Taha Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 20. Sayfa
TAHA SURESİ[1]
2- "Biz, Kur'an'i sana, güçlük çekesin diye indirmedik."
Gecenin tümünde kalkıp ibadet[2] etmekten yorulman için indirmedik demektir.
Bir rivayete göre iman etmediklerinden dolayı kavmin için üzülesin diye indirmedik anlamındadır.
7- "O, gizliyi de bilir."
Es-sır; kulun başkasından gizlediği şeydir.
"Gizlinin gizlisini de bilir."
Ehfa kelimesi; Düşüncede ve kalpte gizli veya saklı olan şeydir.
10- "Bekleyin! Eminim ki birateş gördüm"
Anestu naren; ateşi, görmek veya göze ilişmesidir.
Ferezdek ta şiirinde Anese kelimesini görmek anlamında kullanmıştır:
"Bin sanki rüzgar onların yanına gitmek istiyor, öyle ki bulutlan sıkıp su çıkaracakmış gibi cezb edişinde öyle görünüyor. Ateş gördüklerinde şöyle diyor: Keşke ateş onların üşümüş ellerini ısıtsa."[3]
12- "Tuvada'sın"
Tuva kelimesi marife ve ucmeden dolayı gayri munsanf-tır. Öyleyse acemce bilinen bir vadiye verilen bir isimdir.
15- "Nerdeyse onu açıklayacağım"
Yani açıklamak istiyorum demektir. Mana olarak şöyledir; Vaktinin bilinmesi uzak bir ihtimal olmakla beraber onun oluşumunu yakınlaştırmaktır. Bir rivayete göre kelamda izmar (gizlilik, kapalılık) vardır. Yani nerdeyse onu söyleyeceğim. (Ekadu ezheruha) demiş.Sonra yerini bulsun diye açıklayacağım manasında "Uhfiha litecze" demiş.
"Herkes peşine düştüğü şeyin karşılığını bulsun diye."
Zira hikmet ve maslahat kıyamet saatinin gizlenmesini gerektiriyor ki kul, azimle kararlılıkla ibadet etsin düşünsün tevbe konusunda ifrata kaçmasın. Bercemi de şiirinde Ka-deyi kastettiğimiz manada kullanmıştır;
"Azmettim fakat onu yapmadım, neredeyse beni başa ge-çiriyordun Osman'ın üzerine helallerinin ağlaması için terk ettim."[4]
Yani nerdeyse onu Öldürecektim diyor. Ebu Ubeyde ve Kutrub'un dediğine göre Uhfiha açığa çıkarmak anlamındadır. Her ne kadar Ahfi Ezheru manasında da olsa Ta'lil için olması düşünülemez. Buna benzer bir ifadeyi Ubeyde b. Tib şiirinde dile getimiştir:
"Sekiz çatal tırnaklarıyla toprağı gizliyor. Dördünün de yere değmesi tahlildir."[5]
Yani toprağı izhar ediyor, düşmanının şiddetinden çatal tırnaklarıyla onu çıkarmak istiyor.
Yine burada da Yahfa zahir etmek anlamındadır. Buna benzer bir ifadeyi şu hadiste de bulmak mümkündür;
"La kat'a alel muhtefi: Kefen hırsızının eli kesilmez."[6] Burada Muhtefi zahir manasındadır. Sahih olan odur ki beyitte geçen (Yahfa etturab) ya'nın fethasıyladır. İmriiu'I-Kays'ın şiirinde de buna benzer örneği bulmak mümkündür şöyleki:
"Onlan infaklanndan gizledi, sanki onların celb eden geceden bir sed çekip koydu arasına."[7]
18- "Ona dayanırım"
Ayette geçen Etevekkeu; kelimesi dayanmak ve yaslanmak manas ındadır.
"Onunla davarlarıma yaprak silkerim"
Yani koyunların yemesi için yapraklara vurup düşürül- mesidir.
"Benim ona başka ihtiyaçlarım da vardır."
İbnu'l-Arabi şöyle demiş; çobanda olan asa şu amaçla kullanırlar; hayvanlara, yaprak, yiyecek ve saireyi otlak azaldığında; silkelemek, düşürmek, onları kurttan ve hırsızdan[8] korumak onunla davarı sürmek^ elin veya ağzın ulaşmadığı[9] gölet veya kuyudan su çırpıp hayvanları sulamak amacıyla onunla herhangi bir yerine vurup su yolunu açarak sulamak ve çoban yorulduğunda ona yaslanarak yorgunluğunu giderir ve çoban asayı iki kürek kemiğinin üzerine koyar ve her iki omuzunun arasına alır bedenini onun üzerine koyar ve yürüdüğünde kendisinin taşındığını hisseder gibi olur. Ve daha sonra eve geldiğinde askı niyetiyle onu havaya diker elbiselerim ona asar. Sonra asayı kırar ve ondan kazık elde eder. Daha sonra onlar da kırıldığında odunyapılır. Ve daha sonra odunlar kırılarak ondan talaş[10] elde edilir. Kıtlık anlarında hayvanlara yem olarak verilir. Geriye kalan parçalar alınıp yavru deve annesini emmesin diye memelerin üzerine kafes[11] şeklinde konularak emilmemesini sağlar. Bu parçalar da daha sonra ufaltılıp kırıntı haline getirilir ve bunlara "Evkas" diye isim verilir. Ve daha sonra ateşin tutuşturulması güçleştiğinde bu parçalar çıra olarak kullanılır. Ve daha sonra bununla ateş öylesine bir tutuşur ki yılan gibi kıvrılarak havaya yükselir. Asanın üzerine bir de şiir söylenmiştir:
"Kabe'ye ve Safa'ya yemin ederim ki sen asanın parçalarından daha hayırlısın."[12]
23- "Taki sana en büyük ayetlerimizden birini gösterelim."
Ayette Kubra gelmiş ancak Kuber murad edilmiştir. Tıpkı "Mearib"in naatrnda"Uhra"148 geldiği gibi. Murad olunan Uher'dir ama diğer ayet nizamlarına uyması için böyle gelmiştir. Bir rivayete göre cümlenin takdiri şöyledir; Min ayatina el-ayetu'1-kubra'dır.
39- "Ve benim nezaretimde yetiştirilmen için." Yani benim irademin ve korumamın, himayemin altında
demektir.
40- "Seni iyiden iyiye denemeden geçirdik"
Seni peşpeşe denemelerden, imtihanlardan geçirdik. Bir rivayete göre seni bir çok musibetlerden ve belalardan kurtardık. Aslı;
"Fetentuzzehebe bi'n-nar'dır (altını ateşle erittim.) Böylece Allah Musa'yı doğuşunda ve sonrasında peygamberlik risalesini verdiğinde bir dizi denemelerden geçirdi. O da bu denemelerden altının alevlerden kurtulduğu gibi kurtuldu.
"Sonra, sen takdire göre geldin"
Kırk yaşında olması gereken ve peygamberlere vahyedi-len peygamberlik risalesinin zaman ve olgunluğuna ermiş oldun demektir. Kırk yaşından sonra peygamberlere vahy gelir.
44- "Belki o, aklını başına alır ve korkar." Bu rica Ra-sulun (Elçinin) ricası üzerinedir. Mursilin (göndericinin) değil, zira elçi şayet yapacağı bu şeyinden ümitsizliğe kapılır-sa risal (gönderiliş) gerçekleşmez. Bir rivayete göre şüphesiz kelam murselattan (iyilik için birbiri peşinden gönderilenler) maduldur.
Kavi sanki böyledir; Lealle yetezekkeru mutezekkirun an-hu ve yehuze bihi (belki o uyarılması gereken veya hatırlatılması gereken şeyden dolayı hatırlar veya kendine gelir ve ondan vazgeçer veya yapılan uyarıları dikkate alır.) Bu halde "Leallehu" kelimesi de icab veya kabul için olmuş olur. Buna bir örnek te Şairin şu sözünde vardır;
"Bize savaşı bırakın belki biz de bırakırız dediniz. Bize her türlü gerçek vesikayı teminatı verdiniz. Vakta ki biz savaştan vazgeçtik gördük ki verdiğiniz ahidler, vaatler bir serap misali ortada parıldayıp duruyor."[13]
Şair burada Lealle kelimesini icab veya kabul amacıyla getirmiştir.
45- Onun bize aşırı derecede kötü davranmasında." Bizi hemen öldürebilir demektir.
50- "Her şeye hilkatini veren"
Verdiği şekil veya surette kimse ona (şahsa) benzemez. Bir rivayete göre bazılarının bazılarına benzemesi konusunda belirleyici ayırıcı suretlerin nevileri kastedilmiştir. Yapılan veya halkedilen suret veya nevi üzerine başka bir canlı türü bulunmaz. Bir rivayete göre; azalardan herbirine hilkat ve canlılık verdi ve her duyuya (hasseye) idrakle hissetme özelliği verilmiştir. Dile konuşma yeteneği, ele de; vurma, tutma, kaldırma ve hayret verici özellikleri ve ayağa da yürüme özelliği vermiştir. Ayeti kerime bu konuyu daha güzel beyan etmiştir:
"O her şeyi yarattı ona bir nizam verdi."
(Furkan: 25/2)
"Sonra da hidayete erdirendir." dedi. Yani dünyadaki maişeti ve ahiretteki saadetidir.
51- "Öyleyse önceki milletlerin hali ne olacak dedi."
Bu olay kendisini ba'stan (dirilişten) ürkütmüş ve korkutmuş olmalı ki; yokolan veya fani olan geçmiş ümmetlerin hali nedir, nasıl dirilecekler? Onlar toz olup toprağa karıştıkları halde ne zaman ve nasıl nerede dirilecekler diye sorar.
58- "Uygun ve müsait bir yer"
Ayette geçen suva kelimesinin kesra veya zammesiyle iki fırka arasında eşit mesafe ve yakınlıkta olan bir mekandır.
59- "Bayram günü"
Buluşma zamanı bayram ve kuşluk vakti gibi şerefli ve kıymetli bir günde. Cümle sözleşme zamanı (mevid) için zarf üzerine nasp kılmıştır. Sanki Mevidi (sözleşme zamanı) Vad gibi bir olay kılmıştır. Yani zinet gününde size vaddet-ti ki; zamanlar birbirine karışmasın veya herhangi bir karışıklık olmasın.
61- "Sonra o bir azab ile kökünüzü keser" Vereceği azab ile nesillerini ve zürriyetlerinin tümünü yok eder. Sehate ve eshate kelimeleri de bu anlamdadır.
63- "Bu ikisi muhakkak ki iki sihirbazdırlar" Ebu Amr şöyle demiş; Kur'an en güzel ve fasih bir lisan üzere indiğinden şu ayeti "înne hazam" şeklinde okumaktan Allah'a karşı utanç duyuyorum demiş.[14] Zira o bu ayeti Kur'an'm hattına muhalif bir şekilde "İnne hazeyni" diye okumuştur. İsa b. Ömer'in rivayet ettiğine göre Osman bu ayet hakkında şöyle demiş; bu ayetin okunuşunda hata olduğunu zannediyorum ama arapların onu düzelteceğini ümit ediyorum.[15]
İbni Kesir bu ayeti şöyle okumuştur "in hazanni" inne-deki nun'un cezmİyle ve haza'daki nun'un şeddesiyle. Buna göre Hazani iki yönde Ref halinde gelir:
1- Bunun nunu musakkaleden tahfif edilmiş ve böylece kendi kendine amelsiz (etkisiz) hale gelmiş, ondan sonrası-da mubteda ve haber üzerine ref olmuştur. Haber lamı, onunla, nefy için olan mai nafiye manasındaki "in" arasına girmiştir ki birbirinden ayırdedilsin.
2- O, "Ma" ve illa manasında olan haberdeki Lam mana-sındadır. Buna göre şöyledir; Ma hazani illa sahirani; yani bu ikisi ancak sihirbazdır.
Şu ayettede olduğu gibi:
"Ve in vecedna ekserehum le fasikin." (A'raf: 7/102)
Yani illa fasikin demektir.
Bir başka ayette şöyledir:
"Ve in nezunnuke leminel kazibine." (A'raf: 7/66) Ama maruf olan kiraata göre şöyledir; şüphesiz bu şekilde, Kinane, Belhers, Hasam, Zebİd, Murad, Beni Uzre ve bazı Yemen kabilelerinin dilleri üzerine gelmiştir. Bunların lu-gatlarında "tesniye" bütün hallerde elif iledir ve irabı da hiç bir zaman değişmez. Buna misal olarak şiirde şöyledir;
"Onun babası ve babasının babası şerefin zirvesine ulaştılar."[16]
Görüldüğü gibi tesniye bütün hallerde elif ile gelmiştir. Bir görüşe göre "inne" neam anlamındadır.[17] Buna misal olarak Ubeydullah b. Kays şiirinde şöyle diyor:
"Kusur ve hatalarımdan ötürü önüme geçip beni kınıyor ve hatalı buluyor ben de onları kınıyorum ve o genç kızlar bana diyorlar ki: Yaşlandın, kocadın, piri fani oldun. Ben de onlara dedim ki: Ah ah ben mi ha?"[18]
Görüldüğü gibi şiirin sonunda gelen inneh kelimesi neam anlamında kullanılmıştır. Ancak her iki görüşte de ifrat'a gidildiği apaçıktır. Çünkü tekid lamı inne'nin haberine has olunur.
İsabetli bir görüş olan merhum Ebu Ali'nin görüşü şöyledir: "Hazani" kelimesi hazanın tesniyesi değildir. Çünkü bir ikiden daha maruftur. Haza'nın nekire olması sahih olmadığı zaman haza'nın kendi lafzından tesniye yapılması-da sahih değildir.[19]
Görmüyor musun; ente, huve ve hiye ismi işaretleri ma-rife olduklarında kendi lafızları üzerinde entani, hevani ve heyani şeklinde'tesniyeleri olmaz. Bunların tesniyelerinin yapılmasına ihtiyaç duyulduğunda bazı mebni isimler getirilir ki bunların tesniye isimleri üzerindeki suretleri katiyyen değişmez ve şöyle ki; entuma ve huma. Aynı şekilde Haza içinde mebni bir isim getirilir ve onun üzerinde hiç bir amil de amel etmez. Görmüyor musun ki "ellezine" de nasıl yapılmıştır.
64- "Öyle ise hilenizi kurun."
Ayette geçen Emrin icmasi (kurulması veya toplanması) onu cemetmek ve görüş birliği içinde plan ve hilelerin uygulanmasıdır.
Şair de şiirinde Emr kelimesini bu manada kullanmıştır.
"Keşke şiirim ve arzularım fayda vermeseydi. Birgün gelecekler mi ki işlerime toplanmış ve fayda sağlamıştır."[20]
"Sonra sıra halinde gelin..!"
Yani hepiniz sıra halinde geliniz. Ebu Ubeyde'ye göre Es-Saffu kavmin hepsi demektir. Araplar'dan şöyle rivayet edilmiştir; Maistetatu en atiyes saffe; safa gelemedim yani musallaya,[21] namazgaha.
67- "Musa, birden içinde bir korku duydu."
Evcese kelimesi derinden veya gizliden hissetmektir, Hifeten ise korkudur.
69- "Onların yaptıklarını yutsun."
Yani ağzıyla onların göz boyama hilelerini alıp yutsun.
77- "Size yetişilmesinden korkmaksızm ve endişe etmeksizin"
Cümle hal manası üzerine mansubtur. Yani korkmadan onlara bir yol aç. Dereken kelimesi Tarık'in (yol) na'tı üzerine mansub olması caizdir. Buna göre cümîe şöyledir: Tenken yebesen me'munen ğayre mahşiyyin fihidderek. (Emin, korkusuz ve kuru bir yol izle) demektir.
87- "Biz sana olan yadımızdan, kendi kudret ve irademizle dönmedik."
Ayette geçen melkina güç, takat manasmdadır.
87- "Fakat, biz o kavmin zinet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik."
Samiri bu sözden dolayı onlara şöyle söylemiştir: O eşyalar günahların ağırlık ve hantallığı ve haram maldır, hadi onları bir araya getirip ateşe atın der zaten kendisi de kuyumcu idi bunun organizesini de kendisi yapmıştı.
88- "Fakat onu unuttu."
Yani Samiri imanını terkedip kafir oldu. Bir görüşe göre Samiri arkadaşlarına "iyi bilin ki Musa ilahını burada ter-kettiğinden dolayı gecikti" der.
96- "Zira, o elçinin izinden bir avuç aldım."
Atın basıp çukur yaptığı yerlerden alman topraktır. Cümlede olan muzaaf kelimeler hazfe uğramıştır.
97- "Musa defol! dedi, artık hayatın boyunca sen: Bana dokunmayın! diyeceksin."
Böylece Musa İsrailoğullarına, onlara ona yaklaşmamayı Ve onunla içice girmemelerini emretti. Bir rivayete göre Samiri insanlardan kaçarak korkusundan dağlara sığındı ve vahşileşti insanlar arasına bir daha karışmadı ve kimse de ona yaklaşmadı.
97- "Tapmakta olduğun ilah."
Ayette geçen Zelte kelimesinin aslı Zellelte'dir ama tahfif yapılmıştır. Tıpkı şu kelimeler gibi; mesetu mistu, ehses-tu ehestu gibi. Zelle burada devamlılık süreci için kullanılmıştır. Raciz şöyle demiş:
"Hac etmeye devam ediyorlar. Biz de onu hicb ediyoruz çakıl taşlan atılmaya devam ediliyor tertipli bir şekilde.[22] "Sonra da onu parça parça edip denize atacağız." Ayette geçen Lenensifennehu kelimesi parçalamak, ufaltmak manasmdadır. Mesela: Nesefet taame bil minsefi; yiyecek vb. şeyleri değirmen veya başka şeyle öğütüp fazlalıklarının uçup gitmesini sağlamaktır. Veya öğütülen kısımları kalbur vb. şeylerle eleyip fazlalıklarının uçup gitmesini sağlamaktır.
102- "Biz o zaman günahkarları, gözleri gömgök mahşerde toplarız."
Ayette geçen Zurken kelimesi kör ve ama anlamındadır. Ezheri[23] bu konuda şöyle demiştir:
"Aşırı öfkeden de olduğu gibi, onların gözleri şiddetli susuzluktan döner gömgök olur. Dirar b. Hattab da şiirinde Zurk kelimesini aynı bu anlamda kullanmıştır.
"Yüce bir izzete ve doğru bir topluluğa ait olduğum zaman onu yayacağım. Ağardı bembeyaz oldu buruştu.
Sanki onların gözleri coşup heyecanlanma anında adeta gömgök mavilikle sürmelenmiştir."[24]
103- "Aralarında birbirlerine gizli gizli şöyle derler: "Dünyada sadece on gün kaldınız."
Ayette geçen Yetehafetune gizli gizli fısıldaşmaktır.
107- "Orada ne bir iniş ne de bir çıkış görebileceksin."
Ayette geçen ivec kelimesi meyletme ve aşağıya doğru iniş anlamındadır. Emt ise yukarıya doğru çıkış manasındadır. Bir rivayete göre Emt; yerdeki çukurlardır ve inişli çıkışlı yerlerdir.
108- "Bu yüzden fısıltıdan başka bir ses işi tem ezsin."
Ayette geçen Hems kelimesi gizli gizli gelen ses ve fısıltılardır.
111- "Bütün yüzler, diri ve her şeye hakim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür..."
Ayette geçen A'net kelimesi (Zellet ve Haşaat)[25], eğilmek, burkulmak, boyun bükmek ve itaat etmek manasında-dır. Bundan dolayıdır ki esir olari kişiye El-Aniy denilmiştir.
114- "Sana, O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'i acele etme."
Yani sana Vahy edilmeden önce O'nun (Kur'an'm) inmesini isteme ve bu konuda da herhangi bir şey sorma demektir. Bir rivayete göre Muhammed (a.s.) Cebrail'in (a.s.) telkinini hırslı bir şekilde acele etmesini ve getirmesini istiyordu.
117- "Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersiniz!"
Yani sen ve hanımın yorulur eziyet ve sıkıntı çekersiniz. Bir rivayete göre erkek maişeti temin etmek için, yorulup sıkıntı ve meşakkat çektiğinden ayetteki lafız müfret muha-tab sigasında Adem'e hitaben Feteşka şeklinde gelmiş ve (nıü~ekker için sen yorulursun demektir.) Ve kadın ta bu tür meşakkatlara aldırış etmediği ve kendi rahatına baktığından dolayı ayette geçen Feteşka ona hitab değildir (iki kişiye yapılan bir hitab değildir.)
Şair şöyle dedi:
"Onu yaşamındaki odanın gölgesi ve yemyeşil bahçelerin bir birine geçmiş, karışmış olması onun hoşuna gitmişti. Ve onunla alakalı herşeyin sorumluluğunu üzerine alan vali veya yetkili ona kafi geldi. Zaman başka birşey için doğmayacak."[26]
119- "Sıcaklığın sıkıntısını duymayacaksın ve de his etmeyeceksin."
Yani güneşin kızgın harareti altında kalmayacaksın.
Mahzumi de şiirinde Tedha kelimesini aynı anlamda kullanmıştır.
"Bir adam gördü, güneş çıkmaya başlayınca aydınlanıyor kuşluk vaktine giriyordu ve ısınıyordu gece olunca da üşüyordu. Ey ıssız çöle sefere giden onunla nice çölleri, dağları aştın şimdi o yorgun, bitkin ve tozlu bir şekildedir."[27]
121- "Şaşırdı."
Ayette geçen Feğeva; görüşünden saptı ve şaşırdı[28] demektir.
129- "Eğer Rabbinden daha önce sadrolmuş bir söz ve tayin edilmiş bir vade olmasaydı gerekli olurdu."
Ayette geçen cümlenin takdiri şöyledir; Velev la kelime-tun sebekat min rabbike ve ecelun musemma lekane Uzama. Eğer Rabbinden daha önce sadrolan bir kelime ve belirlenen bir zaman olmasaydı acilen lüzumlu olan azabı size yapacaktı. Bu azabı kendisi hazırlamıştır fakat tehir etmiştir.
Cerir'in dediği gibi:
"Hayaller başta ama sendeki zaman bunlar ve hayaller nerde, seni ziyaret eden ziyaretçiye selama selamla geri dön."[29]
"Zira ferazdak cin çarpmış bir kaya uzantısıdır. Ona hiç bir dağ keçisi ulaşamaz ve dokunamaz."[30]
Yani taletu'l-evalü[31]
[1] İbni Zübeyr'den nakledildiğine göre Ta-Ha suresi Mekke'de nazil oldu demiştir. İbni Mürdeveyh'in İbni Abbas'tan çıkardığına göre Ra-sulullah (s.a.v.) şöyle demiş:
"Zikri evvelden olup içinden nimetler zikredilen sure bana vah-yedİldi, Ta-Ha ve et-tevasim sureleri, Musa'nın lavhalarmdan bana verildi. Kur'an'ın fevatihleri (açılış) ve Bakara'nm sonları Arşın altından bana verildi. Mufassal İse fazlalık olarak bana verildi."
İbni Mürdeveyh'in Ebu Umame'den çıkardığına göre Nebi (s.a.v.) şöyle demiş:
"Kur'an'in tümü cennet ehlinin önüne konulur. Onun içinden sadece Ta-ha ve Yasin'i okurlar. Onlar o ikisini cennette okurlar."
[2] Bezzar hasen bir senetle Ali'den (r.a) şöyle bir hadis nakletmiş: "Rasulullah (s.a.v.) kıyamda kah bir ayak üzere dayanıp kah öbür ayak
üzere dayanıp duruyordu. Bir ayak yorulunca diğerinin üzerinde duruyordu ve ta ki şu ayet nazil oldu:
"Biz Kur'an'ı sana güçlük çekesin diye indirmedik." Abd İbni Hu-meyd'in naklettiği rivayet te şöyle:
"Rasulullah adete kendini bağlıyordu ve bir ayağını diğer ayağının üzerine koyuyordu ta ki bu ayet nazil oldu. "Biz Kur'an'ı güçlük çekesin diye indirmedik." İbni Asakir'in Aişe'den (r.a) naklettiği rivayet şöyle:
"Kur'an'dan ilk öğrendiğim sure "Taha" süresidir. Ben her bu sureyi okuduğumda (Taha ma enzelna aleykel Kur'ane lî teşka) Rasulullah (s.a.v) bana:
"Ey Aişe sen şakıyye olmadın" derdi.
[3] Beyit onun divanında: 30'dadir. Hamasatu'l-Basriyye: 1/158; Emali'l-Murteda:l/58; Muğni lebib: 2/276.
[4] Tefsiri Kurtubi: 10/183; Tabakat Fuhulu Şuara: 1/174; Haza-netu'1-Edeb: 4/80; Muberrid'inKamii'i: 1/228.
[5] Beyit Mafdaliyat'tadır. Mafdaliyat shf: 140; Nevadır Ebu Zeyd shf: 9; Divanu'l-Meani: 2/108; Lisan madd. Helele. Harbi'nin Garibu'l-Hadis'i: 2/846.
[6] Hadis Lisan'da maddetul hafada'dır. El-Muhtefi; ölülerin kefenini çıkartandır ki buna Nebbaş da denilir.
[7] Beyit Divan'mda shf: 36; Lisan madd.hafa. Mecazu'l-Kur'an: 2/17; Ebu Ubeyd'in Garibu'l-Hadıs'i: 1/60.
[8] El-Harib; hırsızdır.
[9] İbni Manzur, El-Bugeybuğun; suyu yüzeye yakın kuyudur diyor veya taşımaya yakın bir mesafede olan kuyudur. İbnul Arabi de; Bİ'run buğbuğun ve buğeybuğun; suyu taşmaya yıkın kuyudur diyor.
[10] Lisan'da Hulletun, şöyle tarif edilmiş; kökü yerde olan her bitkidir ve sene kıtlık olduğu veya kurak olduğu zaman bu hayvanlar için bir yiyecek stoğu veya deposudur. Araplar buna El-Ulketu diyorlar.
[11] Ezheri şöyle dem ş; Tevadi kelimesinin müfredi tevdiyetun'dur. Yavru deve emmesin diye ana devenin memelerine bağlanan tahta parçalandır,
[12] Beyit Ğunyetu'l-Arabİ'nindir. Oğlu hakkında söylemiştir. Bu kadın insanlarla çok ülfet ederdi. Bir gün oğlu biriyle kavga yapar ve burnunu koparırlar ve annesi Gunye de oğlunun diyetini alır, bunun üzerine kötü ve fakirlik hali biraz düzelir. Daha sonra oğlu başka biriyle kavga yapar ve bu kez de kulağı kopardır ve yine oğlunun diyetini alır ve gittikçe durumları iyileşmeye başlar. Daha sonra başka biriyle daha kavga eder ve bu kez de dudakları koparılır ve anne yine oğlunun diyetini alır. Bu kez oğlunun azalarımdan dolayı diyet karşılığı aldığı mal, eşya deve ve mülkleri görünce oğiu hakkındaki görüşü iyimser olur ve bu beyti işte bunun üzerine bir ibret misali söyler. Mecmau'l-Emsal: 1/37; El-Be-yan "e't-tebyin: 3/64; El-Asa shf: 305; Lisan madd. Fereka. Muhadera-tu'Kıdibba: 2/173.
[13] BeyitEmali'ş-şecere'dedir: 1/51; nisbetsizdir. Hamasetu'1-Bas-riye: 1/25; Durru'l-Mensur: 1/189; Tefsiri Kurtubi: 1/227.
[14] Nafi, İbni Amir, Şu'be, Hamza, Kesai, Ebu Cafer ve Yakub bunu şeddeyle (İnne) şeklinde okumuşlar. (Hazani)'yi ise; nun ve elifin tahfif iyle okumuşlar. İbni Kesir "in" şeklinde tahfifli okumuş ve (Hazani)'yi-de nun'un şeddesiyle okumuş. Hafs da onun gibi okumuş ancak nun'u tahfif etmiş. İthaf shf: 304.
[15] Merhum İbni Teymiyye bu haber hususunda şöyle demiş; Bazıları Osman'ın (r.a.) şöyle dediğini zannetmişler. Kur'an da bazı dil hataları vardır araplar onun diliyle düzeltecekler. Bu haber batıldır ve çeşitli yönlerden sahih değildir, çünkü araplar kelamda hatalara karşı son derece titiz davranmışlar ve ikrah etmişler ve nasıl olur da Kur'an'da bunu böyle bırakırlar.
Sahabiler en küçük bir mekruha karşı hassas idiler nasıl olur da Kur'an'da buna karşı suskun kalırlar ve üstelik bunu izale etmek de o kadar zor değildi kendilerine. Ve Araplar bunu kendi dillerinde olan hatayı düzeltecekler delil pek sağlıklı değil ve doğruluğu da yoktur. Çünkü Kur'an hem arapların hem de acemlerin yanlarındaydı sonradan düzeltilmesi mümkün değildir. Geniş bilgi almak isteyenler Şuzuru'z-Zeheb adlı esere müracat edebilir. İbni Hişam burada çok güzel ve doyurucu açıklamalar yapmıştır. Şuzuru'z-Zeheb shf: 62-65.
[16] Beyit Ebu Nuceym'in olduğu söyleniyor. Bir rivayete göre beyit Raube'nindir. Muğni Lebİb rakam 53. Şuzuru'z-Zeheb shf: 62; Tefsiri Kurtubi: H/217.
[17] Mahtutede "Neam" yoktur.
[18] Beyit Tefsiri Kurtubi: 11/217; Divan İbni Kays shf: 66; Muhel-lebi'nin Nazmu'l-Feraid'i shf: 86; El ezhiyye shf: 267; Ed-Dani'nin ce-na adlı eseri shf: 384.
[19] Mahtuta'da "Lem" yoktur.
[20] Beyit Ferranm Meanİ'l-Kur'an'ın da 2/158. nisbetsizdir. Lisan madd. cemaa: 8/57.Tefsiru'l-Kurtubi: 11/221.
[21] Mecazu'l-Kur'an 2/23.
[22] Er-Ricz: Dukeyn'indir. Lisan madde: Hacece: 2/227; Mahtu-tada (Mubevvebe)'nin yerine (Muberreîeh) gelmiş hatadır.
[23] O, Ebu Mansur Ezheri Muhammed b. Ahmet'tir. Lügat konusunda reis konumundaydı. İki Garibeyn'in sahibi olan Herevi'den Nef-teveyh ve İbni Sirac'tan ders almiştır. Hadis ilminde de söz sahibiydi ve takva sahibi biriydi. Onun Tehzibu'l-Lugati adlı eseri vardır. Hicri: 37O'te vefat etmiştir. Bu nakil Tehzibu'l-luğa'dandır. 8/428.
[24] Bu beyit Dırar b. Hattab'mdır ve Hendek gününde söylemiştir. Eğani: 17/109; Hamasetu İbni Şeceri: 16; İki beyit ise Meanİ'l-Kebir: 1/537.
[25] Tasti'nin İbni Abbas'tan naklettiğine göre Nafi b. Ezrak bu ayet hakkında sorduğunda şöyle demiş:
"Ve aneti'l-vucuhulil hayyi'l-kayyumi" Yani kıyamet gününde O na teslim olur boyun eğerler.
"Ve araplar bunu biliyor mu?" diye sordu, Nafi. O da:
"Evet" dedi ve şairin şöyle dediğini duymadın mı?
"Bütün esirler ve ali Kasiyy senin üzerine ağlayacaktır."
[26] İki beyitte onun divanında: 122. Hazenetu'1-Edeb: 5/317; Mu-haderatu'l-Edibba: 2/309.
[27] Beyit onun Divan'mda shf: 121; Hazanetu'1-Edeb: 5/317; Tez-kiretu'l-Fahriye shf: 46 Muğni Lebib shf: 79.
[28] İbni Arabi şöyle demiş; bizden hiç birinin bu şekilde Adem (a.s) için böyle demesi caiz değildir. Ancak Allah'ın ayetlerinden veya peygamberin kavileri arasında zikredilmesi müstesna. Böyle bir şeyi söylememiz kendimiz açısından, yani en yakın baba veya atalarımız açısm-dandahi caiz değilken nasıl olur ilk şerefli büyük babamız, ilk peygamber ve Allah'ın kendisini affettiği ve tevbesini kabul ettiği birisi hakkında denilebilir? Asla.! Adem hakkındaki hatanın hangi yönde olduğu belirsizdir. Ama çeşitli ihtimaller vardır. Bize düşen ağaçtan yedi veya yasak olan bir şeyden yedi denilmesidir. Yasak olan bu şeyin bizzat kendisini de akledip itikad edebilir veya bu nehyedilen şeyin seri manada bir yasak olmadığını ki çünkü, ne olduğu meçhuldür, itikad edebilir. Ahkamu'l-Kyr'an: 3/1261.
[29] Beyit, onun Fefezdak'ı hiccveden bir kasidesindedir. Divan sh. 117.
[30] Beyit Lisan madde: Tavale. 11/411. Subeyh b. Riyah ez-Zen-hi'ye nisbet etmiştir. Riyah b. Sübeyh'in olduğu söyleniyor. Ahtel'in değildir. O, Cerirve Ahtel'in Nekaid'inde s: 188'dedir. Hamasetti'1-B.s-riyye: 1/180.
[31] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/64-78.
İslami Okul Okulların En Önemlisi