Yasin Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 36. Sayfa
YASİN SURESİ[1]
6- "O kitap sana ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir."
Ayette gelen "ma" harfinin nefy "ma"sında olması da[2], caizdir ve "EUezi" manası olması da caizdir. Yani atalarını korkutuğumuz şeyle onları korkutacağız. Bu mana daha evladır çünkü yer yüzü korkutulacak hüccetlerden hali değildir.
8- "Biz onların boyunlarına bir takım kelepçeler geçirdik. O halkalar çenelerine kadar dayanmıştır. Onun için kafaları yukarı kalkıktır."
Bu iki ayet Rasulullah'a (s.a.v) tuzak kurup öldürmek isteyen ve Allah'ın onu bu felaketten kurtardığı felaketçile-rin hakkında inmiştir.[3]
Bir rivayete göre onların bu hali ahirette olan azap sureti olması da caizdir.
Bir görüşe göre onların bu sureti, zincirlere vurulup her türlü tasarruftan menedilen gibi iman etmekten menedilmeleri misali olması da caizdir. Efvuhu'l-Evdi'nin dediği gibi:
"Sen, onların rüştten yoksun prangalar ve zincirler takılmış gruplar arasında olduğun zaman Rüşd nedir bilirmisin, onların azgın cahil başlarına verin onların hepsi azgınlık ipiyle bağlıdırlar."[4]
Zira o insanların başlan yukarı doğru kalkıktır onun için her istediğini göremezler. Ayette geçen "El-kemh" Bir şeyin ağza doğru götürülmesi manasındadır. Bir rivayete göre "El-mukmehu" başını sırtına değecek şekilde yukarı kaldırmak manasındadır. Böylece başlan göğüsten yukarı ve iki omuzu arasında basık ve düz bir şekildedir ki bu da deve başım kaldırdığı zaman ki şeklidir.[5]
12- "Önden gönderdikleri işleri ve bıraktıkları eseri biz yazarız."
Ayette geçen "Ma kaddamu"dan kasıt amelleridir. "Asa-rehum" dan kasıt ise; kendilerinin bıraktıkları yol olup ta daha sonra gelenlerin bu yolu takip etmeleridir.[6] Şu ayette de buna bir işaret vardır:
"O insan ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir." (Kıyamet: 75/13)
13, 14- "Onlara, şu şehir halkını misal getir. Hani onlara elçiler gelmişti de, işte o zaman biz onlara iki elçi göndermiştik. Derhal onları yalanladılar. Biz de hemen bir üçüncü elçiyi gönderdik. Onlar hep beraber. Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz! dediler."
Şehir halkından kasıt Antakya'Ulardır. İlk Önce gönderilen iki elçiyse; Toman ve Bolis'tir. Üçüncü elçiyse; Şem'un'dur.
18- 20- "Bunun üzerine onlar dahada sertleşerek" Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa duçar olduk. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka acıklı bir işkence ve kötülük dokunur dediler. -Elçiler şöyle cevap verdiler; sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. O bizden değil sizdendir. Hayır! Siz aşırı giden haddi aşan bir milletsiniz. -Bu esnada şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. "Ey kavmim! dedi, bu elçilere uyunuz!"
Şehrin Öbür ucundan koşup gelen "Habibun-Neccar" adında salih bir insandı ve israil oğullarından biridir. O sıralar gökten hiç yağmur düşmüyordu. Tamamen bir kuraklık baş göstermişti. Ve uğursuzluk diye addettikleri bu kuraklığın sebebinin bu üç elçinin yüzünden olduğunu iddia ediyordular onun için üç elçiyi de öldürdüler. İşte bu anlarda Habib Neccar cennetin nimetlerinin kokusunu hissedince, kavmi olan israillilerin iman etmesini temenni etmiş ve ayetin diliyle şöyle demiş:
26-27- "Gir cennete! denildi. Bu ilahi müjdeyi duyan zat, keski, dedi, kavmim bunu bilseydi benim iyiliğimi, bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını anlasalardı!"
Yani neden dolayı Allah'ın beni affettiğini bilselerdi.
28- "Biz ondan sonra, onun milletini helak etmek için üzerlerine gökten herhangi bir asker indirmedik
Yani koyun derisinden sıyrılıp çıkarıldığı gibi gündüzden ışığını çıkarıp alırız.
38- "Güneş kendisine mahsus yörüngesinde akıp gitmektedir."
Yani artık dünyanın hükmü ortadan kalktığı zaman güneş te son bulup fani olacaktır.[7] Bir rivayete göre batış yönü ufuktan çok uzak olduğundan dolayı akıp gidiyor ve daha sonra tekrar yine yörüngesine dönecektir.
39- "Ay için de bir takım menziller tayin ettik." Ayette geçen "Kamer" kelimesi muzmer bir fiilin etkisiyle nasbölmuştur. Takdiri şöyledir: "Kedderna el kamere kaddernahu" bu durumdan sonra Kamerden Önce muzmer olan fiil, kendisinden sonra zahir olunan bir fiille malum olmuş olur. Bu Sibeveyh'in (Zeyden darebtuhu) üzerindeki görüşüdür.
Ebu Ubeyde şöyle demiştir; Zira "Kamer" den önce onu naspeden şu cümle geçmiştir; "Neslehu minhu'n-nahar." Yani gündüzü çekip çıkarırız ve kamer için de belli bir akıp gideceği menziller takdir ederiz ve işte bu takdir edilen menziller maruf olan yirmi sekiz yörüngedir.
"Nihayet o eğri hurma dalı gibi olur da geri döner." Ayette geçen "Urcuni'l-kadim" den kasıt kurumuş eğri hurma dalıdır. El-Izk ise; budanmış hurma ve üzüm dallarının ince bir zar gibi içinden çıkan ve kuruduktan sonra yay gibi kavislenen kısımdır. EI-Kadim İse; üzerinden bir sene geçtikten sonra yay gibi dönen hurma dalıdır. Kelamcılarm Allah'ın doksan dokuz ismi arasında "El-Kadim" ismini alıp üzerinde durmaları pek şaşırtıcı olmamıştır bizim için. Zira Allahu Teala, en zayıf ve cılız halleri el-Urcuna benzetmiş ve Kadim sıfatını da en dakik sıfatlarından biri olarak addetmiştir.[8]
Aynı şekilde kelamcılar "Ez-Zat" üzerinde de durmuş olmaları da pek şaşırtıcı olmamıştır ve hatadır; Çünkü Allah'ın sıfatlarından hiç birinin sonuna mübalağa için te'nis ta'sı getirilmez.[9]
Mesela Allah için şöyle denilemez; Allameh. Çünkü Allah alemlerin en alimi ve bilenidir. Yani sonuna te'nis için olan ta harfi konulamaz.
40- "Ne güneş aya yetişebilir ne de gece gündüzü geçebilir."
Yani ay süratle gittiğinden dolayıdır. Ki bu da batıdan doğuya olan hareketlerinde açık ve alenen belli .olmaktadır; zi-ra ayın ilk günlerinde ay güneşle batı ufkunda bir araya gelir. Çünkü o onun yarısında onunla karşılaşır, Yahya b. Selam[10] bu konuda şöyle demiş; bundan murad ayın ondördü-dür çünkü ay battıktan sonra, bu gecenin sabahında henüz güneş doğmadan tekrar doğar.
Gecenin gündüze yetişememesinden kasıt şudur; yani gece ancak gündüz geçtikten sonra gelebilir, yani gündüz vaktinin tamamıyle demektir. Bir gün halife Me'mun'un huzurunda Rıza'dan[11], gece ve gündüzün hangisinin daha önce gelip geçtiği hakkında soru sorulduğunda şöyle cevap vermiş:
"Gündüz dediğinde, ona tekrar buna delilin nedir?" diye sorulur. "Kur'an dan şu delil vardır" der:
"Nede gece gündüzü geçebilir."
Hisap ile olan delil ise şudur der; dünya yengeç burcunda yaratılmıştır, yıldızlar da onun eşlarmdandır, güneşin doğan onuncu hamel burcundan olması, semanın ortasında olmasını gerektirir.
"Bunlardan her biri belli bir yörüngede yüzmeye devam ederler."
Yani süratle gidiyorlar. Mesela; süratli giden veya yürüyen at'a şöyle denilir; "Feresun Sabihun ve Sebuhun." Ra-ciz şöyle dedi:
"İçinde şarap olan uzun geniş kurak çölde millet süratle koşup kurtulmak istiyor. Eğer orada kalıp ve ordan geç-tekleri zaman sanki orada geceleyip sabahlamış gibi olurlar."[12]
41- "Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide taşımamız da onlar için büyük bir ibrettir."
Zürriyetlerden kasıt onların babalarıdır. Babaların zür-riyet diye isimlendirilmeleri şu sebeptendir; Çünkü çocuklar onlardan türemiştir. Burada da sebep olanın ismiyle (yani bu kaide üzerine ifade edilmiştir) sebep isimlendirilmiştir. Racizin dediği gibi:
"Yağmur bulutlar arasında beyaz bir bulut içinde yöne-lip geldi."[13]
42- "Gemilerin benzerlerinden binmekte oldukları ve ilerde binecekleri şeyleri onlar için biz yarattık."
Yani Nuh'un gemilerine benzer diğer gemilerin yaratılışıdır. Bir rivayete göre küçük kayık çeşitleridir. Bir rivayete göre develerdir çünkü onlar karada gemilerin konumundadırlar.
Şair de şiirinde sefineyi deve anlamında kullanmıştır:
"Kadın binekleri vadide ded denilen yerden geçerken denizdeki gemilerin misalidirler"[14] dedi.
Musekkib şöyle dedi:
"Onlarmesafenin yarısını katetikl erinde sanki onların yükleri gemilerin üzerindedirler. Gemiye benziyorlar."[15]
45- "Onlara yapmakta olduğunuz ve yapıp arkada bıraktığınız işlerde Allah'a iltica edin, sadece ondan korkun."
Yapmakta olduğunuzdan kaşıt; dünya azabıdır. (Vema halfekum)'dan kasıt ise; ahiret azabıdır.
49- "Onlar birbirleriyle gürültü ve şamata ederken kendilerini ansızın yakalayacak bir tek sayhayı bekliyorlar."
Gürültü ve şamataları, ticaret ve alış veriş yaparken olandır.
51- "Nihayet surun üfürülmesi yaklaştı. Birde ne gö-resinî Onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler.'?
Ayette geçen "Yensilun"dan kasıt süratle gitmeleridir.[16] Bir rivayete göre maksat; çıkmalarıdır.
52- "İşte o zaman. Eyvah eyvah! Bizi kabrimizden kim çıkarıp dirltti? derler."
İki üfrülüş arasında biraz hafifleştirilir ve onlar bu esnada uyuklarlar.[17]
55- "Bü gün cennetlikler, nimetler içinde safa sürerler."
Yani cennette verilen nimetlerle, yiyip içerek zevk ve safa sürüyorlar. İşte o meşguliyet nimetlerle meşgul olup iyice her şeyin tadına varıp ve tadını çıkarmaktır. Tadı çıkarılan nimetlerden kasıt (Hurilerle olan oynaşma ve yatmalardır.) Bir rivayete göre onları dinlemekledir bu meşguliyetler. Ama evla olan görüş; bunların nimet ve lezzet türlerine atfedendir. Ferra'ya göre; El-Fekihu ile El-Fakihu arasında bir fark yoktur çünkü eş anlamlıdırlar.[18] Ve güzel konuşan mülaim halim selim adam demektir. Ebu Ubeyde de şöyle demiş; El-Fekihu; meyve yiyendir.[19] El-Fakihu; meyve sahibidir. Tıpkı hurmacıya Et-Tamir ve sütçüye de El-Labin denildiği gibi.
57- "Orada her çeşit meyve onlar içindir. Bütün arzuları yerine getirilir."
Yani ne isteyip arzu ederlerse anında önlerine gelir ve yer içerler,
58- "Bağışlayıcı bir Rab olan Allah'tan onlara söz olarak selam gelir."
Yani onlara gelen Allah'ın selamını bizzat işitirler.[20] Manası şudur; Bu onlara ebedi olarak selamette kalacaklarına dair bir müjdedir.
59- "Ayrılın bu gün bir tarafa ey günahkarlar."
O gün günahkar guruplar fırkalar halinde birbirlerinden ayrılırlar.
62- "Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp şaşırttı."
Ayette geçen Cibilletun'dan kasıt çok miletler demektir. Evla olan "Cibilen" gelmesidir çünkü bunun müennesi Cibil-letun'dur ve şu ayette olduğu gibi:
"Vel cibilletel evvelin." (Şuara: 26/184)
Mesela "Bairun zifrun ve Naketun zifretun" denilmesi gibidir. Bu kulak dibinden kafa çukuruna kadar olan kazal kemiğinin büyük olması durumunda denilir.[21] Bir rivayete göre Cibille kelimesi CibiUetu kelimesinin cemi olması da caizdir. İki zammeyle[22] "Cubulen" bu kelime, Cebü kelimesinin cemidir. Şu misalde de olduğu gibi; Sebil Subul. Cu-bulun manası; Mecbuldur. Cerih ve Ketil misali gibi.
66- "Dilersek gözlerini büsbütün körederiz. Bu seferde yolda itişip kalkışırlar. Çünkü yolu görmezler."
Yani dünyada kör ederiz. Ayette geçen Es-Sırat yol demektir. Yani görmedikleri halde bu yolarda nasıl yürüyecekler?
67- "Eğer biz dileseydik oldukları yerde onların bünyelerini şekillerini değiştirirdik."
Yani içinde günah işledikleri evlerini. 68- "Kime uzun ömür verirsek biz onun yaratılışını bozar beli bükük hale getiririz."
Yani onu seksen yaşına getiririz. Gençliğini ve güzelliğini bozarız'dan kasıt; onu kuvvetliyken zayıflatırız, genç iken yaşlandırır ve henüz kendindeyken onu eksiltiriz.
71- "Onlar bakıp görmediler mi ki, biz azimuşşan kudretimizin eseri olmak üzere pek çok faydalı hayvanlar yarattık. Ve onlarda bunlara malik ve sahip oldular."
Yani onların yaratılışını biz üstlenip yaptık. Şu ayet misali (Fe bima kesebet eydikum) sizin kendi elinizle yaptığınız.[23]
Hasan'a göre şöyledir; Kuvvetimizin yaptığı. Ayette geçen "El-Yed" kuvvettir. Allah'a (c.c.) zayıflık isabet etmesi veya kuvvetinin düşmesinden münezzehtir. Lakin manası şöyledir; Kuvvetimizin şaheseri olarak, kendilerine dünyevi ve semavi işlekle verdiğimiz bir takım eşyalardır.
75- "Halbuki o mabud edindikleri putların onlara yardım etmeye asla güçleri yetmez. Bilakis onlar bu ma-budlar için yardıma hazır askerlerdir."
Yani ateşte veya hesap esnasında, onlar da orada hazır bulunacaklar ama maalesef hiç bir yardım onlardan alamayacaklardır.[24]
[1] İbni Abas'tan nakledildiğine göre Yasun suresi Mekke'de nazil oldu demiştir. Ahmet, Ebu Davut, Nesai, Hakim ve Beyhaki'nin Ma-kel b. Yesar'dan çıkardıklarına göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle demiş:
"Yasin Kur'an'm kalbidir. Allah'ı ve Ahiret gününü kastederek okuyanın geçmiş günahları afvotunur. Yasin'î ölülerinizin üzerine okuyun." Müsned: 5/26; Müstedrek: 1/565; Ebu Davud: 3121.
[2] Yani bu Ümmete, Muhammed (s.a.v) gelene kadar hiç bir korkutucu onlara gelmemişti.
[3] İbni Cerir'in İkrime'den rivayet ederek dedi ki: Ebu Cehil şöyle demişdir; Eğer Muhammed'i görürsem ona ne yapacağım] bilirim,' bunun üzerine bu ayetten şu ayete kadar (Görmezler) nazil olmuştur. Bu Muhammed'tir diyorlardı. Ebu Cehil'de sürekli o nerde o nerde diye soruyordu, çünkü o'nu görmüyordu. Tefsiri Taberi: 22/152.
[4] Hamasetü'l-Basriyye: 2/69, İhtiyareyn: 78, Emali'1-kali: 2/228. "
[5] Nakledildiğine göre Nafi b. Ezrek İbni Abbas'tan (Mukmehun) . hakkında sorduğunda şöyle demiş; başı basık burnu da havadadır. £, "Araplar bunu biliyor mu?" demiş. O da:
"Evet sen şairin şu sözünü duymadın mı?" der.
"Biz oranın etraflarında oturur durumdayız, tıpkı başını kaldıran de-■veler misali biz de gözlerimizi kaldırırız."
[6] Tirmizi nakletmiş hasen demiş, Hakim nakletmiş sahih demiş ve Abdurrezzak'ın Ebu Said Hudri'nin şöyle dediğini rivayet etmişler; Beni Seleme'liler Medine'nin uzak bir kenarındaydılar ve mescidin yakınlarına taşınmak istediler ve bunun üzerine bu ayet nazil olmuştur. Daha sonra Rasulullah (s.a.v) onları çağırdı ve "İşte onların eserleri yazılacak." dedi ve ayeti onlara okudu onlar da taşınmaktan vazgeçtiler. El-Aride: 12/107; Müstedrek: 2/429.
[7] Buharı ve diğerlerinin Ebu Zer'den rivayet ettikleri bir hadiste kendisi şöyle diyor; bir güneşin batışında Rasulullah ile beraberdim ve bana:
"Ey Eba Zer güneşi ı nereye doğru battığını bitiyor musun?" dedi ben de:
"Allah ve Rasulu iaha iyi bilir." dedim;
"O Arş'tn altına drğru secde etmeye gidiyor. İşte şu ayet buna işa-rettiı." dedi:
"Güneş kendine mahsus yörüngesinde akıp gitmektedir." ve istikrar edeceği yer Arşın altıdır dedi. Fethu'1-Bari: S/541.
[8] Önsözde şu başlık altındadır: "Müellifin kelam ilmi hakkındaki bazı görüşleri." 1/77.
[9] Ibnu'l-Kayyim bu konuda Süheylİ'den çok güzeı bir ifâde nakl etmiştir; Zat konusunda bir çokları yanılgıya düşmüşler ve bilhassa kelamcılar düşmüşler ve şöyle demişler; şüphe yok ki Zat Nefsin kendisi ve hakikatidir. Ve Allah'ın zatı bizzat kendisidir ve bununla varlığını ve hakikatim tabir ediyorlar ve itlak ettikleri bu sözlerine Ra-sulullah'ın, İbrahim'in kıssasiyle ilgili şu sözünü misal getiriyorlar; "se-lasü kezibatin kulluhunne fi zatıllahı" bu Allah'ın zatiyle ilgili olan üç tür yalandır. Ve ayrıca Habibin şu sözünü de misal alıyorlar: "Vezalike fi zatil ilah."
Ve bu sözler lügat ve şeriatte anlamlan sizin zannettiğiniz gibi değildir demiş. Eğer böyle olsaydı şunu demek de caiz olurdu:.
"İnde zatillah" Allah'ın zatının yanında ve yine (İhzir zatellah) Allah'ın zatından sakın ve ayette de şöyle geçtiği gibi (ve Yuhazzirukumul-lahu nefsehu) ve bu da pek duyulmamış şeydir. Mesela; biri şöyle (cahedd-tu fillahi) Allah'ta cihad ettim (Ehbebtukefillahi) seni Allah'ta sevdim, şeklinde dese ki bu lafızlar kesinlikle hakikat üzerine delalet eden (sanki Allah bir kap veya mekanmış gibi) lafızlar değildir. Zira burada mah-zuf olan bir muzaaf vardır o da şudur; "Allah'ın rızasında ve itaatinde"dir. . Buna göre cümlelerin manası şöyledir; Allah için cihad ettim ye seni Allah rızası için sevdim. Bu böyle sabitleştikten sonra şu söze (fi zatillah) ve (fi zatil ilah) şu mana verilir: "Dinde ve şeriatte olan ilahın zatı" anlamındadır. Burada zat kelimesi Dinin bir vasfıdır, zaten zat'ın aslı da bir müennes kelime için na't durumundadır, zira görüldüğü gibi sonunda da bir tenis alameti olarr ta harfi vardır. Böylece zat kelimesi Allahu Teala-ya izafe edilmekle sadece şeref sahibi olmaktan ibaret olmuş oldu ve Allah "m bizzat nefsine herhangi bir işaret yoktur, Bedaiu'I-Fevaid: 2/6-7.
[10] Ebu Zekeriya el-Basri'dir. Hasan Basri'nin arkadaşlarından ve Hammad b. Seleme den kıraatlan rivayet etmiştir.Arapça lügatini bilen kitap ve sünnet kornişimde bilgi sahibi olan güvenilir ve sika biridir. Kur'an tefsiri tasnif etmiştir ve geçmişte onun misli gibi bir şey olmamıştır. Hicri. 200 yılında vefat etmiş ve bazı yazılmış cüzleri de mevcuttur.
[11] O, Ebul Hasan AH Rıza b. Musa Kazım'dır. İmamiye itikadı Üzerine olan İsna aşeriyenin İmamlarından biridir. Halife Me'mun, kızı Üm-mü Habibe'yi onunla evlendirmiştir. Ve onu veliyyu'1-ahd yapmıştır. Hicri 202 yılında vefat etmiştir. Vefeyatu'l-A'yan: 3/269-271.
[12] Ricz, Zi Rumme'nin kardeşi Mesud'undur. Divan'ul-Meani: 2/128; Sanaateyn: 293; Hayavan: 3/73; Rabu'ul-Ebrar: 1/205; Şafii Fa-kihi Ebu Hamit Mervezi'de, kelamcılan meselelerden de dönüp riicula-nnı ve uzun süre münakaşa edip mezheplerinin üzerinde sebat ettiklerini görüp duyunca bu beyiti misal olarak getirirdi iki muhakkikin de Sanaateyn kitabının, Becavi ve Muhammed Ebu'1-Fadl İbrahim iki beyti nis-bet etmemişler.
[13] Ricz Keşşaftadır. Şerh Ebyat'ul-Keşşaf: 136. Yağmurun çokluğunu ve sağnakhğını vasıflandırıyor. Garib'ul-Hadis'il-Hattabi: 2/85; Kamil: 2/68. Mahtuîede esninıetunun yerine esimeh, sebabu'ıunun yerinede secamuh geçmiş ikisi de hatadır.
[14] Beyit Mullakati daliyededir. Muallakatu şerh Nuhas: 1/54; Ferku beyne huruful hamse shf: 451; Hasais; 1/70; Lisan mad.deda. En-Nevasıf; vadideki geniş alan veya sahadır. El-Huduc; kadın binekl&i-dir.Vedid; bir yer, mıntıka ismidir.
[15] İki beyit te onun mafdaliyat kasidesi ndedir. Mafdaliyat: 228; Muntehat Taleb: 1/229.
[16] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Nafi b.Ezrak ona şu ayet hakkında şunu sormuş: "Rablerine koşarlar"; o da süratle gitmektir der.
[17] Mücahid bu konuda şöyle demiş:
"Kıyamet gününden önce kafirler için birazcık bir hafifleme vardır işte o anda biraz da olsa uykunun tadını alırlar. Kabir ehli çağrılıp diriltil-diklerinde kafirler şöyle derler: "Eyvah bizi kim kabrimizden kaldırdı." -ve Müminler de onlara cevaben şöyle derler: "Bu Rahman'm size vadet-tiği ve Peygamberlerin de doğruladıklandır."
[18] Ferra'mn Meani'l-Kur'an'ı: 2/381.
[19] Mecazu'l-Kur'an: 2/163. "Fekihun" şeklinde olan kıraat Ebu Cafer'indir.
[20] İbni Mace, İbni Ebu Dünya, Bezzar ve İbni Murdeveyh'in Ca-bir'den rivayet ettikleri bir hadiste Rasulullah (s.a.v) şöyle demiş; "Cennet ehli nimetleriyle meşgul oldukları bir esnada başlarında bir nur doğar ve başlarını kaldırıp baktıkları sırada birde ne görsünler Al-lahu Teala üstlerinden gelmiş onlara; "Es selamım aleykum ey cennet ehli" diyor. İşte bu şudur diyor: "Bağışlayıcı bir Rab olan Allah'tan onlara söz olarak selam gelir." Ve onlar ona o da kullarına bakar durur ve Allah onların gözünün önünden kayboluncaya kadar Ondan başka bir yere bakmazlar ve sonunda O'nun nuru ve bereketi onların üzerinde ve diyarlarında kalır."
[21] İnsan boynunun en yukarısında olan kazal kemiğidir. Develerin erkeği İçin Zifra dişisi için ise Zifretun denilir. Bir rivayete göre Zifra; soylu ve boynu kalın olan deveye denilir.
[22] O, İbni Kesir, Haula, Kesaİ, Ruveys ve Halefin kıraatidir. İthaf: 366.
[23] Ayetin lamamı: "Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Allah çoğunu affeder." (Şura: 42/30)
[24] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/224-235.
İslami Okul Okulların En Önemlisi