki evlerde garip inilti ve feryatlar geliyordu. Bir kısmımız evlere doğru yürüdük, diğer kısmımız ise hiç durmaksızın kaçıyorlardı. Bu evlerin kapılan açık ve buradaki dehşeti kelimelerle anlatmak mümkün değil, buradaki erkeklerin bir kısmının boğazlan kesilmiş, bir kısmının elleri bağlanarak burun ve kulakları öldürülmeden önce kesilmiş ve bazı çocukların da anne ve babalarının gözü önünde boğazları kesilmiş kadın ve kızlar öldürülmeden önce tecavüze uğramışlar ve de vahşice öldürülmüşlerdi. Hayatta kalan birkaç kadının da saçı başı darmadağın ve elbiseleri paramparça akıllarını kaçırmış bir vaziyette idiler.
Filistin sorunu inatla çözülmemeye terk edilmiş bir vaziyettedir. İnsan alemi bu dehşetlere seyirci kaldığı müddetçe de bu terörizm saldırı ve işgalleri devam edecektir. Orta doğuda barış sağlanmadığı takdirde Müslümanların onur ve haysiyeti çiğnenip vahşice katledilecekler. Ve bu şekilde dünyanın huzura ermesi de mümkün değildir. Kanlı alemin efendilerinden Ehud Barka'm itirafları da oldukça ürkütücüdür bu yönde.
"Bana Gazze'de, Batı Şeria'da ve diğer mıntıkalardaki çatışmaların nasıl dineceğini sormayın; Filistinli kalabalıklara karşı her türlü aracı kullanmak meşrudur. Kaç Filistinli'nin öldüğü beni alakadar etmez. Benim için önemli olan halkımın emniyetidir.
Bu çirkin itiraflardan da anlaşılıyor ki Filistin halkı kendi topraklarında bile hiçbir hak iddia edemeyen bir millet konumundadır. Filistin halkı ulusu yok sayılan kimlikleri ısrarla red edilen bir millettir. Filistin tüm insan aleminin gözleri önünde hızla soykırıma götürülen bir millettir. Filistin dünya ülkelerinin gözleri Önünde adeta can çekişen bir millettir.
İsrail'in, Filistin çocuklarını hedef alması, yetişecek Filistin neslinden korktuğunu göstermektedir. Hamile kadınların karınlarını yararak ceninlerini çıkarıp parçalayarak öldürmeleri de bu halka karşı duydukları kin, nefret ve soykırımın başka bir şeklidir. Filistin çocuklarının 14-15-16 yaş ve onun da altında ölenlerin ve tutukluların arasında bulunmaları da bu hakikati doğruluyor.
Filistin milli eğitim bakanlığının yapmış olduğu açıklamalarda Filistin kaybının bilançosunu ortaya koymaktadır. Eylül 2000'den mart 2000'e kadar 400'ü aşkın henüz okul çağında olan çocuklar İsrail askerleri tarafından vurularak hayatlarını kaybetmiştir. Ve 400'ün üzerinde çocuğun yaralandığı haber verilmiştir. Bu katliamlar İsrail devletinin terör politikasını ortaya koymaktadır.
Şatilla ve sabra katliamının mimarı Filistin halkının katili Ariel Şa-ron insan alemini hayretlere düşüren açıklamalar yapmaktan da hiç kaçınmamıştır.
"Filistin halkının kayıplarım arttırmalıyız ki bu yolla bir daha vurulmasını anlasınlar.. Onları vurmalıyız bir daha, bir daha vurmalıyız bunu iyice anladıklarına kanaatimiz gelene kadar.
Bir başka eylemci liderin fikir beyanları ise şu yöndedir. Meir She-etrit'de İsrail'in terör politikasını doğru bulup ve bozuk fikirlerini şöyle dile getirmektedir:
"Filirtin'lilerin barış istiyoruz diye can havliyle bağnncaya kadar vurulmasını savunmaktadır." Bir başka felaket yanlısı olan dönemin Tel Aviv belediye başkanı general Shlomo Lohat ise yapmış olduğu bir açıklamasında "Filistin'liîer bu topraklarda köle olarak yaşamayı kabul edinceye kadar katliamı sürdüreceğiz" diyerek görüşünü ortaya koymuştur.
İsrail ordusunun Generallerinden Eyta'ın açıklamalır da "Yaptığımız hiçbir şeyden pişman değiliz, biz halkımızın ve askerlerimizin güvenliği için her şeyi kullanmaya hazırız." Filistin'li direnişçilere karşı askerlere silah kullanma emri verilmiş, Özellikle özellikle direnişçilerin göğüs ve kafalarından vurarak halkın kalbine korku verilmeye çalışılmıştır.
Batı Şeria'da 1000'den fazla kişi hayatını kaybetmiştir. Bunların çoğu da 15-16-17-18 ve üzeri yaş ortalamasına sahip gençlerden oluşmaktadır. Bunların % 80'i baş, boyun ve göğüslerinden vurularak hayatlarını kaybetmişlerdir. Okuldan evlerine dönerken 132 öğrenci İsrail askerleri tarafından acımasızca vurularak öldürülmüştür.
Bir başka itirafta haham Ovadia Yosef ten:
"Araplara acımamak lazım, onların üzerlerine füze yağdırmah, çünkü bu uğursuz ve kötü adamları yok etmek lazım."
"Ey iman edenler muhakkak ki (Yahudi) hahamlarından ve (Hıristiyan) rahipleri'nden bir çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve onları Allah yolundan men ederler.[42]
İsrail'in eski liderlerinden olan İzhak Şamir 1975 yılındı duygularını şöyle dile getirmiştir. "Ağaçlardan inen insanlardan meydana gelen ulusların ve dünyanın liderliğini üstlenmeleri kabul edilebilecek bir şey değil, ilkelerini üslenmeleri kabul edilebilecek bir şey değil.
Bir ayeti kerimede Allah buyuruyor ki. "Deki "Eyehl-i kitap (olan Yahudi ve Hıristiyanlar) bizimle sizin aranızda eşitlik sağlayan (ortak) bir kelimeye gelen "Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim" [43]
Siyonizm'in anlayışında Arap halkını aşırı küçümsemek vardır. Golda Meir, İsrail başbakanı olduğu zaman yaptığı bir açıklamada "Filistinliler diye bir millet yoktur. Ve de mevcut değildir."
Peki Filistin yurdu halksiz mıydı ki, Yahudi işgalciler tarafından gasp edilerek Yahudi yerleşimi alanı ve yurduna dönüştürülüyor? Filistin halkı daha önce kimliksiz miydi ki işgalci Yahudiler tarafından bu halkın kimliği inkar ediliyor.
Dünyanın hukuku her halkın ulusal haklarının kutsal önemini belirlerken dünyanın üç kutsal diyarlarından biri olan Filistin yurdunun ulusal haklan neden verilmiyor?
Filistin halkı neden vicdan hürriyetinden mahrum bırakılıyor. İsrail devleti tarafından Filistin'in tüm yasal ve ulusal din, hürriyeti de dahil olmak üzere tamamen engellenilmiş durumdadırlar. Kuvvet kullanarak toprak işgal ederek yurt edinilmesinin hiçbir ilke ulusunda ve de hukukunda yasal hiçbir yönü yokken İsrail'in Filistin işgali nasıl yasal görünebiliyor. Ve ya yasal değilse neden yarım asın aşkın olan bu saldırılar ve katliamlar önlenmedi ve de önlenmiyor? Niçin? Filistin halkının kaderi İsrail'in insafına terk edildi?
Irağın 2 Ağustos 1990'da Kuveyt'i işgalinde devreye giren batılı sözü sahibi ülkeler Irak'ın Kuveyt'e çekilmesini istediler. Ve işgalci Sad-dam'm çekilmeyen güçlerine karşı BMGK (Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu) Irak'a karşı kuvvet kullanma kararını almış ve de tatbikine aynen de başlanmıştı. 678 no'lu karar da "BM'nin tüm çabalanna rağmen üzerine düşeni yerine getirmeyen Irak'ın eylemlerine karşı diretmişti, taktirinde BM gerekeni yapacaktır. Bu durumda BM Vll. bölümünde bildirilen kolektif güvenlik sistemi devreye girecektir. BM tarafından Irak'a belli bir zaman tanınmıştı ve uyulmadığı takdirde üye devletlere Kuveyt hükümeti ile iş birliği yapılarak barış ve güvenliğinin sağlanması ve 660 buna bağlı kararların yerine getirilmesi içintüm gerekli silah ve araçların kullanılması yetkisinin verildiği açıklanmıştır. BM tarafından Irak'a tanınan zaman, 15 Ocak 1991'e kadardı. Ve o zamanda girdiği vakit BM dediğinin ve hatta daha da fazlasını yapmıştı.
Irak uyarıyı ciddiye almadığı için bundan çok daha fazla zarar ve ziyana uğramıştı.
Silahların gölgesinde Allah'a secde ettiler. Dini inançlarından dolayı hak ve hukukları men edilmeye çalışılsa da gönüller o semaya ve o zatı kadire bağlıdır.
Gelmiş geçmiş hataların en kötüsü davranış biçimidir. Tüm kötü davranışlar da israil yönetiminde mecutiur.
"Onlar, Allah rızasını kazanma da ve fazilette Allah katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir." Al-i İmran suresi, 163. Ayet
1991 yılının Ocak ayında uluslararası gücün, Saddam Hüseyin'i ve kuvvetlerini Kuveyt'ten çıkarmak için güç kullanacakları kesinleşince de 12 Ocak'ta Washington'da ABD senatosu'nda savaş kararını onaylamış ve 16 Ocak 1991'de de savaş başlamış batılı güçler Irak'ın ana damarlarmdan başlayarak mühim yerleri hedef alarak vurmaya başlamıştı. Irak güçlerini Kuveyt'ten çıkarmak için bütün ağır silahları ve hedef şaşırmayan akıllı bombalarına varıncaya kadar kullanmış ve radarlara yakalanmayan uçakları ile Bağdat'ı vururken ABD ve ingiliz uçak gemilerinden ateşlenen füzelerin ardından da Suudi Arabistan'dan ve diğer bölgelerden kalkan uçaklar ve helikopterler Irak'a ait bütün mevziileri vurmuşlardı. 678 sayılı güvenlik konseyi kararı uyarınca 17 Ocak'ta başlayan hava saldırıları 24 Şubat Irak'ın Kuveyt'ten çekilmesiyle körfez savaşı sona erince yabancı güçlerde Irak'tan çekilmişlerdi.
Filistin
Filistin'deki bugünkü reel duruma geçmeden, Filistin- İsrail sorununun başlangıcı ve gelişimini, Ortadoğu Barış sürecini artıları ve eksileriyle incelemekte yarar var.
Filistin Sorunu,
"1897 yılında yapılan ilk Siyonist Kongresi'nde Macaristanlı bir Yahudi olan Theodor Herzl'in kurulacak olan İsrail devletinin prensiplerini açıklamasıyla başladı.
"1917 yılında büyük Britanya imparatorluğu, Yahudi halkına Filistin topraklarında devlet kurma yolunu açan Balfour Deklarasyonu'nu yayınladı.
"29 Eylül 1923 tarihinde Filistin'de İngiliz mandası resmen yürürlüğe girdi.
"29 Kasım 1947'de BM'de Filistin'in bölünme planı kabul edildi. Fakat Filistinliler bu planı sürekli olarak reddettiler.
"İsrail'in Filistinlilere karşı gerçekleştirdiği otuz dört katliamdan en büyüğü 9 Nisan 1948'de Batı Şeria'nm bir köyü olan Deir Yasin'de gerçekleştirilen katliam oldu. Katliam sırasında 254 Filistinli öldürüldü.
"14 Mayıs 1948'de ilan edilen İsrail Devleti'ni ilk tanıyan ABD oldu. İsrail devletinin kurulmasıyla İsrail ile Arap ülkeleri arasında yaşanan savaş sonunda Batı Şeria Ürdün, Gazze Şeridi Mısır; kalan topraklar da İsrail tarafından işgal edildi.
"13 Aralık 1949'da İsrail Kudüs'ü başkent ilan etti. 2 Kasım 1956'da Mısır Devlet Başkanı Nasır'm Süveyş Kanalı'nı millileştirmesi üzerine, İsrail, Fransa ve İngiltere, Mısı/a saldırdı.
"7 Ekim 1959 tarihinde El-Fetih'in kuruluş kongresi Kuveyt'te yapıldı.
"29 Mayıs 1964 tarihinde ise Filistin kurtuluş Örgütü kuruldu.
"1967 yılında İsrail'in Mısır, Suriye ve Ürdün'e saldırmasıyla başlayan İkinci Arap-İsrail Savaşı'nda İsrail, 6 gün içinde, Sina Yarımadası, Golan Tepeleri, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs'ü işgal etti.
"1974 yılında BM, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını tanıdı. FKÖ BM'de gözlemci statüsü elde etti. 1976 yılında FKÖ Arap Bir-liği'ne tam üye oldu.
"17 Eylül 1978 tarihinde Mısır, İsrail ve ABD arasında, Camp Da-vid anlaşması imzalandı.
"9 Eylül 1982 tarihinde yapılan Arap Birliği Zirvesi'nde tüm bölge ülkelerinin barış içinde yaşaması için, FKÖ'nün Filistin halkının tek meşru temsilcisi olarak görülmesi gerektiği kabul edildi.
"1982 yılında İsrail Lübnan'daki Filistin mülteci kampları olan Sabrar ve Şatilla'ya kanlı bir saldın düzenleyerek, Filistinlilere tarihlerindeki en büyük travmalardan birini yaşattı.
"1987 yılında İsrail işgali altındaki bölgelerde, Filistinliler İntifada hareketini başlattılar.
1990 lı Yıllar
1991 yılına gelindiğinde Filistin ve İsrail tarafını barış sürecine iten pek çok neden bir araya gelmişti.Öncelikle Filistin tarafını bu sürece motive eden sebepleri şöyle sıralayabiliriz.
"Birincisi bu dönemde Arap yönetimleri Soğuk Savaş sonrasında Sovyet desteğini kaybetmiş, aynı zamanda Arap ülkelerinin çoğu İsrail'i bölgenin kalıcı bir gerçekliği olarak görmeye başlamışlardı.
"İkinci olarak Filistin Örgütü ( FKÖ) Kuveyt'e saldıran Saddam Hüseyin'i destekleyerek Körfez ülkelerinden sağladığı maddi desteği kaybetmiş ve İntifada etkinliğini yitirmeye başlamıştı. Arafat Sad-dam'ı desteklediğini açıkladığında Körfez ülkelerindeki pek çok Filistinli işlerini kaybetmiş ve körfez'den Filistinlilere gelen mali yardımlar kesilmişti. Arafat'ın bole bir tavır takınmasının en önemli nedeni Filistin kamuoyunun ve Arafat'ın Saddam'm abartılan gücüne güvenmeleri ve bu gücün kendi davalarına hizmet edebileceğine inanmaları olmuştur.
"Filistinlileri barış yapmaya iten üçüncü neden ise intifada'nm Hamas'm gücünü artırmış olması ve FKÖ ile Hamas arasında Filistinlilerin temsili açısından bir rekabetin başlamış olmasıydı. İsraillilere benzer şekilde Filistinlilerin de varolan kötü koşullardan bıkmış olmaları ve Barış Süreci'ni bir çıkış yolu olarak görmeleri de Filistinlilerin barışa kapı aralamalarının bir diğer nedenidir.
İsrail'i Barış Süreci'ne iten sebepler ise şöyle sıralanabilir:
Bu dönmede İntifada tüm dünyanın dikkatini bölgeye çekmişti ve İsrail baskı altındaydı. Buna ek olarak, İsrail kamuoyunun bazı kesimleri devletin işgal altındaki topraklarındaki faaliyetlerine karşıydı ve bunları demokratik değerlerin ihlali olarak görüyordu. İntifada İsrail'in işgalinin ekonomik, siyasi ve askeri bedelini ağırlaştırdı. Rusya'dan gelen Yahudi göçmenler ekonomiyi iyice zorlamaya başladığında bu bedel taşınması zor bir düzeye gelmişti. Daha önce de belirttiğimiz gibi Hamas ile FKÖ arasında Filistinlileri temsil açısından bir rekabet vardı ve İsrail Hamas ile görüşmek zorunda kalacağı bir durumdan çekiniyordu. Böylesi bir durumu engellemek için İsrail FKÖ ile masaya oturmayı uygun buldu. Bunlardan daha önemlisi İsrail'in hem bölgede, hem de tüm dünya bir meşruiyet problemi vardı. Bu meşruiyet problemini de aşmak için İsrail "barış karşılığı toprak" planını kabul etti.
Bu şartlar altında, uluslar arası toplumun ve özellikle de ABD'nin baskısıyla Madrid konferansı ekim 1991'de başladı. İsrail'in sertlik yanlısı sağ görüşlü Başbakanı İzak Şamir, terörist olarak kabul ettiği FKÖ ile doğrudan görüşmeyi reddetti. Bu nedenle ortak bir Ürdün -Filistin heyeti kuruldu ve Filistin bu heyetin öncülüğünde görüşmelere katıldı. ABD'nin böyle bir konferans için İsrail'e baskı yapmasının al-tmda yatan nedenlerden başlıcasi bölge kamuoyundaki şu soruydu: Irak'ın Kuveyt'i işgali karşısında ABD ve uluslar arası kamuoyu hemen tepki verirken aynı şey niçin Filistin'i yıllardır işgal altında tutan İsrail için geçerli olmuyor? ABD ilan ettiği Yeni Dünya Düzeni'nin temellerinden birini de uluslar arası hukuka saygı olarak belirtmişti ve Kuveyt'te uluslararası hukukun ihlali cezalandırılmıştı. Körfez savaşı sıranda Irak'ın Filistin sorununu nasıl kendi amaçları için kullanmaya çalıştığını gören ve İsrail'in de savaşa girmesi tehlikesini yaşayan ABD, kamuoyunu da tatmin etmek için sorunun çözümü amacıyla İsrail'i masaya oturmaya teşvik etti. Madrid Konferansı'nda alman kararlar doğrultusunda taraflara BM Güvenlik Konseyi'nin 242 ve 338 nolu kararlarına dayanan adil, sürekli ve kapsamlı bir barış çağrısında bulunuldu. Ayrıca Madrid konferansı silahların kontrolü, ekonomik gelişme, su, mülteciler ve çevre konularında iki taraflı ve çok taraflı görüşmelerin başlatılmasını Öngörmekte ve ayrıca Filistinliler için geçici kendi yönetimleri ile başlayan ve sürekli kendi yönetimleri ile sonuçlanacak iki basamaklı görüşme kavramının oluşturulmasını kararlaştırmaktaydı.
Ortadoğu Barış Süreci Madrid Konferansı ile 1979 İsrail-Mısır Barış Süreci'nden beri ilk defa ivme kazandı. Ama Madrid sonrası diplomasinin başarısızlığı nedeniyle İsrailliler ve Filistinliler kendi arasında yeni görüşmeler yaptılar. Taraflar arasındaki gizli görüşmeler Oslo I olarak da tanımlanan Geçici kendi Yönetim anlaşmaları Üzerine İsrail- FKÖ Prensipler deklarasyonu ile sonuçlandı. Oslo I Anlaşması ile İsrail FKÖ'yü Filistinlilerin resmi temsilcisi olarak tanıyor ve barış karşılığında bazı topraklardan çekilmeyi kabul ediyor, uzun vadede Filistinlilerin kendi yönetimlerini kabul edeceğini vaat ediyordu. Filistin tarafı ise İsrail'in varlığını ve güvenli sınırlar içinde yaşamasını kabul ediyordu.
Oslo I Anlaşmasının bir devamı olarak görebileceğimiz Kahire anlaşması mayıs 1994 tarihinde yapıldı. Kahire anlaşmasının maddeleri ise şöyledir:
"İsrail'in Gazze Şeridi ve Eriha'dan üç hafta içinde çekilmesi,
"Tüm sivil otoritenin Filistinlilere devredilmesi, ama İsrail'in dış ilişkiler, iç güvenlik ve yerleşimler konularında kontrolünün devam ettirmesi,
"Filistin Otoritesinin güçlerinin tanımlanması ve bir polis gücünün oluşturulması,
"Prensipler Deklarasyonu'nda tanımlanan beş yıllık geçiş sürecinin başlaması.
Barış süreci'nde Kahire Anlaşmasından sonra Oslo II'yi yani Batı Şeria ve Gazze Şeridi Geçici Anlaşması'm görüyoruz. Bu anlaşma ile Filistin Otoritesi batı Şeria'nm büyük şehirlerine genişlemiştir. Oslo Il'nin ana maddeleri şunlardır:
"Batı Şeria'nm A bölgesi ( Filistin Yönetimi), B bölgesi ( Filistin sivil yönetimi ve İsrail güvenlik kontrolü), C bölgesi ( İsrail askeri ve idari yönetimi) olmak üzere üç alana bölünmesi,
"İsrail'in Filistin seçimlerinden ( Ocak 1996) 22 gün önce Batı Şeria şehirlerinden ( Beytüllahim, Jenin, Nablus, Qalkilya, Ramallah, Tulka-rem) çekilmesi,
"Filistin seçimlerini takip eden 6 aylık aralarla 3 aşamada C bölgelerinin B bölgelerine dönüştürülmesi,
"Ortak Güvenlik amaçlan için bir İsrail-Filistin Güvenlik ve İşbirliği Konseyi kurulması,
"Nihai statü görüşmelerinin en geç 4 Mayıs 1996'da başlaması.
Oslo Kandırmacası
Oslo anlaşmalarında, kolay konular gündeme alınırken, çözümü zor konular ( Kudüs, yerleşimciler, mülteciler ve Filistin devletinin kurulması) nihai statü görüşmelerine bırakılmıştır. Filistinlilerin amacı bağımsız bir devlete sahip olmaktı ancak Oslo anlaşmaları ile sivil yönetim Filistinlilere geçmiş; İsrail dış ilişkiler, iç güvenlik ve yerleşimler ile ilgili kontrolünü sürdürmüştür. Yönetimi Filistinlilere devredilen bölgeler ekonomik olarak İsrail'e bağımlı olmaya devam etmişlerdir. Ayrıca Oslo anlaşmaları Filistin Yönetimi'nin vergilerin toplanması, turizm, kültür, sağlık ve tarım gibi konularda sorumluluğunu tam olarak belirtmediği için bu süreç içerisinde çeşitli engeller ortaya çıkmıştır.
Oslo Barış anlaşmaları ile önemli bir ivme kazandığı sürekli olarak tekrarlanan Ortadoğu Barış Süreci'nde aslında Filistin tarafı çok Önemli tavizler vermiştir. Likud ve İşçi Partilerinin liderleri Oslo sürecinin Filistinlilerin aleyhine olduğunu gizleme gereği duymamışlardır. Çünkü yapılan tüm bu anlaşmalar tüm Filistin topraklarının sadece %22'lik bölümü üzerinedir. Başka bir deyişle israil 1948'de Filistin'in %78'ini 1967'de ise %22'sini işgal etmiştir. Bugün sadece bu %22'lik kısım ( Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs) tartışılmaktadır. İsrail kendi üzerinde bulunduğu %78'lik kısmı hiçbir zaman tartışmaya açmamaktadır. Oslo Anlaşmaları zaten bölünmüş olan Filistin'i yeniden üç alt bölgeye A, B ve C bölgelerine bölmüştür. Söz konusu bölünen %22'lik toprak parçası içinde yer alan Batı Şeria'nin %60'ı, Gazze'nin ise %40'ı İsrail'in idari ve askeri denetimine bırakılmıştır. Gazze'de A bölgesi diye ifade edilen Filistin'in tam denetimine bırakılan bölge Batı Şeria'da-kİ A bölgesinden daha geniştir. Çünkü kıraç toprakları ve çok kalabalık isyankar nüfusu nedeniyle Gazze, İsrail işgali açısından her zaman büyük bir yük oluşturmuştur. Gazze aslında İsrail'in kurtulmak istediği bir bölgedir. Dolayısıyla Oslo Anlaşmaları Arafat'ın halk desteğini almadan ABD'nin baskısıyla imzaladığı, Filistin halkını aldatan bir süreçten ibarettir. Çünkü bölünme tamamen İsrail tarafından düşünülmüş ve denetlenmiştir, çünkü Filistinliler kendi haritalarına sahip değillerdir. Oslo'da Filistinlilerin kendi haritaları yoktu, görüşme grubunda işgal altındaki toprakların coğrafyasını kararlara itiraz edecek ve alternatif planlar önerecek kadar bilen tek bir kişi bile yoktu. Dikkatlice bakıldığında Oslo Süreci'nin, Filistinlileri birbirinden ayrı ve kuşatma altındaki bölgelere ayırmak ve bu bölgeler arasına Yahudi yerleşimciler yerleştirmek suretiyle muhtemel Filistin devletinin toprak bütünlüğünü engellemek üzere dizayn edildiği görülür. Örneğin Gazze ve Eriha İsrail denetimindeki kilometrelerce toprak ile birbirinden ayrılmıştır. Ayrıca Oslo'dan sonra bu sayı 195.000'e çıkmıştır ve bu sayı bir Arap bölgesi ,olan Doğu Kudüs'e yerleşen 150.000'den fazla Yahudi'yi kapsamamaktadır.
Barış sürecinin Filistinlilere dikte ettiği şartlar Filistinli grupların büyük tepkisine neden olmuştur. Bu gruplardan en önemlileri Hamas ve İslami Cihad'tır. En önemli olay kasım 1995'te İsrail Başbakanı Yizt-hak Rabin'in öldürülmesidir. Diğer Önemli bir engel de İsrail Hükümetlerinin yerleşimci politikalarıdır. İsrail Filistinlilere bırakacağına söz verdiği topraklar üzerinde yeni yerleşim bölgeleri inşa etmeye devam etmiştir. Bu yerleşim bölgeleri stratejik olarak belirlenmiştir. Har Homa projesi ile Netanyahu döneminde Doğu Kudüs'te bir Yahudi yerleşim bölgesi inşa edilmiştir. Netanyahu bu proje ile Doğu Kudüs ile Batı Şeria arasındaki bağlantıyı koparmayı amaçlamıştır. Ayrıca Netanyahu'nun Kudüs'te Müslümanlar için en kutsal mekanlar arasındaki El Aksa Camii'nin altında arkeolojik tünel açtırması Müslüman kamuoyunda büyük tepkilere yol açmıştır. Tüm bu Barış Sürecine aykırı uygulamalarına rağmen Netanyahu ABD'nin baskısı nedeniyle 1997 yılının Ocak ayında el Halil'in %80'ni Filistinlilere veren El-Halil Anlaşmasına imza atmıştır. 23 Ekim 1998 tarihinde imzaladığı Wye River Memorandumu ise İsrail'in Batı Şeria'nın başka bölgelerinden de çekilmesini öngörmektedir.
Bu anlaşmanın imzalanması ile de çatışmalar sona erdirilememiş-Hr. Çünkü taraflar birbirlerini anlaşmanın maddelerine uymamakla suçlamışlardır. İsrail Filistinlilerin üç şartı yerine getirmediğini iddia etmiştir. Terör şüphelilerinin İsrail'e verilmesi, FKÖ sözleşmesindeki İsrail'in ortadan kaldırılması ile ilgili tüm maddelerin kaldırılmaması ve El Halil anlaşmasındaki güvenlikle ilgili sorumluluklarını tam olarak yerine getirmemeleri. Bu bahanelerle İsrail gerçekleştirmesi gereken çekilmeleri ertelemiş, bunun üzerine Arafat, eğer ciddi görüşmeler gerçekleşmezse Oslo'nun nihai çözüm için tanıdığı beş yıllık sürenin dolduğu Mayıs 1999'da Filistin Devleti'ni ilan edeceğini açıklamış, ancak İsrail'in tek taraflı açıklamaların tek taraflı İsrail uygulamaları ile karşılaşacağını bildirmesi üzerine yeni İsrail yönetimine (Barak yönetimi) bir şans tanımak için Filistin devletini tek taraflı olarak ilan etme kararını ertelemiştir.
Bir yıl içinde sorunları çözeceği yolunda açıklamalar yaparak iktidara gelen Ehud Barak hükümeti Suriye ile yaptığı başarısız barış görüşmelerinin ardından 21 yıldır Lübnan'da bulunan İsrail birliklerini 2000 yılının Mayıs ayında geri çekti. Tabii tekrar gözler Arafat'a çevrildi. Böylece taraflar ABD'nin baskısıyla 2000 yılının temmuz ayında Camp David'de bir araya geldiler. Camp David görüşmelerinde bİT ara epey yol katedildiği izlenimi ortaya çıktıysa da sorunlar çözülemedi ve bir anlaşma ortaya çıkmadı. Tartışmalar Kudüs konusunda tıkandı. Arafat, İsrail'in Kutsal Mekanlarda kendi yönetimini devam ettirirken, Filistinlilere Kudüs'ün banliyölerinde egemenlik veren teklifini kabul etmedi. Bu görüşmelerin başarısızlığının ardından Ariel Şa-ron'un provokatif ziyareti ile İkinci İntifada başladı. İkinci întifada'nm başlamasının ardından Cîinton olaylar daha fazla büyümeden ve başkanlık süresi sona ermeden bir anlaşmanın yapılması için taraflara yeni şartlar içeren bir barış planı sundu. İsrail bu planı kabul etti fakat Filistin tarafının bazı çekinceleri vardı. Sonuçta bu plan uygulanma imkanı bulamadı. Kudüs konusunda İsrail daha önce izlediği politikalara devam ederek şehrin de facto konrolünü elde etmeye çalıştı. İsrail DoğuKudüs'te yeni yerleşim yerleri inşa etti, şehre Yahudi göçünü teşvik etti. Burada amaç Kudüs'ün işgal edilen kısımları üzerin de kontrolü elde etmekti. Bu nedenlerle İsrail Clinton önerisine sıcak yaklaştı. Filistinlilerin bu teklife itirazları ise daha çok bu planın Filistin devletini birbirinden ve Filistin'in kalan kısmından kopuk, bağlantısız adacıklar haline getireceği konusunda yoğunlaşmaktaydı.
28 Eylül 2000 tarihinde ana muhalefet partisi başkanı Ariel Sha-ron'un (şimdiki İsrail Başbakanı) Mescid-i Aksa'ya yaptığı provokatif ziyaretin ardından bir hafta sonra Cuma günü Başbakan Ehud Ba-rak'm kitlesel bir polis ve asker gücünü yığmasıyla başlayan ikinci büyük Filistinli direnişi diğer adıyla II. İntifada sırasında bugüne kadar yaklaşık 2500 Filistinli İsrail askerleri ve yerleşimcilerin saldırıları sonucunda hayatım kaybetmiştir. Bir yılı aşkın bir zamandır devam eden bu en büyük Filistinli direnişi sırasında İsrail'in uyguladığı aşırı güç kullanımı, yargısız infaz ve siyasi suikastlar, Filistinlilerin sosyal ve ekonomik haklarını kullanmaları konusunda getirilen kısıtlamalar, ablukalar, sokağa çıkma yasakları ve dolaşıma getirilen sınırlamaların hepsi İsrail'in uluslar arası insan hakları hukukunu ihlalini örneklerini teşkil etmektedir. İsrail çatışmanın başından beri işgal ettiği topraklarda gerçekleştirdiği bu ihlallerin hiç birini kabul etmemekle birlikte, aynı zamanda bu bölgelerdeki kontrolün Oslo Anlaşmasıyla, özellikle Filistin nüfusunun çoğunluğunun yerleştiği "A" bölgelerinde etkin kontrolün Filistin yönetimine devredildiğini öne sürerek, İsrail'in işgalci bir güç olarak tanımlanamayacağmı savunmuştur. Ölüm ve yaralanmaların çoğu ise A alanı çevresinde, yerleşim bölgelerine giden yollarda veya bunların kavşak noktalarında meydana gelen gösteri ve çatışmalarda vuku bulmuştur. Öldürülen Filistinlilerin önemli oranda çocuklardan oluşması ihlallerin önemli bir yönüne işaret etmektedir. Filistinlilerin yürüttüğü hareket top yekûn bir direniş hareketidir. Doğdukları andan itibaren askeri işgal altında yaşamaya başlayan Filistinli çocukların gösteri ve çatışmalarda ön planda olması, İsrail'in iddia ettiği gibi Filistin Özerk YÖnetimi'nin organize etmesi neticesinde ortaya çıkmış bir olgu değil, tam tersine uzun yıllar baskı altında eziklik ve korku ve hatta kin duygularıyla yaşayan bu ihsanların gösterdiği haklı tepki ve direniştir. Batı Şeria ve Gazze'de bulunan Yahudi yerleşim bölgeleri II. İntifadanın başından itibaren çıkan çatışmalarda önemli bir rol oynamıştır. Filistinlilere göre yerleşim bölgelerinin inşasının devam etmesi barış süreci için önemli bir engel ve uluslar arası hukuk açısından da Önemli bir sorundur. Filistinliler işgalci gücün işgal ettiği topraklara kendi insanlarını yerleştirmesini yasaklayan Dördüncü Cenevre Konvansiyonu'nun 49. maddesini ihlal ettiği için, bu yerleşim bölgelerinin hukuk dışı olduğunu savunmaktadırlar. Uluslar arası toplumda bu konuda Filistinlileri desteklemektedir. Nitekim BM'in yayınladığı çok sayıda kararda İsrail'in yerleşimcilerle ilgili politikaları kınanmıştır. 1967'den bu yana İsrail, Yahudi yerleşim bölgelerinin inşa edilmesi, finanse edilmesi ve genişletilmesinden sorumludur. Bazı İsraillilerin, yerleşim bölgelerinin çoğunun güvenliğe hiçbir katkısı olmadığı, tersine orduya yük olduğu gerekçesini ileri sürmelerine rağmen İsrail, yerleşim bölgelerinin sayısını artırarak işgal altındaki topraklarda İsrail kontrolünü sağlamak üzere fiili durum yaratmaya çalışmaktadır.
Sonuç olarak, İsrail, işgal altındaki topraklardaki insan hakları ihlallerine müdahaleyi Öngören 1949 Dördüncü Cenevre Konvansiyonuna taraf olmasına rağmen, bu Konvansiyondaki pek çok maddeyi yukarıda bahsettiğimiz uygulamaları nedeniyle pek çok kez ihlal etmiştir. Ancak bu güne kadar uluslar arası toplum tarafından, ihlalleri engellenmek için İsrail'i kınama dışında hiçbir caydırıcı Önlem alınmamıştır.
Uluslar arası toplumun İsrail'in kınayan kararlar almak dışındı hiçbir ciddi girişimde bulunmaması 6 Şubat'ta yapılan seçimlerde ezici bir üstünlük sağlayarak iktidara gelen ariel Şaron'un yaklaşık iki haftadır Filistin topraklarında ve mülteci kamplarında devam ettirdiği işgale adeta davetiye çıkarmıştır. İsrail, Lübnan'ın işgalinden beri en j büyük saldırısını 12 Martta Ramallah'ı yaklaşık 150 tankla işgal ederek gerçekleştirdi. Amerika'nın ve AB'nin kınamasının ardından aşamalı olarak Ramallah'tan çekileceklerini söyleyen Ariel Şaron, İsrail tanklarının büyük çoğunluğunu Ramallah'ta tutmaya devam etti ve intihar saldırılarını bahane ederek işgalin alanını genişletti. Batı Şeria'daki kentlerin çoğu bugün İsrail işgali altındadır. Şaron'un işgalin alanının daha fazla genişletmesinden ve Gazze'ye yaymasından korkulmaktadır. Zira Gazze Hamas üyelerinin üslendiği yer durumundadır. Şaron'un Hamas'ı etkisiz hale getirmediği ve istediğini elde etmeden işgali sona erdirmesi maalesef beklenmemektedir. İsrail askerleri operasyonlar sarısında sivillere karşı katliam yapmanın yanı sıra pek çok insan haklan ihlaline de imza atmaktadır. Örneğin yaygın olarak yağma ve işkence olayının gerçekleştirildiği gelen haberler arasındadır. Filistinli genç erkekler evlerinden alınarak Batı Şeria'daki askeri kampa götürülmekte ve işkenceye tabi tutulmaktadır. Filistinli doktorların yaralılara bakmasına müsaade edilmemektedir ve ambulanslar kuşatma nedeniyle çalışamamaktadır. Sokağa çıkma yasakları nedeniyle evlerinden çıkamayan insanlar ciddi bir gıda ve su ihtiyacı ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Dünyanın gözü önünde yapılan bu işgal hareketi İsrail ve Amerika'daki Yahudi lobisi tarafından hala sivilleri korumaya yönelik bir operasyon olarak lanse edilmeye çalışılmaktadır. Onlara göre asıl suçlu Arafat'tır ve operasyon ona ve teröristlerine karşı yapılmaktadır. Halbuki İsrail kentlerdeki kuşatması yetmiyormuş gibi mülteci kamplarına karşı da saldırılar düzenlemektedir. Batı Şeria'nm kuzeyinde Nablus kentinde ve Cenin mülteci kampında, İsrail saldırıları devam etmektedir. Ayrıca Cenin'in batısındaki bir mülteci kampına da İsrail 20 tane roket fırlatmıştır. İkinci întifada'nın başlamasından bu yana yaklaşık 2000 Filistinli İsrail saldırıları sonunda hayatını kaybetmiştir. Bunların yaklaşık 300'ü İsrail'in on bir gün önce başlattığı "Koruyucu Duvar" operasyonu sırasında öldürülmüştür.
Aslında yapılan katliamlar Şaron'un geçmişine bakıldığında pek de şaşırtıcı değildir. Çünkü 1953'de Ürdün'ün Kibya şehrinde 70 sivilin katline sebep olan Şaron'du. Aynı zamanda 1982'de Savunma Bakanı olarak görev yaparken Lübnan'da 17 bin sivilin ölümüne neden olan yine Şaron'du. Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında yüzlerce Filistinlinin Öldürülmesi olayıyla yine bağlantısı olan Şaron'du. Defalarca dünya kamuoyu Önünde Oslo anlaşmasını reddeden ve Filistin devletini bloke etmek için elinden geleni yapan ve tamamen kontrolü altında olmayacaksa yok etmeye çalışan yine Şaron'du. Ve şu anda da uluslar arası basın sözcüleri ve insan haklan savunucularının raporlarına göre silahsız sivil halka ateş eden, tıbbi yardımlara saldıran, hastalara ve yaralılara tıbbi ilaç vermeyi reddeden, ayrıca gazetecilerin kuşatma altındaki bölgelere girmesine müsaade etmeyen, ve Arafat'ı Ramallah'taki karargahında kuşatma altında tutarak uluslar arası toplum temsilcileriyle görüştürmeyen yine Şaron'dur.
Filistin topraklarında yaşanan söz konusu reel durum ve İsrail'in Filistin otoritesinin tüm kurumlarını hedef alan yoğun saldırıları, Şaron iktidara geldiğinde yapılan umutsuz ve karamsar yorumlan haklı çıkaracak niteliktedir. Gerçekten de Şaron, tahmin edilenin ötesinde Filistinlilere ait ne var ne yoksa ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Filistin Lideri Yaser Arafat'ı uzun süre Ramallah'taki karargahında kuşatma altında bulundurması, Filistin Otoritesine ait karakolları ve tüm binaları saldırıların hedefi haline getirmesi Şaron'un Ortadoğu Barış Süreci'nde Filistinlilere lütfedilen her şeyi geri alma hevesinde olduğunu göstermektedir. Saldırıların daha kontrollü olarak gerçekleştirildiği birkaç ay öncesinde Şaron, tüm bu saldırıları yapacağının işaretlerini zaten vermişti. Ortadoğu'daki şiddeti durdurmaya yönelik gerçekleştirilen tüm inisiyatifleri Amerika'nın da ses çıkarmamasını fırsat bilerek boşa çıkardı. Kasım 2000'de ABD Senatörü George mitchell Başkanlığında oluşturulan Mitchell Komisyonu'nun hazırladığı raporda İsrail'den yerleşim bölgesi inşasını bir an önce durdurması istendi. İsrail tarafı, "Filistin'in şiddeti durdurmasına" yönelik çağrıyı dile getirirken, Filistin tarafı da raporun "İsrail'in yeni yerleşim yerleri inşa etme faaliyetlerini durdurması" noktasından raporu değerlendirdi. İsrail yerleşimciler sorununu, iki tarafında daha önce anlaştığı üzere, Kudüs, mülteciler ve sınırlar sorunuyla birlikte nihai görüşmelerin bir parçası olduğunu belirterek bu sorunun diğerlerinden ayrılması gerektiğini söyleyen herhangi bir anlaşma bulunmadığını belirtti. Amerikalı diplomat Tenet'in sunduğu plan ise yedi günlük bir sükunet döneminden sonra barış masasına oturulması çağrısında bulunarak tabiri caizse İsrail'in ekmeğine yağ sürdü. İsrail o gün bugündür bazen esnek açıklamalar yapmakla birlikte, Filistinliler şiddete son vermeden barış masasına oturulamayacağı ifadesini tekrarlamaktadır. 11 Eylül saldırılarının oluşturduğu uluslar arası ortam da hiç şüphesiz Şaron'un bu kadar pervasızca davranmasında önemli rol oynadı. Hindistan Başbakanı Vajpayee'nin Hindistan Parlamento binasına yapılan saldırının faillerinin cezalandırılması konusunda Pakistan'a yaptığı baskının aynısını Ariel Şaron, Filistin Lideri Arafat'a ve tüm Filistin halkına karşı yaptı ve hala yapmaya devam etmektedir. Şaron, İsrail Turizm Bakanı Zeevi'nin katillerinin yakalanması gerektiği argümanını Filistinlilere karşı gerçekleştirdiği tüm saldmlan uluslar arası kamuoyunda meşrulaştırma aracı olarak kullandı. Bir diğer argüman ise bununla bağlantılı olarak, 11 Eylül'den sonra sıkça kullanılan teröre karşı mücadele argümanıydı.
Ramallah'taki karargahında uzun süredir kuşatma altında tutulan Arafat sadece Şaron'un değil ABB'nin de baskısı altındadır. ABD Başkanı Bush'un yaptığı açıklamalarda İsrail'e işgal ettiği topraklardan çekilmesi çağrısında bulunmakla birlikte bunun zamanını belirtmemiş olması adeta Şaron'a zaman tanımak olarak algılanmıştır. ABD "İsrail saldırı altındadır ve kendini savunma hakkına sahiptir, ancak Filistinlileri cezalandırmakta çok ileri gitmemelidir, en azından bunu alenen yapmamalıdır" argümanını tekrarlamaktadır. Ayrıca Bush'un yaptığı açıklamalara göre Arafat içinde bulunduğu durumdan kendisi sorumludur. ABD dışişleri Bakanı Colin Powel'm Fas, Mısır ve İspanya'dan sonra İsrail'e gidecek olması ise dünya kamuoyunda büyük tepkilere neden oldu. İsrail'in saldırı altında olduğu argümanı Amerikan medyasının uzun yıllardır tekrarlayıp durduğu ve maalesef Amerikan kamuoyunu da büyük ölçüde inandırdığı bir iddiadır. Amerikan toplumu dünyada Filistin sorunu konusunda en duyarsız toplumdur. Amerikan medyasının % 25'i Yahudilerin elindedir. Amerikanın 280 milyonluk nüfusunun sadece 6-7 milyonu Yahudilerden oluşmaktadır. Nüfus içinde % 2-3 oranında temsil edilmelerine rağmen akademyada % 15-20, karar mekanizmalarında ise her zaman % 10'luk bir temsil oranına sahip olmuşlardır. Amerikan Kongresinin 500'ün üzerindeki üyesinin 50'si her zaman Yahudilerden müteşekkildir. Yahudiler genellikle Demokratları desteklemektedirler, ancak karar mekanizmalarındaki rolleri nedeniyle özellikle Israil-Amerika ilişkilerinde Cumhuriyetçi Bush yönetimi üzerinde de etki sahibidirler. Yahudiler bugünkü hükümette de Önemli görevlere sahiptirler. Örneğin Savunma Bakan Yardımcısı Paul WolfWitzh Yahudi kökenli bir Amerikalıdır. Karar mekanizmalarında bu kadar etkili olan Yahudi lobisinin varlığı devam ettikçe Amerika'nın İsrail'le stratejik ortaklığı devam edecektir.
Operasyonun başından beri dünyanın dört bir yanından işgal karşıtı sesler yükselmektedir. Irak, Lübnan, İran, Suriye başta olmak üzere pek çok Arap ülkesi ve pek çok Avrupa ülkesinde işgale karşı protesto gösterileri yapılmaktadır. Şaron'un işgal ettiği topraklardan çekilmesi için BM üç kez çağrıda bulunmuştur. 28 Eylül 2000 tarihinden beri BM'nin Filistin sorunu ile ilgili olarak aldığı ilk karar 12 Mart 2002 tarihli Güvenlik Konseyi karındır. Bu karar bir Filistin devleti "Vizyonu" nun oluşturulması çağrısında bulunmaktadır. İsrail ise adeta bu vizyonu ortadan kaldırmayı hedefleyen faaliyetler İçersindedir. Filistin sorununun görüşüldüğü İKO zirvesinden sonra Arap ülkelerinden ilk ciddi tepki 8 Nisan'da Irak Lideri Saddam Hüseyin'den gelmiştir. Saddam Hüseyin İran ve Libya'nın da desteğini alarak bir ay süreyle petrol ihracatını durdurduğunu açıklamış ve Kerkük-Yumurtalık hattını kapatmıştır. Ancak körfez ülkelerinden Suudi Arabistan ve Kuveyt'in böyle bir karara katılmayacaklarını açıklamaları dünya petrol fiyatlarında ciddi bir dalgalanmanın meydana gelmeyeceğini göster-inektedir. İKÖ Zirvesinde İsrail'in işgal ettiği topraklardan çekilmesi yönünde caydırıcı bir karar alınamamıştır. Irak'a karşı olası bir operasyonun sıkça konuşulduğu günlerde Şaron'un böyle bir işgal hareketine girişmesinin altında Irak'a operasyon öncesinde ABD'nin Filistin sorunu konusunda bir düzenlemeye girişeceği endişesi yatmaktadır. Şaron böyle bir düzenleme yapılmadan önce İsrail lehinde de facto bir durum yaratmaya çalışmaktadır. ABD'nin ciddi baskısını üzerinde hissetmeden de işgale son vermeye hiç niyeti yoktur.
Peki Irak'ın karşısına dikilen BM ve diğer ülkeler neden İsrail'i de aynı şekilde uyarmadılar? Niçin yalnız Filistin meselesi kuru bir kınamayla geçiştirildi? Filistin halkının insan hakları neden diğer Avrupalı ülkelerin insan hakları kapsamına girmiyor? Nerede Filistin halkının hakları?
İsrail Filistin'in en temel hak ve hukukuna bile engel teşkil etmiş ve dünyayı bile bununla birlikte hayretlere düşürmüştür. Ve de bütün barış girişimlerini de devre dışı bırakarak Filistin halkını sıkıştırarak, göçe zorlayarak, vurarak yok etmeye devam etmektedir.
Bu terör politikasına dünya devletleri ile batılı ve Müslüman ülkelerin tepkisiz kalışı, İsrail'in daha da cesaretlenip ahkam kesmeye devam etmesi, her geçen gün ve zaman içinde Filistin'i dirhem dirhem tüketmesi demektir.
İsrail devletinin Filistin'de kendilerini, bu memleketin sahibi ve varisi olarak görmeleri ve bu toprakların gerçek sahiplerine haklarının tanınmaması insanlık dışıdır. Filistin topraklarına sonradan gelip yerleşen bir halkın kimliklerini korunması adına, bu toprakların gerçek varislerinin vatanlarının dışında tutulması. Bununla da yetinilmeyip bu halka insanhk dışı muamele edilmesi ve diğer dünya ülkeleri tarafından da yapılan bu haksızlıkların destek görmesi, İsrail'in iddialarına katkıda bulunmakta, acilen çözülmeyi bekleyen bu vahim hadiseyi daha da çıkmaza sokmaktadır. Ancak 57 yıldır Filistin halkı insanlık alemine feryatlarını duyurmaya ne kadar çalıştıysa da, ne yazık ki insanhk alemi de bu vahşeti sürekli göz ardı etmiştir. Filistin halkının İsrail devletine karşı vermiş olduğu bu amansız mücadele toprakları uğruna öldürülen Filistin'lilerin hesabı ne olacak sorusunu da akıllara getirmektedir?
İsrail'in adalet sisteminin adil olmayışı ve bu kanlı devletin efendilerinin emirlerinden oluşan karmaşık sistemler ve doğru işlemeyen hukukları ve insan haklarına karşı işledikleri ağır suçlar, taciz ve taruz olayları insanların tanık olduğu aşikar adaletsizliklerdir.
İsrail, Filistin topraklarını işgal ederek Filistin ekonomisini kötü bir şekilde çöküntüye uğratarak tarım ve sanayinin gelişimini de engelleyerek halkı her geçen gün biraz daha çaresizliğe süreklemiştir. Fi-Iistin'lileri İsrail için ucuz emek ve kazanç kaynağı olarak köle gibi çalıştırmak için geçim kaynaklarını yok ederek de bu halkı her geçen gün biraz daha çerisizliğe süreklemiştir. Filistinlilerin büyük geçim kaynaklarından biri de zeytin bağlan'dır. İsrail devleti de bunu bildiği için, Filistin'in ana damarlarını hedef alarak öncelikle onları imha ediyor. Filistinli emek veriyor koca bir yıl tam ürün alınacağı vakit İsrail bulduzerlerle zeytin bahçelerini bile köklerinden ayırıyor ve cenneti andıran bağ ve bahçeleri adeta cehenneme çeviriyor. Emeklerinin karşılığını toplamaya gelen Filistin'liler büyük bir hayal kırıklığına uğrayarak elleri boş bir vaziyette evlerine geri dönmek zorunda kalıyorlar. Fakat İsrailliler bununla da yetinmeyerek Filistinlilerin kullandığı yollara büyük çukurlar kazarak çiftçi ve köylülerin mahsullerini toplayıp götürdüklerinde araçlarının devrilmesini sağlayarak çiftçi Filistinlilere eziyet ve zulüm olsun diye mahsullerinin dökülmesini sağlayarak ve ziyanlarını artırarak da bazen ürünlerini tamamen, bazen de bir kısmının zayi olmasına neden oluyorlar. İsrail askerleri Filistinlilere eziyet olsun diye de mahsulleri insanların sırtında taşıtıyorlar.
Eziyetlerin bin bir türlüsüne maruz bu halk bunca çarisizlikler içerisinde bile hayatta kalma mücadelesini verirken diğer yandan İsrailliler Filistin'lilerin yurdunda, çaldıkları Filistin'Iilerin kimlikleriyle hayat sürüyorlar.
İsrailliler tarafından Filistin tanm alanları sürekli tahrip edilerek halk çalışamayacak hale getirilmiştir. Böylece halkın mağduriyetini arttırıp İsrail için ucuz ve 50 kuruşa çalışmak zorunda bırakılmışlardır.
"Ve her duvarlı şehir ve her seçme şehiri vuracaksınız ve her iyi ağacı keseceksiniz ve bütün şu kaynaktan kapayacaksınız ve her iyi tarlayı taşlarla bozacaksınız.[44]
"Biz (şımaran ve güçsüz halka) zulmeden nice memleketi kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka kavimler meydana getirdik.
Bir toplumda zulüm, şirk ve günahların işlenmesi hiçbir kutsal kitaba inanmış ve iman etmiş ümmetlerin işi değildir. Zulüm ve şirk ancak iman etme yerine inat edenlerin meziyet ve idealleridir. Vurguncu menfaatperestlerin bu ilhak siyaseti Allah'ın mazlumun hak ve hukukunun hesabını soracağı güne kadar sürecektir ancak.
İnat edenler, iman edenleri değersiz gördüler. İnanan Allah rızasını gözetirken inat edenler dünya ve içindeki insan alemine hakimiyet kurmaya çalışmıştır İsrail ve Filistin örneğinde olduğu gibi.
Filistin Kime Ait?
Radikal ve eylemci Yahudiler tarafından bir işgal merkezine çevı len Filistin yurdu, kime ait sorusuna gelince?
Filistin yurdu asıl varislerine aittir. Bu varisler eylemci Siyonistler tarafından kuşatılan ve abluka altma alınan zulüm ve her işkenceye uğrayan Filistin halkıdır. Filistin yurdu üç kıtanın birleştiği ve kutsiyetiyle de bilinen Peygamberler yurdu ve diyarıdır. Filistin kutsal toprakları aynı zamanda da üç dinin ana yurdu olup dünya tarihide de çok önemli bir yere sahiptir.
Bu ülkede 194S'de ve 3967'de işgalci güçler tarafından adalet sürgün edildi ve insaflar da sukuta uğradı. 3000 yıldan fazla olan Filistin'in coğrafi tarihini şaşırtmaya ve yanıltmaya çalışan işgalci güçler inanılması güç cesaret sergilemişlerdir.
Peki bu cesaret ve gücü nasıl, nerede buluyorlar? Tarihin bu vahşet, eylem ve kanlı vesikalarının günah ortaklığını yapan ülkeler kimlerdir?
BM ve Amerika bu vahşet ve katliamların son bulması için ne yaptı?
1948 ve 1967'den beri yapılan barış girişimleri yüzeysel olmasaydı Filistin halen bu halde olur muydu? Filistin kimliğini inkar edip bu halkı yok sayanlar, Filistin topraklarına sızmadan önce de Filistin halkı bu coğrafyada mevcuttu. Çünkü Filistin kimliği Filistin de türemiştir. Bu halk işgalci Siyonistler gibi sonradan gelip Filistin'e yerleşmemiştir. Filistin halkı daha önceden ne yurtsuzdu, ne de ulussuz. Bu halk ve devleti varken, İsrail ne devletti ne de ulustu. Daha Önceden olmayan İsrail kuruldu ve 3000 yıldan fazla olan bir kimlik inkar edilerek yok edilmeye çalışıldı.
Filistin topraklarının İsrail devleti tarafından ilhak edilmesine diğer batlı ülke ve devletler tarafından göz yumulmuştur. İsrail devleti de bunlardan cesaret alarak Filistin topraklarını, Yahudi yerleşim yurduna dönüştürmüştür. Filistin halkını da topraklarından kopararak zor koşullar altında yaşamaya mahkum etmiştir İsrail.
İsrail baskısı altında yaşayan Filistin halkı tüm temel insani haklardan da yoksun bırakılmıştır. Bu halkın yaşadığı dramın, dünyadaki insani değerleri taşıyan milletlerin desteğine ne kadar ihtiyacı olduğunu da görmemek mümkün değildir.
Çıplak gerçeklere ne kadar kılıf geçirilirse geçirilsin esaslı hiçbir hakikat hiçbir kılıfla kamufle edilemez. Çünkü Allah şahit, tarih şahittir ki: Filistin halkı sonradan Siyonistler gibi Filistin yurdundan ortaya çıkan bir millet değildir.
Filistin üç kutsal kıtanın birleştiği yer ve üç dinin de ana yurdudur. Tarihin evvelinden olan yer Filistinlilerin özü ve kökenleri, kimliği ile birlikte Filistin yurdunda bulunur. Aynı zamanda ulus'u da, İ.Ö 1190'lardan beri 3000 yılı aşkın süredir orada yaşayan yurduna ve ulusuna büyük bir gönül bağı ile bağlı olan bir millettir. Filistin halkı bunu, elli yedi yıldır işgal altındaki yurdu için yılmadan gerçekleştirdiği direnişi ve sadakati ile de hem kendilerini hedef alan İsrail'e, hem de tüm dünyaya kanıtlamıştır.
Filistin kutsal topraklarındaki işgalci güçler ise bu yolda sonradan gelip yerleşen ve ulus yıkıp devlet kuran ve Yahudi haklarından başka hak gözetmeyen kin, kusup kan akıtan bir devlettir. İsrail devleti Siyonist ve emperyalizm ideolojisiyle yalnız insanları şaşırtmakla yetinmeyip aynı zamanda tarihi de yanıltmaya çalışmaktadırlar.
İsrail'in knesset Dışişleri komisyonu sekreteri, 18-10-1973'de avam kamarasında millet vekili RJ, Max Well düşüncesini, şöyle aktarmıştır.
"Fakat onlar insan değil, halk değil, onlar yalnız Arap" demiştir.
Filistin Arap halkı için böyle aşağılayıcı itiraflar da gösteriyor ki Siyonizm ırkçılığın, ayrımcilığm,kin ve nefretin de bir biçimidir. Böyle insanlık dışı fikir yapısına sahip olan Siyonist liderlerle Filistin konusunun hal olması da La mümkün. Onun içindir ki şimdiye kadar Filistin ve İsrail sorunu böyle zihniyetler tarafından sonuçsuz bırakılmıştır. Yıllardır Filistin meselesinin çözümü için İsrail'e uzatılan zeytin dalı her seferinde zakkum dahna dönüştürülerek Filistin halkına daha çok zararla geriye dönmüştür. Ve bu halk her zaman olduğu gibi kendi kaderlerine terk edilmişlerdir. Ve bundan dolayı da Filistin davasının çerçevesinde alman bazı kararların hiçbir şekilde sonuç vermemesi de Filistin halkının belki bir umut beklentisini de boşa çıkarmıştır. Her zirH ve ve sonrası onları derinden sarsarak hayal kırıklığına uğramasına da neden olmuştur. Fakat bu Filistin halkına bir gerçeğinde kanıtı olmuştur. Çünkü Filistin halkı yüzeysel girişimlerden de anladı ki ancak her | müşkülat ve çaresizliğe rağmen de ancak kendi haklarını ve çıkarlarını en iyi şekilde kendilerinin koruyabileceğini anlamış ve direnişlerini de bu yönde arttırmak zorunda kalmışlardır.
Birleşmiş milletler ve diğer devletler Filistin sorununun yalnızca , bir mülteci sorunu olmadığını bildikleri halde elli yedi yıldır sürmekte olan iç işgal ve soykırımın neden bir hal ve çaresi düşünülmedi? Eğer ki Filistin çıkmazına bir çözüm bulunmuş olsaydı işgalci güçlerin dışında tüm insan alemi huzura ermiş olacaktı. 57 yılı aşkındır kanın ve göz yaşının durmadığı Filistin'de ara ara sorunun çözümü için girişimlerde bulunulmuş ve defalarca bu konu masalara yatırılmış fakat oradan da raflara kaldırarak dosyaların güvelenmeye ve tozlanmaya terk edilmiştir. Eğer ki Filistin için şimdiye kadar yapılmış olan barış girişimleri temiz vicdanların hukukundan geçmiş olsaydı inanıyoruz ki Filistin bu işgalde korkunç rakamda kayıp ve bu kadar büyük zarara uğramamış olurdu.
Filistin Ne İstiyor?
Filistin halkı insanlık aleminin artık bu feryatlarını duymasını istiyor. Varsa insan haklan eğer, bu haklara dahil olmayı istiyor. Irk ve din ayrımcılığı yapan işgalci güçlerin topraklarından çıkmalarını, Siyonist radikal Yahudiler tarafından kemirilen kimliklerinin tanınmasını, ulus ve bağımsızlığının korunmasını istiyor.
Filistin halkı kendi uluslarına hak tanınmasını istiyor. Çünkü bir halkı karakterize eden ulus ve dini inancıdır. Filistin'in direnişi de yurdu, kimliği, ulusu ve dini inancı içindir. Ve bu halkın direnişi de bu yöndedir. Her ne kadar terörizm ayaklanması olarak gösterilmeye çalışılsa da İsrail devleti tarafından bunun bu yönde olmadığını da kendileri de bilmekteler.
Filistin Arap halkı Siyonist ve emperyalist saldırganların Filistin kutsal topraklarından çıkarılmasını ve bu kin kusan ve kan döken işgalci güçlerden arındırılmasını ve binlerce masum insanların canlarına mal olan bu toprakların asıl sahiplerine geri iade edilmesini istiyorlar. Her vicdanın ve her akim mutlaka iyi ve adil çalışan bir faaliyeti vardır. İşte Filistin halkı da belki bir umut diyerekten doğacak olan bu fikir faaliyetinin günü ve zamanını yıllarca bekleyip durdu.
İsrail'in mütecaviz ve vahşet politikası 1948'de kurulduğundan bu yana Filistin halkına yapmış olduğu insanlık dışı zulüm ve işkenceler hakkında yüzlerce delil ve ispat sunulduğu halde her seferinde İsrail inkar etmiş ve her gerçeğe bir kılıf geçirmişti. Fakat kızıl Haç komitesinin de ellerinde bulunduğu delillerle, Filistin halkına yapılan insanlık dışı işkenceler netlik kazanmış ve doğrulanmıştı. Uluslar arası Af Teşkilatı da çeşitli işkence iddialarını doğrulamış ve 1970'deki raporunda;
"tutukluların sorguları sırasında çok ciddi boyutlarda kötü muamelelerin doğrulandığı ispatlanmış ve İsveç insan haklan cemiyetinin de bu konu ile ilgili raporlarda bu iddiaların doğruluğunu belirtmişti. Bu konuyla ilgili İngiliz "Sunday Times" gazetesinin 19 Haziran 1977'de yayınlanan özel raporunda da bu gazetede özel bir çalışma grubunun da (Insight Leam) eski tutuklulardan 44'ü Filistinli olmak üzere çeşitli kimselerle görüşerek ve 5 ay süren bir araştırma sonucunda ortaya koyduğu kayıt ve incelemelerinde içinde zikredildiği bu özel raporda şu sonuçlara varılmaktadır.
İsrail basit ve kötü davranış ölçülerini iyice aşarak işkence kategorisine sokmaktadır. Hırs ve kininden doğan vahşetini.
1) İsrail güvenlik ve istihbarat görevlileri tutuklu Araplara kötü davranmaktadırlar.
2) Bu kötü muamelenin bir kısmı basit yöntemlerledir; fakat daha, ileri teknikler de kullanılmaktadır. (Elektrik şoku uygaîama, Özel inşa edilmiş hücrelere kapatma vb.) Bu durum, İsrail uygulamalarını, basit kötü davranış Ölçülerini iyice aşarak işkence kategorisine sokmaktadır.
3) İşkenceye, en azından, altı merkezde başvurulduğu ortaya çıkmaktadır. Dört cezaevi (Ramallah, Hebran, Nablus ve Gazze) bir göz altına alma merkezi (Kudüs'te "Russian Compoud" diye ün salmış bir yer) ve bir de askeri istihbarat merkezi (bu son iki merkez, genellikle içinde sorgulamanın yürütülebildiği "x hücreleri" diye bilinen Özel hücrelere sahiptir)
4) İsrail güvenlik birimlerinin hemen hepsi bu işe karışmış durumdadır. "Shm Beth" (İsrail gizli istihbarat servisi), Askeri istihbarat Dairesi "Latam" (özel görevlerle ilgili bir güvenlik birimi) ve Sınır polisi;
5) İşkence, emir ve yetkilerini aşan birkaç kişinin işi denerek görmezlikten gelinemeyecek ölçüde, yöntemli bir şekilde uygulanmaktadır; bir noktadan itibaren belirli bir siyaset olarak, sistematik şekilde uygulandığı anlaşılmaktadır;
6) İşkencenin üç maksatla kullanıldığı görülmektedir; bilgi elde etmek, gözaltına alınanları suç -işleyip işlemedikleri bile belli olmayan-çeşitli suçlan itirafa zorlamak; ve işgal bölgelerindeki Arap nüfusu böylece korkutarak pasifleştirmek.
İsrail hükümetine gelince, devamlı olarak çok çeşitli kanallardan gelen bu işkence iddialarını reddetmektedir. Nitekim, Sunday Times raporuna verildiği cevapta 48 " cezaevlerinin her an için incelemeye açık olduğunu, gazetenin raporda iddia edilen noktalarla ilgili İsrail'in cevabını istemeden raporu yayımladığını" ileri sürmektedir. Oysa burada söylendiği gibi cezaevleri her araştırmacının incelemesine açık tutulmamış, Özellikle soruşturmaları takip etmek yolundaki istekler İsrail makamlarınca hep reddedilmiştir. 49 Öte yandan, işkence gördüklerini belirten bir çok eski hükümlünün ifadelerinden kuvvetle ortaya çıkan bir noktada İsrail'de özel bir askeri kampın bu iş için kullanılmış olmasıdır. Gene bu kampta özel, penceresiz bir hücrenin bulunduğu, işkence görenlerin daha sonra buraya konduğu -mülakatların çoğundan- anlaşılmaktadır. Bu kamp ve hücrenin varlığına kuvvetli bir delil belki de İsrail'in Sunday Times'a verdiği cevapta bunlardan hiç söz etmemiş olmasıdır. Sunday Times'in incelemesine göre bu kamp, büyük ihtimalle, Tel-Aviv dışındaki aslında askeri depo olarak kullanılmakta olan- "Sarafand" adlı kamp olacaktır. Bunun yanı sıra, bazı deliller, hiç olmazsa belirli bir süre Gazze bölgesine yakın bir ikinci sorgulama kampının varlığına işaret etmektedir.
1- Tutuklunun, elbiselerini de soyarak, kamçı veya sopalarla, rasgele vücudunun her yerine kan çıkıncaya kadar vurulması;
2- Yanık sigara uçlarının vücuda tatbik edilmesi;
3- Alıştırılmış köpeklerin, bağlı olarak yere yatırılmış tutuklu üzerine salınması;
4- Elleri bağlanarak, ayakları yere değmeyecek şekilde tutuklunun duvara asılması ve böylece şuurunu kaybettirecek kadar uzun süre vücudun gerilişi;
5- Vücudun nazik bölgelerine (ağız, göğüs, cinsiyet organları..) elektrik şoku uygulanması;
6- Tutukluya bir takım kimyevi maddelerin tatbik edilmesi;
7- Tutuklunun günlerce elleri, ayaklan ve gözleri bağlı, dar ve rahatsız edici hücrelerde bırakılması;
8- Ellerini kapıya kıstırılarak kapının açılıp kapatılması;
9- ağza (veya anüsa) hortum sokularak musluktan su verilmesi 10-Vücudun tabii deliklerine (anüs veya cinsiyet organlarına) şişe veya çubuk tel gibi cisimlerin sokulması;
11- Başa bir torba (veya madeni bir kutu) geçirilerek yumruk veya sopalarla vurulması
12- Soğuk (bazen sıcak ) suların tutuklunun üzerine (özellikle başına) uzun zaman dökülmesi...
İnsan Hakları Var Mı?
İnsan hakları varsa bunca rüsvai haller nasıl yapılır. Yoksa insan haklan yalnız İsrail ve Amerika'nın mı haklarına koruyup savunur? Koyun aslan gibi olmuş olsaydı kimse onu boğazlayarnaz ve kesemezdi.
Eğer ki Müslüman ülkeler ve halklar birbirine arka çıkmış olsalardı Filistin halkı radikal Yahudilerin elinden helak olmazdı.
Siyonizm dünyanın dört bir yanını sarmış, kutsal toprak Filistin yurdunda merkezleşmiş ve kendi menfaatleri, kazançları uğruna Siyonist olmayan diğer toplumların da hak ve menfaatlerini hiçe saymıştır. Siyonist güçlerin farklı siyasi tutumları dünyada da kasırgalar estirip Siyonist rejimini ihtiva ederek de "siyon liderlerinin oluşturdukları dünya üzerinde Yahudi hakimiyetinin çerçevesinde bir devlet kurmak ve bütün insan alemine hükmederek ve de tüm ırklara teşhir ederek; kendilerini dünyanın varisleriymişler gibi tanıtmak içinde kan dökerek ve can alarak diğer ırklara da mesaj vermekteler. İnsaf ve hukuk ölçüsünü tatbik etmeyen ve hırsıyla devlet kurup kendi halkının hak ve hukukunun dışında başka halklara karşı hak ve hukuk tanımayan liderler bu misyonlarını da dünyaya tanıtmışlardır.
Sonradan devlet olan İsrail ve ulusu olan diğer ülkeler her hak ve hukuka sahipken ye hatta sapıklık derecesinde olan bazı halklar bile kendi devlet ve uluslarına sahip olup ve de uluslarıyla da tanınıyorlarsa, bu durumda Filistin'in kendi siyasi hak ve hukukuna sahip olmaması da dünyadaki İnsan hukukunun adıl olmayışını gözler önüne sermektedir. Filistin halkı yıllardır bağımsız devleti ve ulusu için mücadele vermekte ve hakkını savunmaktan başka bu halk ne suç işledi ki terörizmin adı altında anılıyor?
İsrail'in asıl amacı Filistin halkını her yönden kuşatma altına al- | mak ve yaşamlarını da daha dayanılmaz hale getirmek ve halkı yıldırmak ve göçe zorlamak ve bunun içinde saldırgan politikasını devam ettirmektedir. İsrail bu tutumundan dolayı da tüm tenkit ve eleştirilere rağmen de geriye adım atma gereği de duymamaktadır.
Peki bu halkın günahı ve suçu neydi ki bu halk yok edilmeye mahkum edilmiş durumda. Siyonist vahşeti Filistin'de hakmış gibi bir hale dönüştürülmüş kin, nefret ve vahşet sınır tanımaz hale gelmiştir.
İsrail'de sınır tanımayan vahşetin içerisinde, onur ve haysiyet yıkıcı hadiselerin de olması halkı büsbütün yıkmıştır. Çünkü kadınlara ve kızlara yapılan taciz ve tecavüzler kadın, yaşlı, çocuk demeden kurşuna dizmeleri bu zulüm ve onur yıkıcı vahşetlerden dolayı Filistin halkının evlerini ve yurtlarını terk ermelerine sebep olmuştur.
Filistin halkı mülteci kamplarında zor koşullar altında hayatta kalma mücadelesi verirken Filistin çocukları da bu kamplarda dünyaya gözlerini açıyorlar.
Filistin Çocukları Ne İstiyor?
Filistin çocukları tüm dünya çocuklarına tanınan hakların kendilerine de tanınmasını istiyorlar. Filistin çocuklarının yurdu terörist bir devlet tarafından işgal merkezine çevrilmiştir. Kan ve gözyaşının yerine barışın gelmesini istiyorlar. Huzurlu bir dünyada yaşamak Filistinli çocukların da haklarıdır.
Filistin çocukları her çocuk gibi gök yüzüne yükselen uçurtmaları uçurmak istiyorlar. Onlar havada bomba yağdıran ölüm kusan savaş uçaklarını değil. Bu istenen dünyayı ve beklenen özgürlüğü Filistin çocuklarına sunacak olanda insani duyguları olan sağduyulu liderlerdir. 1948 yılından itibaren mümkün değildir ki bir Filistinlinin kanı dökülmesin.
Geçmiş asırları incelediğimiz zaman İsrail hukuki tutumu ve hükümdarlığı Firavun'un Nemrut'un kanununa ne kadar benzediğini görmek mümkündür. Çünkü Firavun'un mualefeti ve illeti Siyonist muhalefetine aynen benzemektedir. Çünkü firavun da kendini her şeyden ve herkesten üstün görmüş ve bundan dolayı da insanlara bin bir eziyet ve işkenceler yapmıştı. Dünya ve içindekilere meydan okumuştu. Fakat onu yutan suya hükmedememişti ve gücü dünyada kalmaya da yetmemişti. Firavun inat etti, ve onunla inat edenler de suda boğulup dünyadan silindiler. Ve kötü bir iz bırakarak yok oldular. 1 Ama Allah'a iman ve itaat edenler ise Allah onları korumuştu. Fakat | kendilerine güvenenler kendilerini ne muhafaza edebilmiş ne de Allah'm hüküm ve gazabından kurtulmaya da güçleri yetmişti.
"(Musa mucizelerle) onlara geldiği zaman, firavun ona "Ey Musa | muhakkak ki ben seni büyülenmiş zannediyorum" [45]
(Musa) dedi ki "Ey firavun bunları, bir takım ibretler olarak gök- ı lerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini elbette bilmişsindir. I "Ey firavun, ben de senin muhakkak halak edilmiş (olduğunu zannediyorum)" [46]
"Derken (Firavun) onları, yer yüzünden silip atmak kökünü kazı- :| mak, yok etmek istedi. Biz de onu beraberindekilerin hepsini suda boğduk" [47]
Ne yazık ki Allah'ın hesabını ve gazabını hesap etmeyenler de vardır. Halbuki heva ve hevesine dayanan her şey buna inkar ve zulüm edenler de dahil kendilerini ne ile muhafaza ederlerse etsinler Allah ne zaman, ve nasıl yok etmesini dilerse her bir şey çabucak kaybolur. Dünya ve içindekilere meydan okuyan her geçmiş asrında hükümdarları dünyada kalmaya güçleri yetmemişti. Çünkü Allah tarafında olacak olan her şey olur. İnsanların mevkii, makam ve rütbeleri de ne olursa olsun dünyada kalmaya güçleri yetmez. Ölüm kul için kaçınılmaz bir mutlak olduğu için her canlı gibi insanın da hayatı ölümle son bulur. Bundan kurtuluş ise hiç mümkün değil ama ölümün vahşet şeklinden de her insan korkar ve asla hiç kimse istemez.
Geçmiş asırların hükümdarları Ariel Şaron'dan daha güçlü ve zengin idiler, ama zaman onları bir değirmen gibi öğüttü. İşte dünya herkes sırasını beklesin zaman ise yalnız Allah'ın dilediği vakitte oluşur. Ölümle başlayan ikinci hayatın kapısını bir daha dünyaya açılması la mümkün. Gidenlerin dönmeyişi acaba memnun kalışlarından mıdır, yoksa dönüşü olmayışından mıdır?
"Karun'u Firavun'u ve Hamam da (yok ettik) And olsun ki Musa onlara açık deliller getirmişti de onlar (iman etmeyip) yer yüzünde büyüklük tasladılar. Halbuki (azabımdan) geçip savaşacak değildir." "Onlardan kiminin üstüne taş yağdıran bir kasırga gönderdik, kimini korkunç bir çığlık aldı, batınp yok etti. Kimini yere batırdık, kimini de (suda) boğduk. Allah onlara zulmetmiyordu. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı." [48]
Yazık ki ayetlerin doğrultusunda yaşanan bir insanlık yok gibi. Çünkü; Filistin işgaline baktığımız zaman güç çıkar ve üstünlük dengesini hemen fark ederiz. Değiştirilmişolan mukaddes kitap Tevratta seçilmiş kelimesini radikal Yahudiler siyonizt ideolojisine göre değerlendirdiğimiz zaman bir ırk ayrımı ve üstünlük olarak görmüşler. Yahudilerin dünyaya ve içindeki Yahudi olmayanlara hükmetmeleri olarak algılanmış ve de tatbiki de aynen uygulanmaktadır. Yani hüküm edenler Yahudilerdir, hüküm olunanlar da Yahudi olmayanlardır.
"Siz Allanınız Rabbin oğullarısınız çünkü sen Allah'ın rabbe mukaddes bir kavimsin ve Rab yeryüzünde bütün kavimlerden üstün olarak kendisine has bir kavim olmak üzere seni seçti. [49]
"Yahudiler-Hıristiyanlar (dince güvenilir bir şey üzerinde değildir) dediler. Hıristiyanlar da yahudiler (güvenilir) bir şey üzerinde değildir." Dediler halbuki hepsi de (kendilerine indirilen) kitabı (güya) okumaktadırlar. Böylece (okumak) bilmeyenlerde onların sözlerinin aynısını söylediler. Artık Allah, kıyamet gününde ayrılığa düştükleri şey hakkında aralarında hükmünü verecektir.[50]
Ayet-i Kerime
"Allah bir oğul eindi diyenlerin buna dair kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Birkelime olarak ağızlardan çıkan (bu söz) ne kötü onlar yalandan başkasını söylemezler.[51]
"Ben dedim, siz ilahlarısınız ve hepiniz yüce olanın oğullarısınız kalk ey Allah yer yüzüne hükmet zira milletlerin hepisine sen varis olacaksın.[52]
Ayet-i Kerime kavmimiz olan şunlar, Allah'tan başka bir takım ilahlar edinenler. Onların gerçek olduğuna dair bir delil getirseler ya! Artık Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?" [53]
"Ve Yahudiler bütün düşmanlarını kılıçtan geçirdiler ve öldürdüler ve yok ettiler ve kendilerinden nefret edenlere istedikler gibi yaptılar.[54]
"Yahudiler ve Hıristiyanlar "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz dediler.[55]
"(Yahudi, Hıristiyan ve müşrikler) Allah'ı çocuk edindi" dedileı (Haşa!) O bundan arınmış ve yücedir. Doğrusu göklerde ve yerde olanların hepisi O'nundur. Hepisi ona boyun eymiştir. [56]
Tevrat ve onlardan nefret ettim. Fakat size dedim siz onların topraklarını miras olarak alacaksın veben size onu mülk olmak üzere vereceğim, Ben sizi milletlerden ayırt eden Allanınız Rabbim, [57]
Ayet-i Kerime
"yine hani; "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız" diye sizden kesin söz almıştık. Sonra siz de kabul etmiştiniz." [58]
7 Milletlerden öç alsınlar; ve ümmetleri tedip etsinler;
8 Onların kirallarmı zincirlerle,
ve ileri gelenlerini demir bukağılar ile bağlansınlar;
9 Ta ki, yazılmış olan hükü onlara karşı yürütsün
Ayet-i Kerime
"Sonra siz, (bu sözünüze rağmen) yine kendinizi (birbirinizi öldürüyor, içinizden bir grubu yurtlarından çıkarıyor, onlara karşı günah ve düşmanlık yapmakta (birleşip) yardımlaşıyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size haram olduğu halde (hem aranızda savaşıyor, hem de size esir düşerlerse fidye alıp kurtarıyorsunuz. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz işte sizden bunu yapanların cezası ancak dünya hayatında aşağılık (ve rezil) olmaktan başka değildir. Kıyamet gününde de azabın en şiddetlisine itileceklerdir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.[59]
"ve İsrail onun mirasının kıptıdır; ismi orduların RABBİDIR: Sen benim topuzum ve cenk silahımsm; ve seninle milletleri kıracağım; ve seninle ülkeleri helak edeceğim, ve seninle cenk arabasını ve binicisini kıracağım; ve seninlen erkeği ve kadını kıracağım; ve seninle kocamış adamı ve genci kıracağım; ve seninle genç adamı ve bakire kızı karacağım; ve seninle çiftini kıracağım ve seninle valiyi ve kaymakamı kıracağm[60]
Muharref tevrattaki vahşet emirleri ve bu korkunç ayet ve sözler nasıl Allah'ın kelamı olabilir? Acaba bu vahşet ve eylem vari bab'lar-lan çelişen bu babın hükmünü ciddiye almamışlar mı?
Tevrat "Hükümde haksızlık etmeyeceksiniz, fakirin hatırını saymayacak ve komşuna adaletle hükmedeceksin; kavminin arasında çekiştiricilik edip gezmeyeceksin, komşunun kanma karşı ayağa kalkmayacaksın.
Ben RABB'ım... öç almayacaksın, ve kavminin oğullarına kin tutmayacaksın, ve komşunu kendin gibi seveceksin. Ben Rab'im [61]
Ayet-i Kerime
"Ey iman edenler, Allah için adaleti (hakkı) ayakta tutun, adaletle şahitlik edin kimseler olun. 3 Bir kavme duyduğunuz kin sizi adalet yapmamaya sevk etmesin. Adil davranın, takvaya daha yakın olun da budur. Allah'a karşı takvalı olun (emirlerine uygun yaşayın) Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.[62]
Ayet-i Kerime
"Küfre sapanlar ve ayetlerimizi yalanlıyanlara gelince işte onlar da alevli ateşin halkıdırlar.[63]
Ayet-i Kerime
"Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından sağlam bir söz almıştı.[64]
(verdikleri) kati sözlerini bozmaları sebebiyle biz onları lanetledik ve kalplerini kaskatı yaptık. Onlar (Tevrat'ta gerek Rasulü Erkeme gerek diğer ahkama ait) kelimeleri, yerlerinden kaldırıp değiştiriyorlar. Onlar uyarıldıkları şeylerden de nasiplenmeyi unuttular, (terk ettiler nevalarına tabii oldular) (Resulüm) içlerinde pek azı hariç, onlardan yana daima bir hainliğin farkına varıp durursun, yine de sen onları affet ve aldırma. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.[65]
"yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanlari ayetlerimi anlamaktan uzaklaştıracağım. Onlar her ayeti görseler de ona inanmazlar. Doğru yolu görseler, onu yol edinmezler (fakat) azgınlık yolunu görürlerse, yol olarak onu edinirler. Bu onların ayetlerimizi yalanlamalarından ve onları anlatmaktan gafil olduklarındandır.[66]
"Milletlere baş olmak için beni kordun; bilmediğim bir kavim bana kulluk edecek, yabancı oğullan bana boyun eğecekler, kulakları işitince bana itaat edecekler.[67]
Ayet-i Kerime
İlahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanlar (varsa) onların kalpleri inkarcıdır. Onlar, büyüklük tashyanlardır.[68]
İsrail oğullarına vaat edilmiş toprakları muharref Tevrat'taki birkaç ayet, ve yarım asın geçkindir Filistin'de olan savaşın asıl nedenleri ve bunca vahşetin ana sebebi vaat edilmiş Filistin toprakları.
"8 ve senin gurbet diyarını, bütün Kenan diyarını, sana ve senden sonra zürriyetine ebedi mülk olarak vereceğim. Bütün bu memleketleri sana ve zürriyetine vereceğim ve senin zürriyetini göklerin yıldızları gibi çoğaltacağım.[69]
"ve RAB Musaya söyleyip dedi. 2 İsrail oğullarına emret ve onlara de Kenan diyarına girdiğiniz zaman (size miras olarak düşecek olan bu diğer, sınırına göre Kenan diyarı) 2 o zaman cenip tarafınız Tsin gölünden edam boyunca olacak ve cenup sınırınız şarka doğru Tuz denizinin ucundan olacak, 4 ve sırınız Akrabbim yokuşundan cenuba doğru dolaşacak ve Tsine geçecek ve onun uçlan kadeş barneanm cenubunda olacaklar, ve hatsar adarda çıkacak ve atsmona geçecek 5 ve sınır atsmonda mısır vadisine kadar dolaşacak ve onun uçları deniz yanında olacaktır. [70]
6 ve garp sınırınız büyük deniz ve onun kıyısı olacaktır garp sınırınız bu olacak.
7 ve şimal sınırınız bu olacak, büyük denizden Has dağına kadar kendinize işaret koyacaksınız.
8 Hor dağından Hamata girilecek yere kadar işaret koyacaksınız ve smırm uçlan Tsedadda olacak; 9 ve sınır Zifrona çıkıacak, ve onun uçları Hatsarenanda olacak, Şamil sınırınız bu olacaktır.
10 ve şark smınnızı Hatsar enadan Sefama kadar işaret koyacaksınız.
11 ve sınır sefamdan anin şark tarafından Riblaya inecek ve sınır inecek ve şarka doğru kinnesat denizinin yanma dokunacaktır.
12 ve sınır Erdene inecek ve uçları Tuz denizi yanında olacaktır. Çepeçevre sınırlarına göre memleketiniz bu olacak.
"31ve kızıl denizden Filistinlilerin denizine kadar ve çölden ırmağa kadar sana hudut koyacağım, çünkü memleketin ahalisini sizin elinize vereceğim.[71]
"23 O zaman RAB bütün milletleri önünüzden kovacak ve sizdeu büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. 24 Ayak tabanlarınızın basacağı her yer sizin olacak, sınırınız çölden ve Libnandan ır-*j maktan Fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır. 25 Önünüzde kimse duramayacak, Allah'ınız RAB, size söylediği gibi dehşetinizi ve1 korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır.[72]
Siyonist güçler Filistin'e girdikleri vakit ne ve hangi amaçla girdikleri Tevrat Ayetleriyle de daha iyi anlaşılmaktadır. Filistin halkını soy-' kırıma götürmek ve Kenan diyarı Filistin'e varis olmak! Önce Filistin'in ulusunu yok ederek bu halkın etki ve yetki gücünü kırmıştır ve] her tür tabii ve beşeri yetkisini de sınırlayarak halkı iyice mağduriyetini artırmıştır. İsrail'in terör politikasının yasa dışı eylemleri yasal gibi görünmüş ki dünyanın en uzun savaşır haline gelmiş. Çünkü İsrailli kurşun atıyor suç sayılmıyor. İsrail birlikleri baskın yapıyor hiç kimse neden yaptın demiyor. Fakat Filistinli taş atıyor suç sayılıyor ve öldürülüyor veya tutuklanıyor ve gördükleri eziyetler ve işkence ise insanların dayanma ve tahammül sınırlarını kat be kat aşan boyutlardadır.
Devletsiz ve ulussuz olmanın ne olduğunu Filistin halkından daha iyi kim bile bilir?
Siyonistlerin gözünden kaçan bir ayet,
"Ey Adem, iyi olanı, sana bildirdi ve hak olanı yapmak ve merhameti sevmek ve Allah'la alçak gönüllü olarak yürütmekten başka RAB senden ne ister.[73]
"katletmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, komşuna karşı yalan şahadet etmeyeceksin, komşunun evine temah etmeyeceksin. [74]
Bu adaleti ayakta tutan ayetler Tevratm yazılı ayetlerindendir. Vahşet ayetleri ise sözlü emirler dedikleri ayetlerdir. Bu iki son yazılan ayetlerin doğrultusundan yaşanan insanlık var mı? Olmuş olsaydı Fi- 1 Üs tin bu halde olur muydu hiç? Veya Irak ikinci bir Filistin'e çevrilir miydi hiç?
Bu son yazılan Tevratm ayetleri doğrultusunda adalet hukuk bulursa dünya ve içindekilerle birlikte huzura erecektir. Bizimde bütün dualarımız bu yöndedir.
"Ey müminler, yine de Yahudilerin size inanacaklarını umuyor musunuz? Halbuki onlardan bir takım vardır ki, Allah'ın kelamı (olan asıl Tevrat'ı) dinlerler de onu anladıktan sonra, bile bile tahrif eder (bozup değiştirirlerdi).[75]
Tanınmış Siyonizm karşıtı Yahudi düşünür ve yazar İsrael Shohak siyonizmin ideolojisini şöyle dile getirmektedir. "Benim düşünce görüşlerime göre İsrail devleti terimin tam anlamıyla ırkçı bir devlettir. Bu devlette insanlar, kesin belirlenmiş yasal yollarla ve yaşmen en önemli olanlarda yalnızca (Yahudi olmayan kökenlerine göre ayrıma-tabii tutulmaktalar... ırk ayrımı siyonizmle başlamıştır ve bu günde temelde Siyonist hareketin kurulmasıyla sürdürülmektedir."
Yahudilerin ideolojisindeki görüş kendilerini yaratılmış olan tüm ırk ve halklardan üstün görme inancı ve bu anlayışın temelindeki gerçek Baba Oğul ve de gelecek olan Meşinin Yahudi ırkı için savaşıp bütün Yahudi olmayanları kılıçtan geçirecek ve kırallığıni ilan etmesi, Yahudi ırkını dünyaya hakim kılması inancıylan yatıp kalkan hırs ve kinlerinden dolayı da binlerce masum insanların kanlarını döken radikal Yahudiler gelecek olan Mesihe kolaylık olsun diye elli yedi yılı aşkındır Müslüman Arap halkını vahşet ve zulmün her türlüsünü uyguluyor ve ölüm kusan top ve tüfeğini hiç susturmadan Arap halkını soykırıma sürüklemektedirler.
"Ben dedim; siz ilahlarsınız.
Ve hepiniz yüce olanın oğullarınız, fakat insan gibi öleceksiniz..[76]
Matta incilinde de havarilerin mektuplarının bu ayetlerindeki Allah'ın oğulları, çocukları iddialarına rastlamak mümkün. Yahudilerin buradaki Hz. İsa'yı çirkin hitap etmeleri "Biz zinada doğmadık, Babamız vardır. O da Allah'tır."
10 Yuhanna tncili 8. Babının 39 ve Sonraki ayetlerinde diyor ki: Yahudiler İsa'ya "Bizim pederimiz İbrahimdir. Dediler İsa onlara İbrahim'in evladı olsaydınız onun yaptıklarını yapardınız. Fakat beni yani Allah'tan işittiği hakikati size söylemiş olan adamı, şimdi öldürmeye çalışıyorsunuz o'na "Biz zinadan doğmadık bizim babamız var o da Allah'tır" dediler. İsa'da onlara, eğer Allah sizin babanız olsaydı beni severdiniz, çünkü ben, Allah'tan çıkıp geldim ben kendiliğimden gelmedim, fakat beni o güönderdi, söylediğimi niçin anlamıyorsunuz? Çünkü benim sözümü dinleyemezsiniz. Siz babanız sevdandan iblistensiniz ve babanızın isteklerini yapmak istiyorsunuz" dedi.
Buradaki ben Allah'tan çıkıp geldim cümlesini Hıristiyanlar. Ben Allah'tan çıktım sözünü ondan doğdum manasına getirmişler. Halbuki cümlenin tamamından "Ben kendiliğimden gelmedim Beni Allah gönderdi sözü Hıristiyanların yorumladıkları mananın tam tersidir. Ben Allah'tan çıktım geldim cümlesini Hz. Isa Allah'tan doğdu dediler ve Allah'a şirk koştular. Hıristiyanlar Hz. isa'yı tanrı edindiler. Tanrı oluşu var eden, yani her kudrete sahip olandır. Hem oluş, hem de son buluş onun ilahi kudreti dahilindedir. Allah güçlü ve kudretlidir. Mantığın çok kolay burada kavradığı bir şey var. Eğer gerçekten Hz. İsa tanrı olsaydı Yahudiler onu öldürmek istediği vakit neden Hz. İsa Yahudilerden kaçtı. Var etme gücüne sahipolan ilah neden var olmuş kullardan kaçsın? İlah'm gücü ve kudreti her cisimi kuşatmışken hem incilde Hz. İsa'nın gaybı bilmediğide yazılıdır. Peki Hz. İsa İlahsa gay-bı bilmesi gerekmez mi her bir cisim yaratan ve yoktan var eden her şeyden de haberdar olması gerekmez mi? ÇünküAIlah yaratmış olduğu her zerreden haberdardır.
Bir de hıristiyanlar Hz. İsa öldü, tekrar dirildi derler. Ya Hz. İsa ölürken onu daha sonra kim diriltti? Veya ölüyken nasıl dirildi? Eğer Hz. İsa kendi kendine ölüyken dirildiyse ve ölmüş bir bedene ruh veren ilah Yahudileri o büyük kudretiyle neden yenemedi? Buradaki en önemli husus Hz. İsa'yı kim sakındı ve nasıl sakındı. Bir de akıl ve mantığın almadığı başka bir husus ise Hıristiyan inancından Baba Allah kimseyi idare etmez yalnız dünya ve içindekileri idare eden oğul ilahtır. Fakat Hz. İsa doğmadan da oluş mevcuttu. Dünya ve ahenk yine zuhur buluyordu veya idare böyle ise? Hz. İsa'nın öldüğüne inanıyorlarsa Hz. İsa kabirde iken mevcudatın işini kim görüyordu ve dünyadaki canlıların idare ve rızıklan kim tarafından sağlanıyordu.? Hıristiyan inancından Hz. İsa hem şekli tahsif edilmez ilahtır, hem de insandır ve Yahudiler onun insani şeklini katletmiştir diyorlar. Peki insan şeklinde iken ve yalnız bir yerde yaşadığı vakit dünyanın diğer memleketleri nasıl idare edildi? Veya aynı anda tekbir memlekette görünürken aynı anda nasıl her yerde olabildi? Olamadıysa diğer yerlerin idaresi nasıl oldu?
"Muhakkak ki Allah katında Hz. İsa'nın (babasız dünyaya gelişindeki) durumu. Ademin durumu gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra "Ol" dedi, O da oluverdi. [77]
"Ey Ehl-i kitap, dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında gerçek olandan başkasını söylemeyin, Meryem oğlu İsa Mesih ancak Allah'ın Resulü ve (Meryem'e ulaştırdığı (ol) kelimesi (nin eseri) ve O'ndan (görülmüş) bir ruhtur. Allah'a ve resulüne inanın, (Allah) "üçtür" demeyin. Kendi faydanıza olarak buna son verin. Allah bir tek ilahtır. O çocuğu olmaktan tamamen uzak ve şanı yücedir. (Münezzehtir) Göklerde ve yerde olanların hepisi O'nundur. Vekil olarak Allah kafidir. [78]
İslam anlayış ve inancında da Hz. İsa Hak peygamberdir, ulvi ve büyük bir elçidir. İslam inancında Hz. Ademden ve Ahir peygamber Hz. Muhammet (s.A.V) e kadar bütün peygamberler haktır ve gerçektir. Yahudilere gönderilen Hz. Musa ya da ve Hz. İsa'ya da inandık ve iman ettik. İslam'ın temelindeki inanç ve itikat bozulmamış ve her zaman da doğruluğunu korumuş ve muhafaza olunmuştur. Elhamdülillah.
Bir de Yahudiler bizim pederimiz ibrahimdir dediler.
"Ey Ehl-i kitap, niçin İbrahim hakkında (o yahudidir diye) tartışıyorsunuz? Halbuki Tevrat da, İncil de ancak onlardan sonra indiril iniştir. (Bu kadarına) akıl erdiremiyor musunuz" deyin [79]
18 İkinci Samuel'in 7. babının 14. Ayetinde Süleyman Aleyhisselam "Ben ona Baba olacağım ve o bana oğul olacaktır" diyor.
19 Tesniyye'nin 14. babının ilk ayeti, "siz Allah'ınız olan Rabbin oğullarınız"
20 Aynı kitabın 32. babının 19. ayeti, "ve Rab görürdü ve onlardan ikrah etti çünkü oğullar ile kızlar onu öfkelendirdiler."
21 İŞAYA'nm 1. babının 2. Ayeti, " Ey gökler, dinleyin ve ey yer kulak verin; çünkü Rab söyledi: oğullar besledim büyüttüm ve bana asi oldular."
22 aynı kitabın 30. Babı'nm ilk ayeti "Asi oğulların vay başına" Görüldüğü gibi hakikatler saptırılmış ve doğruluk karanlıklara
terk edilmiş ve hakikatler yalanlarla değiştirilince de felaketlerin Önü-fie geçilmez hale gelinmiş durumdadır.
Yeryüzündeki savaşlar hangi nedenlerle yapılıyor? Binlerce ve ıtıilyonlarca insanların ölmesine ve ülkelerin bu şekil harap olmasına rıeden ne?
Bozgunluk Önce örgütlenmekten başlar ve bozuk zihniyetlerden doğan kötü ve gayri meşruu fikirlerin neticesinden meydana gelen vahşetler de böylelikle sürer gider. Kendi mülkü var iken başka halkların toprak ve ülkesine göz dikiliyor güçlü olan vuruyor ve güçsüz olan vuruluyor, kovuluyor ve sürülüyor. Fakat zorbalığın sonu ise selamete ulaşmak la mümkün. Onların hayatı ise felaketlerle son buluyor.
İmandan yoksun Kufan ahlakından uzak olan insanlar felaketlerin oluşuna da sebep teşkil etmişlerdir. Zayıf karakterlere sahip lider-' jerin hedefi önce savunmasız halk oluyor ve bu halk üzerinde de gücünü deniyor. Bunun en belirgin örneği Filistin ve Filistin gibi ülkelerdir.
Yahudilerin işaret ettiği vaad edilmiş topraklar dedikleri Müslümanların üzerinde yaşadığı topraklardır. Bunca vahşetlerin asıl kaynağı nedir? Muharref Tevratta olan sözlü emirler dedikleri vahşeti işaret eden ayetler, bu insanlık sınırlarını aşan katliyamlar ve acımasız cinayetlerin asıl sorumluları kimlerdir? Bunca felaketlerin oluşuna sebep olan muharref Tevratı değiştiren Hahamlar ve bu vahşetleri insan aleminin üzerine tatbik eden liderlerdir.
İbn-i Hişam sire de rivayet olunur ki "Biz şirk ehli ve putperest iken Yahudiler kitap sahibi idiler. Onlar bizim bilmediklerimizi biliyorlardı. Bu Yahudilerle aramızda devamlı mücadele vardı. Biz onlara saldırıp hoşlanmadıkları hareketlerde bulunduğumuzda onlar bize şunu söylüyorlardı: "Bu yakında gönderilecek olan peygamberin zamanı gelmiştir. Artık biz onunla birleşecek sizinle add ve irem savaşı yapacağız" Bu sözleri onlardan sık sık diyardık. Fakat Allah Hz. Muhammed (S.A.V)'i peygamber olarak gönderince biz ona inandık, Yahudiler ise onun peygamberliğini inkar ettiler.[80]
Müslüman kesime Yahudilerin ve Hıristiyanların kin ve nefretlerinin temel nedeni ise İslam dininin rehberi ve dünya asrının son peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V)'i sindiremedikleri ve Kur'an-ı Ke-rim'de Yahudi ve Hıristiyanların hakikatlari nasıl saptırdıklarının bahsinin zikredilmesindendir. Bunun için de Yahudi ve Hıristiyanlar Kur'an ahlakı ile bütünleşen ve onun yolunu takip edenleri hedef almışlardır. Çünkü Yahudiler ve Hıristiyanlar önce Allah'ın dinini haber veren peygamberi yalanladılar ve onunla birlikte Kur'an-ı Kerim'in Allah Kelamı olmadığım ve yalnız Hz. Muhammed'in (s.A.V)'in uydurduğunu söylediler. İslamı yıkmayı bunlarla da başaramayınca, farklı planlar kurdular. Her gün büyümekte olan İslam aleminden korkarak bu sefer savaş adı altında Müslüman kesimlerin bulunduğu yere taarruzlar düzenleyerek soykırıma başvurdular. Gerekçeleri ise Müslüman oldukları için demek yerine onlar teröristtir demeyi kendilerine göre daha uygun gördüler. Ama bunun böyle olmadığını ve hangi amaçlarla Müslümanların katlettiklerini kendileri de daha iyi bilmekteler. [81]
"Ey Ehl-i kitap! Size, kitap'tan gizlemekte olduğunuz şeylerin bir çoğunu açığa vuran ve bir çoğundan da (sükut ile) geçiveren Rasulümüz gelmiştir. Doğrusu size, Allah'tan bir Nur (u İslam) ve apaçık bir Kitap (Ku/an) gelmiş tir. "Yahudilere ağır gelen son peygamberin Hak din ve ahir ümmetine elçi olmasıydı. Onlar kendileri gibi bozgunluk yapan vaad edilmiş topraklar dedikleri yerleri kan dökerek alacaklarını hayal etmişlerdi. Fakat Allah'ın adil adaletin temsilcisi olarak gelen peygamberi gördüklerinde bu sefer kurtuluşu onu yalanlamakta aradılar. Şiir ve beyitlerle İslam ve müslüman'i karalamaya, küçümsemeye başladılar. Kin ve nefretlerinin esaretinden kurtulamadılar. Onun için İsrail askeri birliklerinde atış talimleri yapılırken bile hedeflerde Muhammed'e ateş yazılıdır.
Tel-Aviv (AP)- İsrail ordusuna atış eğitimlerinin Hz. Muhammed'i temsil eden hedefler üzerine yapıldığı açıklandı. Solcu İsrail milletvekillerinden El azar Gronot'un yaptığı açıklamaya göre askere alman ençler atış eğitimlerini kefiyeti nişan tahtaları üzerinde yapıyorlar. Subaylar "Muhammed'e ateş" komutu üzerine tetiği çekiyorlar.
Tarihin her devrinde oluşan katliamlarmtek ana hedefleri İslam ve soykırımdır. Fakat Allah buna izin vermiyor. Kufan-ı Kerim de bunu teyid ediyor.
"Bütün açık veya gizli kafir gruplar, her yerde islam'a karşı olup Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek (uKur'an-ı ve hükümlerini kaldırmak) isterler. Allah ise kafirler hoşlanmasa da mutlaka nurunu tamamlamak ve (yüceltmek) ister. (Tamamlayacaktır da)" [82]
İsrail devleti kurulmadan önce terörist gruplardan oluşan çeteler Arap halkına karşı başlatmış oldukları Müslüman halkını ortadan kaldırma girişimleriyle 1948'den önce hedeflere yönelik katliamlar yapılmıştı. İsrail devletinin kurulmasıyla da soykırım hızlanmıştır.
Yahudilerin Filistin de yayılıp kökleşmesine karşı çıkan Arap halkı İngiliz askerleri tarafından 50 bin Arap katledilmiştir.
Allah Tevratta, İncil de ve Kur'an-ı Kerim'de yeryüzünde toprak işgal etmeyi, kan döküp nefret kusmayı, haksız yere insan boğazlamayı değil, yeryüzünde insan gibi yaşamayı emretmiştir. "Ey Kitap Ehli bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin" [83]
Savaşlar savunma amaçlıdır. Soykırım amaçlı olmamalı. Savaşlar birliklere yöneliktir. Sivil savunmasız halka değildir. Şartlar ne olursa olsun intikam amaçlı intihabın İslam dininde hiçbir yeri ve mazereti'de yoktur.
Bu eser siyasi bir özellik taşımıyor. Sadece insani duygularımızın hassasiyetinden doğmuş olan rahatsızlığın bir ifadesidir.
Bu eserimizin konusu yarım asırdır sürmekte olan Filistin meselesini ele almıştır. Kitabın içerİkliğine mutakiben yalnız kendi fikir ve hislerime dayanarak yazmayı uygun görmedim. Bunun için kitaba büyük ölçüde tarihin kanlı vesikalarına ve bu aylemlerin ana sebepleri olan mevcut beyanlara yer verme gereğini duydum.bu eser Filistin İşgalini İçermektedir, buradaki kastimiz ise bütün Yahudileri kast tme gibi bir Ön yargı içerisinde de değiliz. Biz yalnız terör ve terör politikasını ve eylemlerine karşıyız. Bu şekil eylemler nerede olursa olsun terör her yerde terördür.
Bu eseri Filistin Halkına hediye ediyorum.
Şadiye Furkan DEMİRTAŞ Saygılarımla
Resimler
"Ey insanlar, şüphesiz biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. (ırkınız ve şahsınızla övünmeniz için değil; sırf iyilik uğrunda) tanışasımz (yarışıp ve yardınılaşasınız) diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki sizin Allah yanında en şerefliniz, en takvahnız (Allah'ın emirlerine en uygun ya-şayanınız)dır. 2 Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden haberi olandır.[84]
"Ve Allah'ın RAB onları senin önünde ele vereceği ve sen onları vuraca-ğm zaman onları tamamen yok edeceksin, onlarla ahdetmiyeceksin, ve onlara acımayacaksın.[85]
Çok ocaklar söndürüp dumansız, ve çok çocuğu da babasız bıraktılar bütün bu felaketlerin ardında sadece göz yaşı ağıt ve feryatlar kalmışta.
Filistinli şehit diyor ki; İsrail ne inancımızı yok edebilir ne de bizi davamızdan döndürebilir. Biz budandıkça ve kanlarımız döküldükçe çoğalacağız. Vatan inanç uğruna bir defa öldürüisek de bin defa dirileceğiz, canımı dişime takacağım. Ruhumu imanımla güçlendireceğim. Göğsüme saplanan her kurşundan sendelesem de asla yıkılmayacağım. Allah'ın huzuruna kanlı gömleğimle varacağım.
Filistinliler aldıkları her nefesin hesabını bile İsraillilere vermek zorundalar. "Nereye gidiyorsun Arap?" diye hemen karşısına dikiliyor İsrail askeri
Siyonist vahşeti hiçbir şekilde smır tanımaksızın Filistin'de vahşet sergilemeye devam ediyor.çünkü sana kulluk etmeyen millet ve ülke yok olacak; ve o milletler tamamen harap olacak[86]
Duygular sefil düşünceler kısır. Vicdanlar zift gibi insaf ise onlara hiç uğramamış. Yarabbi bunlar açlıktan mı boğazlıyorlar, bunca insanı aç bile olsalar yiyebilirler mi acaba insan ölüsünü?
"İşte bütün dünyaya karşı tasarlanan tertip budur; ve bütün milletlere karşı uzanmış olan el budur.[87]
Ey Kenan, Filistinliler diyarı, RABBBİN sözü size karşıdır. Seni yok edeceğim öyleki artık senden oturan kimse olmayacak. [88]
İnsanlık haysiyetiyle oynayan ve onlann hak ve hukuklarını gözetmeyen saldırgan gruplar zorba misyonlarıyla ülke ilhak edip toplumları soykıı götürmektedir.
Öyle budadılar ki Filistin halkını ne yaprak koydular ne de dalını.
Rab dedi şimdi gözlerini kaldır ve bulunduğun yerden şimale ve cenuba ve şarka ve garbe bak. Çünkü; görmekte olduğun bütün memleketleri sana ve ebediyen senin zürriyetine vereceğim.[89]
Şaron'un başını kaldırıp Filistin yurduna bütünüyle bakmış ve bu da bir ülke ve halkın felaketi olmuş görülüyor. Şeytanın durmadan insanları dür-tüklemesi ve uyduruk felsefelerinde mantıklara yatmış görülmesi bazı felsefelerin kör inançlarıdır. ve Allah'ın RAB onları senin önünde ele vereceği ve sen onların vuracağın zaman onları tamamen yok edeceksin, onlarla ahdetmiyeceksin ve onlara acımayacaksın. [90]
Bu kalleşçe katliamlar ruhları büyük ölçüde tahrip etmiştir. Peki bunca vahşetlerin hesapları ne olacak. Gerçekten insan haklan var mı? Varsa eğer mazlumların dünyasını baskı altına alan insafsızın adaleti neden hala tecelli ediyor?
"Acıklı ölümlerle ölecekler onlar için dövünen olmayacak." [91]
Babanın yüreğinde kopuyordu fırtınalar. Kasırgalara yakalanmıştı duygulan
Takılmıştı bakışları tek bir noktaya o tanımaya çalışıyordu insanlığı
Bunlar vicdanlarını verip dünyayı gasp, etmeye çalışanlar. Bunlar çocukların dünyasını bile zindana çevirenler.
Neden kaçıyorsun küçüğüm, yoksa senide mi evinden çıkardılar. Neden yüreğin kabarmış küçüğüm! Daha büyümeden seninde mi umutlarını söndürdüler?
25 Hem yiğidi, hem kızı. Emzikteki çocukla, ak saçlı adamı, Dışardan kılıç, Ve içerden dehşet telef edecek.
Hasımlardan alacağım, ve benden nefret edenlere ödeyeceğim." [92]
Çocuklar her zaman merhamete muhtaçtır. Vahşete değil.
Bu insanlık dışı katliamlar yapanları suçlu buluyor ve vicdanlarımızda yargılıyoruz ve onları Alemlerin hakimi Allah'a dava ediyor ve onun yargısına bırakıyoruz.
21 Atalanmn fesadından ötürü, onun oğullarını boğazlayacak, yer hazırlayan da ayağı kalkmasınlar ve diyarı kendilerine mülk edinmesinler; ve dünya yüzünü şehirlerle doldurmasmlar. 22 ve orduların Rabbi diyor. Onlara karşı kalkacağım, ve adı ve baki kalanı ve oğlu, ve torunu Babilden kesip atacağım, Rab diyor.[93]
İsrail tarihi şaşırttığı gibi Filistin halkının kaderini de tayin etme hakkını da kendinde görmüş ve bu halka insanlık dışı bir hayat yönü çizmiştir.
Bu çocuk hiç aynaya bakmayacak mı?
Sen aynaya bakmaktan korkma küçüğüm seni bu hale getirenlerin kalpleri bakmaktan ürktüğün bu yüzünden daha korkunçtur.
Bu kadar vahşet ve canavarlığı kaldıracak güç yoktur. Ne olur paylaşalım ya Rab. Ağlama güzel çocuk bunlar gözyaşlanndan anlamazlar. Çünkü bunlar vicdanlarını verip dünyayı satm alanlar.
Dua, dua üstüne yürekleri kabarmış.
Çocukların göz yaşları yağmurlara karışmış.
Filistin çocukları vahşetin ve kahrm çocukları oldular.
Duvarlar dehk deşik evler ise harabe ölümün soğuk nefesi hissediliyor FDMtade. Her yerde bu çocuklara banş gelmiyor, özgürlük gelmiyor. Bu ço-cuklarm yaşadıkları ve tamk olduklar, tek şey felaket vahşet ve gözyaşı
Yabancı ayaklar çiğniyor vatan topraklarını. İnsafsız kalplerin hukukuna terkedilmiş kararlar. Soğuk ve acımasız eller uzanıyor kıskıvrak yakalıyor gençleri. Sebepsiz ve nedensiz kin, bürümüş onların gözleri hiddet ve şiddetin hakimiyetinde Filistin onlara söylenen tek şey ya çık gitt, ya da öl yok ol..
1994'de fanatik Yahudiler tarafından Hz. İbrahim camisine düzenlenen katliamdaki vahşet tablosunun bîr kurbanı, ibadet için camiye giden Filistinli Müslüman halkı kendisine kurulmuş olan hain pusudan habersizlerdi. Bu katliamda 50 civarı ölü 300'ün üzerinde insan yaralanmıştı.
Ne gelmez zafermiş bu Müslümanlar için ya rab senin emrin buysa sana iman eden kullarına boyun eydik amenna.
Her İslam ülkesinde çıkıyor karşımıza kanlı bir tablo. Yanlışlık bizde mi yoksa dünyada mı var bir vefasızlık ama acaba kimde?
1994'de Hz. İbrahim camisine yapılan saldırıda hayatını kaybedenlerden şehit bir Filistinli.
12 "ve kavimler kirecin yanması gibi, kesilip ateşle yakılan dikenler gibi olacaklar.[94]
İnsan alemini dehşete düşüren bu kanlı tarih ve ne olduğu belirsiz olmuş dünyaya azman Ah bu dünya bu dünya ipsizlerin dünyası.
İnsan elindeki gücü kullanarak zalimleşir ve alçalır. Fakat o bunu fark edemez.
Senden artakalanı ateş yiyip bitirecek.[95]
Adaletsizliğin hakim olduğu bir mekan olmuş Filistin semaya yükselibir feryat hepisinin imdadı ol, şahit ol yarab ruistm şemaya yükseliyordu acı, acı bin bir feryat hepisinin imdadı aynı zatı kadireydi. Sen, şahit
12 ve kavimler kirecin yanması gibi, kesilip ateşle yakılan dikenler gibi olacaklar. [96]
Ey Kenan, Filistinliler diyarı, Rabbin sözü size karşıdır. Seni yok edeceğim, öyle ki artık sende oturan kimse olmayacak." [97]
Dehşetin ve esirliğin ne kadar şekli varsa Müslümanlar yaşadı. Ve de halen yaşamaktalar. Çünkü Dünyanın hukuku bozuk zihniyetlerin içinde.
Bir yığın fitne fücur getirdiler illeti. Darma dağm ettiler bu kutsal memleketi.
Siyonistlerin dünyasında yalnız Yahudilerin hak ve hukuku gözetlenir. Onların dışında başka halklar için hukuk yoktur. Adalet yok. Arap halkım onlara karşı koruyacak kimse de yok.
İşte taciz ve taruz merkezi haline getirilen Filistin, Mülk benimdir buyu-ruyorsun Amenna yarab tüm oluş senin ama mülk benimdir diyen küfür aleminin efendileri de senin zatına teslim olanda senin. Yarabbi vuranda senin vurulanda senin. Allah'ım zaferde senin hesapta senin.
20 Sen benim topuzum ve cenk silahlarımsm; ve seninle milletleri kıracağı; ve seninle ülkeler helak edeceğim; 21 ve seninle cenk arabasını ve binicisini kıracağım, ve seninle erkeği ve kadını kıracağım; [98]
Bir felaketin ve yıkımın tablosu çiziliyor ve o planını gerekli bulup kendini haklı çıkarıyor. Haksız da olsa o bundan ısrar ediyor ve derken düzenbazların düzeni başlıyor ve alt üst oluyor her şey Filistin var ama halkı içinde değil. Gerçekten insan haklan var mı? Varsa eğer bu insanların haklan nernede?
Vaat edilen ülkelerin ana yurtlarını nasıl gasp edilip alınacağını muharref Tevrat'ta ki millet ve memleketleri ilhak emirleri ile oluştuğu anlaşılmaktadır.
8 işte benden ve miras olarak sana milletleri mülkün olarak yeryüzünün uçlarını da vereceğim.
9onları demir çomakla kıracaksın; Bir çömlekçi kabı gibi onlan parçalayacaksın. [99]
13 ve Allah'ın RAB onu senin eline verdiği zaman, onun her erkeğini kılıçtan geçireceksin; 14 ancak kadınları ve çocukları ve hayvanları, ve şehirde olan her şeyi, bütün malını kendin için çapul edeceksin; ve Allah'ın Rabbin sana verdiği düşmanlarının malını yiyeceksin. 15 Bu milletlerin şehirlerinden olmayıp senden çok uzakta bulunan bütün şehirlere böyle yapacaksın. 16 Ancak Allah'ın Rabbin miras olarak sana vermekte olduğu bu kavmlerin şehirlerinden nefes alan kimseyi sağ bırakmayacaksın; 17 fakat onları, Hitti-leri, ve Amorileri ve Kenanlıları, ve Prezzileri, ve Hivileri, ve yabusileri, Allah'ın Rabbin sana emrettiği gibi tamamen yok edeceksin;
Gözlerimizdeki hayretler yüreğimizi yaslara boğdu gözlerimiz her şeye tanık ne çare ki dil bunu haykırmaktan aciz. Yarabbi kandil gibi söndürülen bunca insanların hesabı ne olacak.
İnsanlar ürkmüş gözlerde daima korku ve dehşet yarınları meçul kalmamış hiçbir umutları ve her sabahın seherinde Filistinde yine yas havası?
Yarabbi müslümanm ömür süreci hep esirlik mi olacak?
3 ve öldürülmüş olanları dışarı atılacaklar ve leşlerinin kokusu çıkacak; ve kanlan ile dağlar eriyecek. [100]
Bunlar tarihin acı ve kanlı vesikalarıdır. Melekler günah işlemezler fakat şeytanlar da iyilik yapıp sevap kazanmazlar. Kendini tahutlaştıran insanlar da iyilik hasıl olmaz çünkü onların iradesi hırs ve nefsin ibaresine itaat eder. Böyle insanlardan da adalet ve merhamet beklenmez.
"Bundan dolayı İsrailoğullanna (Tevrat'ta şöyle) yazdık kim bir canı, başka bir cana veya yeryüzünde (günah işleyerek toplumda) fesat çıkarmasına karşılık olmaksızın (Haksız yere) öldürürse, bütün insanlan öldürmüş gibi olur. Kimde onun hayatını kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur. Muhakkak ki peygamberlerimiz onlara açık deliller getirmişti. Sonra hakikattan onlardan bir çoğu bunun ardından yeryüzünde (yine isyan ve cinayetle) taşkınlık etmekteler." [101]
Yarabbi Müslüman yurtlarını hep belalar mı saracak mümini cezalandır-maksa senin yüce maksadın teslim olduk amenna.
İsrailli,devletinin hedeflere yönelik kurumlaşma takip etmiştir.Bu gelişmeler siyonizmi destekleyen misyonları da memnun etmiştir. Ama Filistin Arap halkını da derinden vurmuş ve maf etmiştir.
Siyonistlerin yapmış oldukları katliam ve vahşetlerin dünyaya yansımaması için gazeteci ve habercilere de şiddet uyguluyorlar. İsrail de adalet yok, hukuk yok insani değerler yok, acımak yok onların ellerine düşmeyi ver, seni onlardan koruyan da yok, İsrail yetkilileri istediği zaman tutuklar istediği zaman vurur, hiçbir hukuk da onlara tesir etmez.
Bu Filistinlinin ensesinde ölümün soğuk nefesi Azrail'i ise İsrail askeri
Filistinli genç diyor ki imanım güçlü ölüm korkusu asla taşımıyorum. Göğsümdeki inancımı gururla taşıyorum. Düşmana teslim olmak onursuzca yaşamak demek sonumun ne olacağım da artık biliyorum.
Bu çocukların gözlerinde sayısız ifadeler var. Çünkü korku kin ve nefret-len büyüyor Filistin çocukları.
Bana karşı yapılan hiçbir silah işe yaramıyacak ve hükümde sana karşı halkın her dili suçlu, S. çıkarılacak. [102]
îsrailin her zaman bir gerekçesi vardır. Adam öldürmek için.
Temelli döndürüldü bir sürü ocak. Yarabbi bilmem ki bunlar sana nasıl hesap verecek.
Mazlumun dünyasını baskı altına alan insafsızın adaleti
Filistine sivri sinek ordusunu gönder ya Rab. Ona da razıdır ümmet. Yeterki sen emret ya Rab onunla da gelir galibiyet.
İsrailli Filistinlinin karşısına dikilerek diyor ki ben üstünüm ve Filistin bizim yurdumuz. Filistinli'de diyor ki ağzın ne kadar büyük olsa da sen beni yutumazsm. Bu topraklar benim ve bunun için de direneceğim. Gerekirse ölürüm yurdum için ama sana da asla boyun eğmeyeceğim.
Bebekler kötü söz söylemezler.
Bebekler taşta atamazlar anlann kokusu çiçeklerde bile bulunmaz. Çünkü onlar burcu burcu cennet kokarlar. Onların avuçları da güzel kokar bebeklerin elleri kan, kokmamah.
Ey dünyayı iğne deliğinden geçirmeye çalışan A... Ey Allah'ım hüküm ve gazabından habersiz olan A......Sen bebeklerin katili olan
Keşke idrak edebilelsen de hayatın içinde kaybettiğin insanlığı yüreğinde ve vicdanında bulabilsen.
Çünkü sana kulluk etmeyen millet ve ülke yok olacak, ve o millet tamamen harap olacak" [103]
İşte iman ile küfürün arasmda bulunup ve vahşet içerisinde ölen insanlar ve biz de bu yargının hesabını Allah'a bırakıyoruz.
"onların her şeylerini tamamen yok et, ve onları esirgeme erkekten kadına."[104]
İşgalci güçler insanlık düşmanları yazık ki dünya hakimiyeti tahutun idaresinde.
Tetik çeken parmağın feri kesilsin Mermi patlamasın namlu sıkışsın Katilleri sana havale ediyoruz yarab En iyisini ancak sen bilirsin.
Bir insanın üzerinde silah veyahut kanunen yasak olan herhangi bir şey çıktığı vakit tutuklanarak mahkemeye sevk edilmesi gerekmez mi? Veyahut o insan hiçbirşey taşımıyorsa salınması gerekmez mi?
Dokuz aylık yoldan geldin dünyaya buseydin alemin bu kadar kirli ve dehşet dolu olduğunu dünyaya gelmek istermiydin küçüğüm...
Ey kurban olduğum varını dır bilmem ki bundan daha kötü bir zaman.
Yarabbi bilmem ki bunlara nasıl verildi bu meydan.
Allah'ım isyanım yalnız kendime bilirim ki bunların hepisi de sana ayan.
"Onları kuzular gibi ergeçlerle koçlar gibi boğazlanmağa indireceğim' [105]
10 Büyük milletleri vurdu, ve kudretli kırallan öldürdü,
11 amoriler kırallan öldürdü ve basan kiralı Ogu, ve bütün Kenan ülkelerini vurdu,
12 ve onların yerini miras, kavmi İsrail ile miras olarak verdi. [106]
Yiğitlerin yüreğinde ilmek ilmek sökülen ve son bulan bir sürü genç hayat
22 Rab Yehova şöyle diyor; işte milletlere elimi kaldıracağım ve kavmle-re bayrağımı yükselteceğim ve senin oğullarını kucaklarında getirecekler ve senin kızlarını sırtında taşıyacaklar, 23 ve kırallar sana lala ve kıraliçeleri sana dadı olacaklar, yere kapanıp ayaklarının tuzunu yalayacaklar. [107]
Siyonist işgalciliğin kabulü hiçbir vicdan hukukuna yakışmamaktadır.
Kötü düşünceli insanların mantık faaliyetleri de bozuk işlemektedir. İşte bu güçler kaba ve insafsız kuvvet tatbik ederek dünya ve kendi ırkından olmayan halklara da hakimiyet kurmaya çalışmaktalar.
Bu imkan alemini kimlerdir. İnsanlara dar ve zindan edenler.
Sorumluluk sahipleri yalnız kendi mevkiine istikbal beklerse bu davramş diğer insanlar için haksızlık olur. Bana göresi, bencesi, veya bana nesi ölçü-sündeki hakikatlar ve vahim bir hadisenin ihmali işte acı manzara!
"Dünya hayatı küfre sapanlara süslü göründü. (Dünyaperest) oldular." [108]
Sallanıyor dünyanın çaüsı vallahi başımıza ha çöktü ha çökecek yarabbi sen imdat etmesen Filistini Şarondan kim kurtaracak. darı.
İsrailliler tarafından organları alınmış Filistinliyi görüyoruz.
insanların lanetlisi iblislerin yaveri seni rezil mahluk zorbalığın hüküm-
Bunlar seni bilmiyorlar yarabbi.
Bunlar seni bilmiyorlar. Bilmiş olsalardı seni olurdu onlarında bir parça insafları.
Bir vahşetki hiç bitmiyor. Nerede ve ne zaman başladı. Nereye ulaştı ucu?
Yüzleri paramparça insan tanınmaz halde. Allah'ım bunca vahşet ve günahlar hangi noktada.
Ne çocuktur diyorlar ne de ihtiyara acıyorlar. Zorba, Filistin'e hakim müslümam boğazlıyorlar.
Esir olmuşsa bir halk bir millete yaşatıhyorsa zulmün ve esirliğin her tür lüsü, yetmiyorsa zalime güçleri vallahi kıranda senin kırılanda senindir ya Rab! "onların her şeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme; erkekten [109]
Israilin hücumuna uğrayan halkm feryatları ve yüzlerdeki hüzün ve dehşet çizgileri yüreklerinden kopan bin bir feryatlar ve dillerde dökülen bedduanın her türlüsü sen şahit ol şahit ol yarab..
İsrail iç işgalle yetinmeyerek engelli bir insanı da hedef alaral Filistin halkını galeyana getirme! istemiştir. İsrail, Filistin halkınır ruhani liderini terör eylemini içeren bir vahşetle katletmiştir. Ve halkı iyice kışkırtma amacıyla yapmış olduğu bu katliamlar da yetinmemiştir ve kan dökme bağımlıs olan şaron kan dökmeye devarr emri verip bizzat eylemleri de kendisi koordine etmektedir. Fakar bunları yanı sıra da evrensel insar ahlakıyla çatışan başka bir yanlışır da temelini atmış ve ağlama, duvarına bir de utanç duvarı eklemiştir
Doğruluk Allah'ın adil adaletiy le bütünleşip nesilden nesile yayı Iacaktır. Kötülerin kötülükleri an cak karanlık alemlerine gömüle çekler kendileriyle birlikte. İslam aleminin verdiği kayıp ve de vereceği kayıpla: dökülen her damla kan her daim bin misli inandım. İman ettim diyen yeni filizleı yeşerecektir. Bunları yok etmeyede hiç kimsenin gücü vede kuvveti yetmeyecek tir.
Uzayıp göğe erse ya kanlı alemin efendilerinin başlan
Zulm ve zorbalıktır bunların hep işleri
Yüzleri hep şerlidir
Her yerde tanınırlar.
Şeytandır liderleri ezelden lanetliler
Boğazlarken insanları öldürdüklerini yemezler.
Duygu yoksunudur onlar hissizdir anlamazlar.
[1] Al-i imransuresi ayet 111
[2] bakara suresi 78. ayet
[3] isra 4. ayet
[4] Bakara Suresi 60. ayet.
[5] Bakara Suresi 61. ayet
[6] Al-i İmran Suresi 78. ayet.
[7] Tevrat, Veremya, Bab 51, Ayet 19-20-21-22-23, S. 777 '
[8] Tevrat, Tesniye, Bab 9, Ayet 22-23, S. 185
[9] Tevrat, Tesniye, Bab 20, Ayet 10- j 17, S. 29
[10] Tevrat, Kasas-39, Memurlar, Bab-82, Ayet 6-7-8
[11] Tevrat, Tekvin, Bab 17, Ayet 8, S 14
[12] Tevrat, Tekvin, Bab 28, Ayet 13-14, S 27
[13] Tevrat, Sayılar, Bab 34, Ayet 1-10, S. 172
[14] Tevrat, Tekvin, Bab 16, Ayet 18, S. 13
[15] Tevrat, Amos, Bab 9, Ayet 12, S. 872
[16] Tevrat, Çıkış, Bab 23, Ayet 31, S. 77
[17] Tevrat, Tes-niye, Bab 12, Ayet 25, S. 189
[18] Tevrat, Mezmurîar, Bab 135, Ayet 10-12, S. 621
[19] Kasas Suresi 62. ayet..
[20] Bakara Suresi 211. ayet
[21] Bakara Suresi 91. ayet.
[22] Tef raf, Ye-remya, Bab 10, Ayet 10, S. 724
[23] Saf Suresi 6. Ayet
[24] Tevmt, Çıkış, Bab 20, Ayet 5, S. 73
[25] Tesniye, Bab 7, Ayet 1-2, S. 184
[26] Tevrat, îşaya, Bab 14, Ayet 25, S.684
[27] Tevrat, Tsefenya, Bab 2, Ayet 5, S. 885
[28] Tevrat, Tesniye, Bab 32, Ayet 42-43, S. 212
[29] Tevrat, Yeremya, Bab İt, Ayet 22-23, S. 735
[30] Tevrat, Tsefen ya, Bab 2, S. 887
[31] Tevrat, îşaya, Bab 14, Ayet 21-22, S. 683
[32] Tevrat, Sayılar, Bab 23, Ayet 24, S. 160
[33] Tevrat, Mezmurlar, Bab 2, Ayet 8-9, S. 540
[34] Tevrat, Yaremya, Bab 51, Ayet 19-20, S. 777
[35] Tevrat, Mezmurlar, Bab 149, Ayet 7-8-9, S. 628
[36] Tevrat, İşaya, Bab 34, Ayet 8, S. 697
[37] Benny Maris "The aaıses and charecter of the Arab Exoâus From palestine" the İsme! Defence forces Intelligence Branch Analyis fa june 1948" Middk Enstern Studies, 22, no 1 (Ocak 1986) S.8
[38] s.17
[39] UN, DFPR, Cilt XIII, Ünitenin No. 3 Mart 1990 S. 4 Filistin hak ve sorunuyla ilgili BM komitelerinden bir şahsın iddia ve itirafları
[40] Tevrat, Hezekiel, Bab 23, Ayet 25, S. 810
[41] HEZEKİEL BAB-9 Ayet 5-6 s.794
[42] Tevbe Suresi, 34. ayet
[43] Al-i imran, 64. ayet
[44] Tevrat, II, Krallar Bab 3, Ayet 19, $.370
[45] îsra Suresi 101 i Ayet
[46] îsra, 102
[47] îsra, 103
[48] Ankebut, 39-40 ayet
[49] Tevrat, Kitabı Mukaddes, Tensiye, Bab 14-12
[50] Bakara Suresi 113. ayet
[51] Kehf Suresi, 5. Ayet
[52] Tevrat, Kitabı Mukaddes, Mazmurîar, Rab 82/6-8
[53] Kehf Suresi, 15. ayet
[54] Tevrat, Ester, Bab 9, Ayet 5-16, S. 498
[55] Maid 18 ayet.
[56] Bakara Suresi 116. ayet
[57] kitabı Mukaddes, Levliler, Bab. 20/24
[58] Bakara Suresi 84. Ayet
[59] Bakara Suresi 85. ayet
[60] Tevrat, Yemmya, Bab 51, Ayet 19-20-21-22-23, S. 777
[61] Levililer, Bab, 19-15-17
[62] Maide Suresi, 8. Ayet
[63] Maide, 10. ayet
[64] Maide. 12. Ayet
[65] Maide, 13. Ayet
[66] A'raf Suresi, 146. Ayet
[67] Tevrat, 11. Samuel, Bab 22, Ayet 44-45, S. 331
[68] Nahl Suresi, 22. ayet
[69] Tevrat, Tekvin, Bab 17, Ayet 8, S. 14
[70] Tevrat, Sayılar, Bab 34, Ayet 1-10, S. 172
[71] Tevrat, Çıkış, Bab 23, Ayet 31, S. 189
[72] Tevrat, Tesniye, Bab 12, Ayet 25, S. 189
[73] Tevrat, Mika, Bab 6-8
[74] Tevrat, Çıkış, Bab 20-13-17
[75] Bakara Suresi 75. Ayet
[76] Tevrat, Mezmurîar, Bab 82, Ayet 68, S. 8
[77] Al-i İmran suresi 59. ayet
[78] Nisa Suresi 171 Ayet
[79] Al-i İmran, Ayet 6-7
[80] ibn-i Hişam sert, 1. Syf: 211, İbn-i Kesir sire, 1. Syf: 291
[81] Maide 15. ayet
[82] Tevbe 32 ayet
[83] Al-i İmran suresi 64. ayet
[84] Mucurat Suresi 13. ayet
[85] Tevrat, Tensiye, Bab 7, Ayet 1-3, S. 184
[86] Tevrat, İşaya, Bab 60, Ayet 10-12, S. 718
[87] Tevrat, îşaya, bab 3, Ayet 8, S. 684
[88] Tevrat, Tsefenya, Bab 2, Ayet 5, S. 887.
[89] Tevrat, Tekvin, Bab 13, Ayet 14-15, S. 11
[90] Tevrat, Tensiye, Bab 7, Ayet 1-3, S. 184
[91] Tevrat, Yereyma, Bab 16, Ayet 4, S. 739
[92] Tevrat, Tensiye, Bab 32, Ayet 211
[93] Tevrat, İşaya, Bab 14, Ayet 21-22, S. 683
[94] Tevrat, işaya, Bab 33, Ayet 12, S. 697
[95] Tevrat, Hezikiel, Bab 33, Ayet 13, S. 69
[96] Tevrat, İşaya, Bab 33, Ayet 12, S. 810
[97] Tevrat, Tsefenya, Bab 2, Ayet 5, S. 887
[98] Tevrat, Yeremya, Bab 51, Ayet 19-23, S. 777
[99] Tevrat, Mezmurya, Bab 2, Ayet 8-9, S. 540
[100] Tevrat, Işaya, Bab 34, Ayet 3, S. 697
[101] Maide Suresi, 32. ayet
[102] Tevrat, İşaya, Bab, Ayet S. 714
[103] Tevrat, İşaya, Bab 60, Ayet 10-12, S. 718
[104] Tevrat, Samuel, Bab 15, Ayet 3, S. 286
[105] Tevrat, Yeremya, Bab 51, Ayet 40, S. 778
[106] Tevrat, Mezmurlar, Bab 135, Ayet 10-12, S. 621
[107] Tevrat, İşa-ya, Bab 49-12, Ayet 22-23, S. 711
[108] Bakara suresi, Ayet 212
[109] Tevrat, Samuel, Bab 15, Ayet 3, S. 286
İslami Okul Okulların En Önemlisi