Saffat Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 37. Sayfa
SAFFAT SURESİ[1]
1- "Saf saf dizilmiş olanlara yemin olsun."
Yani Meleklere, çünkü onlar gökte saflar halindedirler. Veyahut ta; Onlar havada kanatlarını yayıp açarak ta ki Allah onlara bir şey emretsin veya niçin yaratıldıklarını emr edene kadar.
2- "Toplayıp sürenlere yemin olsun."
Kalpler şeytanın vesvesesini idrak ettikleri gibi onları da idrak eder, işte bunlar da sorumluluğun çağrışımlarından biridir.
3- "Zikir okuyanlara yemin olsun."
Yani Allah'ın kitaplarını okuyan ve Onu teşbih ve takdis etmektir. Burada Allah meleklerin üç sınıfıyla yemin etmiştir. Veya bu üç sınıfın Rabbine yemin etmiştir. Ayetlerde ayrı ayrı geçen sigalardan herbir cemin cemidir; çünkü melekler müzekkerdir.[2] Şöyle diyebilirsin; ilk cemi "Saf-fetun"dur, ikinci cem sigası ise "SaffaturT'dır.
6- "Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik." Ez-Ziyne kelimesinin isim olması caizdir. Yıldızlara tam bir izafe olarak izafe edilmiştir. Şöyleki; "Bi zinetin mine '1-kevakibi" Ve aynı zamanda Mef'ulun bihe izafe edilmiş bir mastar olması da caizdir. Bir rivayete göre izafesi şöyledir; "Bi zinetin el kevakibe" yani birincisinin tenviniy-le ve ikincisinin nasbesiyledir. Bazı kıtaatlarda da olduğu gibi.[3] Bu şu ayetin babına girer;
"Duai'I-hayri." (Fussilet: 41/49)
Ve:
"Bi suali na'cetike." (Sad: 38/24)
Yani (Duaihi'l-hayre) ve (ve sualihi na'cetike) demektir.
9- "Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azab vardır."
Ayette geçen "Duhuren" ateşe atmaktır. Bir rivayet göre kovulup itilerek zorla atmaktır. Ve ayette geçen "Va-sıb" ise sürekli ve devamlı elem verici bir azabtır.
10- "Ancak bir söz kapan olursa, onu da delen ve yakan bir alev takib eder."
Ayette geçen "Hatifel hatfe" den kasıt kulak verip o kulak verdiği şeyi çalmak veya kapıp kaçmaktır. İbni Abbas'tan şöyle nakledilmiştir: Sıçrayıp atlayarak bir şeyi kapıp kaçana Er-Recm isabet etmez. Ayette geçen "Şihabun sa-kib" ateşten bir alevdir ve onun ışığı yakarak delip geçer.
"Ah şiirim, keşke için bir haber vardır: Cesed yapıldığından beri ruh nereye gitti. Kişinin kuvvet ve takati yerindey-ken ve bir ateş şulesi misali delip geçerken zaman ona vurup alevini sakinleştirdi."[4]
11- "Şimdi sor onlara! Yaratılış bakımından kendilerini yaratmak mı daha zor yoksa bizim yarattiklarımız-mı? Zira biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık."
Yaratıklardan kasıt; gökler, yer ve dağlardır. Bir rivayete göre Meleklerdir. Bir rivayete göre geçmişte helak edilen ümmetlerdir. Lasik ve Lazik; yapışkan çamur demektir. Ama ikisi arasında farklılık vardır şöyle ki Lasik; Biribiri-ne yapışan çamurdur. Lazik ise.; İsabet ettiği yere yapışan çamurdur. Bir rivayete göre "Lazib" lazım manasındadır. Geçen dört lafız birbirlerine eş anlamlı kelimelerdir.
Nabiğa da Lazib kelimesini yapışkan manasında kullanmıştır:
"Hayrı hesaplamıyorlar ki ondan sonra şer olmaz şerri yapışkan bir cinsten olduğunu hesaplamıyorlar."[5]
14- "Bir mucize görseler alay ederler."
Yani alay olsun diye ağızlarına alıp konuşurlar. Bir rivayete göre; Ayetleri alay konusu olan şeylere nisbet ediyorlar. Mesela bir şeyi iyi veya kötü vasıflarla vasıflandırdığın zaman şöyle dersin: "İstahsentuhu ve İstakbahtuhu."
18- "Deki "Evet hem de hor ve hakir olarak" diriltileceksiniz."
Ayette geçen "Dahinin" hor ve hakir manasmdadır.
22- "Allah meleklerine emreder. Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve Allah'tan başka taptıkları putları toplayın."
Ayette geçen "Ezvacehum" dan kasıt benzerleridir. Yani zina sahibi zina sahibiyle, içki sahibi içki sahibiyle haş-redilecektir.
23- "Onlara cehennemin yolunu gösterin."
Ayette geçen "Fehduhum"dan kasıt yol göstermek veya rehberlik etmektir. İbni Keysa'nın[6] dediğine göre; onları cehenneme götürün takdim edin manasındadır. El-Hadi; Es-sabik (yarışmak koşuşmak) manasmdadır. El-Hadiyetu; boyun manasmdadır.
"Boyunlar kesildiği zaman akan kanları yerdeki ayak izlerinden kıpkızıl kına suyu gibidir."[7]
24- "Böylece onları tutuklayım, çünkü onlar suçludurlar."
Ayette geçene "Vekifuhum"dan kasıt onları hapsedin manasmdadır. Lazım ve müteaddi bir fiildir (geçişli ve geçişsiz). Arabi de şiirinde vakefeyi lazım ve müteaddi olarak kullanmıştır:
"Selma'yla zulm ve haksızlığa alıştım. Ben ki ta eskiden, zulme ve haksızlığa karşı çakardım. Selma beni şek ile şüphe arasında bıraktı ve oysaki ben şüpheler üzerine duran biri değildim."[8]
28- "Uyanlar, uydukları adamlara "Siz bize sağdan gelirdiniz" derler."
Yani bizi kuvvet soruyla zor kullanarak alır götürürdünüz.
Şemmah ta yemin kelimesini kuvvet manasında kullanmıştır:
"Arabetu'l-Evsi'yi, eşsizce gayelere uzandığını gördüm şeref için bir sancak kaldırıldığı zaman Arabe onu kuvvetle alırdı"[9]
Hasan'm dediğine göre; din misalidir. Yani din kisvesine bürünerek bize gelip bizi alıkoyuyordunuz demektir veya önümüze sed çekiyordunuz.[10]
41- "Onlar için bilinen bir rızik vardır." Zira nefis kendisince malum olan bir şey karşısında teskin olur. Selman'ın dediği gibi nefis demini alıp kendine geldi mi artık kuvvet bulur veya kazanır.
45- "Kendilerine kaynaktan kadehler dolaştırılır." Hamrın, Main diye isimlendirilmesi suyun şu manaları
üzerinedir:
1- Kaynaktan çıkması ve sürekli peşpeşe kesilmeden
takviye etmesi.
2- Kaynaktan hiç kesilmemesi.
3- Süratli akmasından.
4- Akıntının tatlı tatlı ve hazin bir şekilde olması.
5- Yahut ta kaynaktan çok ve gür bir şekilde akması. Çünkü man çok şey manasmdadır. Kendisinden çok istifade edilen şeye de "El-Maun" denilir.
47- "O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla
sarhoş olurlar."
Ayette geçen "Gavl" kelimesi sersemleştirme ve eziyet verme manasındadır. Bir rivayete göre akli dengelerini bozmaz veya sarhoş yapmaz manasmdadır.
Şair de şiirinde Gavl kelimesini sersemlik manasında kullanmıştır: "Kadeh bizi sersemleştirmeye devam ediyor sen hala peşpeş içiyorsun"[11]
Ayette geçen "Yunzefun" Keskin Za'nın kesrasıyladır.[12]
Ubeyrid Reyyah şöyle demiş:
"Ömrüme yemin olsun ki eğer siz sarhoş olsanız veya ayılsanız sizin ali ebcerden olmanız benim için ne kötü kadeh arkadaşlığı olur."[13]
Yani nimet ve lezzetlerden haz almaları ve onlardan hoşlanmaları için sarhoşluk vermez. Bir rivayete göre onların ne şarapları biter ne akli dengelerinde bir eksiklik veya azalma olur. Bu; Akelle, A'sere, Efna ve Enfede babların-dadır. Mesela kuyunun bütün suyunu çıkardığın zaman şöyle denilir: "Nezeftu'r-rekiyyete."Ve la yunzefun" keskin Za nın fethasıyladır. Ve Fiilin binası üzerine "Min hazaya" mef'ul yapılması içindir. Mesela şöyle denilir: "Nuzife'r-ra-culu fe huve nezifun ve menzufun" yani adamın aklı gitti sarhoş oldu ve sarhoştur manasmdadır. Birincisine göre bu Nezifun'dur. Mahzumi şöyle dedi: Bayan dedi ki:
"Bekamın ve en büyük kardeşlerimin haklarına yemin olsun ki sen çıkmazsan ey sevgili, mahallelinin hepsine haber vereceğim. Dağda suyu süzen oyma çukurun soğuk suyuyla dudaklarını bitiştirip alarak sarhoş içimi gibi sevgilinin ağzını öptüm.[14]
48- "Yanlarında güzel bakışlarını yalnız kendilerine tahsis etmiş iri gözlü eşler vardır."
Ayette geçen "Kasiratu't-Tarfi" den kasıt yalnız eşlerine bakmaları manasmdadır.
İmriu'1-Kays ta şiirinde bu anlamda kullanmıştır:
"Öyle yalnız eşlerine bakan zevceler vardır ki: Eğer bir yıllık çocuk emekleyerek yerden onun iki tarafı dikilmemiş gömleğinin üzerine gitseydi etkileyecekti."[15]
49- "Sanki onlar, sedefler içine yerleştirilmiş incilerdir."
Tek düzine halinde olduklarından ve saf ve berraklıkla-rından dolayı böyle isimlendirilmişlerdir.
İbni Ravendi'nin cahilliğinden olsa gerek arap şiirlerinin teşbih sanatının güzelliklerinden yoksun olduğunu savunmuş ve şöyle demiş:
Deve kuşu yumurtasında dilin veya lügatin güzelliği ne arar? Bunu getirmişler bir de dilin teşbih konumu yerine koymuşlar?! Araplar zaten şiirlerinde şu ana kadar söyleyip nakletmişler ve Kur'an da onların lisanı üzerine gelmiştir.
Cahiliyeden bazı arap şairlerinden örnekler şöyledir; Raciz şöyle dedi:
"Zaferanın sardığı olmasaydı, deve kuşu yuvasındaki yumurtasının rengi senin rengin gibi olacaktı."[16]
Urve 'den:
"Sanki onlar bitkilerin arasında olan yumurta misali yürümekten ve yorgunluktan düşmüşler."[17]
Ferezdak:
"Bana geldiklerinde, benden Önce kimse onlara dokun-mamıştı ve onlar deve kuşunun yumurtasından doğru ve sağlam idiler."[18]
55- "İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü."
Ayette geçen "Fi sevai" ortasında demektir. Zira bütün yanları eşit uzaklıkta olduğundan görünmesi mümkündür.
"Gölgesiz ve nefessiz arkadaşın görünen heyecan ve tahriki, bir şeyin yerinden kalkıp tozutması misalidir."[19]
62- "Allah buyurdu; ikamet yeri olarak cennet ehli için anılan o nimetlerini daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?"
Ayette geçen Zakkum ağacı, ağaçların en kötüsü ve habisidir.
65- "Tomurcukları sanki şeytanın başı gibidir."
Ayette geçen Tal'uha'dan kasıt tomurcuklan ve ondan çıkan semeresidir. Zira şeytan suretinin kabihliği veya çirkinlik ve korkunçluğu zaten insanın nefislerinde bellidir. Her ne kadar görülmemiş bir konumda da olsa bu sıfatlarından dolayı teşbih onunla yapılmıştır. Bir rivayete göre şeytandan kasıt büyük çiyan ve ejderhalardır.
İmriu'1-Kays şöyle dedi:
"Beni öldürüyor mu ve kılıç beni yere mi yatıracak. Masmavi dişiler cadıların iri ön dişleri gibidir."[20]
Ve şöyle söyledi:
"Hadremi'nin ikişer ikişer oynayışı, çölde kıvrıla kıvrı-Ia akıp giden yılan yürüyüşü gibidir."[21]
67- "Sonra zakkum yemeğinin üzerinde onlar için, kaynar su karıştırılmış bir su vardır."
Ayette geçen "Maun Hamim" kaynar su demektir. Bir rivayet göre terdir. Hamim kelimesi aynı şekilde çoğu şiirlerde de kaynar su manasında gelmiştir.
"Orada hiç rüzgar yoktur. Velakin öyle bir sıcaklık vardır ki avcı o sıcakta kendileri serbestçe oraya gidiyor av yapıyor, ve gidip geliyor."[22]
"Cenahımdaki sıkılan su ile zayıf ve zebun şifa buluyor. Onunla uyanıp gidip geliyor."[23]
68- "En sonunda onların dönüşü, kesinlikle çılgın ateş olacaktır."
Ayette geçen "Summe" vav manasında gelmiştir ve Te-rahi mübalağa için değildir. Ubde b. Tabib'in dediği gibi:
"Geldiğimiz zaman çadırların gölgesini kaldırdık. Kavmin tencereleri et ile kaynadı. Henüz kırmızı ve kumraldı onu pişiren henüz hazırlamam işti.
"Onun kaynayışını değiştirmedi ve o yenilmişti. Ve sonra saymaya kalktık ellerimizde mendiller vardı.[24]
Burada da gösteriyor ki etin hazırlanmaması pişmerrie-si, temizlememeleri ve elleri yıkamamaları deliliyle mübalağa (terehi) için olmadığı ortaya ç\kıyor.
78- "Sonradan gelenler içinde ona "iyi bir ün" bıraktık."
Yani onun için güzel bir övgü bıraktık.
84- "Çünkü Rabbine kalbi selim ile geldi." Yani şek, şüphe ve riyadan arınmış bir şekilde.
87- "O halde alemlerin Rabbi hakkında düşünce ve görüşünüz nedir? "Neden Allah'ı bırakıp putlara tapardınız" dedi."
Yani Allah sizi yaratıp ve size rızık verdiği halde başkasına mı ibadet ediyorsunuz?
88- "Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı."
Yani ona bakıp ta yaratıcısına ve yapıcısına işaret edip delil getirmek için. Hasan; o, yıldız semanın yıldızları değildir diyor ve bilakis onun kalbinde yer edinen bir güç veya kuvvettir ki putları nasıl yok edebilirim dîye onu harekete geçiriyordu.
Bir rivayete göre yıldız ilimleri hakti ve peygamberliğin bünyesindeydi ama sonra nesh[25] edilmiştir. Dehhak şöyle demiş; îsa'nın (a.s) zamanına kadar vardı. Bu tür durumlarda neshin olması ihtimal dışıdır çünkü nesh ancak seri hükümlerde olur. Yıldız ilminde şu ana kadar sabit olan şey; alemde cereyan eden şeyler, Allah'ın bilgisi dahilinde olmasıdır. Bundan dolayı da yıldız ilimleri ebedİyyen sabit kalacaktır.[26] Bu gün yeryüzünde yıldız ilimlerinin ilmi ve fiili olarak sabit olmaması, geçmişte de sabit olmadığını gösterir. Ancak şöyle denilmesi mümkündür; Yıldız ilmiyle meşgul olunması, koruma altına alınması ve tahsil edilmesi neshedilmiştir, bu manada nesholması da sahihtir. Bir rivayete göre neshin manası şudur; Yıldız ilimlerinin neshe-dilmesiyle anlaşılmıştır ki, bazı ulvi hareket dengeleri değişikliğe uğrayıp süfli bazı değişimlere düşeceği mümkündür. Her ne kadar bu ilim bazı şahıslar tarafından uğraş haline gelmese de herhangi bir bekası yoktur. Dünyada olan bütün hareket ve değişikliklerden de belli oluyor ki hiç bir şeyin beka ve sabitliği yoktur. Uskuf Necran şöyle demiş:
"Gecelememesi bakımından güneşin tasarrufu ve doğuşunun bekası menedildi. Doğuşu saf berrak ve batışı da safran gibi sapsarıdır. Bugün ise onunla ne getireceğini biliyor ve dün hükmetme faslı geçti."[27]
Umeyye b. Ebu Salt şöyle dedi:
"Nasıl sayıp geceyim malı diledi. Ola ki yırtıcılar onun üzerinden gelir geçerler bölük bölük olur. Veyahut ta üzerine güneş doğan develer, güneş battığında hepsi ölür."[28]
89- "Ben hastayım dedi."
Ölüm için yaratıldığımdan dolayı ebediyyen hastayım. Bir rivayete göre; bununla bedeninde olan bir hastalığa işaret etmek istemiş. Evla olan birinci görüştür. Böylece İbrahim (a.s), bu işi yapabilmek için onların bir bayram gününe tehir etmişki düşündüğü planı gerçekleştire bilsin. Yani putları kırma işini. Hastalığından dolayı da özür beyanında bulunmuş ve bayrama katılmamış. Bu şu te'vil üzere söylenmiş; Yaratıklar, ölüm ve hastalık için ebediyen hastadırlar. Onun sıhhati hastalık, selametiyse zorluktur.
Lebid şöyle dedi:
"Hastalıktan dolayı konutlarım yumuşamadı. Ancak onu sabahlamak ve akşamlamak yumuşattı. Bana şifa vermesi için sürekli Rabbime selamet çağrısında bulundum. Bir de
baktım ki. selamet hastalıkmış."[29] Humeyd b. Sevr şöyle demiş:
"Sıhhatten sonra gözlerimin beni kuşkulandırdığını görüyorum. Ey hastalık sakın ola ki iyileşip sağlam olmayasın. Tamamlanması gerekeni tamamladıkları zaman iki ikindi vakti bir gece ve gündüze ulaşamayacaktır."[30]
Bir başkası şöyle demiş:
"ömrüne yemin olsun ki, gören gözlerden perdeler izale olduğu zaman bu dünya ikamet yeri değildir. Kişinin dünyada baki kalması nasıl mümkün olur. Zira fani sebeb-lerle onun bakiliğine ulaşılmak isteniyor."[31]
Bütün bu beyitlerin manasında ve şu sözde şu ifadeler vardır:
"Herkes kuvvetince beka üzerine dönüyor. Oysa günler faniliğe doğru dönüyor."[32]
Şu sözde benzer ifadeler vardır:
"Her saatte seni dirilten şey seni, öldürüyor. Seni döndüren dönderiyor ama seninle alay etmiyor.[33]
Bir rivayete göre Hekim olan ermiş kişiler şöyle demişler; Şüphesiz kendisinden yaratıldığımız o rutubet veya nemlilik (Meni) ve kalb için Özel bir gıda teşkil eden onun o özelliği, yağlı leziz yumuşak saf ve kaygandır. İşte kalbin o hararet ve ateşi, kandildeki tutuşan yağ misalidir. İki sebepten dolayı sürekli devam eder; Helal olan diş hava etke-niyle ve fıtri arzu ve isteklerin istemiyle, işte bu sebeplerle içerdeki hararet ve ateş teskin olur ve kurur. İşte bu kuruluk kemale erme ve yetişkin olmanın verdiği fiillerin tamamlayıcısı ve yardımcı unsurlarındandır. İlk başlarda biz henüz rutubetin zirvesine ulaşmış değildik ve bundan ötürü hararet çoğaldı. Eğer böyle olmasaydı kaybolur ve de tutulurdu. Ve böylece vücut üzerine hakimiyet kurar, yiyecek ve içecekleri mutedil bir şekle getirene kadar etkenliğini sürdürür. Bu halde hararet ilkinden daha kuvvetli olur çünkü madde ilk önce hazırlanır ve kalbin nem oranı düşene kadar bu hal devam eder. İşte bu durumda fıtri arzu ve istekler nefsinin hararetinin dinmesine ve hayatını fanilik ve afetlerle kılmış olur, o ve o diridir, sağdır ve ölüdür. Allah'ın da şu ayette işaret ettiği gibi:
"Şüphesiz sen de öleceksin onlarda ölecekler."
(Zümer: 39/30)
93- "Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu." Ayette geçen "Ferağe aleyhim" den kasıt onlara yönelmesidir. Er-Revğ ve Er-Ruğan; gizlice saklanarak gitmektir. Ayete geçen "Darben bil yemin" den kasıt kuvvettir. Bir rivayete göre yemin; solun hilafı olan sağ ile vurmaktır. Bir rivayete göre and içerek düşündüğü şeyi yapmaktır. Şu ayette olduğu gibi:
"Yemin olsun Allah'a ki sizin putlarınızı kırıp dökeceğim." (Enbiya: 21/57)
Şiirde geçen Hadire'nin[34] ifadelerinde aynı mana için kullanılmıştır:
"Ve ledeyye eş'ase basitun yeminehu kasemen le kad en-dactu lem yeteverrai."[35]
Burada sağ ve kasem anlamında kullanılmıştır.
94- "Koşarak İbrahim'e geldiler."
Ayette geçen "Yeziffun" koşarak süratle yönelmektir. Vezin kalıbı şöyledir; Zeffe yeziffu Zefifen ve Ezeffe Yuzif-fu İzfafen.[36]
102- "Babasıyle beraber yürüyüp gezecek çağa gelince; Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben; Babacığım emrolduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun dedi."
Yürüme çağına gelmesinden kasıt; Allah'ın taat ve iba-detindeki olan beraberliktir. İbrahim (a.s)'in oğluna bir bak düşün demesi, oğluna olan bir ard niyetinden dolayı değil ama bununla oğlunu denemek istemiştir. Bakalım ah vah mı yapacak yoksa sabır mı edecek? Ve neticede ayette geldiği gibi sabretmiştir.
103- "Her ikisi de teslim olunca, onu alnı üzerine yatırınca."
Ayette geçen "Telle" yatırmak "Cebin" ise alın manasın-dadır. Kutrub'un dediğine göre "alın üzerine yatırmak" sadece bir darbı meselden ibarettir veya verilen bir misaldir. Ayette geçen (Felemma eslema)'nın cevabı; "Ve nadeyna-hu"dur. "Ve nadeynahu" üzerindeki vav harfi, Mukhame (cevap) içindir.
Tıpkı dediği gibi:
"Sizin kabileleriniz çoğaldığı zaman çocuklarınızın delikanlı olduğunu gördünüz. Ve kalkanın arkasını bize çevirip kınayan acizlik ve ziyandadır dediniz."[37]
Bir rivayete göre cevabın şu olması da caizdir; "İrine haza le huvel belau'l-mubin" Baba ve oğula verilen emir istenilen neticeye varınca, bu şekilde imtihanda zirvesine ulaşıp tamamlanmış oldu. Bir rivayete geçen bela veya imtihandan kasıt; Nimettir çünkü buna şu ayet işaret etmektedir;
"Ve nadeynahu" ve bunun peşinden gelen "Ve fedey-nahu"dur. Bu Evs b. Hacer'in dediği gibidir:
"Gelen belalar ve zararların devam etmesiyle baharın iki ayı da toz pembe geçti.
Seni bize bedelen cezalandıracağız veya cezalandıracağım sakın sen Övünmekten kaçın."[38]
112- "Sallihlerden bir peygamber olarak O'na İs-hak'ı müjdeledik."
Daha önce İbrahim'i İshak'ın doğumuyla müjdelediğimiz gibi bu kez de İshak'ın nübüvetini müjdeledik.
130- "İlyas'a selam olsun dedik."
Ayette geçen "Yasin"den kasıt; Muhammed (s.a.v) ve ümmetinin olması caizdir çünkü onlara Yasin ehli deniliyor. Bir rivayete göre "İlyas'm" kelimesi, şu şekilde mevsul olarak okuyanın (Ve inne ilyase) kıraatına göre (îlyas) kelimesinin başka bir kıraat şekli olması da caizdir. Haddaş b. Züheyr'in şiirinde işaret ettiği gibi: "Ve mislu İbrahime îbrahamu[39]" Bu iki kelimenin değişik şekildeki birer kıraatidir. Bir rivayete göre bu o peygamberin iki isminin olduğunu düşünmek de caizdir. Yakup ve İsrail, Muhammed ve Ahmet'te olduğu gibi. Bunu (İlya-sin)[40] şeklinde hemzenin kesresi ve lamın sukunuyle okuyanlarda vardır. Ebu Amr şöyle demiş: (İlyasin) kelimesi İl-yas kelimesinin bir başka kıraatidir. Tıpkı; Turi Sina kelimesinde Turi sinin olduğu gibi. Bu misalimize delalet eden geçmiş peygamberlerin kısssalarının bahsinde onların "Selam" ile zikredilmesinde de vardır. Bir rivayete göre; İlyas kelimesinin kendisi cem yapılmış, sonundaki "Ya" harfi dinin ehline "Nun" ise izafe olmayan aded üzere getirmiştir Mesela El-muhellebun ve El-Eş'arun da olduğu gibi. (Muhallebiler ve Eşariler) demektir. Raciz şöyle dedi: "Ben, bizim sadilerin efendisi olan Sad'm oğluyum." [41]parsınız? demişti."
Ba'l; Altından taptıkları bir put ismidir. Ba'lebek ismi de bundan dolayı konulmuştur. Aynı şekilde Bağdat ismi de bir put ismidir ve daha sonra değiştirilerek, Medinetu'l-Mansur ve Medinetu Vselam konulmuştur. Çünkü daha önce "Bağ" bir put adıydı. Bir rivayete göre "Ba'l" Rab (sahip) ve
Seyyid (efendi) anlamındadır. Mesela bu evin Ba'h kimdir denildiğinde; evin sahibi kimdir manasındadır. Bir rivayete göre "Ba'l" Yemen dilinde veya lehçesinde; Allah'ın isimlerinden biridir. Buna göre takdiri şöyledir; Allah'tan başka ilaha mı.yalvarıyor sunuz? demektir.
"Muğadiben"[42] yani kızarak. Burada Allah hakkında böyle bir şeyin olacağının imkansız olduğundan, bu kızgınlık kavmine karşı olmuştur.
142- "Yunus kendisini kötülerken onu bir balık yuttu."
Ayetteki mananın böyle te'vil edilmesi menedilmiştir, çünkü El-Mulim[43]; kötülenmeye veya kınanmaya müstehak olan kişi demektir. Esedi'nin dediği gibi:
"Şayet ona güç yetirirsen ebediliği seviyorum. Yanımda ebediliği istdiğim gibi öldüğümde günahkar olmadan ölmeyi istiyorum."[44]
Buradaki "El-Muğadebe" mufaale babından değildir, yani iki şahıs arasında olan karşılıklı bir kızgınlık hali değildir. Ama bir şey ki kişiyi son derece üzen ve onu kendisini kahreder derecesine getiren bir hareket veya tavırdan sonra hasıl olur ve buna "El-Muğadib" denilir. Huzeli'nin dediği gibi:
"Gece karanlığını gelip çöktüğünü hissedince, kızmış ve kınanmaya müstehak olan garibin evinde geceliyordu."[45]
Rivayet edildiğine göre kavmi gemiye bindiklerinde dalgaların azmasından dolayı boğulmaktan korktular. Bir rivayete göre kendilerine musallat olan dev bir balıktan korktular ve şöyle dediler; günah veya suç işleyen bir kulun kurtuluşu pek olmaz ve bundan Ötürü onu denize atalım derler ve aralarında kurra çekerler ye kurranın neticesinde Yunus çıkar ve onu denize atarlar.
141- "Gemide olanlarla karşılıklı kurra çektiler de yenilenlerden oldu."
Ayette geçen "Fe Saheme" oklarla çekilen kurradır. Ayette geçen "Mudhadin" çekilen kurra sonucunda yenilendir.
145- "Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık." Ayette geçen "El-'Arau" geniş saha veya düz arazidir.
Ayette geçen "Sekim" soluk soluğa nefes çeken bitkin çocuk gibiydi demektir.
146- "Ve üstüne kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik."
Ayette geçen "Yaktin" kabak[46] cinsinden bir bitkidir. Bir rivayete göre toprağın üzerinde yaprakları yayılan her türlü bitkidir. Yaktin; Yef'il veznindedir ve yer kapladığından katene denilmiştir. Mukatil şöyle demiş; Bu bitkinin kızgın çölün hararetinden koruduğu gibi bir dağ keçisi de her gün gelip onun sütünü içer ve tekrar giderdi.
147- "Onu yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik."
İfade; Muhatapların şekki üzerinedir veya onlar hakkında olan kapalılık üzerinedir. Sanki şöyle denilmiş gibi; Şu ikisinden birine gönderildi. Yani ya yüz bine ya da daha çok kişiye.
148- "Sonunda ona iman ettiler. Bunun üzerine bizde onları bir süreye kadar yaşatttık."
Yani Ölümlerine kadar. Zira onlar henüz azab gelmeden iman etmişlerdi. Ama onlar Yunus'un gelişini azab diye nitelendirdiler ve henüz Ye's ve feryadu figan gelmeden iman ettiler.
158- "Allah ile cinler arasında bir hısımlık uydurdular."
Melekler Allah'ın kızlarıdır dediler. Buna karşın Ebu Bekir onlara, madem öyle peki onların anaları kimdir?[47] diye sorar. Bir rivayete göre onlar putlardır dediler. Yanı hısımlar. En-Neseb; cin veya perinin onun içinden konuşup onları aldatıp dalalete ilmesidir ve bu görüş daha evladır, şu ayet işaret ediyor:
"Şüphesiz onlar bir gün hesap için huzurumuza toplanacaklar."
Ayette geçen "înnehum le muhdarune" den kasıt onlar azapta boğulup kaybolacaklar ve bundan dolayı son derece rahatsızdırlar.
162- "Kimseyi Allah'a karşı saptıramazsımz."
Ayette geçen "Fatinin" yani Mudillin "saptırma" manasındadır.
172- "Şüphesiz onlar mansur ve muzafferdirler.
Hasan şöyle demiş; cihad ile emrolunan hiç bir peygamber öldürülmemiştir.[48]
[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre, Saffat Suresi Mekke'de nazil oldu demiş: Nesai ve Beyhaki'nin Sünen'inde İbni Ömer'den çıkardığına göre şöyle demiş:
"Rasulullah (s.a.v.) bize tahfifle emrediyor ve saffatı okuyarak bize imamlık yapardı."
[2] Mahtu tadadır. Melekler ne müzekkerlikle ne de müenneslikle vasıflandırüabiIİr.
[3] Bununla Şu'be, Asım'dan kıraat olarak okumuştur.
[4] İki beyitin söyleyeni belli değildir. İkinci beyit Tefsiri Kurtu-bi: 15/8.
[5] Mecazu'l-Kur'an: 2/167; Tefsiri Kurtubi: 15/49; Tefsiri. Tabe-ri: 23/25; Divanı, shf: 13. îbni Abbas'tan nakledildiğine göre Nafi b. Ez-rak (Tinun Lazib) hakkında sorduğunda o da şöyle cevap vermiş; Yapışkan diye cevap vermiş. Tekrar:
"Araplar bunu bilmiyorlar mı?" demiş. "Sen Nabiğa'nın ne dediğini duymadın mı?"
"Hayrı hesaplamıyorlar ki ondan sonra şer olmaz şerri yapışkan bir cinsten olduğunu hesaplamıyorlar."
[6] O Muhammed b. Ahmed b. İbrahim b. Keysan Ebul Hasan Na-havidir. Muberrid ve Saleb'ten ders almıştır. İki mezhebi birbirine karıştırmıştır. Meanil Kur'an adlı bir eseri vardır. Hicri 320'de vefat etmiş.
[7] Muallakatındaki beyittendir. Divan: 121; Şerh Muallaka! Neh-has'ın: 1/39.
[8] Beyit Muallakat'ındadir ve Divanı shf: 121.VeNuhas'm Mu-allakat'ı: 1/39.
[9] Divanı shf: 335-336; El-İsabe: 2/ 473; El-İstiab: 3/ 879; El-Ka-mil; 1/76; Nakduş-Şi'r.shf; 105.
[10] İbni Munzir'in naklettiğine göre Hasan şöyle demiş; Yapılacak her hayır veya iyilik anında onların yanına gelirler ve onları alıkoymaya çalışırlardı.
[11] Beyit Muti b. îyas'indır. Abbasi ve Emevı devletlerinde yaşamıştır. Lisan mad. Gavl. Mecazu'l-Kur'an: 2/169; Eğanİ: 13/70; Tefsiri. Taberi: 23/31; Tefsiri Kurtubi: 15/79; Celisu's-Salih: 1/518. Dr. Hu-li kimseye nisbet etmemiştir.Bahru'l -Muhit: 7/350. Eddad İbni Enbari shf: 163. Tahkikçi nisbet etmemiş.
[12] Hamza ve Kesai'nin kıraatına göredir. İbni Baziş'in el-îknası; 2/745.
[13] Mecazu'l-Kur'an: 2/169; Tefsiru'l-Taberi: 23/32; Tefsiru'1-Kur-tubi: 15/79. Hatiaya nisbet etmiş. Ama vehmdir. Lisanu'1-Arap mad. Nezife. Eğani: 2/13; Bahru'I-Muhit: 7/350. Esved'e nisbet etmiş. Mah-tutada: Edredu'r-reyah ididir. Hatadır.
[14] Amr b. Ebu Rabia Mahzumi'nİndir. Cemil b. Mamer Azri'ye de nisbet edilir. İkisi de onun divanında, sh. 83. Onda birincisi vardır. Bir kısmı şöyle: Şöyle dedi:
"Babamın yaşamına ve kardeşlerimin hürmetine yemin olsun" Vefa-yatu'1-Ayan: 1/370; Şerh Ebyat Muğni Lebib: 2/315.
[15] Divanı.shf: 65; İtb; iki tarafı dikilmemiş gömlektir. Telhis ki-tab şir shf: 120; Durru'l-Masun: 3/684.
[16] Şerh Makamatı Hariri: 1/112. Nisbetsizdir. Muhassasta: 11/11 'de îbni Siyde Ebu Necine nisbet etmiş. El-Cadİyy; Zaferandır.
[17] Urve b. Uzeyne. Medine'nin Ünlü şairlerindendir ve aynı zamanda hadis ve fıkıh dalında da ün salmıştır. Malik b. Enes ondan rivayet etmiştir. Divanı shf: 368; Eğani: 21/110. Kali'nin Zeyli'1-Emali: 125.
[18] Lisan mad.Tamese.Tefsiri Kurtubi: 17/181; Tefsiri Maverdi: 4/159; Zuhre: 2/829; İbni Enbari Eddat shf: 215.
[19] Beyit Hattabi'nin Garib'il-Hadis'indedir: 2/25. Nisbetsizdir.
[20] Divanı: 125; Tefsiru'l-Kurtubi: 15/86.
[21] Beyit Turfe b. Abd'indır. Divan'ının şerhi: 158; Lisan mad. Ha-raa. Tefsir'ul-Kurtubi: 15/86; Hayavan: 11/53.
[22] Lisan mad. helele. Nisbetsizdir, Cemheretu'1-luga: 3/133; Mücmel: 4/892.
[23] Beyit Tırmah'mdır. Divanı: 302; Tehzib;ul-Luga:.2/20. Lisan mad. Helele. Mahtutede es-Sami'nin yerine es-Sari gelmiş hatadır.1 Bir kerede salyası veya tükrüğü gidiyor ve geliyor ve ağzı ıslak oluyor. El-Sa-mİ sıcakta ev yapmak isteyen avcıdır.
[24] Mafdaliyat: 141; Şerh Mafdaliyat Tebrizi: 2/170-672; İhtiyareyn: 94-95.
[25] Yıldız ilmi hususunda nehyedilen şeylerin varid olduğuna gelince: Onlardan bazıları şöyle: Hatib'in, Ömer b. Hattab'tan çıkardığına göre Rasuîullah'm şöyle dediğini duydum:
"Yidizlartfan herhangi birşey talep etmeyiniz. Kur'an'ı görüşünüze göre tefsir etmeyiniz. Ashabıma sövüp küfretmeyiniz ki bu imanın ta kendisidir."
îbni Mürdeveyh, Murhibi ve Hatib'in, Ebu Hureyre'den çıkardığına göre şöyle demiş:
"Rasulullah (s.a.v.) yıldızlara bakıp birşeyler yapmayı nehyetti.
Îbni Ebu Şeybe, Ebu Davud ve Îbni Murdeveyh'in tbni Abbas'lan çıkardığına göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi demiş:
"Kim yıldızlardan bir ilim iktibas ederse sihirden bir parça iktibas etmiş olur." Ve bu ifadeye bir şeyler ekledi ekledi.
Dur'ul-Mensur: 3/329-331; Sünen Ebu Davud: 2905.
[26] Hatib'in Nucum adlı eserinde Ala dan zayıf bir senedle naklettiği haber de bunu teyid ediyor. Şöyle demiş; Ali b. Ebu Talib'e yıldız ilminin aslı var mıdır diye sorulur? O da evet der. Peygamberlerden bir peygamber olan Yuşa b. Nun'un kavmi ona, bize insanın yaratılışını ve ecellerini öğretmeyene kadar sana inanmayacağız demişlerdi ve bunun üzerine Allah bir buluta emredip onların üzerine yağmur yağdırdı ve dağın tepesinde saf bir kaynak suyu çıktı ve sonra Allah; güneş, ay ve yıldızlara emredip bu kaynağın akıtmalarım istedi. Ve daha sonra Allah, Yuşa b. Nun ve kavmine, dağa çıkmaları için vahyetti ve kavmiyle beraber dağa çıkıp orada ikamet ettiler. Orada güneş, ay ve yıldızların akıp gitmeleriyle yaratılışın başlangıcını ve ecelleri tesbit ettiler ve hatta gece ve gündüzün saatlerini de tespit ettiler. Onlardan birileri ne ^aman öleceğini ve hastalanacağım biliyordu, kimin çocuğunun olup olmayacağını da biliyordu. Bunlar bu hal üzere epeyce devam ettiler ve ta ki Davud (a.s) küfür üzere onlarla savaştı ve onlar da Davud'a (a.s) karşı eceli gelmeyenlerden savaşçı olarak çıkarmışlardı ve eceli gelenleri de evlerinde saklamış öne sürmüyorlardı .Bu şekilde Davud'un(a.s) askerleri ölüyor ve onlardan hiç kimse ölmüyordu. Bunun üzerine Davud Allah'a (c.c.) şöyle niyazda bulundu:
"Ya Rabbi ben burada hak üzere çarpışıyorum onlar ise sana olan isyan üzerine çarpışıyorlar ve benim arkadaşlarım ölüyor onların ise hiç ölmüyor. Allah ona şöyle vahyetti:
''Ben onlara yaratılışın başlangıcını ve ecelleri öğrettim, onlar size karşı, eceli gelmeyenlerle savaşmaya çıktılar ve eceli gelenleri de evlerde bıraktılar ve işte bundan dolayı senin arkadaşların ölüyor onlarınki ölmüyor" dedi. Davud (a.s) Allah şöyle dedi:
"Sen onlara bu ilmi ne şekilde ve ne üzerine öğrettin?" diye sorar, Allah şöyle cevap verir:
"Güneş, ay ve yıldızların mecrası üzerine ve geceyle gündüzün saatleri üzerine" der. Allah'a niyazda bulunarak güneşi onların gözünün önünden hapsetti ve kaybetti, gündüz vaktini ziyadeleştirdi ve o ziyadelik-te geceyle gündüzde kaybolup gitti ve böylece ziyadelik miktarını da bilmediklerinden dolayı hesabı karıştırdılar. Ali (r.a) işte bu tür çirkin durumlardan dolayı bununla uğraşmak kerih görülmüştür" der. İlmin fazileti hakkında, İbni Ebu Hatem ve Murhİbi'nin Humeydi Sami'den naklettiklerine göre yıldız ilmi, Adem (a.s)'ın ilmidir. Hatib'in îkrime den naklettiği bir haberde; İkrime y .İdiz ilmiyle uğraşan birinden şöyle sormuş:
"Adam ona bu konac.a bilgi vermeye çekinir," îkrime, İbni Abbas'tan, İnsanların kendisinden aciz kaldığı bir İlimdir dediğini duymuş. Ve ben onu Öğrermek istiyorum demiş. Hatib'in dediğine göre bu mubah olanı kastetmiş d yor. Murhİbi'nin Hasan b. Salih'ten naktletiği bir haber şöyle:
"Bu ilim insanların kaybettiği bir ilimdir" dediğini duymuş.
[27] Eskaf Necran'ındır. Yemen kiralı Tubbain olduğu da söyleniyor. Mucemu'ş-Şuara: 339; Beyan vet't-Tebyin: 4/46; Katru'nneda: 15; Behçet'ul-Mecalis: 2/330.
[28] İki beyit te divanında yoktur.
[29] İki beyit te Divanının,zeylinde: 221. Doğrusu ise Arar b. Kümenin oluşudur. Zehr'ul-Adab: 1/168; Kamil: 1/128. Birincisi Sana-ateyn: 45; Hayavan: 6/503; Ayaru'ş-Şir: 82.
[30] Hasri'nin Zehr'ul-Adab: 1/168; Kamil: 1/128. Birincisi Sana-ateyn: 49; Hayavan: 6/503; Ayaru'ş-Şir: 82.
[31] İbni Rumi'nindir. Divanı: 1/130; Şerh Makamat Hariri:.l/21; Zehru'1-Adab: 1/144; Sanaateyn: 49.
[32] Ebu'l-Atahiye'nindir. Onun şu başlıklı kasidesindendir: Günler senin kervanının yaklaştığını habçr verdiler. İflas ettiğini nida ettiler. Duyuyor musun yoksa sağır mısın? Gördüklerin önünden geçti imam sana ilhak edene dek sen baki mi kalacaksın. Divanı: 208; Fevaid Ve'l-Ah-bar, İbni Dureyd sh. 40.
[33] Tefsir'ul-Kurtubi: 11/150. Nisbetsizdir. Ayn'ul-Edeb Verriya-sede, Gadairi'ye aittir. 181: Öncesinde şunlar vardır: Senin hayatın, sayılan belirli nefeslerden ibarettir. Senden giden her nefis, bir cüzü eksiltiyor. Eksilmelerle sabahlar ve onun gibi de akşamlarsın. Malın bir mamuldür ve sen ondan faydalandığım hissediyorsun.
[34] Mahtutada cariyetun'dur, hatadır. O, az rastlanan cahili bir şairlerdendir. İhtiyareyn sh: 70, Mafdaliyat: 46.
[35] İsmi el-Hadde'dir ve nüshada el-Cariye'dir, ama matbaa hatası vardır. İyi bir cahiliyye şairidir. İhtiyareyn shf: 70; Mefdaliyat shf: 46.
[36] Ya'nın zammesiyle "Yuzeffun" Hamza'nın kıraatma göredir ve diğerleri fethayla okumuşlar. İthaf, shf: 369.
[37] Esved b. Yafur'undur. Divanı sh: 19, Mecalisu's-saleb: 59. Muhakkik Abdusselam Harun nisbet etmemiş. Emali'ş-şeceriyye: 1/357, Ras-fu'1-melani: 487.
[38] İki beyit te Divanında sh.: 27.
[39] Hemzetu'1-vasl ile olan kıraat İlyas b. Amr'ındır ve diğer kıraatlere muhaliftir.İthaf. shf: 370.
[40] Cahiliyede meşhur şairlerden biridir. Abdullah b. Ced'an Te-mimi'ye hicv yapıyordu. Ama onu görmemiştir. Ama onu gördükten sonra onu hicvetmekten vaz geçmiş ve pişman olmuş.
[41] Ricz, Raube b. Accac'ındır. Divanının Mülhakatı: 191; MuV tedeb: 2/221; Kitab Sibeveyh: 1/289; Şutu Sanaatu'1-İrab: 2/460; Mean" Ferra: 2/392.
[42] Bu ayet sureden değildir. Müelif bu sureden olup olmadığım karıştırmıştır. Ve Enbiya suresi 87. ayettir. Tamamı şöyledir: "Zannun kızarak gittiği zaman."
[43] İbni Abbas'tan.nakledilen bir rivayette Nafi b. Ezrak "Mulim" hakkında ona sorduğunda şöyle cevap vermiş; Hata eden ve suç işleyen manasındadır.
. "Araplar bunu beliyor mu?" diye sorar o da: "Evet" der ve "Umcyye b. Salt'm şöyle dediğini duymadın mı?" der: "Afetlerden beridir ve onun hiçbir ehli yoktur lakin mulim kötü ve günahkardır."
[44] Ragıp Isfehani'nin Muhadarat'ul-Edibba'sı: 1/379. Müellif gibi onu, Esedi'ye nisbet etmiş. Hayavan: 3/475; Beyan ve't-Tebyin: 3/320. mahtutede velem ulumkı yerine yamera gelmiş hatadır.
[45] Beyit, Sahr'ul-Ğay Huzeli'nindir. Mean'il-Kebir: 2/729; Divan 'ul-Huzeliyin: 2/53.
[46] Umeyye b. Ebu Salt bu konada şöyle bir şiir söylemiş; "Allah'tan bir rahmet misali orada bir kabak türü bitki çıktı, Allah'ın bu rahmeti olmasaydı helak olurdu."
[47] Beyhaki Şuab'ta, Abdubnu Humeyd, İbnİ Munzir ve İbni Ebu Hatem'in Mücahid'ten naklettikleri bu ayet hakkındaki bir görüşü şöyledir; Kureyş kafirleri şöyle dedi; "Melekler Allah'ın kızlarıdır," Ebu Bekir de onlara, "peki anaları kimdir?" diye sordu. Onlar da, "Cin reislerinin veya liderlerinin kızlarıdır" derler ve bunun üzerine Allah şöyle buyurur:
"Şüphesiz cinlerde biliyorki bir gün onlar hesap yerine getirilecekler."
[48] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/236-256.
İslami Okul Okulların En Önemlisi