Necm Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 53. Sayfa
NECM SURESİ[1]
1- "Battığı zaman and olsun yıldıza."
Bir rivayete göre bu yıldızlar Rasulullah (s.a.v.) zamanında belirli bir zamana doğru akıp giden veya biten yıldızlardan bir rivayete göre bundan murad olunan yıldızların cinsidir. Battığı zamana Rabbimiz and etmiştir. Çünkü bunda tevhide bir işaret vardır. Aynen İbrahim'in (a.s.) kıssasında da olduğu gibi. Bir rivayete göre arap dilinde necm sü-reyya manasındadır. Şöyle dedi:
"İkizler burcu yükselip yıldız doğduğu zaman fıratın bütün sığ yerleri geçit olur. Emir onun izniyle benim iznim üzerine orayı, terketmediyse dilediğim zaman ben güç ye-tiririm."[2]
And için Süreyya'yı tahsis etmesinin sebebi ise onlar bunu çeşitli işlerde[3] bunu alamet olarak kullanıyorlardı ve onur parıltısı ışığı daha çoktu.
Ömer (r.a.) Abbas (r.a.) ile yağmur yağması için istiska yapmak istediği zaman Abbas'a: "Ey Rasulullah'ın (s.a.v.) amcası Süreyya'nın yıldızlarından kaçı kaldı" diye sorardı.
O, Süreyya şeklinde küçültme ismiyledir. Suruyya ile gelen yağmur bereket, bolluk ve servet olduğun Enneda inde nev'iha[4] denilir.
İbni Manzur'a göre Süreyya yıldızlardan biridir ve ışık veya parıltıların çokluğundan Süreyya denilmiştir. Bir rivayete göre çok küçük görünmekle beraber yıldızlarının çokluğundan Süreyya denilmiştir. Züccac (enva) adlı kitabında şöyle demiştir: "Bazı mümin müneccimleri (yıldız alimleri) Süreyya'ya battığında veya batmaya yüz tuttuğunda akabinde akrep burcunun çıktığını zannetmişler.
Buna göre: Yani arkadaşınız öyle biridir ki; Dinin kaç burcu ona delalat etmiş ve gerçekten o hak bir peygamberdir.
Bazıları da bunun doğumundan dolayı çıktığını zannetmişler.
Eğer mizan (terazi) ise: Muhakkak ki batmaya doğru gitmeyi veya yüz tutması demek aynı batış demek değildir ancak ona gidiştir. îşte o zaman mizan (terazi) burcu çıkmış olur.
İşte bu Öyle bir hastalık ve saçma sapan bir konuşmadirki Galinus'un sevdasını çözümleyip halledemiyor.
6- "O aklında ve kavranışında kamil bir melektir."
Akli ve davranış melekesi son derece mükemmel idi.
Cerir de şiirinde (mirre) kelimesini bu anlamda kullanmıştır:
"Zamanın uzaması bende eksik olan mükemmellik melekesini de tamamladı ne de sütünü sağanı ısıran devenin dişlerinin kökünü inceltti."[5]
6- "Hemen kendi aslı suretine girip doğruldu." Yani yükselip kendi mekanına gitti. Bir rivayete göre aslı suretine döndü demektir. İşte bu suretiyle Rasulullah Cebrail'i ufuklarda gördü ki buna şu ayet işaret etmektedir:
7- "İşte o zaman, kendisi en yüce bir ufukta idi." Yani Rasulullah ve Cebrail o en yüce ufukta istiva etmişlerdi. Burada hazf daha uygun görülmüştür ki tekrar olmasın.
Şair de bu anlamda şiirinde ifade etmiştir.
"Görmüyor musun Neb ağacının dal ve kütükleri serttir. Ve eğilip bükülen ile sert olan bir değildir."[6]
Yani o (neb) ve hini istiva etmemişler. İşte orada tekrardan dolayı hazf yapılmıştır. Bir rivayete göre (ve huve bil ufuki)'den kasıt sadece Cebrail'dir (a.s.). En bariz olan görüş te budur. ,
8- "Sonra ona yaklaştı ve sarktı."
Bu görüş üzerine bunu yapan Cebrail'dir.Yani vahy ile beraber veya getirerek yer yüzüne indi. Birincisine göre yaklaşan kişi: Cebrail'e yakınlaşan Muhammed'dir (s.a.v.) Ayette geçen et-tedella: İnmek ve sarkmak anlamındadır.
Lebid şöyle dedi:
"Onun üzerine konvoy veya kafile gönderdim ve yerin üzerinde ise artık güneş batmış ve karanlık çökmüştü."[7]
9- "İki şey kadar yahut daha yakın oldu."
Kavseyni: İki yay miktarı dernektir.
Ebu Hayye Numeyr de bu manada söylemiş:
"Yumuşak bir rüzgarın esintisinin onun İçin esmesiyle onun hareket edip gelmesiyle Halil ona ulaşıyor. Uzak olan yanı bir mızrak vuruşu kadar yoktur."[8]
Züccac[9] şöyle demiş: Ayette: Fekane edna makabe kavseyni dememesinin sebebi kelamda kesinlikle şüphe olmadığından dolayıdır.
Çünkü mana şöyledir: Sizin takdir ettiğiniz ölçüp biçtiğiniz iki yay miktarı yahut ona yalan bir miktardır. Daha önce buna benzer misaller[10] geçmişti.
10- "Allah vahy ettiği şeyi bunun üzerine vahyetti."
Yani gözleriyle gördüğü şeyi kalbi de yalanlamadı. O bir kalp görüşüdür ki ilim ve kesinlik manasmdadır. Zira vahyin mahalli kalptir. Şu ayette de belirtildiği gibi:
"De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'i senin kalbine bir hidayet rehberi, önee gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir." (Bakara: 2/97)
12- "Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?"
Yani onu hala onun ilimi ve kesinliği üzerine inkar mı ediyorsunuz?
Muberrid'in dediğine göre şöyledir: Onun gördükleri hakkında hala onunla çekişiyor musunuz?
17- "Muhammed'in gözü kaymadı ve kamaşmadı."
Ayette peçen (zağel baser) gördüğü şeyden kayıp şaşmaması demektir ve matağa ise istenilen şeyden dolayı gözün kamaşmasidır.
19- "Gördünüz mü lat ve Uzza'yi?"
Lat: Sakif kabilesine mensub bir puttur. Uzza ise Gata-fan kabilesinin taptığı bir ağaç putudur.
20- "Ve üçüncüleri olan öteki Menafi."
Menat: Dişi olarak adlandırdıkları Huzeyl ve Huzaa kabilesine mensup taştan olan putun ismidir. Putlarını dişi olarak nitelendirmelerinin sebebi meleklere benzeterek ve zanlanna göre Allah'ın kızları olduğu içindir. Bunun üzerine AUahu Teala şu cevabı vermiş:
21-22- "Demek erkek size dişi Allah'a mı? O halde bu insafsızca bir taksim."
Ayette gelen diza kelimesi Cairetun (hemze ile) yani zalimce haksızca bir paylaşım demektir.
Birincisi için şöyle dedi:
"Beni Esed hükümleriyle insafsızlık yaptılar. Çünkü onlar başta olana günah addetmekten yüz çeviriyorlar."[11]
İkincisi için:
"Eğer bizden uzaklaşırsan payını eksiltiriz. Eğer salkın-san senin payın azdır ve burnun yere sürünür."[12]
Diza kelimesinin vezni fu'la üzerinedir. Zira nallarda fi-ala vezni yoktur ama dad harfinin kesre yapılması ya'dan dolayıdır ki buna benzer bir misal daha vardır: Hiyka kelimesi bu bağlamda: Gururlu ve kibirli şekilde yürümektir.
Kusa kelimesinin vezni Kisa Duka'nınki dika'dır. Böyle bu vezinde gelmelerinin sebib el-Ekyes ve el-Edyak kelimelerinin te'nis olduklarındandır. Bundan dolayı şu kelimeler ten'nis olduğundan biyde ve iyne denilmiş aslında şöyle olması gerekirken bude ve une (ehmer ve humr gibi) gibi ama tenisden dolayı yukarıda verildiği gibi gelmiş.
24- "Yoksa her arzu ettiği şey insanın mı olacaktır?" Yani her istediği şey erkek mi olacak?
32- "Ufak tefek kusurları dışında, günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınanlara gelince, şüphesiz Rabbin, affı bol olandır."
Ayette geçen el-Lemem kelimesi küçük günahlar demektir.
Bir rivayete göre el-Lemem istemeden ve adet edinmeden ufak tefek bazı günahlara saplanmaktır.
Bir rivayete göre el-Lemem fiili zinanın haricinde olan kadınlarla aşikare konuşup flört etmek ve beraber olan sevişmeleridir.
Yemen'li Veddah için söylenen bu şiirde de ellemem bu
anlamda kullanılmıştır:
"Bir gün sevgiliye benimle yatar mısm dediğimde, tebessüm ederek: Haram olan fiilden Allah'a sığınırım." dedi. Etrafında dönüp Allah'ın ruhsat verdiği aşıkane konuşmalar ve öpüşmelere razı edene dek bana bir şey tattırmadı."[13]
33- "Gördün mü arkasını döneni?" Bu kişiden kasıt As b. Vaü'dir.
34- "Azıklık verip sonra vermemekte direneni?" Lisanıyla olan hayır hasanatlar. Ekda'dan kasıt vereni-
de menetti ve daha sonra tamammen kesti.
37- "Ve sözünü yerine getiren İbrahim'in sahifelerin-dekiler?"
Bu kaide ona musebbeb (ona sebeb olan) olanın ismiyle sebeb olanın isimlendirilmesi olan kaidesine göredir. Manası şudur:
Söylediği zaman yapar veya dediği şey vaki oldu anlamındadır.
"Bu, bazı muvellidinlerin sözü gibidir. Mübarektir, gördüğü zaman rızıklamr."[14]
41- "Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir."
Cezeytuhu elcezae şeklinde gelmesi cezeytuhu bilceza-i'den daha fasih ve beliğdir. Bu kaideye göre ayette geçen şekil en fasih olan şekliyle gelmiştir. Her iki şekli de şair şiirinde cemetmiştir:
"Şayet Alkame b. Seyf'in yaptığının karşılığında ceza versem, ona tek bir günün belasının cezasını vermem. Sabi'in sevgisine yabancıdır. Beni muhterem adamız müstağni olana attığı şekilde attı."[15]
43- "Doğrusu güldüren de ağlatan da odur."
Ayette geçen edhake güldürüp mutlu eden ve ebka ise hü-zünlendirip ağlatan demektir. Bir rivayete göre insanla yaratılan gülme olarak yarattı. Mücahid'in dediğine göre: Yay'a çift kiriş takılması misali gibidir. Bir rivayete göre Nebatatı bitirmekle yeri güldürüldü (adete güler gibi olması). Göğü de yağmur yağdırmakla adeta ağlar misali yaptı.
İktibas yapan bazıları bu tür iktibası bu görüşten esinlenerek iktibas etmiş ve şöyle şiirlerinde dile getirmişlerdir.
"Kulunu ağlatan ve güldüren, açken doyurdu ve korkudan emin kıldı.
Alınacak kalbimin dışında keşke kalp olsaydı maalesef rahman olan göğsümde iki kalp yaratmamıştır."
46- "Rahme atıldığında oluşan nutfeden"
Min nutfetin iza tumna'dan kasıt akıtılıp rahime atılan demektir. Bir rivayete göre yaratılıp takdir edilen demektir.
48- "Zengin eden de varlıklı kılan da O'dur." Eğna, zenginlik Ekna ise varlıktır.[16] İkisi de malın aslıdır.
49- "Doğrusu odur şira yıldızının rabbi."
Şira yıldızı Huzaa kabilesinin taptığı parlak bir yıldızdır. Şira kelimesinin müzekker olarak gelmesi parlaklık ve büyüklük bakımından tek olduğu içindir. Yerinde sabit olan yıldızlarda şira yıldızına yakın parlaklık ve büyüklükte olan yoktur. Bundan dolayıdır ki Ebu Kebşe ilk kez şira yıldızına ibadet etmeyi icad etmiştir. Bundan dolay ıda Rasulullah, Ebu Kebşe'ye benzetilmiştir.[17]
Bundan dolayı araplar şiddetli sıcakları şira yıldızına nisbet edip izafe etmişlerdir.
Böylelikle bazı sapık adi müneccimlerin sözlerinde bu konuda bazı vesveseler vardır. Hatta onların bazılarından şöyle zikredilmiş güneş yükseklik derecesindeki noktasına ulaştığı zaman bütün kuvvet ve tesiriyle dünyayı sarar ve ona hakimiyet sağlar (sıcaklık yönünden) ve deniz seviyesi yükselip taşar dehr yer kesat olur, yorgunluk şiddet ve zorluk yok olur bütün herşey boşa gider ve güzelliğin tabiatı dumura uğrar. Bunu diyen kişi perde arkasına yıldız namye bakan ve bu dedikleriyle yıldız bilimcilikle uğraşan sanat karları üzer. Elbetteki güneşin uzaklık noktası dünyaya karşı sabit bir noktadadır onların yanında. ı
Merhum emir Almaza hakkında bu ilimle uğraşıp şöhret, mal ve servet peşinde koşan bazı yazarlar bu konuyu nazım halinde şöyle dile getirmişler:
"Güneş ısı derecesi bakımından son durak noktasını aştı. Bu galebe ve üstünlük malik olan herkes içindir. Yorucu hareketler devam etemez, güneş ısısıyla uzaklaşmak hali durgundur."
Bunu diyen şahıs şi'ra yıldızın nasıl seçip söylediğini idrak etmiyor ki kıraliyet merkezinin tam orta noktasını belirten kendisi sanki geliş gidiş uzaklık noktasındadır hareket edemiyor şeklindedir.
Bu alim ölüm ve hayatla damgalanmış olması bezenmesi yırtıcıların da pençe ve azı dişlerine sahip olduğu amellerinde değişikliğe ve tahvile maruz kaldığı sürece bunu diyen kişinin sözü muhaldir. İnsanlar arasında olan ihtilaf noktaları maslahatlarının müşterekliğindendir. Eğer insanlar bolluk ve yoklukta, zenginlik ve fakirlikte eşit olsalardı helak olurlardı.
53- "Altı üstüne gelen kasabalarımda devirip yıkmıştı."
El-Mu'tefiketu ehva'dan kasıt: Lut'un (a.s.) kavminin altüst olan şehirleridir. (Ehva'dan) kasıt Cebrail (a.s.) onları köyleriyle semaya kaldırıp daha sonra aşağı bırakmıştır.
57- "Yaklaşan yaklaştı." Yani kıyamet günü yakınlaştı.
58- "Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur."
Yani onların yaptıkları işler ve amelleri Allah'tan başka kimse tesbit edip açığa çıkaramaz. Bir rivayete göre açığa çıkara onların şiddet ve zorluklarıdır.
(Kaşifeha) üzerine gelen (ha) harfi kaşifetun kelimesin-nin mastar olduğundan ötürüdür. Afiyetun ve akibetun misalidir.
61- "Ve siz habersiz oyalanmaktasınız."
Ayette geçen (samidun) kelimesi sakin, sessiz sönmüş ve ölmüş manasındaki hamidun anlamındadır.
Rema el-Hidsan şöyle demiş:
"Rema'l-Hidsan, kadınların kendisini oyaladıkları mik-tarınca, Ali Harbin kadınlarını oyaladı. Onların siyah olan şuurlarını beyaza çevirdi ve beyaz olan yüzelerini de siyaha çevirdi."[18]
[1] Buhari ve Müslim'in ibni Mesut'tan çıkardığına göre şöyle demiş: "Ve'n-Necrn suresi içinde secde inen ilk suredir. Bu sure nazil olduğu zaman Rasulullah (s.a.v.) ve eline bir avuç toprak alıp üzerine secde eden bir tek adam müstesna bütün insanlar secdeye kapandı. Daha sonra o kişinin kafir olarak öldürüldüğünü gördüm. Ve o da Ümeyye b. Haleftir. Feth'ul-Bari: 8/614; Müslim: 576.
[2] Beyitler Abdullah b. Subret'el-Kureyşi'nindir. Veya Eğer b. Abdullah'ındır. Hamaset'ul-Basriyye: 1/7; Şerh Tebrizi: 2/19; Tezkiret's-Sadiyye: 70.
[3] Hadiste şöyle gelmiştir; Yıldız sabahleyin doğduğunda veya çıktığında bütün beldelerin üzerinden afetler kalkar. Ebu Davud çıkarmıştır. Keşfu'1-Hafa: 1/102; Taberani Mucemu's-Sağif'de shf: 7O'te şu lafızlarla çıkarmış: "Yıldız yükseldiği zaman bütün beldelerin üzerinden afetler kalkar." Zayıflık vardır. Ahmed'in çıkardığında şöyle geçer: "Yıldız doğduğunda hiç bir bela veya musibet yoktur ki kalkmasın. Necm süreyyadır." Müsned: 2/388. Ahmed ve Beyhaki'nin Osman b. Abdullah b. Süraka'dan onun da İbni Ömer'den naklettikleri İbni Ömer şöyle demiş: "Rasulullah, bela ve afetlerden emin olunana kadar hadiste semerelerin alım ve satımını nehyetmişti." "Bu ne zaman olurdu ya Ebu Abdurrahman denildi?" O da: "Süreyya yıldızı doğunca" dedi. Sahavi Ma-kasidul Hasene shf: 40; Müsned: 2/42.
[4] İbnİ Manzur şöyle demiş: "Süreyya, yıldızlardan biridir. Işık ve parıltısından dolayı böyle adlandırılmış. Bir rivayete göre görünümlerinin küçüklüğüyle beraber yıldızlarının çokluğundan dolayı böyle adlandırılmıştır. Lisanu'1-Arab madd. Sera.
[5] Beyit divanında shf. 457 dedir.
[6] Beyit Cerir'indir. Ferra'nın Meani'l-Kur'an'ı: 3/95. Muhakkik nisbetsiz bırakmıştır. Celisu's-salih: 2/64. Tahkikçi nisbetsiz bırakmıştır. Darairuş şir(İbni Usfur) shf: İSO; Tef Kurtubi: 17/85. Musahhih nisbetsiz bırakmıştır.
[7] Divanı sh. 145; Tefsir'ul-Kurtubi: 17/89.
[8] Birincisi Bahr'ul-Muhit: 6/194. Nisbetsizdir. İdahu'ş-Şir: 524. Lasan mad: Reyede. Nisbet etmemiş. Hazenet'ul-Edeb: 6/554; Şerh Eb-yat Muğni Lebib: 3/148. İkincisi Mean'il-Kebir: 2/784.
[9] Züccac Meanil Kur'an ve İrabı: 5/71.
[10] Saffat süresindeki 147. ayete bakınınz. Züccac Meanil Kur'an ve irabı: 4/314.
[11] Beyit İmriu'l-Kayse nisbet edilmiş. Divanında yoktur. Tefsir'ul-Kurtubi: 17/102; Ruh'uj-Meani: 27/57; Bahr'ul-Muhit: 8/1554. İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Nafi b. Ezrak ona:
"'Diza' nedir?" diye sordu. O da:
"insafsızca haksızca" demiş.
"Araplar bunu biliyor mu?" der."O da:
"Evet" der. "Sen İmri'ul-Kays'm az önceki şiirini duymadın mı?" der.
[12] Lisan mad. Deneze: Tefsir Maverdi: 4/126; Tefsir'ul-Kurtubi: 17/102.
[13] Eğani: 6/39. Lisan madd.nevele. Uyunul ahbar: 4/100; Sima-rulKulubshf: 110.
[14] Bulamadım.
[15] Beyitler, Behra'dan olup ismi Fedekİy b. Abed adında birinindir. Alkeme b. Seyf Atabi'nin yakınnıdaydı. Develeri çalındı. Alkame develerini ona geri getirmek istedi ama muvafakat etmedi. Kendi develerinden yüz deve çıkarıp ived olarak ona verdi. Şerh'ul-Hamese: 4/70; Lisan. Lemem. Hayavan: 3/468; Beyan ve't-Tebyin: 3/233. Birincisi Tef-sir'uI-Kurtubi: 17/115.
[16] İbni Abbas'm dediğine göre eğna: Fakirlikten müstağni kılmaktır. Ekna ise kendisiyle kanaat ettiği mal varlığıdır. "Araplar bunu biliyor mu?" dedi. O da:
"Evet, Sen Antereta'l-Absi'nin sönü duymadın mı?" der. Hayanı takın senin baban yoktur. İyi bil öldürülmesem bile ben Ölecek biriyim.
[17] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre bu ayet Huzaalılar için nazil olmuştur. Onlar şiraya ibadet ediyorlardı. O, ikizler burcunun peşinden gelen yıldızlar.
[18] Beyitleri söyleyen hakkında ihtilaf edildi. Fuddale b. Şeri-kin'dir denildi. Ramal hidsen'in olduğu söylendi ve Abdullah b. Zübe-yer Esedi'nin olduğu söylendi. Sanaateyn: 344; Mu'cem'uş-Şuara: 309; Hazanet'ul-Edeb: 2/264. Lisan madsemede. Şerh'ul-Hamase Tebrizi'nin: 2/4.
Taberani'nin İbni Abbas'tan çıkardığına göre Nafi b. Ezrak ona bu ayet hakkında sordu. O da:
"Es-Semud: Eğlence ve batıldır" der.
"Arapalar bunu biliyor mu?" der. O da:
"Evet, Sen Huzeyle binti Bekr'in, Ad kavmine ağlayıp şöyle dediğini duymadın mı?" der.
"Keşke Ad Kavmi hakkı kabul etseydi de inkarcı olmasalarda. Denildi ki: Kalk onlara bak sonra onlar hakkındaki oyalanma ve batılı terket."
Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/363-372.
İslami Okul Okulların En Önemlisi