Dokuzuncu Bölüm - İslam Tarihi - Kettani - 11. Sayfa
Allah Resulü Zamanında Mevcut Olan Sanat Ve Meslekler İle Ashaptan Bunları Yapanlar
Ashabın Ticarete Sabah Erken Çıkmayı Tercih Etmeleri
Hz. Ömer’in Çalışmayı Emretmesi Ve Halkı Çalışıp Kazanmaya Teşviki
Hz. Ömer'in Hoşuna Giden Bir Çocuk Gördüğünde Söylediği Söz
Allah Resulü Zamanında Ve Kendisinden Sonra Ticaretle Uğraşan Ashap Büyükleri
Alışveriş Yapmaya Ticaret Denmesinin Mesnedi
Allah Resulü Zamanında Bezzazlık (Manifaturacılık) Yapanlar
Allah Resulü Zamanında Medine'de Manifaturacılar Çarşısı
Çocukların Alışveriş Yapmaları
Medine'ye Tahıl Ve Sairenin Getirildiği Yerin Uzaklığı
Tabaklamada Kullanılan Ağaç Satıcısı
Ashabın Çok Sayıda Mevcut Olduğu Hz. Osman'ın Halifeliğinin Son Zamanlarında Yeldeğirmeni Yapımı
Lambada Yakmak Veya Gemi Kerestesine Sürmek İçin İçyağı Kullanılması
Liderlerin Mîllî Ve Dinî Yapılara Temel Taşı Koymalarının Kaynağı
Devlet Başkanının Mescid Yerini Tayini Ve Kıble Yönünü Öğretmesi
Devlet Başkanının Bîr Yem Mescid Edinmesi Konusunda Kendisine Vekalet Edecek Kimseye Emri
Medine Mescidi (Mescid-İ Nebevi)
Allah Resulünün Oturması İçin Seki
Allah Resulü'nün, Binaların Sıhhî Esaslara Göre Yapılmasını Emretmesi
Allah Resulü’nün Mescid-i Dırâr'ı Yıktırması
Bîr Kimsenin Bina Yapımıyla İlgili Bir Hususu İyi Yapması Ve Bunu Yapma Görevinin Ona Verilmesi
Yapı Ustalarının Biyografileri İle İlgili Tamamlayıcı Bilgiler:
Ashaptan Akdeniz'de Ticaret Yapanlar
Belli Bir Yerde Avlanmanın Yasaklanması
Allah Resulü'nün Hîç Avlanmadığı Ve Av Satın Almadığı
Ashaptan Arazisini Mahsulün Üçte Biri Ve Dörtte Biri Karşılığında İşletmeye Verenler
Yer Altında Su Kaynağının Tesbiti Ve Suyun Çıkarılması Konusunda Mütehassıs Kimse
Allah Resulü’nün Nazarında Değersiz (Aşağılık) Meslekler
Allah Resulünün Ekmeklerinin Küçük Olup Olmadıkları
Kadınlar Arasında Koğuculuk Yapan Kadın.
Sözkonusu Bir Kadınla Evlenmeye Arzulu Olup Olmadığı Konusunda Kişinin Nabzını Yoklamaya Giden Kadın
Ticaretle Uğraşan Kadın Sahabiler
Kadınları Allah Resulü'nün Meclisinde Temsil Eden Kadın
Allah Resulü Zamanında Deflerin Zilli Olup Olmadığı Ve Ashabın Ud Dinleyip Dinlemediklerî
Allah Resulü Zamanında Medine'deki Şarkıcı Kadınların Adları
Kimlerin Düğün Yemeğinde Şarkı Okuduğu
Allah Resulü’nün Gelişi Sırasında Karşılanışı
Seleften Bazılarının Mustki İlmi İle İlgilenip İlgilenmedikleri
Gelini Kocasının Evine Götürenlerin Söyledikleri
Allah Resulü'nün Gelişinin Sevinciyle Habeşlilerin Mızraklarıyla Oynamaları
Kız Çocukların Hz. Âişe'yle Birlikte Oynamaları
Hz. Âişe'nin Kızlarla Birlikte Oyuncaklarla Oynaması
Habeşlilerin Mescîd-i Nebevide Allah Resulü'nün Önünde Oynamaları
Allah Resulü'nün “Genç Kızın Bu Husustaki Arzusunu Takdir Edin" Sözü
Bir Şahabının Yolda Oynayan' Habeşlilere Rastlaması Ve Onlara Para Vermesi
Bazı Ashap Büyükleri'nin Allah Resulü’nün Önünde Seksek Oynamaları
Çocukların Oynaması İçin Kuş Tutulması
Düğünde Badem Ve Şeker Saçılıp Kapışılması
Düğünde Yedi Gün Yemek Verilmesi
Şam'dan Medine'ye Halis Un, Yağ Ve Bal Getirilmesi Ve Allah Resulü’nün Bundan Yemesi
Bizans Peyniri Getirilmesi Ve Allah Resulünün Onu Bıçakla Kesip Yemesi
Allah Resulü’nün Pazar Yerini Belirlemesi
Câhiliyye Devrindeki Pazarlar Ve İslâm Devrinde Halkın Buralarda Alışveriş Yapması
Ölen Kadının Tabutu İçinde Örtülmesinin Habkşlilerden Öğrenilmesi Ve Bunu Uygun Gören Kimse
DOKUZUNCU BÖLÜM
Allah Resulü Zamanında Mevcut Olan Sanat Ve Meslekler İle Ashaptan Bunları Yapanlar
Daha önce geçenlere ek olarak bilgi verilen bu bölümde müteaddit bâb ve mukaddimeler mevcuttur. Mukaddimeler dokuz,[1] bâblar ise altı tanedir. İmam Huzâi bunlara temas etmemiş olup tarafımdan ikmal edilmiştir.[2]
Birinci Mukaddime:
Hafız İbn Kayyım el-Hedyü'n-Nebevî'sinde şöyle der: Hz. Peygamber (sav) satış yaptı ve satın aldı, alımı daha çoktu. Kiraya verdi ve kiraladı, kiralaması[3] daha çoktu. Mudarebe ve ortaklık yaptı, vekil tayin etti, vekillik yaptı, vekil tayini daha çoktu. Başkasına hediye verdi, hediye aldı, bağışta bulundu, kendisine bağışta bulunulmasını istedi. Borç ve ödünç aldı. Hususî ve umumî şekilde teminat verdi, vakıfta bulundu. Şefaatte (aracılık) bulundu, kimi defa aracılığı kabul edildi kimi defa reddedildi, fakat ne kızdı ne azarladı. Yemin etti, yemin ettirdi. Çoğu defa yemininde durdu, kimi zaman keffarette bulundu. Şaka yaptı, tevriyeli konuştu, fakat her defasında gerçekten başkasını söylemedi. Allah'ın selamı üzerine olsun, o uyulacak örnektir.[4]
İkinci Mukaddime:
Mevvâk Sünenü'l-mühtedîn'de şöyle der: "Fıkıhtan anlaşılan şudur ki zanaatlar, ticaret yolları ile tıp ve farz-ı ayın hususlara ilave ilimle uğraşmanın hepsi şer'î sebeplerdir (vasıtalardır). Buna göre kim sevap niyeti olmaksızın bunlardan biriyle uğraşırsa kendisine zulmetmiş olur; sorumluluk altında kalmış olmasa bile sevabı kaçırır. Eğer bu yaptığıyla farz-ı kifâyeyi kastetmiş olursa hayırda önde gelmiş olur. Eğer bununla, başkalarından birşey istemekten sakınmayı kastetmişse, orta yolu tutmuş olur."
Mevvâk bir başka yerde de şöyle der: "Orta yolu tutanlardan (muktesid)olah kimse odur ki muhtaç olunan dünya geçimi için ilmi helâl yoldan bir kazanç vesilesi kılar. Kimi şöyle der: İlim bu hususta sebeplerin (vasıtaların) en ha-yırlısıdır. Kimi de şöyle der: Dünyayı def ve zurna ile elde etmeye çalışmak, ilim ve dinle elde etmeye çalışmaktan daha sevimlidir bana." Bu bilgi, Rehûni'nin Muhtasarında, Halil'in "Ezan" bahsinde "ondan (okumakarşı-lığmda ücret) almak mekruhtur" sözü ile ilgili olarak kaydedilmiştir.
Umdetü't-tâlib'de müellif şöyle der: "İlim tahsili nasıl farz ise geçimini sağlamak için çalışmak da farzdır. Geçim için çalışıp kazanmak da türlü türlüdür. Farz olan kazanç, kendisi ve ailesinin ihtiyacı ile borcunu ödemeye yetecek kadar olan kazançtır. Diğeri ise müstehab kazanç olup bu da bir fakire veya yakınına yardımda bulunması için en aşağı kifayet miktarını aşan kazançtır. Bu ise kişinin kendisini naille ibadete vermesinden daha faziletlidir. Kazanç yollarının en faziletlisi ise ticaret, sonra zanaat, sonra da ilim tahsilidir. Eğer âlimler meslek edinselerdi, fakir düşüp halkın malına tamah etmezlerdi." Bu bilgi, Hidâyetü'l-dâlli'l-müşteğil bi-kü u kâl adlı eserden alınmıştır.
Zurkâni Şerhu'l-Muvatta'da "Bir kimse rızkı tamamlanmadıkça ölmez. O halde rızık talebi hususunda güzel davranın (temiz ve meşru yolla kazanın)" hadisi ile ilgili olarak şöyle der: Bunda, talebin (rızık aramanın) tevekkülle çelişmediğine delâlet vardır. Tirmizi ve Hâkim'in sahih olduğunu belirterek Hz. Ömer'den (ra) merfu olarak rivayet ettikleri "Eğer Allah'a hakkıyla tevekkül etseydiniz, kuşu rızıklandırdığı gibi sizi de mıhlandırır-di; kuş sabah aç gider, akşam tok döner"[5] hadisi ile ilgili orak da İmam Ahmed b. Hanbel şöyle der: Bu hadiste, oturmaya değil rızık aramaya delâlet vardır. Yine Ahmed b. Hanbel'in "Rızkım bana gelinceye kadar oturur hiçbir iş yapmam" diyen kimse hakkında şöyle dediği rivayet edilir: Bu adam bilgi yoksunudur. Hz. Peygamber'in (sav) "Allah benim rızkımı mızrağımın gölgesi altında kılmıştır"[6] ve ".. .sabah aç gider, akşam tok döner" sözlerini duymamış mıdır? Ashap karada ve denizde ticaret yapıyorlar, hurma bağlarında çalışıyorlardı. Örnek onlardır.[7] Adı geçen kitabın "Cami" bölümünde "Ka-de/e dair varid olan hadisler" başlığına bakınız.[8]
Üçüncü Mukaddime:
Adududdin el-îcî el-MevâkıFın başında şöyle der: İmamların büyüklerinden ve ümmetin derin âlimlerinden biri "ümmetimin ihtilafı rahmettir"[9] meşhur haberi ve me'sûr hadisi ile ilgili olarak şöyle dedi: "Yani ilimlerdeki meyillerinin farklılığı. Binaenaleyh birinin meyli (himmeti, arzusu) fıkıhta, diğerinin kelamda olur. Her birinin bir meslekle uğraşması için meslek sahiplerinin meyillerinin farklı oluşu gibi, ki düzen böylece sağlanmış olur." Seyyid Şerif Şerhu'l-Mevâkıfta şu ilavede bulunur: Şüphesiz, bu ihtilaf da rahmettir. Fakat burada dolaylı şekilde ve benzer olarak zikredilmiştir.[10]
Dördüncü Mukaddime:
Buhâri Sahihinde "Kitâbü'l-Buyû" da "Pazarlarla ilgili olarak zikredilen hadisler babı" başlığını verir.[11] Fethu*l-Bârî'de İbn Battâl'ın şöyle dediği kaydedilir: Buhâri, pazarları anmakla, ticaretin mubahlığı, eşraf ve fazilet ehlinin pazarlara girmesinin mubahlığını kasdetmiştir. Sanki o, kendi şartına göre sabit olmayan "pazarların, yerlerin en kötüsü olduğu" hadisine işarette bulunmuştur. Ahmet b. Hanbel, Bezzâr ve sahih olduğunu belirterek Hâkim'in[12] tahric ettiği bu hadis Cübeyr b. Mut'im'den rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: Yerlerin Allah'a en sevimli olanı mescidlerdir. Allah'ın en hoşlanmadığı yer ise pazarlardır."[13] Bu hadisin isnadı "hasen"dir. Bunu îbn Hibbân ile Hâkim, İbn Ömer'in rivayeti olarak da tahric etmişlerdir. İbn Battal şöyle der: bu genel duruma bağlı olarak yapılmış bir değerlendirmedir. Yoksa nice pazarlar var ki orada Allah'ın adı çoğu mescidlerden daha çok anılır.[14]
Derim: Efendimiz Hafız İbn Hacer, bu hadisin Sahîh-i Müslim'de Ebû Hureyre'nin rivayeti olarak 'Yerlerin Allah'a en sevimlisi mescidlerdir. Allah'ın en hoşlanmadığı yerler ise çarşılardır"[15] lafzıyla geçtiğinden haberdar olmamıştır. Bu hadis, Müslim'in Buhâri'den teferrüd ettiği hadislerden olup aksini savunanlara rağmen Buhâri bunu tahric etmemiştir. Buhâri bu başlık altında, Abdurrahman b. Avf in Medine'ye geldiği sırada söylediği şu sözü tahric etmiştir: 'Ticaret yapılan bir pazar var mı? Kaynuka pazarı var, denildi." Hz. Ömer de, "beni pazarlarda alışveriş meşgul etti" demiştir.[16] İbn Hacer şöyle der: Buhâri'nin hadisi burada zikretmesinden[17] maksat, sadece pazarı anmak, onun Hz. Peygamber (sav) zamanında mevcut olduğunu ve ashaptan önde gelenlerin kendilerine yetecek ve halktan istemekten sakınacak kadar geçimlerini sağlamak için pazara gidip geldiklerini belirtmektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Senden Önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de yemek yerler, pazarlarda gezerlerdi" (Furkân 25/20).[18]
İbn Rüşd el-Beyân ve't-Tahsîl adlı eserinde "Cami" bölümünde "Fazilet ehlinin pazarlara girişi ve satım ve alımda kendilerine iyi muamelede bulunulması (yakınlık gösterilmesi)" başlığını açar, sonra İmam Mâlik'ten nakledilen şu bilgiyi zikreder: İmam Mâlik'e, fazilet ve salah ehli bir kimsenin pazara gitmesi, kendisi için alışverişte bulunması ve fazileti veya iyi hali sebebiyle kendisine iyi muamelede bulunulması soruldu, o şöyle cevap verdi: Bunda bir beis yoktur. Hz. Ömer (ra) pazara giderdi. Salim b. Abdullah yanında kimseler olarak gece pazarda oturduğunda, bekçiler onunla birlikte oturanlara rastlar ve "Ey Ebû Ömer, bunlar senin sohbet arkadaşların mı?" derlerdi. Ona, "bekçiler ne yapıyorlar böyle?" denince, "pazardan sefahat ve abes ehlini atıyorlar" karşılığını verirdi. îbn Rüşd şöyle der: Pazarlara girmek ve oralarda yürümenin caiz oluşuna gelince, bu konuda delil olarak Allah Teâlâ'nın, "Bu peygambere de ne oluyor, yemek yiyor ve pazarlarda yürüyor" (Furkân 25/7) diyen müşrikleri red için buyurduğu "Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de yemek yerler, pazarlarda gezerlerdi" (Furkân 25/20) sözü yeterlidir. Bazı kitaplarda, yukarıda geçen "senin sohbet arkadaşların mı? (e min cülesâik?) " ifadesi "senin sohbet arkadaşların emniyettedir (emine cülesâuk) " şeklinde okunmuş olup bunun anlamı, berikileri kendisiyle birlikte oturduklarından dolayı koruduklarını, onların emniyet içinde olduklarını bildirmektir. Sözkonusu ifadenin (e min ?) bu kitaptaki anlamı ise, kendisini ve arkadaşlarını korudukları gibi bunu da sefihlerden korumak için "senin sohbet arkadaşlarından mıdır?" şeklinde adamla ilgili soru sormaktır.[19]
Buhâri daha sonra "pazarlarda bağırmak babı" başlığını açar.[20] Demâmini[21] bu bâbla ilgili olarak İbnü'l-Müneyyir'den şu nakilde bulunur: "Buhâri pazarın mubahhğı konusunda birçok başlıklar açtı, sonra burada pazarda bağırma ile ilgili bir başlığa yer verdi. O ticaret ve ziraatle uğraşıyordu. Rivayet edildiğine göre onun bir malına 5000 (dirhem) verildi, o bir-şey demeden kendi kendine düşündü. Bunun ardından ilk fiyattan kat kat fazla binlerce dirhem verdiler. O ise lıayır, ben ilk fiyatı kabul ediyorum' dedi ve kalbine gelen lüzumsuz düşüncelerden dolayı nefsini muhasebe etti."
Derim: Bu, bundan önce geçen ve daha sonra gelecek bilgilerle, Ebû Ali el-Yûsî'nin[22] Kânûn'undaki şu sözünün manasını (isabetsizliğini) anlamış olursun: "Resulullah (sav), hepsi de Allah'ın dininde bilgi sahibi (fakih) olup hiçbiri ihtiyaç duyduğu birşeyi pazardan kıratla satın almayı beceremeyen binlerce sahabi ardında bırakarak vefat etti." Bu genellemeli ve kapsamlı mutlak ifade, onu mutlak olarak sarfeden kimseden vukuu tuhaf ve hele Yûsî gibi bir âlime nisbetle zikredilen en garip şeydir. Elverir ki bununla, daha Önce geçtiği üzere kendilerini ibadete, kulluk ve ilim tahsiline vakfetmiş bulunan ehl-i suffe'yi kasdetmiş olsun. Üstelik bunların sayıları binleri bulmadığı gibi dünya hayatından kopuşları da alışverişi bilmemelerinden değil, baki olanı fani olana tercihlerinden ileri gelmekteydi. İbnü'1-Hâc el-Medhal'de şöyle der: Resulullah'm (sav) ashabı pazarlarda ticaretle uğraşıyor ve kendi bahçelerinde çalışıyorlardı.[23]
Buhâri ayrıca "kişini kendi eliyle çalışması ve kazanması babı" diye bir başlık açar ve bu bâbda Hz. Aîşe'den (ra) şu rivayeti nakleder: "Hz. Ebubekir halife olunca şöyle dedi: Kavmim bilir ki benim mesleğim, ailemin geçimini sağlamakta yetersiz değildir. Ben müslümanların işiyle uğraşıyorum, Ebubekir'in ailesi de bu maldan yiyecektir. Bense buna harcadığım zamanda müslümanlar için çalışıyorum."[24] Hâfız İbn Hacer şöyle der: Hz. Ebubekir'in (ra)hadisi,her ne kûdar zâhirde "mevkuf" olarak görülüyorsa daha-life seçilmeden önce ailesinin geçimini temin için meslek icra etmiş olduğunu iktiza ettiğinden "merfû " hadis olur. Çünkü bu durumda sahabinin "Biz, Nebi (sav) zamanında şöyle şöyle yapıyorduk" sözüne benzer. İbn Mâce ve başkaları, Ümmü Seleme'nin rivayet ettiği şu hadisi zikrederler: "Hz. Ebubekir (ra), Nebi (sav) zamanında Basra'ya tacir olarak gitti."[25] "Buyu (alışveriş)" kitabının başında nakledilen Ebû Hureyre hadisinde, onun şöyle dediği geçti: "Muhacirlerden kardeşlerimi pazarlarda saflta (pazarlık elsıkması) meşgul ediyordu."[26] Hz. Âişe'nin rivayet ettiği "Sahabe, kendi kendilerinin işçileriydiler"[27] hadisi de ileride gelecektir.[28]
Yine Buhâri "buğday vesairede ticaret babı"[29] başlığını açarak şu âyeti zikreder: "Kendilerini ne ticaretin ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymadığı erkekler. (Onlar) yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar" (Nûr 24/37). Sonra da Katâde'nin şu sözünü kaydeder: Kavim (ashap) alışveriş ve ticaret yapıyorlardı. Fakat Allah'ın haklarından biri sözkonusu olduğunda onu Allah'a ödeyinceye kadar ne bir ticaret ne bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymuyordu.[30] Aynî, Umdetül-kftrî'de şöyle der: Katâde "kavim" sözüyle ashabı kasdetmiştir. Onlar alışverişleriyle meşgul olduklarında ezanı duyunca, Allah'ın hakkını eda için hemen ona koşarlardı. Abdürrezzak tarafından tahric edilen İbn Ömer'in şu sözü de bunu teyid eder: "İbn Ömer pazardaydı. Sahabiîer ezam duyunca dükkanlarını kapatıp mescide girdiler. İbn Ömer (ra) bu âyetin onlar hakkında nazil olduğunu söyleyerek âyeti zikreder." İbn Battal da âyetin tefsirinde şu bilgiyi gördüğünü belirtir: Onlar demirci ve ayakkabı dikicisi idiler. Biri çekicini kaldırdığında veya bizi deliğe soktuğunda ezanı duyarsa, bizi delikten çıkarmaz ve çekici de vurmayıp atarak namaza kalkardı.[31] Hafız İbn Hacer, Katâde'nin anılan sözünün ardından "Bu sözün 'mevsul' olarak ondan rivayetine vakıf olmadım. Bu söze inevsûl' şekilde îbn Ömer'in sözü ve Abdürrezzak'ın ondan tahrici olarak vakıf olmuşumdur" der ve Aynfnin zikrettiği İbn Ömer hadisini verir.[32] Kastallâni, İrşâdu's-sârî'de şöyle der: îbn Kesîr'in Tefsirinde geçtiği üzere bunu îbn Ebî Hatim ile İbn Cerîr de rivayet etmişlerdir.[33] Hafız îbn Hacer sonra şöyle der: îbn Ebî'Hâtim, İbn Mesud'dan (raj bu rivayetin benzerini tahric eder. Hilye'de de Süfyân es-Sevrfden şu rivayet nakledilir: Onlar alışveriş yapıyorlar, farz namazlarını cemaatle kılmayı da terketmiyorlardı.[34]
Yine Buhâri, "ticâret yapmaya çıkış babı" adıyla bir başlık açar ve "Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağıtın ve Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz" (Cum'a 62/10) âyeti ile Hz, Ömer'in (ra) ticarete çıkmayı kastederek söylediği "pazarlarda safka beni meşgul etti" sözünü zikreder.[35] Kastallâni şöyle der: Hz. Ömer'in (ra) pazara ihtiyacı, ailesinin geçimi için kazanma ve insanlardan istemekten sakınma içindi ki bundan da ticarette maharet taslayıp da pazarlara gitmeyen ve bundan sakınan kimselerin tavrını red sözkonusudur. Fakat bundan sakınanın, ilk asrın aksine şimdi pazarlarda görülen münkeratın çokluğundan dolayı sakınmış olması da muhtemeldir.[36]
Buhâri, "kazandıklarınızın temizlerinden infakta bulunun (Bakara 2/267) âyeti babı" başlığını açar.[37] Kastallâni şöyle der: Bundan kastedilenin ticaret olduğu Mücahid'den nakledilmiştir.[38] Buhâri ayrıca "Kitâbu'l-Buyû" da "kuyumcuya dair bâb,"[39] "demirciye dair bâb,"[40] "terziye dair bâb,"[41] "dokumacıya dair bâb,"[42] "marangoza dair bâb,"[43] "kargaşa (fitne) zamanı ve başka zamanlarda silah satımına dair bâb,"[44] "attâra ve misk satımına dair bâb,"[45] "hacamatçıya dair bâb,"[46] "erkek ve kadına giymesi mekruh olan şeylerin ticaretine dair bâb"[47] başlıklarına yer verir. İbnü'I-Müney-yir, İbn Hacer, Demâmini, Aynî, Kastallâni ve diğerleri, bu zanaat türleri ile ilgili başlıklar açmanın faydasının, Hz. Peygamber (sav) zamanında mevcut mesleklere dikkat çekmek olduğunu ve Resulullah'ın (sav) bildiği halde ikrarda bulunmasının bu türlerin cevazı konusunda nass teşkil edeceğini ve bunların dışındaki mesleklerin ise kıyas yoluyla aynı hükme bağlanacağını söylerler (Bu konuda bkz. Fethu'1-Barî, IV, 267; Aynî, V, 441; Kastallâni, IV, 31).[48]
Beşinci Mukaddime:
Buhâri, "kişinin eliyle çalışıp kazanması babı" başlığını açar.[49] Hafız İbn Hacer şöyle der: Temel kazanç yolları ziraat, ticaret ve sanattır. Şafii mezhebinde, nassa dayalı hükme en çok benzeyen (eşbeh) görüşe göre bunların da en temizi ticarettir. Benim nazarımda tercihe değen görüş ise bu yollardan en temizinin ziraat olduğudur. Çünkü ziraat, tevekküle en yakın olanıdır. Nevevi, Mikdâm'ın (ra) rivayet ettiği hadisle onu tenkit eder ki Buhâri bu hadisi anılan başlık altında zikretmiştir. Bu hadiste şöyle buyrulur: ".. .Hiç kimse, elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir yemek yememiştir." Buhâri daha sonra da Ebû Hureyre'den şu hadisi tahric eder: "Davud (as) kendi elinin emeğiyle kazandığından başkasını yemezdi." Nevevi şöyle der: "Doğrusu, kazançların en temizi kişinin el emeğiyle elde ettiğidir. Eğer ziraatçi ise, bu, el emeğini, tevekkülü, insanlar ve hayvanlar için umumî faydayı içerdiğinden ve âdeten bundan karşılıksız yenilmesi sözkonusu olduğundan kazanç yollarının en temizidir. Kim eliyle çalışamıyorsa, zikrettiğimiz sebeplerden dolayı onun hakkında ziraat en faziletlisidir. Hafız îbn Hacer şöyle der: Gerçek şudur ki bu husus şahıs ve şartların farklı oluşuna göre farklılık arz eden değişik derecelere sahiptir." Hafız îbn Hacer şöyle der: Elle çalışmanın bir fazileti de kişinin oyun ve tembellik yerine mubah bir işle uğraşması, böylece nefsinin gururunu kırması, isteme ve başkasına muhtaç olma zilletinden sakınmasıdır.[50]
eş-Şerhu'1-celî'de[51] şu bilgi verilir: "Ticaretin daha faziletli olduğu, çünkü Hz. Mustafa'nın f sav) ticaretle meşgul olup ziraat yapmadığı söylenmiştir." Gelecek bilgilerden anlaşılacağı üzere bu görüş tartışma götürür. Râiî b. Hudeyc'den şöyle dediği rivayet edilir: "Denildi: Ey Allah'ın Resulü, hangi kazanç daha faziletlidir? Resulullah (sav) buyurdu: Kişinin kendi el emeğiyle kazandığı ile makbul (meşru) olan her satış." Tebrîzi bu hadisi Mişkât'da Ahmed b. Hanbel'e isnadla zikreder.[52] Kâri de ayrıca Bezzâr'a is-nad eder ve "el emeğiyle" sözü ile ilgili olarak şöyle der: Yani ziraat, ticaret, yazı veya zanaat.[53] Bir başka yerde de şöyle der: Ticaret türlerinin en faziletlisi ise bez (kumaş vs.), sonra güzel koku ticaretidir.[54]
Ticaret ve tüccarla ilgili birçok hadis varid olmuştur. İbn Mâce ve Hâkim, İbn Ömer'den şu tahricde bulunurlar ki Hâkim'in "sahih" şeklindeki değerlendirmesine itiraz edilmiştir: "Emin, doğru ve müslim tacir, kıyamet günü şehidlerle birliktedir."[55] Tirmizi ve Hâkim'in Ebû Sa-id'den tahric ettikleri "Emin ve doğru tacir, nebiler, sıddıklar ve şehidlerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştırlar" hadisi ile ilgili olarak Tirmizi "hasen-garîb" değerlendirmesini yapar, Hâkim de Hasan-ı Basrî'nin mürsellerinden olduğunu söyler.[56]
Isfahâni Tergîh'inde, Deylemi de Firdevs'te Enes'ten (ra) m e r f û olarak rivayet ettiği şu tahricde bulunurlar: "Doğru tacir, kıyamet günü Arş'ın gölgesi altındadır."[57] İbnü'n-Neccâr da İbn Abbâs'tan şu merfû rivayeti tahric eder: "Doğru tacir, Cennet kapılarında engellenmez."[58] Münâvi et-Teysîr'de şöyle der: Bilakis, dilediği kapıdan girer; kendisine, arkadaşına olan faydası ve faydasının bütün mahlukata dokunması sebebiyle.[59] Kudâi, Enes'ten (ra) şu tahricde bulunur ki Münâvi hasen bir isnadla merfû olarak rivayetedildiğini söyler: "Korkak tacir mahrumdur, cesur tacir ise rızıklandırılmıştır."[60] Said b. Mansur Sünen'inde, Nuaym b. Abdurrahman el-Ezdî ve Yahya b. Cabir et-Tâî*den mürsel olararak şu tahricde bulunur ki Münâvi ravilerinin sika (güvenilir) olduğunu söyler: "Rızkın onda dokuzu ticarette, onda biri ise sürüdedir," yani hayvan üretiminde.[61]
İmam Ebû Osman Amr b. Bahr el-Câhız Risale fî medhi't-tüccâr ve zemmi ameli's-sultân adlı risalesinde şöyle der: Müslümanlar bilmektedirler ki Allah'ın yaratıkları içinde en seçkini, kulları içinde en iyisi ve vahyi konusunda güvendiği insan ticaretle uğraşan bir ailedendir. Ticaret onların güvence ve dayanaklarıdır, seleflerinin sanatı ve haleflerinin yoludur. Onlar ticaretle tanınmışlardı. Bu yüzdendir ki Yemen kâhinesi şöyle demişti: "Ne iyi o memleketler ki tüccar Kureyşlilerindir." Kurey ş sözü (herhangi bir ataya nisbet olmayıp) onlar hakkında "ticaret ve rızık kazanmak"tan (tica-ret-takrîş) türetilmiştir. Bu onların en yüce adlan ve en şerefli nesepleridir. Bu, Allah'ın Kitâb'ında yücelttiği, onları kendisiyle özellikle andığı isimdir. Onların Ukâz panayırı vardı. Ebû Züeyb onlar hakkında şöyle der:
Ukâz'a çadırları kurduklarında Alışveriş başlayıp binler toplandığında.
Hz. PfivfTsmber (sav) hayatının bir kısmını tüccar olarak geçirdi ve yolculuklar yaptı, hazarda da sattı ve satın aldı. Allah kime peygamberlik vereceğini en iyi bilir. Allah, razı olunmuş hiçbir yol, temiz ahlâk ve razı olunmuş amel taksim etmedi ki onu bundan en çok nasipdar kılmasın, ona en büyük payı vermesin. Alışverişteki şöhreti sebebiyledir ki müşrikler "Bu peygambere de ne oluyor, yemekyiyor ve pazarlarda yürüyor" (Furkân 25/7) dediler. Allah da ona şu âyeti vahyetti: "Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de yemek yerler, pazarlarda gezerlerdi" (Furkân 25/20). Böylece kendisinden Önceki peygamberlerin sanat ve ticaretle mesul olduklarını haber verdi.[62] Bu bilginin devamı için, Câhız'm risalelerinden oluşan bir "mecmua" içinde Mısır'da 1324 yılında basılan mezkur esere bakınız.
Deylemi ibn Abbâs'tan şu rivayeti tahric eder ."Tacirler konuş unda size hayrı tavsiye ederim. Onlar ufukların elçileri ve Allah'ın yeryüzündeki eminleridirler."[63] Bu, ticaretin diğer kazanç yollarına üstünlüğü konusunda "sarih" nass gibidir. Hafız İmam Ebû Bekr Ahmed b. Muhammed el-Hallâl'ın ticarete teşvike[64] dair bir kitabı olup İbn Süleyman er-Rûdânî Sı-la'sında "ha" harfinde, kendisine ulaşan isnadıyla zikreder.[65]
Birçokları Sahîh-i Buhâri'deki "Hangi müslüman bir ağaç diker, bir şey eker de ondan bir kuş, bir insan[66] veya bir hayvan yerse, onunla kendisine bir sadaka (sevabı verilmiş) olur"[67] hadisinden, ziraatin, başkasına dokunan faydası sebebiyle en faziletli kazanç yolu olduğu hükmünü çıkarmışlardır. Faydası başkasına dokunan şey, faydası dokunmayandan daha faziletlidir. Hafız îbn Hacer şöyle der: Doğrusu, bu, zaman ve şahıslara göre farklılık arzeder.[68]
Tanınmış âlimlerden biri şöyle dedi: Ticaret, ziraat ve sanat arasındaki üstünlük meselesinin duruma göre farklılık arzetmesi gerekir. Eğer yiyeceklere ihtiyaç varsa ziraat üstün, yolların kesilmesi sebebiyle ticarî mallara ihtiyaç varsa ticaret üstün ve eğer sanata ihtiyaç duyulursa o üstün olur. Bu farklılık üstünlük konusundadır, yoksa el-îhyâ, Cemu'l-cevâmi ve başka eserlerde geçtiği üzere hepsi de farz-ı kifâyedir. Gazzâli'nin ifadesi şöyledir: Farz-ı kifâye'ye gelince, tıp, hesap, sanat ve siyaset esasları gibi •dünya işinin yolunda olması kendisine ihtiyaç gösteren her ilim farz-ı kifâye'dir.[69]
Altıncı Mukaddime:
Ebû Ömer îbn Abdilber el-Kâfî'de şöyle der: Haram olduğunda icma edilen kazanç türlerinden bazıları şunlardır: Faiz, fahişelerin ücreti, haram kazanç, rüşvet, ölüye ağıt yakmak, kahinlik, gayb ve semadan haber verme iddiası, çalgıcılık ve bütün batıl oyunlar karşılığında ücret alınması.[70] Kurtubi, bu bilgiyi Tefsîr'de nakleder.[71]
Yedinci Mukaddime:
Şihâbüddin el-Berbîr eş-Şerhu'1-celî adlı eserinde geçtiği üzere, bugün insanların ticarî ilişkilerinde hakim olan hususlara şöyle işarette bulunur:
Tüccarları sarhoş olmuş görüyorum Uyanmadılar sarhoşluklarından Gecemiz onlar yüzünden karanlık Ve ufuklar kıpkızıl Zararı kâr saydılar Erkenden ona koşuşuyorlar Doğrulukta kesat var Nifaka ise rağbet
Berbîr yine şöyle der:
Zamanımın insanları ahireti boşadılar Buna da pişmanlık duymadılar Bir ticaret veya oyun gördüklerinde Ona yöneldiler.
O yine şöyle der:
Tacir hep umar durur
Kârı, fakat zarara uğrar
Allah'a kulluk her zaman
Hayırlıdır oyundan, ticaretten
Ona kulluk et yaşadıkça ve kork ateşten
Ki yakacağı insan ve taştır.
Şihâbüddin el-Berbîr şöyle der: "Bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman kemen dağılıp ona gittiler ve seni ayakta bıraktılar" (CunVa 62/11) âyetinin ifade ettiği ticareti kötüleme hususu, "... ona gittiler ve seni ayakta bıraktılar" ilahî kelâmının da işaret ettiği gibi kişiyi din ve ahiret işlerinden alıkoyup dünyaya düşkünlük ve yönelişe sürükleyen ticaretle ilgilidir. Amma eğer bu durum sözkonusu değilse ticaret övülmüştür, kötülenmesi arızîdir. Buhâri'nin rivayet ettiği"... onlar facirlerdir"[72] hadisi de bu zikrettiğimiz manada yorumlanır. Nitekim her ikisi de ziraatı kötüleyen "Bu ümmet ziraatle uğraştığında zafer ondan kaldırılır" ve "zillet sığırların kuyru-ğundadır"69'1 hadisleri de, kendisiyle uğraşılması insanları büsbütün cihâddan alıkoyan ziraate hamledilir. Çünkü böyle yaptıklarında düşman onlara kendi ülkelerinde hazırlıksız durumda saldırır ve bununla zillete duçar olur ve düşmana karşı zaferden mahrum kalırlar. Fakat ziraat ile düşmanı defetmek için kuvveti birleştirince sünnete uymuş olur. Zira Allah Teâlâ'nın "Dünyadan nasibini de unutma" (Kas as 28/77) buyurduğu gibi, müminlerin hayırlısı dünyayı ahiret ve ahireti de dünya için terketmeyip her ikisini de elde etmeye çalışandır.
Şeyh Rifâa e t-T ah tavı Menâhicü'l-elbâbi'l-Mısriyye fî mebâhici'l-âdâbi'l-asriyye (s. 51) adlı eserinde şu şiiri söyler:
Bir yücelik elde ettiğinde kendine bir meslek edin Yüzünün suyunu değişmekten korursun Görürsen hakir görme bir isteyeni İlim ehlinin özelliğidir istemeleri!
Onun bu konudaki dayanağı, İbnü'l-Hindî'nin Kitâbü'r-rahme fi't-tıb ve'I-hikme'de zikrettiği üzere Ahnef b. Kays'ın şu sözüdür: "Akıllı kimseye, âhireti için kendisine azık sağlayacak bir ilme, din ve dünya işinde faydalanacağı bir sanata sahip olmaması yakışmaz. Tıp ilmi ile de kendi nefsi ve cesedinden hastalık ve illeti giderir." İhtiva ettiği mübalağalara rağmen, Keşfü'z-zûr ve'1-bühtân min sinâati Benî Sâsân[73] adlı risaleye bakınız.[74]
Sekizinci Mukaddime:
Kimi zaman bazı âbid cahiller çalışıp kazanmayı terk hususunda, haramın yaygınlığını bahane ettiler. Kâri el-Mirkât'ta şöyle der: Bil ki bu zamanda çoğu durumda helal (kazanç, yiyecek) bulunmaz. O halde sâlik, helal olmayan şeyden, açlıktan ölmemek için hayatını sürdürecek kadarla yetinsin. Belagat sahibi kimselerden biri şöyle der:
Bana cahil bilgisiz kişi şöyle diyor
Haram malı bırak kanaatkar ol
Helal malı bulamadığım zaman
Ölürüm de açlıktan yemem haram.
Fakat haram ve şüpheli şeylerin derecelerini gözetmek gerekir. Helale yakın olan bulununca ona uzak olan kullanılmamalıdır. Meşâyihten biri şöyle demiştir. Muztar durumda olan kimse ölmüş bir koyun bulunca ölü eşeği yemesin, eşeği bulunca köpeğe, köpeği bulunca da domuza yaklaşmasın. Fukahanın sefihleri gibi eşyayı birbirine eşit saymamak gerekir. Bunlar şöyle derler: Helal elde ettiğimiz, haram da mahrum kaldığımızdır.[75]
Kazanç yollarının türleriyle ilgili geniş bilgi edinmek istiyorsanız el-Bereke fî fadli's-sa'y ve*l-hareke[76] adh kitabı mütala ediniz. Bu kitap bir cilt olup yedi bâbdan meydana gelmektedir. Birinci Bâb: Ekim, ziraat ve meyve üretimi, ağaç dikimi ve nehir (su yolu) açmanın faziletine dair olup birçok fasıldan oluşmaktadır, ikinci Bâb: İp eğirmeye dair olup muhtelif fasılları vardır.[77] Dördüncü Bâb: Tıp ve faydalarına dair varid olan âsâra (hadis, haber) dairdir. Beşinci Bâb: "Bereket" lafzını içeren kırk hadise dair olup muhtelif fasılları vardır. Altıncı Bâb: Zikir ve dualara dair. Yedinci Bâb: Durum ve devirlere göre tekrar edilen dua ve zikirlere dair olup birçok fasıldan oluşmaktadır, Bu eser değerli bir kitap olup müellifinin biyografisini, Mekke'de oranın susu, muhaddisi, müsnidi ve bereketi olan hocamız Ebû Ali Hüseyin b. Muhammed b. Hüseyin el-Hıbşî el-Bâalevî[78] bana onun 712'de (1312) doğan ve 782'de (1380) ölen Muhammed b. Abdurrahman b. Ömer el-Esâbî el-Hıbşî el-Yemenî olduğunu söyleyinceye ve bize onun birçok eserini saymcaya dekhararetle aradım. Bu bilgi için bizim er-Rihletü*l-Hicâziyye adlı eserimize bakınız.
Şihâbüddin el-Berbîr de eş-Şerhu'1-celî adlı kitabında ticaret, meslekler ve sanatların türleri konusunu iki yerde etraflıca incelemiş olup ziraat, ticaret, terzilik, dokumacılık, çamaşırcılık, kasaplık, aşçılık, boyacılık vs. hakkında bilgi vermiştir. Faydalı bir eser olan bu kitabı mütalaa ediniz.
Bu konuda Şeyh Rifâa et-Tahtâvî de Menâhicü'l-elbâbi'l-Mısriyye fî mebâhici'l-âdâbi'l-asriyye adlı eserinde etraflı bilgi vermiştir. Bu eser, bu konuda yazılmış en güzel ve bu zaman insanları için en faydalı kitaptır. Bu konuda amcamız âlim, tarihçi Ebû Muhammed Me'mun b. Ömer el-Kettânf nin, dilci İbn Fâris'in şu iki beytine yaptığı, gerçekten faydalı Hidâ-yetü'd-dâl adlı şerhini de mütala ediniz:
Bir ihtiyaç için gönderdiğinde
Bir elçi, muhtaç durumda
Bırak bütün elçileri bir tarafa
Dirhem denilen elçiden başka.[79]
Dokuzuncu Mukaddime:
Müslümanların tanıdığı ve kullandıkları sanat ve meslekler konusunda bir grup âlim eser kaleme almışlardır. İleride İbn Ebi'l-Hadîd'den de nakledileceği üzere, sahabe asrının sonlarında Halid b. Yezid b. Muâviye el-Ümevî bu konuda antik dilde yazılmış bazı kitapları tercüme etti. Bu konuda kitap yazan en eski müelliflerden biri 255 (869) yılında vefat eden İmam Ebû Osman Amr b. Bahr el-Câhız'dır. Onun Kitâbu'l-Ahtâr ve'1-merâtib ve's-sınâât ve Kitâbu Gışşi's-sınâât[80] adlı eserleri var ki bu sonuncu suyla ilgili olarak bazı düşmanları Ravdatü'l-a'lâm'da nakledilen şu sözü söylemişlerdir: "O eserle halkın malını fesada vermiş, onları aldatma ve hıyanete teşvik etmiştir." Câhız'm Medhu't-tüccâr ve zemmu ameli's-sultân adlı bir risalesi de mevcut olup ona ait bir mecmua içinde Mısır'da basılmıştır.[81]
Bu konuda kitap yazanlardan biri de Şeyh Ebü'1-Fadl Cafer b. AH ed-Dımaşkî olup el-tşâre ilâ raehâsini't-ticâre ve maârifeti ceyyidi'l-a'râz mir redîihâ ve gaşşi'l-mudellisîne fîhâ adlı eseri Mısır'da 27 sahife halinde basılmıştır.[82] Bu müelliflerden biri de Şihâbüddin Muhammed b. Hasan b. Sâiğ ed-Dımaşkî (ö. 720/1320) olup sanat ve fenlere dair bin beyit-lik bir "kaside-i mîmiyye" si vardır.[83] Bu âlimlerden biri de Şeyh Ebû Abdullah Muhammed b. Ebi'1-Hayr el-Ürmeyûnî el-Hasenî el-Mâliki olup Kitâ-bü'n-Nücûmi'ş-şârikât fî ba'di's-sanâifl-muhtâc ileyha fî ba'di'l-evkât[84] adlı eseri vardır. 25 bâbdan oluşan beş formalık bu esere Cezayir Sahrası'nda Bûsaâde'de el-Hâmil zaviyesinde rastladım.
Bu konuda kitap yazanlardan biri de Ebû Abdullah Muhammed b. Is-hak b. Said b. İsmail es-Sa'dî el-Herevî olup Kitâbu's-Sannâ mine'1-fuka-hâ ve*l-muhaddisîn adlı eseri vardır. İmam Hafız Ebû Said Abdülkerim es-Sem'ânî el-Mervezî bu kitabı ensâba dair eserinde "sin" harfinde zikrederek şöyle der: Onun eserlerinden güzel ve zannederim seviyesine ulaşılmamış bir kitap gördüm ki Kitâbu's-Sannâ mine'l-fukahâ ve'1-muhad-di-sîn diye adlandırılmıştı.[85] Onun el-Ensâb adlı kitabının fotoğrafla alınmış nüshasında 298. varaka bakınız.
İmam Îbnul-Hâc el-Medhal'de mesleklerden birçoğunu ele alarak özetle bilgi vermiştir.[86] Fakih Sufi Ebü'l-Abbâs Ahmed b. Acîbe et-Tetvânî özel bir te'lifte müslümanın bu işlere teşebbüste taşıyacağı niyetleri etraflı ve geniş bir şekilde ele almıştır.[87]
İslâm'ın Îlk Zamanlarında İnsanların Îlgili Hüküm Ve Kuralları Öğrenmedikçe Alışverişte Bulunmadıkları
İmam Şafii er-Risâle'deye Gazzâli el-îhyâ'da, mükellefin bir konuyla ilgili Allah'ın hükmünü öğrenmedikçe o işe girişmesinin caiz olmadığı hususunda icma bulunduğunu naklederler. Karâfi el-Furûk'ta şöyle der: Kim satış yaparsa, Allah'ın satış konusunda koyduğu ve belirlediği hükümleri bilmesi vaciptir (farz). Kim kiraya verirse, Allah'ın kira konusunda koyduğu hükümleri bilmesi vaciptir. Kim kırâz (müdârebe) ortaklığı yaparsa, Allah'ın kırâzle ilgili hükmünü bilmesi vaciptir. Kim namaz kılarsa, Allah'ın namazla ilgili hükmünü bilmesi vaciptir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu kaideye delâlet eden nass Hz. Nuh'tan (as) sözeden şu âyettir: "(Nuh) dedi ki:Rabbim, bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım" (Hûd 11/47). Bunun mânâsı şudur: Bunu istemenin uygun (caiz) olup olmadığı hususunda bilgim yoktu. Şöyle ki, Hz. Nuh (as), oğlunun durumunu ve istemesi uygun olup olmadığını bilmeden oğlunun gemide kendisiyle birlikte olmasını Allah'tan istemesi üzerine kınanmıştı. Gerek Allah'ın bu kınaması gerekonun verdiği cevap, insanın teşebbüs etmek istediği konuda önce bilgi sahibi olması gerektiğine delalet eder. Bu hususun gerçekliği sabit olunca Allah Teâlâ'nın şu sözünün de bu manada olduğu görülür: "Bilmediğin bir şeyin ardına düşme" (Isrâ 17/36). Bununla, Allah Teâlâ, peygamberini bilmediği şeylere tabi olmaktan nehyetmiştir. O halde, bilmeden bir şeye girişmek caiz olmayıp her halde ilim talebi vacip olur. Hz. Peygamber'in (sav) şu sözü de bunu göstermektedir: "İlim talebi (tahsili) her müslümana farzdır."[88] İmam Şafiî şöyle der: "îlim tahsili iki kısımdır: Farz-ı ayın olan, farz-ı kifâye olan. Farz-ı ayın olan, içinde bulunduğun durumu bilinendir, farz-ı kifâye olanı ise bunun dışında kalandır."
Ebü'l-Hasan Ali b. Yusuf el-Hakîmü'1-Fâsfnin ed-Devhatü'1-müşte-beke fî davâbiti dari's-sikke adb eserinde, Hz. Ömer'in (ra) şöyle dediği zikredilir: "Acemler (Arap olmayanlar, yabancılar) dinde bilgi sahibi olmadan pazarımıza girmesinler." O, bununla, kişinin kendisi ile ilgili lüzumlu fıkıh bilgilerini öğrenmeyi kastetmiş olmalıdır. Derim: Yani alışveriş hükümlerini. Bunun mesnedi de Hz. Peygamber'in (sav) uygulamasıdır. O, herhangi bir faaliyette bulunan kimseye onun hüküm ve formalitelerini öğretirdi. Meccâci, İbn Ebî Cemre'nin Muhtasarına yaptığı şerhte şöyle der: Âlimlerimiz şöyle dediler: Bir kimsenin, alışverişle ilgili hükümleri bilmeden alışverişle meşgul olması, çarşı ve pazarda oturması caiz değildir. Bunu yapmak isteyen kimsenin bu hususları öğrenmesi ona farz-ı ayındır. Bu konuda icma olduğu nakledilmiştir.
İmam Mâlik de el-Müdevvene'de "Kitâbu'l-Kırâz" da şöyle der: Kişinin, haramı helal sayan veya helali haramdan ayırmayan kimseyle, isterse bu kimse müslüman olsun, mukârazada (müdârebe) bulunmasını hoş karşılamam. Hz. Ömer'in, bu konuda bilgi sahibi olmayanları pazardan çıkarmak için adam gönderdiği rivayet edilir.[89] Bu bilginin benzeri el-Mukaddi-mât'ta İbn Rüşd tarafından verilmiştir. Şebrahiti'nin el-Muhtasar şerhinde Kabbâb'ın şöyle dediği kaydedilir: Kişinin, alışverişle ilgili hükümleri öğrenmeden pazarda oturması caiz değildir. Hz. Ömer, bu konuda bilgi sahibi olmayanları pazardan çıkarması için adam göndermiştir.
Ebû Abdullah İbnü'l-Hâc'ın el-Medhal'inde şu bilgi verilir: Hz. Ömer, ilgili hükümleri bilmeden pazarda oturanlara kırbaçla vurarak "faizi bilmeyen bizim pazarımızda oturmasın" veya söylemiş olduğu şeyi söylerdi. İmam Mâlik, ilgili hükümleri bilmeyen kimsenin, insanlara faiz yedirmeme sı için pazardan çıkmasını emretti. Efendim Ebû Muhammed'in şöyle dediğini duydum: O Mağrib'de muhtesibi gördü; pazarda yürüyor, her dükkanda durarak sahibine malı konusunda onu ilgilendiren hükümleri, sözko-nusu malda faizin nasıl meydana geldiğini, bundan nasıl sakınılacağım soruyordu. Eğer doğru cevap verirse onu dükkanda bırakırdı. Bilmediği bir şey olursa dükkandan çıkararak şöyle derdi: Müslümanların pazarında oturup halka faiz ve caiz olmayan şeyleri yedirmene imkan vermeyiz.[90]
Nehcü'l-belâğa'da Hz. Ali'nin şöyle dediği kaydedilmektedir: "Kim bilgi sahibi olmadan ticaretle uğraşırsa faize bulaşır." İbn Ebi'l-Hadîd bunun şerhinde şöyle der: Çünkü dînî konularla alışverişe dair hususlar birbirine karışıktır. İkisini birbirinden ancak fakih (bilgili) kimse ayırabilir (IV, 479).
Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kûtu'l-kulûb adlı eserinde şu bilgi verilir: Hz. Ömer pazarlarda dolaşır, tüccarlardan bazılarına kamçıyla vurarak şöyle derdi: "Bizim pazarımızda bilgi sahibi olmayan satış yapamaz. Aksi takdirde ister istemez faiz yer."[91] Müteahhirin ulemadan bazıları şu merfu hadisi Tirmizi'ye isnadla naklederler: "Dinde bilgi sahibi olmayan kimse bizim pazarımızda satış yapmasın." Ben bu rivayeti ne Tirmizi'nin el-Cami'inde "Kitâbu'l-Buyû"da ne Suyûti'nin iki Cânıi'inde bulamadım.[92] Sonra Ken-zü'1-ummâl'da (I, 218) Tirmizi'ye isnad edilmiş olarak gördüm.[93]
Tenbîhü'l-muğterrîn'de şu bilgi verilir: İmam Mâlik yöneticilere emreder, tüccarları ve onların emri altındakileri toplayarak huzuruna getirirlerdi. Onlardan muamelat hükümleriyle ilgili bilgisi bulunmayan, helal ve haramı bilmeyen birini bulunca onu pazardan çıkararak kendisine şöyle derdi: "Alışveriş hükümlerini öğrenip sonra pazarda otur; eğer bilgi sahibi olmazsan faiz yersin." Zurkâni Şerhu'l-Muhtasar'da "Düşman ülkesinde ticaret" başlığında şöyle der: îmam Mâlik'ten şöyle dediği rivayet edilir: Alışveriş hükümlerini öğrenmedikçe tüccarların herhangi bir konuda şahitliğinin kabul edilmesi caiz değildir.
Şeyh Ebû Said el-Hâdimî el-Hanefî el-BerSkatü'1-mahmûdiyye fi şerhi't-Tarîkatfl-Muhammediyye adlı eserinde şöyle der: Tüccarın alışverişle ilgili sıhhat, fesâd, butlan, helal, haram, faiz ve sair hükümleri öğrenmesi gerekir. es-Sirâciyye'den naklen et-Tâtârhâniyye*de şu bilgi verilir: "Alışveriş hükümlerini, nelerin caiz olup nelerin olmadığını bilmedikçe kişi ticaretle uğraşmamalıdır." el-Bezzâziyye’de de şu bilgi kaydedilir: "Kitâbul-buyû'u (alışveriş kitabı) bellemeden kişinin ticaretle uğraşması helâl (caiz) değildir. Eskiden tüccarlar sefere çıktıklarında, işleri lç onusunda başvuracakları bir fıkıh âlimini yanlarında götürürlerdi. Harizm imamlarından (ulema) da şu rivayet nakledilir: Tüccarın fakih bir arkadaşı olmalıdır.[94]
Şeyh Ebû Salim el-Ayyâşî'nin, "Buyu" ile ilgili manzumesine yaptığı kendi şerhinde konuyla ilgili şu sözüne bakınız:
Pazarda oturma, öğrenmedikçe
Satışın helal ve haram olanını
Alışta da böyle. Bu vaciptir
Bütün çalışanlara
Kendisi veya başkası için,
Yapmak istediğinin hükmünü bilmedikçe
Malını kırâz (mudârebe) olarak vermen
Haramdır, alışverişlerin hükmünü bilmeyene
Ebû Zeyd et-Tilimsânî'nin, İbn Cemâa et-Tûnisî'nin "Buyu" una yaptığı manzumeye de bakınız:
Şeriate göre helal değil oturması
Alışverişi bilmeden
Yani pazarlarda ki
Bu ittifakla bilinen bir husustur.
Böyledir yine hüküm, bilmediği her hususta
Yapacağı her işte
Özellikle şahitlerle hakimin
Ve herkesin. Sakın vaîd'den.
Mallan vermen caiz değil
Helali bilmeyen kimseye
Kırâz ve alışverişler için.
Ve meşru bütün hükümlerde böyledir bu.
Derim: Bu, çağdaş medeniyette de defter tutma, ticaret okullarından mezuniyet ve gerekli imtihanlardan sonra bu okulların diplomasını elde etme konularında da temel esastır.[95]
Ticaretle Uğraşmayı Avam Ve Sıradan Kimselere Bırakmaların. Dan Dolayı Hz. Ömer'in Ashaba Sert Davranması
el-Utbiyye*de İmam Mâlik'in şöyle dediği kaydedilir: Ömer b. Hattâb (ra) şöyle dedi: "Ticarete önem verin, şu kırmızılar (hamrâ: mevâli, Arap olmayanlar) dünyanız konusunda sizi yanlış yola şevketmesinler." Eşheb şöyle der: "Kureyş kabilesi ticaretle uğraşıyordu, Araplarsa ticareti hor görüyorlardı. "Kırmızılar" (hamrâ) mevâli demektir." Bu bilgi el-Beyân ve't-tahsîl'den nakledilmiştir.[96]
İbnü'l-Hâc'ın el-MedhaPinde şu bilgi verilir: Ömer b. Hattâb (ra) halifeliği sırasında pazara gitti ve oradakilerin çoğunun Nebatîlerden olduğunu görünce üzüldü; halk (ashap) onun yanına toplanınca kendilerine bunu haber vererek pazarı terketmelerinden dolayı onları kınadı. Onlar da kendisine şöyle dediler: Allah, bize nasip ettiği zaferle bizi pazarlardan müstağni (muhtaç olmayan) kılmıştır. Hz. Ömer (ra) ise şöyle dedi^Allah'a andolsun, eğer böyle yaparsanız, muhakkak ki erkekleriniz onların erkeklerine, kadınlarınız da kadınlarına muhtaç duruma düşecektir." Seleften biri, Nebatîlerin ilimle uğraştığını görünce ağlardı. Bunun sebebi şudur ki ilim, ehli dışındakilerin eline düşünce ona senin göremeyeceğin zararlara sokar.[97] Nebatî kelimesi ile ilgili olarak el-Misbâh'ta şöyle denir: Nebatîler, Irak Sevâdı'na gelip yerleşen bir topluluk olup bu tabir daha sonraları halkın avamı ve ayak takımı için kullanılmıştır.[98]
Derim: Hz. Ömer'in (ra) bu ümmet hakkındaki görüşü isabetli çıkmıştır. Ümmet meşru ve rağbet gören yolları ve başarıya götüren usulleriyle ticareti terkedince, başkaları onu kaptı ve ümmet başkalarına muhtaç duruma düştü; iğne ve iplikten en büyük ve değerli şeylere kadar her şeyde erkeklerimiz onların erkeklerine, kadınlarımız da kadınlarına muhtaç oldu. İb-nü'1-Hâc'ın seleften biri diye zikredip adını vermediği kimse Süfyân'dır.[99] Hatîb, Muhammedb. Abdülvehhabel-Biskerf den şöyle dediğini tahric eder: Süfyân, bu Nebatîlerin uygunsuz bir şekilde hadis yazdıklarını görünce ağırına gitti. Ona şöyle dedim: "Ey Ebû Abdullah, şunların ilim yazdıklarını görünce ağırına gittiğini görüyoruz!." Şöyle dedi: "İlim Arap'ta ve halkın önde gelenlerinde idi, onlardan çıkıp şunlara, yani Nebatîler ve ayak takımının eline düşünce dini değiştirdiler." Hatîb, Süfyân b, Hüseyin'den de şu tahric-de bulundu: Siyahilerden bir grup A'meş'in yanına gelip toplandılar, o kendilerine hadis nakletmekten çekindi. Ona "ey Ebû Muhammed, onlara hadis nakletsen" denilince, şu karşılığı verdi: "Kim incileri domuzlara takarT Seyyid es-Semhûdî, Cevâhirtil-ikdeyn'de şöyle der: Bu sözde, hikmetin, ehli dışındakilere verilmeyeceğine işaret vardır.[100]
Ashabın Ticarete Sabah Erken Çıkmayı Tercih Etmeleri
Tirmizi Câmi'nide "Ticarete erkenden çıkma ile ilgili hadisler babı" başlığında şu rivayeti zikreder: Bize Yakub b. İbrahim ed-Devraki haber verdi; bize Hüseyin haber verdi; bize Yala b. Atâ, Umâre b. Cedîd'den, o da Sahr el-Ğâmidî'den[101] şöyle dediğini nakletti: "Resulullah (sav) şöyle buyurdu: 'Allah'ım, ümmetime erken vaktini bereketli kıl,'Resulullah (sav) bir seriyye göndereceği zaman, onu sabah erkenden gönderirdi." Sahr tüccar bir kimseydi, tüccarlarını gönderdiğinde gündüzün erken vaktinde gönderirdi; çok kazandı, malı çok oldu. Bu konuda Hz. AH, Büreyde, İbn Mesud, Enes, İbn Ömer, İbn Abbâs ve Câbir'den de rivayetler nakledilmiş olup Sahr el-Ğâmidf nin hadisi hasen hadistir. Sahr el-Ğâmidî'nin Hz. Peygamberden (sav) bundan başka hadis rivayet ettiğini bilmiyoruz.[102]
Derim: "Ümmetime erken vaktini bereketli kıl" hadisini Sünen müellifleri tahric etmiş ohıp[103] îbn Hibbân, Sahr rivayetiyle bu hadisi sahih saymıştır. Hafız Munzirî, bu hadisin bütün rivayet yollarını tesbitte itina göstermiş olup sahabeden bu hadisi rivayet edenlerin sayısı yirmiye ulaşmıştır. Fethul-BArTde "Kitâbu'l-Cihâd" da "Öğleden sonra çıkma bâbı"na bakınız.[104]
Hz. Ömer’in Çalışmayı Emretmesi Ve Halkı Çalışıp Kazanmaya Teşviki
İleride, Hz. Ömer'in Yemen halkına söylediği şu söz gelecektir: Mütevekkil kimse, tohumunu toprağa atıp sonra Allah'a tevekkül edendir. îbnü'l-Cevzfnin Menâkıbu Ömer adlı kitabında, Muhammed b. Sîrîn'in babasından şöyle dediğini rivayet ettiği nakledilir: Ömer b. Hattâb'la (ra) birlikte akşam namazında bulundum. Hz. Ali geldi, yanımda bir bohçacığım vardı. "Nedir bu?" dedi, "bohçamdır, şu pazarda alışveriş yapıyorum" dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: Ey Kureyş topluluğu, bu ve benzerleri ticaret konusunda size galebe çalmasın, ticaret imaret in (emirlik, yöneticilik) üçte biridir.[105] Yine Menâkıbu Ömer'de Hasan'dan şöyle dediği rivayet edilir: Hz. Ömer şöyle dedi: Kim bir şeyde üç defa ticaret yapıp da birşey elde edemezse başkasına yÖnelsin.[106] Menâkıb' da Ükeydirel-Ârızf den Hz. Ömer'in şöyle dediği nakledilir: Meslek öğrenin, muhtemeldir ki birinizin bir mesleğe muhtaç olması sözkönusu olabilir.[107]
KenzÜ'l-ummâl'de Hz. Ömer'e (ra) isnadla şu rivayet zikredilir: "Eğer şu alışverişler olmasaydı halka muhtaç olurdunuz."[108] Menâkıb'da Ebu-bekr b. Abdullah'ın şöyle dediği nakledilir: Hz. Ömer şöyle dedi: "Biraz aşağılık bulunan bir kazanç yolu, halktan istemekten daha hayırlıdır."[109] Menâkıb'da Zekvân'dan naklen Hz. Ömer'in şöyle dediği kaydedilir: "Sizden biriniz bir deve s atın alacağı zaman büyük, semiz ve uzun boylusunu satın alsın, eğer aldan irs a değersizinde değil iyisinde aldanmış olur."[110]
İbnü'l-Cevzî Telbîsu tblîs'te ve Menâkıbu Ömer'de Havvât "ît-Teymî'den[111] şöyle dediğini tahric eder: Hz. Ömer şöyle dedi: Ey fakirler topluluğu, başlarınızı kaldırın, yol açık seçiktir, birbirinizle hayırda yarışın, müslümanlara yük (muhtaç) olmayın.[112] el-tkdü'I-ferîd'de, Ömer b. Hattâb'ın (ra) şöyle dediği zikredilir: "Sizden biriniz rızık aramaktan geri durup 'Allah'ım bana rızık ver! demesin. Biliniyor ki gök ne altın ne de gümüş yağdırır. Allah insanlann bir kısmını diğerleri vasıtasıyla rızıklan d ırmaktadır. Hz. Ömer bunu söyledi ve şu âyeti okudu: "Namaz bitince yeryüzüne dağdın ve Allah'ın fazlından nasip arayın. Allah'ı çok anın, umulur ki kurtuluşa erersiniz" (Cum'a62/10).[113] el4kdü'l-ferîd'de,Hz. Ömer'in (ra) şöyle dediği de kaydedilir: "Kişinin hasebi (şerefi) malı, keremi dini, mürüvveti de ahlâkıdır."[114]
İbn Mâce, Abdulmelik b. Umeyr yoluyla, onun Amr b. Hurey s'ten, onun kardeşi Said b. Hureys'ten şu rivayetini tahric eder: "Resulullah (sav) şöyle buyurdu: Kim bir akar veya ev satıp da parasını onun benzeri bir şeyeyatır-mazsa, onun bereketini görmemeye layıktır."[115]
Hz. Ömer'in Hoşuna Giden Bir Çocuk Gördüğünde Söylediği Söz
İbnü'l-Cevzî yine Telbîsu tblîs ve Menâkıbu Ömer'de Muhammed b. Asım'dan şöyle dediğini tahric eder: Bana ulaşan habere göre Ömer b. Hattâb (ra) bir çocuk görüp de ondan hoşlandığında, bir mesleği (sanatı) olup olmadığını sorar, "hayır" cevabını aldığında "gözümden düştü" derdi.[116]
Kazançla İştigal Ve Gazveye Katılma İle İlgili Olarak Hz. Ömerin Sözü Ve Kendisine Nisbetle Bu İkisi Arasındaki Tercihe Dair Görüşü
İbnü'l-Cevzî Telbîsu İblîs adlı kitabında Hz. Ömer'in şöyle dediğini nakleder: "Yüzümün suyunu muhafaza edecek yeterli rızık için ayaklarım üstünde çalışmaktan ölmem, Allah yolunda gazi olarak ölmemden bana daha sevimlidir."[117]
Huzâi'ye ilave olarak zikredilen mukaddimeler ve bâblar burada sona ermiş olup Huzâi'nin eserinde "Dokuzuncu Bölüm"deki bâblara dönelim.[118]
Allah Resulü Zamanında Ve Kendisinden Sonra Ticaretle Uğraşan Ashap Büyükleri
Bunlardan biri, Resulullah'ın (sav) halifesi Ebubekir es-Sıddık'tır (ra). tbn Abdilber el-îstîâb'da, İbn Kuteybe de el-Meârif te Zühri yoluyla Ümmü Seleme'nin (ra) şöyle dediğini kaydederler: Ebubekir, Hz. Peygamber'in (sav) vefatından bir yıl önce ticaret maksadıyla Busra*y a gitti. Onunla birlikte Nuayman ve Süveybit b. Sa'd b, Harmele de vardı. Her ikisi de Bedir savaşında bulunmuşlardı. Nuayman, bu yolculuk sırasında yiyeceklere bakmakla görevliydi... (Kıssa).[119]
Hz. Ebubekir'in el-İsâbe'deki biyografisinde şu bilgi verilir: Ebubekir ticaret yapmakla tanınmıştı. Resulullah/a (sav) peygamberlik geldiğinde ottun kırk bin dirhemi vardı. Bununla köle alıp azat ediyor, müslümanlara yardımda bulunuyordu; öyle ki Medine'ye geldiğinde beşbin dirhemi kalmıştı. Vefat ettiğinde de ne bir dinar ne bir dirhem bırakmıştı.[120]
İbn Asâkir, Ümmü Seleme'den (ra) şöyle dediğini tahric eder: Ebubekir fra), Resululah (sav) zamanında ticaret maksadıyla Busra'ya gitti. Resulullah'a (sav) olan düşkünlüğü ve ondan yana nasibine olan hırsı, Ebubekir'i ticarete çıkmaktan alıkoymadı. Bunun sebebi, onların ticarî kazanca rağbetleri ve ticarete olan sevgileridir. Resulullah (sav) da, kendisine olan sevgi ve düşkünlüğüne rağmen onu ticarete çıkmaktan alıkoymadı. Hz. Ebubekir, Re s ulu İlah'la (sav) olan arkadaşlığı vesilesiyle, onun ticarete olan sevgi ve hoşnutluğuna hayranlık duymuştu.
îbn Sa'd şöyle der: Hz. Ebubekir halife olduğunda, kendisiyle ticaret yaptığı elbiseler başında olduğu halde sabah erken pazara gidiyordu. Ömer b. Hattâb ve Ebû Ubeyde b. Cerrah ona rastlayıp şöyle dediler: "Nasıl böyle yaparsın, sen müslümanlann işini yüklendin?." O da "ailemi nereden geçindireyim?" karşılığını verdi. Onlar "sana maaş tahsis ederiz" dediler ve ona hergün için yarım koyun tahsis ettiler.[121] İbn Zekri Buhâri şerhinde şöyle der: Müslümanlann yararına olan işlerle meşgul olan kadı, müftü ve müderris gibi kimselerin hepsi için de durum böyledir.
Allah Resulü (sav) zamanında ticaretle uğraşanlardan biri de emîrü'l-mü'minîn Ömer b. Hattâb'dir (ra). Sahîh-i Buhâri'de, Ebû Musa el-Eş'arî'nin, Hz. Ömer'in huzuruna girmek için izin istemesi, sonra geri dönmesi ve bu davranışı için de Hz. Ömer'in haberi olmayan bir hadisi delil getirmesi olayında Hz. Ömer şöyle den "Resulullah'ın (sav) uygulaması bana gizli mi kaldı; pazarlarda safka (alışveriş) beni meşgul etti." Hz. Ömer bununla ticarete çıkışı kastetti.[122]
Saidb.Mansur,Abdb. Humeyd,İbnü'I-MünzirveŞuabu'I-tmân*dada Beyhaki, Hz. Ömer'den (ra) şu tahricde bulundular: "Allah yolunda cihâd hariç, ecelimin bana Allah'ın fazlından nasip ararken deve palanımın iki ucu arasında gelmesi kadar başka hiçbir yerde gelmesinden hoşnutluk duymam." Hz. Ömer bunu söyledi ve "Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar bulunacağını bilmektedir" (Müzemmil 73/20) âyetini okudu.[123]
Derim: Resulullah (sav) zamanında ticaretle uğraşanlardan biri de Osman b. AfEan (ra) olup onun ticaretle uğraştığı hususu selefin eserlerinde bilinmektedir, tbn Sa'd Tabakât'ta Abdullah'tan şöyle dediğini tahric eder: "Osman (ra), hem Câhiliyye hem İslâm devirlerinde tacir bir kimseydi, malını k ı r â z a (müdârebe) verirdi."[124] İbn Sa'd,Alâb. Abdurrahman'dan, onun da babasından yaptığı şu rivayeti de tahric eder: Osman (ra) ona bir malı yarı yarıya müdârebe ye verdi.[125]
îbn Rüşd'ün Mukaddimât'mda şu bilgi verilir: İslâm'da yapılan ilk k ı r â z akdi,Hırka'nın mevlâ'sı Yakub'un Osman b.Affân'la(ra) yaptığıdır. Şöyle ki, Ömer b. Hattâb (ra) bilgi sahibi olmayanları pazardan çıkarmak üzere adam gönderdiğinde pazardan çıkarılanlar arasında Yakub da vardı. Yakub Hz. Osman'a gelip durumu haber verdi. O da kendisine yarı yarıya k ı r â z olmak üzere birsırt çantasıkülçe gümüş verdi.Ona,sanaka-nşacakbiri olursa "mal Osman'ındır" söyle, dedi. O da öyle dedi ve pazardan çıkarılmadı. Sonra Hz. Osman'a iki çantayla geldi; biri sermaye diğeri de kâr olarak.
Derim: Hz. Peygamber(sav)zamamnda ticaretle uğraşanlardan biri de Hatice bint Huveylid'dir (ra). Onun çok malı ve ticari faaliyeti bulunduğu bilinmekte olup Şam'a (Suriye) kervan göndermekteydi. Onun kervan kafilesi bütün Kureyş kafilesi kadar oluyordu. Adamlar tutuyor ve müdârebe ile mal veriyordu. Hz. Peygamber (sav) onun hizmetçisi Meysere ile birlikte onun adına ticarete çıkınca kendisine "sana, kavminin verdiğinin iki mislini vereceğim" dedi. Resulullah (sav) da kabul etti ve Busra pazarına gitti. Götürdüğü malı satarak başkasını satın alıp geldi ve daha önce yapılanın iki mislini kâr etti. O da Resulullah'a (sav) vereceği malın iki mislini verdi.[126] İbn Sa'd'ın Tabakalında Hz. Hatice'nin biyografisine bakınız.
Resulullah (sav) zamanında ticaretle uğraşanlardan biri de Zübeyr b. Avvâm idi. İbn Abdilber şöyle der: Zübeyr ticarette naaipli bir tüccardı. Birgün kendisine şöyle denildi: "Ticarette eriştiğin noktaya nasıl erdin?** O şöyle cevap verdi: "Ayıplı mal hiç satın almadım, bir kâr da gözetmedim. Allah dilediğine bereket nasip eder." İbn Abdilber şunu da zikreder: Zübeyr'in, kendisine haraç ödeyen bin kölesi vardı.[127]
Ticaretle uğraşanlardan biri de Abdurrahman b. Avf ti. Sahîh-i Buhâri'de geçtiği üzere o şöyle der: Medine'ye geldiğimizde, Resulullah (sav) benimle Sa'd b. Rebî arasında kardeşlik bağı ( m u â h â t) kurdu. Sa'd b. Rebî (ra) şöyle dedi: "Ben ensarın malı en çok olanıyım, malımın yarısını sana vereyim. Bak, hangi eşimden hoşlanıyorsan senin için ondan ayrılayım, iddeti bitince kendisiyle evlenirsin." Abdurrahman b. Avf (ra) da ona şöyle dedi: "Benim buna ihtiyacım yoktur. Burada ticaret yapılan bir pazar var mı?." O da ona pazarı gösterdi. Abdurrahman sabah erken pazara vardı, ertesi gün birşey getirip sattı ve artırdı. Sonra erkenleri gitmeye devam etti, çok geçmeden geldi ve üzerinde zifaf sırasında sürülen güzel koku eseri vardı. Resulullah (sav), "evlendin mi?" dedi, o da "evet" karşılığım verdi.[128] İbn Abdilber şöyle der: Abdurrahman b. Avf ticarette nasipli bir tüccardı, çok mal kazandı. İbn Uyeyne'nin rivayet ettiğine göre, ölüm öncesi hastalığında boşadığı karısıyla, miras hissesi olan sekizde birin üçte biri üzerinden 83.000 dirhem karşılığında müsâlaha yapıldı. İbn Uyeyne'den başkaları, bu hanımın, Abdurrahman b. Avfın mirasının sekizde birinin dörtte biri üzerinden müsâlaha yaptığını rivayet ederler.[129]
Resulullah (sav) zamanında ticaretle uğraşanlardan biri de Sa'd[130] b. Âiz olup Ammâr b. Yâsir'in (ra) mevlâsıydı. el-İsâbe'de müellif, onun biyografisini vererek şöyle der: 0 karz (selem ağacı yaprağı) ticareti yapardı. "Karz," palamut kabuğu gibi bir yaprak olup kendisiyle deri tabaklanırdı. Bundan dolayı ona Sa'd el-Karz denildi. Beğavi'nin rivayetine göre o elindeki varlığının azlığından dolayı Hz. Peygamber'e (sav) şikayette bulundu. Hz. Peygamber (sav) de ticaret yapmasını emretti. Sa'd pazara çıktı, biraz selem ağacı yaprağı satın aldı, onu satarak kâr etti. Bunu Hz. Peygamber'e (sav) anlatınca, ticaretine devam etmesini emretti.[131]
Resulullah (sav) zamanında ticaret yapanların biri de sahabi Munkiz b. Amr el-Ensârî el-Medenfdir. ibn İshak, Muhammed b. Yahya b. Hibbân'dan şöyle dediğini rivayet eder: Dedem Munkiz b. Amr'ın başına bir illet arız oldu, dili tutuldu ve aklî dengesi bozuldu. Buna rağmen ticareti bırakmıyor ve hep de aldanıyordu. Bunu Hz. Peygamber'e (sav) anlattı, o da kendisine satış yaptığı zaman "aldatma yok" de, satın aldığın her malda da üç gece muhayyerlik hakkına sahipsin, buyurdu. Munkiz, Hz. Osman zamanında insanlar çoğaldığında pazarda mal alıyor, evine döndüğünde onu kınıyorlar, o da malı geri götürerek şöyle diyordu: "Hz. Peygamber (sav) beni üç gün muhayyerlik hakkına sahip kılmıştır."[132] Nevevi'nin Tehzîb'indeki biyografisine bakınız.
Resulullah (sav) zamanında ticaretle uğraşanlardan biri de Ebû Mi'lak el-EnsârîMir. Kendi malı veya başkasının malıyla ticaret yapıyordu. Uzak yerlere ticarî seferler yapardı, zâhid, takva sahibi ve duası kabul edilen bir insandı, el-îsâbe'deki biyografisine bakınız.[133]
Ömer b. Hattâb'ın (ra) iki oğlu Abdullah ile Ubeydullah da ticaret yapanlardandılar. Turtûşi'nin Sirâcü'l-mülûk'unda şu bilgi verilir: Ebû Musa el-Eş'arî Basra'da Ömer b. Hattâb'ın iki oğlu Abdullah ve Ubeydullah'a beytülmalden bir mal verince onunla ticarî bir mal satın aldılar. Bu mal Medine'de kâr sağladı. Hz. Ömer kârın hepsini almak istedi. Ubeydullah hakkını almada ısrar etti, aralarında kârın yarı yarıya paylaştırılma s ma hükmedildi. Her ikisi kâzın yarısını, Hz. Ömer de beytülmal için diğer yansını aldı.[134] İbn Rüşd Mukaddimât'ta şöyle der": İslâm'daki ilk müdârebe akdinin bu ikisinin yaptığı akit olduğunu söylenmiştir. Bunların olayı Muvatta'da zikredilmiş olup meşhurdur.[135]
Şebrahiti'nin el-Muhtasar şerhinde "kiraz bâbı"nda şu bilgi verilir: "Resulullah (sav), kendisine peygamberlik gelmeden önce Hz. Hatice (ra) ile müdârebe ortaklığı yaptı. Ümmetin lider ve seçkinleri olan Hz. Ömer ve Osman da müdârebe yaptılar. İslâm'da bunu ilk yapan ise Hz. Osman adına çalışan (onunla müdârebe yapan) Hırka'm n mevlâsı Yakub'dur." Daha önce Hz. Osman'la ilgili olarak verilen bilgiye bakınız (s. 258).
Ticaretle uğraşanlardan biri de Ebû Hureyre'dir. Sirâcü'l-mülûk'ta şu bilgi verilir: İmam Mâlik şöyle dedi: Ömer b. Hattâb (ra) âmillerinin mallarını bölerek yarısını alırdı. Ebû Hureyre'nin (ra) de malını böldü ve ona "bu malı nereden elde ettin?" dedi. Ebû Hureyre de "yavrulayan (çoğalan) hayvanlar ve deveran eden ticaretler..." karşılığını verdi.[136]
Ticaret yapanlardan biri de Resulullah'ın (sav) Mukavkıs'a gönderdiği elçisi Hâtib b. Ebî Beltea'dır. İbn Sa'd'ın Tabakasındaki biyografisinde şu bilgi verilir: Öldüğü gün dört bin dinar ve dirhem, bir ev ve başka mallar bırakmıştı. Yiyecek vesaire satan bir tüccardı.[137]
Ticaretle uğraşanlardan biri de Hayber Gazvesi'nde ticaret yapan kimseydi. Ebû Dâvud Sünen'mde "gazada ticaret bâbı"nda onun hadisini zikrederek Ubeydullah[138] b. Selman'dan şu tahricde bulunur: Hz. Peygamberin (sav) ashabından biri kendisine haber vererek şöyle dedi: Hayber'i fethettiğimizde onların mal ve esirlerden oluşan ganimetlerini çıkardılar, insanlar onların ganimetlerini ahp satmaya başladılar. Resulullah (sav) namaz kılarken bir adam gelip şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, öyle bir kâr ettim ki bu vadi halkından hiç kimse bugün o kadar kâr etmemiştir." Re s ulu İlah (sav) "Vah sana, ne kâr ettin?." Adam "Durmadan sattım, aldım ve üçyüz û k i y y e kârettim" dedi.Bunun üzerine Resulullah(sav)şöyle buyurdu: "Ben sana kâr eden en hayırlı adamı haber vereyim." Adam "Ey Allah'ın Resulü, kimdir o?" dedi. Resulullah (sav) da "Namazdan sonra iki rekat namaz (kılan)" buyurdu.[139] Münziri bu hadis hakkında değerlendirmede bulunmamıştır. İbn Mâce de Hârice b. Zeyd'in rivayet ettiği şu hadisi tahric eder: Hârice şöyle dedi: "Bir adam gördüm, babama, pazara çıkıp da ahp satan, ticaret yapan kimsenin durumunu sordu. Babam ona şöyle dedi: Biz Tebük'te Resulullah (sav) ile birlikteydik, alıp satıyorduk. O da bizi gördüğü halde bizi menetmiyordu."[140] Bu iki hadiste, gazada ticaret yapmanın caiz olduğuna, gazinin bununla birlikte ganimetten nasibine hak kazandığına ve noksansız sevaba nail olduğuna delil vardır. Eğer gazada ticaretle uğraşmak gazinin sevabının azalmasına yol açsaydı Hz. Peygamber (sav) bunu açıklardı. Açıklamayıp durumu ikrar ettiğine göre, bu durum, sevapta noksanlık olmayacağını gösterir. Sahih hadiste sabit olduğu üzere hac esnasında ticaret yapmanın caiz oluşu da[141] bunu teyid eder. Bir grup insan hac yolculuğunda ticaretle uğraşmaktan sakınınca Allah Teâlâ "Rabbinizin lütuf ve kereminden nasih aramanızda sizin için bir günah yoktur" (Bakara 2/193) âyetim indirdi. Bunu Şevkâni söyler.[142]
Alışveriş Yapmaya Ticaret Denmesinin Mesnedi
Suyûti'nin Evâil'inde "Kitâbu'l-Buyû"un baş tarafında, İbn Mâce ve Taberâni Kus b. Ebî Garaze'den[143] şu tahricde bulunurlar: Biz Resulullah (sav) zamanında "simsarlar" diye adlandırılıyorduk. Resulullah (sav) bize uğradı ve bizi bundan daha güzel bir adla adlandırarak "ey tüccar topluluğu, alışverişte yemin ve batıl söz mevcut olur, o halde bunları sadakayla savm"[144] buyurdu. Taberâni "Resulullah (sav) bizi tüccar diye adlandıran ilk kimseydi" ilavesinde bulunur.[145]
Derim: Şâmi bu hadisi Sübülü'r-reşâd'da Ahmed b. Hanbel ve dört Sünen müellifine isnad eder.[146] Mişkâtü'l-mesâbîh'te ise müellif, Ahmed b. Hanbel olmaksızın dört Sünen'e isnad eder.[147] Tirmizi bu hadisle ilgili olarak Cami'inde "Tacirlerle ilgili hadisler ve Hz. Peygamberin (sav) onları adlandırmasına dair bâb" başlğını açar ve sonra şöyle der: "Bu bâbda Berâ[148] ve Rifâa'dan rivayet vardır." Sonra da "Kays'ın[149] hadisi h a s e n - s a -h i h tir, onun Resulullah'tan (sav) bundan başka rivayetini de bilmiyoruz" der.[150] İbn Mâce de Sünen'inde mezkur hadisle ilgili olarak "ticaret konusunda (haramdan) sakınma babı" adıyla bir başlık açarak "Bize Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr haber verdi; bize Ebû Muâviye, A'meş'ten, o Şakîk'ten, o da Kays b. Ebî Garaze'den[151] haber verdi" der ve hadisi zikreder. Sonra şöyle der: Bize Yakub b. Humey d b, Kâsib[152] haber verdi; bize Yahya b. Süleym et-Tâifî, Abdullah b. Osman b. Hüseyin'den,[153] o İsmail b. Ubeyd b. Rifâa'dan, obabaşından, okendi babası Rifâa'dan şöyle dediğini haberverdi: Resulullah (sav) ile birlikte çıktık, derken sabah erken vakti alışveriş yapan insanlara rastladık. Resulullah (sav) onlara "ey tüccar topluluğu!" diye seslendi. Onlar gözlerini (başlarını) kaldırıp boyunlarını uzatınca, şöyle buyurdu: 'Tüccarlar kıyamet günü tacirler' olarak diriltüeceklerdir. Ancak M-lak'tan sakınan, iyilik yapan ve doğru olanlar müstesnadır." [154]
el-LemeâtmüelHfişöyleder: "Tüccar" adı "simsar" dan daha güzeldir. Çünkü ticaret Rur'ân-ı Kerîm'de birçok yerde övgü makamında zikredilmiştir. Satıcı ile alıcı arasında aracılık yapan kimse "tâbi" olup emanet ve diyanetten sapabilir. Resulullah (sav) ticaretle uğraşan kimseleri alıcı-s atıcılarla arkadaşlıkları ve "tüccar" sözünün 'tâbirlere (simsarlar) de şamil olmasından dolayı "tüccar" diye adlandırmıştır.
Kâri Şerhu'l-Mişkâtta "Biz Resulullah (sav) zamanında simsarlar diye adlandırılıyorduk" sözüyle ilgili olarak şöyle der: Simsarlar şimdi, satışın yapılması için alıcı ile satıcı arasında aracılık yapmaktadırlar. Semâsire kelimesi "simsâr"ın çoğul şekli olup asıl manası birşeye bakan, ontl koruyan demektir. Sonraları "aracı" manasında kullanılmış olup bazan da "değer biçen (takdir eden) kimse" karşılığında kullanılır. Kâri, "Resulullah (sav) bizi ilk adımızdan dahagüzeliyle adlandırdı" sözüyle ilgili olarak da şöyle denilmiş olduğunu kaydeder: Çünkü "tacir" adı genel örfte "simsar" dan daha saygındır. Yahut tüccar adının güzelUk sebebi, simsar adının şimdi m e k k â s lara (gümrük vergisi, ticaret vergisi tahsil eden) verilmesi veya Resulullah (sav) zamanında kendisinde bir kusur bulunan kimse hakkında kullanılmış olması olmalıdır. En güzeli Tîbi'nin dediğidir: K Bunun sebebi, ticaretin kâr amacıyla sermayede tasarrufu ifade etmiş olmasıdır. Simsarlık da böyle olmakla birlikte Allah Teâlâ Kur*ân-ı Kerîm'de "Ey inananlar sik, sizi acı azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi?" (Saff 61/10), "Ey inananlar, mallarınızı aranızda bâtılla (gayrı meşru yolla) yemeyin. Kendi rızanızla yaptığınız ticaret olursa başka" (Nisa 4/29) ve "Allah'ın Kitabı'nı okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızık-tan gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir ticaret umarlar" (Fâtır 35/29) âyetlerinde olduğu gibi ticaretten birçok defa övgüyle sözet-miştir." Muhtemelen bu adlandırmada "Kendilerini ne ticaretin ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymadığı erkekler, yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar" (NÛr 24/37) ayetini kastetmiş olmalı; bu isimle onların dikkatlerini özellikle bu anılan vasıflarla muttasıf olmaya çekmek için. Bu isimde Allah Tealâ'nın "Allah mü'minlerden mallarını ve canlarını, cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır" (Tevbe 9/111) sözüne de ima vardır.[155] el-Medhal'de müellifin kaydettiğine göre pazara Arapça'da "sûk" denmesinin sebebi, orada malların bolca alınıp satılmasından dolayıdır.[156]
Allah Resulü Zamanında Bezzazlık (Manifaturacılık) Yapanlar
Bez, bir elbise türüdür. Özellikle ev eşyasından olan giysi olduğu da söylenmiştir. Bu el-Misbâh'ta söylenmiştir.[157] Sahîh-i Buhâri'de "Bez ve-sairede ticaret babı"[158] başlığına yer verilmiştir. Ebubekir İbnü'l Arabî şöyle der: Buhâri "bez ticaretiyle ilgili bâb" başlığını, dünyada refah içinde geçimi hoş görmeyip eskimiş bir elbise yeter diyenleri reddetmek için açmıştır.[159] Hatîb, Ebû Hureyre'den şu merfû rivayeti tahric eder: "Beze önem verin, muhakkak ki bez sahibi, (bezcilik yapan) insanların hayır ve refah içinde bulunmasından hoşnut olur."[160] Taberânî de el-Mu'cemM-kebîr'de tbn Ömer'den şu merfu rivayeti tahric eder: "Allah eğer cennet ehline ticaret izni vermiş olsaydı bez ve güzel koku ticareti yaparlardı."[161] Suyûti bu iki hadisi de Cem'u'l-cevâmi'de zikreder.
Resulullah (sav) zamanında bez ticaretiyle uğraşanlardan biri Emîrü'l-müminîn Osman b. Affân'dır. İbn Kuteybe el-Meârif te "Eşrafın Sanatları (meslekleri)" başlığı altında Hz. Osman'ın bez ticareti yaptığını (bezzaz) kaydeder.[162] İbn Abdilber şöyle der: Hz. Osman (ra) Ceyşü*l-usre (Tebük Gazvesi ordusu) için 950 deve donattı ve bu sayıyı 50 atla lÜOO'e tamamladı. Katade'den şöyle dediği rivayet edilir: Hz. Osman (ra) 1000 deve ve 70 ata yük vurdu.[163] Bütün bunlar bezcilik mesleğinden elde ettiği maldandı, çünkü başka işle uğraşmıyordu. Ashaptan bezcilik yapanlardan biri de Talha b. Ubeydullah'tı. tbn Kuteybe el-Meârif te ve İbnül-Cevzî de
Telbîsu İblîs'te onun bezci olduğunu zikrederler.[164] Zübeyr b. Bekkâr,[165] Süfyân b. Uyeyne'den şöyle dediğini duyduğunu zikreder: Talha b. Ubeydullah'ın günlük geliri 1000 v â f î idi.[166] V â f î ' nin ağırlığı dinar ağırlığıdır. Bağliyye di ye bilinen Fars dirheminin ağırlığı da bu kadardır.
Ashaptan bezcilik yapanlardan biri de Süveyd b. Kays el-Abdî'dir. el-Isâbe'de biyografisi verilerek Simâk b. Harb'in ondan, Hz. Peygamber'in (sav) kendisinden pantolon satın aldığım rivayet ettiği zikredilir. Bunu Ahmed b. Hanbel ve Sünen müellifleri tahric etmişlerdir. Süveyd'den yapılan bir rivayette de şöyle der: Ben ve Mahreme el-Abdî Hecer'den bez (elbise) getirdik. Mekke'ye geldik, biz Mina'da iken Resuîullah (sav) yanımıza geldi, biz pantolonları pazarladık ve Resulullah'a ondan sattık. Bedelini tartıp verdi ve tartıcıya "tart ve fazla ver" buyurdu.[167]
Ashaptan bez ticaretiyle uğraşanlardan biri de Abdurrahman b. Avftır. İbnül-Cevzî Telkîh'te onu bezzazlardan sayar.[168]
Allah Resulü Zamanında Medine'de Manifaturacılar Çarşısı
Ebû Ya'lâ el-Mevsılî'nin "cidden zayıf bir senedle Ebû Hureyre'den yaptığı rivayette o şöyle der; "Resulullah (sav) ile birlikte pazara girdim, Resulullah bezzazların yanına oturdu ve dört dirheme bir pantolon satın aldı. Pazar halkının bir tartıcısı vardı. Hz. Peygamber (sav) ona "tart ve fazla ver" buyurdu. Tartıcı şöyle dedi: Bu sözü hiç kimseden duymamıştım," Zurkâni Şerhu'l-Mevâhib'de "bezcinin yanına oturdu" sözüyle ilgili olarak şöyle der: Bezzâzî, beze nisbet olup bez, elbise veya elbise ve benzeri ev eşyasına denir. Bunu satan kimseye, el-Kâmûs*ta geçtiği üzere bezzaz denir. Bu başlak altında verilen hadisi, Ebû Said en-Nisâbûrî Şerefii'l-Mustafâ[169] adlı kitabında H*. Peygamber'in (sav) ticareti bahsinde tahric etmiştir.[170]
İtriyatçı (Attâr )
Buhâri Sahîh'indewKitâbu'l-Buyû"da "Attâr ve misk satımına dair bâb" başlığını açar ve Ebû Musa el-Esftrfden (ra) şu tahricde bulunun "Salih arkadaş ile kötüsünün misali, misk sahibi (satıcı) ile demirci körüğü gibidir. Misk satıcısının yanında bir kaybın olmaz, ya ondan satın alırsın veya kokusunu duyarsın. Demirci körüğü ise ya vücudunu veya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın."[171] Seâlibi de KitâbuVTemsîl vel-muhâdaşa'da[172] Hz. Ömer'den (ra) şöyle dediğini nakleder: Eğer tüccar olsaydım, güzel kokuya hiçbir şeyi tercih etmezdim. Ondan kâr etmesem bile bana kokusu kalırdı.
Ayni şöyle der: Attâr, ıtır, yani güzel koku satan kimsedir.[173] Hâfız İbn Hacer de Fethu'l-Bârî'de şöyle der: Bu başlık altında verilen hadiste "misk"in anılmasından başka bilgi yoktur. Buhâri, güzel kokuda ortak oluşlarından dolayı attan da ona ilhak etmiştir.[174]
Tartıcı
Ebû Yala el-Mevsılf nin Müsned'inde naklen verilen Ebû Hureyre hadisinde, pazar halkının bir tartıcısı olduğu ve Resulullah'm (sav) ona "tart ve fazla ver" buyurduğu daha önce zikredilmişti. Bu hadis Taberâni'nin el-Mu'c e m ü'l-evsafında da geçmektedir.[175] Ahmed b. Hanbel bu hadisi Müsned'inde tahric eder.[176] Hadisin senedinde İbn Ziyâd mevcut olup Suyûti Fetâvâ'sında o ve hocasının "zayıf olduğunu söylemektedir. Hafaci Şer-hu'ş-Şifâ'da şöyle der: "Hadisin zayıflığı mütâbaatıile giderilmiştir." Hz. Peygamber'in (sav) tartıcıya söylediği "tart" sözünün manası da "hurmayı[177] tart ve fazla koy, ta ki terazi fazla gelsin, yâni dirhemlerin olduğu kefedeki fazlalıkla" demektedir.
Ebû Abdullah el-Ukbânî et-Tilimsânî'nin Ğunyetü'z-zâkir fî hıfzi'ş-şeâir ve tağyîri*l-menâkîr adlı eserinde Hz. Ali'den (ra) şu rivayet nakledilir: Hz. Ali zaferan tartan ve fazla veren bir adama rastladı. Ona "tartıyı tam yap, ondan sonra istediğin kadar fazla ver" dedi. Hz. Ali, o kimseye, alışması ve vacip olanı yapması için önce denk tartmasını istemiş olmalıdır. İbn Abbâs'tan da şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ey Acem topluluğu, sİ2den öncekilerin helaklerine sebep olan iki işi yüklendiniz: Ölçek ve terazi." İbn Abbâs Özellikle Acemleri söyledi, çünkü onlar ölçü ve tartıyı birlikte yapıyorlardı. Oysa Haremeyn'de bu ikisi ayrıydı; Mekke halkı tartıyor, Medine halkı ise ölçekle Ölçüyordu.
Bu konunun başında verilen hadisten anlaşıldığına göre Hz. Peygamber (sav) her meslek erbabı ile kendi mesleğiyle ilgili hususta konuşuyordu. Ona, mesleğine olan sevgisini artıracak şeyleri, mesleğiyle ilgili adab ve ahkamı söylüyordu. Bu husus, Yemen'in müsnidi ve müftüsü Vecîhüddin el-EhdeFin en-Nefesü'1-Yemânî[178] adlı eserinde hocası Abdussamed el-Câvî'nin biyografisini verirken şu söylediklerine de temel teşkil eder: O, kendisine bir talebe başvurduğunda etraflı şekilde durumunu anlatmasını isterdi. Güzel bir haslete sahip olduğunu anladığı zaman, ona daha da bağlanması ve işi konusunda basiretli olması için bu hasleti övme hususunda sözü uzatır, onunla ilgili adab ve ahkamı etraflıca açıklardı. Ben kendisine vardığımda bana fetva adabını, müftünün yalnızca mücerret soruya bağlı kalmayıp olayla ilgili bilgisi varsa cevabında bunu da gözönünde bulundurması gerektiğini ve bunda bu konuda eğitimi bulunan kimselerin bilebileceği dinî maslahatlar bulunduğunu anlatıp durdu.
Tamamlayıcı bilgi: Daha önce geçen hadisin tamamı Taberâni ve Ebû Ya'lâ tarafından verilmiştir: Hz. Peygamber (sav), dört dirheme bir pantolon satın aldı. Pazarın bir tartıcısı vardı. Resulullah (sav) ona "tart ve fazla ver" buyurdu. Resulullah (sav) pantolonu aldı, ben kendisinden alıp taşımak için gittim, şöyle dedi: "Bir şeyin sahibi onu taşımaya daha layıktır, elverir ki zayıf olsun ve onu taşımaktan aciz bulunsun. O zaman miislüman kardeşi kendisine yardım eder."[179] Ben şöyle dedim: "Ey Allah'ın Resulü, sen pantolon giyeceksin!." Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Evet; seferde, hazarda, gece ve gündüz. Ben örtünmekle emrolundum, onda daha iyi örten birşey de görmüyorum." Bu hadis, İbn Kayyim'in Zâdü'l-meâd'ında, Hz. Peygamber'in (sav) pantolon giydiğini kesin olarak ileri sürmesinde de dayanağı olmuştur.[180] Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ'da şöyle der: "Bundan da anlaşılacağı üzere İbn Kayyim'i hatalı saymanın hiçbir dayanağı yoktur. Hz. Peygamber'in (sav) pantolonu alıp da giymemiş olması gerçekten uzak bir ihtimaldir. Hz. Osman (ra) da muhasara altındayken onu giymişti. Bedelinin dört dirhem olduğu rivayet edilmekle birlikte el-thyâ'da üç dirhem olduğu zikredilmiştir." Efendimiz dayımın bu konuda basılı eserine bakınız.[181]
Sarraf
Resulullah (sav) zamanında sarraflık yapanlar: Sahîh-i Buharı' de, Ebû MinhâL'den şu rivayet nakledilir: Ben sarraflık (para alım satımı) yapıyordum. Zeyd b. Erkam ile Berâ b. Âzib'e para alım satımını sordum, şöyle dediler: Biz Resulullah (sav) zamanında ticaretle uğraşıyorduk, Resulullah'a para alım satımını sorduk, şöyle buyurdu: "Peşin olursa bir mahzur yoktur, vadeli olursa meşru değildir."[182] "Sarf," altını gümüşle satmak, "neşe" ise tehir demektir.
Efendimiz Osman (ra) zamanında bu pazar büyüdü ve bir kontrolcüye ihtiyaç duyuldu. Diyarbekri Târihu'l-Hamîs'inde, efendimiz Hz. Osman'ın itham edildiği hususları ele alırken şöyle der: Hz. Osman'ın, satılan şeylerin öşürünü (onda bir) almak üzere Haris b. Hakem'i Medine pazarında görevlendirdiği yolundaki iddialarına gelince, bu iddia doğru değildir. O, Hâris'i ölçü aletlerini kontrol etmek üzere Medine pazarında görevlendirmişti. Haris ise iki veya üç gün sonra hurma çekirdeği satıcılarına musallat olarak çekirdekleri kendisi satın aldı. Durum Hz. Osman'a bildirilince onun yaptığını onaylamadı ve görevinden aldı. Rivayet edildiğine göre Hz. Osman onu Medine pazarında görevlendirip kendisine hergün için iki dirhem maaş tahsis etti.[183]
Anber Ve Cıva Ticareti
Ebû Dâvud Sünen'inin şerhiAvmı'l-Ma'bûd (III, 348) müellifi safran, anber, misk ve ud'un Hz. Peygamber (sav) zamanında mevcut olduğunu ve kendi huzurunda, kendisinden sonra ashap tarafından kullanıldığını zikreder. Sonra da Nesâi'nin Muhammed b. Ali'den şöyle dediğini tahric eder: "Hz. Âişe'ye, Resulullah'ın (sav) güzel koku kullanıp kullanmadığını sordum. Şöyle dedi: Evet, erkek kokularını; misk ve anberi."[184] Hadiste geçen " z i k â r e , " erkeklerin kullanması uygun olan misk, anber ve ud gibi şeyler demektir.[185]
İbn Sa'd'ın Tabakât'ında Muhammed b. Ali'den şu rivayet nakledilir: Hz. Âişe'ye "ey anneciğim, Resulullah (sav) güzel koku sürünür müydü?" diye sordum. "Evet, erkeklere mahsus kokularla" dedi. "Zikâretü't-tîb" (erkeklere mahsus koku) nedir, diye sordum, "misk ve anber" dedi.m Yine Ibn Sa'd'ın Tabakât'ında Ebû Said el-Hudrf den (ra) şöyle dediği nakledilir: Re-sulullah'a (sav) miskten sözettiler, "güzel kokuların en güzeli değil mi?" buyurdu.[186] İbn Sa'd'ın Tabakât'ında İbn Ömer'den (ra) de şu rivayet nakledilir: İbn Ömer, güzel koku tütsüleyeceği zaman kâfuru ûd üzerine koyar onunla tütsülenir ve şöyle derdi: Resulullah (sav) da böyle tütsülenirdi.[187] İbn Sa'd'ın Tabakât'ında Hz. Peygamber'in (sav) hanımı Ümmü Habîbe'nin biyografisinde şu bilgi verilir: Necâşi onu Resulullah (sav) ile evlendirdiğinde, hanımlarına yanlarında bulunan bütün güzel kokuları ona göndermelerini emretti. Ümmü Habîbe şöyle der: Ertesi gün olunca bana bol miktarda ud, alaçehre (yemen Safranı), anber ve yaban kedisi kokusu getirdiler. Bunların hepsini Resulullah'a (sav) getirdim Bu kokuları yanımda ve üstümde görür hoşnutsuzluk göstermezdi.[188]
Hafâci'nin Şifâü'l-ğalîl'inde "galiye" kokusunun hadiste zikredildiği nakledilir; Hz. Âişe'den (ra) şöyle dediği rivayet edilir: "Resulullah'm (sav) sakalına galiye sürerdim." Cahız şöyle der: Bütün koku macunlan Arap kaynaklıdır: galiye, şâhiriye, halûk, lahlaha, yağmur udu olan kutr ve zarîre.[189]
el-tg&be'de müellif, Amr b. Küreyb et-Tâfnin biyografisini vererek şu bilgiyi zikreder: O, Hz. Peygambere (sav) ulaşmıştır. Oğlu, Haccac zamanında Kûfe'de tüccarların anber, cıva vb. mallarını yüklü develere baskın yapan meşhur şairdir. Bu bilgiyi İbntil-Kelbî zikreder.[190] İbn Hacer sonra da Amr b. Kilâb'ın biyografisini vererek şöyle der O, Hz. Peygambere («av) ulaşmış olup Hz.Ömer'e şîir okuyara konu kendi âmil lerine karşı tahrik eden kimsedir:
Hintli tüccar geldiğinde misk kokusuyla
Yayıldı koku onların başlarındaki saç ayırımlarında
Bu bilgiyi İbrahim b. Hasan (el-Harbî) Garîb'inde, İbn İshak yoluyla, onun Küveyr[191] b, Züfer*den, onun Ebül-Muhtar ve onun da Amr'dan rivayetiyle zikreder.[192]
Altın Madeni Kazılması
el-tsâbe'de müellif, Ebû Husayn es-Selemfnin biyografisini vererek şöyle der: Beğavi onu anarak Vâkıdfnin şu tahricde bulunduğunu zikreder: Abdullah b. Yahya, Ömer b. Hakem'den, o da Câbir'den şu rivayette bulunur: "Ebû Husayn es-Selemî bir madenden altın getirdi ve Hz. Peygamber'e (sav) takdim etti." Ve uzun bir hadis zikretti.[193]
Derim: İbn Sa'd Tabakât'ta (IV, 9) bunu uzunca vermiş olup bu konuda Ebû Husayn'm biyografisine bakınız.[194] et-Tecrîd*de müellif şöyle der: Ebü'l-Husayn es-Selemî, Resulullah'a (sav) bir madenden altın getirdi. Bunu İbn Abdilber zikreder. İbn Sa'd ise onun adını Ebû Husayn olarak kaydeder.[195]
Mızrak Satıcısı
el-İstîâb'da şu bilgi verilir: Nevfel b. Haris b. Abdülmutta-lib mızrak ticareti yapardı. Bedir Gazvesi'nde esir alındığında da fidye olarak mızrak verip kurtulmuştu. Mızrakların sayısı bindi.[196]
İbn Sa'd'ın Tabakât'ında şu bilgi verilir: Nevfel b. Haris Bedır'de esir alındığında Hz. Peygamber (sav) ona şöyle buyurdu: "Kurtuluş fidyen olarak Cidde'deki mızraklarını ver." O da "Senin Allah elçisi olduğuna şahitlik ederim" dedi ve kurtuluş fidyesi olarak mızrakları verdi. Mızraklar bin taneydi. Tabakât'da şu bilgi de kaydedilir: Nevfel, Huneyn savaşında Hz. Peygamber'e (sav) üçbin mızrak yardımda bulundu. Re s ulu İlah (sav) şöyle buyurdu: "Ey Ebû Haris, senin mızraklarının müşriklerin kaburgalarında kırılışlarını görüyor gibiyim." Nevfel'in Tabakât'taki (IV, 31) biyografisine bakınız.[197]
Yiyecek (Buğday) Satıcısı
Sahîh-i Müslim'de, Salim b. Abdullah'ın babasından yaptığı şu rivayet kaydedilin "Resulullab (sav) zamanında insanlarrn, yiyecek maddelerini c ü z â f (götürü, Ölçüsüz tartısız) olarak satın aldıklarında, yüklerinin yanına gelmeden o yerde satınca kendilerine dayak atıldığını gördüm."[198]
Hâtab b. Ebî Beltaa'mn îbn Sa'd'ın Tabakasındaki biyografisinde geçen bilgiye bakınız.[199]
Çocukların Alışveriş Yapmaları
el-îsâbe'de müellif, Abdullah b. Cafer'in biyografisini verir ve Beğa-vi'nin Amr b. Hureys'ten şu rivayette bulunduğunu nakleder: Resulullah (sav), Abdullah b. Cafer'e rastladı, o çocuklarla birlikte satış yapıyordu. Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: "Allah'ım onun satışını —ya da pazarlığını—bereketlikü."[200] Yineer-tsftbefdeLeclâc[201] el-Âmirî'nin biyografisi verilerek şu bilgi zikredilir: Ebû Dâvud[202] ile ea-Sünenü'1-kübrâ'da Nesâi ondan şu rivayeti tahric ettiler: "Biz çocuktuk, pazarda çalışıyorduk.[203]
Şeker Satışı
Dârekutni el-Efrâd'da, Hişâm b. Hassan yoluyla, onun Muhammed b. Sîrîn'den şu rivayetini tahric eder: Tüccarın biri Medine'ye şeker getirdi, müşteri bulamadı. Haber Abdullah b. Cafer'e ulaşınca onu satın alıp halka dağıtmak üzere kâhyasını gönderdi. Bu bilgi el-İsâbe’de zikredilir.[204]
Tıbbî İlaçlar (Akakîr) Satışı
İbn Rüşd, Ebû Musa el-Eş'arî ile Abdullah b. Mesud arasında, büyüğün süt emmesi ile ilgili duruşmayı ve îbn Mesud'un Ebû Musa'ya "sen ancak tedavicisin" dediğini zikreder. Bunu İbn Ebî Zemenîn nakleder ve tbn Me sud'un sözünü şöyle yorumlar: "Ebû Musa ilaç satardı; îbn Mesud, onun bu işle meşguliyeti sebebiyle ilimle ilgisi bulunmadığını söylemek istemiştir." Bu bilgi için Ebû AH îbn Rahhâl'ın el-Muhtasar'a yaptığı şerhte "radâ" (süt emme) kısmına bakınız.[205]
Güzel Koku Satan Kadın
el-tsâbe'de müellif, Esma bint Muharribe'nin biyografisini vererek şu bilgiyi zikreder: Oğlu Ayyaş b. Abdullah b. Ebî Rebîa ona Ye men'den güzel koku gönderiyor, o da satıyordu.[206] el4stibsâr fi ensâbi'l-ensâr'da Rubey-yi' bint Muavviz[207] b. Afrâ'nın şöyle dediği nakledilir: Esma bint Muharribe Medine'de güzel koku satardı. O Ayyaş[208] ve Abdullah b. EbîRebîa'mn annesi olup yanıma geldi, yanında da kokusu vardı. Bana (kim olduğumu) sordu, ben de nesebimi ona söyledim. Esma şöyle dedi: "Sen efendisini, yani Ebû Cehil'i öldüren kimsenin kazısın." Ben de "Hayır, ben kölesini öldüren kimsenin kızıyım" dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: "Güzel kokularımdan sana birşey satmam bana haram olsun." Ben de "Senden birşey almak da bana haram olsun, senin ıtırın gibi pis kokulusunu görmedim" dedim. Onun ıtmyla (güzel koku) ilgili bu sözü, onu kızdırmak için söylemiştim. Onun bu kıssasını, îbn Sa'd Tabakât'taki biyografisinde verir. Tabakât'ta Rubeyyi'in şu sözü de kaydedilir: "Benim için şişelerime koku koyup arkadaşlarıma tarttığım gibi kendime de tarttığımda.. .."[209]
el-İsâbe’de de müellif, kokucu Havlâ'nın biyografisini verir ve Ebû Musa'nın, Ebu'ş-Şeyh yoluyla ve onun Enes'e varan senediyle şu rivayeti tahric ettiğini zikreder: "Medine'de Havla bintTüveyt adlı kokucu (attâr) bir kadın vardı."[210] Sâib b. Akra'nın annesi Müleyke'nin biyografisinde, onun koku sattığı kaydedilir.[211]
Ziraat Ve Ağaç Dikimi
İslâm'ın ziraate verdiği önem ve ashabın ona gösterdiği büyük itinaya rağmen Huzâi'nin bu başlığa niçin yer vermediğine bakınız! Allah Teâlâ birçok âyette, ekin ve bitkileri yetiştirmesi nimetini hatırlatmış ve kendi münezzeh zatını, "bunları yerden çıkaran" olarak vasıflandırmışUr. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Size gökten su indiren odur. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş taneler; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar... çıkarıyoruz" (En'âm 6/99). Yani herşey su ile yetişti. Biz sudan taze ekin ve ondan da üstüste binmiş taneler, buğday, arpa, pirinç, mısır ve bazısı bazısına binmiş şekilde diğer taneleri çıkarıyoruz. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri ...yaratan hep odur" (En'âm 6/141). "Çardaklı," yani üzüm, kabak, karpuz ve benzeri diğer ekin ve sair ağaçlar gibi bir gövde üzerinde duran bitkilerdir. Sonra şöyle buyurdu: "... ürünleri (tadları) çeşit çeşit hurmadan), ekin(ler)i... yaratan hep odur" (En'âm 6/141). Yani meyvesi, tadı ekşi, acı ve tatlı.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar (toprak parçaları), üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır" (Ra'd 13/4). "Komşu," yani birbirine yakın ve bitişik, üstünlükte (verimde) farkh, "Bağlar," yani üzüm bahçeleri. "Çatallı," yani aynı köke bağlı hurma ağaçları olup ondan baş verir ve hurma olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvalardan bitirmektedir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için (yaratıcının varlık ve kudretine) işaret vardır" (Nahl 16/11). Yine şöyle buyurur: "Görmüyorlar mı biz nasıl suyu, kuru, otsuz yere sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz" (Secde 32/27) Şöyle buyurur: "Ölü toprak onlar için bir âyettir (ölüleri nasıl dirilteceğimize işarettir): Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık" (Yâsîn 36/33). Şöyle buyurur: "Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek taneCli ekin)ler bitirdik" (Kaf 50/9). Şöyle buyurdu: 'Yer(e gelince), onu da bütün mahlukat için koydu (tesbit etti). Onda meyvalar ve salkımlı hurmalar var. Yapraklı taneder),.. var" (Rahman 55/10-12). Şöyle buyurdu: "Sıkışan (bulut)lardan şarıl şarıl su indirdik;onunla taneder), bitki(ler) çıkaralım diye ve birbirine sarmaş dolaş bahçeler" (Nebe 78/14-16). Ve şöyle buyurdu: "însan (bir kere) yiyeceğine baksın, (nasıl) biz suyu döktükçe döktük" (Abese 80/24-25). Şöyle buyurdu: "Onlara şu iki adamı misal olarak anlat: İkisinden birine iki üzüm bağı vermiş, onların etrafını hurmalarla çevirmiş, ortalarında da ekin bitirmiştik" (Kehf 18/32). Yani üzümlerin etrafına hurmaları, üzümlerin ortasına da ekinleri koyduk. Seâlibi ve başkaları bu şekilde zikrederler.
Hanefi âlim Cessâs'ın Ahkâmü'l-Kur'ân'ında (III, 165) "O sizi topraktan meydana getirdi, sizi orada ömür geçirmeye (veya imara) memur etti" (Hûd 11/61) âyetiyle ilgili olarak şöyle denir: "Yani muhtaç olduğunuz hususlarla onu imar etmenizi emretti. Bu âyette, yerin ziraat, ağaç dikme ve bina yapmak maksadıyla imarının vaoip olduğuna delil vardır."[212]
Sahîh-i Müslim'de şu rivayet zikredilir: "Allah Resulü (sav), Ümmü Mübeşşir[213] el-Ensâriyye'ye ait bir hurmalıkta onun yanına gitti ve ona şöyle dedi: "Bu hurmalığı kim dikti, müslüman mı kâfir mi?." Kadın, "müslüman" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Bir ağaç diken, bir ekin eken hiçbir müslümanyok ki bir insan, bir hayvan veya birşey ondan yiyince kendisi için sadaka olmasın."[214] Bu hadis, Sahîh-i Buhâri'de başka bir vecihle rivayet edilmiş olup Buhâri bu hadisle ilgili olarak "Kendisinden yenildiğinde ağaç dikmek ve ekin ekmenin fazileti babı" başlığını açar.[215] MüfesBİr Kurtubi, mücerret ağaç dikme ve ekin ekmede de durumun böyle olduğunu nakleder.
Bezzâr ve Hilye'de de Ebû Nuaym, Enes b. Mâlikten şöyle dediğini rivayet ederler: "Resulullah (sav) şöyle buyurdu: Yedi şey var ki, (onları yaptığında) kabirde olduğu halde kul lehine sevapları devam eder: Bir ilim öğreten, bir nehir açan, bir kuyu kazan, bir hurma ağacı diken, bir mescidyaptıran, bir Mushaf miras bırakan ve ölümünden sonra kendisine af dileyecek bir çocuk yetiştiren kimse." Ebû Nuaym, "bu hadis g a r î b dir"der.[216] Bu, sahih hadise muhalif değildir; sahih hadiste "...üç şey hariç: sadaka-yı câriye..." denir ki yukarıdaki hadiste rivayet edilen fazlalığı da kapsar.[217] Münziri şöyle der: îbn Mâce ve İbn Huzeyme Sahîh'inde Ebû Hureyre'den naklen bunun benzeri bir hadisi rivayet etmişlerdir.[218]
el-îsâbe'de Sa'd b. Muâz el-'Ensârfnin biyografisinde şu bilgi verilir: Hatfb el-Müttefak*ta Vahin" (zayıf) bir isnadla, Ebû Musa da ez-Zeyl'de "meçhul" bir isnadla Hasan'dan şu rivayette bulunurlar: Enes'den: "Hz. Peygamber (sav) Tebük'ten döndüğünde Sa'd b. Muâz el-Ensârî kendisini karşıladı. Resulullah (sav) ona *bu elinde gördüğüm nedir?* diye sordu. O *kürek ve çapa izidir, çapa yapıp ailemin nafakasını karşılıyorum" dedi. lîe-sulullah (sav) onun elini öperek ini, ateş değmeyecek bir eldir1 buyurdu." Ebû Musa'nın rivayetinde, isim Sa'd el-Ensârî şeklinde geçmektedir.[219]
Derim: Bu kıssada enteresan bir husus var ki o da Hz. Peygamber'in (sav), yeri çapalaması sebebiyle bir sahabinin elini öpmüş olmasıdır. Hâkim, et-Tevekkül'de İbn Ebi'd-dünya. el-Emsâl'de Askeri ve el-Mücâle-se'de de Dineverî, Muâviye b. Kurre'den şöyle dediğini tahric eder: Ömer b. Hattâb (ra) Yemen halkından bazı insanlara rastladı ve "kimsiniz?" diye sordu. Onlar da "mütevekkilleriz (tevekkül edenler)" dediler. Hz. Ömer de şöyle dedi: "Yalan söylüyorsunuz, tevekkül ediciler değilsiniz. Tevekkül eden, tohumunu toprağa atıp Allah'a güvenen kimsedir ancak."[220]
Ömer b. Abdülaziz'in Müsned'inde, İbn Şihâb'ın şöyle dediği kaydedilir: Ömer b. Abdülaziz halife iken bana haber göndererek şöyle dedi: Said[221] b. Halid b, Amr b. Osman bana gelerek şöyle dedi: Ey mü'minlerin emîri, bana Sedîr*i[222] i k t â olarak ver, Resulullah'ın (sav) şöyle dediği hadisi bana ulaştı: "Bir ağaç diken hiçbir kimse yok ki Allah ona ağaç ve meyveleri ade-dince sevap vermesin." Ömer b. Abdülaziz "Bunu duydun mu?" diye beni sorguladı. Ben "evet" dedim. Atâ b. Yezîd de Ebû Eyyub'dan bunu Resulullah'-tan (sav) rivayet ederken duyduğu hususunda bana şahidlik etti.[223]
Ahmed b. Hanbel ve Taberâni, Müslim b. Büdeyl yoluyla, onun İyâs b. Züheyr, onun da Süveyd b. Hübeyre'den şu rivayetini tahric ederler: Resu-lullah'ı (sav) şöyle derken duydum: "Malın hayırlısı çok yavrulayan kısrak veya ıslah edilmiş hurma ağacı dizisidir."[224] Sahih-i Buhâri'de Ebû Hu-reyre'den şu rivayet nakledilir: Hz. Peygamber (sav) birgün konuşuyordu, yanında bâdiye (çöl) halkından bir adam vardı. Şöyle buyurdu: Cennet ehlinden biri, Rabbinden ekin ekmek için izin istedi, Allah Teâlâ, "istediğin (arzuladığın) durumda değil misin?" buyurdu. Adam "evet, fakat ekin ekmek istiyorum" dedi. Ve ekti, göz açıp kapayıncaya kadar ekimi, yetişmesi ve hasadı gerçekleşti. Dağlar misali idi. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Ey Ademoğlu onu al, seni hiçbir şey doyurmaz." Bedevi adam şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim, o olsa olsa Kureyşli veya ensardandır. Çünkü onlar ziraatçidir-ler. Biz ise ziraat ehli değiliz." Bunun üzerine Resulullah (sav) güldü.[225] Hıbşî Kitâbü'l-Bereke'de şöyle der: Bu hadiste faydalı bilgiler vardır. Bunlardan biri, ziraatin faziletine delalet etmesidir. Bir diğeri, bedevinin "An-dolsun, o olsa olsa ensar veya muhacirdendir" sözünden de anlaşılacağı üzere muhacirler ve ensarın ziraatçı olduklarıdır. Bu da, ümmetin en faziletlileri oldukları halde muhacirler ve ensann ziraatçilik yaptıklarına dair en büyük delildir. Fakat Arif el-Fâsî Teşnîfü'l-mesâmi' de şöyle der: Ziraatçilikle tanınanlar ensardır. Kureyş ise çiftçilik değil ticaretle uğraşırdı. Çünkü Mekke ziraat memleketi değildir.
Derim: Bu, temelde doğru olmakla birlikte hicretten sonra muhacirler de ziraatle meşgul oldular, ticaret yaptılar. Hadis, açıkça anlaşıldığı gibidir. Ebû Dâvud el-Merâsîl*de Ali b. Hüseyin'den mürsel olarak şu rivayeti nakleder: "Ekin ekin, çünkü ekin mübarektir. Ekin'in içine çokça çubuk dikin." Bir başka lafızla da hadis şöyledir: "Ey Kureyş topluluğu, siz hayvan sürülerini seviyorsunuz, onları azaltın, yağmur yağan toprağınız azdır. Ekin ekin, çünkü ekin mübarektir. Ona çokça çubuk dikin."[226] Bu hadisi Ebû Dâvud ve Beyhaki[227] tahric etmişlerdir. Deylemi de İbnMesud'dan "merfû" olarak şu tahricde bulunur: "Allah geçim vasıtalarını yaratınca, bereketleri ekin ve koyuna verdi."[228] Sahîh-i Buhâri'de Ebû Hureyre'den şu rivayet nakledilir: "Ensardan kardeşlerimi, mallarıyla ilgili işleri meşgul ediyordu."[229] Kastallâni bununla ilgili olarak şöyle der: Zirâatte.[230]
Sahîh-i Buhâri'de İbn Ömer'den de şu rivayet yer alır: "Hz. Peygamber (sav), Hayber halkı ile, araziden elde edilecek tahıl ve meyvenin yarısı üzerinden ortakçılık yaptı." Buhâri, bu hadisle ilgili olarak "Yahudilerle ziraî ortaklığa dair bâb" başlığını açar.[231] Sahîh-i Buhâri'de şu rivayet de kaydedilir: "Hz. Peygamber (sav) hanımlarına, sekseni hurma ve yirmisi de arpa olmak üzere yüz v e s k verirdi." Hz. Ömer Hayber'i taksim etti ve Resulullah'ın (sav) hanımlarını, kendilerine toprak ve su iktâı ile eski durumu sürdürme konusunda muhayyer bıraktı. Onlardan bazıları toprağı, bazılarıda v e sk üzerinden hisselerini tercih ettiler.Hz.Âişe toprağı tercih edenlerdendi.[232] Kastallâni şöyle der: Bu hadiste zirâi ortakçılığın[233] caiz olduğuna delil vardır. Çünkü Hz. Peygamber (sav) bunu onaylamış, Hz. Ebu-bekir zamanında ve Hz. Ömer'in yahudileri Hayber'den sürmesine dek bu uygulama devam etmiştir. Ibn Huzeyme ile İbn Münzir de bu görüşü benimsemişlerdir. İbn Huzeyme bu konuda bir "cüz" telif etmiş olup onda ziraî ortakçılıktan meneden hadislerin illetlerini açıklamış ve konuyla ilgili hadisleri birbiriyle telif etmiştir.[234] Hıbşî şöyle der: Bu hadiste önemli noktalar mevcut olup bunlardan biri Hz. Peygamber'in (sav) en faziletli hanımlarından Hz. Âişe ve Hafsa'nın toprağı tercih edip onu ekmeleridir. Buhâri şöyle der: Hz. Ali, Sa'd ve îbn Mesud da ziraatle uğraşmışlardır.[235] Hıbşi şöyle der: Âlimler, eserlerin birçoğunda, ziraati farz-ı kifâye saymışlardır. Çünkü din ve dünya işi onsuz yolunda olmaz. Eğer bütün insanlar bunu terkedecek olursa hepsi günaha girmiş olurlar. Bu konuda Kitâbü'l-Bereke'ye bakınız.
Kâri Şerhu'l-Mişkât'da "Şu (yani saban) bir kavmin evine girmedi ki ona zillet girmiş olmasın" hadisiyle ilgili olarak şöyle der: Bu hadis Sahîh-i Buhâri'de Ebû Ümâme'den rivayetle kaydedilmiştir.[236] Âlimlerimizden bazıları şöyle der: Bu hadisin dış anlamından anlaşılan, ziraatin mezellet doğurduğudur. Oysa durum böyle değildir. Çünkü ziraat, içerdiği faydalar ve "Hayrı (rızkı) yerin derinliklerinde arayın"[237] hadisinden dolayı müstehab-dır. Tam aksine, bunu ashap imarla uğraşıp cihâdı terketmesinler ve düşman onlara galip gelmesin diye söylemiştir. Hangi zillet bu durumdan daha çetin olur? Bu durumun düşmana yakın olanlar için sözkonusu olduğu da söylenmiştir. Eğer ziraatle uğraşıp cihâdı terkederlerse, bu durum, düşmanların onlara galebe çalmasıyla zillete yolaçmış olur.[238]
İbnü'1-Esîr en-Nihâye'sinde "Saban demiri bir kavmin evine girmedi ki onlar zelil olmasınlar" hadisiyle ilgili olarak şöyle der: Yani müslümanlar ziraate yönelince gazadan ayrı düşmüş olurlar ve hükümdar onlardan birtakım taleplerde bulunur, vergiler alır. Resulullah'ın (sav) şu sözü de bu hadise yakın anlamdadır: 'Yücelik (izzet) atların alınlarında, zilletse sığırların kuyruklanndadır,"[239] Fetteni Mecmau bihâri'l-envâr'da, anılan hadisle ilgili olarak Kirmâni'den şu nakilde bulunur: Hâsılı, ziraatte dünyanın zilleti ve ahiretin izzeti vardır; zahmetli olandan faydalanmanın içerdiği sevaptan dolayı. Bu, sahih görüşe göre kazanç yollarının en faziletlisidir.[240] Şerhu'l-Mişkât'de müellif, zilletin sebebini şöyle nakleder: Ziraatle uğraşanlar bunu ya duydukları korku veya himmetlerinin azlığı sebebiyle tercih etmişlerdir. Hem onların çoğu, haraç toprağında hükümdara ait hakları ifayla yükümlüdürler. Eğer bunlar cihâdı tercih etselerdi rızık onlara akar ve bağışlar onlara geniş olurdu.[241]
İbn Haldun da el-tber mukaddimesinde çiftçiliğin bedevilerden güçsüz ve zayıf kimselerin (mustaz'af) geçim vasıtası olduğunu belirterek bunu iki sebeple açıklar ve ikincisi olarak da şunu söyler: Çiftçilikle uğraşanlar zillete duçardırlar. Hadiste geçtiği üzere Resulullah (sav) ensardan bazılarının evinde saban görünce şöyle buyurdu: "Şu bir kavmin evine girmedi ki ona zillet girmiş olmasın." Fakat Buhâri bunu sabanların çok olmasına yorumladı. İbn Haldun şöyle der: Bunun sebebi, Allah en doğrusunu bilir, çiftçiliğin sonuçta galip (üstün) gücün tahakkümüyle mağlubun zillet ve kahrına yolaçmasıdır.[242] Îbnü'l-Ezrak Bedâiu's-silk'te bunun ardından şöyle der: Buhâri'nin yorumundan da anlaşılacığı üzere diğer bir sebep de sabanların çoğalmasının, izzet ve himayenin kendisi sayesinde olduğu ülkenin savunmasını unutmanın bir göstergesi sayılmasıdır. İmam Ahmed b. Han-bel'inİbnÖmer'denrivayetettiğişu m e r f û hadis de bunu teyid etmektedir: "îne alışverişi yaptığınız, sığırların kuyruklarından tuttuğunuz, ziraatle hoşnut olduğunuz ve cihâdı terkettiğiniz zaman Allah size bir zillet musallat eder ki dininize dönmedikçe de onu sizden çekip almaz."[243]
Kastallâni şöyle der: İlk fetihler sırasında araziyle uğraşmak (ziraat) ehl-i zimme'nin yaptığı bir işti. Ashab bununla meşguliyeti hoş karşılamıyordu. Fethu'l-Bârî'de müellif şöyle der: Buhâri bu başlıkla, ağaç dikme ve ziraatin faziletine dair daha önce geçen hadis ile Ebû Ümâme hadisi arasında uygunluğa fte'life) işarette bulunmuştur. Bu da iki şekilde olur. Kınama, ya ziraatle uğraşıp yapılması emredilen hususları bu sebeple yerine getirememe haline veya bu görevleri yerine getirmeme sözkonusu olmasa bile makul sının aşma durumuna yorumlanır.[244]
Siyer kaynaklarında geçtiği üzere Hz. Peygamber (sav) bahçelerde oturmak ve namaz kılmaktan çok hoşlanırdı. İbn Sa'd ve İbnü'l-Münzir, Mesrûk'tan, onun da Hz. Âişe'den rivayet ettiği ve Fethu'I-Bârî'de müellifin sahih isnadla olduğunu belirttiği şu haberi naklederler: "Hz. Ebubekir (ra) vefatıyla sonuçlanan hastalığına yakalandığı zaman şöyle dedi: 'Bakıverin, ben halife olduktan sonra malımda ne artış olduysa onu benden sonraki halifeye gönderin'. Vefat ettiğinde baktık, çocuklarını taşıyan Nûbe'li bir kölesi ve bahçesini sulayan bir hayvanı vardı."[245] Bu rivayetten, Hz. Ebubekir'in bir bahçesi olduğu ve onu bakımlı tuttuğu anlaşılmaktadır.
İmam Sehâvi şöyle der: Hz. Peygamberin (sav) Enes için "Allah'ım, onun mal ve çocuklarını artır"[246] diye yaptığı duadaki sözkonusu artırma, hayvanlardaki çokluk ile Sahih-i Müslim'de geçen "Bir ağaç diken, bir ekin eken hiçbir müslüman yok ki bir kuş, bir insan veya bir hayvan ondan yiyince kendisi için sadaka olmasın"[247] hadisinde sözü edilen ekin ve ağaç çokluğudur. Ensarın çoğunlukla durumu böyle olup yılda iki defa mahsul veren ve misk kokulu reyhan bulunan bir bahçesi olduğuna dair varid olan haberden de buna sempati duyduğu anlaşılmaktadır.
İbn Sa'd'ın Tabakât'ında (IV, 44) Rebîab. Ka'b el-Eslemî'nin biyografisinde, ashabın önde gelenlerinin toprağa, işletilmesine ve mahsûlüne gösterdikleri ihtimama delâlet eden ilgi çekici bir kıssa vardır. İbn Sa'd şöyle der: Bize Müslim b. İbrahim, Haris b. Ubeyd'den, o da Ebû İmran el-Cevnf-den haber verdi: Resulullah (sav), Hz. Ebubekir ile Rebîa el-Eslemfye içinde eğik bir hurma ağacının bulunduğu bir arazi iktâ etti. Hurma ağacının kökü Rebîa'nm, dalı da Hz. Ebubekir'in toprağındaydı. Hz. Ebubekir ağacın kendisine, Rebîa da kendisine ait olduğunu söyledi. Öyle ki Hz. Ebubekir süratle davranıp Resulullah'ın (sav) yanına gitti. Rebîa da çabucak Resulullah'a (sav) vardı. Resulullah (sav) da Rebîa'ya "peki, ona verme" dedi. Hz. Ebubekir yüzünü bahçeye doğru çevirip ağladı. Hz. Peygamber (sav) kok kime aitse dalın da ona ait olduğuna hüküm verdi. Rebîa b. Ka'b el-Eslemfnin biyografisine bakınız.[248] Anlaşılan, Hz. Ebubekir zannında isabetli olmadığı ve Resulullah'a f sav) dava açmaya ihtiyaç gösterecek şekilde haklı bulunmadığı bir hususta talepte acele etmiş olmasından dolayı ağlamıştır.
Makrizi'nin el-Hıtat*ında (1,154) şu bilgi verilir: Efendimiz Hz. Ömer şöyle dedi: "Kimin bir toprağı olur, sonra onu imar etmeden üç yıl terkeder de başka birileri onu imar ederse, bunlar o toprağa daha hak sahibi olurlar." Bu bilginin benzeri Sennâcetü't-tarab fî tekaddümâti'1-Arab (s. 306) adlı eserde de verilmiştir. Orada ilaveolarak şu bilgi de kaydedilir: Arap kafileleri, Ptolemaioslar ve Firavunların yaptığı gibi Kulzum kanalı vasıtasıyla Nil'e ulaştılar. Mısır gelirinin üçte biri, arazilerin sulanması için köprü ve kanal yapımına ayrılmıştı.
Derim: Hz. Ömer'in (ra) sulama ıslahı için köprü ve kanal yapımına Mısır gelirinin üçte birini tahsis ettiği, Amr b. Âs'ın kendisine gönderdiği coğrafî rapordan da anlaşılmaktadır. Bu raporun metnini ilmî konularla ilgili onuncu bölümde verdik. Oraya mutlaka bakınız.[249] Yine bundan anlaşıldığına göre ziraati güçlendirmek ve ziraatçileri kalkındırmak Hz. Ömer'in pren-siplerindendi. Âmillerine müslüman askerlerinden hiç kimseye fethedilen memleketlerde ekin ekme veya ortakçılık yapma müsaadesi vermemeleri, onlardan hiçbirine kesinlikle toprak iktâ etmemeleri şeklinde İbn Cerîr'in Târih'i ve diğer kaynaklardaki biyografisinde geçen talimatına gelince, bunun çeşitli sebepleri vardır. Birinci sebep müslümanların e h 1 - i z i m -m e ve ehl-i ahdi kendi topraklarında sıkıştırmamaları ve geçimleri konusunda onları sıkıntıya düşürmemeleridir. İkincisi, fetihlerin başlangıcında askerin arazide çalışmaya alışarak harp zahmetinden kaçıp rahata meyletmemeleri. Ümmet savaş toplumu olup onu savaştan uzaklaştırıp kenara çekmek uygun değildir. Üçüncüsü, arazinin kendi sahipleri elinde devletin askerî ve idarî ihtiyaçlarını karşılayacağı bir kaynak olarak kalması ve askerden kendilerine iktâ verilenlerin tekelinde bulunmaması.
el-Utbiyye'de İmam Mâlik, Yahya b. Said'den naklen Ömer b. Hat-tâb'ın (ra) şöyle dediğini kaydeder: "Kimin bir arazisi varsa onu imar etsin, kimin bir malı varsa onu ıslah etsin (verimli kılsın). Olur ki yalnız sevdiğine veren biri gelir!" İbn Rüşd el-Beyân ve't-tahsîFde şöyle der: Hz. Ömer devlet başkanının vereceklerine güvenip varlıklarım kaybetmelerinden endişe ederek, müslümanlara mallarını gözetip korumalarını tavsiye etti. Resulul-lah (sav) da malı zayi etmekten nehyetmiş olup bu da malı zayi etme kabilindendir.
el-Müdewene ve el-Utbiyye'de şu bilgi verilir: Ashaptan iki kişi arasında, ortak arazileri ile ilgili olarak husumet sözkonusu oldu. Hz. Osman halifeliği sırasında davayı çözüme bağlamak üzere bineğine bindi, kendisiyle birlikte bazı kimseler de bindiler, yürürken bir adam Hz Ömer'in bu konuda daha önce hukum vermiş olduğunu söyleyince Hz Osman "ben Ömer'in karara bağladığı bir davaya bakmam" deyip gen dondu.[250] Ibn Ruşd el-Beyân ve*t-tahsîl'de şöyle der Dava, arazileri arasındaki sedle ilgili olarak Alı b Ebî Tâlıb ile Talha b Ubeydullah arasındaydı Hz Alı kalmasını istiyor, Talha ise kaldırılmasını Hz Alı, Abdullah b Cafer'i kendisine vekil tayın etti, Hz Osman'a dava açtılar Odaertesı gun muhacır veensardan bir grupla birlikte bineğine binip gitti Hz Ömer'in kendi zamanında bu davayı hükme bağladığını öğrenince de geri dondu Abdullah b Cafer durumu Hz Ali'ye haber verince, ona Talha'ya gidip "sed senindir, ona dilediğim yap" demesini söyledi Abdullah şöyle der Ona gidip söyledim, buna sevindi ve rı-dası ile ayakkabılarım isteyerek benimle kalkıp geldi Hz Ali'nin yanına girdik, Hz Alı onunla merhabalaştı ve "sed senindir, dilediğim yap" dedi Talha da şöyle dedi "Kabul ettim ve teşekkür etmek için geldim Fakat yerine getirilmesi gereken bir ihtiyacım (isteğim) var " Hz Alı "nedir?" deyince Talha fra) "Ben de araziyi içindeki hizmetçiler, hayvan ve aletlerle birlikte kabul etmeni arzu ediyorum" dedi Hz Ah de "kabul ettim" karşılığım verdi Talha sevindi ve kucaklaşıp ayrıldılar Abdullah şöyle der Bilemiyorum onların hangisi daha cömert, seddı ikram eden Alı mı, sulama kanalını önce vermezken sonra araziyi ikram eden Talha mı?[251] Bu, çiftçiliğin yaygın olduğu ve ona verilen önemin Hz Alı ve Talha gibi sahabılerın birbirleriyle davalaşacakları, Hz Ali'nin amcası oğlunu vekil tayın edeceği ve halifenin ensar ve muhacirlerle birlikte bununla ilgili davaya bakmaya çıkacağı dereceye ulaştığım göstermektedir
Semhûdı'nın el-Vefâ'sında(II, 152)şu bilgi verilir Medine ve çevresinde birçok kaynak vardı ve bunlar Hz Peygamber'den (sav) sonra yenilendiler Muâvıye bu konuya önem veriyordu Bundan dolayıdır ki onun zamanında Medine arazisinde mahsul arttı Vâkıdı Kitâbu'l-Harre'de şu bilgiyi nakleder Muâvıye zamanında Medine'de devlete ait birçok emlak (savâfi) vardı Muâvıye Medine ve yöresinde 150 bin vesk ekim yapıyor ve 100 bin vesk buğday mahsul elde ediyordu.[252]
Cârullah ez-Zemahşerî el-Keşşâf ında "O sızı topraktan meydana getirdi, sızı orada omur geçirmeye (veya imara) memur etti" (Hud 11/61) âyetıyle ilgili olarak şöyle der Size imarda bulunmanızı emretmiştir imar vacip, mendup, mubah ve mekruh gibi türlere ayrılır Fars hükümdarları, tebaaya yaptıkları zulme rağmen çok nehir açıp ağaç dikerek uzun ömürler yaşadılar Onların zamanındaki bir peygamber Allah Teâlâ'ya bunların uzun omurlu kılınmalarının sebebim sordu Allah da ona şunu vahyettı "Memleketlerimi imar ettiler, orada kullarım yaşadı " Rivayet edildiğine göre Muâviye b. Ebî Süfyân ömrünün sonlarında toprak ihyasına koyuldu, kendisine sebebi sorulunca, beni buna ancak şu söz şevketti, dedi:
Yiğit yiğit değildir ondan aydınlık saçmıyor
Ve yeryüzünde ona ait eserler bulunmuyorsa[253]
el-Keşşafta şairin adı zikredilmemi ştir. Rebîü'l-ebrâr'da iki yerde anılır. Onikinci "ravza" da müellif şöyle der: Muâviye, halifeliğinin son yıllarında Mekke'de bir hurma ağacı dikerek şöyle dedi: Ben bunu, kendisine ulaşmak için dikmiş değilim, fakat Esedi'nin "Yiğit..." sözünü hatırladım. Onüçuncü "ravza" da ise şöyle der: Eşraftan biri oğluna şöyle dedi: Dünyadaki eserlerini güzel yap ve şairin "Yiğit..." sözüne kulak ver. et-Târîfe ve't-tâlide adlı esere bakınız.
Hüsnü's-sınâa adlı kitapta ziraat ve kişinin toprağım ıslahıyla ilgili tavsiyelere dair bahiste şu'rivayete yer verilir: Ebû Hureyre'ye (ra) mürüvvetin ne olduğu soruldu, "Allah'tan sakınma (takva) ve toprağın ıslahı" diye karşılık verdi. Kays b. Asım, oğullarına şöyle dedi: Malı ıslah edin (verimini artırın), çünkü bu cömert için yüceltici birşey olup bununla cimri (aşağılık) kimseye de muhtaç duruma düşülmemiş olur. Utbe b. Ebî Süfyân, mallarını kendisine teslim ettiği sırada azatlısına şöyle dedi: "Malımın küçüğünü koru büyüsün, büyüğünü de zayi etme küçülmesin." Hattâb ile Ebû Ali İbn Rahhâl'ın el-Muhtasar'a yaptıkları şerhlerde şu bilgi geçer: Şeyh Yusuf b. Ömer şöyle dedi: Kimin bir ağacı olur da gereğini yapmadığı için onu zayi ederse, ona bakması emrolunur, eğer yapmazsa günaha girmiş olur Bunu Cezûli de söylemiş olup şu ilavede de bulunmuştur: "Ona, ağacı bütün meyvesi karşılığında bakacak kimseye ortakçılığa (musâkât) vermesi söylenir." Adı geçen eserlerin "nefekât bâbı"na bakınız. İbn Hazm el-Endelüsî şöyle der: "Bilin ki rahat, lezzet, selamet, izzet ve ecir çiftçiliktedir ve çiftçilik genelde en meşakkatsiz kazanç yoludur." Keşfuzzunûn'da da bazı âlimlerden şu nakilde bulunur: "Eğer Allah'ın kullan, Allah'ın, toprağını ihyadaki hoşnutluğunu bilmiş olsalardı, yeryüzünde harap bir yer kalmazdı."
Bu başlık altında uzunca bilgi vermem, İslâm'ı ziraatten menetmekle itham eden kimselere cevap içindir. Hatta bir defasında Batılı bir âlim bana Kur'ân'da saban ve çiftçinin lanetlendiğini söyledi. Ona, Kur'ân'ın kendisine isnad edilenin aksini getirdiğini söyledim ve geçen bilgilerden bazısını kendisine aktardım, hayrette kaldı. Müslümanlar f i 1 â h a (çiftçilik, tarım) ilmi ve suların çıkarılması konusunda sayısız eser vermişlerdir. Bunlardan biri Kerhi'dir.[254] Ebû Hanîfe ed-Dîneverî'nin Kitâbu'n-Nebât ve'ş-şecer adlı eseri vardır.[255] VI. yüzyıl âlimlerinden Ebû Zekeriya Yahya b. Muhammed b. Avvâm el-Endelusî el-Işbilî'nin çiftçiliğe dair eseri de Madrid'te iki cilt halinde basılmış olup müellif bu eserde altmış küsur Yunan, Roma ve Arap kitabından faydalanmış ve eserdeki bilgileri Işbiliye'ye (Se-villa) yakın bir yerde uygulamıştır.[256] Abdulğanien-Nâblusîed-Dımaşkî'nin Alemü'l-milâha fî ilmi'l-fîlâha adlı Dımaşk'ta basılmış bir eseri vardır,[257] İbn Vahşiyye el-Keldânfnin Kitâbu'l-filâhati'n-nabatiyye adlı bir eseri vardır.[258] Abbasi halifesi Mûstainbillâh, Ba'lebekli tabip Kuşta b. Lûkâ'yı Bağdat'ta Yunanca kitapları tercümeyle görevlendirdi. Onun Suryanice bir tercümeden Arapça'ya çevirdiği el-Filâhatü'1-Yunâniyye adlı bir kitabı mevcut olup Mısır'da basılmıştır.[259] Endülüs âlimlerinin bu konuya dair birçok eseri mevcut olup kütüphanemizde de bazıları vardır.[260]
Kadın Ayakkabıcı
İbn Sa'd Tabakât'ta, İbn Hacer de el-İsâbe'de Zeyneb bint Cahş'ın (ra) biyografisini vererek onun elişlerinde mahir bir kadın olduğunu, deri tabaklayıp (ayakkabı vs.) diktiğini ve Allah yolunda tasadduk ettiğini zikrederler.[261] Bu bilginin benzeri Hafız Suyûti'nin et-Tevşîh*inde de mevcut olup bu eserin muhtasarına (s. 150) bakınız.[262]
Hurma Satıcısı[263]
İbn Fethûn, eserinde, ashaptan Nebhân diye birinin adını verir ve onu "temmâr" (hurmacı) şeklinde vasıflandırarak hurma sattığı bir kıssayı zikreder.[264]
el-İsâbeMe, Sîmâh el-Belkâvî de denilen Semmûye'nin[265] biyografisi verilerekşu bilgi zikredilir: Hıristiyandı, ticaret için Medine'ye geldi ve müs-lüman oldu. ibn Hacer, ondan şu bilgiyi nakleder: O, Belkâ'dan Medine'ye buğday getirdiğini belirterek şöyle der: Buğdayı satıp hurma almak istedik, bize mani oldular. Resulullah'a (sav) geldik, bizi engelleyenlere şöyle buyurdu: Yükledikleri şu hurmaların fiyatının artmasına mukabil şu yiyeceğin (buğdayın) ucuzluğu size yetmiyor mu? Onları bırakın yüklesinler.[266]
Faydalı bir bilgi; Fethu'l-Bârfde şöyle denir: Medine hurmalarının türleri gerçekten çoktur. Şeyh Ebû Muhammed el-Cüveynî el-Furûkta, Medine'de bulunduğunu ve Medine emîri yanında özellikle siyah hurma türlerinin sayıldığını ve sayısının 60'tan fazla olduğu yolunda kendisine haber ulaştığını ve orada kırmızı hurmaların ise siyahlardan daha fazla olduğunu zikreder.[267]
Medine'ye Tahıl Ve Sairenin Getirildiği Yerin Uzaklığı
Suriye (Şam) topraklarında bulunan Belkâ'dan Medine'ye tahıl getiriliyordu. Bu husus, el-lsâbe'den naklen verilen kıssadan anlaşılmaktadır. Buhâri "Kitâbu't'Buyû" da şu rivayeti tahric eder: Câbir b. Abdullah'tan: Biz Hz. Peygamber (sav) ile birlikte namaz kılmaktayken Şam'dan yiyecek (buğday) yüklü bir kafile geldi. Herkes ona yöneldi. Öyle ki Hz. Peygamber'in (sav)yanındaoniki kişiden başka kimse kalmadı. Bununüzerine "Bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona gittiler ve seni ayakta bıraktılar" (Cuma 62/11) âyeti nazil oldu.[268]
İleride gelecek olan Şam'dan Medine'ye halis un, yağ ve bal getirilmesiyle ilgili başlığa bakınız. Bundan da anlaşılacağı üzere Medine, uzak yerlerden mal getirilen Arap pazarı olmuştu, el-tsâbe'de Nebhân el-Ensârî'nin biyografisine bakınız.[269] Suyûti'nin Târîhu'l-hulefâ'smda da, Hz. Ömer'in Mısır'dan Eyle denizi (Kızıldeniz) yoluyla Medine'ye buğday götürten ilk kimse olduğu kaydedilir.[270]
Derim: Bu taşımacılık, Mısır'ın fethinden sonra açılan kanaldan olmuştu. Fustat'tan Süveyş'e ulaşan bu kanalı Hz. Ömer'in halifeliği sırasında Amr b. Âs açmıştı. Emîrü'l-mü'minîn kanalı diye tanındı ve Mısır ile Kızıldeniz ve Hindistan arasında en büyük bağlantı yeri oldu. Makrizi'nin el-Hıtat'ında geçtiği üzere bu kanalı açmanın sebebi şuydu: Halk Medine'de kıtlığa maruz kaldı, Amr b. Âs onlara, başı Medine'de sonu Mısır'da bir kervanla yardımda bulundu. Bunun üzerine Hz. Ömer, hayvan sırtında nakil yerine denizden naklin daha kolay olması sebebiyle bu kanalın açılmasını emretti. Bir yıl geçmeden orada gemiler çalışmaya başladı ve Haremeyn-i Şerifeyn'e gönderilecek yükler oradan taşındı. Sonra oraya kum doldu ve Emevi devletinin sonlarında irtibatı koptu. el-Hıtatü'1-Makriziyye[271] ile el-Hıtatu*t-Tevfikiyye'de bu konuyla ilgili doyurucu bilgi mevcut olup bu eserlere bakınız. Sonuncu eserde (XIX, 120) Kindi'nin el-Cündü'l-garbı[272] adlı eserinden şu bilgi nakledilir: Amr b. Âs o kanalı 23 (644) yılında açmaya başladı ve altı ay içinde bitirerek gemiler yüzmeye başlayıp yedinci ayda Hicaz'a ulaştılar. Sonra da Îbnü't-Tuvayr'dan şu bilgiyi nakleder: Kanalın mesafesi beş günlük yoldu. Nil gemileri boşalıp orada Mısır toprağında yüklenerek Kulzüm'e varıyorlar, orada da Hicaz ve diğer yerlerden gelen mallan yükleyip Mısır'a götürüyorlardı. Burası tüccarlar ve başkalarının yolu idi. Ali Paşa el-Hıtat'da şu bilgiyi de verir: Bu kanal Ebû Cafer el-Mansur zamanına kadar açık kaldı. Hicaz'da Muhammed en-Nefsü'z-Zekiyye ortaya Çıkınca, Mansur Hicaz memleketlerine giden zahirenin kesilmesi için Mısır'daki âmiline Mısır kanalını kapatmasını emretti, o da kapattı ve kanal da böylece unutulup gitti. Ve son olarak kanal (Süveyş) açılıncaya kadar bin yıl öyle kaldı. el-Hıtat'da müellif şu bilgiyi de zikreder: Hz. Ömer bu kanalın açılması konusunda, bu irtibatın Bizans baskın ve saldırılarına yolaçacağı endişesiyle bir ara tereddütte bulunmuştu. Bu sebeple Ali Paşa Mübarek (XX, 124) şöyle der: "Geçen yüzyılın sonlarında Berzah kanalının açılması doğu ülkeleri için en büyük âfetlerden biri olmuştur." Allah, Hz. Ömer'den razı olsun, duyduğu endişe ne doğrudur!
Faydalı bir bilgi: Bu başlık altında verilen bilgiler üzerinde düşündüğünde anlarsın ki Hz. Ömer, müslümanların denizle ilgili ilimleri edinmelerinden sonra, onlara denize açılmaları ve deniz yoluyla yük taşımalarına izin vermiştir. İnsanları denize açılmak ve denizi kullanmaktan nehyettiği-ne dair nakledilen bilgi ise müslümanların denizle ilgili bilgilerinin bulunmadığı zamanda idi. Denizle ilgili ilimler Araplar katında gelişme gösterince, daha önce ilgili yerde geçtiği üzere, Muâviye filo oluşturdu. Bu bilgi İbn Haldun ve Makrizi'den nakledilmiştir. Kadı İbnü'l-Ezrak'ın Bedâiu's-silk adlı eserinde şu bilgi verilir: İbnü'l-Münâsif, Hz. Ömer'in denize açılmayı engellemesiyle ilgili olarak şu mazereti ileri sürer: "O sırada Araplar'ın deniz konusunda bilgileri yoktu." Bu başlıkta geçtiği üzere deniz ilimlerinde derinleşmelerinden sonra kanallar açarak kullandı. Sonra el-tsâbe'de Alka-me b. Mücezziz el-Müdlicî'nin biyografisinde Taberi'den nakledilen şu bilgiyi buldum: Hz. Ömer hicretin 20. (641) yılında Alkame'yi bir orduyla deniz yoluyla Habeşistan'a gönderdi, denizde boğuldular. Hz. Ömer bunun üzerine hiç kimseyi denize çıkarmamaya ahdetti.[273] Bu bilgiden, Hz. Ömer'in denize açılmayı engellemesinin sebebinin, boğulanlarla ilgili olarak kendisine karşı duyduğu öfke olduğu anlaşılmaktadır.
Hz. Ömer'den sonra torunu ve onun eserinin ihyacısı emîrü'l-mü'minîn Ömer b. Abdülaziz, devletinin anayasası mahiyetinde olan umumî fermanını çıkardı. Bu fermandaki hususlardan biri de şudur: Denize gelince, biz onun yolunu da kara yolu gibi görmekteyiz. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Allah'tır ki denizi size boyun eğdirdi, ta ki gemiler onun içinde buyruğuyla akıp gitsin ki siz onun kereminden (nasibinizi) arayasınız da şükredesiniz" (Câsiye 45/12). Ben, dileyenin denizde ticarette bulunmasına müsaade ediyor ve denizle insanlar arasına girilmesini uygun bulmuyorum. Şüphesiz, deniz de kara da Allah'a ait olup kendi kereminden nasip aramaları için onları kullarının tasarrufuna vermiştir. Allah'ın kullan ile kazanç yolları araşma nasıl girilir? Bu bilgi, İbn Abdilhakem'in Fedâilu Ömer b. Abdila-ziz adlı eserinden alınmıştır.[274]
Tabaklamada Kullanılan Ağaç Satıcısı
İbn Abdilber, Ammâr[275] b. Yâsir*in mevlası ve Sa'd el-Karz diye tanınan müezzin Sa*d b. Âiz*in biyografisini vererek şöyle der: Ona Sa'd el-Karz denmesinin sebebi şudur: Her ne ticareti yapsa kaybediyordu. Selem ağacı yaprağı (karz) ticareti yaptı ve kâr etti, sonra da bu yaprağın ticaretini yapmaya devam etti.[276]
"Karz,° kendisiyle tabaklama yapılan ağaçtır. Muhtâru's-Sıhâh'ta şöyle denir; Karz, selem ağacının yaprağı oluponunla tabaklama yapılır. Palamut ağacının kabuğu olduğu da söylenmiştir.[277] Yine Muhtâru's-Sıhâh'ta "selem" maddesinde şöyle denir: Dikenli bir ağaç olup tek ağaç için "seleme" denir.[278] el-Meşârik'te de müellif şöyle der: Sa'd'ın böyle adlandırılması, onun "karz" ticareti yapması sebebiyledir.[279]
Derim: el-tsâbe'de müellif şu ilavede bulunur: Beğavi, Kasım b. Hasan b. Muhammed b. Ömer b. Hafs b. Amr b. Sa'd el-Karz'dan, onun da dedelerinden yaptığı şu rivayeti nakleder: Sa'd, Hz. Peygamber'e (sav) varlığının azlığından şikayette bulundu, o da ticaret yapmasını emretti. Sa'd pazara çıktı, biraz selem ağacı yaprağı satın alarak sattı ve kâr etti. Sa'd durumu Hz. Peygamber'e (sav) anlattı, o da buna devam etmesini emretti.[280] Şeyh Tayyib b. Kîrân, Irâki'nin siyere dair Elfiyye'sinin şerhinde şöyle der: Bu hadiste, bir kapıdan rızıklanan kimsenin ona devam etmesi gerektiğine delil vardır.
Daha önce geçtiği üzere mü'minlerin annesi Zeyneb bint Cahş el işlerinde yetenekli bir kadındı, deri tabaklar, (ayakkabı vs.) diker ve tasadduk ederdi. İbn Sa'd'ın Tabakât'ında Esma bint Umeys'in şöyle dediği nakledilir: Cafer ve arkadaşlarının şehid düştükleri gün, sabah uyandım, Resulullah (sav) bana geldi. Ben kırk deri tabaklamış ve hamurumu yoğurmuştum. Resulullah (sav) yanıma girdi... (Kıssa).[281]
Tâif Derisi
el-İsâbe'de, mü'minlerin annesi Hafsa bint Ömer b. Hattâb'ın (ra) cariyesi Huleyse'nin biyografisi verilerek orada, imVminlerin annelerinden Sev-de'nin Tâif derisi işlediği kaydedilir.[282]
Oduncu
İbn Rüşd el-Beyân ve't-tahsîl'de, aslı Tirmizi'nin Câmi'i ve Nesâi'nin Sünen'inde[283] geçen bir kıssa zikreder: Ensar*dan biri Hz. Peygamber*e (sav) gelip yoksulluktan şikayet etti. Sonra dönüp şöyle dedi: Ey Allah'ın Resulü, bir ev halkından geldim ki yanlarına dönünceye kadar bazılarının ölmüş olacağını sanıyorum. Resulullah (sav) "git bak birşey bulabilecek misin?" buyurdu. Adam gitti ve bir yaygı (hasır, çul) ile bir kadeh getirerek "ey Allah'ın Resulü» bu yaygının yarısını yere seriyor yarısını da bürünüyorlardı; şu kadehle de içiyorlardı" dedi. Resulullah (sav) "bu ikisini benden bir dirheme kim satın alır?" diye sordu. Bir adam "ben" dedi. Resulullah (sav) "bir dirhemi kim artırır?" buyurdu, bir başka adam "onları iki dirheme alırım" dedi. Resulullah "bunlar senindir" dedi ve adamı çağırarak ona "bir dirhemle ailene yiyecek satın al» bir dirhemle de bir balta satın alarak bana gel" buyurdu.
Adam da öyle yaptı ve sonra geldi. Resulullah (sav) "şu vadiye git, orada ne bir diken ne bir odun bırakma» bana da on günden önce gelme" buyurdu. Adam öyle yaptı ve sonra Resu-lullah'a (sav) gelerek "bana emrettiğin şey bereketli oldu" dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav) şöyle buyurdu: **Bu, senin için, kıyamet günü yüzünde dilenmekten dolayı lekeler veya tırmık izleri olarak gelmenden daha iyidir."[284]
Dellâl (Simsar)
Sahîhayn'da, Tâvûs'tan, onun da İbn Abbâs'tan şu rivayeti kaydedilir: "Resulullah (sav) kafilelerin (pazara mal getiren) karşılanmasını ve şehirlinin bedevi (satmak üzere mal getiren) adına satış yapmasını yasakladı."[285] Buhâri*deTâvûs*tan, onun da babasından yaptığı şu rivayet yer alın İbn Ab bas'a "şehirlinin bedevi adına satış yapması" sözünün manasını sordum, "onun simsarı olmasın" demektir, cevabını verdi.[286]
Hocamız el-Fecrü*s-sâti*de şöyle der; "Burada simsardan maksat, dükkanlarda oturan simsarlar gibi alıcı ve satıcı arasında bir ücret karşılığında akdi yüklenen kimsedir. Yoksa daha önce geçtiği üzere d e 11 â 1 değildir."Fethu*l-Bârî'deşubilgiverilir: Simsar, esasolarakbirişe bakan, onu gözeten kimse demek olup sonra başkası için alım satımı yüklenen kimse hakkında kullanılmıştır.[287] Kâmûs'ta da "s i m s â r , alıcı ile satıcı arasında aracılık yapan kimsedir" denir. İbnü'tvTayyib el-Fâsî de haşiyesinde şöyle der: Simsar, halkın deli âl diye adlandırdığı kimseolupmüşteriyesatıcıyaulaşmadayolgösterir(delâleteder). Simsar, Meâlimü's-SünenMeHattâbi'ninvebaşkalarınındabelirttiğigibi, Arapça olmayan bir kelime olup müellifin bu bilgiden haberi olmamıştır.
Ebü'l-Abbas el-Ebyânî et-Tûnisî, simsarlar ve onlarla ilgili hükümlere dair bir eser kaleme almıştır.[288]
Dokumacı
Sahîh-i Buhâri'de Sehlb. Sa'd'dan şu rivayet nakledilin Bir kadın bir hırka (bürde: çizgili bir elbise, veya siyah küçük kareli bir elbise olduğu söylenmiştir.) getirdi. (Râvi şöyle dedi: Biliyor musunuz bürde nedir? Kendisine şu cevap verildi: Evet, o kenarı ince kadifeden kumaştır, denildi) ve "Ey Allah'ın Resulü, bunu kendi elimle dokudum, sana giydirmeye geldim." Hz. Peygamber (sav) de onu aldı...[289]
Buhâri bu hadisle ilgili olarak "Kitâbu'l-Buyû" da "dokumacı babı" adıyla bir başlık açarak anılan hadisi zikretmiştir. Ayni şöyle der: "Dokunmuştur" ve "dokudum" sözleri, zorunlu olarak dokumaya delâlet eder.[290] Anılan hadisi Buhâri "Kitâbu'l-Cenâiz" deki bablardan "Resulullah (sav) zamanında kefen hazırlayan kimse ve Resulullah'ın bunu reddetmemesine dair bâb" başlığında da vermiş olup hadise bu yerlerde bakınız.
el-İhyâ'da "Rub'u'l-münceyâf'tan "Kitabü'1-fakr ve'z-zühdMün sonlarında Sinan b. Sa'd'dan şöyle dediği nakledilir: Kadın, Hz. Peygamber'e (sav) yünden siyah-beyaz benekli bir cübbe ördü ve kenarlarını da siyah yaptı. Resulullah (sav) onu giyince "bakın ne kadar güzel ve ne kadar yumuşak!" dedi. Bir bedevi ayağa kalkıp "Ey Allah'ın Resulü, onu bana hibe et" dedi. Resulullah (sav), kendisinden birşey istendiğinde cimrilik etmezdi, cübbeyi ona verdi ve kendisine de başka bir cübbe dokumasını emretti. Hz. Peygamber (sav), cübbe tezgahta olduğu halde (daha bitmemişken) vefat etti.[291] Irâki, el-thyâ'nın hadislerini tahricinde şöyle der; Bu hadisi Tayâlisi ve Taberâni, Sehl b. Sa'd'ın rivayeti olarak tahric etmişlerdir. Hadis, Taberâni'nin rivayetinde bu son şekliyledir, el-lhyâ'mn nüshalarının çoğunda râvi Sinan b. Sa'd şeklinde geçer ki yanlıştır.[292] Hafız İbn Hacer bu hadisi el-tsâbe'de Sinan b. Sa'd'dan naklederek onaylar.[293]
Derim; Bu hadisle, Hafız İbn Kayyim'in et-Turuku'1-hükmiyye'de "Medine'de dokumacı yoktu, onlara elbise Yemen, Şam ve diğer yerlerden geliyor, onlar da satın alıp giyiyorlardı" sözünün[294] isabetsizliğini anlamış olursun
Derim: Geçen kıssada, Hz. Peygamber'in (sav) kadın tarafından kendisi için yapılan hırkayı çıkarıp birinin de ondan hoşlanması üzerine ona giydirmesi ile ilgili olarak Hafız İbn Hacer Fethu'l-Bârfde "Kitâbu'l-Cenâiz" de şöyle der: Taberâni, Zem'a b. Salih'in rivayetinde, Hz. Peygamber'in (sav) kendisi için başka bir hırka yapılmasını emrettiğini, kadının hırkayı daha bitirmeden Resulullah'ın (sav) vefatettiğini belirtir.[295] Bu esere bakınız. Ebû Dâvud et-Tayâlisi Sa'd b. Sehl'den şu rivayeti tahrie eder: "Hz. Peygamber (sav) vefat etti, tezgahta kendisi için dokunan bir yün cübbe vardı." Ebu'ş-Şeyh de Sehl b. Sa'd'dan şu rivayeti nakleder: "Hz. Peygamber'e (sav) siyah-beyaz benekli yün bir cübbe dikildi ve onu giydi..." (Hadis).[296] İbnü'l-Cevzî'nin Telbîsu İblîs'inde şu bilgi geçer: Zübeyr b. Avvâm, Amr b. Âs ve Âmir b. Küreyz yün ve ibrişimden kumaş imal ediyorlardı.[297]
Terzi
Ayni Umdetü'l-kârî'de, Arapça'da terzi manasına gelen "hayyât" kelimesinin, buğday satıcı manasına "hannât" ve yaprak satıcı manasına "habbât" ile karıştırıldığını söyler. Yaprak satıcılarından biri îsa b. Ebî İsa olup önce terzi idi, sonra yaprak satıcılığı yaptı.[298] îbn Sa'd'ın Tabakât'ında Hz. Âişe'den şöyle dediği rivayet edilir: Hz. Peygamber (sav) ev işleri yapardı, çoğu zaman yaptığı da terzilikti.[299]
İbn Kuteybe'nin el-Meârif inde şu bilgi verilir: Resulul-lah'ın (sav) Kabe anahtarını kendisine verdiği Osman b. Tal-ha terzi idi.[300] İbn Düreyd de bunu el-Vişâh'da zikreder.
Bu bilginin benzerini İbnü'l-Cevzî Telbîsu İblîs'te verir.[301] İbn Asâkir ve Hatîb, Sehl b. Sa'd'dan şu merfû rivayeti tahric ederler: "Salih erkeklerin işi terzilik, saîih kadınların da yün eğirmektir."[302] Sahîh-i Buhar i'de şu rivayet nakledilir: "Bir terzi, Resulullah'ı (sav) kendisi için yaptığı yemeğe davet etti. Bu yemeğe ben de Resulullah'la (sav) birlikte gittim." Buhâri bu hadisle ilgili olarak "Kitâbu'UBuyû" da "terzi babı" adıyla bir başhk açar ve anılan hadisi kaydeder.[303] Ayni Umdetü'l-kârî'de Hattâbi'nin şöyle dediğini kaydeder: "Bu hadiste, terzilik karşılığında ücret almanın caiz olduğuna delil vardır." O, bunu, dikişlerin (terzieiliğin) görülür ay nlar ve malum vasıflar olmadığı gerekçesiyle kabul etmeyenlere reddiye olarak belirtmiştir. Terzilik sanatında, Buhâri'nin zikrettiği demircilik, kuyumculuk ve marangozluk gibi sanatlardan farklı bir özellik vardır. Çünkü bu sanatkarlar demir, odun, gümüş ve altın sahibinin siparişi çerçevesinde bir san at-1 mahz icra ederler ki bu da bir sanatta sınır ve mahiyetine vakıf olunan işler olup başkası ile karışmaz. Terzi ise çoğu zaman kendisine ait ipliklerle diker ve böylece sanata aleti de eklemiş olur. Bunlardan biri ticaret, diğeri ise icâre manası taşır ve herbirinin payı diğerinden ayırd edilemez. Sanatkarlar arasında mutad olduğu üzere, kendi ipliğiyle diktiği ve kendi boyasıyla boyadığı zaman ayakkabıcı ve boyacıda da durum böyledir. Bütün bunlar kıyasa göreîasid muameledir. Fakat Hz. Peygamber (sav) Şeriat'ın ilk vazedildiği zamanlarda onları bu adet üzere buldu ve bunu değiştirmedi. Zira bu durumu değiştirmeleri kendilerinden istenseydi sıkıntıya düşmüş olurlardı. Bu sebeple böyle bir muamele, insanlara kolaylık bulunmasından dolayı, kıyas dışı kalmış ve öteden beri amel buna göre yapılmış olup sahihtir.[304]
Marangoz
Daha önce Hz. Peygamberdin (sav) minberi konusunda, onu yapanın adı ile ilgili görüş ayrılıkları zikredilmişti. Orada, bu sanatla uğraşan yedi kişinin yardımlaşarak minberi yaptıkları hususunda delâlet mevcuttu. Nitekim Hz. Abbâs marangoz hizmetçisi için "insanların işi en iyi yapanıdır" demişti.[305] Hz. Peygamberdin (sav) Tâif halkı üzerine mancınık la atış yaptırdığı, ashaptan bir grubun bir d e b b â b e altında, yıkmak üzere Tâif surlarına yaklaştıkları bu d e b b â b e nin İslâm'da yapılan ilk debbâbe olduğu gibi hususlar,[306] bu sanatın Resulullah (sav) zamanında yüksek bir seviyede olduğunu gösterir.[307]
Çocuk Beşiği
el-İsâbe'de Hz. Peygamber'in (sav) oğlu İbrahim'in biyografisinde, İsmail es-Süddîınin Enes'ten naklettiği şu rivayeti buldum: "İbrahim, beşiği dolduruyordu."[308] Bu rivayet beşiğin ve beşik yapanın o zaman mevcut olduğunu göstermektedir. Siyer ve mevlid kitaplarında Resulullah'ın (sav) beşiğinden sözedilir. Şihâbüddin el-Halvâni büyük Mevlidinde şöyle der: Beşik, çocuğun büyütüldüğü ve uyuması için sallandığı şeydir. Çocukluk zamanından mecaz-ı mürsel olarak yatak manasında da kullanılır. er-Rekâ-ik'te şu bilgi geçer: İbnEbi'z-Zi'b,[309] halife Mansur ile konuştu. Konuşmasında sert ve katı olup şöyle dedi: "Vallahi, ey mü'minlerin emîri, ben sana oğlun Mehdi'den daha nasihatçıyım!" Sonra Süfyân ile karşılaştı, Süfyân ona şöyle dedi: "Ey Ebû Haris, şu zorbaya söylediklerinle sevindik, fakat ona dediğin 'oğlun Mehdi* sözünden hoşlanmadım." İbn Ebî Zi'b ise ona şöyle karşılık verdi: "Allah seni bağışlasın ey Ebû Abdullah, hepimiz 'mehdi'yiz, hepimiz mehd'de (beşik) idik!."
Hafız Suyûti'nin el-Hasâisu'1-kübrâ'sında İbnü't-Tarrâh'm şöyle dediği zikredilir: Ebû Abdullah Muhammed b. Mualla el-Ezdî'nin Kitâbu't-Tarkîs'inde[310] Halimetnin (ra) Resulullah'ı (sav) salladığı zaman söylediği şiirlerden şunu gördüm:
Ya Rab ona verdiğin zaman öyle bırak
Onu yükselt yücelere yücelt onu
Düşmanların onun hakkındaki bâtıl
İddialarını geçersiz kıl.[311]
el-İsâbe'de Abdullah b. Zübeyr b. Abdülmuttalib'in biyografisinde, Zübeyr b. Abdülmuttalib'in Resulullah'ı (sav) küçükken salladığı ve şöyle dediği kaydedilir:
Muhammed b. Abdullah
Yaşadın nimet dolu bir hayat
İzzet ve yücelik içinde.[312]
el-İsâbe'de Şeyma bint Hâris'in biyografisinde de şu bilgi verilir: Muhammed b. Mualla el-Ezdî et-Tarkîs adlı kitabında, Şeyma'nın (ra) Resulullah'ı (sav) sallarken şöyle dediğini zikreder:
Ey Rabbimiz bize bırak Muhammed'i
Göreyim ta kî onu onbeşinde yirmisinde
Sonra da efendi ve kadri yüce olarak
Düşman ve hasetçilerini rezil rüsvay edeyim
Ona bir yücelik ver ki sürsün sonsuz olarak
Muhammed b. Mualla şöyle der: Ebû Urve el-Ezdî bu şiiri söylediği zaman şöyle derdi: Ne güzel, Allah onun duasını ne güzel kabul etti.[313]
Ahşaptan Kadeh Yapan
İbn İshak'ın Sîret'inde Ebû Râfi ile ilgili kıssada onun şöyle dediği kaydedilir: Ben kadeh (bardak) yapardım, onları zemzem hücresinde yontardım.[314]
Bu bilginin aynısı Ebû Râfi'in İbn Sa'd'ın Tabakât'ındaki biyografisinde de geçmektedir.[315]
Kuyumcu
Buhâri "Kuyumcu ile ilgili olarak söylenenler babı" başlığını açar ve Hz. Ali'nin Hz. Fâtıma ile zifafa girmek istediği zamanla ilgili olarak şöyle dediğine dair rivayeti tahric eder: "Benî Kaynuka'dan (Medine yahudilerinden bir grup) kuyumcu biriyle, izhir[316] getirmek için benimle gelmesi hususunda sözleştim. Onu kuyumculara satıp düğün yemeğimde harcamak istedim"[317] Yine Sahîh-ı Buhân'de, Mekke'nin bitkilerinin koparılmasını haram kılan Resulullah'a (sav) Hz. Abbâs'ın söylediği şu söz kaydedilir: "Kuyumcularımız ve evlerimizin tavanları için izhir (kesilmesi) hariç."[318]
Hafız Ibn Hacer Fethu'l-Bârî'de, bu başlık altında verilen hadisle ıl-gılı olarak şöyle der Bu hadisten, gayrimüslim bile olsa kuyumcu ile muamelenin caiz olduğu, sözgelimi insanların en rezillerinin uğraşmasında olduğu gibi bir sanata fesat girmesinin, o sanat erbabı ile muameleyi terket-meyı gerektirmediği anlaşılmaktadır Müellif bununla muhtemelen "insanların en yalancıları boyacılar ve kuyumculardır"[319] hadısıne işarette bulunmuş olup Ahmed b Hanbel ve başkaları tarafından tahrıc edilen bu hadisin isnadı " m u z d a r ı b " tır Ibn Hacer sonra şöyle der Bu başlığı açmaktan maksat, kuyumculuğu ve Resulullah'ın (sav) bunu onayladığını zikretmektir.[320]
el-tsâbe'de müellif, kuyumcu Ebû Râfî'ın biyografisini verir ve Ibra-hımel-HarbfnınGarîbü'l-hadîs'te " c e y y ı d " (sahıh,makbul)bırse-nedle Ebû Râfi'den şu rivayeti tahrıc ettiğini zikreder Hz Ömer bana şaka yaparak şöyle dedi "insanların en yalancısı kuyumcudur, 'bugun-yarın' der"[321]
Bedruddın ed-Demâmînî Sahih-i Buhâri şerhinde "Kuyumcu babanda Ibnu'l-Muneyyır'den şu nakilde bulunur Kuyumcu ile muamele konusunda bir tembih vardır Şöyle ki kuyumculuk güzel bir sanat olup onunla uğraşan kimseyle muamelede bulunmaktan ne din ne mürüvvet bakımından kaçınmamalıdır Bazankışının sanatındafesatçoğalırveonunlayahu-dıler gibi insanların en rezilleri uğraşırlar Bu onunla meşgul olan kimsenin ne ayıplanmasını (şahitliğine engel oluşu) gerektirir ne de "adalet" konusunda derecesini duşurur Anlaşılan şudur ki Araplar nazarında, kendisiyle uğraşılması tabiatın aşağılığı ve mürüvvetin düşüklüğüne işaret olan sanat, bu orfun geçerli olduğu zaman ve yerde onunla uğraşan için ayıplayıcı-dır Mahkı imamlarından Ibn Muharrız şöyle der "Çopçu, debbâg, hacamatçı ve dokumacı gibi aşağı meslek sahiplerinin şahitlikleri, layık olmadığı halde bunu isteyerek yapan kimse dışında, reddedilmez Böylesi kimsede reddedilmesi ise bu durumun onun aklında bir eksikliğe delâlet etmesin-dendir." Bu bilgi Demâmîni'nin el-Mesâbîh adlı eserinde nakledilmiştir.[322]
Nakkaş
Ibn Ebî Hatim el-tlel'de, Ukayli yoluyla, onun Abdullah b. Muhammed b. Akîl'den, onun da annesinden şu rivayetini tahric eder: "Resulullah (sav) Akîl'in yanına girdi ve Necâşi'nin kendisine hediye ettiği kıiremsi yüzüğü ona hibe etti. Resulullah (sav) ona Ihlas ve Muavvizeteyn surelerini yazdırmıştı." Ibn Ebî Hatim şöyle der: Babam, hadisin "münker" veUkay-li'nin Abdullah b. Muhammed b. Akîl'in oğlu olduğunu, hadisinin de "leyse bi-şey" olduğunu söyledi.[323] Yine el-İlel'de müellif şöyle der: Babama, Kasım b. Muhammed b. Akîl'in Abdullah b. Muhammed b. Akîl'den, onun daCâbir'den (ra) rivayet ettiği "Necâşî Hz. Peygamber'e (sav) içinde resim olan bir gümüş yüzük hediye etti. Hz. Peygamber onun etrafına İhlas ve Muavvizeteyn'i yazdı" hadisini sordum, hadisin münker ve Ka-sım'ın da "metrûkü'l-hadîs" olduğunu söyledi.[324]
Derim: "Münker" terimihadisotoritelerince.manasıbakımın-dan münkerlik kastedilse bile, bazan " f e r d " hadis için kullanılır. Bu konuda, Hz. Peygamber'in (sav) hükümdarlara yazdığı mektuplarla diğer belgeleri mühürlemek için kerim adını yüzüğüne nakşettirdiğine dair hadisler, başka hadislere ihtiyaç duyurmamaktadır. Nakısın Medine'de yapılmış olması, orada nakış yapanların varlığım gerektirir. Kelâi'nin el-îktifâ adlı eserinde, Muğire b. Şu'be'nin hizmetçisi Ebû Lü'lüe'nin nakışçı, demirci ve marangoz olduğu zikredilir.[325]
Altından Burun Yapımı
el-İsâbe'de müellif, Dahhâkb. Arfece es-Sa'dî'nin biyografisini verir ve Ibn Mende'nin ondan şu rivayette bulunduğunu kaydeder: Kilâb savaşında onun burnu yaralandı, Resulullah (sav) altından bir- burun takmasını ona emretti, Ibn Hacer, müelliflerin hadisi bu şekilde zikrettiklerini, fakat meşhur rivayete göre burnu yaralanan kimsenin Arfece olduğunu söyler.[326] el-İsâbe'de (III, 284) Tarafe b. Arfece'nin de biyografisine bakınız.[327] Arfe-ce'nin bu hadisi Tirmizi'nin Câmi'inde de mevcut olup Tirmizi şöyle der: İlim ehlinin birçoklarından, dişlerini altınla tutturdukları rivayet edilmiştir.[328] Hz. Peygamber (sav) altının özelliğinin, kokmaması olduğuna işaret etmiştir.
Derim: Ebû Dâvud Sünen'inde Arfece hadisiyle ilgili olarak "Dişleri altınla tutturmaya dair hadisler babı" başlığını açarak şu tahricde bulunur: "Kilâb savaşında Arfece b. Esad'ın burnu kesildi. O gümüşten bir burun yaptırdı, burnu koku yapınca Hz. Peygamber (sav) ona emretti, o da altından bir burun taktı."[329]
Derim: Bu, sanat incelik ve titizliği konusunda ileri seviyeyi gösteren en büyük delildir. Çünkü altından burun yapıp onu yerine bağlamakher sanatkar veya ustanın yapabileceği bir iş değildir. İbn Sa'd Tabakât'da şu tahricde bulunur: "Hz. Osman, dişlerini altınla tutturmuştu."[330] Bununla, Bustâni'nin Dâiretü'l-meârif te "sin" harfinde (X, 125) belirttiği üzere bazılarının diş cerrahisi ve diş yapımını yeni buluşlardan saymalanndaki isabetsizliği anlamış olursun. Bu görüş kabul edilebilir değildir. Nitekim Yunan ve Latin şairlerinin şiirlerinde yapma dişlerin anıl dığı da kaydedilmektedir.[331]
Ashabın Çok Sayıda Mevcut Olduğu Hz. Osman'ın Halifeliğinin Son Zamanlarında Yeldeğirmeni Yapımı
Şihâbüddin el-Mercânî'nin Vefiyyetü'l-eslâf mda (s. 335) Arapların Hz. Osman'ın halifeliği sırasında hicretin 29. (650) yılında, müteaddit kutularda gidip gelen rüzgârlarla işleyen yeldeğirmenleri yaptıkları zikredilir.[332]
Ressam (Musavvır)
Buhâri, Sahih'te "cansız resimleri satma ve resimlerden mekruh olanlara dair bâb" başlığını açar ve Said b. Ebi'l-Hasan'dan şu rivayati tahric eder: Ben İbn Abbâs'ın yanındaydım. Bir adam gelerek şöyle dedi: "Ey Ebû Abbâs,[333] ben geçimi el sanatıyla olan bir insanım, şu resmileri yapıyorum." İbn Abbâs, resim yasağına dair hadisi haber verdikten sonra şöyle dedi: "Vah sana, bunu mutlaka yapmak zorundaysan şu ağacı ve benzeri ruh bulunmayan her şeyi yap."[334]
İmam Melikü'l-ulemâ Alaüddin b. Mesud el-Kâsânî el-Hanefî'nin Bedâiu's-senâi' fî tertîbi'ş-şerâi' adlı eserinde (I, 117) İbn Abbâs'tan, onun bir ressamı resim yapmaktan nehyettiği nakledilir. Ressam "nasıl yapayım, bu benim geçim vasıtam?" deyince İbn Abbâs "Mutlaka yapman gerekiyorsa ağaç resimleri yap" dedi. Kâsâni Bedâi*de şu bilgiyi de zikreder: Resim, uzaktan bakan kimse tarafından görünmeyecek kadar küçük olması halinde bir mahzuru yoktur. Çünkü putlara tapanlar, onlardan son derece küçük olanlara tapmıyorlardı. Resim yaygıda ve kıblenin arka istikametinde veya namaz kılanın ayağı altında olsa bu yaygı üzerinde namaz kılmak mekruh olmadığı gibi herhangi bir mahzuru da yoktur. Rivayet edildiğine göre Ebû Musa'ya ait bir yüzükte iki sinek şekli vardı. Hz. Ömer zamanında Hz. Danyal'a (as) ait yüzük bulunduğunda kaşı üzerinde, aralarında bulunan bir adamı yalayan iki aslan vardı.[335]
Mevâkibu Rebî'de (s. İ92) de şu bilgi verilir: Hz. Danyal'm (as) yüzüğünün nakşı, Rabbinin nimetini unutmaması için, onu yalayan iki aslan şeklinde idi. Ebû Musa el-Eş'arî Basra ve Fars arasında Ahvâz memleketlerinden biri olan Sus şehrindeki nehirde onun kabrini bulduğunda yüzüğü elde etmişti. Ebû Musa Hz. DanyaVın naşını çıkarmış, kefenlemiş, namazını kılmış ve sonra da Sus nehrine defnetmişti.[336] Bu yüzük Ebû Musa'nın oğlu Ebû Bürde'nin elindeydi.
Arif en-Nâblusî'nin ŞerhuVTarîkati'l-Muhammediyye'sinde (II, 308) el-Kâfî'den naklen şu bilgi verilir: Ebû Hüreyre'nin yüzüğü üzerinde iki sinek şekli vardı. Danyal'ın (as) yüzüğü üzerinde de bir erkek ve bir dişi aslan ile aralarında yaladıkları bir çocuk şekli vardı. Hz. Ömer ona bakınca gözleri doldu. Şöyle ki, Danyal (as) süt bebeği iken derin bir kuyuya atılmıştı. Allah Teâlâ ona, kendisini koruyacak bir erkek ve emzirecek bir dişi aslan lütfetti, onlar da Danyal'ı (as) yalıyo» lardı. Bu nakışla o, Allah'ın kendisine olan lütfunu yaşatmak (unutmamak) istedi. İbn Abbâs'ın da küçük resimlerle çevrelenmiş bir ateş ocağı vardı. Hz. Danyal'ın anılan yüzüğü Hz. Ömer zamanında bulundu, o da Ebû Musa el-Eş'arfye verdi. Şöyle ki, Buhtunna-sır'a "bir çocuk doğacak ve senin yokoluşun da onun eliyle olacak" dendi. O da doğan her çocuğu öldürmeye başladı. Danyal'ın, annesi doğum yapınca, ölümden kurtulması ümidiyle onu bir kuyuya attı. Allah da ona erkek ve dişi aslanı lütfetti.[337] Bu bilgi en-Nihâye ve el-Feth'de de geçmektedir.[338] Nab-lusi sonra da el-Bahr'dan şu bilgiyi nakleder: Resim dinar ve dirhemlerin üzerinde olunca meleklerin eve girmekten çekinip çekinmeyecekleri konusunda âlimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Kadı Iyâz'agöre ilgili hadisler tahsis edilmiş olup bu şekiller meleklerin eve girmesine engel olmaz.
Nevevı[339] ise lafzın umum ifade ettiği (ve dolayısıyla melekleri engelleyeceği) görüşündedir.[340] Sayrafi'de,[341] resimlerin ortulu olması halinde bir mahzur bulunmadığı belirtilmiş olup bu bilginin aynısı el-Hulâsa ve Câmiu'l-fetâvâ'da da geçmektedir Hazâinu'l-fetâva*da[342] da geçtiği üzere, kışının elinde resimler olduğu halde imamlık yaparsa, imamlığı mekruh olmaz.[343] et-Tefârîk'te kaydedildiği üzere kışı boyayla resimlenmiş bir evi yıkarsa, evin kıymetini tazmin eder, boya ve resimleri etmez [344]
Munâvı Şerhu'ş-Şemâil'de "yuzuk bâbı"nda Ibn Cemâa'dan şu nakilde bulunur "Hz Peygamber'ın (sav) yüzüğünde insan resmi bulunduğunu iddia eden kimse hata etmiştir " Munâvı şöyle der Burada hatayı mutlak olarak anmak gerekmez Zeynuddın el-Irâkî, m u r s e 1 veya m u ' -d e 1 hadisler ile mevkuf haberlerde (âsâr) yuzuğe resim nakşedıldığının kaydedildiğim belirtir Mu'del veya m u r s e 1 hadis, Abdurrez-zâk'ınMa'mer'den yaptığı şu rivayettir "Abdullah b Muhammedb Akıl bir yuzuk çıkardı ve Hz Peygamber'ın (sav) onu taktığını söyledi Yüzükte aslan şekli vardı " Ma'mer şöyle der "Arkadaşlarımızdan bazılarının o yuzuğu yıkayıp suyunu içtiklerini gordum " Bu hadis m u r s e 1 veya m u ' -d e 1 olup bununla delil ortaya konulmaz Mevkuf haberlere gelince, Ibn Ebî Şeybe Musannef inde "Huzeyfe'nın yüzüğünde, aralarında 'elhamdülillah' yazılı bulunan karşılıklı ıkı turna, olduğu,[345] Enes'ın yüzüğünde bir aslan[346] ve Imrân b Husayn'ın yüzüğünde de kılıç kuşanmış bir insan şekli işlenmiş olduğuna[347] dair haberler tahrıc eder Zeynuddın el-Irâkî şöyle der Bunlar mevkuf haber olup delil sayılamazlar Bazıları da sahih değildir Enes'ın haberi dışında ılletsız olmayanı da yoktur Onun haberi de resim yasağı ile ılgıh sahih hadislere aykırıdır
Derim Imrân'ın yuzuğu ve ona insan resmi nakşedıldığıne dair bu kıssayı Ibn Sa'd da Tabakât'da (VI, 5) onun biyografisinde verir.[348] Enes'ın haberi de "Enes'ın yüzüğünde bir kurt veya tilki vardı" lafzıyla orada geçer (VII, 11)[349] Tabakât'da Kadı Şureyh'ın biyografisinde, onun yüzüğünde, aralarında bir ağaç bulunan ıkı aslan olduğu,[350] Ebû Ubeyde b Abdullah b Mesud'un biyografisinde, onun yüzüğünde, dağlar arasında ıkı turna veya turna başı olduğu (VI, 146) zikredilir.[351] Yine Tabakât'da (VI, 210) büyük imam Dahhâk b. Müzâhir'in biyografisinde, onun gümüş bir yüzüğü, kupa (kadeh) benzeri bir kaşı ve nakşının da kuş şekli olduğu zikredilir.[352]
Hamza Fethullah el-Mısrî'nin el-Mevâhibü'1-fethiyye fî ulûmi'1-lu-ğati'l-Arabiyye fi, 235) adlı eserinde, Muâviye b. Ebî Süfyân'ın, üzerinde kılıç kuşanmış halde resmi bulunan dinarlar bastırdığı zikredilir. Fakat allâme Türk veziri Cevdet Paşa Tarih'inin mukaddimesinde şöyle der: Bazı tarihçiler Muaviye ile Halid b. Velid'in kılıç kuşanmış olarak resimlerinin sikkeye basıldığını nakletmişler ve Vâsıf Efendi de onları izleyerek Muaviye b. Ebî Süfyân'ın kılıç kuşanmış resmini sikkeye nakşettiğini kaydetmişse de mezkur rivayetin nakli sübut ve sıhhat derecesine ulaşmamıştır (Cevdet Tarihi'nin Arapça tercümesi, s. 270).[353] Bu hususta "Birinci Bölüm"de yastıkla ilgili olarak geçen bilgilere bakınız.[354]
Ebü'l-Kasım et-Tücîbî Rihle'sinde şöyle der: Uzun Ömürlü sadûk müs-nid Nâsirüddin Ebû Hafs b. Abdülmun'im ed-Dımaşkî, kendisine "kıra-afımla bize faziletli ve fakih imam Şeyh Muvaffakuddin Ebû Muhammed Abdullah b. Ahmed b. Muhammed b. Kudâme el-Makdisfden şunu haber verdi: Bize rivayet edildiğine göre Ömer b. Hattâb (ra) Şam'a gittiğinde, ehl-i kitab kendisi için yemek yapıp onu davet ettiler. Yemeğin nerede olduğunu sorunca, kilisede olduğunu söylediler. Hz. Ömer oraya gitmeyi hoş bulmadı ve Hz. Ali'ye halkla birlikte gitmesini söyledi. O da müslümanlarla birlikte gitti, kiliseye girip yemek yediler. Hz. Ali resimlere bakmaya koyuldu ve şöyle dedi: "Ne olurdu emîrü'l-mü'minîn (kiliseye) girse ve yemekten yeseydi!." Ben bu olayı adı geçen İmam Muvaffakuddin İbn Kudâme'nin Zemmü'l-müvesvisîn ve zemmü*l-vesvese[355] adlı eserinde bizzat gördüm (Mısır baskısı, s. 19).
Hanbelilerin büyük kitaplarından, Şeyh Mansur b. İdris el-Hanbe-lî'nin Keşşâfü'1-kınâ an metnfl-tknâ[356] adlı şerhinde, asıl metinde geçen "velimeye (düğün yemeği) davet edilenkimse,oradacanlılara ait resimler işlenmiş perdeler görse, eğer onları indirmek"veya resimlerin başlarını kesmek imkânı varsa bunu yapar, değilse bunlar izale olunmadıkça orada oturması mekruh olur" şeklindeki bilgi verilirken müellif şöyle der: el-tnsâf adlı eserde, mezhepte kuvvetli görüşün bunun haram olmadığı şeklinde olduğu kaydedilir.[357] Yine Keşşâfü'l-kınâ'da "Hz. Peygamber (sav) Kabe'ye girip orada Ht. İbrahim ile İsmail'i fal oklarıylakura çekerken gösteren resimleri görünce, 'Allah onlara lanet etsin, biliyorlar ki Hz. İbrahim'le İsmail fal oklanyla asla kura çekmemişlerdi'. Bu hadisi EbûDâvud rivayet eder"[358] şeklinde metinde geçen bilgiden sonra da müellif şöyle der: Kilise[359] ve havralara girmek haram olmayıp buralar da resimlerden hali değildir, içinde resim olduğu için meleklerin bir eve girmemesi, o evde köpek bulunmasında olduğu gibi, eve girmenin haram oluşunu gerektirmez. Yanlarında çan bulunan kimselere eşlik etmek de meleklerin onlara eşlik etmemelerine rağmen haram değildir. O halde davete icabette bulunmamak, böyle yapanı (resim bulunduranı) cezalandırmak ve yaptığından vazgeçirmek maksadıyla mubah olur.[360]
Mısırlı âlimlerden biri şöyle der: Araplar Abbasiler devrinde duvarlara ve kitap sayfalarına şematik harflerle son derece itinalı resimler yapmışlardır. Biz, hicri uçuncu yüzyıla tarihlenen eski bir kitaba muttali olduk ki müellifi onda bir grup seçkin şahsiyetin resmini yapmıştı Son olarak da IV., V. ve VI. yüzyıllara tarihlenen birçok kitaba vakıf olduk. Kim Endülüs tarihini okursa, halife Abdurrahman en-Nâsır'ın hakkında darb-ı mesel söylenen Kasru'z-Zehrâ'yı yaptırdığını, onu cariyesi Zehra'ya mesken yapıp onun adıyla adlandırdığını ve kapısı üzerine şematik resme sembol olarak onun resmini yaptırdığını görür.
Şerif Ebû Abdullah el-Cevvânî en-Nukat alel-hitat adlı kitapta şöyle der: Halife Âmir-Biahkâmillâh[361] ahşaptan büyük bir bina yaptırdı. Çeşitli renklerle boyanmış bu yapının üstüne şairlerle memleketlerinin resimlerini yaptırdı. Onların her birinden de medhe dair birer kıta şiir istedi ve bu şiirler her şairin başı yanına yazıldı. Her birinin resminin yanıbaşına da suslu zarif bir raf yaptırdı. Âmir bu yapıya girince şiirleri okudu ve sevinç duydu. Her rafa da her biri elli dinar ihtiva eden kapalı (muhurhı) birer resim konulmasını ve her şairin girip kendi resmini bizzat almasını emretti ki birçok şairdiler. Endülüs'te Gırnata'da Elhamra sarayı harabeleri içinde hicrî VIII. yüzyıla ait olduğu anlaşılan ve Arap üslubu üzere, kadıları gösteren bir resim bulundu.
Derim: Endülüslü kadılara ait anılan resmin aslından çekilmiş fotoğrafını gordum. Paris'te Millî Kutuphane'ye giden biri, VI-VII yüzyıllarda yaşamış bir astronomi âlimine ait ve birçok tanınmış musluman şahsiyetlerin resimleri bulunan tarihe dair bir kitap gördüğünü söyledi Bunlardan bin de Hz. Pegyamber'in (sav) resmiydi. Anlaşılan bu resim hayalî olup gerçek değildir Makrızı'nin el-Hıtat'daDav'u'n-nibrâs ve ünsü'l-cüllâs fî ahbâ-ri'1-muzavvikîn mine'n-nâs adlı bir eserden nakilde bulunduğunu ve bunun ressamların biyografilerine dair kaleme alınmış bir eser olduğunu söylediğini gordum.[362] " Tabip ez-Zehrâvî'nin 584 (1188) yılına tarihlenen ve cerrahî aletlerin son derece özenle yapılmış resimlerini ihtiva eden cerrahîye dair bir kitabı vardır. Bu aletlerden bazılarının, yakın zamanlarda bulunmuş olduğu sanılan cerrahî aletlerin benzerleri olduğu bu resimlerden anlaşılmaktadır, Ferid Vecdi'nin Dâiretü'l-Meârif inde "Kitâb" maddesine bakınız.[363] Ben Şam'da Şeyhü'l-Ekber Muhyiddin İbnü'l-Arabî ve Veîiyüddin İbn Haldun'un elle yapılmış birer resmini gördüm. İbn Haldun'un İspanya şehirlerinden Escurial'de bulunmuş bir resminden çekilmiş fotoğrafı bende mevcuttur. Allah en doğrusunu bilir.[364]
Lambada Yakmak Veya Gemi Kerestesine Sürmek İçin İçyağı Kullanılması
Sahîh-i Buhâri'de Câbjr'den (ra), fetih yılı Mekke'de Hz. Peygamber'in (sav) şöyle dediğini duyduğu nakledilir: "Allah ve Resulü şarap, ölmüş hayvan eti, domuz ve put satımını haram kılmıştır. Şöyle denildi: 'Ey Allah'ın Resulü, ölmüş hayvanın içyağı ile gemi cilalanması, deri yağlanması ve insanların aydınlanmada kullanmasına ne dersiniz?' Resulullah (sav) bunun üzerine şöyle buyurdu: Hayır, o haramdır. Allah yahudilere lanet etsin, Allah Ölü hayvanların içyağını haram kılınca onu erittiler, sonra da satıp bedelini yediler."[365] Ali el-Kârî Şerhu'l-Mişkât'te "onunla gemi cilalanması" sözü ile ilgili olarak şöyle der: "gemilerin kerestelerini." Nevevi "o haramdır" ifadesiyle ilgili olarak "o zamiri satışa râcidir, faydalanmaya değil" der. Şafii ve talebelerine göre de doğru görüş budur. Ulemanın çoğunluğuna göre ise ondan faydalanma kesin olarak haramdır. Bu, yasağın umum ifade etmesinden dolayıdır. Ancak bundan tahsis edilen tabaklanmış deri bu hükmün dışındadır. Bizim mezhebimizde (hanefiler) sahih görüş, hariçten pislenmiş zeytin yağı, sade yağ vb. yağların aydınlatma vb. yerlerde kullanılmasının caiz olduğudur; zeytin yağının sabun yapılması, pislenmiş balın arılara, ölü hayvan etinin köpeklere ve yiyeceğin de hayvanlara yedirilmesi gibi. Ebû Hanife ve talebeleri, satıcının açıkça söylemesi halinde pislenmiş zeytin yağının satışını caiz görmüşlerdir.[366]
Süt Satışı
Ebubekir b. Ebî Meryem şöyle der: Mikdâm b. Ma'dikerib'in bir cariyesi vardı, süt satıyor ve Mikdam da parayı alıyordu. Kendisine "subhanallah, süt satıp parasını mı alıyorsun?" dediler. O "evet, bunda bir mahzur yoktur, Resulullah'ı (sav) duydum şöyle diyordu: Bir zaman gelecek, dinar ve dirhemden başka bir şeyin faydası olmayacaktır" karşılığını verdi. Tebrîzi bu hadisi Mişkât*da Ahmed b. Hanbel'e isnadla vermektedir.[367] Ali el-Kârî, Mişkât şerhinde hadisle ilgili olarak Tîbf den naklen şöyle der: Bunun manası şudur: İnsanlara kazançtan başka birşeyin faydası olmayacaktır. Zira onu terkederlerse harama düşeceklerdir. Nitekim birine "kazanç seni dünyaya yaklaştırıyor" denilince şu karşılığı vermişti: "Hayır, beni dünyaya yaklaştırmıyor, beni ondan koruyor." Selef âlimleri şöyle derdi: "Ticaret yapın ve kazanın, öyle bir zamandasınız ki biriniz muhtaç duruma düşecek olursa yiyeceği ilk şey dini olacaktır!." Rivayet edildiğine göre Süfyân'ın bir malı vardı, onu karıştırıp duruyor ve şöyle diyordu: "Eğer bu olmasaydı, Abbasîler beni mendil gibi pisliklerini silmede kullanırlardı."[368]
Demirci
Sahîh-i Buhâri'de Enes b. Mâlik'ten şu rivayet nakledilir: "Resulullah (sav) ile birlikte demirci Ebû Seyf in yanına girdik. O, İbrahim'in süt babasıydı."[369] Çünkü hanımı Ümmü Bürde ona sütünü emdirmişti. el-İstîâb'da, Hz. Peygamberdin (sav) oğlu İbrahim'in vefatı olayı ile ilgili olarak Enes'in şöyle dediği zikredilir: Hz. Peygamber (sav) gitti, ben de kendisiyle birlikte gittim. Ebû Seyf i körüğünü üflerken bulduk. Ev dumanla dolmuştu. Hz. Peygamberdin (sav) önünde süratle giderek Ebû Seyf e vardım ve ona "Ey Ebû Seyf, dur, Resulullah geldi" dedim, o da durdu.[370]
Derim: Buhâri Sahîh'te "demirci babı"[371] başlığına yer verir. Hafız İbn Hacer şöyle der: Bu başlıktaki "kayn" kelimesi "kâf harfinin fethasıyla okunur. İbn Düreyd şöyle der: "Kayn, esas olarak demirci demektir. Sonra Araplar her sanatkâr için bunu kullandılar." Zeccâc şöyle der: "Kayn, mızrak demirlerini yapana ve demirciye denir." Buhâri (başlıkta kayn ve haddâd kelimelerini kullanmakla) sanki iki kelimenin ayrı manalara geldiğini esas almıştır. Bu başlık altında zikrettiği hadiste yalnız "kayn" kelimesi geçmekte olup anlaşılan Buhâri, hükümde aynı olmaları sebebiyle demirciyi de ona ilhak etmiştir.[372]
Buhâri'nin zikrettiği hadis Habbâb'm rivayeti olup o şöyle der: "Câhiliyye devrinde kayn idim. Âs b. Vâil'de alacağım vardı, almak için ona gittim. O 'Muhammed'i inkâr etmedikçe sana vermem' dedi. Ben de 'Allah seni öldürüp tekrar sen dirilinceye kadar inkârda bulunmam' dedim... (Kıssa). Aynî Umdetü'l-kârî'de Mukâtil'in şöyle dediğini kaydeder: "Hattâb, Âs'a bazı mücevherler yapmıştı. Ücretini isteyince o şöyle dedi: Siz cennette ipek, altın, gümüş ve genç hizmetçiler olduğunu mu iddia ediyorsunuz? Habbâb, evet dedi. Âs da şöyle dedi: Sana, alacağını cennette vereceğim." Vahidi şöyle der: Kelbi ve Mukâtil, Habbâb'ın "kayn" olduğunu söylerler.[373] Ayni sonra şöyle der: Hadisten, demircinin "âdil" (şahitlik şartlarına sahip) olması halinde, sanatıyla uğraşmasının kendisine bir zararının olmayacağı anlaşılmaktadır. Ebü'l-Atâhiyye şöyle der:
Dikkat edin, takva yücelik ve ululuktur
Dünyaya olan sevginse aşağılık ve yokluk
Hür ve takva sahibi insana bir noksanlık yoktur
Muttaki olduktan sonra işi ister dokumak ister kan almak olsun.[374]
el-îsâbe'de (s. 27) Haris b. Kelede'nin azatlısı Ezrak b. Ukbe es-Sekafî'nin biyografisini vererek şöyle der: O, Hz. Peygamber (sav) Tâif i kuşattığı sırada İslâmiyyet'i kabul etmişti. O demirci (haddâd) ve kuyumcu (kayn) idi.[375] Şeyh Künti'nin el-Ecvibctü'1-nıühimme'sinde şu bilgi verilir: İslâm devletinde demir ve gümüş sanatkarlığının temeli şuna dayanır: Hz. Peygamber (sav) Hayber'i fethettiği sırada esirler arasında 30 "kayn"ı esir almıştı. Bunlar komisyoncu (simsar), sanatkar ve demirci (haddâd) idiler. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Onları müslümanların arasına bırakın; sanatlarından faydalansınlar ve onunla düşmanlarına karşı cihâdda güç kazansınlar." Bu sebeple bırakıhverdiler. Onlardan sanat öğrenenler sanatkar veya muallim diye adlandırıldılar. Onlara ise "kayn" denildi ve bunlar o günden başlayarak halkın büyüklerinin himayesine girdiler. Bu rivayeti Hatîb el-Kastaîlânî tahric etmiştir.
el-îsâbe'de müellif, Bişr b. Kays et-Temîmfnin biyografisini vererek İbn Şâhin'in Bişr b. Kays'tan şu tahricde bulunduğunu zikreder: Bişr, oğlu Ruhaym'la birlikte Hz. Peygamber'e (sav) geldi. Yaptığı bir yeminden dolayı, her ikisi bir zincirle bağlıydılar. Resulullah (sav) "Ey Bişr, onu kopar, senin üzerinde yemin yoktur!" buyurdu, o da zinciri kesti ve müslüman oldu.[376]
Derim: Hafız İbn Hacer Fethu'1-Bârf de "Kitâbu'l-Cihâd"da "zincirlere vurulmuş esirler bâbı"nda, el-îsâbe'de İbn Şâhin'e isnadla zikrettiği bu hadisten habersiz olmuştur. Orada ise İbrahim el-Harbî'den, gerçek anlamda zincirlerin varlığını nefyeden bir rivayet nakletmiştir.[377]
Buhâri "Kitâbu't-Tefsîr"de Âl-i İmrân sûresinde "Siz insanlar arasından çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz" (Âl-i İmrân 2/110) âyetiyle ilgili olarak Ebû Hureyre'den fra) şu rivayeti tahric eder: "insanların insanlara en hayırlı olanı, onları boyunlarında zincirlerle getirip İslâm'a sokanlardır... "[378]
Bina Ustası
Hz. Peygamberin (sav) yaptığı binalar: Hz. Peygamber (sav) Medine'ye ilk geldiği sırada Küba mescidini inşa etti[379] ve temelin atılmasına bizzat nezaret etti. Süheyli er-Ravdü'l-ünüf te şöyle der: İbn Ebî Hayseme şunu zikreder: "Resulullah (sav) Küba mescidini inşa ettiği zaman kıblesine taş koyan ilk kimse o oldu. Sonra Ebuoekir bir taş getirip koydu, sonra Ömer bir taş getirip Ebubekir'in taşının yanına koydu, sonra da insanlar binayı yapmaya koyuldular." Süheyli şöyle der: İslâm'da yapılan ilk mescid budur.[380]
Liderlerin Mîllî Ve Dinî Yapılara Temel Taşı Koymalarının Kaynağı
Bu husustaki temel esas, bir önceki başlık altında verilen bilgilerden anlaşılmaktadır.[381]
Devlet Başkanının Mescid Yerini Tayini Ve Kıble Yönünü Öğretmesi
el-tsâbe'de (I, 30J müellif, Üsâme el-Haneffnin biyografisini verir ve Bâverdi'nin onu sahabeden saydığını ve Muaz b. Abdullah b. Hubeyb yoluyla bir adamdan, onun da Üsâme el-Hanefî'den şöyle dediğini tahric ettiğini zikreder: Resulullah'a (sav) ashabı içinde pazarda rastladım, onlara "Resulullah nereye gitmek istiyor?" diye sordum, "bir kavme mescid yerini tesbite gidiyor" dediler.[382] Yine el-tsâbe'de d, 220) müellif, Câbir b. Üsâme el-Cühenî'nin biyografisini verir ve Buhâri'nin Târîh'inde,[383] İbn EbîÂsım'ın, Taberâni ve başkalarının Üsâme b. Zeyd yoluyla, onun Muaz b. Abdullah b. Hubeyb'den, onun Câbir b. Üsâme el-Cühenfden şu rivayetini tahric ettiklerini zikreder: Resulullah'a (sav) ashabı içinde pazarda rastladım. Onlara nereye gitmek istediğini sordum, "senin kavmin için bir mescid (yeri) belirledi" dediler. Geri döndüm, kavmim, "Resulullah bize bir me scid yeri tesbit etti ve kıbleye bir odun parçası dikti" dediler.[384]
Devlet Başkanının Bîr Yem Mescid Edinmesi Konusunda Kendisine Vekalet Edecek Kimseye Emri
eUtsâbe'de Abdullah b. Umeyr es-Sedûsî'nin biyografisinde onun dedesinin, Resulullah'ın (sav) yanından bir su matarası getirdiği ve Resulul-lah'ın ona şöyle buyurduğu zikredilir: "Memleketine vardığın zaman bu suyu o yere serp ve orayı mescid edin." Bu hadisi Taberâni el-Mu*cemü'l-ev-sat'da tahric etmiştir.[385]
Medine Mescidi (Mescid-İ Nebevi)
Sahîh-i Buhâri ve diğer kaynaklarda geçtiği üzere Hz. Peygamber (sav) mescidin yerine sahip olan Benî Neccâr*a haber gönderip onlara şöyle buyurdu: "Şu bahçenize fiat biçin." Onlar da "hayır, Allah'a an d ol sun onun bedelini, Allah'ın lütfedeceği dışında istemeyiz" dediler. Bunun üzerine ashap hurma ağaçlarını mescidin kıblesine dizdiler, mescidin iki yanına (temellerine) da taş koydular. Kayayı naklederken "Alla-hım, yok ahiret bayırından başka hayır/Yardım et ensar ve muhacirlere" şiirini okuyorlardı.[386] İbn İshak şöyle der: Nebi (sav), müslümanları çalışmaya teşvik için mescidin yapımında çalıştı.[387] İbn Cemâa şöyle der: Hz. Peygamber (sav) mescidin yapımını emretti, mescid kerpiçle yapıldı, temelleri taşla, direkleri hurma ağacı gövdesi, tavanı da hurma dallarından yapıldı. Kıbleye gelen taraftan arkaya doğru uzunluğu 100 arşın, diğer iki taraftan da bu kadardı. Böylece mescid kare şeklinde idi. Temel yerden yaklaşık üç arşın yüksekliğinde taştandı, üstü de kerpiçle inşa edildi.[388]
Allah Resulü’nün Mescid-İ Nebevi’yi Üç Kez İnşası Ve Bunlardan Birinin Dişili-Erkekli Kerpiçle Olduğu
el-Fecru's-sâti'de "mescidin yapımı bâbı"nda Ibn Atiyye'nin Tefsirinden şu nakilde bulunulur: Hz. Peygamber (sav) mescidini üç defa inşa etti. ilkinde "semît" ile, yani bir kerpicin onune birini koymak suretiyle; ikincisinde "dafra"[389] ile, yani duvarın enine bir buçuk kerpiç koyarak; üçüncüsünde ise dişili-erkekli, yani iki kerpiç üzerine enine iki kerpiç koymak suretiyle yaptı.[390]
Allah Resulü’nün Evleri
Allah Resulü, (sav) mescidi yaptıktan sonra, mescidin yanına evlerini (hücrelerini) kerpiçle yaptırdı. Evlerin tavanı hurma gövde ve dallarıyla, etrafı (duvarları) kerpiçle, iç bölümler ise çamurla sıvanmış hurma dalları ve yünden çullarla yapılmıştı. Bu hücrelere hava geçişini güzel sağlayacak, giriş ve çıkışı kolaylıkla ve süratle temin edecek kapılar koydu. Hz. Âışe'nin evi, Hz. Fatıma'nın evinin sırasında idi ve kıble tarafına açılan bir kapısı vardı. Ibn Zebâle'nin şu sözleri de bunu teyid eder: Hz. Hafsa ile Hz. Âişe'nin evleri arasında bir yol vardı, her ikisi evlerinde bulundukları halde, evlerinin yakınlığından dolayı birbiriyle karşılıklı konuşuyorlardı. Hz. Hafsa'nın evi, Hz. Âişe'nin güney-doğusunda bulunan Âl-i Ömer'in kulübesinin sağında idi. Bu ikisinin evlerinin aşağısında Resulullah'ın (sav) diğer hanımlarının evleri yer alıyordu. Hz. Fatıma'nın evinde, babasının evine bakan bir pencere kafesi vardı. Hz Peygamber (sav) oradan onun durumuna muttali oluyordu.[391]
Suheylı er-Ravdü'1-ünüf te şöyle der: Hz. Peygamber'in (sav) evleri dokuz taneydi, bazıları çamurla sıvanmış hurma dallarından ve tavanları da hurma dallanndandı. Bazıları ise ustuste konulmuş taşlarla yapılmış ve tavanları yine hurma dallarındandı Herevm bir hücresi Vardı; Hz. Peygamber'in (sav) hücresi, Ar'ar ağacıyla tutturulmuş kıl örgülüydü.[392]
Derim* Evlerin sayısının dokuz olduğunu ve her evde zaruri olarak bir tuvalet, yıllık zahire yeri ve mutfak, halkla görüşmek için bir yer, Resulul-lah'ın (sav) pâk hanımlarıyla geceleyeceği bir yer bulunduğunu bildikten sonra bunlara silah ve nakil aletlerini depolama yeri, koyun, sığır, at, deve, eşek ve Resulullah (sav) ile beytulmale ait malların konulduğu yerleri, misafir evi, hapishane, hasta yeri, Ehl-i Suffe'nin barınağı ile diğer ihtiyaçları için ayrılan yerleri de ilave ettiğiniz zaman bu yapıların büyüklüğünü ve bu bölümlerin genişliğini anlamış olursunuz Yapı için gerekli olan bu bolumleri çoğu kimse bilmez ve zannederler ki Resulullah'ın (sav) evleri son derece dar ve az sayıda idi. Andolsun, Hz. Peygamber (sav) başlangıçta bu kadarını yapmış olur da sonra bundan daha genişini nasıl yapamaz. Eğer Medine'de hicretten sonra, on yıldan fazla yaşayıp da savaşlardan, ordular çıkarmak ve etrafa seriyyeler göndermekten başka işlerle uğraşabilseydi bakınız neler yapardı.[393]
Allah Resulünün Oturması İçin Seki
Ebû Muhammed İbn Hayyân Ahlâku'n-Nebî'de Ebû Hurey-re ile Ebû Zer*den nakledilen şu rivayeti zikreder: Hz. Peygamber (sav) ashabının arasında otururdu; bir yabancı geldiğinde hangisinin o olduğunu bilmez ve sorardı. Kendisine yabancı biri geldiğinde onu tanıyabilmesi için oturacağı bir yer (seki, taraça) yapmayı Resulullah'tan istedik ve kendisine çamurdan bir seki yaptık. Onun üzerinde oturuyor, biz de iki yanında.oturuyorduk.[394]
Hadis bu şekliyle Sahîh-i Müslim'de "Kitâbü'l-Imân" da Cebrail'in gelişi kıssasında geçmektedir.[395] Huzâi'nin bu hadisi adı geçene isnadla yetinmesi bir dikkatsizlik ve gaflettir. Bu sekinin yeri, şimdi Mescid-i Nebevi'deki elçiler sütunudur. Mescid-i Nebevi ile ilgili tarihlerde, bu yerin bu adla tanınmasının, Hz. Peygamber'in (sav) kendisine geldikleri zaman Arap elçilik heyetlerini karşılamak için orada oturmasından dolayı olduğu kaydedilir. Semhûdi el-Vefâ'da,[396] Seyyid Cafer el-Berzencî de en-Nüzhe*de bu sütundan sözederler.[397]
İslâm'da Îlk Bina Ustası
Nefhâtü'l-hadâik ve'1-hamâil fî zikri'l-ibtidâ* vel-ihtirâ li'1-evâil adlı eserde, İslâm'da ilk bina (yapı) ustasının Ammâr b. Yâsir olduğu zikredilir.[398]
Allah Resulü'nün, Binaların Sıhhî Esaslara Göre Yapılmasını Emretmesi
Beyhaki Şuabü'l-imân'da şöyle der: Bize Ebû Abdullah el-Hâfız haber verdi, ona Ebû Muhammed b. Cafer b. Dürüsteveyh el-Fârisî haber verdi, ona Utbe el-Hımsî anlattı, ona ismail b Ayyaş, Ebubekr el-Huzelî'den, o da Behz b Hâkîm'den, o babasından, o da kendi babasından şöyle dediğini rivayet etti "Ey Allah'ın Resulü, komşumun benim üzerimdeki hakkı nedir?" dedim Şöyle buyurdu "Hastalanırsa ziyaret etmek, olurse cenazesine katılman, senden borç isterse vermen, çıplaksa örtmen (giyeceği yoksa giydirmen), bir hayra nail olursa tebrik etmen, bir belaya uğrarsa teselli etmen, binanı onunkınden yüksek yaparak rüzgâr almasını engellememen, kendisine biraz vermen hariç tencerenin kokusuyla ona eziyet vermemen "[399] Beyhakı bu hadisinin isnadının zayıf olduğunu, şahıdlerı bulunduğunu söyler Ibn Adî el-Kamil'de Ömer b Şuayb yoluyla, onun babasından, onun da kendi babasından m e r f û rivayeti olarak bunun benzerim tahrıç eder Bu rivayette şu ifade yer alır "Onun müsaadesi olmadan binanı ondan yüksek yapıp rüzgar almasını önleme " Hafız Suyûtı'nın Kevkebü'r-Ravda[400] adlı kitabına bakınız Ayrıca Hz Peygamber'ın (sav) yapı mühendisliği ile ilgili olarak geçen bilgilere bakınız, hayrette kalırsınız.[401]
Allah Resulü’nün Mescid-i Dırâr'ı Yıktırması
Bunun Mescıd-ı Dırâr diye adlandırılması, yapımıyla zarar meydana gelmesinin istenmesi sebebiyledir Onu yapanlar münafıklardan onıkı kişiydiler Hz Peygamber (sav) orada kendilerine namaz kıldırmak üzere onlara soz vermişti Müslümanlar arasına ayrılık sokmak yolundaki gizli du-şııncelen ve bununla Resulullah'ı (sav) tanederekgoruş ayrılığına yolaçma niyetlen konusunda vahiy nazil oldu Bu da şu âyettir "(Savaştan gen kalanlar arasında) zarar vermek, (hakkı) tanımamak ve mu'mmlenn arasını açmak ve önceden Allah ve Resulü ile savaşmış olan (adamın gelmesınh gözetmek ıçm bir mescıd yapanlar da var" (Tevbe9/107) Bunun üzerine Resu-lullah (sav), Mescıd-ı Dırâr'ın yakılmasını ve yerinin de leş ve çöplerin atıldığı bir copluk yapılmasını emretti Mâlik b Duhşem ile Ma'n b Adî el-Aclânî'yı çağırarak "ehli zalim olan şu mescide gıdın, onu yakıp yıkın" buyurdu Bir rivayette de şöyle denir "Resulullah (sav) Mâlık'ı, Ma'n'ı ve kardeşini çağırdı "[402] Beğavı, Âmir b Seken ve Hz Hamza'nın katili Vahşı'yı de bunlara ekler Mescıd yakılarak yerle bir edildi, mensupları da oradan ayrıldılar Hz Peygamber (sav) Medine'ye varınca o yen ev yapması için Âsim b Adî'ye teklif etti O ise "Allah orayla ilgili olarak indirdiğini indirmişken ben onu almam, fakat Sabit b Akran'ın evi yok, ona ver" dedi Resulullah da Sabıt'e verdi Bu evde ne bir çocuk, ne güvercin ve ne bir tavuk doğmadı Ibnu'l-Münzirî, İbn Cübeyr ile ibn Cüreyc ve Katâde'den şöyle dediklerini tahric eder: "Mescidin yerinde bir mekânın eşildiği ve oradan duman çıktığının görüldüğü bize anlatıldı." Vâhıdi'nin Tefsîr'inde, İbn Abbas, Mücâhid, Katâde ve tefsir âlimlerinin çoğunluğunun "Mescid-i Dırâr'ı yapanların" (Tevbe 9/107) oniki kişi olduğunu söyledikleri kaydedilir.[403] İbn îshak[404] ve onu izleyerek Süheylî, Umeyrî ve başkaları bunların adlarını verirler. Şerhu*l-Me-vâhib'e[405] ve daha önce " h ad" lerle ilgili olarak verilen bilgilere bakınız.[406]
İbn Huveyzmendâd'ın Ahkâmu'l-Kur'ân*ında[407] Mescid-i Dırâr âye-tiyle ilgili olarak şu bilgi verilir: Âyet, mescidler ve binalarına zarar verme yasağını tazammun etmektedir. Bizim mezhep imamlarımız da bunun gibi, ilk mescid mensuplarına zarar verilmemesi için, bir mescidin diğer bir mescidin yanma yapılmasının caiz olmadığını, yıkılması ve yapımının engellenmesi gerektiğini söylemişlerdir. Ancak mahalle büyük olur ve halkına bir mescid yetmiyorsa ikincisi yapılabilir. Âlimlerimiz, bir şehirde iki cami (Cuma camii) yapılmayacağını, ikincinin yapımının önlenmesi gerektiğini ve bu ikincide cuma namazı kılanın namazının geçersiz olacağını da söylemişlerdir.
Kadı Ebü'l-Velîd İbn Rüşd'ün el-Beyân ve*t-tahsîl adlı eserinde şu bilgi verilir: İmam Mâlik'e, bir topluluğun bir mescidi olduğu ve bir kimsenin onun yanında bir mescid daha yapmak istediği, bunun caiz olup olmadığı soruldu. O şöyle dedi: "Zarar vermede, özellikle mescidler konusunda zarar vermede hayır yoktur. Hayır ve salah için yapılan mescid için bir mahzur sözkonusu değildir, zarar vermek için yapılanda ise hayır yoktur. Allah Teâlâ "zarar vermek için bir mescid yapanlar..." (Tevbe 9/107) buyurmuştur. Herhangi bir şeyde zarar vermede hayır yoktur. Burada kastedilen, iki mescidden sonuncu yapılandır." İbn Rüşd şöyle der: Bu husus İmam Mâ-lik'in dediği gibi olup kim bir mescidin mensuplarına zarar vermek, onların cemaatlerini parçalamak için yanında bir başka mescid yaparsa bu, en büyük zararlardandır. Çünkü dinle ilgili bir hususta zarar vermek, nefis ve malla ilgili konuda zarar vermekten daha çetindir. Hele bu zarar dinin direği olan namaz için yapılan mescide olursa. Allah Teâlâ bu konuda indirdiği sözünü indirmiştir: "(Savaştan geri kalanlar arasında) zarar vermek, (Hakkı) tanımamak ve mü'minlerin arasını açmak ve önceden Allah ve Resulü'yle savaşmış olan (adamın gelmesinH gözetmekiçin bir mescidyapanlar da var, 'İyilikten başka bir niyetimiz yoktu' diye de yemin edecekler. Halbuki Allah onların yalan söylediklerine şahitlik eder. Orada asla namaza durma. Ta ilkgünden takva üzere kurulan mescid, elbette içinde namaza durmana daha uygundur. Onda temizlenmeyi seven erkekler vardır. Allah da temizlenenleri sever Yapısını, Allah 'tan korku ve rıza üzerine kuran mı hayırlıdır, yapısını bir yarın kenarına kurup onunla birlikte cehennem ateşine yuvar lanan mı? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez Yaptıkları bina, yüreklerinde bir kuşku olup kalacaktır, ta kalpleri parçalanıncaya dek Allah bilendir, hikmet sahibidir" (Tevbe 9/107-110) imam Mâlık'ın "burada kastedilen, ıkı mescıdden sonuncu yapılandır" sozu gerçektir Çunku dikkate alınması gereken odur Eğer onu yapanın, zarar vermek ve cemaatı dağıtmak için yapmış olduğu ve herhangi bir iyiliği gözetmediği anlaşılırsa, yakılıp yıkılması ve Re sulullah'ın f sav) Mescıd-ı Dırâr'ayaptığı gibi çöplerin atılmasına terkedılmesı vacip olur Eğer bırakılmasının ilk mescıd halkına zarar vereceği sabit olur da yapanın da bu niyeti taşıyıp taşımadığı sabit olmazsa ve ilahî rıza için yaptığını iddia ederse mescıd yıkılmayıp muattal halde bırakılır ve orada namaz kılınmaz Ancak o yerin halkının çoğalması veya ilk mescidin yıkılması sebebiyle ona ihtiyaç duyulursa namaz kılınır [408]
Derim Kettânî fakirlerin (dervişlerin) birliğim bozmak için zararlı bir kimsenin Şâvıye'de Mızâb kabilesinde yaptırdığı zaviyenin yakılmasını emretmem hususunda bu hükümlere dayandım Bunun üzerine o da yakıldı Allah bizi salıh amel işlemeye muvaffak kılsın.[409]
Bîr Kimsenin Bina Yapımıyla İlgili Bir Hususu İyi Yapması Ve Bunu Yapma Görevinin Ona Verilmesi
Ebubekr Ibn Fethûn Zeylü'l-lstîâb adlı eserinde şöyle der Kays b Talk el-Hanefî elçi olarak Hz Peygamber'e (sav) geldi Hz Peygamber mescidim yapıyordu, o da kendisiyle birlikte buna katıldı Hz Peygamber çamur ışını ona verdi, çunku bunu ıyı yaptığını görmüştü
Derim el-lsâbe'de müellif, Talk b Alı es-Suhaymî'nın[410] biyografisini vererek şöyle der Onun Sunen'lerdekı hadislerinden biri şöyledir O ashapla birlikte mescidin yapımında bulundu Hz Peygamber "ona çamuru yaklaştırın, çunku o onu en ıyı bilendir" buyurdu.[411] Ibn Sa'd da Tabakât'ta onun biyografisini böyle vermiş olup Talk'tan yaptığı rivayet şöyledir Hz Peygamber'e (sav) geldim, mescidini yapıyor ve muslımıanlar da onunla birlikte mescidin yapımında çalışıyorlardı Ben çamur yapma ve karıştırmada ustaydım, küreği alıp çamuru karıştırmaya koyuldum Resulullah (sav) de bana bakıyordu, şöyle buyurdu "Şu Hanîflı çamur ustasıdır "[412]
Huzâı'nın Ibn Fethûn'a ısnad ettiği hadisi ise Ibn Hıbban Sahîh'ınde Talk b. Ali el-Hanefî'den rivayetle tahric eder: Resulullah (sav) ile birlikte mescidi yaptım; küreği alıp çamur karıştırmaya koyuldum, çok hoşuna gitmiş olmalı ki "Hanifli ile çamuru başbaşa bırakın, o çamur hususunda sizin en beceriklinizdir" buyurdu.[413]
İbn Rüşd'ün el-Beyân ve't-tahsîl adlı eserinde İmam Mâlik'ten şu rivayet nakledilir: Resulullah (sav) bir mezarın yanında durdu, kerpiçte bir bozukluk görmüş olmalı ki düzeltilmesini emrederek "Allah, kul bir iş yapınca onu iyi ve sağlam yapmasından hoşnut olur" buyurdu.[414]
Yapı Ustalarının Biyografileri İle İlgili Tamamlayıcı Bilgiler:
I.
Şeyh Ebû Muhammed Abdülkâdir el-Fâsî'nin, Sahîh-i Buhâri ta'li-kinde râvinin "Hz. Peygamber-(sav), kızartılmış körpe kuzu kebabı yemedi"[415] sözü ile ilgili olarak kaydedilen sözünü zikredelim: Resulullah (sav) bunu ve benzeri şeyleri, mevcut olduğu halde yememezlik etmezdi. Bulabildiğini yerdi, eğer kendisine körpe kuzu kebabı ve başkası sunulsaydı yerdi. Râvi'nin "sükkürece den" sözü yüksekçe kap, "hivân" da yemek masası demek olup aynı durum sözkonusudur.[416] Resulullah'ın (sav) yapıları ve evlerinin Özelliği için de aynı durum sözkonusudur.
II.
Avâli'de Hz. Mâriye'nin evinin planı. Hafız İbnü'l-Ebbâr, İbn Beşku-vâl'in Sıla'sına yaptığı Tekmile'de, İbnü'l-Medînî diye bilinen Muhammed b. Hazm b. Bekr et-Tenûhî et-Telemnekî'nin biyografisini vererek şöyle der: Eskiden Muhammed b. Meserre el-Cebelî (ö. 319/931) ile arkadaşlık yaptı, onunla birlikte hac yolculuğunda bu'undu ve hac dönüşünden sonra da onunla arkadaşlığını sürdürdü. O, İbn Meserre ile ilgili olarak şunları anlatır: İbn Meserre Medine'de kaldığı sırada Hz. Peygamber'le (sav) ilgisi bulunan eserleri araştırıyordu. Medine halkından biri ona Hz. Peygamber'in cariyesi ve oğlu İbrahim'in annesi Hz. Mâriye'nin evini gösterdi, o da oraya gitti. Medine'nin doğusunda bahçeler arasında küçük zarif bir evdi. Eni boyu aynı idi, ortasından bir duvar ile bölünmüştü. Duvarının üzeri kalın odunla döşenmişti ve bu döşemeye zarif bir merdivenle çıkılıyordu. Bunun da yukarı tarafında iki oda ve bir sofa bulunmaktaydı. Resulullah (sav) yazın bu sofada otururdu. İbnü'l-Medînî şöyle der: Ebû Abdullah'ın iki odada ve sofada, bu evin her tarafında namaz kıldığını ve odalardan birini karışla ölçtüğünü gördüm. Ben bu hususu, dönüşümden sonra o Cebel'de ikamet ederken anladım. O şöyle dedi: Bu beni gördüğün evi, fazlalık ve noksanlığı olmaksızın uzunluk ve genişlikte o evin durumuna göre inşa ettim.[417] Bu bilgi, 630 (1233) küsur yıllarında istinsah edilmiş ve Paris neşrinin birinci cildinin baskısının yapıldığı Tekmile nüshasından kopye ettiğim nüshamdan alınmıştır.
III.
Burada da Hz. Peygamber'in (sav) malî durumunun genişliğini, hiçbir cömert hükümdarın yapamayacağı ölçüde yaptığı cömertlik ve isteyene verişini zikredeceğim. Hafız es-Sehâvî, Kadı Iyâz'ın eş-Şifâ'sından şu bilgiyi nakleder: Hz. Peygambere (sav) yeryüzünün hazineleri, ülkelerin anahtarları verildi, kendisinden önce hiçbir peygambere helal olmayan ganimetler ona helal kılındı. Daha hayatta iken Hicaz, Yemen, bütün Arap yarımadası ve Şam ve Irak'tan buna komşu memleketlerin fethine nail oldu. Bu memleketlerin, hükümdarlara ancak bir kısmı vergi olarak toplanabilmiş humus, cizye ve zekâtları ona getirildi. Bazı ülke hükümdarları ona hediyeler verdiler, bunlardan hiçbir şeyi kendisine ayırmadı ve bir dirhemini tutmadı. Bu mallan yerlerine harcadı, onunla başkalarını zenginleştirdi ve müslümanları güçlendirdi. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Uhud dağı kadar altınım olsa, bir borç için saklayacağım bir dinar dışında ondan bir dinarın gece yanımda kalmasından hoşnutluk duymam."[418] Hz. Peygamber (sav), Allah'ın kendisine s a v â f î olarak ve diğer ganimetlerden lutfettiklerinden kendisi ve ailesinin yıllık yiyeceğini ayırır, kalanı da Allah yolunda silah ve hayvan alımına harcardı. Hz. Peygamber'in (sav), ashabından dört kişiye, Allah'ın ganimet olarak kendisine verdiği bin deveyi paylaştırdığı, umresi sırasında kurbanlık olarak yüz deve gönderip kestiği ve fakirlere yedirdiği, bir bedeviye bir koyun sürüsü verdiği ve bunlardan birçok kişiye, Allah'ın kendisine fetihle ihsan ettiği Hayber'den ve tamamen kendisine ait olan Fedek, Beni Kureyza ve Beni Nadîr topraklarından verdiği bilinmektedir. Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr, Abdurrahman b. Avf ve Sa'd b. Ubâde gibi mal sahibi bir grup da canları ve mallarıyla onun yanında idiler. Hz. Peygamber (sav) sadaka verilmesini emretti; Hz. Ebubekir bütün malını, Hz. Ömer de yansını getirdi. Ceyşü'1-usre' nin donatılması için teşvikte bulundu, Hz. Osman bin deve ile orduyu donattı ve on-bin dirhem getirerek Hz. Peygamber'in önüne koydu.
Ebu'ş-Şeyh ve îbn Sa'd, Ali b. Zeyd yoluyla, onun İshak b. Abdullah b. Haris b. Nevfel'den naklettiği şu rivayeti tahric ederler: Resulullah (sav) 27 deveye bir elbise satın alarak giydi. İbn Sa'd'ın rivayetinde "deve" yerine " û k i y y e " ifadesi geçer.[419] Bu rivayetin senedindeki raviler sika olup ancak Ali ve İshakla ilgili söz söylenmiştir. İbn Sa'd'ın Tabakalında (2. kısım, c. I, s. 155) İbn Şîrîn yoluyla şu rivayet nakledilir: Hz. Peygamber bir elbiseyi (râvi hülle veya sevb dedi) 29 deveye satın aldı.[420] îbn Sa'd'ınTaba-kât'ında Üsâme b. Zeyd'in biyografisinde şu bilgi verilir: O sırada müşrik olan Hakîm b. Hizam 50 dinara satın aldığı Zîyezen'e ait elbiseyi Resulullah'a hediye etti. Resulullah "biz müşrikten hediye kabul etmeyiz, fakat eğer onu gonderirsen ücretiyle alırız. Onu kaça aldın ?" buyurdu. O "elli dinara" dedi. Resulullah (sav) elbiseyi aldı, sonra giydi ve cuma için minbere çıkıp oturdu. Sonra indi ve elbiseyi Üsâme b. Zeyd'e giydirdi.[421]
Arif en-Nâblusi Şerhu'.t-Tarîkati'1-Muhammediyye'sinde babası Şeyh İsmail en-Nâblusî'nin Şerhu'd-Dürer'inden naklen şu bilgiyi kaydeder: "Hz. Peygamber (sav) bir gün üzerinde bin dirhem değerinde bir elbise ile dışarı çıktı. Hz, Peygamber bazan namaz kılmaya kalkardı ve üzerinde dört bin dirhem değerinde bir elbise olurdu" (II, 364). Hadimi de kendi şerhinde bu bilginin aynısını hanefî fıkıh kitaplarından et-Tâtârhâniyye'den naklen verir (III, 36).
ibn Mende ve Müstağfiri şu tahricde bulunurlar: Abdülaziz b. Seyf b. Zîyezen el-Himyerî, Resulullah'a (sav) hediyeler getirerek ona elbiseler ver-di. Hz. Peygamber bu elbiselerden birini Hz. Ömer'e verdi. Bu elbiseye yirmi deve değeri biçildi. Abdülaziz'in el-İsâbe'deki biyografisine bakınız.[422] el-İsâbe'üe Hâni b. Habîb ed-Dârî'nin biyografisinde Ruşâti'den[423] naklen şu bilgi verilir: Hâni, Dârîlerin elçilik heyetinde Temîm ed-Dârî ile birlikte geldi ve Resulullah'a (sav) altınla süslü bir kaftan hediye etti. Resulullah onu Hz. Abbas'a verdi, o da bir yahudiye sekiz bin fdirheml'e sattı.[424] İrşâdü's-sârî'de "Ebubekir'in menâkıbı bâbı"nda ibn Abbas'ın Hz. Âişe'den şu rivayeti yer almaktadır: Hz. Ebubekir, Resulullah'a (sav) kırk bin dirhem infak-ta bulundu.[425]
Hz. Peygamber (sav) fakirlikten korkmayan insanın bağışıyla bağışta bulunuyordu. Birçok kişiye yüz deve verdi. Bunların sayısı çok olup Ebû Süfyân, oğlu Muâviye ve Haris b. Hişâm bunlardandır Burhanüddin el-Halebî bu kimseleri sayarak müellefe-i kulûb'dan altmış kişi olduklarını söylemiştir. Şeyh Kasım b. Kutluboğa da Tahrîcu ahâdîsi'ş-Şİfâ'da böyle kaydeder. Safvân b. Umeyye'ye de önce yuz, sonra yuz, sonra yine yuz deve verdi.[426]
İbn Fârıs Esmâü'n-Nebî adlı kitabında şu bilgiyi zikreder: Hayber[427] günü bir kadın gelerek Hz. Peygamberin (sav) Hevâzin kabilesinde sut emdiği günlerini hatırlatan bir şiir okudu. Resulullah (sav) onlardan aldıklarını geri verdi ve kendilerine birçok ihsanda bulundu. O gun onlara verdiklerinin değeri beşyûz milyon (dirhem) olarak takdir edilmiştir.[428] İbn Dıhye şöyle der: Bu, dünyada eşi duyulmamış cömertliğin son sınırıdır, eş-Şifâ ve Şihâbuddin el-Hafâcî'ye ait şerhinde şöyle denir: Hz. Peygamber (sav) Hevâzin kabilesine esirlerini iade etti, kadın ve çocuk altı bin kişiydiler. Onlarla savaşırken ganimet olarak elde ettiği mallar bunun dışında olup bu mallar da şunlardır; 24 bin deve, 40 binden fazla koyun, 4 bin û k i y y e gümüş (bir ûkiyye 40 dirhemdir). İbn Fâris, Hz. Peygamber'ın Hevâzin'e bağışladığı malların 500 milyon olarak takdir edildiğini söylemiştir. 600 milyon olduğu da söylenmiştir.[429] İbn Hacer el-Mekkî el-Minehufl-Mekkiy-ye'de şöyle der: Kadın ve çocuklardan oluşan esirlerin sayısı altı bin idi. Develerin sayısı 24 bin, koyunlar 40 binden fazla idi. Dört bin ûkiyye de gumuş-tu.
el-Makâlâtü's-seniyye'de şu şiir yer alır:
Hevâzin'den çok sayıda esiri geri verdi
izzetle cömertliğine cömertlik kattığında
Bakıyorlar, kulak ver onlara ki diyor sözcüleri1
Bize lütfet ey Allah'ın Resulü cömertlikle
Biz iyiliklere şükrederiz, nankörlük yapılsa da
Bizde şükür var hiç azalmadan artan
Ey kendisiyle cins küheylanların coştuğu en hayırlı insan
Savaşta tandırın alevler püskürttüğü sırada
Biz senden bir af diliyoruz giydireceğin
Şu insanlara ki ey aç insana konak sahibi olan
Affet, Allah da affeder senin bağışladığım
Kıyamet günü insan pişmanlık duyduğunda
Lütfet o kadınlara ki süt emdin kendilerinden
Çocukken, süsler seni en yüce ahlâk
Kaç kişi var onun ihsan ve bağışta bulunduğu
Onun ihsan ve lutfuna uğrayan
Beşyüz milyondur onun atıyyesi
O gun onlara, en geniş
Cömertliğin son sınırı, bu dünyada olacak
Ki bulunamaz bu cömertlikte, cömertlikle özdeşleşenden başkası
Atıyyeler verir ki veremez onu Kayser ile
Kisra, korkmadan hem azalmasından
Veriyor genç kızlar, güzel kadınlar ve at sürüleri
Keskin kılıçlar ve binlerce deve
Sahîh-i Buhar i'de Enes'ten fra) şu hadis rivayet edilir: "Bahreyn'den (Basra ve Uman arasında bir memleket) Resulullah'a (sav) mal gönderildi. Resulullah ıonu mescide dökün' buyurdu. Bu Hz. Peygamber'e gönderilmiş en çok maldı (yani dirhem olarak veya dış ülkelerden. Bu da onun Hayber'de bundan daha çok mal ganimet aldığı ve paylaştırdığı hususu ile çelişmez). Resulullah (sav) namaza çıktığında ona dönüp bakmadı. Namazı bitirdikten sonra gelip onun yanında oturdu. Kimi gördüyse ondan kendisine verdi. Derken Abbas çıkıp geldi ve (^y Allah'ın Resulü, bana da ver. Ben hem kendim hem Akıl için fidye vermiştim' dedi. Resulullah (sav) 'al' buyurdu. Abbas da avuç avuç elbisesine boşalttı. Sonra kaldırmaya çalıştı, kaldıramadı. Bunun üzerine 'ey Allah'ın Resulü, birine emret de (sırtıma) kaldırsın* dedi. Resulullah 'hayır, olmaz' buyurdu. O 'öyleyse sen üstüme kaldır' dedi. Resulullah yine 'olmaz' dedi. Bunun üzerine birazını döktükten sonra yine kaldırmaya çalıştı, kaldıramadı. 'Ey Allah'ın Resulü, birine emret de (sırtıma) kaldırsın' dedi. Resulullah 'olmaz' dedi. O 'öyleyse sen üstüme kaldır' dedi. Yine 'olmaz' buyurunca, Abbas birazını da döküp sonra sırtına yüklenerek gitti. (İbn Kesîr şöyle der: Abbas güçlü, uzun boylu ve asil bir kimseydi. Yaklaşık 40 bin dirhem yüklenmişti). Hz. Peygamber (sav) onun hırsına olan hayretinden dolayı, o gözünden kaybolup gidinceye dek hep arkasından bakıp durdu ve o maldan bir dirhem kalıncaya kadar oradan kalkmadı."[430] İbn Ebî Şeybe'nin rivayetinde şöyle denir: Bu mal yüzbin dirhem olup Alâ b. Hadra-mi Resulullah'a (sav) Bahreyn haracından göndermişti. Bu, Allah Resulü'ne gönderilen ilk maldı.[431]
Resulullah (sav) malı bazan fakir veya muhtaçlara dağıtır, bazan Allah yolunda harcar, bazan da İslâm'a gönül ısındırmak için verirdi. Öyle ihsanda bulunurdu ki Kisra ve Kayser gibi hükümdarlar o kadarını vermekten aciz kalırlardı. Kendisi ise fakirler gibi yaşardı. Bazan da açlıktan dolayı karnına taş bağlardı. Genişlik ve darlık durumları ile bu konuda daha önce ve sonra anılanlar arasında bir çelişki sözkonusu değildir. el-Feth*te geçtiği üzere Taberi şöyle der: Bu husus, darlık ve bir özürden dolayı olmayıp bazan olur bazan olmazdı. Şuabü*l-imân'da geçtiği üzere Halimi şöyle der: Hz. Peygamber'i (sav) insanlarda bulunan düşük (aşağılık) vasıflarla nitelememek de onu tazimin cümlesindendir. Binaenaleyh "o fakirdi" denilemez.[432] Bazı âlimler, Resulullah'ın (sav) zâhid olduğunu söylemeyi de hoş karşılamamışlardır. Kadı Iyâz eş-Şifâ'd a ve ondan naklen de Takiyyuddin es-Sübkî şunu zikrederler: Endülüs fukahası, Hz. Peygamber'i "yetim" diye adlandırması ve zühdünün isteyerek olmadığını, eğer güzel yemekleri bulabilseydi yiyeceğini ileri sürmesinden dolayı Salih et-Tuleytulî'nin asılıp öldürülmesine fetva verdiler.[433]
Şeyh Bedrüddin ez-Zerkeşî Şeyh Takiyüddin es-Sübkî'den, oğlu da et-Tevşih'te yine kendisinden şu bilgiyi naklederler: Hz. Peygamber (sav) asla mal bakımından fakir değildi ve durumu da fakirin durumu değildi. Aksine insanların en zengini olup ancak kendisi ve ailesinin dünya geçimi konusunda kifayet miktarıyla yetinmiştir. Sübki, Hz. Peygamber'in (sav) "Allahım, beni miskin olarak yaşat"[434] sözü ile ilgili olarak da şöyle der: Bundan maksat kalp sükunetini istemektir, yoksa kendisine yetecek kadar birşey bulamaması manasına miskinlik (meskenet) değil. Sübkî, bunun aksini ileri sürenlere karşı da son derece şiddetle karşı çıkardı. Kastallâni bunu el-Mevâ-hib'de naklettiğinde, Zurkâni şerhinde şöyle der: Bu güzel ve nefis bir ifadedir. "Fakirlik iftiharımdır, onunla övünürüm" şeklindeki yaygın söze gelince, Hafız tbn Teymiyye, Irâki ve İbn Hacer bunun bâtıl ve uydurma bir söz olduğunu söylemişlerdir.[435] Çağdaş müelliflerden biri şöyle der: Bu sözün gerçekten söylenmiş olduğunun farzedilmesi halinde manası şöyle olur: "Yani İslâm'ın doğuşu ve gelişmesi sırasında fakirlikle övünme ve onu zenginliğe tercih. Çünkü Hicret-i Nebeviyye'nin ardından servet oluşturma ve artırmanın imkanı yoktu. Bir gaye uğrunda, din, devlet ve vatan yolunda fakirliğin şeref duymayı ve övünmeyi gerektiren yüce bir meziyet olduğunda şüphe yoktur. Hayat ve geçim zorluğu (devlet, toplum) kurucuların iftihar vesilesidir."
Daha sonra fetihler genişleyince, özellikle Hz. Ömer zamanı başta olmak üzere Hulefa-yı Râşidîn'in beytülmal gelirleri çoğaldı. Öyle ki Ebû Hu-reyre Bahreyn'den dönüşü sırasında 500 bin dirhem getirdiğini kendisine haber verdiğinde Hz. Ömer dehşete kapılmıştı.[436] Sonraları bey tül-m a 1 gelirleri dahada çoğaldı ve îbn Sa'd'ın Tabakât'ında(IÎI,218) geçtiği üzere Hz. Ömer her yıl Allah yolunda cihâd için 40 bin deve yükleyip sev-kediyordu.[437] Alet ve edevatı, hizmetlileri ile 40 bin deve, şüphe yok ki büyük bir şey, geniş bir varlık ve büyük bir zenginliktir. Yine İbn Sa'd'ın Tabakât'ında (III, 227) Hz. Ömer'in sofrası için her gün yirmi deve kestirmekte olduğu zikredilir.[438] Bu, büyük bir rızk genişliği ve geniş bir sofra olup bugün yeryüzündeki hükümdarların en büyüğünün sofrasında bu kadar et yenmesi mümkün değildir. Allah yegâne hükümran, kendi zatıyla kâim, yardım edici ve zafere ulaştırıcıdır. Allah insanlara bir rahmet kapısı açarsa, onu hiç kimse engelleyemez.
Hz. Peygamber (sav) zamanında mevcut diğer sanatlarla (meslekler) ilgili sözü tamamlamağa dönüyor ve diyoruz.[439]
Boyacı
İbn Mâce'nin Sünen'inde "Kitâbu't-Ticârât" bâblarından "Sanatlar (zanaat) bâbı"nda şu rivayet nakledilir: Bize Amr b. Râfi anlattı, ona Ömer b. Harun, Hemmâm'dan, o Ferkad es-Sebâhî'den, o Yezîd b. Abdullah b. eş-Şihayr'dan, o Ebû Hureyre'den şöyle dediğini haber verdi: Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "İnsanların en yalancıları boyacılar ile kuyumculardır."[440] en-Nihâye' de müellif şöyle der: Onlar elbise boyacıları ve mücevher yapıcılarıdırlar. Çünkü onlar belirlenen süreleri uzatıp dururlar. Resulullah'ın (sav) bununla, sözü allayıp pullayıp değiştirenleri kastettiği de söylenmiştir.[441]
Pazara Mal Getiren
îbn Mâce'nin Sünen'inde "Karaborsacılık ve pazara mal getirme bâ-bı"nda şu rivayet nakledilir: Nasr b. Ali el-Cehdamî bize anlattı, ona Ebû Ahmed, ona İsrail, Ali b. Salim b. Sevbân'dan, o Ali b. Yezîd b. Ced'ân'dan, o Said b. Müseyyeb'den, o da Ömer b. Hattâb'dan şu rivayeti haber verdi: Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Pazara mal getiren rızıklandırılmış, karaborsacı ise lanetlenmiştir."[442] İbn Kayyim el-Cevziyye'nin et-Turuku'l-hükmiyye adlı eserinde şu bilgi verilir: Hz. Peygamber (sav) zamanında Medine'ye buğday getirenleri kimse karşılamaz, halk onu bizzat getirenlerden satın alırdı. Bu sebepledir ki hadiste "pazara mal getiren rızıklandırılmış, karaborsacı ise lanetlenmiştir" buyurulmuştur.[443]
Ashaptan Akdeniz'de Ticaret Yapanlar
Buhâri "Kitâbü'l-Buyû" da "denizde ticaret babı" başlığını vererek şöyle der: Matar "bunda bir mahzur yoktur, Allah onu Kur'ân'da ancak gerçek olarak zikretmiştir" dedi ve sonra şu âyeti okudu:"... Görüyorsunuz kigemi-ler denizi yara yara akıp gitmektedir. (Bütün bunlar) Allah'ın lütfunu aramanız ve ona şükretmeniz içindir" (Nahl 16/14). Âyette geçen "fülk" ten maksat "süfün" dur (büyük gemi). Mücahid şöyle der: Gemiler (denizi yararak) rüzgârla ses çıkarır, sesi de ancak büyük gemiler çıkarabilir.[444]
İbnü'l-Cevzî Telbîsu İbliste, Said b. Müseyyeb'den şu tahricde bulunur: Resulullah'ın (sav) ashabı Akdeniz'de (Bahru'ş-Şâm) ticaret yapıyorlardı. Talha b. Ubeydullah ile Said b. Zeyd bunlardandı.[445] Bu bilginin benzerini İbn Kayyim BedâiuM-fevâid' de (IV, 74)İmamAhmedb. Hanbel'in rivayeti olarak zikretmiştir. Bu konuda deniz gemileriyle ilgili olarak verilen bilgilere bakınız.[446]
Taraklayıcı (Debbâğ)
İbn Düreyd el-Vişâh adlı kitabında sanatlar (zanaatlar)la ilgili bâbda " d e b b â ğ olanlara dair bâb" başlığı altında Haris b. Subayre'yi zikreder ve onunla oğlunun Mekke'nin fethi gününde müslüman olduklarını söyler.[447]
Hurma Yaprağından Eşya Yapan
Selmân el-Fârisî bu işle uğraşıyordu. Hatta Medâin'de e m î r iken, maaşına rağmen bununla geçinir ve "elimin emeğiyle yaşamayı severim" derdi. Bu bilgiyi el-İstîâb müellifi zikreder.[448]
el-İsâbe'deki biyografisinde de şu bilgi verilir: Selmân'a maaşı (atâ) verilince onu sadaka olarak dağıtır, hurma yaprağı dokuyarak (çeşitli eşyalar yaparak) elinin emeğinden yerdi.[449]
Usta Yüzücü
el-tsâbe'de müellif, Ümmü Seleme'nin fra) azatlısı Ahmer'in[450] biyografisini vererek, şöyle der: İbn Mende, İmrân en-Nahlî yoluyla Ümmü Seleme'nin azatlısı Ahmer'den şu rivayeti nakleder: Gazaya çıkmıştık, bir vadi veya nehirden insanları karşıya ben geçiriverdim. Hz. Peygamber (sav) bana "sen bugün bir gemiden başkası değilsin" (bugün yaptığın bir geminin yaptığından başka birşey değildir) buyurdu. Bu hadisi Mâlîni el-Mü'te-lefte Nahli'nin biyografisinde tahric eder.[451]
Şam'a yerleşen İmam Hafız Ebû Mehdi İsa b. Süleyman er-Ruaynî el-Endelüs! eî-Mâhkî, el-Câmi limâ fi'I-musannefâti'l-cevâmi min esmâi's-sahâbeti'l-a'lâm ûli'1-fadl ve'1-ikdâm adlı eserinde, Hz. Pey-gamber'in (sav) azatlısı Sefine'ye ulaşan senediyle şu rivayette bulunur: Ben bir gazada Resulullah (sav) ile birlikteydim. Bir vadi veya nehire uğradık, insanları karşıya ben geçiriverdim. Nebi (sav) bana "Sen bugün bir gemiden başkası değilsin" buyurdu.[452]
Yine el-t s âb e* de müellif, Sa'd b. Ubâde el-Ensârf nin biyografisini vererek İbn Sa'd'dan şu bilgiyi nakleder: O Cahiliyye devrinde Arapça yazar, iyi yüzme ve ok atmayı bilirdi. Bu yüzden ona "kâmil" denilmekteydi.[453] Yine el-tsâbe'de Abdullah b. Zübeyr'in biyografisi verilerek şu bilgi zikredilir: Ka'be'ye bir sel geldi, Abdullah b. Zübeyr yüzerek tavafta bulundu.[454]
Faydalı bir bilgi: İbn Abbas'ın Sîret*te nakledilen bir hadisinde şöyle denir: Hz. Peygamber (sav) Medine'de "Benî Adî b. Neccâr'ın kuyusunda iyi yüzdüm" buyurdu. Zurkâni Şerhu'l-Mevâhib'de şöyle der: Suyûti bunu, kendi çağdaşlarından "anlaşılan Hz. Peygamber (sav) yüzmemiştir, çünkü onun denizde yolculuk yaptığına dair bir bilgi bulunmadığı gibi Haremeyn'de deniz de yoktur" diyen birini red hususunda delil olarak ileri sürmüştür. Suyûti şöyle der: Ebü'l-Kâsım el-Beğavî, İbn Asâkir mürsel olarak ve İbn Şahin de mevsûl olarak İbn Abbas'tan şu rivayette bulunurlar: Resulullah (sav) yüzdü ve "herkes arkadaşına doğru yüzsün" buyurdu. Kendisi de Ebubekir'e doğru yüzdü, ta ki varıp onu kucakladı ve "ben ve arkadaşım, ben ve arkadaşım" dedi. Tücîbi'nin er-Rısâletü'I*ilmiyye*si ile birlikte basılan es-Sîretti'1-Halebiyye'ye (1,192) bakınız.[455]
îbn Mende, İsmail b. Ayyaş yoluyla Selman b. Amr el-Ensâri'den, onun Bekr b. Abdullah b. Rebî el-Ensâri'den yaptığı şu rivayeti tahric eder: "Re-sulullah (sav) şöyle buyurdu: Çocuklarınıza yüzme ve ok atmayı öğretin."[456] Hafız İbn Hacer el-tsâbe'de (1,180) Bekr b. Abdullah'ın biyografisinde şöyle der: İsmail, kendi memleketlileri dışındakiler tarafından zayıf sayılmıştır. Bu hadis de ondan nakledilmiş olup hocası da bilinmemektedir.[457] Anılan hadis el-Câmiu's-sağîr'de şu lafızla geçmektedir: "Çocuklarınıza yüzme ve ok atmayı öğretin. Kadın için de evinde yün eğirmesi ne güzel oyundur (uğraş, oyalanma). Annen ile baban seni çağırdıklarında (önce) annene cevap ver." Suyûti bu hadisi İbn Mende'ninel-Ma'rife'de, Ebû Musa'nın ez-ZeyFde ve Deylemî'nin de Mtisnedü'l-fîrdevs'te Bekr b. Abdullah b. Rebî el-Ensârî'den rivayet ettiklerini belirtir. Miınâvi et-Teysîr'de şöyle der: Hadisin isnadı zayıftır, fakat şâhidleri vardır.[458] Suyûti hadisi el-Câmiu's-sağîr'de şu lafızla da verir: "Çocuklarınızayüzmeyi ve ok atmayı, kadına da yün eğirmeyi öğretin." Suyûti bunu da İbn Ömer'in rivayeti olarak Beyha-ki'ye isnad eder. Miınâvi et-Teysîr*de "sibâha" kelimesi ile ilgili olarak şöyle der: Kelime "kesre" ile okunmakta olup yüzme anlamındadır. Öğretilmesinin emredilmesi, helâktan kurtardığı içindir.[459] Feyzul-Kadîr'de şu ilavede bulunur: Ebû Hâşim es-Sûffye "ne ile meşguldün?" diye soruldu, o şöyle cevap verdi: "Unutulmayan ve hiçbir canlının müstağni olamayacağı şeyi öğretmekle!" Bunun ne olduğunu sordular, "yüzme" karşılığını verdi. Abdül-melik, Şa'bi'ye şöyle dedi: "Oğluma yüzmeyi öğret; onlar kendi yerlerine yazı yazacak kimseyi bulurlar, fakat kendi yerlerine yüzecek kimseyi bulamazlar."[460]
Nesâi, Bezzâr, Beğavi, Bârûdi, Taberâni, Fadlu*r-ramy adlı kitabında Ebû Yakup İshakb. İbrahim el-Karrâb, Ebû Nuaym, Beyhaki ve Diyâ, Atâ b. Ebî Rebâh'tan şu rivayeti tahric ederler; Câbir b. Abdullah ile Câbir b. Umeyr el-Ensârî'yi ok atışırken gördüm. Biri usanıp oturdu, diğeri ona şöyle dedi: Resulullah'ı (sav) şöyle derken duydum: "Allah'ın zikri (anılması, rızasını gözeten davranış) kabilinden olmayan herşey eğlence veya lüzumsuz olup şu dört husus bundan istisnadır; Kişinin iki nişan (hedef) arasındayü-rümesi (atıcılık), atını eğitmesi, eşiyle oynaması ve yüzme öğretimi."[461]
Karrâb, Mekhûl yoluyla şu rivayeti tahric eder: Ömer b. Hattâb, Şamlılara "çocuklarınıza yüzme ve biniciIiğLöğretin" diye yazdı.[462] Karrâb, Sel-man et-Teymî*den şu tahricde bulunur: Hesulullah (sav), kişinin yüzücü ve ok atıcı olmasından hoşnutluk duyardı.[463] ed-Dürrti'l-mensur' da "Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayın" (Enfâl 8/60) âyetiyle ilgili olarak yapılan açıklamalara bakınız.[464] Hafız Suyûti'nin el-Bâha fî fadli's-sibâha[465] adlı bir risalesi vardır. O el-İklîl adlı eserinde Yusuf (as) kıssasın-daki "Dediler: Ey babamız, biz gittik, yarışıyorduk" (Yusuf 12/17) âyetiyle ilgili olarak şöyle der; Bu âyette yarışmanın meşruluğu, tıbbî açıdan insanın ve hayvanların beden eğitimi ve verimli şekilde uzuvların egzersizinin lüzumuna delil vardır.[466]
Su Satışı
el-tsâbe'de müellif, Rûme kuyusunun sahibi Rûme el-Gıfârf nin biyografisini verir ve Abdullah b. Ömer b. Ebân'm[467] şu rivayette bulunduğunu zikreder: Muhacirler Medine'ye geldiklerinde sudan hoşlanmadılar. Benî Gıfar kabilesinden bir adamın Rûme denilen bir su kaynağı vardı, ondan bir kırba suyu bir müdde satıyordu. Hz. Peygamber (sav) ona, "onu bize cennette bir su kaynağı karşılığında sat" buyurdu. O "ey Allah'ın Resulü, benim ve ailemin bundan başka birşey i yoktur" dedi. Bu haber Hz. Osman'a ulaşınca o kuyuyu 35 bin dirheme satın alarak müslümanlara vakfetti.[468]
Kara Avcısı[469]
Köpeklerle avlananlar: Sahîh-i Buhâri'de Adî*den şu rivayet nakledilir: Resulullah'a (sav) sorarak "biz bu köpeklerle avlanan bir kavimiz" dedim. Şöyle buyurdu: "Eğitilmiş köpeklerini gönderdiğin ve Allah'ın adını andığın zaman sana tuttuklarını ye. Ancak eğer köpek ondan yemişse sen yeme. Bu durumda kendisi için tutmuş olmasından endişe ederim. Başka bir köpek onlara karışmışsa (ortak tutmuşlarsa) yeme."[470]
Doğanlarla avlananlar: Tirmizi'nin el-Câmi'inde Adî b. Hâtim'den şu rivayet nakledilir: Resulullah'a (sav) doğanın avını sordum, "sana tuttuğunu ye" buyurdu.[471]
Mızrakla avlananlar: Sahîh-i Müslim'de Ebû Katâde'den şu rivayet nakledilir: Ebû Katâde, Resulullah (sav) ile birlikteydi. Mekke yolunun bir yerinde ihramlı arkadaşlarından geri kaldı, kendisi ihrama girmemişti. Bir vahşi merkep gördü, atına atladı ve arkadaşlarından kendisine kırbacını vermelerini istedi. Onlar vermediler. Mızrağını istedi, yine vermediler. Kendisi aldı ve sonra merkebe saldırarak öldürdü. Hz. Peygamberin (sav) ashabından bazısı ondan yedi, bazısı yemekten çekindiler. Resulullah'a (sav) ulaşıp ona sordular, şöyle buyurdu: "O ancak Allah'ın sizi rızıklandırdığı bir yiyecektir."[472] Müslim'de şu rivayet de geçmektedir: Resulullah (sav) "ondan yanınızda birşey var mı?" diye sordu, "yanımızda ayağı var" dediler. Resulullah (sav) onu alıp yedi.[473]
Oklarla avlanma: Sahîh-i Müslim'de Adî b. Hatim'den şu rivayet nakledilir: Hz. Peygamber'e (sav) avı sordum, şöyle buyurdu: Okunu attığın zaman Allah'ın adını an. Okun onu öldürmüş olarak bulursan ye, ancak eğer bir suya düşmüş bulursan suyun mu, okun mu onu öldürdüğünü bilemezsin.[474]
Mi'r&z'la avlanma: Mi'râz ucu demirli sopadır. Ava atılan demir uçlu sopa olduğu söylendiği gibi enine atılan teleksiz ok olduğu da söylenmiştir.[475]
Sahîh-i Müslim'de yine Adî'den şu rivayet nakledilir: Hz. Peygamber'e (sav) mi'râzı sordum, şöyle buyurdu: Eğer keskin yeriyle isabet ettiyse ye; enine değip öldürmüşse, o tezkiye (şer'î boğazlama) yapılmadan ölmüş hayvan olup yeme."[476]
El ile avlanma: Sahîh-i Müslim'de Enes'ten şu rivayet nakledilir: "Yürüdük ve Merrüzzehrân'da bir tavşanı ürküttük, peşine düşüp yoruldular, ben peşine düştüm ve onu yakaladım. Ebû Talha'ya getirdim, onu kesti, iki but ve kalçasını Resulullah'a (sav) gönderdi. Resulullah'a getirdim, onu kabul etti."[477]
Aletlerle avlanma: İbn Atıyye, Tefsir'inde "Ey inananlar, Allah sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avla deneyecektir..." (Mâide (5/94) âyetiyle ilgili olarak şöyle der: Anlaşılan şudur ki Allah'ın elleri özellikle zikretmesi, avlanmanın çoğu zaman onlarla yapılmasındandır. Av hayvanları, kement ve elle yapılan ağ ve kapan da buna girer. Mızrakları özellikle anması da avın çoğu zaman onunla vurulmasından olup ok vs. de buna girer.[478] Ebü'1-Feth Küşâcim Kitâbül-Mesâyid ve't-tarâid[479] adlı eserinde, kendisiyle ava ulaşılan tuzaklarla ilgili bâbda şöyle der: Bu av için yapılan aletler türlü türlü tuzaklar ve çeşitli aletlerden oluşmaktadır.[480]
Belli Bir Yerde Avlanmanın Yasaklanması[481]
Bugün yapıldığı gibi belli bir bölge veya özel bir zamanda avlanma yasağı konulması:
el-tsâbe'de (III, 269) müellif, Dırâr b. Ezver el-Esedfnin biyografisini vererek şöyle der: Denildiğine göre Hz, Peygamber (sav) av yasağı koymak üzere onu Benî Esed'e gönderdi.[482]
Deniz Avcısı
Allah Teâla şöyle buyurur: "Hem kendinize hem yolculara bir geçimlik olmak üzere deniz avı ve onu yemek, size helal kılındı" (Mâide 5/96). Bir başka âyette de şöyle buyurulur: "İki deniz bir olmaz: şu tatlı, susuzluğu keser, içimi (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, (boğazı) yakar. Hepsinden de taze et yersiniz ve taktığınız süs (eşyası) çıkarırsınız" (Fâtır 35/12).
Sahîh-i Müslim'de Câbir*den şu rivayet nakledilir: Resulul-lah (sav), Kureyş'e ait bir kervanı karşılamak üzere bizi gönderdi ve Ebû Ubeyde'yi başımıza kumandan tayin etti. Bir deri torba (dağarcık) hurmayı da azık olarak bize verdi, bize bundan başka azık da bulamamıştı. Deniz sahiline ulaştık, derken sahile büyük bir kum tepesi gibi birşey yükseltildi, yanına vardık. Bir de baktık ki o Anber denilen bir hayvandı. Ebû Ubeyde Mo ölmüştür (leş)" dedi. Sonra, "hayır, biz Allah Resulü'nün elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz muhtaç ve mecbur durumdasınız, yiyin" dedi. Orada bir ay kaldık, üç-yüz kişiydik, semizlenmiştik. An dolsun ki bizi onun göz çukurundan testiyle yağ alıyor gördüm. Ebû Ubeyde onüç kişi alıp onun göz çukuruna oturttu. Yine onun kaburga kemiklerinden birini alıp dikti, sonra da yanımızda bulunan en büyük deveyi semerledi ve deve böylece onun altından geçti. Biz de onun etinden kurutulmuş azıklar yaptık. Medine'ye geldiğimizde» Resulullah'a (sav) varıp bunu kendisine haber verdik. Şöyle buyurdu: "O, Allah'ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Yanınızda onun etinden birşey var mı, bize de yedirseniz?." Resulullah'a (sav) ondan gönderdik, yedi.[483]
İbn Sa'd'ın Tabakât'ında şu bilgi verilir: Hz. Peygamber (sav) Maknâ yahudilerinden olan Benî Cenbe ile Maknâ (Eyle'ye yakın bir yer) halkına bir mektup gönderdi. Mektupta "hurma ağaçlarınızdan elde edilen ürünün dörtte biri ile "ark" Cçoğ. uruk Harınız ile avladığınızın dörtte birini vermeniz gerekir" buyuruyordu. "Uruk" denize atılan bir sal olup üzerine binerek ağlarını denize atar ve balık avlarlar.[484]
Allah Resulü'nün Hîç Avlanmadığı Ve Av Satın Almadığı
Şa'râm Minehu'l-minne fî't-telebbüs bi's-sünne adlı kitabında (s.33) şöyle der: Hz. Peygamber (sav) avlanmış tavuk ve kuş eti yerdi. Fakat onu satın almaz, bizzat avlamaz ve yemesi için kendisine av tutulup getirilmesini de sevmezdi.
Tenbih: Müteahhirîn ulemanın avlanma ve hükümleriyle ilgili olarak telif ettikleri en kapsamlı eser, Devhatü'n-nasır ve diğer eserlerde biyografisi verilen derin İmâm Ebû İshak İbrahim b. Abdülcebbar b. Ahmed el-Fecîcî'nin[485] baş tarafı şöyle olan manzumesidir:
Beni avlanmamdan dolayı kınarlar, av ki kapsar
Birçok şeyi insana faydası bulunan
îlki helal birşey yemektir ki bununla
İlgili olarak Allah'ın Kitabı'nda naslar var
Vücudun sıhhati, sonra gözün sağlığı
Ve yarış düzenlemenin hükümleri dördüncü olarak.
Rezillikten uzaklık, himmetin doğruluğuyla ve
Dedikodu kapısını kapamak yedincisi
Ve kişinin ırzı için onda selamet vardır
Dini için koruma ki bu da dokuzuncusu
Onda var fazilet ve din ehli için ibret
Ve hatırlatıcı, onlar katında Önemi olan
Ruh sağlığı doğurur ve cömertlik, ikram
Sabırsız olan sabra alışır onunla
İhtiyarlatan tasalarını giderir gencin
Yaşlılık hiddetini yokeder, koşuşturmasın diye
Savaş şiddetlenince doğrusu cesaret aşılar
Ve onda gizli sırdan güzellikler var
İntizamı gözetme, otlakları kollama
Ve koruma çevreyi savaşan düşmandan
Ordu düzenleme ve düşmanı yoketme
Kişinin dimağını arıtır ve vücudunu da
Kötü huylardan, artıklardan
İhtiyaç duyurmaz tıbba tedavisi zayıf olan
Ve giderir üzüntü ve müzminliği
Buyruldu "yolculuk edin, sıhhat bulursunuz; gazaya çıkın, ganimet kazanırsınız"[486]
Bu Peygamber sözünden yayılmıştır.
Ve artırır zekâyı ve dehayı da
Bütün bunlar akılla ilgilidir.
Avda nefsin nasipleri var her türlü arzudan
Ve mubahla olan her türlü sevinç boldur.
Bu nefis bir kaside olup müellifi onu Ravdatü's-sülvân diye adlandırmıştır, XI. yüzyıl ulemasından derin allâme Ebû Muhammed Kasım b. Mu-hammed b. Abdülcebbar el-Fecîcî[487] tarafından orta hacimde bir ciltte faydalı bir şerhi yapılmıştır. Allah her ikisine de rahmet etsin.[488]
Bedevinin Kendi Memleketinin Güzel Şeylerini Allah Resulttne, Onun Da Şehrin Güzel Şeylerini Bedeviye Hediye Etmesi
Allah Resulü'nün (sav) bâdiyede (sahra, vaha) Zahir adlı bir adamı vardı, bâdiyede bulunan güzel meyve ve çiçeklerden getirip Resulullah'a (sav) hediye ederdi. Resulullah da şehrin güzel ve hoş bulduğu şeylerinden ona hediye verirdi. eş-Şemâil ve diğer eserlerde geçtiği üzere Hz. Peygamber (sav) şöyle buyururdu: "Zahir bizim bâdiyemiz, biz de onun şehriyiz."[489] Yani, o bâdiyenin sakinidir; bâdiyeyi hatırladığımızda onu görmekle kalbimiz ferahlar ve kişinin .kendi bâdiyesinde faydalandığı türlü türlü meyve ve bitkilerden faydalanırız. Böylece o sanki bizim bâdiyemiz olur. Badiyeye ait şeylere ihtiyaç duyduğumuzda bize onu getirir ve badiyeye yolculuk zahmetinden bizi kurtarır. "Biz de onun şehriyiz" sözünün manası da, bizden ona şehirden ihtiyaç duyduğu şeyler ulaşır demektir. Bazı kimseler, ikramda bulunanın ikramını anmasımnın uygun olmayacağını ileri sürerek bu hususta tevakkuf etmiş olup bu, sözkonusu durumun nimetleri başa kakma türünden olmayıp hediyeye benzeri veya daha iyisiyle karşılık vermeye irşad mahiyetinde olduğu ileri sürülerek reddedilmiştir. Ibn Sultan (Ali el-Kârî) Şerhu'ş-Şemail'de şöyle der: Hz. Peygamber'in (sav), nimet verenin nimetini anması intibaını vermesine rağmen bunu zikretmesi, bunun iyi ilişkilere delâlet eden "karşılık verme"nin bir gereği olmasındandır. Bunu da sözko-nusu iyi davranışta bulunmayı ümmetine öğretmek için yapmıştır.
Ebû Ya'lâ, Zeyd b. Eslem'den şu rivayeti tahric eder: Bir adam Hz. Pey-gamber'e (sav) yağ ve bal dolu tulum hediye eder, sahibi gelip parasını istediğinde onu Resulullah'a getirerek "buna parasını ver!" derdi. Resulullah (sav) da buna gülerek bedelinin verilmesini emreder, bedeli verilirdi. Mu-hammed b. Amr b. Hazm'ın rivayeti ise şöyledir: O adam, Medine'ye güzel birşey gelmezdi ki onu almasın. Sonra gelerek "ey Allah'ın Resulü, bunu sana hediye ediyorum" derdi. Aldığı şeyin sahibi parasını istemeye gelince de onu getirir ve "parasını ver!" derdi. Hz. Peygamber (sav), "onu bana hediye etmedin mi?" diye sorar, o da yanımda para yok" karşılığını verirdi. Resulullah (sav) tebessüm eder ve sahibine parasının verilmesini emrederdi. Ibn Sultân şöyle der: Bu sahabi, Resulullah'a olan son derece büyük sevgisinden dolayı, hoşuna giden güzel bir şey gördüğü her defasında eline geçtiği zaman parasını ödemek niyetiyle onu satın alarak Resulullah'a hediye ederdi. Ödeyemeyince de " m ü k â t e b "[490] gibi efendisine rücu edilirdi. M ü -k â t e b bir köle olup üzerinde bir dirhem borç kalınca almak üzere efendisine başvurulur ki o da öyle yapmıştır. Bu, doğru bir mizahla karışık bir hak alımıdır. Nuaymân'ın el-İsâbe ve Üsdü'l-ğâbe'deki biyografisine bakınız.[491]
Bahçelerde Çalışanlar
Sahîhayn ve diğer kaynaklarda Ebû Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilir: "Muhacirlere ve ensara ne oluyor da benim (Ebû Hureyre) kadar hadis rivayet etmiyorlar" diyecekler. Size şunu haber vereceğim: Ensardan kardeşlerimi arazilerini işlemek meşgul ediyordu, muhacirlerden kardeşlerimi de pazarlarda alışveriş meşgul ediyordu.[492]
Seyyid es-Semhûdî Cevâhirü'l-ikdeyn'de Dârekutni'ye isnadla, onun İbn Ebî Ömer'den şu rivayetini nakleder: Abdurrahman b. İshak el-Mede-nî'den şunu anlattığım duydum: Ömer b. Hattâb bir ara Hz. Ali'yi göremeyince "Ebü'l-Hasan nerededir?" diye sordu. "Kendisine ait bir araziye gitti" dediler. O da "haydi birlikte ona gidelim" dedi. Oraya varınca onu çalışıyor buldular, bir saat onunla birlikte çalıştıktan sonra oturup sohbet ettiler. Hz. Ali, Hz. Ömer'e şöyle dedi: Ey emîrü'l-mü'minîn, eğer İsrailoğulları'ndan bir grup sana gelse ve onlardan biri sana "ben Musa'nın (as) amcası oğluyum" dese, senin yanında onun arkadaşlarına nisbetle bir ayrıcalığı olur muydu? O da "evet" karşılığını verdi. Bunun üzerine Hz. Ali şöyle dedi: "Andolsun, ben Resulullah'ın (sav)kardeşi ve amcasının oğluyum." Hz, Ömer abasını çıkarıp serdi ve şöyle dedi: "Hayır, Allah'a yemin ederim ki biz ayrılıncaya kadar senin bundan başka oturacak yerin olmaz." Birbirlerinden ayrılıncaya kadar Hz. Ali onun üzerinde oturdu. Seyyid es-Semhûdi şöyle der: Hz. Ali bunu söylemekle, Hz. Ömer'in kendisini bir ara göremeyince yanına gelmesi ve devlet başkanı olduğu halde onunla birlikte arazisinde çalışmasının, Peygamber efendimize yakınlığından dolayı olduğunu belirtmek istemiştir. Bir de, çok uzak bile olsa geçmiş peygamberlerin amcası oğullarından biri başkalarına tercihe layık olunca Peygamber efendimize aynı yakınlığı bulunan kimsenin nasıl olamayacağını göstermek istemiştir.[493]
trşâdü's-sârî'de Muhyissünne'den (Beğavi) şu rivayet nakledilir: Bir adam ceviz ağacı diken Ebu'd-Derdâ'ya rastladı ve "sen yaşlı bir adamsın, şu kadar yıla ancak meyvesi yenebilecek şunu dikiyorsun" dedi. Ebu'd-Derdâ şu karşılığı verdi: "Bana düşen, başkasının ondan yemesi ve mükâfatının da bana olmasıdır."[494] Hz. Peygamber'in (sav), çapa yapıp ailesinin geçimini sağladığını haber verdiğinde Sa'd'ın çapa izi bulunan elini Öptüğüne dair bilgi daha önce geçmişti.[495]
Ashaptan Arazisini Mahsulün Üçte Biri Ve Dörtte Biri Karşılığında İşletmeye Verenler
el-tsâbe'de müellif, Cebrb. Atîkel-Ensarfnin biyografisini verir ve İbn Mende'nin onun biyografisinde Haccâc b. Ertât yoluyla, onun İbrahim b. Muhammed'den, onun Musa b. Talha'dan şöyle dediğini rivayet ettiğini zikreder: Cebr'in, Sa'd'ın ve İbn Mesud'un arazilerini üçtebir ve dörttebir karşılığında işletmeye (ortaklığa) verdiklerini gördüm.[496]
Yer Altında Su Kaynağının Tesbiti Ve Suyun Çıkarılması Konusunda Mütehassıs Kimse
el-tsâbe'de müellif, Abdullah b. Âmir b. Küreyz el-Kureşfnin biyografisini vererek şu bilgiyi zikreder: Abdullah'ı Hz. Peygamber'e (sav) getirdiler, onu okuyup tükrükle tedavi ediyor, o da Resulullah'ın tükürüğünü yutmaya çalışıyordu. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Osuvarıcı olacaktır." Abdullah b. Âmir bir toprağı işlemezdi ki oradan su çıkmasın. Bunu İbn Ab-dilber anlatır. Hafız İbn Hacer de onun Arafat'ta havuz yapıp onlara su akıtan ilk kimse olduğunu zikreder.[497]
Derim: Bu ilme İlnıii'r-Riyâfe veya İ 1 m ü inbâ-t i' 1 - m i y â h (su çıkarma ilmi) denir ki İbnü'l-Ekfânî İrşâdü'1-kâ-sidMe bunu son anılan isimle başlık yapmıştır. O şöyle der: Bu, kendisiyle yer altında bulunan suların nasıl çıkarılacağı, bu suların çıkarılması, Ölü toprakların ihya ve işlenmesi gibi hususların öğrenildiği bir ilimdir. Ker-hi'nin bu konuyla ilgili muhtasar bir kitabı mevcut olup[498] el-Füâhatü*n-nebâtiyye[499] adlı kitapta da bu ilimle ilgili temel bilgiler verilmiştir.
Bunu İlmü'r-riyâfe diye adlandıranlar da şöyle derler: Bu ilim, varlığına delâlet eden bazı işaretler vasıtasıyla yerden su çıkarmayı bilmekten ibarettir. Suyun yüzeye uzaklık ve yakınlığı da toprağın koklan-ması, orada yetişen bazı bitkilerin kokusu veya belli bazı hayvanların hareketiyle bilinir ki bu ilim f i r â s e t ilminin bölümlerindendir.[500]
Sırtında Su Taşıyan Saka
Ebû Ömer İbn Abdilber el-İstîâb'da "Sâhibü'1-Sâ" diye bilinen Ebû Akîl*i böyle biri olarak zikreder.[501]
Sırtta Yük Taşıyan Hamal
Nesâi'nin Sünen'inde İbn Mesud'dan şu rivayet nakledilin Resulullah (sav) sadaka vermemizi emrederdi. Bizden biri ta-sadduk edecek birşey bulamayınca pazara gider, sırtında yük taşır ve müdde birşey) getirir, Resulullah'a verirdi.[502]
Hacamatçı Ve Berber
Hz. Peygamberin (sav), hakkında "Ebû Hind ensardan biridir, onu evlendirin" buyurduğu Ebû Hind Resulullah'ın (sav) hacamatçısı idi.[503] İbn İshak (II, 77) bunu, Resulullah'ın Bedir Gazvesinden dönüşü bahsinde zikreder.[504] Ebû Taybe de Resulullah'ın (sav) hacamatçısı olup onun hadisi Muvat-ta'da geçmektedir.[505]
Süheyli er-Ravdü'1-ünüf te şöyle der: Hacamatçı Ebû Taybe'ye gelince, o Benî Hârise'nin m e v 1 â sı olup adı Râfi'dir. Meysere olduğu da söylenmiştir. Bedir savaşında bulunmamıştır.
el-tsâbe'de müellif, Hirâş b. Ümeyye'nin biyografisini verir ve onun Hudeybiye ile ondan sonraki umrede Resulullah'ı (sav) tıraş eden kimse olduğunu kaydeder.[506] el-tsâbe'de sonra da Hirâş b. Mâlik'in biyografisini vererek Ali b. Said el-Askerf nin şöyle dediğini zikreder: Hz. Peygamber (sav) kan aldırdı, bitince de şöyle dedi: Bir demir parçası ile kalkıp Allah Resu-lû'nün boyun damarları üzerinde duran kimse büyük güvenirliğe nail olmuştur.[507] et-Tecrîd'de müellif şöyle der: O muhtemelen tâbiindendir. el-tsâbe'de müellif, Salim el-Haccâm'ın biyografisini verir ve İbn Ömer'den, onun Hz. Peygamber'den (sav) kan aldığını ve haoamat şişesindeki kanı içtiğini nakleder.[508]
Yine el-tsâbe*de Ma'mer b. Nadle'nin biyografisini veren müellif onun şöyle dediğini nakleder: Yanımda ustura olarak, başını tıraş etmek için Resulullah'ın (sav) başucunda durdum. Şöyle buyurdu: "Ey Ma'mer, Allah Re-sulü'nün kulak yumuşaklarından tutabilirsin." Ben "bu, Allah'ın bana lü-tuflarındandır" dedim, "evet" dedi ve başını tıraş ettim.[509]
el-tsâbe'de Ebû Rahîme'nin biyografisini vererek şöyle der: Ebû Nu-aym onu zikrederek Ravh b. Cenah yoluyla Atâ b. Nâfi'den, onun Ebû Rahîme'den şu rivayetini tahric eder: "Hz. Peygamber'e f sav) hacamat yaptım, bana bir dirhem verdi." Bu hadisin senedinde zayıf ravi vardır.[510]
Buhâri "Kitâbu'l-Buyû" da "haccâma dair bâb" başlığını açarak orada Ebû Taybe hadisini zikreder.[511] Fethu'l-Bârî'de İbnü'l-Müneyyir'in şöyle dediği kaydedilir: "Bu başlık, hacamat sanatını ("mesleğini) onaylama manası taşımaz Bu hususta tahsis edici bir hadis de varıd olmuştur Her ne kadar hacamatçıya ücreti konusunda haksızlık yapılamasa da yasaklama hacamatçı (kanı alan) hakkındadır, kam aldıran hakkında değil Bu ıkısı arasındaki fark şudur Kan aldıranın hacamat yaptırmaya mecbur olmasına karşılık, başka mesleklerin bulunması sebebiyle hacamatçı açısından bunu yapmak için bir zaruret mevcut değildir " Ibn Hacer, bunun ardından şöyle der Ibnu'l-Muneyyır "onaylama" ifadesinden "güzel sayma ve özendirmeyi" kastetmışse, dediği doğrudur Ama bununla "caiz saymayı" kastetmışse, söylendiği isabetli sayılmaz Çunku kan aldıranın buna başvurması zaruret sebebiyle caiz olunca bunu yapan kimseye de aynı şekilde caiz olur Benim işaret ettiğim husustan başka, ıkısı arasında bir fark sozkonusu değildir Çunku hacamatçıhğın değersiz (aşağılık) kazanç yollarından sayılması, meşru olmamasını gerektirmez Eğer butun insanlar hacamat yapma ışını terkedecek olurlarsa, bu durum kendilerine zarar verir.[512]
Kasap
Sahîh-ı Buhân'de İbn Mesud'dan şu rivayet nakledilir: En-sardan künyesi £bû Şuayb olan bir adam gelerek kasap olan hizmetçisine şöyle dedi: Bana beş kişiye yetecek yemek yap. Ben beş kişinin beşincisi olarak Resulullah'ı (sav) davet etmek istiyorum.[513]
Tırmızı'nın el-Câmi'ınde "kassâb" yerine "lahhâm" kelimesi geçmektedir.[514] Tırmızı'ye haşiye yazan şöyle der Lahhâm, mübalağa kalıbı ile olup "et satıcısı" demektir Sanatlarla ilgili kelimeler, bunlarla uğraşanların çok çalışmaları ve çok iş yapmaları sebebiyle mübalağa kalıbıyla olurlar.[515]
el-Isâbe'de müellif, Hahd b Esîd b Ebı'l-îs el-Umevî'nın biyografisini verir ve Ibn Dureyd'den onun kasap olduğuna dair nakilde bulunur.[516] Yine el-Isâbe'de müellif, Kırâm'ın biyografisini vererek şöyle der O kasap olup Medine'de (kendi adıyla) tanınmış sokağın sahibidir Bunu Ömer b Şebbe zikreder.[517] Hafız Ibnu'l-Cevzî'mnTelkîh'ınde şu bilgi verilir Zubeyr,Amr b Âs ve Âmir b Kureyz kasaptılar.[518]
Sahîh-i Buhâri'de şu hadis nakledilir Resulullah f sav), kurbanlık develerinin başında bulunmasını, etleri, derileri ve semerlerıyle birlikte hepsini dağıtmasını, kasaba ücret olarak kurbandan birşey vermemesini Hz. Ali'ye emretti.[519]
Allah Resulü’nün Nazarında Değersiz (Aşağılık) Meslekler
Taberâni, Abdurrahman b. Osman el-Vakkâsî yoluyla, onun İbnü'l-Münkedir,[520] onun da Câbir'den naklettiği şu rivayeti tahric eder: "Resulul-lah (sav) şöyle buyurdu: Teyzem Fâhite bint Amr'a bir hizmetçi bağışladım ve onu kasap, kuyumcu veya hacamatçı yapmamasını emrettim.[521] Vakkâsi "zayıf" bir ravi olup bunu İbn Hacer Fâhite'nin biyografisinde zikreder.[522] Fakat Zehebi et-Tecrîd*de şöyle der: Hz. Peygamber'in (sav) Fâhite'ye bir hizmetçi bağışladığı "vahin" birhadiste[523] geçmektedir.
Ebû Davud'un Sünen'inde bu rivayet şöyledir: "Teyzeme bir hizmetçi bağışladım, ona bereketli olmasını umarım. Kendisine onu hacamatçı, kuyumcu veya kasap diye adlandırmamasını söyledim."[524] Ebü'l-Hasan es-Sindî, Ahmed b. HanbePin Müsned'inin haşiyesinde şöyle der: "Hz. Peygamber'in (sav) hacamatçı ve kasaptan, sakınması güç olmakla birlikte bulaştıkları pislik sebebiyle; kuyumcudan ise sanatına aldatma sokması, altın ve gümüşü işleyip bazan bundan erkekler için süs eşyası ve kap yapması —ki bu da haramdır— veya sözünde çok vaad ve yalan bulunmasından dolayı hoşlanmadığı söylenmiştir." Kâvukci'nin ez-Zehebü*l-ibrîz'inde, hadiste bu mesleklerin değersiz meslekler olduğuna işaret bulunduğu söylenir.[525]
Aşçı
eş-Şemâil'de Ebû Ubeyd'den şu rivayet nakledilir: Hz. Peygamber'e (sav) bir çömlek yemek pişirdim...[526] el-İstîâb'da da şu bilgi verilir: Resulullah'ın (sav) azatlısı Ebû Ubeyd bir gün Resulullah'a bir yemek pişirmişti...[527]
Derim: Ebû Ubeyd'in hadisi bu şekilde Tirmizi'nin eş-Şemâil'i ve Dârimi'nin el-Câmi'mde geçmektedir.[528] el-Isâbe'de (I, 151) Büreyl'in biyografisinde şu bilgi verilir; İbn Şahin, Büreyl es-Sühâlî'den şu rivayeti tah-ric etti: Resulullah'a (sav) Mekke'de bir adam getirildi, onun ashabına yemek hazırlıyordu. Ateşin sıcaklığı ona eziyet verdi. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Bundan sonra artık cehennem ateşi sana dokunmaz."[529]
Bulamaç Aşı Yapan
el-İsâbe'de müellif, Havle bint Kays el-Ensâriyye el-Hazreciyye'nin biyografisini verir ve İbn Mende'nin Havle bint Kays'tan tahric ettiği şu rivayeti zikreder: Resulullah (sav) benim yanıma geldi, kendisine bulamaç aşı yaptım. Önüne koyduğumda elini değdirdi, onu sıcak bularak elini çekti ve şöyle buyurdu: "Ey Havle, biz sıcağa da, soğuğa da sabredemeyiz (dayanamayız)."[530] Hz. Âişe'den de şu rivayet nakledilir: "Kendisi için yaptığım bulamaç aşını Resulullah'a (sav) getirdim. Resulullah benimle Şevde arasında oturuyordu. Sevde'ye yemesini söyledim, o yemedi. Kendisine 'ya yersin, ya da onu yüzüne bularım!' dedim. Yine yemedi. Bunun üzerine elimi aşa daldırıp onun yüzüne buladım. Resulullah güldü ve bizzat eliyle koyarak Sevde'ye 'sen de onun yüzünü bula' buyurdu. Şevde de onu yüzüme buladı. Resulullah (sav) güldü." İbn Ğaylân bu hadisi Hâşimi'den rivayet eder.[531] Molla bunu Sîret'inde tahric etmiştir.
el-Mevâhib'de müellif şöyle der: Hazîre, küçük doğranmış et parçaları üzerine bolca su koyup iyice piştiğinde üzerine un eklenerek yapılan yemektir. el-Kâmus'ta ise harîre şeklinde geçer ki manası da "süt veya yağla pişirilen un bulamacadır. el-Fâkihî el-Mekkî'nin Menâhicü'1-ahlâki's-se-niyye'sinde[532] şu bilgi verilir: Resulullah (sav) hazîre yedi. Hazîre küçük kesilen et parçalarının üzerine bolca su konulup iyice piştikten sonra üzerine un eklenerek yapılan yemektir. Hazîre, yanında kendisiyle şakalaştığı bir hanımı bulunduğu sırada, Hz. Âişe'nin kendisine yapıp sunduğu yemektir, Şöyle de denilmiştir: Bu yemek bulamaç aşı (asîde) şeklinde olup daha incedir. Cevheretü'l-gavvâsta da şöyle denir: Kepekle yapıldığında noktalı "ha" ile hazire, süt ile yapıldığında ise noktasız *Tıa" ile harîre şeklindedir. Reddâd'ın Mûcibâtü'r-rahme'sinde[533] ilk şekil tercih edilmiştir.[534]
Kepapçı
Nesâi'nin Sünen'inde Ebû Râfi'den şu rivayet nakledilir: "Ben Resulullah'a (sav) kebap yapardım."[535]
Fırıncı
el-tsâbe'de müellif, Mirdâs el-Muallim'in biyografisini vererek şöyle der: Ebû Zeyd ed-Debûsî Kitâbu'l-Esrâr'da onu senedsiz bir rivayetle anarak şöyle der: Nebi (sav) Mirdâs el-Muallim'e uğrayarak şöyle buyurdu: "ince ekmek (yapmaktan) ve Allah'ın Kitabı'na şart koşmaktan sakın." Debûsi şöyle der: Bu rivayetle ilgili olarak şimdiye dek bir senede vakıf olamadım.[536]
Derim: Eğer bu haber sabit ise, bununla Hafız İbn Kayyim'in et-Turu-ku'1-hükmiyye'de (s. 233} söylediği "Hz. Peygamber (sav) zamanında Medine'de narh yoktu. Çünkü onların içinde ne un Öğütüp kârla ekmek pişiren, ne de un ve ekmek satan kimse bulunmuyordu; buğdayı satın alıp öğütüyor ve evlerinde ekmek pişiriyorlardı"[537] sözü reddedilir.[538]
Allah Resulünün Ekmeklerinin Küçük Olup Olmadıkları
el-Mevâhib ve şerhinde şu bilgi verilir: Hz. Peygamber'in (sav) ekmeklerinin küçük mü büyük mü olduğu konusunu araştırdım, araştırma sonunda bu hususta birşey bulamadım. AncakDeylemi'ninrivayetettiği bir hadiste Resulullalı'ın (sav) ekmekleri küçültmeyi emrettiği kaydedilir; Hz. Âişe bu hadisi m e r f û olarak şu lafızla rivayet eder: "Ekmeği küçültün, sayısını çoğaltın ki size bereketli olsun." İbnü'l-Cevzî'nin el-Mevzûât'ta belirttiğine göre bu rivayet "vahin " dir.[539] Oşöyleder:Bukonudaithamedi-len râvi Câbir b. Selim olup İbn Ömer'den, onun merfu olarak rivayet ettiği şu hadisi nakleder: "Bereket ekmeğin küçüklüğündedir." Nesâi'den de onun "kezzâb" (yalancı) olduğunu nakleder.[540] Fakat İbn Hacer'in de belirttiği üzere Bezzâr ve el-Mu'cemü'1-kebîr'de de Taberâni bunu zayıf bir senedle rivayet etmişlerdir. Onun hocası Nureddin el-Heysemî şöyle der: Bu rivayetin senedinde Ebubekr b. Meryem mevcut olup kendisinde "ihtilât" (hafıza bozukluğu) meydana gelmiştir. Senedin kalan ravileri ise "sika" (güvenilir)'dirler.Ebu'd-Derdâ'dandaşu m e rf û rivayetnakledilir: 'Yiyeceğinizi (ekmeğinizi) kifayet ölçüsünde yapın ki bereketli olsun."[541] en-Nihâye'de müellif şöyle der: Evzâi'den bunun "ekmeği (somun, yufka) küçültmek" demek olduğu nakledilir.[542] Bezzâr da İbrahim b. Abdullah'tan, o da bazı âlimlerden bunun "ekmeği küçültmek" demek olduğunu nakleder. Sehâvı el-Mekâsıd'da buna işaret eder.
Fethu'I-Bârî'de "Ölçmenin müstehablığı bâbı"nda[543] Allah Resulü'nün (sav) "yiyeceklerinizi ölçün (ölçekli harcayın) ki bereketli olsun" sözüyle ilgili olara müellif şöyle der: Bezzâr'ın Müsned'inde yiyeceği ölçmekten maksadın "ekmeği küçültmek" olduğu söylenir ki, ne bunun, ne aksinin varid olup olmadığını kesin olarak öğrenebilmiş değilim.[544] Ali el-Kârfnin Mevzûât'ında Zerkeşi'den şu bilgi nakledilir: "Lokmanın küçültülmesi ve çiğnemin inceltilme si" ni emreden hadisle ilgili olarak Nevevi "sahîh değildir" demiştir.[545]
Ibnü'l-Imâd'ın yemek ve yeme adabiyla ilgili Manzûme'sinde[546] şöyle denir:
Dediler ki yiyen kimsenin yiyeceği iyice çiğnemesi
Ve lokmasını küçültmesiyle ilgili hiçbir rivayet değil sahîh
Şu husus bilinmektedir ki sahîh bir rivayet olmadığım söylemek bundan başka (zayıf vs.) bir rivayetin olmadığı anlamına gelmez. Muhtemelen bu, Şeyh Ebü'l-Abbas el-Bedevî ve Vefâiyye önde gelenleri gibi Ebû İshak İbrahim el-Mebtûlî'nin de sofrasındaki ekmekleri küçültme konusundaki dayanağıdır.
Hanbeli fıkıh kitaplarından Şeyh Mansur el-Behûtî el-Hanbelî'nin Şerhu'l-Müntehe'l-irâdât adlı eserinde şu bilgi kaydedilir: Ahmed b. Hanbel'den "büyük ekmekte bereket yoktur" dediği nakledilir. Ma'mer'in zikrettiğine göre Ebû Üsâme onlara yemek ikram etti ve ekmekleri parçaladı. Ahmed b. Hanbel "kaç tane yediklerini bilmesinîer diye öyle yapmıştır" diyor.
el-Makâlâtü*s-seniyye müellifi, Kastallâni'nin el-Mevâhib'deki sözüne işarette bulunur ki o "Yiyeceğinizi (ekmeğiniz) küçültün ki bereketli olsun" hadisinden sonra şöyle der:
Bu konuda hadis rivayet edilmiştir zayıf senedli
Ki Evzâi'ye isnad edilir, iz sahibi,
Bundan maksadım ekmeği küçültmek olduğu rivayeti
Bezzâr da ibrahim'den nimetler sahibi
Ki Ebu'n-Nedb diye çağırılır, babası ise Abdullah
el-Cüneyd, bazı ilim ve hikmet ehlinden naklen
Bundan maksadın ekmeği küçültmek olduğunu.
Muhtemelen bu dayanağıdır anlayışlı arif
Tarikat şeyhinin ekmekleri küçültmesinde
Sofrasının; Ebü'l-Abbas ve seçkinlik
Ve öncelik sahibi Ahmed el-Bedevi gibi
Sonra mevhibe sahipleri ve öncelik sahibi sâdat,
Vefa ve safî oğullan, marifet ehli gibi ki
Efendilerin iksiri ve perhizde efendiler.
Araştırdı hafızlardan bazısı bilgi
Edinmek için nimet sahibinin ekmeğiyle ilgili,
Seçkin insanın ekmeği küçük mü
Büyük mü idi? Bulunmadı kitaplarında
Birşey "Ekmeği küçültün" hadisinden başka,
Ramte'den[547] rivayet edilen, Mustafa'nın
Anlayışlı ve razı olunmuş arkadaşı.
Deylemi etti rivayet onu bazısından
Ve etti rivayet yeryüzünde mahlukatın en doğrusunun hadisini.
îbn Sa'd'ın Tabakât'ında (VIII, 362) Temlek et-Tâbiiyye el-Kûfiyye*-nin biyografisinde, onun Ümmü Seleme'ye sorduğu ve onun da şöyle dediği kaydedilir: "Bıçağı ekmeğe koyduğun zaman Allah'ın adını an ve ye."[548] Bundan da onların ekmeği bıçakla kestikleri anlaşılmaktadır.[549]
Kadın Kuaför
İbn Fethûn şöyle der: Hz. Peygamberin (sav) hanımı Hz. Hatice'nin kuaförü Ümmü Züfer, onun vefatından sonra Resulullah'a (sav) gelirdi. O da kendisine ikramda bulunur ve “o Hatice hayattayken bize gelirdi" derdi.[550] İbn İshâk Sîret'inde şöyle der: Resulullah (sav) Hayber*de veya yolda Safiyye bint Hay b. Ahtab'la gerdeğe girdiğinde onu süsleyen, saçlarını yapan ve işini yoluna koyan Ümmü Süleym bint Milhân'dı.[551]
İbn Sa'd'ın Tabakât'ında şu bilgi verilir: Hz. Peygamber (sav) Safiy-ye'yi Dıhye el-Kelbî'den satın aldığında, yanında iddet beklemesi, eğitmesi ve hazırlaması için onu Ümmü Süleym'e teslim etti.[552] el-tsâbe'de emîrü'l-mü'minîn Hz. Osman'ın kızkardeşi Âmine bint Affân b. Ebi'l-Âs'ın biyografisi verilir ve İbnü'1-Kelbî'den naklen onun Câhiliyye devrinde kadın kuaförü olduğu zikredilir.[553]
Yine el-tsâbe'de müellif, Şebbere bint SafVân el-Kureşiyye'nin biyografisini verir ve İbnü'l-Kelbî'den jıaklen onun Mekke'de kadınların makyajını yapan bir kuaför olduğunu kaydeder, el-tsâbe'de Ümmü Rile el-Kuşey-riyye'nin biyografisini veren müellif Müstağfiri'den naklen şu bilgiyi kaydeder: O güzel ve fasih konuşan bir kadın olup şöyle demişti: "Allah'ın selamı üzerine olsun, ey Allah'ın Resulü. Bizler mahfeler ardında, kocaların iffet mahalli ve çocukların yetiştiricileriyiz. Bize orduda (cihâdda) nasip yoktur. Bize birşey öğret ki bizi Allah'a yaklaştırsın." Söyledikleri içinde şunlar da vardı: "Ben kocaları için kadınların makyajını yapan ve süsleyen bir kadınım. Eğer bu günah ise vazgeçeyim." Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Ey Ümmü Ri'Ie, onlara makyaj yap ye süsle..." Bir başka rivayette de Resulul-lah'ın (sav) ona hayranlık duyduğu belirtilir.[554] et-Tecrîd'de şu bilgi verilir: Ümmü Ri'leel-Kuşeyriyye'nin elçilikte bulunduğu hususu "vahi n "[555] şeklinde değerlendirilen bir hadiste geçmektedir.
Fethul-Bâri'de "demirci bâbı"nda[556] şöyle denir: Ümmü Eymen'in "Hz. Âişe'ye makyaj yaptım" sözünden maksat "onu süsledim" demektir. Halil şöyle der: t a k y î n (makyaj, bezeme), tezyin'dir (süsleme). Bundan dolayı raukay yine (makyajcı kadın), k a y n e (cariye, hanende) diye adlandırılmıştır. Çünkü süs onun özelliğidir.[557]
Tamamlayıcı bilgi: Ebû Dâvud Sünen'inde Hz. Âişe'den şu rivayeti tahric eder: Annem Resulullah'la (sav) zifafa girmem için beni semizletmek istedi. Benim için arzu ettiklerinden hiçbir şeyi kabul etmedim, ta ki taze hurma ile acur yedim ve en güzel şekilde semizlendim (dolgunlaşıp toparlandım)." Ebû Dâvud bununlailgili olarak "semizlenme babı" diye bir başlık açmıştır.[558]
Kadınlar Arasında Koğuculuk Yapan Kadın
el-îsâbe'de müellif, Eş'ab et-Tâmi'in annesi ve Esma bint Ebubekir es-Sıddık'ın azatlısı Humeyde'nin biyografisini vererek şöyle der: Denildiğine göre o, Resulullah'ın (sav) hanımlarının evlerine[559] girer, onların arasını bozardı. Hz. Peygamber(sav)onunta'ziredilmesini emretti. Hz. Peygamberin ona beddua ettiği ve bunun üzerine öldüğü de söylenir. Bu rivayet sahîh değildir. Çünkü Eş'ab, Hz. Peygamber'in vefatından bir süre sonra dünyaya gelmiştir. Resulullah'ın bedduasıyla, kendisinin vefatından bir müddet sonra ölümüne yol açan bir hastalığa yakalanmış olması da muhtemeldir.[560] el-tsâbe'de bir başka yerde de şu bilgi verilir; Onun oğlu Eş'ab bununla övü-nürdü. Kendisine "Sanayazıklar olsun, bununla övünenkimse olur mu?" denilince, "eğer onlar (Resulullah'ın hanımları) katında güvenilir olmasaydı onu kabul etmezlerdi" diye karşılık verdi.[561]
Sözkonusu Bir Kadınla Evlenmeye Arzulu Olup Olmadığı Konusunda Kişinin Nabzını Yoklamaya Giden Kadın
el-İsâbe'de Hz. Hatice'nin biyografisinde Ya'lâ'mn kız kardeşi Nefise bint Ümeyye'nin şöyle dediği nakledilir: Hatice soylu ve zengin bir kadındı. Dul kaldığında Kureyşli her soylu onunla evlenmeyi arzuluyordu. Hz. Peygamber (sav) kendisi adına ticaret seyahatine çıkıp bol kârla dönünce Hz. Hatice ona rağbet duydu ve durumu gizlice öğrenmek için beni ona gönderdi. Ona "niçin evlenmiyorsun?" dedim, "elimde birşey yok" dedi. "Eğer ihtiyacın giderilir, mal, güzellik ve denkliğe davet edilirsen?" dedim, "kim?" diye sordu. Ben "Hatice" dedim, o da kabul etti.[562] Onun İbn Sa'd'ın Tabakât'ındaki biyografisine bakınız.[563]
Savaşta Allah Resulü’ne Eşlik Eden Hastabakıcı Sahabi Kadınlar Ve Bunların Gösterdikleri Kahramanlık, Çeviklik Ve Savaşanlara Yardımları
el-İsâbe'de müellif, Rubeyyi bint Muavviz b. Afrâ'mn biyografisini verir ve Ebû Ömer'den şu bilgiyi nakleder: O bazan Nebi (sav) ile birlikte gazveye çıkardı.[564] Buhâri, Nesâi ve Ebû Müslim el-Keccî, Rubeyyi'den şöyle dediğini tahric ederler: "Biz Nebi (sav) ile birlikte gazveye çıkar, askere su verir, onlara hizmet eder, yaralı ve şehidleri Medine'ye götürürdük." [565]
el-İsâbe'de müellif, Rufeyde el-Ensâriyye veya el-Eslemiyye'nin biyografisini verir ve Sa'd b. Muaz'ın Hendek savaşında yaralanması kıssasıyla ilgili olarak Ibn Ishak'tan şu bilgiyi nakleder Resulullah (sav) şöyle buyurdu "Onu yakından ziyaret edebilmem için Rufeyde'nın mescıddekı çadırına koyun " Rufeyde yaralıları tedavi eden, muslumanlardan zarara uğramış kimselerin hizmetine kendisini adamış bir kadındı Bu bilginin benzen Buhârı'nın el-Edebu'1-müfred'ınde de mevcuttur.[566]
el-İsâbe'de Kuaybe bınt Sa'd el-Eslemıyye'nın biyografisinde Ibn Sa'd'dan naklen şu bilgi verilir O, mescıdde bir çadırı olup hasta ve yarahla n tedavi eden bir kadındır Sa'db Muâz Hendek savaşında yaralandığında onun yanında ıdı Vefat edinceye dek Sa'd'm yarasını tedavi etmişti.[567] Kuaybe, Nebi (sav) ile birlikte Hayber savaşına da katıldı ve kendisine ganimetten erkek payı verdi.[568]
Leyla el-Gıfârıyye'nın biyografisinde şu bilgi verilir O, Nebi (sav) ile birlikte gazvelere çıkardı, yaralıları tedavi eder, hastalara bakardı Ibn Merdûye de Tefsirinde Muâze el-Gıfârıyye'den şu tahrıcde bulunur Ben Resulullah'a (sav) yakın arkadaştım (enîs), onunla sefere çıkar, hastalara bakar ve yaralıları tedavi ederdim.[569] Fakat et-Tecrîd'de şu bilgi verilir "Leyla el-Gıfârıyye'nın gazvelerde yaralıları tedavi ettiği hususu "bâtıl" bir haberde geçmektedir "Derim Bu b â 11 1 haber el-Isâbe'de etraflı bir şekilde verilmiştir
Yine el-İsâbe'de Hz Peygamber'm (sav) azatlısı ve dadısı Umrau Ey-men'ın biyografisinde Vâkıdı'den naklen şu bilgi verilir Ummu Eymen Uhud savaşında bulundu, su verir, yaralıları tedavi ederdi Hayber savaşına da katıldı.[570] el-Isâbe*de muelhf, Ummu Zıyâd el-Eşcaıyye'nın biyografisini vererek şu bilgiyi zikreder O, Hz Peygamber'le (sav) birlikte Hayber savaşına katılan altı kadının altıncısıydı Bunların savaşa katıldıkları haberi Resulullah'a ulaşınca çağırıp şöyle buyurdu "Kimin müsaadesiyle savaşa katıldınız?" Resulullah'm (sav) yüzünde kızgınlık esen gorduk ve şöyle dedik "Savaşa çıktık, yanımızda ilaç var, onunla yaralıları tedavi ediyor, okları veriyor ve un çorbası ıçırıyoruz "(Hadis) Buhadıste, Resulullah'm onlara hurmadan pay (ganimet) verdiği geçmektedir Bunu Ebû Dâvud,[571] Nesâı ve Ibn Ebî Âsim tahrıc etmişlerdir.[572]
Ibn Sa'd'ın Tabakât'ında Ummu Sınan eî-Eslemıyye'mn biyografisinde, onun şöyle dediğini kaydedilir Resulullah (sav) Hayber savaşına çıkmak istediğinde kendisine gelip şöyle dedim "Ey Allah'ın Resulü, seninle birlikte çıkayım; su tulumlarım diker, hasta ve varsa yaralıları tedavi eder, yükleri gözetlerim." Allah Resulü de şöyle buyurdu: "Allah'ın bereketiyle çık, senin kavminden ve başkalarından arkadaşların da var. Benimle konuştular, kendilerine izin verdim. Dilersen kendi kavminle, dilersen bizimle birlikte çık." Ben "seninle" dedim, "o halde eşim Ümmü Seleme ile birlikte ol" buyurdu. Ben de onunla oldum.[573] el-lsâbe'deÜtnmüKebşeel-Kudâiyye[574] ve Üm-mü Varaka el-Ensâriyye'nin[575] biyografilerine bakınız.
Şâmi Siret'inde, Hz. Peygamber'in yaralı ve hastaları tedavi için bazı kadınları yanma alması ve bazı durumlarda ise buna engel olmasıyla ilgili bir başlığa yer verir ve orada Leyla el-Gıfâriyye'nin kıssasını zikrederek Taberâni'ye isnad eder. Sonra Taberâni'nin Sahîh'in şartlarına sahip ravi-ler yoluyla Ümmü Seleme'den şu tahricde bulunduğunu kaydeder: "Resulullah, ensar kadınları olarak bizi de gazaya çıkarırdı; su verir, yaralıları tedavi ederdik." Sonra Tâberâni'nin el-Mu'cemül-kebîr ile el-Mu'ce-mül-evsatfda Sahîh'in şartlarına sahip raviler yoluyla Kudâa kabilesinin Benî Uzre koluna mensup bir kadın olan Ümmü Kebşe'den şu tahricde bulunduğunu zikreder: "Ey Allah'ın Resulü, bana müsaade et de şu ve şu orduyla birlikte savaşa çıkayım" dedim, "hayır" dedi. "Ey Allah'ın Resulü, ben savaşmak istiyor değilim, yaralı ve hastaları tedavi etmeyi istiyorum" deyince de şöyle buyurdu: "Eğer falan kadın savaşa katılmış denmeseydi sana müsaade ederdim, fakat sen yerinde otur."[576] Taberâni bu anılanı zikretmekle kalmış olup bizim zikrettiklerimizi elde edememiştir. Allah'a hamde-derim.
Buhâri, "Kitâbu'l-Cihâd"da[577] kadınların cihâdı, kadının denizde savaşa çıkması, kişinin hanımlarından yalnız birini savaşa götürmesi, kadınların savaşa çıkıp erkeklerle birlikte savaşmaları, kadınların savaşta askere su kırbalarını taşımaları, kadınların savaşta yaralıları tedavi etmeleri, kadınların hasta ve yaralıları geri götürmeleri şeklinde bâb başlıklarına yer verir.[578]
Buhâri burada Enes'ten şu tahricde bulunur: "Uhud savaşında insanlar Resulullah'ın (sav) etrafından kopup dağılınca, Âişe ve Ümmü Süleym'i gördüm; paçalarını sıvamışlardı, ayaklarına takılı hamalların halkalarını görüyordum, sırtlarında su kırbalarını taşıyıp askerlerin ağzına boşaltıyorlar, sonra dönüp onları dolduruyor, sonra gelip askerlerin ağzına boşaltıyorlardı."[579] AbdurrezzakMa'mer'den, o daZühri'den şöyle dediğini tahric eder: "Kadınlar Hz. Peygamber (sav) ile birlikte savaşlara katılır, savaşçılara su verir ve yaralıları tedavi ederlerdi." Ebû Dâvud da Haşrec b. Ziyâd yoluyla, onun ninesinden şu rivayetini tahric eder: "Onlar Nebi (sav) ile birlikte Hu-neyn savaşına katıldılar." Bu hadiste şu ifade geçer: Hz. Peygamber (sav)on-lara bu çıkışlarını sordu, onlar da şöyle dediler: "Biz yün eğirir, Allah yolunda yardımda bulunur, yaralıları tedavi eder, okları verir ve un çorbası içiririz."[580] Müslim de Enes'ten şu rivayeti nakleder: "Ümmü Süleym Huneyn savaşında bir hançer edinmiş ve şöyle demişti: bunu edindim ki müşriklerden biri bana yaklaşırsa onunla karnını yarayım."[581]
Ümmü Amâre el-Ensâriyye'nin biyografisinde Hz. Ömer'den şöyle dediği nakledilir: Resulullah'ı f sav) şöyle derken duydum: "Uhud günü sağa ve sola dönmedim ki onu berimde savaşıyor görmeyeyim."[582]
el-Utbiyye'de İmam Mâlik'in şöyle dediği nakledilir: "Kadınlar Resu-lullah (sav) ile birlikte onun gazvelerine çıkarlar, askere su verirler ve yaralıları tedavi ederlerdi." îbn Rüşd el-Beyân ve't-tahsîl'de şöyle der: Askere hizmet maksadıyla, güvenilir (güçlü) bir orduyla birlikte kadınların savaşa çıkmalarının caiz olduğu hususunda âlimler arasında görüş ayrılığı mevcut değildir.[583]
Hocamız Şebîhi el-Fecrü's-sâti'de bu konuyla ilgili başlıkta geçen "yaralıları tedavi etme" sözüyle ilgili olarak Kurtubi'nin şöyle dediğini kaydeder: "Bunun manası şudur: Onlar yaralar için ilaç hazırlar, düzenlerlerdi; erkeklerde (dokunulması) haram olan yerlere dokunmazlardı. Bu kadınlar yaşlı olunca yüzlerini açmaları caizdir, genç iseler örtünürlerdi. Bütün bunlar Arap kadınlarının ve özellikle ashap kadınlarının savaş, kahramanlık, cesaret ve iffet konusunda görülen adetleri çerçevesinde cereyan ediyordu. Eğer bizzat tedavi yapmalarına zaruret duyulursa bu caiz olur, çünkü zaruretler haramları mubah kılar." İbn Zekri şöyle der: Bunda, yabancı bir kadının, zaruret bulunması halinde bir erkeği tedavi edebileceğine delil vardır.
Şeyh Abdülğani en-Nâblusî Şerhu't-Tarîkati*l-Muhammediyye*de babasından şu bilgiyi nakleder: İbnü'z-Zübeyr Mekke'de hastalandığında kendisine bakması için yaşlı bir kadın tuttu. Kadın onun ayaklarını ovar ve başında bit arardı.[584]
Ticaretle Uğraşan Kadın Sahabiler
Burada, daha önce geçenlere ilave bir grup tüccar hanımdan sözedile-cektir. el-tsâbe'de Kayle el-Enmâriyye'nin biyografisinde, İbn Mâce'nin tahriri olarak Kayle'den şöyle dediği rivayeti nakledilir: "Ey Allah'ın Resulü, ben alıp satan bir kadınım.. ."[585] Onun İbn Sa'd'ın Tabakât'ındaki (VIII, 238) biyografisinde şu rivayet verilir; Kayle Ümmü Benî Enmâr'dan şöyle dediği nakledilir: Hz. Peygamber (sav) umrelerinden birinde, ihramdan çıkmak üzere Merve'ye geldi. Bir asaya dayanmış olarak gelip yanına oturdum ve şöyle dedim: "Ey Allah'ın Resulü, ben alışveriş yapan bir kadınım. Bazan bir mal satın almak istiyor, ona satın almak istediğim fiyatın daha azını veriyorum. Sonra onu almak istediğim fiyatla alıncaya kadar artırıyor artırıyorum. Bazan da bir mal satmak istiyor, ona satmak istediğimden çok fiyat biçiyorum. Sonra satmak istediğim fiyatla onu satmcayakadar indiriyor indiriyorum." Resulullah (sav) bana şöyle buyurdu: "Böyle yapma ey Kayle. Satın almak istediğin zaman, sana ister verilsin ister verilmesin, satın almak istediğin fiyatı ver. Birşey satmak istediğinde de, sana ister verilsin ister verilmesin, ona satmak istediğin fiyatı biç."[586]
Kadı Ukbâni'nin Tuhfetü'n-nâzir[587] adlı eserinde şöyle denir: "Mezhebimize göre kadının ticaretle uğraşmasının mubah olduğu, kocanın bu iş için kadını dışarı çıkmaktan mene demeyeceği; istediği herhangi bir erkekten kâr sağlama hakkına sahip olduğundan, ticaret ve sebeplerine başvurmanın yalnız güvenli kadınlarla sınırlandırılmış olmadığı, aksi halde ticarete girişemeyeceği hususları ile fitneye düşme korkusundan dolayı kadınlarla simsarları birbirinden uzak tutmak gerektiği hususunu bağdaştırmak belirsizlik arzetmektedir." Müellif sonra bunu şöyle cevaplandırır: Kadının ticaretle uğraşmasının mubahlığı, onu bizzat yapmasını gerektirmez; ister mahrem ister namahrem olsun, güvenilir bir kimseyi kendi adına bu işe vekil kılabilir. Erkeğin kadını ticaretten mene demeyeceği ne dair söylediklerimiz el-Mecmûa'dan naklen el-Hâdî'de verilmiştir. Âlimlerden biri şöyle dedi: "Koca kadını ticaretten menedemez" sözünden anlaşılan, onun üzerine kapıyı kapayamayacağıdır. Bu husus el-Vesâiku'1-mecmûa'da "Kitâbu'l-Vesâyâ"da nass olarak kaydedilmiştir.
Ebû Yahya et-Tâzî'nin er-Risâle'ye yaptığı şerhte şu bilgi geçer: Alışverişe gelince, erkek pazarlarda bununla meşgul olmaktan kadını menede-bilir. Kadının evde ticaretle uğraşması ve erkeklerin onun yanma girmeleri ise caizdir. Fakat alışverişleri bir perde arkasından yaparlar. Bu hususta kocasından müsaade alması gerekmez.[588]
Ebe
el-İstîâb'da müellif, Hz. Peygamberin (sav) oğlu ibrahim'i anarken şöyle der: Onun ebesi, Hz. Peygamberin (sav) azatlısı ve Ebû Râfi'in hanımı Selma idi. Ebû Raf i, İbrahim'i Resu-lullah'a müjdeledi, o da kendisine bir köle bağışladı.[589] O, Hz. Peygamberdin (sav) kızı Fâtıma'nın çocuklarının da ebesiydi. Hz. Fâtıma'nın cenazesini de kocası Hz. Ali ve Esma bin t Umeys'le birlikte o yıkamıştı.[590]
el-tsâbe*de Hz. Hatice'nin biyografisinde şu bilgi verilir: Onun ebesi, Safiyye'nin azatlısı Selma idi; onun çocuğu için sütanne arar, doğum yapmadan önce bunu hazırlardı.[591] Sevâde'nin el-tsâbe'deki biyografisinde de şu bilgi verilir: Meçhul bir râvinin bulunduğu bir isnadla nakledilen bir rivayette geçtiği üzere Hz. Hasan'ı doğurduğunda Hz. Fâtıma'nın ebesi o idi.[592]
Sünnetçi Kadın
Hz. Peygamber (sav), kadınları sünnet eden Ümmü Atıy-ye'ye şöyle buyurdu: Biraz kes, mübalağa edip tamamen kesme, çünkü bu, yüze kan ve tazelik gelmesi ve erkeğin cinsî münasebette daha haz duyması için daha iyidir.[593]
Emzirici Kadın (Sütanne)
el-İstîâb'da müellif, Ümmü Bürde bint Münzir b. Zeyd'i anarak şöyle der: Hz. Peygamberin (sav) oğlu İbrahim'i emziren odur. Hz. Peygamber İbrahim'i annesi doğurur doğurmaz ona vermişti ve yanında vefat edinceye kadar da hep o emzir-di.[594]
Bu bilginin aynısı el-İsâbe*de mevcut olup müellif bunun hemen ardından Ebû Musa'nın şöyle dediğini kaydeder: Meşhur olan, ibrahim'i emzirenin Ümmü Seyf olduğudur. Muhtemelen her ikisi de onu emzirmişler-dir.[595]
Kadınları Allah Resulü'nün Meclisinde Temsil Eden Kadın
el-İstibsâr'da Esma bint Yezîd b. Seken el-Ensâriyye'nin biyografisinde, Hz. Peygamber'e (sav) gelerek şöyle dediği kendisinden nakledilir; "Ben ardımdaki müslüman kadınlar topluluğunun elçisiyim (temsilcisi); onlar benim söylediğimi söylüyor ve görüşümü paylaşıyorlar. Allah seni hem erkeklere hem de kadınlara gönderdi. Sana inandık ve itaat ettik. Biz kadınlar topluluğu (evlerde) kapanmış ve kuşatılmış, evlerin temel direkleri, erkeklerin şehvetlerini giderme mahalli ve çocuklarınızın anneleriyiz. Erkekler cemaatlere katılmak ve cenazelere katılmakla (sevapta bize karşı) üstünlük sağladılar. Cihâda çıktıklarında da mallarını biz koruyor ve çocuklarını biz yetiştiriyoruz; onların sevaplarına biz de ortak oluyor muyuz ey Allah'ın Resulü?" Resulullah (sav) yüzünü ashabına çevirerek şöyle buyurdu: "Dinini öğrenmek konusunda soru sormada bu kadının söylediklerinden daha güzelini duydunuz mu?" Onlar "hayır, ey Allah'ın Resulü" dediler. Resulullah (sav) bunun üzerine şöyle buyurdu: "Dön ey Esma ve ardındaki hanımlara bildir ki sizden birinizin kocasına güzel zevcelik yapması, onun hoşnutluğunu araması ve görüşüne uygun hareket etmesi, sevap bakımından, saydıklarınızın hepsine denktir." Bunun üzerine Esma, Resulullah'ın kendisine söylediklerinden duyduğu sevinçten dolayı tekbir ve tehlil getirerek geri döndü.[596]
Yün Eğirme
Ebû Nuaym el-Ma*rife*de Abdullah b. Rebî el-Ensârî'den, onun merfû olarak rivayet ettiği şu hadisi tahric eder: "Çocuklarınıza yüzme ve ok atmayı öğretin. Mü'min kadın için de evinde yün eğirmesi ne güzel oyundur (eğlence, uğraş)."[597] İbn Adî de İbn Abbas'tan şu merfû rivayeti tahric eder: "Kadınlara yazıyı öğretmeyin, onları odalarda (ilim meclislerinde) bulundurmayın. Mü'min erkeğin en güzel eğlencesi yüzme, mü'min kadının da yün eğirmedir."[598] Deylemi Enes'ten (ra) şu merfû rivayeti tahric eder: "Kadının yün eğirmesi ne güzel eğlencedir."[599]
"Salih lebrâr) erkeklerin ışı terzilik, salih kadınların ışı de yün eğirmektir" mealindeki hadis daha önce geçmişti.”[600] Hatîb Târih'inde, İbn Ab-bas'tan şu merfû rivayeti tahric eder: "Kadınlarınızın meclislerini yun eğirmeyle süsleyin."[601] ibn Asâkir, Muhammedb. Bekkâres-Seksekî yoluyla şu tahricde bulunur: Musa b. Avf bize haber verdi, ona Nufeyli, ona da Ziyâd b. Seken haber verdi: Umnru Seleme'nin yanına girdim, elinde bir kirmen yun eğiriyordu. Ona "ne zaman sana gelsem, elinde bir kirmen buluyorum'' dedim, şu karşılığı verdi: "O şeytanı kovar ve kendi kendine konuşmayı önler. Bana Resulullah'ın (sav) şöyle buyurduğu haberi ulaştı: Sizin (kadınlar) sevabı en büyük olanınız, gücü (enerjisi) en sürekli olanınızdır." ibn Asâkir, Muhammed b. Yezid b. Mervân yoluyla Ziyâd b. Abdullah el-Kureşî'den şu tahricde bulunur: Haccâc b. Yusuf un hanımı Hind bint Muhelleb b, Ebî Suf-ra'nın yanına girdim, elinde bir kirmen gordum, yun eğiriyordu. Ona "bir e m î r (yönetici) kızı olduğun halde yunmûeğiriyorsun?" dedim, şukarşı-lığı verdi: Babamdan şöyle dediğini duydum: Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Sizin (kadınlar) gücü en sürekli olanınız, sevabı en büyük olanınızdır."[602] Bu şeytanı kovar ve kendi kendine konuşmayı önler,
Hâkim el-Müstedrek'te Hz. Âişe'den şöyle dediğini tahric eder: Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Kadınları odalarda (ilim meclislerinde) bulundurmayın, onlara yazıyı öğretmeyin, yün eğirmeyi öğretin." Hâkim bu hadisin isnadının sahîh olduğunu söyler.[603] Beyhaki de bu rivayeti Şuabu'l-imân'da Hâkim yoluyla tahric eder,
ibn Sa'd, Ümmü Subeyye Havle'den şöyle dediğini tahric eder: "Resulullah (sav) ve Ebubekir zamanı ile Ömer'in halifeliğinin başında da bir süre, biz kadınlar mescidde bulunur, birbirimizle dostluk kurar, bazan yün eğirir ve bazan da bazılarımız orada hurma yaprağı işlerdi. Ömer bizi mes-cidden çıkardı."[604] Hafız Suyûti bu konuyu el-Ecrü'1-cezel fi'l-ğaze[605] adıyla bir cüz halinde kaleme almıştır. Bu eser bende mevcut olup burada verdiğim bilgileri ondan özetledim.[606]
Şarkıcılar
Bayramlarda şarkı söyleyenler: Sahîhayn'da Hz. Âişe'den şu rivayet nakledilir: "Bir bayram günü, Habeşliler mescide gelip oynadılar. Resulullah (sav) beni çağırdı, başımı onun omu-zuna koyup onların oyunlarına bakmaya başladım ve onlara bakmaktan vazgeçen bizzat ben oluncaya kadar baktım."[607] Yine Sahîhayn'da şu rivayet zikredilin "Hz. Ebubekir (ra) Hz. Âişe*nin yanına girdi, Mina günlerinde (kurban bayramı) iki cariye onun yanında şarkı söyleyip def çalıyorlardı. Resulullah (sav) da elbisesiyle örtünmüştü. Hz. Ebubekir o cariyeleri azarladı. Resulullah (sav) başını açarak şöyle buyurdu: Onları bırak ey Ebubekir, bayram günleridir."[608]
İmam Ahmed ve İbn Mâce, Kays b. Sa'db. Ubâde'den şu tahricde bulundular: "Resulullah (sav) zamanında olup da biri dışında görmediğim hiçbir şey yoktur; o da Resulullah'a (sav) Ramazan bayramı günü şarkı söylenip oynanmasıdır (kals). " Câbir,- "kals" in oyun (la'b) olduğunu söyler.[609]
İbn Mâce, Iyâz el-Eş'arî'den şu rivayette bulunur: Iyâz Enbâr*da bir bayramda bulundu ve şöyle dedi: Bana ne oluyor ki sizi Resulullah'ın (sav) yanında oyun (kals) düzenlendiği gibi oyun düzenliyor görmüyorum?"[610] Taberâni, Ümmü Seleme'den şöyle dediğini rivayet eder: Bir Ramazan bayramı günü Hassan b. Sâbit'in bir cariyesinin yanına girdim, saçlarını çözmüş ve yanında (çaldığı) bir def vardı. Onu azarladım, Resulullah (sav) şöyle buyurdu: Onu bırak ey Ümmü Seleme, her toplumun bir bayramı var, bu da bizim bayramımızdır."[611]
Müslim, Hz. Âişe'den şöyle dediğini tahric eder: Hz. Ebubekir yanıma geldi, ensann cariyelerinden ikisi ensarın Buas günü söyledikleri şarkıları söylüyorlardı.
Buas günü, Evs ve Hazrec kabileleri arasında geçen malum savaştır.
Hz. Âişe (devamla) şöyle der: O ikisi şarkıcı değillerdi. Hz. Ebubekir şöyle dedi: "Resulullah'ın evinde şeytan mizmârı (sesi, düdüğü) mı?" Bu bir bayram günüydü. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Ey Ebubekir, her toplumun bir bayramı var, bu da bizim bayramımızdır."[612] Buhârî de bu hadisi tahric eder ve (Hz. Ebubekir*in sözü olarak) şu ifadeyi kullanır: "Resulullah'ın yanında şeytan mizmâresi mi?"[613]
Derim: Hafız Ebû Bekr Muhammed b. Abdullah b. Aİımed b. Habîb el-Âmiri el-Bağdâdî[614] semâ (musiki) ile ilgili eserinde şöyle der: Kim Hz. Ebubekir'in "şeytan mizmârı" şeklindeki adlandırmasına dayanarak hüküm verirse, çeşitli yönlerden meseleyi yanlış anlamış ve hata etmiş olur. Hata ettiği hususlardan biri şudur: Hz. Peygamber'in (sav) onun sözünü reddetmesi, şarkı söyleyenlere sert davranmasından dolayı onu azarlaması ve Hz. Ebubekir'in Resulullah'ın söylediğine dönmüş olmasına rağmen, bu kimsenin Hz. Ebubekir'in o sözüne tutunması. Bir diğer husus da şudur: Bu görüşte olan kimsenin, Hz. Peygamber'in (sav) dinlemesi ve helal oluşu gerektirdiğinde şüphe bulunmayan onayından yüz çevirip Hz. Ebubekir'in sözünün mutlak ifadesine bağlanması. Resulullah'ın (sav) batıl üzere olmayacağını bilmesine rağmen Hz. Ebubekir'in, Resulullah'ın hazır bulunup onayladığı bir hususun haram olduğuna inanması muhaldir. Sahîh olan, Hz. Ebubekir'in sözünden ona uygun mananın anlaşılması olup o da şudur: Hz. Ebube-kir def çalmayı ve şiir söylemeyi ibadet sayılmayan mubahlar cümlesinden kabul etmekle birlikte nübüvvet huzuruna olan tazimi, risâlet makamına ihtiramı ve bu makamın ihtişamının yüceliğinden dolayı kerim vicdanı onu Hz. Peygamber'in (sav) huzurunu oyun (eğlence) görüntüsünden tenzihe yöneltti ve bu yüce mevkide zikir ve ibadetle meşgul olmanın daha uygun olacağını düşündü. Bu sebeple de haram olduğu için değil, saygısı dolayısıyla bundan menetti. Hz. Peygamber de onun bu davranışı hoş karşılamamasını iki husustan dolayı reddetti. Birincisi şudur: Ümmetine genişlik, yumuşaklık ve bazı durumlarda ferahlık olarak şeriatinde meşru kılınmış bir şeyin haram olduğunun sanılmaması için. İkincisi: kalplerinin bazı mubah davranışlarla yatışması ve ibadet vazifelerine daha canlılık duymaları için şâriin (kanun koyucu) ailesi ve ümmetine karşı güzel ahlâk ve gönül genişliği izhar etmesi. Nitekim Hz. Ebubekir "Kur'ân mı, şiir mi?" diye sorduğunda, Resulullah (sav) "bir süre bundan, bir süre ondan" buyurmuştu.[615]
Allah Resulü Zamanında Deflerin Zilli Olup Olmadığı Ve Ashabın Ud Dinleyip Dinlemediklerî
Huzâi burada şöyle der: Araştırdığım kitaplarda, Resulullah'ın (sav) evinde cariyelerin çaldıkları deflerde zil bulunup bulunmadığına delâlet edecek bir bilgiye rastlamadım. Fakat Ebû Hâmid'in zilli deflerin çalınmasını cazi görmesi, bu deflerin Hz. Peygamber (sav) zamanında kullanılmış olabileceğini göstermektedir. O, bu sebeple onları kullanmayı mubah saymıştır.
Derim: Tilimsâni'nin eş-Şifâ şerhi el-Menhelüi-asfâ'da şöyle dediğini gördüm: Araplar deflerinde zil kullanırlardı. Onun "cariyeler defle oyna-, dılar" hadisiyle[616] ilgili olarak söylediği "def yuvarlak mı, zilli miydi?" sözüne bakınız.
AUâme Kemalüddin el-Udfuvî el-lmtâ'da şöyle der: Bazı kimselerin Hz. Peygamber (sav) zamanındaki deflerde zil bulunmadığı yolundaki iddiaları, ispata ihtiyaç gösteren bir iddiadır, Bu iddia gerçek bile olsa yasak bulunduğu konusunda hüccet sayılmaz. Hüccet ancak zilli defolup da menedil-miş bulunması halinde sözkonusudur,
Şeyh Ebü'l-Mevâhib et-Tûnİsî musiki aletlerini dinlemenin mubah olduğuna dair eserinde şöyle der: "Sahabe ve tabiinden büyük bir grup ud dinlediler. Ashaptan dinleyenler şunlardır: İbn Amr, Abdullah b. Cafer, Abdullah b. Zübeyr, Muâviye, Amr b. Âs ve başkaları." Bu bilgiyi İbnü'1-Hâc Şerhu'l-Mürşid'in haşiyesinde ondan naklen kaydeder.
Hafız Şevkâni'nin tbtâlu da'va'1-icmâ alâ tahrîmi mutlaki's-semâ[617] adlı risalesinde, Üstad Ebû Mansur el-Bağdâdî eş-Şâfiî'nin musiki dinlemeye dair eserinde şöyle, dediğini kaydeder: Abdullah b. Cafer şarkı dinlemede bir mahzur görmezdi. Cariyelerinin şarkı söylemelerini meşru görür, telli çalgıyla onlardan şarkı dinlerdi. Bu husus emîrü'l-mü'minîn Hz. Ali (Allah yüzünü keremlendirsin) zamanında olmuştu. İmâmü'1-Hare-meyn en-Nihâye'de[618] ve İbn Ebi'd-Dem, güvenilir tarihçilerin şunu naklettiklerini söylerler: Abdullah b. Zübeyr'in ud çalan cariyeleri vardı. İbn Ömer onun yanına girdi, yambaşında bir ud bulunuyordu. "Bu nedir, ey Allah Resulü'nün arkadaşı?" dedi, o da udu kendisine verdi, İbn Ömer udu inceleyerek şöyle dedi: "Bu bir Şam terazisidir." Îbnü'z-Zübeyr de "onunla akıllar tartılır" dedi.[619]
Allah Resulü Zamanında Medine'deki Şarkıcı Kadınların Adları
Bundan Önceki konu başlığı altında ensarın cariyelerinden iki cariyenin şarkı söyledikleri kaydedilmişti. el-Fecrü's-sâti'de müellif şöyle der: Bu iki cariye daha buluğa (ergenliğe) ermemiş olup Abdullah b. Übey'indiler ve birisinin adı Hamâme idi.
Derim: Onlardan biri, İbn Ebi'd-Dünyâ'nm İbn Fuleyh'ten, onun Hi-şâm'dan, onun babasından ve onun da Hz. Âişe'den naklettiği rivayette de Hamâme adıyla anılmıştır. Hamâme'nin el-İsâbe'deki biyografisine bakınız.[620]
el-tsâbe'de müellif, Erneb el-Muğanniye el-Medeniyye'nin biyografisini vererek şöyle der1 Emâlİ'l-Mehâmiirnin üçüncü cildinde İbn Cüreyc yoluyla şu rivayeti naklettik: İbn Cüreyc şöyle der: Ebu'1-İsba', Cemile el-Muğanniye'ninkendisine şunuhaber verdiğini bize söyledi: Cemile, Câbirb. Abdullah'a şarkının (musiki) hükmünü sordu, o şöyle dedi: Ensardan biri, Hz Âışe'mn yakınlarından (himayesinde buyumuş) biriyle evlendi Resu-lullah (sav) Hz Âışe'ye "gelini gönderdin mı?" diye sordu, o "evet" dedi "Onu şarkı eşliğinde mı gönderdin, emar bundan hoşlanırdı?" dedi, Hz Âışe "hayır" karşılığını verdi Bunun üzerine Resulullah (sav) "Erneb'ı -—Medine'de şarkı söyleyen bir kadın— ona ulaştır" buyurdu.[621] Yine el-Isâbe'de müellif, Zeyneb el-Ensânyye'nın biyografisini vererek şöyle der Onun Medine'de şarkı söylediğine dair rivayet nakledilmiştir Hafız Muhammed b Tâhır el-Makdısî Kitâbu's-Safve'de Mehâmılı yoluyla şu tah-rıcde bulunur Cemile ona (Ebu'1-Isba) şunu haber verdi Cemile, Câbır b Abdullah'a şarkının hukmunu sordu, Câbır "Ensardan bin, Hz Âışe'nın yakınlarından biriyle evlendi" dedi ve bundan önce geçen kıssanın aynısını zikretti ki bu kıssada Hz Peygamber'm (sav) "Zeyneb'ı—Medine'de şarkı söyle yen bir kadın— ona ulaştır" sozu geçmektedir.[622] el-İsâbe'de Furay'a bınt Muavvız b Afrâ'nın biyografisine de bakınız.[623]
Hafız Ibn Hacer, Fethu'l-Bârî'de 'Kıtâbu'n-Nıkâh" ta "ensarın eğlenceden hoşlandığı" ifadesinin geçtiği kadını kocasına tevdi eden kadınlar ve bereket duası yapmalarına dair hadisle ilgili olarak şöyle der Ibn Abbas ve Câbır'ın rivayet ettiği hadiste "ensar, aşk şıın söyleyen bir topluluktur"[624] ifadesi vardır Câbır'ın Mehâmılı tarafından nakledilen hadisinde ise "Zeyneb'ı —Medine'de şarkı söyleyen bir kadın— ona ulaştır" ifadesi geçmektedir Bundan, Hz Âışe'mn "Kıtabu'l lydeyn" de geçen ve "Ebubekır onun yanına girdi, yanında şarkı söyleyen ıkı cariye vardı" ifadesinin yer aldığı hadiste sozu edilen ikinci şarkıcının adı anlaşılmaktadır Ben orada, bunlardan birinin adının Hamâme olduğunu belirtmiştim Nitekim Ibn Ebı'd-Dunyâ da "Kıtâbu'l-Iydeyn" de h a s e n bir ısnadîa bunu zikreder Diğerinin adına ise muttali olmamıştım Şimdi onun bu Zeyneb olduğu kanaatindeyim.[625]
Derim Bunu, Huzâı'nın burada "ıkı cariye şarkı söylüyorlardı" ve "onlar şarkıcı değillerdi" sözleriyle ilgili olarak el-Meşârik'ten naklettiği şu bilgiyle birlikte mütalaa ediniz Kadı Iyâz şöyle der birinci cümlede geçen "şarkı" sozu, şiir söylemek (ınşâd) anlamındadır ikincisi ise "lazım sıfat" (söyleyenlerin özelliği) kabıhndendır, yanı o ıkı cariye bununla (şarkıcılık) nitelenen, şarkı söylemeyi sanat edinenler değil, cariye ve erkeklerin halvetleri sırasında ınşadda bulunmaları ve işleri sırasında şiir terennüm etmeleri anlamınadır şarkıcılıkları "Onlar şarkıcı değillerdi" sözüyle, Arap şıın dışında, Acem (Arap olmayanlar) eseri şarkılar söylemediklerinin kastedilmiş olması da muhtemeldir "[626]
Hafız Ibnu'l-Cevzî Telbîsu Iblîs'te (s 240) şöyle der Anlaşılan, bu ıkı cariyenin küçük yaşta olduklarıdır. Çünkü Hz. Âişe de küçüktü, Hz. Peygamber (sav) ona kız çocukları gönderir, onunla oynarlardı. İbnü'l-Cevzî sonra bu kıssanın bazı rivayet yollarını zikreder ki, bu rivayetlerde, söyledikleri şarka sözleri mevcut olup İbnü'l-Cevzî şöyle der: Bu zikrettiklerimizden onların şarkı sözleri de anlaşılmış olup bunlar musiki yapılan türden olmayıp defleri de bugün bilinen türden değildi.[627]
Nevevî Şerhu Müslim'de şöyle der: "Onlar şarkıcı değillerdi" sözünün manası şudur: Şarkı söylemek onların adeti değildi ve şarkıcılıkla da tanınmış değillerdi. Kâdî şöyle der: Onların şarkı söylemesi, savaş, kahramanlık ve zaferle övünmeye dair şiirlerleydi. Bu da genç kızları şerre yöneltmez ve bunu söylemeleri de hükmü konusunda ihtilaf edilen şarkı türünden değildir. O sadece şiiri yüksek sesle okumaktan ibarettir. Onlar bunu sanat ve meslek de edinmiş değillerdi.[628] Bu bilginin aynısını Kastallâni el-tr-şâd'da[629] ve başkaları da verir.[630]
Şarkı Sözleri
Daha önce geçtiği üzere ensar cariyeleri, ensarın Buâs günü söyledikleriyle şarkı söylüyorlardı. Buâs bir kale adı olup onun yanında Evs ve Hazrec kabileleri arasında savaş meydana gelmişti. Tunuslu hocalarımızdan Önde gelen bir zat olan uzun ömürlü üstad Ebü'n-Necât Salim Bu-Hâcib el-Mâliki[631] Sahîh-i Buhâri'ye yaptığı ta'likatta şöyle der: Aferin Buhâri'ye ki bayram günü oynanan oyunu anmış olup bundan da bayram sevincini izhar için oynanan oyunun, boş eğlence ve batıl davranış çerçevesi dışına çıkmış olması için şer'î bir maslahattan hali olmaması gerektiği anlaşılmaktadır. Bunda da ümmetin ilerlemesinin dayandığı temel esaslardan birine işaret vardır. O da oyunların kalplere din ve vatan sevgisini yerleştiren, güzel ahlâkla güçlenmesini sağlayan eğitimlerle dolu olmasıdır ki bu suretle insan bu oyunları oynamak veya seyretmeye meşhur "Gizler bir yudumu köpük içiminde. . ."[632] darbımeselinde belirtilen durumagelir. Buhâri'ninburada işaret ettiği husus, Hz. Peygamberin (sav) "At terbiyesi, ok atma ve kişinin hanımıyla oynaması dışında âdemoğlunun bütün oyunları bâtıldır" sözünden anlaşılmaktadır. Aferin Sıddıkiyye'ye (Hz. Âişe) ki iki cariye hadisi ile Habeşliler hadisini bir araya getirdi. Çünkü Buâs şarkısı kalbî cesareti tahrik eder, Habeşlilerin oyunu ise bedenî hareketlerin süratini öğretir. Bu her iki husus da savaşta ileri gitmenin dayanaklarıdır. "Savaş eğitimi ilimleri Öğretmektir, öğretim de oyun değil ciddiyettir, binaenaleyh Buhâri bunu nasıl oyun diye adlandırır?" diye sorulursa şöyle cevap verilir: İbn Ha-cer'in de işaret ettiği gibi bu, görünüşte oyuna benzer; görüyorsun ki yarışçıların herbiri arkadaşına vurmak istiyor gibi yapıyor fakat vurmuyor, isterse babası veya oğlu olsun onu korkutmak istiyor.[633]
Kimlerin Düğün Yemeğinde Şarkı Okuduğu
Sahîh-i Buhâri'de Hz. Âişe'den şu rivayet nakledilir: "Hz. Âişe bir kadını ensardan bir erkeğin evine gelin götürdü. Re-sulullah (sav) şöyle buyurdu: Ey Âişe, eğlenceniz var mıydı, ensar eğlenceden hoşlanır?"[634]
Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği, Hâkim ve İbn Hibbân'ın sahîh olduğunu kaydettikleri Abdullah b. Zübeyr hadisinde "nikahı ilan edin"[635] ifadesi mevcuttur. Tirmizi ve İbn Mâce ise Hz. Âişe hadisini "ona def çalın" ilavesiyle zikrederler. İbn Hacer Fethu'l-Bârî'de şöyle der: "Çalın (erkekler)" sözüyle, def çalmanın kadınlara mahsus olmadığı hususu istidlal edilmiştir. Fakat bu hadisin isnadı zayıf olup kuvvetli hadislerde def çalmak izni kadınlar içindir, kadınlara benzeme konusundaki umumî nehiyden dolayı erkekler kadınlara ilhak edilemezler (hükümde onlarla bir tutulamazlar).[636]
İbn Hâtim'in anılan hadisiyle[637] ilgili olarak Abdülhak el-Ahkâm'da şöyle der: Tirmizi'den başkaları bu hadisin sahîh olduğunu söylemişlerdir. Nesâi, Âmir b. Sa'd'dan[638] şu tahric-de bulunur: Bir düğünde Karaza b. Ka'b[639] ve Ebû Mesud el-Ensârî'nin yanına girdim, bir de gördüm ki cariyeler şarkı söylüyorlar. Şöyle dedim: "Siz Resulullah'ın ashabı ve Bedir ehlisiniz, yanınızda böyle (hareketler) yapılıyor?** Bana şöyle dediler: "Otur, dilersen bizi dinle, dilersen git. Bize düğünde eğlenme ruhsatı verilmiştir.”[640]
el-İsâbe'de (s. 217) müellif, Sabit b. Yezîd el-Ensârî'nin biyografisini verir ve Bârûdi ile Ebû Nuaym'ın, Şerîk yoluyla Ebû İshak'tan,[641] onun da Âmir b. Sa'd'dan şu rivayetini tahric ettiklerini kaydeder: Karaza b. Ka'b,[642] Sabit b, Yezîd ve Ebû Mesud'un yanına girdim. Yanlarında cariyeler ve birtakım şeyler vardı Şöyle dedim: "Ashaptan olduğunuz halde böyle (şeyler) yapıyorsunuz?" Şöyle dediler: "Bize düğünde eğlenme ruhsatı verilmiştir."[643] el-İsâbe'de Ali b. Hebbâr el-Esedî'nin biyografisine de bakınız.[644]
Yine el-İsâbe'de müellif, Ma'bed b. Kays'ın biyografisini verir ve İb-nü's-Seken'in şu tahricde bulunduğunu zikreder: Ben evlenmiştim. Resu-lullah (sav) yanımıza girip şöyle buyurdu: "Bir eğlence var mı?"[645]
Buhâri Sahîh'te "Nikah ve velimede def çalma babı" başlığına yer verir, sonra Rubeyyi bint Muavviz b. Afrâ'dan şöyle dediğini tahric eder: "Zifafa gireceğim zaman Resulullah (sav) gelip içeri girdi ve senin şimdi oturduğun (râvi kastediliyor) gibi yatağımın üstüne oturdu. Genç kızlar def çalıp Bedir'de öldürülen atalarımın iyiliklerini dile getiren şeyler söylemeye başladılar. Birisi şöyle dedi: "içimizde, yarın ne olacağını bilen bir peygamber var." Bunun üzerine Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Şunu bırak, söylemekte olduğunu söyle."[646] İbn Hacer Fethu*l-Bârî'de "genç kızlar (cariyeler)" sözüyle ilgili olarak şöyle der: "Bunların adlarım bulamadım. Hammâd b. Seleme'nin rivayetinde "İki cariye şarkı söylüyordu" ifadesi vardır. Muhtemelen bu ikisi şarkıcı idi ve yanlarında da kendilerine eşlik eden veya şarkı soylemeksizin def çalmada onlara yardım edenler vardı." İbn Hacer "iyiliklerini dile getiriyorlardı" sözüyle ilgili olarak da şöyle der: "Bu kelime "nübde" den gelmekte olup ölüyü överek özelliklerini anlamak, cömertlik, kahramanlık vb güzel yönlerini saymak anlamındadır." Resululîah'ın (sav) "söylemekte olduğunu söyle" sözüyle ilgili olarak da şöyle der: Bunda, aşırılığa (gulüv) yol açacak şekilde abartma bulunmadıkça mersiye ve medih dinlemenin caiz olduğuna delil vardır. Taberâni el-Mu'cemü'1-evsat'da hasen bir isnadla Hz. Âişe'den şu hadisi tahric eder: Hz. Peygamber (sav), bir düğünleri sırasında bazı ensar kadınlarına uğradı. Onlar şu şarkıyı okuyorlardı:
Ona (gelin) bir koç hediye etti, ağılda meleyen
Ve kocan vahada, bilir yarın ne olacağı[647]
Bunun üzerine Resulullah (sav) "yarın ne olacağını Allah'tan başkası bilmez" buyurdu. Muhelleb şöyle der: "Buhadiste,nikahı def ve mubah şarkı ile ilan etmenin, mubah sınırını aşmadıkça eğlence bile olsa devlet başkanının duğune gitmesinin, ve kendisinde bulunmayan özellikleri dile getirmedikçe yuzune karşı kişiyi övmenin caiz olduğuna delil vardır " Ibnu't-Tîn bunu tuhaf bularak şöyle der: "Resululîah'ın onu söylemekten menetmesi eğlenceye ciddiyeti sokmasından dolayıdır; çunku onun övülmesi haktır, nıkahta arzulanan ise eğlencedir." Oysa işarette bulunduğum haberin butunu onu reddedecek mahiyettedir. Olayın gelişi (siyak), eğer söyleyen mersiyeye devam etseydi, Resulullah'ın onu menetmeyeceğinı göstermektedir. Onun dile getirdiği aşırı ovguyu hoş bulmaması, gaybı bilmeyi kendisine izafe etmesinden dolayı idi. Çunku bu sıfat Allah'a mahsus olup Allah Teâlâ şöyle buyurur: "De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez" (Nemi 27/65). "De ki: Ben kendime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne bir zarar verme gucune sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette çok hayır (mal) elde ederdim ve bana kötülük dokunmazdı" (Araf 7/188). Hz, Peygamber'in (sav) gaybtan haber verdiği butun şeyler, onun bilgisine bağımsız olarak sahip bulunmasından değil, Allah Teâlâ'nın kendisine bıldir-mesıyledir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur- "O gaybı bilendir. Kendi gaybına kimseyi muttali kılmaz. Ancak razı olduğu elçilere gösterir" (Cin 72/27).[648]
Allah Resulü’nün Gelişi Sırasında Karşılanışı[649]
Resulullah'ın (sav) gelişi sırasında ensar çocuklarının def çalıp şarkı söylediklerine dair haber meşhurdur:
Dolunay doğdu üstümüze
Seniyyâtü'l-Vedâ'dan
Vacip oldu şükür bize
O davetçi Allah'a davet ettikçe.
Bu şiir Hz. Peygamber'in (sav) Medine'ye gelişi sırasında söylenmiş olup Beyhaki ed-DelâiPde[650] ve Ebubekır el-Mukrî Kitâbu'ş-Şemâ-iTinde[651] Ibn Âişe'den rivayet ederler Taberi er-Riyâz'da Ebu'1-Fadl el-Cumahî'den şöyle dediğini nakleder: "Ibn Âışe'yı —sanıyorum babasından naklen— şöyle derken duydum..." Ve rivayeti zikreder. Taberi şöyle der: Hulvâni bunu Şeyhayn'ın şartına uygun olarak tahrıc etmiştir.[652] Bu bilgi için el-Mevâhib ve şerhine (I, 417) bakınız.
el-Mevâhib'de Tebuk Gazvesi'nden soz edilirken şu bilgi verilir Resu-lullah (sav) Medine'ye yaklaştığında halk onu karşılamaya çıktı; kadınlar, çocuklar ve köle hizmetçiler "Ay doğdu üstümüze" şiirini söylüyorlardı. Bazı ravıler vehimde bulunarak bunun Resulullah (sav) Medine'ye geldiği sırada olduğunu söylemişlerdir. Bu açık bir vehimdir Çunku Senıyyâtu'1-Vedâ Şam yönünde olup Mekke'den Medine'ye gelen onu görmez. Daha önce de belirttiğim gibi, bu kimse ancak Şam'a yönelince onu görür. Zurkâni şöyle der: Daha Önce geçtiği üzere Veliyyüddin el-Irâkî şöyle der: Karşılamada bulunanların her yönden vardıkları yokuşlara "seniyyetü'l-vedâ" (veda yokuşu) denmiş olması da muhtemeldir. Daha önce geçtiği üzere yokuşların "seniyyât" şeklinde çoğul halde zikredilmesi de bunu teyid eder. Çünkü kastedilen Şam yönündeki olsaydı çoğul halde verilmezdi. Hem bir defasında hicret sırasında bir defasında Tebük'ten gelişinde olmak üzere bu şiirin birden çok kez söylenmiş olmasına da bir engel yoktur. Dolayısıyla İbn Âişe'nin hata etmiş olduğuna hükmedilemez, çünkü o s i k a (güvenilir) bir râvidir. Bu bilgi için Fethu'l-Bârî'de hicret, Zâdü'l-meâd'da Tebük gazvesi ile ilgili yerlere de bakınız.[653]
Muttariz el-Yevâkît'de İbn Abbas'tan şu rivayeti nakleder: Hz. Peygamber (sav) Medine'ye geldiğinde onu ellerindeki defleri çalan ve şunları söyleyen ensar kızları karşıladı:
Biz Benî Neccâr*ın genç kızlarıyız
Ne güzel komşudur Muhammed[654]
Tirmizi de Abdullah b. Büreyde'den şu tahricde bulunur: Büreyde'yi şöyle derken duydum: Resulullah (sav) gazvelerinden birine çıkmıştı. Dönüşünde siyahı bir genç kız (câriye) gelip şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, eğer Allah seni sağ salim geri getirirse önünde def çalıp oynamayı adadım." Resulullah şöyle buyurdu: "Eğer adakta bulunduysan çal, yoksa yok." Kız da başının üstünde çalmaya başladı. Tirmizi bu hadis için "hasen-sahîh" değerlendirmesinde bulunmuştur.[655]
Kûtu'l-muğtezî alâ Câmii't-Tirmizf de geçtiği üzere Tûrbeştî şöyle der: Resulullah'ın (sav), adakta bulunduğu için cariyenin kendi Önünde def çalmasına müsaade etmesi, bu adağıyla Hz, Peygamber'in selamet üzere dönmesini Allah'ın kendisine bir nimeti saydığını gösterir ki, böylece durum eğlence özelliğinden hak özelliğine, mekruhtan müstehaba dönüşmüş olur.[656]
Arkadaşlarından Birinin Yaninda Toplanan Bir Gruba Şarkı Söyleyen Ve Resulullahtn Bunu Duyup Onları Engellememesi
Ebü'l-Ferec el-Isfahânî Âdâbu's-semâ' adh kitabında şu rivayeti nakleden Bize Abdullahh b. Şebîb[657] haber verdi; ona İsmail b. Üveys, ona babası, Hüseyin b. Abdullah'tan, o İkrime'den, o da İbn Abbas'tan şu rivayette bulundu: "Resulullah (sav), köşkü yanında Hassan b. Sâbit'e uğradı. Yanında iki sıra halinde arkadaşları vardı ve cariyesi de onlara şarkı söylüyordu. Resulullah (sav) yanına vardığı sırada cariye şöyle diyordu:
Vah size, ne dersiniz Oynarsam bir mahzur var mı?
Resulullah (sav) gülümseyerek "bir mahzur yok" buyurdu. Bu olayı tbn Abdirabbih de el-İkdü'1-ferîd'de zikreder.[658]
el-tsâbe'de Hassân'ın biyografisinde şu bilgi verilir: Ebû Nuaym, Bişr b. Muhammed el-Müeddib yoluyla şu tahricde bulunur: Bişr b. Muhammed Ebû Üveys'ten, o Hüseyin b. Abdullah'tan, o İkrime'den, o da İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet eder: "Resulullah (sav) Hassân'a uğradı; yanında iki sıra halinde arkadaşları vardı, Şîrîn adlı bir cariyesi de onlara şarkı söylüyordu. Resulullah onlara ne bunu yapmalarını emretti ne de kendilerine engel oldu." İbn Vehb de Ebû Üveys'ten bu haberin aynısını rivayet eder, fakat "Terütaze bir cariye onlara şarkı söylüyordu" ifadesini kullanır.[659]
Şarkı ve musiki konusunda bir grup âlim eser kaleme almışlardır:[660]
1. İbn Kuteybe, Kitâbu'r-Ruhsa fi's-semâ.
2. Ebû Mansûr et-Temîmî el-Bağdâdî.
3. Hafız Ebû Muhammed İbn Hazm el-Endelüsî.[661]
4. Hafız Ebû Bekr Muhammed b. Abdullah b. Muhammed b. Ahmed b. Habîb el-Âmirî el-Bağdâdî.
5. Şa'râni'nin el-Mîzânül-kübrâ'sında[662] şu bilgiyi gördüm: İmam Hafız Ebü'1-Fadl Muhammed b. Tahir b. Ali el-Makdisî[663] bir eser yazdı. Bu eserde, musikiyi haram sayanların görüşlerini çürüttü, musikinin haram olduğunu vehmettiren hadisi nakleden ravileri cerhetti ve onları cerheden hafızları zikretti. Sahih hadisleri delil getirerek nefesli çalgı, def ve telli çalgının mubah olduğunu gösterdi, def çalmayı sünnet saydı. Şeyh ibn Abdulğafîâr el-Kavsî şöyle der: Bu eseri Hafız Şerefüddin ed-Dimyâtî'ye okudum, müellifinden "semâ" yoluyla almış bulunan Hafız Ebû Tahir es-Selefî el-Isfahanî yoluyla bana bunun icazetini verdi. Telli çalgı dinleme ile bülbül ve güzel sesli her kuşun sesini dinleme arasında fark yoktur. Kuş sesini dinlemek nasıl mubahsa telli çalgı dinlemek de öyle mubahtır.
Makdisi'nin anılan kitabı, eşi az bulunur, geniş kapsamlı enteresan bir eserdir. Onun bir nüshasını Cezayir'de Bûsaâde'de el-Hâmil zaviyesinde gördüm.
6. Derrâc diye tanınan Muhammed b. Ömer b. Muhammed es-Sebtî'nin[664] el-Kifâye ve'1-ğanâ fî ahkâmi'l-ğinâ adlı eseri vardır.[665]
7. Geniş bilgi sahibi tarihçi Ebu'1-Fadl Kemalüddin Cafer el-Udfuvî eş-Şâfiî'nin el-İmtâ' bi-ahkâmi's-semâ adlı eseri.[666] Bu konuda eşi bulunmayan bu kitap bir ciltten ibaret olup bende mevcuttur. Udfuvi'nin bu eseriyle ilgili olarak İsnevi Tabakâtu'ş-Şâfiiyye'de şöyle der:
"Bu nefis bir kitap olup müellif onda büyük bir vukuf ortay a koymuştur."[667] Hafız Şevkâni de "bu konuda eşi yazılmamıştır" der. Derim; Bu konuda yazılanlar içinde bu eserin bir benzerini, nakil bakımından ondan üstününü ve araştırma bakımından daha güzelini görmedim.
8. Ebü'l-Kasım el-Kuşeyrî.
9. Tâcuddin el-Fezârî.
10. İzzüddin îbn Abdisselâm.
11. Takiyyüddm İbn Dakîkilîd'in, musikinin cevazına dair İktinâus-sevânih adlı eseri mevcut olup bu esere bakınız.
12. Üstad Ebü'l-Mevâhib et-Tûnisî'nın Ferahu'1-esmâ bi-ruhsi's-
13. İmam Ebü'l-Fütûh Ahmed el-Gazzâlî'nin Bevâriku'1-ilmâ fî tekfiri men yuharrimu mutlaka's-semâ.[668]
14. Hafız Ebû Abdullah Muhammed b. Ali eş-Şevkânî'nin tbtâlu da'va'1-icmâ alâ tahrîmi mutlaki's-semâ.a.[669]
15. el-Kâmus'un "hutbe"sini (giriş) şerhe de nler den biri olan Kadı Ebû İsa Abdurrahim el-Gucerâtî'nin[670] bir başka risalesi olup bu dört risale birlikte Hindistan'da basılmıştır.
16. Üstad Abdülğani en-Nâblusî'nin birçok defa basılan îzâhu'd-delâlât fî semâi'l-âlât'ı.[671]
17. Allâme Arif Ebû Zeyd Abdurrahman b. Mustafa el-Ayderûs el-Yemenî el-Mısrî'nin Teşnîfü*l-esmâ'bi-ba'zi esrâri's-semâ.[672]
18. Hafız İbn Receb el-Hanbelî'nin Nüzhetü'1-esmâ fî mes'eleti's-semâ.
19. Dayım Ebü'l-Mevâhib Cafer b. İdris el-Kettânî'nin Mevâhibü'l-erebi'l-mübree mine'l-cereb fi's-semâ ve âlâti't-tarab*ı. Bu eser bir cilttir.
20. Bu kitabın Ebü'l-Abbas Ahmed b. Hayyât ez-Zekkârî el-Fâsî'ye ait ihtisarı mevcut olup Fas'ta basılmıştır.[673]
Hafız eş-Şevkânî Butlânü'1-icmâ alâ tahrîmi mutlaki's-semâ[674] adlı risalesinde şöyle der: Ashaptan bir grubun şarkı dinledikleri hususu rivayet edilmiştir. İbn Abdilber ve başkalarının rivayet ettiğine göre Hz. Ömer, Mâverdi ile el-Beyân müellifinin rivayet ettiği ve Râfîi'nin naklettiğine göre Hz. Osman, İbn Ebî Şeybe'nin rivayet ettiğine göre Abdurrahman b. Avf, Beyhaki'nin tahric ettiğine göre Ebû Ubeyde b. Cerrah, İbn Kuteybe'nin tah-ric ettiğine göre Sa'd b. Ebî Vakkâs, Beyhaki'nin tahric ettiğine göre Ebû Mesud el-Ensârî, Beyhaki'nin tahric ettiğine göre Bilâl, Abdullah b. Erkam ve Üsâme b. Zeyd, Sahîh-i Buhâri'de geçtiğine göre Damre, İbn Tâhir'in tahric ettiğine göre İbn Ömer, Ebû Nuaym'ın tahric ettiğine göre Berâ b. Mâlik, İbn Abdilber ve başkalarının rivayetlerine göre Abdullah b. Cafer, Ebû Tâlib el-Mekkî'nin naklettiğine göre Abdullah b. Zübeyr, Ebü'l-Ferec el-Isfahânî'nin rivayetine göre Hassan, Zübeyr b. Bekkâr'ın rivayetine göre Abdullah b. Amr, İbn Kuteybe'nin rivayetine göre Karza b. Ka'b,[675] el-Eğânî müellifinin tahric ettiğine göre Havvât b. Cübeyr, Ebû Tâlib eî-Mekkî'nin naklettiğine göre Muğire b. Şu'be, Mâverdi'nin naklettiğine göre Amr b. Âs, Sahih-i Buhâri'de geçtiğine göre Hz, Âişe ve Rubeyyi.[676]
Seleften Bazılarının Mustki İlmi İle İlgilenip İlgilenmedikleri
el-Enisü'1-mutrib fi-m en lekaytuhu min udebâi'l-Mağrib[677] müellifi, edip Ebû Abdullah Muhammed el-Bûisâmfnin biyografisinde onun kendilerine şunu haber verdiğini nakleder: Musiki ilmi, ilk müslüman kuşakta değerini bilenler katında ilimlerin en önemlilerindendi. Âlimlerin en önde gelenleri ve en ulularından başkası onunla meşgul olamazdı. İshak b. İbrahim el-Mevsılî[678] birçok ilimde vukuf sahibi idi, fakat daha çok musiki ile şöhret bulmuştu. Harun er-Reşîd bir gün âlimlere ihsanda bulundu; huzura çağrılmalarını ve her branşa mensup olanların ayrı olarak girmelerini emretti. Âlimler gruplar halinde girmeye başladılar. Her grup huzura girdiğinde İshak b. İbrahim el-Mevsılî de onunla birlikte girdi, her grupla beraber nasibini aldı. Öyle ki ihsan sofrasına yirmidört defa gidip geldi (bkz. s. 163).
Derim: Bunun benzeri el-îsâbe'de Ebü'l-Esved ed-Düelî'nin biyografisinde geçmektedir. İbn Hacer şöyle der: O tabiin, şairler, fakihler, muhad-disler, eşraf, cengaverler, ümera, nahivciler, hazırcevaplar, dazlaklar, şiîler, nefesi kötü kokanlar ve cimrilerden sayılırdı.[679]
Hz. Âişe'nin Dinlemesi İçin Allah Resulü’nün İzniyle Hanende Bir Cariyenin Allah Resulünün Huzurunda Şarkı Söylemesi
Nesâi, Sâib b. Yezîd'den şu rivayette bulunur: Bir kadın Allah Resulü'nün (sav) yanına geldi. Resulullah "ey Âişe, bu kadını tanıyor musun?" buyurdu. O "hayır, ey Allah'ın Resulü" dedi. Resulullah (sav) "bu, falan oğullarının (falan kabilenin) şarkıcıyıdır, ister misin sana şarkı söylesin?" buyurdu, o da şarkı söyledi.[680]
Nesâi bu hadisin bulunduğu konu başlığım "Şarkı dinlemek ve def çalmak hususunda erkeğin hanımını serbest bırakması babı" şeklinde vermiştir. Udfuvi el-lmtâ'da bu hadisin senedinin sahih olduğunu söyler. Hafız Şevkâni de bunu belirtir. Udfuvi şöyle der: Biz bu hadisi Taberâni'nin el-Mu'cemü'l-kebîr'inden naklettik. Bu hadis, kadın ve erkeklerden şarkı dinlemenin mubahlığı konusunda delaleti kuvvetli bir hadistir. Hadiste geçen "şarkıcı" ifadesi, o kadının sanatının şarkı söylemek olduğunu gösterir. Çünkü "kayne" (şarkıcı) sözü bu konuda meşhurdur. Hz. Âişe'nin bizzat istemeyip önce Resulullah'ın (sav) Hz. Âişe'den kadının şarkı söylemesini arzu-layıp arzulamadığını sorması, şarkıcının Hz. Peygamber'in huzurunda Hz. Âişe'ye şarkı söylemesi, bütün bunlar bu hususun mubah olduğu konusunda sarahat ifade eder.
Derim: Fakat Nesâi'de hadisin devamı şu şekildedir: "...kadın Hz. Âişe'ye şarkı söyleyince, Hz. Peygamber şöyle buyurdu; Onun iki burun deliğine şeytan üflüyor." Bakın ki Huzâi burada hadisin devamını niçin vermemiş? Allah en doğrusunu bilir.[681]
Şarkı Ve Şiir Okumak
Ebû Ömer İbn Abdilber el-lstîâb'da ve İbn Kudâme el-tstibsâr'da meşhur sahabi Havvât b. Cübeyr'in biyografisinde, onun şöyle dediğini zikrederler: Ömer'le birlikte hac yolculuğuna çıktık; Ebû Ubeyde b. Cerrah ve Abdurrahman b. Avf in da bulunduğu bir kafilede yürüyorduk. Topluluk "bize Dırâr'ın şiirlerinden şarkı söyle" dediler. Hz. Ömer ise "Ebû Abdullah'ı bırakın, kendi gönlünün patikalarından —yani şiirinden— okusun" dedi. Havvat diyor: Seher vaktine dek onlara şiir okudum, Hz. Ömer şöyle dedi: "Ey Havvât, sesini kes, seher vaktine vardık." Bu kıssayı İbn Hacer el-tsâbe'de Serrâc'ın Târîh'inde nakleder.[682]
Sahîb-i Buhâri'de Bilâl'den, sesini yükselterek bir şiir okuduğu hususu nakledilir.[683] İbn Gâzi'nin el-İrşâd'ında geçtiği üzere İbn Battal şöyle der: Bu tür şarkı, Arapların yüksek sesle şiir okumalarından ibarettir. Tabe-ri şöyle der: Bu tür şarkıyı söylemek icmaen mutlak olarak mubahtır. Bu, Resulullah'ın (sav) evinde iki cariyenin söylediği ve onun nehyetmediği şarkıdır. Urve b. Zübeyr şöyle der: "Yolcunun azığı olarak "nasb" ( bir nevi duygusal şarkı) türü şarkı ve ne güzel azıktır." Hz. Ömer şöyle der: "Şarkı, yolcunun azığı cümlesindendir." Üsâme b. Zeyd, ayak ayak üstüne atıp nasb şarkı söyler halde görüldü. Taberi "bu, yüksek sesle şiir okumaktır" der. Bugün yapılana semâ, söyleyene ise musmi' denir. Eskiden ona muganni denirdi. İbn Gazi, bunun el-kavvâlü'l-müsmi' olduğunu söyler.
el-Kâmus'ta şu bilgi verilir: Muğabbire, zikiri yüksek sesle, kıraat ve saireyi sesli yapan bir gruptur. Bu şekilde adlandırılmaları, insanları baki olana yönlendirmelerindendir. Hanbelilerin büyük kitaplarından Keşşâ-fü'1-kınâ an metni'l-İknâ'da,[684] bu anılan sözlerin ardından şu bilgi verilir: el-Müstev'ab'da bunun bidat diye nitelendirilmesi ve haram sayılması menedilmiştir. Çünkü bu, deve ve saireyi şarkıyla coşturma gibi nağmeli şiirdir. İbrahim b. Abdullah el-Kalânisî, Ahmed b. Hanbel'in sufilerle ilgili olarak şöyle dediğini nakleder: "Onlardan daha faziletli bir topluluk bilmiyorum." Kendisine "onlar musiki dinler vecde gelirler" denilince şu karşılığı verdi: "Onları bırakın, Allah'la bir an neşve bulsunlar." Kendisine "Onlardan bazıları bayılıyor, bazısı da ölüyor" denilince de şu karşılığı verdi: "...(çünkü) hiç hesap etmedikleri şeyler, Allah'tan karşılarına çıkmıştır" (Zümer 39/47).[685]
Gelini Kocasının Evine Götürenlerin Söyledikleri
el-İsâbe'de müellif, Fâria[686] bint Ümâme el-Ensâriyye'nin biyografisini vererek şu bilgiyi zikreder: Fâria zifafa girdiği (kocasının evine götürüldüğü) gece, Resulullah (sav) onlara şöyle demelerini buyurdu:
Size geldik size geldik
Selamlayın bizi selamlayalım sizi
İbnü'1-Esîr, Muâfâ b. İmrân yoluyla, onun Târîh'inde Hz. Âişe'den şu rivayette bulunduğunu tahric eder: Ensardan Öksüz bir kızı kocasının evine götürdük, geri döndüğümüzde Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Ne söylediniz?" Biz de "teslim edip geri döndük" karşılığını verdik, o şöyle buyurdu: "Ensar şarkıdan hoşlanan bir topluluktur; ey Âişe şöyle demeli değil miydin?:
"Size geldik size geldik
Selamlayın bizi selamlayalım sizi."[687]
İbn Hacer el-İsâbe'de Ümmü Nübeyt'in biyografisini verir ve güzel bir kıssa ile ilgili kendi isnadını merfû olarak kaydeder ki ben kendi senedimi onunlairtibatlandınpsonraondannaklenkıssayı m o v s û 1 olarakver-mek istiyorum: Suriye müsnidi Abdullah b. Derviş es-Sükkerî ed-DımaşkS 1324 (1906) yılında şifahen bize haber verdi, o dünyanın müsnidi Abdurrah-man b. Muhammed b. Abdurrahman el-Küzberfden, o Mustafa er-Rahmetî'-den, o Şeyh Abdülğani b. İsmail en-Nâblusf den, o Necmüddin Muhammed b. Bedrüddin el-Gazzî el-Âmirî'den, o babasından, o Şeyhülislâm Zekeriyya el-Ensârî'den, o da hafızların hoea&ı Ibn Hacer'den şöyle dediğini haber verdi FâtımabıntMııneceâ'dan okudum o Süleyman b Hamza,EbûNasrb eş-Şîrâzî ve ismail b Yusui b Mektûm'dan ^oyle dediklerini haber verdi Bize Ebû Ya'mer Hamza b Alı b Hasan haber verdi, ona Kasım b Ebı'1-Ala, ona Abdurrahman b Ebu'n-Nasr,onalbıalumb EbûSâbıt,[688] ona Yezîdb Mu-hammedb Abdussamed.ona Ka'bb MâlıkogullarındanUtbeb Zubeyr haber verdi, ona Nu'man b Beşîr ogullaımdan[689] Muhammed b. Abdulhâlık, ona Abdurrahman b Nubeyt kendi babası Nubeyt b Câbır'den, o da annesi Ummu Nubeyt'ten şöyle dediğini haber\ erdi' Beni Neecâr'dan bir genç kızımızı kocasının evine teslim ettik, yanımda bir def vardı, çalıyor ve şöyle diyordum
Size geldik size geldik
Selamlayın bizi selamlavılım bızı
Kırmızı altın olmasavdı
Suslenmezdı vahalarınız ıu'v ı bâdıyehlermız)
Resulullah(sav)bizıgordu ve"nv>d r du ey ümmu Nubeyt9" diye sordu, ben de şöyle dedim "Anam babarr s<ınt. feda olsun ey Allah'ın Resulü, biz Benî Neecâr'dan genç bir kızı kocalma u-shm ediyoruz " Bunun üzerine Re-sulullah "söylediklerim söyle" buyurdu, ben de söylediklerimi kendisine tekrarladım. Resulullah (sav) da '"şöyle de buyurdu
Esmer buğday olmasaydı Semızlenmezdı bekâr kızlarınız
Ibn Hacer şöyle der: Bu hadis " g a r î b " olup Ibn Mende tarafından tahric edilmiştir. Ibnu'1-Esîr de Ebu'l-Berekât Ibn Asâkır'den onu tahrıc etmiş, Ibn Asâkir ise Muhammed b Celıl b Fârıs'ten, o Ebu'l-Kasımb. Ebu'l-Alâ'dan rivayet etmiş olup hocamız ondan hadis dinlemiştir. Ebû Nuaym şöyle der: O daha önce, yanı kendi biyografisinde anıldı Ebû Nuaym, o saha-bi kadının adının Naile bint Hashâs olduğunu zikreder Ben onu "nûn" harfinde zikrettim, fakat Ebû Nuaym onu vermemişti Oysa bu sahabiyye onun şartına uygundur.[690]
Allah Resulü'nün Gelişinin Sevinciyle Habeşlilerin Mızraklarıyla Oynamaları
Ebû Dâvud, Enes'ten (ra) şu rivayeti tahrıc eder. Nebi (sav) Medine'ye geldiğinde, onun gelişinin sevinciyle Habeşlıler mızraklarıyla oynadılar.[691]
Kız Çocukların Hz. Âişe'yle Birlikte Oynamaları
el-Mevâhib'de şu bilgi verilir: Hz. Peygamber (sav), kendisiyle birlikte oynamaları için ensar kızlarını Hz. Âişe'ye gönderirdi. Bunu Şeyhayn rivayet etmiştir.[692]
Hz. Âişe'nin Kızlarla Birlikte Oyuncaklarla Oynaması
Sahîh-i Buhâri'de Hz. Âişe'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ben Hz. Peygamberin (sav) yanında kızlarla (oyuncak kızlar) oynardım, arkadaşlarım da benimle birlikte oynuyorlardı. Hz. Peygamber içeri girdiğinde ondan kaçıp saklanırlar, o dapnlan yanıma gönderir, benimle oynarlardı.[693] el-Meşârîk'te müellif şöyle der: Hadiste geçen "kızlar," çocukların kendileriyle oynadıkları kız çocuklarına benzer şekil ve oyuncaklardır.[694]
Hafız İbn Hacer Fethu'l-Bârfde şöyle der: Kız çocukların oynaması için kız suretinde oyuncak yapılmasının caizolduğu konusunda bu hadis delil kabul edilmiştir. Bu hadis, resim yapmayla ilgili yasağın umumîliğini tahsis etmiştir. Kadı Iyâz da bunu kesin şekilde belirtir ve.cumhur-u ulemanın görüşü olarak nakleder ki onlar, çocukları ve ev işleri konusunda küçüklüklerinde eğitilmeleri maksadıyla kız çocukları için oyuncak satımına cevaz vermişlerdir. Bazı âlimler de bunun mensuh (hükmünün kaldırılmış) olduğu görüşünü savunmuşlardır.[695]
Ahmed b. Hanbel, Hz. Âişe'den şu rivayeti nakleder: "Hz. Peygamber (sav) Hz. Âişe'nin yanına girdi, o kız oyuncaklarla oynuyordu, kendisiyle birlikte genç kızlar vardı. Resulullah fsav) 'bu nedir ey Âişe?' buyurdu, o 'Hz. Süleyman'ın atı' dedi. Resulullah, onun bu sözüne tebessüm etti." Ahmed b. Hanbel bu hadisin "garîb" olduğunu söyıer.[696] Sahîh-iBuhâri*de,Hz. Âişe Resulullah (sav) iîe evlendiğinde bu oyuncağın eşyası içinde olduğu kaydedilir.
Seffârîni'nin naklettiğine göre İbn Hazm şöyle der: Suretlerle (resim, şekil) oynamak münhasıran çocuklar için caiz olup'başkalarına caiz değildir. Suretler, bu durum ve bir elbiseye nakşedilmesi dışında haramdır.
el-Ahkâmu's-sultâniyye'de " h i s b e görevlisi" faslında şu bilgi nakledilir: Oyuna'gelince, bununla masiyet (haram, günah) kastedilmiyor. Bununla kastedilen, kızları çocuk terbiyesine alıştırmaktır. Dolayısıyla bunda, canlıların resmini yapmak ve putlara benzemekle bir arada bir nevi tedbir sözkonusu olup bir yönden yapılabileceği (cevaz) bir yönden de yasak sözkonusudur. Böyle bir işi onaylama veya redde, durumun gösterdiği karinelere göre karar verilir.[697] Merdâvi'nin şu sözlerinin açıklamasına bakınız:
Öksüz kız çocuğuna oyuncak almak caizdir Başsız, eğer dilersen. Başlı ise menet Satın alma bundan bir suret Al velinin malından, öksüzün değil
Bizim bu konudaki görüşümüz ise müsamahadan ibarettir. el-Fec-rü's-sâti'de "ruhu olmayan (cansız) resimleri satma ve bunlardan mekruh olanlara dair bâb"[698] başlığında şu bilgi verilir: Ulema bundan kız çocukların oyuncaklarını istisna edip oyuncak edinmeyi ve satmayı caiz saymış, bunun için bacaklarını bozmaya lüzum görmemişlerdir. Çünkü Hz. Peygamber (sav), çocuk terbiyesi konusunda çocukları eğitme sözkonusu olduğundan Hz. Âişe'nin oyuncak edinmesini uygun görmüştü. Fakat İmam Mâlik kişinin, oğlan çocuğu için bu tür oyuncak satın almasını mekruh saymıştır. Yani bununla oynamayı mekruh gördüğünden değil de bunun erkeklik ahlâkından sayılmamasından dolayı. Bunun manası budur. Kadı Iyâz böyle söyler, Ubbi de onaylar.
Ubbi'nin eserinde, Hz. Âişe'nin "ben kız oyuncaklarla oynardım" sözü ile ilgili olarak Kadı Iyâz'ın şöyle dediği nakledilir: Bu hadiste, bu oyuncaklarla oynamanın caiz olduğuna delil ve resim edinme yasağını tahsis vardır. Çünkü bunda kız çocukları, evleri ve çocukları konusunda küçüklüklerinde eğitmek sözkonusu oîup ulema bu oyuncakları alıp satmayı caiz görmüşlerdir.[699]
Habeşlilerin Mescîd-i Nebevide Allah Resulü'nün Önünde Oynamaları
Habeşliler mızraklarıyla mescide gelip oynadılar, Hz. Peygamber (sav) Hz. Âişe onun omuzuna dayanmış olduğu halde onları kendisine seyrettiriyordu- Buhâri bu hadisi çeşitli yerlerde tahric eder.[700] Bunlardan biri "Kitâbu'n-Nikâh" ta "kadının Habeşlilere ve benzerlerine, zan (töhmet) sözkonusu olmaksızın bakması bâbı"dır.[701]
Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde (III, 152) Enes'in tercemesinde şu rivayet nakledilir: Habeşliler Hz. Peygamber'in (sav) önünde oynuyor, raksediyor ve (kendi dillerinde) "Muhammed salih bir kuldur" diyorlardı. Resulullah ne söylediklerini sorunca "Muhammed sahh bir kuldur" dediklerini söylediler.[702]
Hadis, Tırmızı'ninCâmi'ınde şu lafızla geçer. Hz Peygamber kalktı bir de baktı ki Haberliler raksedıyorlar, etraflarında da çocuklar var. "Ey Âişe bak" buyurdu, geldim göğsümün ust tarafını Resulullah'ın omuzuna dayadım ve omuzu ile başı arasından Habeşlileri seyre koyuldum. Bana "doydun mu, doydun mu" diyor, ben de "hayır, hayır" diyordum. Tirmizi, bu hadis için "hasen-sahıh-garîb" değerlendirmesini yapar.[703]
Zurkâni Şerhu'l-Mevâhib'de (IV, 311) şöyle der: "Hz. Peygamber (sav) muhtemelen, bellemesi, öğrenmesi ve sonra insanlara nakletmesi için Hz. Âışe'ye onların oyunlarını gösterdi " Bu bilginin aslı Ibn Battâl'a ait olup o şöyle der:"Hz Peygamber'in(sav)Hz, Âışe'yi mızrak oyununu seyre bırakmasının, bu husustaki sünneti bellemesi ve gelecek bazı musluman çocuklarına sağlam hareketlen nakletmesi ve onlara bunu öğretmesi maksadıyla olması mümkündür " Bunu ondan el-thyâ şârihi nakleder. Kadı Iyâz da şöyle der- Bu hadiste, raksın mubah olduğuna dair en güçlü delil mevcuttur. Çunku Resulullah (sav) onlan onaylamaya ilave olarak kendilerini teşvikte bulunmuştur.
Mevvâk Sünenü'l-mühtedîn'de ve Venşerîsi de el-Mi'yâr'da bunu nakledip onaylamışlardır.[704] Daha önce Ahmed b Hanbel'ın Müsned'inde nakledildiği gibi, onların dansedip "Muhammed salih bir kuldur" dediklerini öğrendikten sonra Hz. Peygamber'in (sav) adını oyun çerçevesinde anmanın caiz olduğunu sanırsın. Oysa Resulullah'ı anmak oyunla birlikte olmaz, ciddiyetle olur. Gazzâli'nin el-thyâ'da "Kitâbu's-Semâ" daki şu sözlerine bakınız: Kur'ân-ı Kerim'i def çalmak ve benzeri davranışlardan korumak vaciptir. Çunku bu tur davranışlar çoğunluğun nazarında oyun ve eğlenceden ibarettir. Kur'ân ise herkes nazarında ciddiyettir tamamen. Binaenaleyh çoğunluk katında eğlence olan ve eğlence olarak bakmasalar bile havas nazarında şeklen eğlence sayılan bir şeyin mahz-ı hak olan bir şeyle karıştırılması caiz değildir. Aksine Kur'ân'a s aygı göstermek gerekir ve bundan dolayı yol kenarlarında değil sakin bir yerde okumak icap eder. Bu sebepledir ki düğün gecesi Kur'ân kıraatıyla birlikte def çalmak caiz değildir. Resulullah (sav), Rubeyyi bınt Muavviz b. Afrâ'nın evine gidip yanında şarkı söyleyen genç kızlardan birinin şarkı şeklinde "içimizde bir peygamber var, yarın olacakları bilen" dediğini duyunca şöyle buyurdu1 "Bırak onu, söylemekte olduğunu söyle." Genç kızın söylediği, peygamberliğe şehadet mahiyetinde olup Resulullah onu bundan menetmiş ve eğlence olan şarkıya yöneltmiştir. Çunku beriki mahz-ı ciddiyet olup eğlence ile birlikte olmaz O halde saygı gösterme çerçevesinde, o cariyenin peygamberliğe şehadetten şarkıya dönmesi gibi Kur'ân okumadan da şarkıya dönmek vaciptir.[705]
Bu bilginin aynısı Ibmı't-Tîn es-Sefâkustî tarafından Sahîh-i Buhâ-rî*ye yaptığı şerhte verilmiştir Bunun benzen şarkı sözleriyle ilgili bahiste geçmiş olup oraya bakınız Kastallânı'nın el-Irşâd'ında, Rubeyyı'ın bu kıssasında geçen "bunu bırak söyle" sözüyle ilgili olarak şöyle denir Gaybın anahtarları Allah'ın katında olup onları kendisinden başkası bilemez Bu ikazla, Hz Peygamber'ın oyun ve eğlence sırasında vasfedılmesının yasaklanması da muhtemeldir Çunku onun makamının şeref ve yüceliği ancak ciddiyet meclislerinde anılmasını gerektirir.[706]
Biz de burada böyle diyoruz Eğer Habeşhlerın davranışı mücerret oyun olsaydı, oynadıkları sırada "Muhammed salıh bir kuldur" demekten onları menederdı Onları menetmeyıp üstelik onaylayarak teşvik ettiğine göre yaptıkları, kendisiyle taabbud ve taat, Allah ve Resulü ile neşve izharı kastedilen bir zikirdir Bundan dolayı Resulullah (sav) onların yaptığını onayladı, hayranlık duydu ve kendilerinden son derece hoşnut oldu eş-Şifâ'da, selef-ı sâhhm Allah Resulu'nu mücerret olarak zikrettiklerinde kendilerinde şiddetli haller meydana geldiği belirtilir.[707]
Şeyh Ebu's-Suûd el-Fâsfnın, kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplardan bin şöyledir Allah Resulu'nun, sevap kasdı ve dileğinden başka bir şekilde anılması helal değildir Sokak ve çarşılarda, yanı uluorta yerlerde zikredilerek değerinin düşürülmesi caiz değildir Onun zikri butun bunlardan yücedir
Hafız Ibn Hacer'ın Fethu'l-Bârî'dekı "Sufilerden bir grup, bu başlıkta zikredilen hadisle, raks ve eğlence aletlerini dinlemenin cevazına hükmetmişlerdir Ulemanın çoğunluğu, maksatların ayrı olması sebebiyle burada itirazda bulunmuşlardır Şöyle ki, Habeşhlerın mızraklarıyla oynamaları savaş eğitimi mahiyetinde ıdı ve eğlence için raks konusunda hüccet kabul edilmez" şeklindeki sozu[708] ise su goturur Çunku tasavvuf ehlinin raksı oyun ve eğlence kabilinden değildir Hocam Ebû Abdullah Muhammed el-Fudayl eş-Şebîhî el-Fecrü*s-sâti'de, bu sozun ardından şöyle der Bu soz su goturur Çunku sufîlenn raksında kasıtları oyun olmayıp bu kasıttan onları tenzih ederiz Onların bundan maksatları zikir için toplanmak, kalp ve vücut ile zikre yönelmek ve butun uzuvların zikre mustağrak olmasını sağlamaktır Bu da, zikreden kimse hangi durumda olursa olsun çok zikretme konusundaki teşvikten dolayı sahih (meşru) bir kasıttır Yine sahih bir maksatla meydana gelmiş bir rakstan buna delil çıkarmada bir ta'n sozkonusu olamaz
Derim Tasavvuf ehli katında rakstan maksat, ayakta zikir olup bu da Kur'ân nassı ile meşrudur "Namazı bitirdiğiniz zaman ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allah'ı anın" (Nisa 4/103) Yine bundan maksatları sağa sola meyletme ve titremedir ki bu da sahabeden nakledılmistir. Ebû Nuaym Hilye'de Fudayl b. Iyâz'dan şu tahricde bulunur: "Allah Resulü'nün ashabı Allah'ı zikrettiklerinde, şiddetli rüzgârda ağacın önce öne sonra da arkaya sallanması gibi sağa-sola eğilirlerdi." Hocamız babamın raks ile ilgili basılmış eserine, Ebü'l-Abbas İbnü'l-Hayyât ez-Zekkâ-rî'nin[709] buna yaptığı ihtisara ve benim de zeylime bakınız. Hafız Ebü'l-Ab-bas Ahmed b. Yusuf el-Fâsî'nin bu konuda yazdığı ve Fas'ta basılmış olan risalesine de bakınız. Meşhur hafız Ebubekir İbn Ebi'd-Dünyâ'nın Kitâbü'l-Vecd adlı bir eseri olup Ebû Süleyman er-Rûdânî onu Sıla'sında "vâv" harfinde zikretmiştir.[710] İleride gelecek olan seksek oynama başlığına bakınız.[711]
Allah Resulü'nün “Genç Kızın Bu Husustaki Arzusunu Takdir Edin" Sözü[712]
Ahmed b. Hanbel Müsned'in de Hz. Âişe'den şöyle dediğini tahric eder: "Resulullah'ı (sav) hücremin kapısı önünde duruyor gördüm. Habeşliler mızraklanyla oynuyorlar, Resulullah da boynu ve kulağı arasından onları seyretmem için ridası ile beni örtüyordu. Sonra vazgeçen ben oluncaya kadar benim için Öyle duruyordu. Siz varın oyuna hevesli genç kızın durumunu takdir edin!"[713] Yine Müsned'de Hz. Âişe'den şu rivayet nakledilir: "Ben oyuncaklarla oynardım, arkadaşlarım gelirdi. Resulullah (sav) içeri girince ondan kaçarlar, Resulullah onları tutar bana getirirdi."[714]
İmam Ebû Hamid el-Gazzâlî çl-İhyâ'da "Kitabu's-Semâ"da bu hadislerden bazılarını zikrettikten sonra şöyle der: Bu, şarkı ve oyunun haram olmadığı konusunda sarih nas olup bunlarda çeşitli ruhsatlara delâlet vardır. (1) Oyun: Habeşlilerin oyun ve raks adetleri açıkça bilinmektedir. (2) Bunun mescidde yapılması (3) Allah Resulü'nün (sav) onlara "oyuna devam edin ey Erfide oğulları" demesi ki bu oyun için bir emir ve kendisinden bir istektir. Bunun haram olduğuna nasıl hükmedilebilir? (4) Resulullah'ın Hz. Ebubekir ve Ömer'i oyunu red ve inkârdan menetmesi ve bunu bayram günü, yani sevinç vakti şeklinde bir gerekçeye dayandırması. (5) Hz. Peygam-ber'in bunu uzun süre seyre devam ederek Hz. Âişe'nin arzusunu yerine getirmesi. Bunda» oyunu seyretmekle kadın ve çocukların kalbini hoşnut kılmadaki ahlâk güzelliğinin, nimet içinde yaşamaktan uzak durma ve zühdün bundan sakınma konusundaki katılığından daha iyi olduğuna delil vardır. (6) Hz. Peygamber'in (sav) kendiliğinden Hz. Âişe'ye "bakmak ister misin?" demesi, bunun, kızgınlık veya küskünlük doğuracağı korkusuyla aileye müsaade zaruretinden kaynaklanmadığını göstermektedir. (7) Şeytan mizmârına benzetmesine rağmen iki genç kızın def çalıp şarkı söylemelerine müsaade etmesi. Bunda, haram olan mizmarın bundan başkası olduğuna delil vardır. (8) Resulullah'ın yanı üstü yatmış olduğu halde iki cariyenin sesine kulak vermesi, kadın sesinin mizmârların sesi gibi haram olmayıp ancak fitneye düşme korkusu bulunduğunda haram olduğuna delalet eder. Bütün bu naslar ve kıyaslar, bayram gününe mukayeseyle bütün neşe zamanlarında şarkı, raks, def çalma, mızrak ve kalkanlarla oynamanın, Ha-beşliler ve zencilerin rakslarını seyretmenin mubah olduğuna delalet etmektedir.[715]
Bir Şahabının Yolda Oynayan' Habeşlilere Rastlaması Ve Onlara Para Vermesi
Buhâri el-Edebü'I-müfred*de "Çocukların oynaması babı" başlığına yer vererek şu hadisi zikreder: Bize Musa haber verdi, ona da Abdulaziz haber vererek şöyle dedi; Bana hayır ehlinden Ebû Ukbe künyeli bir şeyh (hoca) haber verdi: "Bir defasında İbn Ömer'le birlikte yürüyordum. Habeşlile-re rastladı ve onları oynuyor gördü. İki dirhem çıkarıp kendilerine verdi."[716]
Ebû Abdullah İbn Sûde'nin el-Husâmü'1-mesnûn fî nusreti ehli*s-sırri'I-meknûn'unda İkrime'den şu rivayet nakledilir: İbn Abbas çocuklarını sünnet ettirdiğinde oyuncular da davet edildi, oynadılar, İbn Abbas onlara dört dirhem verdi.[717]
Müsabaka (Yarış)
At yarışı konusu daha önce geçmişti.[718] el-Mevâhib'de şu bilgi verilir: Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sav) bir yolculuk sırasında hanımı Hz. Âişe ile yarıştı, vücudunun hafifliğinden dolayı Hz. Âişe kendisini geçti. Daha sonra bir başka yolculukta Resulullah onunla tekrar yarıştı; Hz. Âişe bu kez şişmanlamıştı, Resulullah onu geçti ve hatırını hoş tutmak için ona "bu yarış diğerine karşılıktır (onun rövanşıdır)!" buyurdu. Ahmed b. Hanbel de Hz. Âişe'den şu tahricde bulunur: Yolculuklarından birinde Resulullah (sav) ile birlikte çıkmıştım, genç bir kızdım, fazla kilolu ve semiz değildim. Resulullah (sav) beraberindekilere "Önde gidin" buyurdu, onlar da gittiler. Sonra bana "gel, seninle yarışayım" buyurdu. Kendisiyle yarıştım ve onu geçtim, sesini etmedi. Ben kilo alıp semizlendiğim sırada yolculuklarından birinde kendisiyle birlikte çıktım. Beraberindekilere "önde gidin" buyurdu ve bana "gel, seninle yarışayım" dedi. Kendisiyle yarıştım, beni geçti ve gülerek "bu, diğerine karşılıktır!" buyurdu.[719] Ebû Dâvud, Nesâi ve İbn Mâce bu hadisi Hz. Âişe'den rivayet etmişlerdir.[720] Bunu müellif el-Muğnî'de haber verir.
İbnü'l-Cevzî Telbîsu İblîs'te şöyle der; "Görüyor musun, Resulullah (sav) hanımlarıyla eğlenip neşelenince, Hz. Âişe ile yarışınca Allah'la ünsi-yetten ayrılmış mıydı?'[721]
İbn Sa'd'ın Tabakât'ında Vâkıd b. Abdullah b. Ömer b. Hattâb'ın biyografisinde, Nâfî'den şu rivayet nakledilir; Vâkıd b. Abdullah Sukyâ'da vefat etti. İbn Ömer onun namazını kıldı, defnetti, sonra bedevileri çağırdı ve onları yarıştırmaya başladı. Kendisine şöyle dedim: "Şimdi Vâkıd'ı defnettin ve bedevileri yarıştırıyorsun?" İbn Ömer şöyle dedi: "Vah sana ey Nâfi, Allah'ın bir işte galebe çaldığını gördüğünde, onu unut."[722]
Güreş
İbn İshak Sîret'inde ve başka müellifler şu bilgiyi zikrederler: Mekke'de çok güçlü ve iyi güreşen biri vardı. İnsanlar onunla güreşmek için çeşitli memleketlerden geliyorlar, onları yeniyordu. Bir gün Mekke'nin vadilerinden birinde giderken Resulullah (sav) onunla karşılaştı ve kendisine şöyle dedi: "Allah'tan korkmaz, benim seni davet ettiğim şeyi kabul etmez misin?" O, "ey Muhammed, doğruluğuna şahidin var mıdır?" diye sordu. Resulullah (sav) "evet, seni güreşte yensem Allah ve Resulü'ne inanır mısın?" dedi, o da "evet, ey Muhammed" karşılığını verdi. Resulullah, "güreşe hazırlan" buyurdu, o "hazırım" dedi. Resulullah ona yaklaştı ve güreşip yendi. Rükâne hayrete düştü ve yeniden güreşmek istedi. İkinci ve derken üçüncü defa da onu yendi. Rükâne hayretler içinde kalarak şöyle dedi: "Senin halin enteresandır!"[723] Bu hadisi Ebû Nuaym ve Beyhaki Ebû Ümâme'den iki yolla, merfû ve mür sel olarak rivayet ederler.
Adı geçen Rükâne, sahabi Rükâne b. Abdi Yezîd b. Hâşim b. Muttalib b. Abdimenâf el-Kureşî el-Mekkî olup Mekke'nin fethi yılında müslüman oldu, Muâviye'nin halifeliği zamanında 24 (645) yılında Medine'de vefat etti. Çok güçlü kuvvetli ve güreş kabiliyetiyle tanınmıştı, onu asla yenen olmamış, mağlup olarak vücudu yere değmemişti. Resulullah'ın (sav) onunla güreşip yendiği hususu sahihtir. Bunu Hafâci NesîmüV-riyâz'da söyler.[724] İbnü't-Tayyib el-Fâsî'nin el-Kâmûs'a yaptığı haşiyede Rukâne ile ilgili olarak şu bilgi verilir: Onun kıssası meşhur olup Resulullah'ın (sav) onu yenmesi en büyük mucizelerinden biridir. Rukâne kendi zamanındaki insanların güreşte en güçlüsü idi. Gücünden dolayı, yeni kestiği bir devenin sağlam ve yumuşak derisi üzerinde durur, on kişi onun altından deriyi çekmeğe çalışır, deri parçalanır, fakat o yerinden kıpırdamazdı. Bu bilgi eş-Şifâ ve el-Mevâ-hib'in şerhleri ile diğer kaynaklarda geçer.[725]
Derim: Rükâne'nin mezkur kıssasını Hâkim el-Müstedrek"te Ebû Cafer b. Muhammed b. Rukâne el-Musâri'den, onun da babası Muhamed'den rivayeti olarak verir.[726] Fakat Ibn Haceret-Takrîb'de şöyle der: Ebû Cafer b. Muhammed b. Rukâne meçhuldür.[727] Muhammed b. Rukâne ile ilgili olarak da şöyle der: O meçhuldür, kendisini sahabe arasında zikreden kimse vehmetmiştir.[728]
Bu güreşi Ebû Dâvud ve Tirmîzi, Ebu'l-Hasan el-Askalâni yoluyla Ebû Cafer b. Muhammed b. Rükâne'den, o da babasından rivayet eder: "Rukâne, Resuluîlah (sav) ile güreşti."[729] Tirmizi, hadisin "hasen-garîb" olduğunu,isnadınınise" kâim" olmadığımbelirtir.[730] İbnHibbânşöyle der: Onun güreşle ilgili haberinin isnadı su götürür, onun haberinin isnadına itimat etmem. Bunu el-İsâbe müellifi kaydeder.[731]
el-Mevâhib'de geçtiği üzere Hz. Peygamber (sav) Rükâne'den başka kimselerle de güreşmişti. Onun oğlu Yezîd b. Rukâne bunlardandır.[732] Sü-heyli'nin söylediği ve Beyhaki'nin rivayet ettiğine göre Ebü'l-Esved el-Cumahî de bunlardandır. Çok kuvvetliydi. Öyle ki sığırın derisiüzerinde durur, çevresinde on kişi deriyionun ayaklan altından ayırmak için çekerlerdi, deri parçalanıp dağılır o yerinden oynamazdı. Hz. Peygamber'i güreşe davet ederek şöyle dedi: "Eğer beni yenersen sana inanırım." Hz. Peygamber de onu yendi.[733]
Hıfni, İbn Hacer'in el-Hemziyye'ye yaptığı şerhin haşiyesinde şöyle der: Hz. Peygamber'in (sav) Ebû Cehil ile güreştiği söyleniyorsa da bu doğru değildir. Bunun doğru olmadığına dair bilginin aslı Burhanüddin el-Halebî tarafından el-Muktefâ*da verilmiştir. Nitekim Hafâci Nesîmü'r-riyâz'da bir yerde ondan,[734] bir başka yerde de Makdîsi'den nakleder.
Bende Hafız Suyûti'nin el-Müsâraa ile'l-musâraa[735] adlı güzel bir risalesi vardır. Orada Hz. Peygamber'in (sav) Ebû Rükâne ile güreşini çeşitli rivayet yollarıyla zikreder ve gazaya çıkma konusunda izin alabilmek için küçük sahabilerin birbirleriyle yaptıkları güreşleri, Mekkelilerin zemzem suyu içtikleri sürece güreştikleri herkesi yendiklerini ve Hz, Peygamber'in huzurunda Hz. Hasan ile Hüseyin'in güreşlerini çeşitli rivayet yollarıyla zikreder. Nesîmü'r-riyâz'da Rükâne hadisiyle ilgili olarak müellif şöyle der: Bu hadis, güreşin caiz olduğunu gerektirir. Ancak âlimler, mal ile yarışta olduğu gibi mal koyarak güreş tutulmasını haram saymışlardır. Mal karşılığında güreşmesi ise Resulullah'a has özelliklerdendir.[736]
Adı geçen Rükâne'nin Yezid adlı oğlu ve onun da Ali adlı oğlu vardır. Her ikisi de babalan gibi güçlü idiler. Bir gün Yezîd b. Muâviye bu Ali ile güreşti, Ali onu eşi duyulmamış bir şekilde yendi. Yezîd Arapların en güçlüle-rindendi. Sonra Muâviye Ali'yi güç yetirilmeyen serkeş bir ata bindirdi. Ali bununla ne yapılmak istendiğini anladı; at serkeşlik edince, Ali bacaklarıyla onu öyle sıkıştırdı ki at yarıldı ve öldü. Anlattığına göre o iki adamı elleriyle tutup koltuklarının altına alarak yürüdü. Adamlar "öldük öldük" diye bağırmaya başlayınca onları bıraktı. Bu bilgiyi İbnü't-Tilimsâni Şerhu'ş-Şifâ'da söyler.[737]
Bazı Ashap Büyükleri'nin Allah Resulü’nün Önünde Seksek Oynamaları
Sahîh-i Buhâri'de şu rivayet zikredilir: Resulullah (sav), Hz. Ali'ye "sen bendensin, ben de sendenim," Ca'fer'e "yaratılış ve ahlâkta bana benze-missin," Zeyd'e de "sen kardeşimiz ve mevlâmızsın" buyurdu.[738] et-Tev-şîh'te, İbn Sa'd'ın, Bâkır'ın mürsellerinden olan rivayette şu ilavede bulunduğu kaydedilir: Bunun üzerine Cafer kalktı ve Hz. Peygamber'in (sav) etrafında seksek[739] oynadı.
Resulullah (sav) ona "bu nedir?" dedi, o da "Habeşlilerin kendi hükümdarlarına yaptıklarını gördüğüm birşey" karşılığını verdi. Bir başka rivayette her üçünün de böyle yaptıkları belirtilir.[740] "Hacel" belli bir şekilde raksetmektir.
Hafız Irâkî el-lhyâ'nın hadislerini tahririne dair eserinde şöyle der Hz. Ali, Cafer ve Zeydb. Harise, Hz. Hamza'nın kızı konusunda davalaştılar.Resulullah (sav) Hz. Ali'ye "sen bendensin, ben de sendenim" dedi, o seksek oynadı; Cafer'e "yaratılış ve ahlâkta bana benzemişsin" dedi, o da seksek oynadı; Zeyd'e "sen kardeşimiz ve mevlâmızstn" dedi, o da seksek oymadı.[741] Ebû Dâvud bu dava konusunu Hz. Ali'den rivayetle h a s e n birisnadla tahric etmiştir.[742] Bu hadis Buhâri'de de seksek oynama anılmadan geçmektedir.[743]
Hafız Suyûti el-Hâvî'de raks konusunda konuşup Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde naklen adı geçenlerin seksek oynamalarını andıktan sonra şöyle der: Böyle yapmaları, kendilerine söylenen sözün lezzetinden dolayı olup Hz, Peygamber de yaptıklarını olumsuz karşılamadı. Bu, ulaştıkları vecd lezzetiyle sûfilerin raksetmelerinin meşruiyetine de temel teşkil eder.[744]
Çocukların Oynaması İçin Kuş Tutulması
Enes (ra) şöyle dedi: Hz. Peygamber (sav) insanların ahlâkı en güzel olanı idi. Benim Ebû Umeyr adlı bir kardeşim vardı. Onun da kendisiyle oynadığı bir serçesi (veyakanarya: nuğar ) vardı, kuş öldü. Bir gün Resulullah (sav) onun yanına girdi, kendisini üzgün görünce, durumunun ne olduğunu sordu, "serçesi öldü" dediler. Bunun üzerine Resulullah 'YaEbâ Umeyr, mâ faale nuğayr?" (ey Ebû Umeyr, serçeciğin ne yaptı?) buyurdu. Bu hadisi Buhâri, Müslim ve Tirmizi tahric etmiştir.[745]
Cevheri şöyle der: "Nuğayr," "nuğar"m küçültme ismidir. Serçe gibi küçük bir kuştur, serçe yavrusu olduğu da söylenmiştir. Kadı Iyâz şöyle der: Tercih edilen görüşe göre o kırmızı gagalı bir kuş olup Medineliler ona bülbül derler.[746]
Âlimler bu hadisten birçok hüküm çıkarmışlardır. Şâfıi âlimlerden Ebü'l-Abbas İbnü'1-Kâs yüzden fazla hüküm kaydetmiş olunp bunları müstakil bir ciltte toplamıştır. İbn Gazi şöyle der: Ebü'l-Hasan İbn Menûn, İb-nü's-Sabbâğ'm Miknâse'de ders sırasında "ey Ebû Umeyr, serçeciğin ne yaptı?" hadisiyle ilgili olarak dörtyüz fâide (hüküm, bilgi) imla ettirdiği haberinin kendisine ulaştığını bana haber verdi. İbn Menûn, Miknâse'de kendisinden okuduğum son kimsedir. Ben bu hadis üzerinde düşündüm ve ikiyüz elli kadar fâide hatırıma geldi, onların asıllarını kaydettim, fakat ele almaya vakit bulamadım: "Allah, insanlara bir rahmet 'kapısı/ açtı mı onu tutan olamaz..." (Fâtır35/2) Bu bilgi için Nefhu't-tîb'in dorduııcıı cildine ve Ebu'l-Abbâs es-Sûdânî'nın Kifâyetü'l-muhtâc'ında Ebû Abdullah IbnuVSab-bağ el-Mıknâsî'nin biyografisine bakınız.[747] Yine Ibn Gazı Sahîh-i Buharı haşiyesinde şöyle der Bazı âlimlerin bu hadisten uçyuz fâıde çıkardıkları haberi bana ulaştı. Hemşehrimiz Ebu'1-Fazl Ibnu's-Sabbâğ el-Miknâsî'den bundan daha çok nakledeni duydum Ben de bu hadis üzerinde fıkır yurut-tum, ikiyuzden fazla fâideyi temize çektim, ancak bunlardan bazılarının mükerrer olması mümkündür Allah en doğrusunu bilir
Ibnu'ş-Şât'm Sahîh-i Müslim'e yaptığı haşiyede sozkonusu hadimle ilgili olarak şu bilgi verilir1 Kadı fyâz şöyle dedi Bu hadiste, kuçuk çocuğun kuş ile oynamasının caiz olduğuna delil vardır Ulemaya göre bu oyundan kastedilen, çocuğun kuşu tutması ve onu tutmakla eğlenmesıdir, ona azap vererek ve sıkarak değil.-Şeyh Ebû Alı Ibn Rahhâl, kuşu kafese hapsetmenin caiz olduğunu Müdevvene'den öğrendiğim belirttikten sonra şöyle der. Kuşu hapsetmeye gelince, bu, azap ve acı verme veya susuz bırakma sozkonusu olmadığında olabilir; bu söylenenler ister ondan gafil kalmakla, ister kafeslerde horozların birbirini gagalayıp olumune yol açmalarında olduğu gibi başını gagalayacak başka bir kuşla birlikte aynı kafese koymakla olsun. Bütün bunlar icmaen haramdır. Çtınku hayvanı boş yere azaba maruz bı-rakmamnharam olduğunda ihtilaf yoktur. Menfaat ise azap vermeden meydana gelir. Bu da onu yalnız başına veya kendisini gagalamayan bir kuş ile veyahut aralarına birbirlerine ulaşamayacakları bir engel bırakarak kafese koyması, çocuklarını gözettiği gibi onu yeme ve içmede gözetmesi, bir ağaç parçası gibi üstüne çıkacağı birşey koymasıyla olur. Eğer onu doğrudan yere koyarsa, bu ona soğukta son derece zarar verir. Bu anılan hususlar, açıklıkları sebebiyle, kendileriyle ilgili bir nas bulunmasına ihtiyaç göstermezler. Nice insanlar görmüşüzdür ki tavukları kafeslerde çeşitli azap şekillerine maruz bırakırlar. Koçu aç susuz hapsetmek veya katırı nerdeyse açlıktan ölünceye kadar bir yere bağlayıp üstüne kapıyı kapamak da böyledir. Kendilerinde merhamet bulunmayan kimseler, hayvanları ancak onları öldürecek veya vücudunu zayıflatacak şeylere karşı korumaya önem verirler, fakat bunlarda selamette olup nefsinde duyduğu azaba ise kulak asmazlar. Oysa bunların hepsi haram olup Allah'ın affetmemesi halinde dünya ve ahi-rette azabı gerektirir. Çünkü insandan gayrı bu canlılar konuşmazlar ve eğer sahibinin merhameti olmazsa herhangi bir ihtiyaçları olduğu bilinemez. Kim insanlara karışır, kalbiyle düşünür taşınırsa, hayvanları bu şekilde azaba duçar kılanlara, yuz merhamete sahip olandan başkasının müsamaha göstermeyeceğini gorur. O sonra şöyle der: Hasılı bu, bir tür cezalandırma olup çoğu kimseler ondan uzak durmayı terketmışlerdir. Merhamet sahibi kimsenin, bunu bilmeyen herkesin bu konuda dikkatim çekmesi gerekir, insanların çoğu, sözgelimi kuşu hapsetmenin ve serçe ile oynamanın caiz olduğunu duyar ve "ey Ebû Unıeyr, serçeciğin ne yaptı?" hadisi delil gosterir, fakat ona azap vermeme şartını gözetmeden buna dayanır. Bu, sevabı da cezası da büyük bir husustur. Hayvanlara normal olarak taşıyabileceklerinden fazla yük yüklemek vb. hususlar da böyledir. Bütün bunlar, merhametin kalplerden kazınmasının eseridir. Fakat Allah yalnızca merhamet eden kullarına merhamet eder.
Ibn Sa'd'ın Tabakât'ında Müseyyeb b. Dârim'den şöyle dediği rivayet edilir: Ömer b. Hattâb'ı gordum, bir deve çobanını "devene gücü yetmeyen şeyi niçin yüklüyorsun?" diyerek dövüyordu.[748] İbn Abdilhakem'in Fedâilu Ömer b. Abdilaziz adlı eserinde şu bilgiyi gördüm: Ömer, posta istasyon görevlisine (sâhibu's-sikek; bkz. I, 268), hiç bir hayvana ağır gem takımı vurulmaması[749] ve ucuna demir takılı değnekle dürtulmemesi hususunda talimat yazdı. Ömer, Mısır'da Hayyân'a şunu yazdı: Duyduğuma göre Mısır'da nakil develeri varmış ve bunlardan bir deveye bin ntıl yükleniyormuş. Sana bu yazım ulaştığında,deveye altı yüz rıtıldan fazla yük yüklendiğini duymayayım.[750]
Ebû Davud'un Sünen'inin şerhi Avnü'l-Vedûd'da "Merhamet edenlere Allah da merhamet eder;yerde olanlara merhamet edin ki goktekiler de size merhamet etsin"[751] hadisiyle ilgili olarak şöyle denir: "Merhamet edenlere...", yani yeryüzünde insan ve öldürülmesi emredilmemiş hayvanlara, kendilerine şefkat ve iyilikte bulunarak merhamet gösterenlere.[752]
İbn Sa'd'ın Tabakât'ında şu bilgi verilir: Hz. Peygamber (sav) Nukâde b. Abdullah b. Halef el-Esedî'ye şöyle dedi: "Ey Nukâde, bana sağmal ve binek bir deve al, onu herhangi bir çocuğa teslim etme."[753] Yine İbn Sa'd, Taba-kât'ta Sevâde b. Rebîel-Cermî'nin biyografisinde, ondan şu rivayeti nakleder: Annemi Resulullah'ın (sav) yanma getirdim, bana koyunlar verilmesini emretti ve anneme de şöyle buyurdu: "Çocuklarına emret, koyunların memelerini incitmemeleri ve çizmemeleri için tırnaklarını kessinler. Çocuklarına emret, evlerinin gıdasına iyi davransınlar."[754] Ibn Sa'd'ın Tabakât'ında şu bilgi de verilir: Hz Ömer, devenin palan sürtmesinden meydana gelen yağırına elini sokarak şöyle diyordu: "Sana olandan da sorguya çekilmekten korkarım."[755]
Ibn Rüşd "efendi, kölesinin yiyecek ve giyeceğinde âdeten (maruf üzere) kendisine vacip olan miktardan kısarsa kölesi lehine hükmedilerek hakkı ondan alınır. Bu, sahip olduğu hayvanların durumundan farklı olup, hayvana eziyet verme konusunda Allah'tan korkması ona emredilir, yemi konusunda aleyhine hükmedilemez" dediğinde, Mağrib'in Hattâb'ı[756] Şeyh Ebû Ali İbn Rahhâl, Şerhu'l-Muhtasar'da "nefekât bâbı"nda, İbn Abdilber'in el-Kâfî'deki şu sözleriyle, ona saygı tavrıyla bu görüşünü reddetti: Hayvanlara binme ve yük yükleme konusunda merhametli davranmak sünnete istinaden vaciptir. Çünkü hayvanlar dilsiz olup şikayet edemezler. "Her can taşıyan varlığı sulamada sevap vardır"[757] sözü, Allah Resulü'nündür. Hayvanlara iyi davranmada sevap varsa onlara kötü davranmada da günah vardır. Hayvanlara güçleri üstünde yük yüklenemez, yüzlerine vurulamaz, sırtları kürsü edinilmez, boyunlarına zil takılmaz ve gündüz dinlendirilme -leri durumu hariç gece kullanılamazlar. Bir hayvanı yemsiz şekilde bağlayıp kendi kendisine otlama ve yayılmadan alıkoymak haramdır.[758] İbn Rahhâl şöyle der: İbn Rüşd'ün "hayvan konusunda... hükmedilemez" sözü, sahibi hayvana gücü üstünde yük yüklediği veya ona büyük bir işkencede bulunduğunda, bunu terketmesi hususunda sahibi aleyhine hükmedilme-yip her ikisinin kendi hallerine bırakılacağı, sadece hayvanı konusunda sahibine Allah'tan korkmasının emredileceği anlamına gelir ki bu, asla helal olmayıp insanların sözlerine de aykırıdır. Ebû Ömer (İbn Abdilber) "Her can taşıyan varlığı sulamada sevap vardır" hadisinin, hayvana kötülük yapmanın günahı mucip olduğunu, günahın münker ve münkerin değiştirilmesinin de vacip olduğunu ifade ettiğini söyler. Nitekim İbn Arefe de buna işaret etmiş olup eğer insanlar, devlet başkanının kendilerine "şu konuda Allah'tan korkun" demesiyle menedilebilselerdi cezalar, öldürme, hapis ve tazirler teşri kılınmazdı. Bunlar Ebû Ali îbn RahhâTın, Halil'in "kişiye kölesi ve otlakta olmadıkça hayvanının nafakasını sağlamak vaciptir, aksi halde gücünün yetmediği işe mecbur tutmada olduğu gibi satılır. Yavrularına zarar gelmedikçe sahibinin, hayvanın sütünden alması caizdir"[759] sözü münasebetiyle söylemiş olduğu sözleri olup oyere bakınız. Ebû Ali, örnek almaları için hayvanları koruma derneklerinin önüne koymamız uygun olan konuyla ilgili bütün nakilleri toplamıştır. Burada sözü uzatmamın sebebi, şimdilerde Avrupa'da hayvanları koruma derneklerinin ortaya koydukları şeylerin müslümanlar tarafından asırlarca önce bilindiğinin anlaşılma sidir. Bunu şükranla belle.
Latife; İmam Mâlik zamanında Medine'de "Kudâme'nin evi" diye tanınan bir ev vardı. İnsanlar orada güvercinlerle oynarlardı. Bu ev İmam Mâ-lik'in, apaçık bir meseleyle ilgli soru sorması üzerine talebesi İbn Mâcişûn'u ayıplayarak "Kudâme'nin evini biliyor musun?" dediğinde işaret ettiği evdir. İbn Harise şöyle der: İbn Mâcişûn onurlu biriydi, Mâlik bir gün ona sert bir söz söyledi, o da kendisini tam bir yıl terketti. O iki mesele arasındaki farkfı anlama) konusunda İmam Mâlik'e çok üsteleyince, Mâlik kendisine "Kudâme'nin evini biliyor musun?" dedi. Orası gençlerin güvercinlerle oynadıkları bir evdi.[760] Bürzüli şöyle der: Denildi ki İmâm Mâlik, Abdülmelik'i (tbn Mâcişûn} "Kudâme'nin evi" sözüyle ayıpladı. Çünkü onu küçüklük ve oyuna nisbet etmiş oldu. Bu hususta Hattâb'ın Tahrîrü'l-kelâm fî mesâ-ili'l-iltizâm ve Şeyh Uleyş'in Fetâvâ'sma (I, 267) bakınız.[761]
Evde Vahşî Hayvan Bakılması
Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde, Hz. Âişe'den şöyle dediği rivayet edilir: "Peygamber ailesinin vahşi bir hayvanı vardı. Resulullah (sav) dışarı çıkınca oynar, huysuzlanır, ileri geri gider gelirdi. Resulullah'ın içeri girdiğini hissedince de çöker ve Resulullah'a sıkıntı vermemek için o evde olduğu sürece ağzını açmazdı."[762] İbn Adî, Câbir'den merfû olarak naklettiği şu hadisi tahric eder: "sizden biriniz evinde yalnız başına kaldığında bir güvercini arkadaş edinsin."[763] Taberâni de "ceyyid"bir senedle Ubâde b. Sâmit'ten şöyle dediğini rivayet eder: Bir adam Kesulullah'a (sav) yalnızlıktan şikâyette bulundu, Resululîah ona "bir güvercini arkadaş edin" buyurdu.[764]
İbnü's-Sünnî ve İbn Asâkir, Muâz b. Cebel'den şu rivayeti nakleder: Ali, Hz. Peygamber'e yalnızlıktan şikayette bulundu. Resulullah ona bir güvercini arkadaş edinmesini ve öttüğünde Allah'ı anmasını emretti. Vekî el-Ğu-rer'de ve İbn Adî, Hz. Ali'den şu rivayeti naklederler: O, Hz. Peygamber'e (sav) yalnızlıktan şikayette bulundu, Resulullah ona şöyle buyurdu: Bir güvercini arkadaş edinseydin ya, seni avuturdu, yavrularını yerdin. Ya da bir horoz edinseydin, seni avutur ve namaza kaldırırdı.[765]
Önemli bir bilgi: İbn Sa'd'ın Tabakât'ında (IV, 153) Câbir b. Abdullah'tan şu rivayet zikredilir: Allah Resulü (sav) Medine köpeklerinin öldürülmesini emretti. İbn Ümmi Mektûm kendisine gelerek şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, benim evim uzak, gözlerim de görmüyor, bir köpeğim var." Resulullah ona bir süre ruhsat tanıdı, sonra köpeğini öldürmesini emretti.[766] Bu önemli bilginin hisbe veya sağlıkla ilgili bâblarda verilmesi daha uygundu, fakat burada yazıp kaydettim.[767]
Düğünde Badem Ve Şeker Saçılıp Kapışılması
Ebû C afer et-Tahâvî[768] ve es-Sünen' inde de Beyhaki[769] şu hadisi tahric ederler: Lümâze b. Muğîre, Teymûr b. Yezîd'den, o Halid b. Ma'dan'dan, o da Muâz b. Cebel'den nakleder: Hz. Peygamber (sav) ensardan birinin —adı anılmamıştır— evlenmesinde hazır bulundu. Ukayli'nin rivayetinde şu fazlalık vardır: Resulullah (sav) hutbe okuyup ensar sahabiriin nikahını kıydı ve "ülfet, hayır, bereket ve uğur üzere, arkadaşınızın başı üstünde def çalın" buyurdu. Onun üzerinde def çalındı, genç kızlar içinde badem ve şeker bulunan kaplarla gelip onların üzerine saçtılar. Oradakiler geri durup ellerini tabaklara uzatmadılar. Resulullah (sav) "yağmalamıyor musunuz? (kapışmıyor musunuz?)" buyurdu. Onlar "biziyağmadan nehyetmiştiniz" karşılığını verdiler. Resulullah şöyle buyurdu: "Ben askerlerin yağmalamasını yasakladım. Düğüne katılanlara gelince, onları bundan nehyetmiyorum." UkaylÜnin rivayeti şöyledir: Oradakiler geri durup kapışmaya girişmediler. Resulullah şöyle buyurdu: "Hilim ne güzel süstür, yağmalamıyor musunuz?" O nlar "şu ve şu günlerde bizi yağmadan nehy ettin" deyince Resulullah "ben sizi askerlerin yağmasından nehyettim, düğün yağmasından değil" karşılığını verdi. Muâz sonra şöyle dedi: "Kapışma sırasında Resulullah'ı onları çekiştiriyor, onları da kendisini çekiştiriyorlar gördüm."
Tahâvi bu hadisi, düğünde badem ve şeker benzeri şeyleri saçmanın mekruh olmadığı konusunda delil kabul etmiştir. Nitekim Ebû Hanife de bu görüşte olup bu hadisi esas alarak yasakla ilgili sahih hadisleri terketmiştir.[770] Beyhaki ise bu hadisin ardından şöyle der: "Bu rivayet sabit değildir." Sonra şöyle der: Hz. Âişe'nin rivayeti olarak bunun benzeri Resulullah'tan nakledilir ki bu manada hiçbir rivayet sabit değildir. Beyhaki Kitâbü'l-Ma*rife'de bu konuda Tahâvi'yi son derece ayıplayarak şöyle der: O, Avn b. Amâre ve isme b. Süleyman'dan rivayet eder ki her ikisi ile de "ihticacda bulunulamaz," hocaları Lümâze b.- Muğîre de meçhuldür. Bu her iki "illet" ayrı ayrı hadisin zayıf olmasını gerektirirken her ikisi bir araya geldiğinde nasıl olur dahadis zayıf olmaz? Halid b.Ma'dân da "munkati" olupmun-katide hüccet yoktur. Ukayli'nin Hz. Âişe yoluyla yaptığı rivayette ise Hz. Âişî, Muaz b. CebeVin şöyle dediğini nakleder: "O (Muaz), Resulullah (sav) ile birlikte ensardan bir adamın evlenmesinde bulundu." Fakat Abdülhak şöyle der: Bunun isnadında Bişr b. İbrahim el-Ensârî el-Basrî mevcut olup o da zayıftır.[771]
İbn Arâfe bu hadisi Muhtasar'mda zikrederek şöyle der: "Bunu Utbi zikretmiştir." Sonra Abdülhak'tan anılanları naklederek şu tenkidde bulunur: İbn Abdisselâm'ın hadisi Abdülhak'ın sözlerini anmadan zikretmesinde, sahih olduğunu zannettirecek bir durum sözkonusudur. İbnü'l-Kattan da onu hiç tenkit etmemiştir.
Mevvâk'ın el-Muhtasar'a yaptığı şerhte de şu bilgi verilir: Bu, kapışmanın caiz olduğuna dair Ebû Ömer'den bir görüştür. Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştu: "Sizi düğün kapışmasından nehyetmedim."
Bu konuyla ilgili olarak İbn Hacer[772] ve Münâvi'nin eş-Şemâü şerhlerine, el-Mevâhîb ve şerhine, Rehûni'nin el-Muhtasar şerhine ve İbn Luyûn et-Tücîbî'nin Risâle'sinde "meyve kapmak ve yağmalamak" başlığına bakınız.[773]
Meşru Oyun Ve Eğlence
Beyhaki, Muttalib b. Abdullah'tan şu tahricde bulunur: Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Eğlenin ve oynayın; dininizde katılık görmekten hoşlanmıyorum. "[774] Hâkim, Hz. Âişe'den şu merfû rivayeti tahric-eder: "Eğlence yaptınız mı, ensar eğlenceden hoşlanır?"[775] Ahmed b. Hanbel, Ravh bint Ebû Leheb'den şu tahricde bulunur: Resulullah (sav) yanımıza gelerek "eğlence var mı?" buyurdu.[776] Ahmed b. Hacer el-Heytemî Keffü'r-riâ adlı eserinde şöyle der: "Allah Resulü'nün 'eğlenin ve oynayın' sözü, nefis sıkıldığında mubah oyun ve eğlenceyle onu ferahlatmaya, paslanınca cilalamaya çalışmağa delildir." Şeyh Abdülğani en-Nâblusî eş-Şâmî'nin îzâhu'd-deîâlât fî semâi'I-âlât*ına bakınız.
Meşru eğlence türlerinden biri de salıncakla (veya tahterevalli: urcûha ) oynamaktır. Bu, asılan bir ip olup üstüne çocuklar binerler. Bunu İbn Dürüsteveyh söyler, Firûzâbâdi de el-Kâmûs'ta onu izler. Çoğunluk da bu görüştedir. el-Ayn ve el-Misbâh[777] müellifleri ise şöyle derler: "O bir odun parçası olup ortasından bir tümseğin üzerine konur ve iki tarafına da iki çocuk ilişerek bir o tarafa bir bu tarafa sallanırlar." Sa'leb'in îbnü'l-A'râbî'den naklen söylediği ve " g a r î b " üzerine eser yazanların Hz. Âişe'nin "Ben bir urcûha üzerindeydim" hadisiyle ilgili olarak söyledikleri budur.[778] İbnü't-Tayyib el-Kâmûs'un haşiyesinde şu ilavede bulunur: Urcûha dikip onunla oynamakta bir mahzur yoktur. Nitekim el-Bereke müellifi bunu söylemiş, ei-Muhtasar sarihleri bunu nakletmişler ve Zurkâni de Karâfi'nin başkalarından "sırt ağrısı için faydalıdır" şeklinde yaptığı nakille bunu teyid etmiştir.
Ebû Dâvud Sünen'inde "Urcûha babı" başlığına yer verir ve Hz. Âişe'den nakledilen şu hadisi zikreder: "Resulullah (sav), ben altı veya yedi yaşındayken benimle evlendi. Medine'ye geldiğinde, kadınlar yanıma geldiler. .." Bişr (hadisin ravisi) şöyle der:".. .Ümmü Rûmân yanıma geldi, ben bir salıncağın (tahterevallinin) üzerindeydim, beni götürüp hazırladı ve eğitti. Resulullah geldi ve ben dokuz yaşındayken benimle zifafa girdi."[779]
Düğünde Yedi Gün Yemek Verilmesi
Buhâri Sahîh*te "Kitâbü'n-Nikâh" ta "Velime (düğün yemeği) ve davete icabethakkı, yedi veya benzeri gün velime hazırlayan kimse, Hz. Peygam-ber'in bir veya iki gün belirlemediğine dair bâb" başlığına yer verir.[780] îbn Hacer. şöyle der: Buhâri bununla İbn Ebî Şeybe'nin Hafsa bint Şîrîn yoluyla tahric ettiği şu rivayete işaret etmiştir: Hafsa şöyle dedi: Babam evlendiğinde ashabı yedi gün davet etti. Ensarın günü olduğunda Übey b. Ka'b, Zeydb. Sabit ve başkalarını çağırdı. Übey oruçluydu, yemek yediklerinde dua edip senada bulundu. Beyhaki bunu ifade bakımından daha tamam bir yolla tahric etmiştir. Abdürrezzak da Hafsa'dan başka bir yolla tahric etmiştir ki bunda "sekiz gün" ifadesi geçer. Buhâri de "veya benzeri" sözüyle buna işaret etmiştir. Çünkü olay tektir. Buhâri belirtmemekle birlikte, davete icabetin emredilme sini kayıtlamadan anmasından bunu tercih ettiği anlaşılmaktadır. İbnü'l-Müneyyir buna dikkat çekmiştir. Buhâri Târîh'inde,[781] maksadını daha açık bir şekilde dile getirmiş olup Züheyr b. O sman'ın biyografisinde, Ebû Dâvud ve Nesâi'nin Katâde yoluyla tahric ettikleri hadisi kaydetmiştir. Katâde, Resulullah'ın (sav) şöyle buyurduğunu söyler: "Velime ilk gün haktır, ikinci gün maruf (iyilik, lütuf), üçüncü gün ise riya ve gösteriştir."[782] Buhâri şöyle der: Bunun isnadı sahih değildir. İbn Ömer ve başkaları Hz. Peygamber'den şu rivayette bulunmuşlardır: "Biriniz velimeye davet edildiğinde, icabet ets in."[783] Burada belli günler veya başka bir hususla tahsiste bulunulmuş olmayıp bu hadis daha sahihtir. İbn Şîrîn babasından şu nakilde bulunur: "Babası eşiyle zifafa girince yedi gün yemek verdi, yemeğe Übey b.Ka'b'ı davet etti,oda icabette bulundu."EbûYa'lada h a-s e n birisnadla Enes'tenşu rivayetitah riceder:'Hz.PeygamberfsauJStt-fiyye (ra) ile evlendi vp onun azad edilmesini kendisine mefıiı- yaptı. Velimeyi de üç gün verdi."[784] Buhâri'nin tercih ettiği görüşü Mâlikiler de benimsemişlerdir. Kadı Iyâz şöyle der: "Bizim mezhep imamlarımız, zengin kimselerin bir hafta yemek vermelerinin müstehab olduğunu belirtmişlerdir." Başkası da şöyle der: "Bu durumda her gün, daha önce davet etmediğini davet eder, tekrar çağırmaz. Bunu, riya ve gösterişten emin olunması halinde yapar." Bu bilgi Fethu'l-Bârfden özetle verilmiştir.[785]
Şam'dan Medine'ye Halis Un, Yağ Ve Bal Getirilmesi Ve Allah Resulü’nün Bundan Yemesi
Leys b. Ebî Sâlim'den şu rivayet nakledilir: İslâm'da ilk defa un helvası yapan kimse Osman b. Affân'dır. Ona un ve bal yüklü bir kervan geldi, un ve balı karıştırarak Resulullah'a (sav) gönderdi. Resulullah yedi ve ondan hoşlandı. Muhibbüddin et-Taberî er-Riyâzü'n-nadire'de şöyle der: Bunu Hayseme Fedâilu Osman'da tahric etmiştir. Abdullah b. Selâm'dan şu rivayet nakledilir: Yiyecek yüklü bir kervan geldi, içinde Hz. Osman'ın un, bal ve yağ yüklü bir devesi vardı. Onları ResuluUah'a getirdi.[786] Hâkim ve başkalarının İbn Selâm'dan rivayetleri şöyledir:[787] Hz. Peygamber deve ağılma Çıktı, Osman'ıhalis un, yağ ve bal yüklü bir deveyi güdüyor gördü. Ona deveyi çökertmesini söyledi, o da çökertti. Resululîah bereket duası etti, sonra da bir çömlek istedi, çömlek ateşe bırakıldı ve içine un, yağ ve bal konuldu. İyice pişinceye veya pişmeye yakın karıştırıldı, sonra indirildi. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Yiyin, bu Farsların habise (bir nevi un helvası) dedikleri şeydir." Taberi şöyle der: Bu rivayeti Temmâm Fevâid'inde ve Taberâni de Mu'cem'inde tahric etmişlerdir.[788] Hafız İbn Hacer ve onu izleyerek de Hafız Şâmi şöyle der: el-Mu'cemü'1-evsat ve eI-Mu'cemü's-sağîr*deki rivayetin ravileri güvenilir (sika) ravilerdir. Hâkim bunu tahric etmiş olup Bakî b. Mahled de sahih olduğunu belirtmiştir. Zurkâni Şerhu'l-Mevâhib'de şöyle der: Bunun muktezası İslâm'da ilk defa un helvası yapanın Hz. Peygamber olduğudur. BudaLeysb. Saîim'in İslâm'da ilk defa un helvası yapan kimsenin Hz. Osman olduğuna dair başta söylediği sözüne aykırıdır. Bunun Hz. Osman'a nisbetinin, helvanın yapımına ve Resulullah'a hediye etmeye sebep olmasından kaynaklanması da muhtemeldir. Fakat Haris m u n -kati bir senedle şu rivayette bulunur: "Osman bal, yağ ve buğday unundan bir helva yapıp onu bir çanakta Resulullah'a getirdi. Resulullah 'bu nedir?' buyurdu. O 'bu, Acemlerin yaptıkları ve habis diye adlandırdıkları bir şeydir' dedi. Resulullah ondan yedi." İki rivayet arasında şöyle bir uygunluk bulma da mümkündür: Bu olay tekerrür etmiştir; Hz. Osman bizzathelvayı yapıp Resulullah'a sunmuş, Resulullah da kendisi için yapılmasını emretmiş ve yapılmıştır.[789]
Hocamız üstad babam Tahdîdü'l-esinne'de Hz. Peygamber'in (sav) halis undan {yapılan helva) yediğine dair mezkur hadisin ardından şöyle der: Eğer Tirmizi'nin eş-ŞemâiPde Sehl b. Sa'd'dan naklen "Resulullah'm (sav) halis un yiyip yemediği soruldu, Sehl şöyle dedi: Resulullah, Allah'a (azze ve celle) ulaşıncaya kadar halis un görmedi" rivayetini tahric ettiğini[790] söylersen, ben de şöyle derim: Allah kendisinden razı olsun, Sehl bunu kendi bilgisi çerçevesinde haber vermiştir. Yoksa, mü s b i t rivayet n â f i rivayete tercih edilir. Kim bir hücceti tesbit ederse, bu onu nefyedene tercih edilir. Hiç kimse Allah Resulü'nün ahvalini tamamen bilemez.
İbn Sa'd'ın Tabakât'ında şu bilgi verilir: İbn Ömer azığının güzel olmasını isterdi. Nâfî'e "İbn Ömer şu ekmeğin (buğdayın) halisinden yedi mi?" diye sorulduğunda şöyle-dedi: "İbn Ömer tavuk, yavru kuş ve çanakta un helvası yerdi."[791]
Suyûti'nin Evâil'inde şu bilgi verilir: İlk defa un helvası yapan kimse Hz. Osman olup halis un ve bal karıştırdı, sonra Ümmü Seleme'nin evinde bulunan Hz. Peygamber'e (sav) gönderdi.[792] Yine Evâil'de kaydedildiğine göre Arap memleketlerine palûze'yi (fâlûzec) ilk defa sokan kimse Ümeyye b. Ebî Salt idi. Bazıları bunu ona Necrân'da yedirmişlerdi. Bunu duyan Abdullah b. Cüd'ân kendisine balla paluze yapacak birini getirmek üzere Ye-men'e adam gönderdi.[793]
Fâkihi'nin Menâbicü'l-ahlâki's-seniyye'sinde şu bilgi verilir: Hâkim'in sahih olduğunu belirttiği ve Şeyh Muhammed eş-Şâmî'nin de Sîret'inde buna dikkat çektiği Cem'in rivayetinde şöyle denir: Hindistan hükümdarı Allah Resulü'ne hediyeler gönderdi. Bunlardan biri de içinde zencebil bulunan bir küptü. Resulullah (sav) herkese birer parça yedirdi. Ebû Said el-Hudrî "Resulullah (sav) bana iki parça yedirdi" der.[794]
Hafız Ebü'î-Ferec İbnül-Cevzî Saydü'l-havâtır adlı eserinde şöyle der: Bana ulaşan habere göre zamanımız zâhidlerinden birine bir yemek sunulmuş ve o da "yemem" demiş. Kendisine "niçin?" diye sorulunca "çünkü nefsim onu arzuluyor, ben ise yıllardan beri nefsime arzuladığını vermedim" karşılığını vermiş. Ben şöyle dedim; Hakikatin yolları bu kimseye iki yönden kapalı kalmıştır. Bunun da sebebi bilgisizliktir. Birinci yöne gelince, ne Allah Resulü, ne ashabı böyle değillerdi. Resulullah tavuk eti yer, helva ve balı severdi. Ferkad es-Sincî Hasan'm yanına girdi, o paluze yiyordu. Ona "ey Ferkad bu konuda ne diyorsun?" diye sordu. Ferkad "yemem, yiyeni de sevmem" karşılığını verdi. Hasan şöyle dedi: "Arının salyası, buğdayın özü ve ineğin yağı; bunu ayıplayan bir müslüman var mı?" Bir adam Hasan'a gelip şöyle dedi: "benim bir komşum var, paluze yemez." Hasan sebebini sorunca adam, şükrünü eda edemeyeceği gerekçesiyle böyle yaptığını söyledi. Bunun üzerine Hasan şöyle dedi "Senin komşun cahildir Soğuk suyun şukru-nu eda edebiliyor mu?" Sufyân es-Sevrî yolculuğu sırasında paluze ve kızarmış et goturur ve şöyle derdi "Hayvana ıyı davrandığın zaman çalışır'" Hz Ali'ye paluze getirildi, ondan yedi ve ne olduğunu sordu "Nevruz gunu (hediyesi)" dediler O da "Bizim nevruzumuz her gun'" dedi insanın delile tabı olması gerekir, bir yola tabı olup sonra da onun delilim araması değil Rabîa şöyle der Eğer kalbinin salahı paluzede ise, ondan ye, zuhd şekillerini uygun görenlerden olma, nice doygunlar var ki doygunluğu arzulamaz, maslahatı ister Her vücut katılık üzere kuvvet kazanmaz, özellikle herşeye kavuşup kendisinde fikir aşikâr olursa.[795]
Bizans Peyniri Getirilmesi Ve Allah Resulünün Onu Bıçakla Kesip Yemesi
Ebû Davud'un Ibn Ömer'den rivayet ettiği hadiste o şöyle der "Tebuk'te Allah Resulu'ne bir (parça) peynir getirildi.”[796] Zurkânı Şerhu'1-Me-vâhib'de şöyle der "hırıstıyanların yapımı" "Bu Mecusılerın yaptığı bir yiyecektir" denildi, Resuluîlah (sav) bir bıçak istedi, besmele çekti ve kesti Şebrâmellısı'nın bununla ilgili açıklaması ise şöyledir "Besmele çekti ve kesti," yanı hırıstıyanların yapımı olup olmadığına bakmadı
Tayâlısı Ibn Abbas'tan şu rivayeti nakleder "Nebi (sav) Mekke'yi fethettiğinde bir (parça) peynir gordu, 'bu nedir?' diye sordu, 'Acem memleketinde yapılan bir yiyecektir' dediler Şöyle buyurdu Ona bıçağı vurun, Allah'ın adını anın ve yiyin "[797] Ahmed b Hanbel ile Beyhakı de Ibn Abbas'tan şu rivayette bulunurlar Tebuk Gazvesı'nde Resulullah'a (sav) bir peynir getirildi, "nerede yapılmış9" diye sordu, "Fars'ta, onun içme olu bir mahluk koyduklarını sanıyoruz" dediler Resuluîlah da "yiyin" buyurdu Bir rivayette de "bıçağı vurun, Allah Teâlâ'nın adını anın ve yiyin" ifadesi vardır.[798]
Hattâbı şöyle der "Resuluîlah (sav) peyniri zâhır-ı hale göre mubah kıldı, onun yapımında gayrimüslimlerin muslumanlara katılmaları sebebiyle yemekten kaçınmadı.”[799] Makrızı, bir nakle dayanmasından dolayı Hattâbı'yı tenkit etmiştir Çunku o sırada ne Fars'ta ne Suriye'de mushı-manlardan kimse yoktu Hafız Şâmı şöyle der Bu apaçık olup bunda hiçbir şüphe yoktur .[800]
Allah Resulü’nün Pazar Yerini Belirlemesi
Taberâni, Hasan b. Ali b. Hasan b. Ebi'l-Hasan yoluyla şu rivayette bulunur: Bir adam Resulullah'a (sav) gelerek "Ben pazar için bir yer buldum, ona bakmaz mısınız?" dedi, Resulullah "evet" buyurdu ve onunla birlikte kalkıp pazar yerine geldi, orayı görünce hoşuna gitti ve ayağıyla yere vurarak şöyle buyurdu: "Bu pazarınız ne güzeldir! Burada bir eksiltme (pazarın yerinde veya tartı vs.'de) yapılmasın ve vergi (haraç) konulmasın."[801] İbn Mâce bunu şu lafızla rivayet eder; "Resulullah (sav) Nebît pazarına gidip oraya baktı ve bu sizin için pazar olmaz dedi; sonra bir pazara gidip baktı, bu sizin için pazar olmaz dedi; sonra bu pazara döndü, orada dolaştı ve bu sizin pazarınızdır, burada bir eksiltme yapılmasın ve vergi konulmasın buyurdu."[802]
Câhiliyye Devrindeki Pazarlar Ve İslâm Devrinde Halkın Buralarda Alışveriş Yapması
Buhâri Sahîh'te "Kitâbü'l-Buyû" da bu şekilde bir başlık koyup sonra bu başlık altında İbn Abbas'tan şu rivayeti tahric etmiştir: "Ukâz, Mecenne ve Zülmecâz, Câhiliyye devrinde pazar (panayır) idiler. İslâm geldiğinde müslümanlar orada ticaret yapmaktan geri durdular. Bunun üzerine Allah Teâlâ 'Rabbinizin lütuf ve kereminden (hac mevsiminde) nasip aramanızda sizin için bir günah yoktur' (Bakara 2/198) âyetini inzal buyurdu." İbn Ab-bas bu âyeti "hac mevsiminde" ilavesiyle okumuştur. el-îrşâd*da, İbn Kesîr'in şöyle dediği nakledilir: Mücahid, Said b. Cübeyr, İkrime, Mansur b. Mu'temir\ Katâde, İbrahim en-Nehaî, Rebî b. Enes ve başkaları da âyeti bu şekilde yorumlamışlardır.[803]
Buhâri buhadisi "Kitâbu'l-Hac" da da tahric eder. Burada ise konu başlığım "Hac mevsiminde ticaret ve Câhiliyye pazarlarında alışveriş" şeklinde koyar.[804] Bedrüddin ed-Demâmînî el-Mesâbîh'te şöyle der: Semûd'un Hicr'i ile Câhiliyye pazarları arasındaki farkın ne olduğu soruldu; şöyle ki Allah Resulü Hicr'e girdiğinde oradan süratle geçti ve ashaba da oradaki hiçbir şeyden faydalanmamalarını, hatta oradaki su ile yapılan ekmeği bile yememelerini emretti. Câhiliyye pazarlarında ise uzun süre kaldı ve onlardan faydalandı? Bu sorunun cevabı şudur: Bu pazarların halkı orada mutad alışverişten başka birşey yapmıyorlardı. Semûd kavmine gelince, onlar deveyi kestiler, Allah'ı ve peygamberini inkâr ettiler. Ve kendilerine ceza burada indi. Aralarındaki fark işte budur.
Hafız İbn Hacer "Kitâbü'l-Hac" da bu pazarlardan bahseder ve Hicaz'daki yerlerini tesbit eder. Hicaz dışında başka pazarları da zikreder ve sonra Fâkihi'den şu nakilde bulunur: "Bu pazarlar îslâmî dönemde faal kaldılar. Bunlardan ilk terkedileni, Hâriciler zamanında 129 (747) yılında Sûk-ı Ukâz oldu. Son terkedileni ise Dâvud b. İsa b. Musa el-Abbâsî zamanında 197 (813) yılında Sûk-ı Câme idi." Fâkihi sonra İbnü'l-Kelbfden şu bilgiyi nakleder: Her asilzade Ukaz panayırı hariç kendi memleketinin pazarında hazır bulunurdu. Ukaz ise pazarların en büyüğü olup ona her taraftan gelirlerdi.
Ukaz panayırı başka bazı hadislerde de anılmış olup bunlardan birisi İbn Abbas'ın rivayet ettiği şu hadistir: "Resulullah (sav) ashabından bir grupla birlikte Sûk-ı Ukâz'a gitmek üzere hareket etti." Zübeyr b. Bekkâr Kitâbu'n-Neseb'de Hakîm b. Hizam yoluyla şu rivayette bulunur: "Ukâz panayırı Zilkade hilalinin doğduğu sabah açılır ve yirmi gün devam ederdi. Sonra Mecenne panayırı açılır ve Zilhicce hilaline kadar on gün devam ederdi. Sonra Zülmecâz panayırı sekiz gün açık kalır ve ardından hacca yöneli-nirdi." îbnü'z-Zübeyr'İn Câbir'den rivayet ettiği hadiste de şu bilgi geçer: "Hz. Peygamber (sav) on yıl boyunca hac mevsiminde Mecenne ve Ukaz'daki konak yerlerinde insanları izledi ve Rabbinin risaletini tebliğ etti." Bunu Ahmed b. Hanbel ve başkaları da tahric etmişlerdir.[805]
Kılıç Yapımcısı
el-îsâbe'de müellif, Habbâb b. Eret'in biyografisini verir ve onun Câhi-liyye devrinde kılıç yaptığını zikreder.[806]
Taş Yontucusu[807]
Îbnü'l-Cevzfnin Telbîsu tblîs adlı eserinde Sa'd b. Ebî Vakkâs'ın taş yonttuğu kaydedilir.[808]
Kabir Kazıcıları
İbn İshak'ın Sîret'inde Resulullah'ın (sav) kabrinin kazılması kıssasında şu bilgi verilir: Ebû Ubeyde b. Cerrah Mekkelilerin kabirleri gibi kabir açar, Ebû Talha Zeyd b. Sehl de Me-dineliler için kabir kazardı. Zeyd lahit de yapardı.[809]
İbnü'l-Cevzî'nin Saydü'l-havâtır'ında şu bilgi verilir: Ebû Ubeyde b. Cerrah ve Ebû Talha kabir kazardı, el-lsâbe'de müellif, adı Keysân olan Ebû Said el-Makburî'nin biyografisini vererek onun Resulullah (sav) zamanına yetiştiğini ve Hz. Ömer zamanında halifenin onu kabir kazma görevinin başına getirdiğini zikreder.[810]
Resmî-Dînî Bir Toplantıda Kendilerini Resmen Temsil Etmek Üzere Topluluğun Bir Kimse Üzerinde Birleşmesi
Muvaffakuddin İbn Kudâme el-îstibsâr'da Evs b. Havlî el-Ensârfnin biyografisini vererek şöyle der: Resulullah(sav)vefatedip onu yıkamakiste-diklerinde, ensar gelip kapının önünde "Allah Allah, biz onun dayılarıyız, bizden bazılarını yanında bulundurun" diye seslendiler. Kendilerine "sizden biri üzerinde birleşin" denildi. Onlar da Evs b. Havlî'nin üzerinde birleştiler. Evs, Allah Resulü'nün yıkanmasında ve defninde Ehî-i Beyt'le birlikte hazır bulundu.
Bu bilgi İbn Sa'd'ın Tabakât'mda (III, 61) Evs'in biyografisinde mevcuttur.[811]
Ölen Kadının Tabutu İçinde Örtülmesinin Habkşlilerden Öğrenilmesi Ve Bunu Uygun Gören Kimse
İbn Sa'd Tabakât'mda İbn Abbas'tan şu tahricde bulunur: Hz. Fatıma, kendisi için tabut yapılan ilk kadındır. Tabutu onun için Esma bint Umeys yapmıştı. Esma Habeşistan'da onun yapıldığını görmüştü.[812]
Vezirlerin en kâtibi Ebû Abdullah İbn Ebi'l-Hisâl el-Gâfıkî Zillu'l-ğamâme adlı eserinde Fatıma ez-Zehra ve ölümüyle ilgili olarak şöyle der: O, peygamberlerin sonuncusunun kendisine verdiği haberle kesin olarak ölümünü hissetmişti, vaktini bekleyip duruyordu. Bir kadının erkekler gibi tabutuna konulup kefenlerin örttükleri kadınların vücutlarını göstermesinden ürküntü duyuyor, hayasının çokluğundan dolayı bundan son derece utanıyordu. Bu hususta duyduğu endişeleri Esma bint Umeys'e açtı. Esma, zihne gelen vesveseleri kaldırma konusunda Habeşistan'da gördüğü güzel uygulamayla onu zihnini kurcalayan üzüntüden kurtardı. Koydu Allah'ın kendisine ilham ettiği en sağlam şekli; istedi yaş hurma çubuklarını ve ördü onları kayıp arayanın yaptığı gibi. Ona giydirdi elbiseleri uzun etekli; oldu zayıfa örtü ve Örtülmüş hür kadına da perde. Razı oldu Allah'ın razı olduğu Fatıma, bu güzel durumdan ve halden. O oldu Allah'ın ilk olarak bu kerameti tahsis ettiği kimse ve bu korumayla ebediyet yurduna gönderilen. Allah'ın kıyamet günü kendi katında ona ayırdığı hüccet-i bâliğa ve bol nimet ise daha seçkin ve pâk olacak. İşte o zaman yüce nefsi istekten vazgeçecek.[813]
Mezarı Bekleyen Yaşlı Kadın
el-tsâbe'de müellif, Resulullah'ın (sav) kızı Fatıma'nın azatlısı Rukiy-ye'nin biyografisini vererek şöyle der: Uzun yıllar yaşadı; ta ki Hüseyin b. Ali onu seyyidesi Fatıma'nın kabri yanında ikamet ettirdi. Çünkü kabri tanıyan ondan başka kimse kalmamıştı. Bunu Ömer b. Şebbe Ahbâru'l-Medîne'de söyler.[814]
Enteresan bir olay: îbn Sa'd'ın Tabakalında (VI, 150) Hz. Osman, Übeyb. Ka'b,Muâzb. Cebel ve bunların tabakasında bulunanlardan rivayet edenlerden biri olan Şebes b. Rib'î et-Temîmî'nin biyografisinde şu bilgi geçer: Fadl b. Dükeyn bize haber verdi, ona Hafs b. Gıyâs haber verdi: A'meş'i şöyle derken duydum: "Şebes'in cenazesinde bulundum, erkek köleleri bir tarafta, cariyeleri bir tarafta, atları bir tarafta, Horasan develeri bir tarafta ve diğer develeri bir tarafta durmuşlardı." A'meş bu türleri saydı ve şöyle dedi: Bunları Evs için ağlıyor ve çırpınıyor gördüm.[815]
Tuhaf bir olay: İbn Sa'd Tabakât*ta Medineli tâbiinleri anarken Abdullah b. Zübeyr zamanında onun Basra valisi olan Haris b. Abdullah b. Ebî Rebîa'nın biyografisini vererek şöyle der: Haya sahibi ve hatip bir kimseydi. Annesi Habeşistanlı bir hıristiyan olduğundan o da esmerimsiydi. Annesi öldü, Haris b. Abdullah onun cenazesinde bulundu, kendisiyle birlikte halk da katılıp bir tarafta durdular. Kadının kendi din mensupları gelip onun işiyle ilgilendiler. Onlardan büyük bir topluluk gelmiş ve ayrı olarak durmuşlardı.[816]
el-tsâbe'de müellif, Haccârb. Ebcerel-İclî'nin biyografisini vererek "o, Resulullah zamanına yetişmişti" der ve Merzubâni'nin Mu'cemu'ş-şua-râ*da şu bilgiyi kaydettiğini belirtir: Ebcer'in babası Hz. Ali zamanında hıristiyan olarak öldü. Taberâni, İsmail b. Raşid yoluyla şu rivayette bulunur: Ebcer b. Câbir'in cenazesi Abdurrahman b. Mülcem'in yanından geçti, Haccâr b. Ebcer müshimanlardan bir grupla birlikte bir tarafta yürüyordu. Cenaze ile birlikte onu teşyi eden hıristiyahlar da vardı.[817]
Derim: Bu ve ondan önceki olay, Şeyh Uleyş'in Fetâvâ*sında "cenaze bâbı"nın kenarında, onun "nevazilleri (ortaya çıkan yeni olaylar) bahsinde (1,133) eserin kenarına yazılmalıdır. Ahnıed b. Hanbel gibi selef âlimlerinin biyografilerinden anlaşıldığı üzere, ayrı din ve mezheplerden oldukları halde insanlar onların cenazelerine katılıyorlardı.[818]
[1] Metinde "sekiz" olarak geçmekle birlikte verilen mukaddimeler dokuz tanedir.
[2] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/237.
[3] Metinde "kiraya vermesi" şeklinde geçmiştir.
[4] IbnKayyim, Zâdül-meâd, I, 160-164.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/237.
[5] Tirmizi, Zühd33; Müsned, 1,30,52;îbn Mâce,Zühd 14; el-Müstedrek,IV, 318(İbn Mâce, Zurkâni tarafından zikredildiği halde metinde geçmemektedir).
[6] bkz. Buhâri, Cihâd 88; Müsned, II, 50.
[7] Zurkâni, Şerhul-Muvatta, IV, 250. Ayrıca bkz. Telbîsu İblis, s. 283-284.
[8] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/237-238.
[9] bkz. Feyzül-Kadîr, I, 209-212; Kenzül-umm&l, X, 136 (nr. 28686).
[10] Seyyid Şerif, Şerhul-Mevâkıf, I, 10.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/238-239.
[11] Buhâri, Buyu 49.
[12] el-Müstedrek, II, 7-8. Burada "sevimli" yerine "hayırlı" ifadesi geçmektedir.
[13] bkz. İbn Huzeyme, Sahih, II, 267 (nr. 1293); MecmauVzevâid, IV, 76.
[14] îbn Hacer, Fethul-Bârî, IX, 194.
[15] Müslim, Mesâcid 288 (bâb: 52).
[16] Buhâri, Buyu 49. Bu rivayetlerden ilki ayrıca tam olarak Buyu 1. bâb, diğeri de 9. bâbda geçmiştir.
[17] Çunkü Buhâri daha önce bunlan zikretmiştir(bkz.Fethu'l-Bârî, IX, 133-134,145). ilk hadiste Abdurrahman b. Avf ile Sa'd b. Rebî arasında Resul ull ah'in (sav) kardeşlik bağı (muâhât) kurduğu, Sa'd'ın ona malının yarısını vermek ve hanımlarından arzu ettiğini de kendisiyle evlenmesi için boşamak istediği, Abdurrahman b. Avf m ise bunu kabul etmeyip pazar yerini sorduğu... kaydedilir Diğerinde ise Hz. Onıer, bir hadisi duymayışına gerekçe olarak anılan sozunu söylüyor, bkz. s. 257, 259.
[18] Fethul-Barî, IX, 194, 197.
[19] el-Beyân ve't-tahsil, XVII, 383, 153. Metindeki hatalar için aslına bakılmalıdır.
[20] Buhâri, Büyü 50.
[21] Demâmini'nin ö. 827/1424) eseri Mesâbîhul-Câmii's-sahîh'tir (GAS, I, 120).
[22] bkz. Fihrisül-fehârİs, II, 1154-1161.
[23] el-Medhal, IV, 4.
[24] Buhâri, Buyu 15. Aynca bkz. I, 83.
[25] bkz. Müsned, VI, 316.
[26] Buhâri, Buyu 1; Fothul-Bâri, IX, 133.
[27] Buhâri, Buyu 15; Fethul-BÂrî, IX, 153.
[28] age, IX, 152-153.
[29] Bu başlıktaki "bur" (buğday) kelimesi, "ber" (kara) ve "bez" şeklinde de okunmuştur.
[30] Buhâri, Buyu 8.
[31] Umdetül-kârî, IX, 255.
[32] Fethul-Bârî, IX, 144.
[33] İrşâdu's-sârî, IV, 13; İbn Kesîr, Tefsir, III, 295.
[34] Fethul-Bârî, IX, 144.
[35] Buhâri, Buyu 9.
[36] İrşâdu's-sârî, ÎV, 14.
[37] Buhâri, Buyu 12.
[38] İrşâdu's-sârî, IV, 16.
[39] Buhâri, Buyû 28.
[40] Buharı, Buyu 29.
[41] Buhâri, Buyû 30.
[42] Buhâri, Buyû 31.
[43] Buhâri, Buyu 32.
[44] Buhâri, Buyû 37.
[45] Buhâri, Buyû 38.
[46] Buhâri, Buyû 39.
[47] Buharı, Buyû 40.
[48] Umdetül-kârî, IX, 292; Fethul-Bârl, IX, 167; İrşâdü's-sfirî, IV, 31.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/239-243.
[49] Buhâri, Buyû 15.
[50] Fethul-Bârî, IX, 150-151.
[51] eş-Şerhul-celî alâ beyteyil-Mevsılî, Ahmed b. Abdüllatif el-Berbîr*in (ö. 1226/181 ]) eseridir (Serkîs, I, 545-546; Suppl, II, 750).
[52] Mişkâtül-mesâbîh, II, 78 (nr. 2783).
[53] MirkâtÜl-mefâtîh, m, 298.
[54] age, III, 302.
[55] Ibn-Mâce.Ticârâtlîel-MüatedrekjII.e.Zehebi.EbûHâtim'inbuhadisinravilerin-den birini zayıf saydığını belirtir.
[56] Tirmizi, Buyu 4; el-Müstedrek, II, 6.
[57] bkz. Kenzül-ıunmâl, TV, 7 (nr. 9218).
[58] bkz. age,IV, 8(nr.9219).
[59] et-Teysîr, I, 459; Feyzül-Kadîr, III, 278-279. Yukarıda anılan diğer hadisler için de buraya bakınız.
[60] et-Teysîr, I, 459; FeyztH-Kadîr, III, 278-279.
[61] Feyzul-Kadîr, III, 244-245; et-Teysîr, 1,448.
[62] Câhız, Risale fî medhi't-tüccâr ve zemmi ameli's-sultân (Mecmuatu Resâil içinde), Kahire 1324, s. 156-157. Metindeki hatalar için bu kaynağa bakılmalıdır.
[63] bkz. Kenzül-ummâl, IV, 11 (nr. 9244).
[64] Metinde "hass" (teşvik) kelimesi "bahs" (araştırma) şeklinde geçmiştir.
[65] Rûdâni, Sılatul-halef, s. 217. Eserin adı Kitâbul-Hass ale't-ticâre'dir. Ebubekr el-Hallâl <ö. 311/923) için bkz. El, IV, 989-990.
[66] Metinde insan kelimesi "etân" (merkep) şeklinde geçmiştir.
[67] Buhâri, Hars 1; Fethul-Bârî, X, 67-68. Ayrıca bkz. s. 273.
[68] Fethul-Bârî, IX, 151 (Buharı, Buyu 15).
[69] İhyâu ulûmi'd-dîn, I, 27.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/243-246.
[70] el-Kâfî, 1,444.
[71] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/246.
[72] İbn Mâce, Ticârât 3; el-Müstedrek, II, 6-7 (Hâkim, hadisin sahih olduğunu fakat Buhâri ve Müslim'in tahric etmediklerini belirtir); KenzÜl-ummâl, IV, 49 (nr. 9451), 60 (nr. 9508). Ayrıca bkz. s. 262. 69/1. bkz. Mirkâtül-mefâtih, III, 362.
[73] bkz. Serkis, II, 2017.
[74] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/246-247.
[75] Mirkâtül-mefâtîh, III, 288. Metindeki bazı hatalar için aslına bakınız.
[76] el-Bereke fî medhi (fadli)'s-sa'y vel-hareke (ve mâ yüncî biiznülâh minel-heleke) Kahıre'de (1354) basılmıştır tbkz. Suppl, II, 251).
[77] Burada Uçuncu Bâb zikredilmemiştir.
[78] bkz. Fihrisül-fehâris, 1, 320-321.
[79] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/248-249.
[80] Bu eserler için bkz. SuppL, I, 245.
[81] bkz. dipnot 60.
[82] Kahire'de 1318 yılında basılmıştır (bkz. SuppL, I, 907).
[83] bkz. ed-Dürerül-kâmine, III, 419-420. Burada kasidenin iki bin beyittik olduğu kaydedilmiştir.
[84] bkz. Suppl, II, 485.1928 yılında Halep'te basılan eserin son kısmı burada ".../î il-mi'l-mtkât" şeklînde geçmiştir. Müellif X. yüzyılda yaşamıştır.
[85] el-Enafib, VII, 83. Ebû Abdullah el-Herevfnin (ö. 285/898lerde) bu eseri Hediyye-tül-ârîfin (II, 21)'de ve ondan naklen Kehhâle (IX, 40) tarafından Kit&bu'd-Diyâ'... şeklinde kaydedilmiştir.
[86] el-Medhal dördüncü ciltte muhtelif sayfalar.
[87] İbn Acîbe'nin (ö. 1224/1809) Teshîlül-medhal li-tenmiyetil-a'mâl bi'n-niyye-ti's'sâliha indel-ikbftl adlı eseri abdest, namaz, hac, evlenme, pazara gidiş, ilim tahsili, yeme, içme gibi salih amellere başlarken taşınacak niyetlere dair olup bu konuda bkz. Muhammed Davud, Tarîhu Tetvân, VI, 223-224. Ayrıca bkz. Fihrisül-fehâris, II, 854-855.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/249-250.
[88] İbn Mâce, Mukaddime 17.
[89] el-Müdewene, IV, 107. Hz. Ömer'e dair bilgi için bkz. el-Beyân ve't-tahsîl, IX, 311.
[90] el-Medhal, I, 157. Metindeki hata ve düşüklükler için ashna bakılmalıdır.
[91] Kütul-kulûb, I, 129.
[92] Hadis Tırmızı'de "Kitâbul-Vıtr"de 21. bâbda mevcuttur.
[93] Kenzül-ummâl, IV, 125 (nr. 9864).
[94] el-Fetâval-Bezzâziyye, IV, 525-526.
[95] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/250-253.
[96] Ibn Rüşd, el-Beyân ve't-tahsîl, XVIII, 418.
[97] el-Medhal, II, 83. Metindeki hatalar için aslına bakınız.
[98] Feyyûmi, el-Misbâhul-münîr, "nbt" mad.
[99] Bu zat Ebû Abdullah Süfyân b. Said es-Sevrfdir.
[100] Cevfihirül-ikdeyn, 1,312-313. Biakeri'nin rivayetinden itibaren verilen bilgilerin hepsi buradan alınmıştır.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/253-254.
[101] Metinde, burada ve aşağıda el-Kâmıdî şeklinde geçmiştir.
[102] Tirmizi, Buyû 6.
[103] bkz. Ebû Dâvud, Cıhâd 78; tbn Mâce, Ticârât 41; Dârimı, Siyer 1; Mu.ned, 1,154-156, İÜ, 416-417; el-Mekâaidül-hasene, s. 89-90.
[104] Fethul-Bârî, XII, 75 (Buhâri, Cihâd 104).
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/254.
[105] Menâkıbu emîril-mü'minîn Ömer b. Hattâb, s. 193. Metinde hata vardır.
[106] age, s. 193.
[107] age, s. 194.
[108] KenzÜl-ummâl, IV, 122 (nr. 9852).
[109] Menakıb, s. 194. Ebubekr, metinde Bekr şeklinde geçmiştir.
[110] age, s. 194. Metinde "uzun boylu* ifadesi düşmüştür.
[111] Metinde et-Temîmî şeklinde geçmiştir.
[112] Telbisu İblîs, s. 283; Menâkıb, s. 193. Son eserde "fakirler" yerine "kurrâ" ifadesi vardır ki bu hususta ayrıca bkz. el-tkdün-ferid, III, 27.
[113] el-tkdül-ferîd, III, 26-27.
[114] age, III, 28.
[115] îbn Mâce, Ruhun 24. Said kelimesi metinde Sa'd şeklinde geçtiği gibi, hadisin sonunda "kâne kaminen en" ifadesi düşmüştür Aynca bkz. Müsned, III, 462; el-Mekâsidül-hasene, s. 404.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/255-256.
[116] Telbîsu tblîs, s. 283, Menâkıb, s 206.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/256.
[117] TelbÎ6uİblîs,s.295.tbnü'l-Hâc'mel-MedhaPmde(II, 133)şunvayetvardır:".. Allah'ın fazlından nasip ararken deve palanımın ıkı ucu arasında ölmem, yatağımda ölmemden bana daha sevimlidir." Ayrıca bkz. s. 257.
[118] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/256.
[119] el-İstîâb, II, 126 (Suveybit'm biyografisi); el-Meârif, s. 328; es-Sîretül-Halebiyye, III, 443. Metindeki düşüklükler ve kıssanın devamında Süveybit'in Nuay-man'ı köle diye satışı, Resulullah (sav) ve ashabın bunu duyunca gülmeleri için anılan kaynaklara ve ayrıca X. bölümde I. Maksad'ın sonuna bakınız.
[120] eMsâbe, II, 348; Muhtasara Târihi Dımtujk, XIII, 49-50.
[121] îbn Sa'd,III,184;MuhtasaruTârîhiDimaBk,XIII, 102-103. Ayrıca bkz.s.241 ve I, 83.
[122] Buhâri, Buyu 9. Ayrıca bkz. I, 104.
[123] Şuabul-imân, II, 93-94 (ıır. 1256); Kenzül-ummâl, IV, 123 (nr. 9857). "Rahli” kelimesi metinde "ric/î" şeklinde geçmiştir. Ayrıca bkz. s. 256.
[124] İbn Sa'd, III, 60. Aynca bkz. Muvatta, Kiraz 1.
[125] İbn Sa'd, III, 60.
[126] ibn Sa'd, VIII, 16.
[127] el-İstîab, I, 583. Burada, Hz. Zübeyr'in bu haraç gelirinden bir dirhem bile evine sokmayıp tasadduk ettiği kaydedilir.
[128] Buhâri, Buyu 1. Ayrıca bkz s 239.
[129] el-İstîâb, II, 396 Metmde ilk rivayetin kime ait olduğu söylenmediği gibi son rivayet îbn Uyeyne'ye ısnad edilmiş ki yanlıştır el-tstîâb*da Abdurrahman b. Avfınbın deve, uçbm koyun ve yuz at miras bıraktığı kaydedilir.
[130] Metinde Saıd şeklinde geçmiştir.
[131] el-İsâbe, II, 29 Ayrıca bkz s 284.
[132] Nevevı.Tehzîbül-esmâvel-luğât, 1/2,115 Burada Munkızb Amr'ın 130yılyaşadığı kaydedilir Ayrıca bkz. el-İsâbe, II, 303 (Hıbbân b Munkiz'm biyografisi).
[133] el-İsabe, IV, 182; Üsdül-gabe, VI, 295.
[134] Sirftcüll-nülûk, s. 244. Metindeki hatalar için aslına bakılmalıdır.
[135] Muvatta, Kiraz 1. Ebû Musa el-Eş'arî (ra), Hz. Ömer'e göndereceği beytülmale ait bir malı, ticaret yapmak ve gittiklerinde de ana malı Hz Ömer'e teslim etmek üzere oğullarına yermiştir.
[136] Siracül-mülûk, s. 243.
[137] ibn Sa'd, III, 114-115.
[138] Metinde Abdul'ah şeklinde geçmiştir.
[139] Ebû Dâvud, Cihâd 168.
[140] İbn Mâce, Cihâd 24.
[141] Buhâri, Tefsiru Sûre 2; Ebû Dâvud, Menâsik 4.
[142] Şevkâni, Fethul-Kadîr, I, 203.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/256-261.
[143] Metinde Arâze şeklinde geçmiştir.
[144] İbn Mâce, Ticârât 3; Ebû Dâvud, Buyu 1; Tirmizi, BuyÛ 4; Nesâi, Buyu 7; Müsned, IV, 6.
[145] Suyûtı, el-Evâil, s. 44 (nr. 282).
[146] bkz. dipnot 137.
[147] Migkâtül-mesâbîh, II, 82 (ur. 2798).
[148] Metinde Yemân şeklinde geçmiştir.
[149] Metinde Kureyza şeklinde geçmiştir.
[150] Tirmizi, Buyu 4.
[151] Metinde Azre şeklinde geçmiştir.
[152] Metinde Kâtib şeklinde geçmiştir.
[153] Metinde Haysem şeklinde geçmiştir.
[154] İbn Mâce, Ticarât 3. Metinde "bukra* kelimesi "bi-kesre" şeklinde geçmiştir.
[155] Kâri, MirkfitÜİ-mefâtîh,m, 302.
[156] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/261-263.
[157] el-Misbahnl-mÜnîr, s. 47 (bez m ad).
[158] Buhâri, Buyu 8. bkz. dipnot 27.
[159] Îbnü'l-Arabî, Ârizatül-ahvezî, VI, 41 (Tirmizi, BuyÛ 64 hadisi).
[160] Suyûti, Câmiu1-ahâdÎ8,IV, 533 (ar. 14207); Kenzül-ummâl, IV, 31 (nr. 9346).
[161] CAmiul-ahâdlt, V, 378 (nr. 17564); Kenzül-ummAl, IV, 31 (nr. 9349).
[162] el-Meftrif, s. 575; Telkîhu fuhûmi ehlil-eaer, s. 454. Bu iki eserde ayrıca Hz. Ebubekir, Osman, Talha ve Abdurrahman b. Avfın da bez ticareti yaptıkları kaydedilmiştir.
[163] el-İrtiab, III, 72-73. Ayrıca bkz. el-Meârif, s. 193.
[164] Telbîsu tblîs, s 282; el-Meârif, s. 575; Telkîhu fuhûmi ehlil-eser, s. 454.
[165] Metinde Îbnu'z-Zübeyr şeklinde geçmiştir.
[166] bkz. el-Meârif, s. 231.
[167] el-İsâbe, II, 32. Sözkonusu rivayet için bkz. Ebû Dâvud, Buyu 7; Nesâi, Buyu 54; Tirmizî, Buyu 64; İbn Mâce, Ticârât 34; Müraıed IV, 352.
[168] Telkih, s. 454; Telbîsu tblîs, s. 282.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/263-264.
[169] Ebû Said en-Nisâbûrî el-Harkûşî'nin(ö. 406/105) bu eseri için bkz. Keçfazzunûn, II, 1045; SuppL, 1.361.
[170] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/264-265.
[171] Buhâri, Buyu 38; el-Mekâsidül-hasene, s. 375 Metinde "vücudunu" kelimesi düşmüş olup Huzâi'de ise (s. 693) "beden" kelimesi "beyt" (ev) şeklinde yanlış geçmiştir.
[172] bkz. Keşfuzzunûn, I, 483.
[173] UmdetÜl-kârî, IX, 307.
[174] Fethul-Bârî, IX, 175.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/265.
[175] bkz. Renzül-ummâl, IV, 154 (nr. 9961). Ayrıca bkz. dipnot 159.
[176] Müsned, IV, 352.
[177] Metinde geçen "temr" (hurma) kelimesi "semen" (değer, kıymet) olmalıdır.
[178] en-Nefesül-Yemânî ve'r-ravhu*r-reyhânî fî icâzeti1-kudâtiWelfiseti Be-ni'ş-Şevk&nî, Vecîhüddin Abdurrahman b. Süleyman el-Ehdel'ın (ö. 1250/1835) eseridir, (bkz. Fihrisül-fehâris, II, 695-700).
[179] bkz. es-Sîretül-Halebîyye, III, 453; Kenzül-ummâl, III, 111, (nr, 5726); el-Mekâsidül-hasene, s. 258-259.
[180] Zâdül-meâd, I, 139.
[181] Bu eserin adı Muntahabul-akâvîl fîmâ yeteallak bi's-serâvü'dir. (bkz. I, XIV).
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/265-267.
[182] Buhâri, Buyu 8.
[183] Târîhul-Hamîs, II, 268. Bu bilginin ilk cümlesi metinde düşmüş olup mana yanlış hale gelmiştir.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/267.
[184] Nesâi, Ziyne 31. Tîb, misk ve anber kelimeleri metinde olmadığı gibi "zikâre* de "dikâre" şeklînde geçmiştir.
[185] Avnul-Ma'bûd, X, 149-150 (Ebû Dâvud, Eşribe 4).
[186] age, I, 399.
[187] age, I, 400.
[188] age. VIII, 98.
[189] Şiffiül-galîl firoâ R kelAmil-Arab mİne'd-dahîl, s 165 (ğâliye road.).
[190] el-İsabe, III, 116.
[191] Metinde Kevter şeklinde geçmiştir.
[192] el-İsabe, İÜ, 116. Şiirde "raket" kelimesi "racet" şeklinde geçmiştir.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/267-268.
[193] age, IV, 44; Üsdül-ğâbe, VII, 75. Burada "kendi madeninden" ifadesi mevcuttur.
[194] İbn Sa'd, IV, 277. Buradakendi madenlerinden altın getirdiği veResulullah(sav)ta-rafindan taahhüt edilen borcunu ödediği zikredilir. Ayrıca bkz. Telbîeu tbHm, s. 182.
[195] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/269.
[196] el-İstîâb, III, 537-538.
[197] İbn Sa'd, IV, 44-45; el-tstîâb, III, 537-538; Üsdü'l-fcftbe, V, 396; el-lsabe, III, 577. Son iki eserde Nevfel'in şöyle dediği kaydedilir: "Cidde'de mızraklarım olduğunu benim dışımda Allah'tan başka bilen yoktu! Senin peygamberliğine şehâdet ederim.”
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/269.
[198] Müslim, Buyu 38; Buhari, Buyu 54, 56.
[199] îbn Sa'd, III, 114-115. Burada Hfttıb'm tüccar olduğu, buğday ve başka şeyler sattığı belirtilerek vefat ettiğinde dört bin dinar ve dirhem, bir ev ile başka mallar bıraktığı kaydedilir.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/269-270.
[200] el'İsfibe, II, 289. Metinde "maa' kelimesi "bey" şeklinde geçmiştir.
[201] Metinde Eclâc şeklinde geçmiştir.
[202] Ebû Dâvud, Hudûd 23; Müsned, in, 479.
[203] el-İsâbe, in, 328.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/270.
[204] age, II, 190 (Abdullah b. Cafer'in biyografisi).
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/270.
[205] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/270.
[206] age, IV, 232. Metinde Ayyaş adı Abbâs, Ebû Rebîa da Rabîa olarak geçer.
[207] Metinde Muavvid şeklinde geçmiştir.
[208] Metinde Abbâs şeklinde geçmiştir.
[209] Îbn Sa'd, VIII, 301.
[210] el-lsabe, IV, 278; ÜsdÜl-ğâbe, VII, 75-76.
[211] el-lsâbe, IV, 411; Üsdül-ğâbe, VII, 75.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/271.
[212] Ahkamu1-Kur*âa, III, 165. "Emereküm" kelimesi metinde "emedekum" şeklinde geçmiştir.
[213] Metinde Feşer şeklinde geçmiştir.
[214] Müslim,Mu8âkât8.Metirideek8İklikvefarklılıkoluptercümedeMüslim'deki metin esas alınmıştır. Ayrıca bkz. s. 277.
[215] Buhâri, Hars 1. Ayrıca bkz. s. 245.
[216] Hilyetü1-evliyâ, II, 344.
[217] bkz. Müslim, Vasiyye 14; İbn Huzeyme, Sahih, IV, 122 (ar. 2494). Bu hadiste, kişi Ölünce üç şey dışında amelinin kesileceği belirtilerek bu üç şeyin sadaka-yı câriye, faydalanılan ilim ve dua eden salih bir çocuk olduğu kaydedilir.
[218] İbn Mâce, Mukaddime 20; ibn Huzeyme, IV, 121 (nr. 2490).
[219] el-İsâbe, II, 38. Metinde Tebük ve kürek kelimeleri düşmüştür.
[220] bkz. el-Mekasıdul-hAsene, s. 342.
[221] Metinde Sa'd şeklinde geçmiştir.
[222] Metinde Şedîd şeklinde geçmiştir. Sedîr'in Yemen'de bir yer, Hîre'de bir yer veya nehir, Mısır'da da bir su kaynağının adı olduğu kaydedilmiştir (bkz. Mu'ce-mül-büldân, III, 201-202).
[223] Müsnedü Ömer b. Abdilaziz, s. 127-128.
[224] Müsned, III, 468.
[225] Buhâri, Hars 20; Fethul-Bârî, X, 94-95.
[226] el-Merâsü, s. 363-364 (nr. 540). Metinde geçen "cemâcim" kelimesi, burada kaydedilen bir rivayette "bunu göz (değmemesi) için emretmişti" ifadesinden dolayı "çubuk" şeklinde tercüme edilmiş olup kelime ayrıca kuyu ve başına saban demiri takılan ağaç manalarına da gelmektedir.
[227] es-Sünenül-kübrâ, VI, 138.
[228] bkz. Kenztil-ummâl, IV, 32 (nr 9354).
[229] Buhâri, Buyu 1.
[230] İrşâdü's-sârî, IV, 4. Metinde kaydedilen "ağaç dikimi" ifadesi burada geçmemektedir.
[231] Buhâri, Hars 11.
[232] Buhâri, Hars 8 Hadiste olmadığı halde metinde Hz. Hafsa da zikredilmiştir.
[233] İrşÂdti's-sârî'de "el-muzâraa ve'l-muhâbere" (ilki tohum mülk sahibine, diğeri de ortakçıya ait olmak üzere yapılan ziraî ortakçılıktır, bkz. Fethul-Bârî, X, 77) olarak geçen kelimeler metinde "zirâat ve ticaret" şeklinde yanlış geçmiştir.
[234] İrşâdü's-sârî, IV, 4 Metinde hata ve düşüklükler mevcuttur.
[235] Buharı, Hars 8.
[236] Buharı, Hars 2.
[237] bkz. Mecmau'z-zevâid, IV, 63.
[238] Kâri, MirkâtÜl-mefâtîhJII, 362.
[239] en-Nihâye, II, 384.
[240] bkz. Kirmanı, Şerhul-Buhâri, X, 148.
[241] Mirkâtül-mefâtîh, III, 362. Metinde, Ali el-Kârî'nin bu sözü Tîbi'den naklettiği kaydedilir ki yanlıştır. Kâri bunu Nurbeştfnin (Nurbahşi olmalıdır) söylediğini zikreder. Kirmâni, yukarıda anılan sözünden sonra Tîbi'den bir nakilde bulunur ki karışıklık buradan kaynaklanmış olmalıdır.
[242] ibn Haldun, Mukaddime,s. 55.ve 128. Metindeki hatalar için aslına bakılmalıdır.
[243] Müsned, II, 84; Ebû Dâvud, Buyu 54. Metinde verilen hadis Ebû Davud'un rivayeti olup Müsnedln rivayeti biraz farklıdır.
[244] İrşadü's-sârî, IV, 172. Bu bilginin hepsi Fethul-Bârî'de (X, 69) mevcuttur.
[245] bkz. İbn Sa'd, III, 192; Kenzül-ummâl, XII, 535 (nr. 35720).
[246] Kenzül-ummâl, XIII, 287 (nr. 36834).
[247] Müslim, Musâkât 12. Metinde "kuş" kelimesi düşmüştür. Ayrıca bkz. s. 273.
[248] Ibn Sa'd,ÎV, 312.
[249] et-Terâtîb, II, 266-267.
[250] el-Müdewene, I J05 el-Beyân ve't-tahsıl, IX, 167 168.
[251] el-Beyân ve't-tahsîl, IX, 168 169 Bu olay için ayrıca bkz. İbn Şı bbe III 1042 1043.
[252] Vefâul-Vefâ, II, 152.
[253] el-Keşşâf, II, 278.
[254] Ebû Bekrel-Kerhî (o 400/1019'dan sonra), Kercî diye de anılır. İnbâtul-miyâhil-hafiyye (Haydarabad 1359) adlı eseri vardır bkz J Vernet, "al-Karadjı," El, IV, 600).
[255] Muhammed Hamidullah tarafından bir kısmı neçredılmıs;tir (Kahire 1973).
[256] Kitâbul-Filâha (Madrid 1878) adlı bu eser ve çeşitli dillere tcrcumelen için bkz. "Filâha," El, III, 902.
[257] Serkis, II, 1834; "Filâna," El, II, 900 Eser 1291 yılında basılmıştır.
[258] T. Fahd, "ibn Wahshıyya," El, III, 963-965.
[259] Serkis, I, 1510. Eser Kahıre'de 1293'te basılmıştır.
[260] Bu konuyla ilgili diğer eserler için bkz. "Filâna," El, II, 899-910.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/271-281.
[261] İbn Sa'd, VIII, 108; el-İsâbe, IV, 314.
[262] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/281.
[263] Bu başlıkta ve verüen diğer bilgilerde "fcror" (hurma)kelimesi "semer" (meyve) şeklinde yanlış geçmiştir.
[264] bkz el-lsâbe, III, 550.
[265] Metinde Sîmûne şeklinde, Sîmâh da Sîmâ şeklinde geçmiştir.
[266] el-İsâbe, II, 104; el-İstîâb, II, 133; Üsdül-ğâbe, II, 498. ilk kaynakta Semmûye (veya Simûye), ikincisinde Sîmûne, sonuncusunda da Sîmeveyh şeklinde geçmiştir.
[267] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/281-282.
[268] Buhâri, Cuma 38.
[269] el-İsâbe, III, 549. Burada konuyla ilgili hiçbir bilgi yoktur.
[270] Târîhul-hulefâ, s 152.
[271] el-Hıtat,I, 71.
[272] bkz.F.Rosenthal/al-Kındî", El, V, 121.Metinde "el-ğârbî" kelime$i"el-Arabî" şeklinde geçmiştir.
[273] el-İsâbe, II, 506. Ayrıca bkz. s. 129.
[274] ibn Abdilhakem, Sîretü Ömer b. Abdilaziz.s 99.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/282-284.
[275] Metinde Âmir şeklinde geçmiştir.
[276] el-İstîâb, II, 54. Aynca bkz. s. 259.
[277] Muhtâru's-Sıhâh, "kare" mad.
[278] age, "seleme" mad. "tdâh" kelimesi metinde "ğadât" şeklinde geçmiştir.
[279] Meşârikul-envâr, II, 179.
[280] el-İsâbe, II, 29. Metindeki Ömer b. Hafs ismi burada Amr b. Hafs şeklindedir.
[281] İbn Sa'd, VIII, 282.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/284-285.
[282] el-İsâbe, IV, 286; Üsdül-gâbe, VII, 87.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/285.
[283] Tirmızi, Buyu 10; Nesâi, Buyu 22. Burada kısaca geçmektedir. Ayrıca bkz. ibn Mâce, Ticârât 25; Müsned, III, 100,114. Metindeki hata ve düşüklükler için bu kaynaklara bakınız.
[284] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/285.
[285] Buhâri, Buyu 68, 71, Icâre 14; Müslim, Buyu 11, 19.
[286] Buhâri, Icâre 14.
[287] Fethul-Bârî, IX, 234.
[288] Ebü'l-Abbas Abdullah b. Ahmed el-Ebyânî'nm (o. 352/964) eserinin adı Tertîbü's-semâsire olup Tunus Milli Kutuphanesi'nde yazması mevcuttur (bkz. Tertîbül-medârik, II, 347-353; Terâcimül-müellifıne't-Tûnisiyyîn, I, 44 45).
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/286.
[289] Buhâri, Buyu 31, Cenâiz 29, tbn Sa'd, I, 454.
[290] Umdetül-kârî, IX, 298. "Eder" kelimesi metinde "etmez" şeklindedir.
[291] İhyâu ulûmi'd-dîn, IV, 290. Metindeki düşüklük ve farklılıklar için bu esere bakınız.
[292] age, IV, 290, dipnot 2. Metindeki ifade el-tsâbe'den nakledilmiş olup burada "kendisi için başka bir cubbe dokunmasını emretti" ifadesinin yalnız Taberâni'nin rivayetinde olduğu ve râvinin de birçok İhya nüshalarında Seyyar b. Sa'd şeklinde yanlış geçtiği kaydedilmiştir.
[293] el-tsâbe, II, 131. Metindeki "kaziyye" kelimesi burada "kıssa" şeklinde geçer.
[294] el-Turukul-hükmiyye, s. 254.
[295] Fethul-Bârî, VI, 174.
[296] Ahlâku'n-Nebî, s. 105.
[297] Telbîsu İblîs, s. 282.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/286-287.
[298] Umdetül-kârî, IX, 296. Burada cümle "önce yaprak satıcısı idi, sonra buğday satıcılığı yaptı" şeklindedir.
[299] İbn Sa'd, I, 366.
[300] el-Meârif, s. 575.
[301] Telbîsu tblîs, s. 282.
[302] bkz. Kenzül-ummal, IV, 31 <nr. 9347).
[303] Buhâri, Buyu 30.
[304] Umdetül-kârî, IX, 297.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/288.
[305] Bu konu için bkz. 1, 148-151 (Arapça metin, I, 67-69).
[306] bkz. s . 134. Bu başlık altındaki bilgiler esasen Huzâi tarafından (s. 711} verilmiş olup metinde özet olarak ve Kettâni'ye ait gibi zikredilmiştir. Metindeki hatalar için de Huzâi'ye bakınız.
[307] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/289.
[308] eUsâbe, I, 94.
[309] İbn Ebî Zi'b (ö. 158/775) için bkz. Zirikli, VII, 61.
[310] bkz. SuppL, I, 174.
[311] el-Hasâisul-kübrâ, I, 147.
[312] el-lsâbe, II, 308.
[313] el-tsâbe, IV, 344.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/289-290.
[314] İbn Hişâm, I, 646-647. Bu bilgiler metinde Kettâni'ye ait gibi görünmekle birlikte gerçekte Huzâi'ye (s. 712) aittir. Hücre kelimesi metinde "hufre" (çukur) şeklinde geçmiştir.
[315] ibn Sa'd, IV, 73.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/290.
[316] Kuyumcular tarafindan ve ayrıca tavan kaplamasında kullanılan güzel kokulu bir ağaç.
[317] Buharı, Buyu 28.
[318] Baharı, Buyu 28.
[319] bkz el-Mekâsidul-hasene, s 76 Ayrıca bkz s 314 (dipnot 417).
[320] Fethul-Bârî, IX, 167 168 Metinde hataveduşukluk mevcuttur "Muzdarıb" hadis, senedi birbirine aykırı şekilde rivayet edilen ve aralarında tercih imkânı bulunma yan hadistir (Aydınlı, s 123).
[321] el-lsâbe, IV, 74 Ayrıca bkz en-Nihâye, III, 10 (Burada 'yeım' ile "ğad" kelımele rı arasmda "vâv" harfi vardır).
[322] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/290-292.
[323] el-İlel, I, 489-490, "Leyse bi-şey" ifadesi, hadisin hiçbir şekilde alınmayacağını gösterir (Aydınlı, ^. 89).
[324] age, I, 491 "Metrâku'l-hadîs" ifadesi, muhtelif cerh sebeplerinden biriyle tenkıd edilen ravının rivayetim gösterir ki bu hadis hiçbir şekilde alınmaz (Aydınlı, s. 99).
[325] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/292.
[326] el-İsâbe, 11,207.
[327] age, II, 223 Burada Tarafe için de aynı şey söylenmiş, sonrada bu konudaki görüşler zikredilmiştir.
[328] Tirmizi, Libâs 31. Buradaki ifade, İlim ehlinden birçoğunıin, 0:1ların (ashap) dişlerini altınla tutturduklannı rivayet ettikleri şeklindedir.
[329] Ebû Dâvud, Hâtem 7. Ayrıca bkz. ibn Sa'd, VII, 45.
[330] İbn Sa'd, III, 58.
[331] Dâiretü'l-meârif, X, 135.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/292-293.
[332] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/293.
[333] Metinde İbn Abbâs şeklinde geçmiştir.
[334] Buhâri, BuyÛ 104. Ayrıca bkz. Fethul-Bfirî, IX, 288; el-Bahru'r-rftik, II, 31.
[335] Bedâiu's-senâi,' I, 1X6.
[336] bkz. Mu'cemül-büldânMH, 280.
[337] İbn Abbâs'ın ocağıyla ilgili bilgiden sonra verilen malumat için bkz. el-Bahru'r-râik, II, 30.
[338] İbnü'l-Hümâm, Fethul-Kadîr, I, 363.
[339] Metinde Sevrı şeklinde geçmiştir.
[340] bkz el-Bahru'r-râik, II, 30, Ibn Abıdîn, Reddul-muhtâr, 1,644.
[341] Metinde geçen Samırebı kelimesi doğru şekilde Sayrafi olmalıdır (bkz A Ozt4, Hanefî Fıkıh Âlimleri, s 134).
[342] Bu eser Hizânetul-fetâvâ olmalıdır (krş A Özel, age, s 50).
[343] bkz el-Bahru'r-râik, II, 29.
[344] age, II, 31, Ibn Abıdîn, 1, 650 Metindeki ibarede hata vardır.
[345] Ibn Ebî Şeybe, el-Musannef, V, 190 {nr 25100).
[346] age, V, 190 (nr 25102).
[347] age, V, 191 (nr 25104).
[348] îbn Sa'd, VII, 10.
[349] Ibn Sa'd, VII, 18.
[350] Ibn Sa'd, VI, 139.
[351] Ibn Sa'd, VI, 210. Metinde hata olup aslına bakılmalıdır.
[352] Ibn Sa'd, VI, 301.
[353] Cevdet Paşa, Tarih,!, 241-252.
[354] bkz. I, 114. Ayıca bkz. s. 179.
[355] bkz. Suppl., I, 689.
[356] Metinde "keşşâr kelimesi "keşf," "an" harfi de "alâ" şeklinde geçer.
[357] Keşşâfül-kınâ, V, 170.
[358] Ebû Dâvud, Menâsık 92, Buharı, Meğâzî 48.
[359] Metinde "kenâıs" kelimesi "kıtâbıyyîn" peklinde geçmiştir.
[360] Keşşâfü'1-kınâ, V, 170.
[361] bkz. N. A. Koenmg, "Âmir," IA, I, 407 Olum tarihi miladi 1130 dur.
[362] el-Hıtat, 11, 318.
[363] Dâiretül-meârif, VIII, 76.
[364] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/293-298.
[365] Buhâri, Buyu 112.
[366] Mirkâtül-mefâtîh, III, 292. Metinde birçok hata olup aslına bakılmalıdır.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/298.
[367] Mişkâtül-Mesâbîh, II, 78. (nr. 2784).
[368] Mirkâtül-mefâtîh, III, 299. Metindeki hata için aslına bakılmalıdır.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/298-299.
[369] Buhâri, Cenâiz 44.
[370] el-lstîâb, I, 42. Ebû Seyf, burada Ebû Yusuf şeklinde geçmiştir.
[371] Buhâri, Buyu 29.
[372] Pethul-Bârî, IX, 168; Umdetül-kâri, IX, 294. Ayrıca bkz. El, IV, 819.
[373] Umdetül-kârî, IX, 295.
[374] age, IX, 296.
[375] el-tsâbe, I, 29.
[376] el-İsâbe, I, 154-155; age, Ali M. el-Bicâvî neşri, I, 304. Metinde Ruhaym kelimesi Rucayh şeklinde geçmiş, iki "yemin" kelimesi de düşmüştür. Halife'nin babası Bişr'in biyografisinde (I, 307-308) bunun benzeri bir bilgi verilmiş olup Bişr'ın malına ve oğluna kavuşması halinde zincirli olarak hacyapmayayemin ettiği kaydedilir.
[377] Buhâri.Cihâd 144; Fethul-Bârî,XII, 112.BuradaResulullah'ın"Ümmetimden bazı insanların zincirlere vurulmuş olarak zorla cennete sevkedildıklerini gördüm" buyurduğu, kim oldukları sorulunca da "Muhacirlerin esir alıp zorla islâm'a soktukfarı Acemlerden bir Kavım" cevabını verdiği kaydedilerek ibrahim el-Harbf nın gerçek zincirin söz konusu olmadığı, zorla islâm'a sokulup bundan dolayı cennete girmelerinden dolayı böyle denildiğim söylediği belirtilir.
[378] Fethul-Bârî, XII, 111.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/299-301.
[379] bkz Ibn Hışâm, I, 494.
[380] Suheylı, IV, 254 Metinde er-Ravdül-ünüf kelimesi er-Ravda, Ibn Ebî Haysı-me de Ibn Kuteybe şeklinde geçmiştir Suheylı'nın sun sozu de şöyledir "Bundan, islâm'da ilk mescid yapanın Resulullah olduğu anlaşılmaktadır."
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/301.
[381] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/301.
[382] el-İsâbe, I, 32. Metinde Bâverdı ismi Bârûdı, Hubeyb de Cuneybe şeklinde el-İsâbe, I, 32. Metinde Bâverdı ismi Bârûdı, Hubeyb de Cuneybe şeklinde geçmiş olup ayrıca düşüklük de mevcuttur.
[383] el-Târîhul-kebîr, II, 202.
[384] el-İsâbe, I, 211. Ayrıca bkz. İbn Şebbe, I, 79; Umerî, el-Hiref ve's-sınâât, s. 209.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/301-302.
[385] el-İsâbe, II, 355.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/302.
[386] Buhâri, Salât 48, Buyu 41. Metinde hata ve düşüklük mevcuttur.
[387] İbn Hişâm, I, 496.
[388] Metinde "cerîd" kelimesi "cedîd" şeklinde geçmiştir. Ayrıca bkz. el-Hiref ve's-sı-nâfit, s. 210-215.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/302.
[389] Metinde bu şekilde geçen kelime asıl kaynakta "saîde" şeklinde geçer.
[390] Ibn Atıyye, el-Muharrerül-vecîz, VIII, 274-275.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/303.
[391] Bu konuda bkz Semhûdı, Vefâul-Vefâ, I, 326,el-Hiref ve's-sınâât, s 200-205.
[392] Suheylı, IV, 267, Vefâul-Vefâ, I, 329.
[393] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/303-304.
[394] Ahlâku'n-Nebî, s. 60. Metindeki hatalar için aslına bakınız.
[395] Bu hadis Ebû Davud'un Sünen'inde (Sünne 16) geçmekte olup anılan yerde bulunmamıştır.
[396] VefâÜl-Vefâ, I, 318-319.
[397] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/304.
[398] bkz. Ibn Hişâm, I, 498; Vefâül-Vefâ, I, 236.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/304.
[399] Şuabul-imân,VII,84(nr 9561) Mecmau'z-zevâid, VIII, 165 Hadisteki"tu'zıhı" kelimesi metinde tudıhı' peklinde geçmiştir.
[400] bkz Suppl., II, 176.
[401] bkz b 41-43.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/304-305.
[402] Buradaki "Ma n'ı ve kardeşini" ifadesi "Ma'n'ı veya kardeşini" şeklinde olmalıdır.
[403] Vâkıdİ, Esbâbu'n-nÜzûl, Kahire 1316, s. 195.
[404] bkz. Ibn Hişâm, II, 530.
[405] Şerhul-Mevâhib, III, 80.
[406] bkz. s. 67.
[407] bkz. Tertîbül-medârik, II, 600; ed-Dîbâcül-müzheb, s 268.
[408] el-Beyân ve't-tahsîl, I, 410 411 Metinde birçok hata ve düşüklük mevcut olup ah Uy la karşılaştırılmalıdır.
[409] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/305-307.
[410] Metinde et Temîmı şeklinde geçmiştir.
[411] eI-Isâbe,II,232,Tehzîbuıt-tehzîb,V,33 Kenzul-ummâl, III, 108(nr 57 U>) 702 (nr 8511).
[412] Ibn Sa'd, V 552.
[413] Farklı bir rivayet için bkz. el-thsân fî tertibi Sahihi tbn Hibbân, II, 224 (nr. 1119). Krş. Kenzül-ummâl, III, 108 (nr. 5716). Bu hususla ilgili rivayetler için bkz. es-Sîretül-Halebiyye, II, 273.
[414] Hadis için bkz. Mecmau'z-zevâid, IV, 98; Kenzül-ummâl, III, 97 (nr. 9128); el-Mekâsidül-hasene, s. 122-123.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/307-308.
[415] Buhâri, Et'ıme 8. Bu hadisin tam metni şöyledir: "Nebi (sav), Allah'a kavuşuncaya kadar ne halis buğday unundan yapılmış ince yufka ekmek, ne de kızartılmış körpe kuzu kebabı yedi."
[416] Bu ifadelerin geçtiği hadis de şudur: Enes'den: "BenNebi'nin (sav) ne aükküreceden (küçük sofra gibi yemek teknesi) yemek yediğini, ne kendisi için halis buğday unun-danyufka ekmek yapıldığını, ve ne de yüksek masa üstünde yemek yediğini bilmiyorum (Buhâri, Et'ıme 8).
[417] Aynı bilgi ve metindeki hatalar için bkz. Makkafi, Netfut-tîb, II, 150-151.
[418] eş-Şifâ, 1,122-123; Hafâci, Nesîmu*r-riyâz, 1,483-484. Metindeki hatalar için aslına bakınız. Hadis için bkz. Buhâri, istizan 30; Müslim, Zekât 31, 32.
[419] Ebu'ş-Şeyh, Ahlâku'n-Nebî, s. 99; İbn Stt'd, 1,461. Soz konusu rakam da İbn Sa'd'da 29 olarak geçer.
[420] İbn Sa’d, I, 461.
[421] İbn Sa’d, IV, 65.
[422] el-Isâbe, 11,428.
[423] Metinde Şurati şeklinde geçmiştir.
[424] age, III, 595.
[425] Irşâdü's-sârî, VI, 84.
[426] Bu bilgi Nesîmü'r-riyâz'(lan (II, 37) nakledilmiştir KendiMneyu/. deve verilenlerin adlan için bkz ibn Hışfim, II, 492 493.
[427] Bu Huneyn olmalıdır (bkz ibn Hışâm, II, 488 490.
[428] bkz Nesîmü'r-riyâz, II, 118.
[429] eş-Şifâ, I, 146,Nesîmü'r-riyâz, 11,38 Bu bilgiler UçunouBolum'de de(I, 288-291) geçmiş olup oraya bakınız.
[430] Buhâri, Salât 42. Parantez içindeki ifadeler hadiste mevcut olmayıp metinde izah kabilinden zikredilmiştir. Metindeki hata ve düşüklükler İçin aslına bakılmalıdır.
[431] Bu bilgi için bkz. Fethul-Bârî, III, 77 (Buhâri, Salât 42).
[432] bkz. Hafâci, NesimüV-riyâz, I, 478.
[433] eş-Şifâ, II, 940; Hafâci, IV, 344-345. Metinde geçen Salih et-Tuleytulî adı bu kaynaklarda îbn Hatim et-Tuleylulî şeklindedir.
[434] bkz. Mecmau'z-zevâid, X, 262-263; Kenzül-ummâl, VI, 470 (nr. 16522, 16523).
[435] bkz. Ali el-Kârî, el-Esrârül-merfÛa, s. 255; el-Mekâsidül-hasene, s. 300.
[436] İbn Sa'd,III, 300. AyncaÜçüncüBölüm'de divan teşkilatının kurulmasıyla ilgili bilgilere {I, 299) bakınız.
[437] İbn Sa'd, III, 302. Aynca bkz. age, III, 305, 306.
[438] İbn Sa'd, III, 315. Bu, kıtlık yılında Amrb. Âs'ın Mısır'dan gönderdiği ve kesilerek muhtaçlara dağıtılan develerle ilgili olup Hz. Ömer'in şahsî sofrasının son derece mütevazi olduğu bilinmektedir.
[439] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/308-314.
[440] İbn Mâce, Ticârât 5. Burada ez-Zevâid'den naklen, ravilerden Perkad'm zayıf, Ömer b. Harun'un da "yalancı" olduğu kaydedilmiştir. Metinde bazı isim ve nisbeler yanlış geçmiştir. Aynca bkz. Kenzül-ummâl, III, 619 (nr. 8204). Burada sözü edilen boyacı ve kuyumcunun gerçek anlamda boyacı ve kuyumcu değil sözü allayıp pullayıp değiştiren kimseler olduğu, bunların kastedildiği de söylenmiştir. Bu konuda el-Mekâsidül-hasene'ye (s. 76) ve daha önce geçen Kuyumcu bahsine bakınız.
[441] en-Nihâye fî garîbil-hadîs, III, 10.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/314.
[442] İbn Mâce, Ticârât 6.
[443] et-Turukul-hükmiyye, s. 253.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/314.
[444] Buhâri, Buyu 10; Fethul-Bârî, IX, 146. Burada sozu edilen Matar, tabiin âlimlerinden Matar el-Verrâk'tır.
[445] Telbîsu tblîs, s. 283.
[446] bkz. s. 127-132.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/315.
[447] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/315.
[448] el-tstîâb, II, 58.
[449] eMsâbe, II, 63.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/315.
[450] Metinde, burada ve aşağıda Ahraed şeklinde geçmiştir.
[451] el-İsâbe, I, 23, II, 58. Ahmer'ın adının Sefine olduğu da söylenmiştir.
[452] bkz. el-tsâbe, II, 58.
[453] age, II, 30. Useyd b. Hudayr ve Râfî b. Hudeyc'in de böyle olduğu kaydedilir (bkz. Peyzül-Kadîr, IV, 327).
[454] el-tsâbe, 11,311.
[455] es-Sîretül-Halebiyye, 1,82. Ayrıca bkz Feyzül-Kadîr, IV, 328. Ebu'l-Kasım metinde Îbnu'l-Kasım şeklinde geçmiştir.
[456] bkz. el-Mekâsidül-hasene, s. 289; Kenzül-ummâl, XVI, 443 (nr. 45342, 45343).
[457] el-tsâbe, I, 164.
[458] et-Teysîr, II, 136; el-Mekâsıdül-haaene, s. 289. Ayrıca bkz. s. 340.
[459] et-Teysîr, II, 136.
[460] Feyzül-Kadîr, IV, 327. Metinde hata ve düşüklükler olup aslına bakılmalıdır.
[461] Mecmau'z-zevâid, V, 269; Kenzül-ummâl, XV, 211 (nr. 40612).
[462] Suyûti, ed-Dürrül-mensûr, IV, 86; Munâvi, Feyzül-Kadîr, IV, 327.
[463] ed-Dürrül-mensûr, IV, 86.
[464] age, IV, 83-98. Burada, "kuvveften maksadın ne olduğu, atıcılık, yüzme, binicilik gibi sporların faziletine dair hadis ve haberler nakledilmiştir.
[465] bkz. Mektebetül-Celâl es-Suyûtî, s. 97 (risalenin yazmaları mevcuttur).
[466] el-tklîl, s. 153-154. Metindeki duşukiuk için aslına bakınız.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/316-318.
[467] Metinde Abdullah b, Amr b. Ebân şeklinde geçmiştir.
[468] el-İsâbe, 1, 540; Üsdü'l-ğâbe.II, 239.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/318.
[469] Metinde "Av" şeklinde geçmekle birlikte Huzâi'nin verdiği başlık ile "içindekiler"de kaydedilen başlık tercümede esas alınmıştır.
[470] Buhâri, Zebâih 10.
[471] Tirmizi, Sayd 3.
[472] Müslim, Hac 2. Ayrıca bkz. Buharı, Cihâd 46.
[473] Muslini, Hac 63
[474] Müslim, Sayd 7.
[475] Huzâi bu bilgiyi Kadı lyâz'dan nakletmiş olup (s. 729)cümlenin son bolümü metinde düşmüştür.
[476] Müslim, Say d 3 Metinde son kelime (vekîz) yanlış yazıldığı gibi "yeme "kelimesi de düşmüştür.
[477] Müslim, Sayd 53. Metindi' hata ve düşüklükler mevcut olup tercümede asıl kaynak esas alınmıştır.
[478] İbn Atıyye, el-Muharrerül-vecîz,V, 188. Tercümede asıl kaynak esas alınmıştır.
[479] Kuşâcim (IV A. yüzyıl) ve eseri için bkz. Ch.Pellat, "Kushadjim," El, V, 525.
[480] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/318-320.
[481] Bir sonraki dipnotta açıklanacağı üzere Kettânı bu başlığı tamamen bir hata esen olarak vermiştir.
[482] el-tsâbe, II, 208. Burada ve metinde verilen bilgi yanlış olup doğrusu Üsdü'l-ğâbe'de (III, 52) geçtiği üzere "...onu Benî Eaed'ın Beni's-Saydâ koluna gönderdi" şeklindedir. Doğrusu "erselehu ilâ Bem's-Sayda "olan ibare el-tsâbe'de "ilâ men'ı's-sayd" şeklinde kaydedildiğinden, Kettânı ifadenin bozukluğunu da farkedemeyıp yanılmıştır.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/320.
[483] Müslim, Sayd 17. Metinde özetle verildiği gibi birçok hata ve düşüklük mevcuttur.
[484] İbn Sa'd, I, 276-277.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/320-321.
[485] bkz. Ibnü'1-Kâdî, Cezvetül-iktibâs, I, 99-100.
[486] bkz. Müsned, II, 380.
[487] bkz. Neşrül-mesânî, I, 175.
[488] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/321-322.
[489]Tirmızi, eş-Şemâil, s 120.
[490] Bir bedel karşılığında hürriyetine kavuşmak üzere efendısiyle anlaşan köle.
[491] el-tsâbe, 111,569-570; Üsdül-ğâbe, V, 351-352. Ayrıca bkz I, 118.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/322-323.
[492] Buharı, Buyu 1, Hars 1; Müslim, FedâiluVsahâbe 159-160.
[493] Cevahirül-ikdeyn, II, 326-327. Metin çok hatalı olup aslına bakılmalıdır.
[494] İrşâdü's-sSrî, IV, 171 (Buhâri, Hars 1).
[495] Ziraat ve Ağaç Dikimi başlığına bakınız (s. 273).
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/323-324.
[496] el-lsâbe, 1,221.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/324.
[497] age, III, 61, Üsdü'1-ğâbe, III, 288-289.
[498] Eserin adı tnbâtül-miyâhil-hafiyye (Haydarabad 1359/1945) olup bu konuda bkz. J. Vernet, "al-Karadji," El, IV, 600.
[499] Bu eser ibn Vahşiyye'nm olup (bk. El, III, 964) metinde Kerhî'ye ait gibi anılmış olması hatadır.
[500] bkz. T. Fahd, "Fırâsa," El, II, 916.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/324-325.
[501] el-lstîâb,IV, 130; el-İsâbe,IV, 136;Üsdü'l-#âbe, I, 438, VI, 220 Resulullah (sav) ashabı infaka teşvik edince Abdurrahman b. Avf malının yansını getirdi. Münafıklar "gösteriş yapıyor!" dediler. Ebû Akil ise sırtında su taşıyarak kazandığı ıkı sâ'ın binni ailesine bırakıp diğerini getirince, onunla alay ettiler Bunun uzenne Tevbe sûresi 79 âyeti nazil oldu- Aynca bkz Müslim, Zekât 72.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/325.
[502] Nesâı, Zekât 49 Metindeki eksiklik aslından tamamlanmıştır, tbn Mesud devamla şöyle der- Bugün yuzbın serveti olan öylelerini biliyorum ki o gun bir dirhemi yoktu.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/325.
[503] bkz. el-tsabe, IV, 221.
[504] îbn Hışâm, I, 644. Bedir kelimesi metinde düşmüştür.
[505] Muvatta, îstı'zân 26; el-îsâbe,IV, 114-115.
[506] el-İsâbe, 1,421;ÜsdÜ'l-ğâbe, II, 125-126. Hudeybiye kelimesi metinde Medine şek tinde geçmiştir.
[507] el-tsâbe. I, 422; Üsdül-ğâbe, II, 127. "Hadîde" kelimesi metinde "hadîs" şeklinde geçmiştir.
[508] el-tsâbe, II, 6.
[509] age, III, 449.
[510] age, IV, 68-69, ÜsdÜl-gâbe,VI, 108.
[511] Buhâri, Buyu 39.
[512] Fethul-Bârî, IX 176 177 Ayrıca bk X 25 26 (Buharı, Icare 20 hadisi) Metindeki düşüklükler için aslına bakınız.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/326-327.
[513] Buharı, Buyu 21.
[514] Tırmızı, Nikâh 12.
[515] bkz Tıüıfetul-ahvezî, IV, 224 (bilginin bir kısmı vardır).
[516] el-Isâbe, I, 401 Usdu'I-ğâbe, II 89.
[517] el-tsâbe, IV, 289 Ömer, metinde Amr şeklinde gelmiştir.
[518] Telkîhu fuhûmı ehlı-1-eser, s 454.
[519] Buhâri, Hac 12. Hadisin son kısmı metinde düşmüş olup bu sebeple konuyla ilgisini kurmak da zorlaşmıştır.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/327-328.
[520] Metinde İbnü'l-Menkûr şeklinde geçmiştir.
[521] bkz. Kenzül-ummâl, IV, 42-43 (nr. 9417).
[522] el-tsâbe, IV, 374.
[523] Zayıf bir hadis türü olup Zehebi'ye göre bu tabir cerhin 4. derecesinde bulunan ravî için kullanılır (bkz. Aydınlı, s. 159).
[524] Ebû Dâvud, Buyu 41; Müsned, I, 17.
[525] Görüldüğü gibi bu konuyla ilgili rivayetler zayıftır. Sahih olduğunun kabul edilmesi halinde bile bu mesleklerin hoş karşılanmam asının mutlak anlamda değil de belli bazı özelliklerden dolayı olduğu veya o zamanki umumî telakkiyi yansıttığı anlaşılmaktadır.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/328.
[526] Tirmizi, eş-Şemâil, s. 88 (nr.170).
[527] el-lstîâb, IV, 129.
[528] eç-Şemâil, s. 88; Dârimi, Mukaddime 7.
[529] el-İsfibe, I, 146.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/328-329.
[530] ajje, IV, 293. Hadis için bkz. el-Mekâsıdül-hasene, s. 469; Kenzül-ummâl, XVI, 121 (nr. 44139-44140). Aynca Beşinci Bölüm'de s. 114'e bakınız.
[531] Mecmau'z-zevâid. IV, 315-316; Şerhul-Mevâhib, IV, 271; Kenzül-ummâl, XII, 59.3 (nr. 35843). İlk kaynaktaki "biyedihi lehâ" (ona eliyle koydu) ifadesi metinde ve son iki kaynakta "fahizehu lehâ" şeklinde geçmektedir.
[532] bkz. SuppL, II, 529.
[533] Ibnü'r-Reddâd (ö. 821/1418), Mücibâtü'r-rahme ve azâimül-mağfîre (bkz. Kehhâle, I, 178).
[534] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/329.
[535] Metinde Kettânf ye ait gibi görünen bu bilgi de Huyâi (k. 74fi) tarafından verilmiştir. Huzâı'de "Sünen" kelimesi geçmemektedir.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/330.
[536] el-İsâbe, 111,401.
[537] et-Turukul-hükmiyye, s. 253.
[538] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/330.
[539] Suyûtı, el-Leâlil-masnûa, II, 216; Ali el-Kârî, el-Esrârul-merfûa, s. 232 (nr. 261); Sehâvı, el-Mekâsıdül-hasene, s. 262.
[540] Suyûtı, II, 217; Alı ei-Kâri, s 150-151 (nr 121); Sehâvı, b 262.
[541] Suyûtı, II, 216.
[542] en-Nihâye, IV, 119; Sehâvı, s 263.
[543] Buhân, Buyu 52.
[544] Fethul-Bârî, IX, 204.
[545] Alı el-Kârî, s 232. "Mudğa" kelimesi metinde "lukma' şeklinde geçmiştir.
[546] bkz Suppl., II. 403. Ibnu'1-Imâd, metinde Ebu'1-Imâd şeklinde geçmiştir.
[547] Böyle bir isme rastlanmamış olup muhtemelen doğrusu Rimse veya Ebû Rimse'dir (bkz. el-İsfibe, IV, 70).
[548] îbn Sa'd, VIII, 493.
[549] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/330-332.
[550] bkz. el-tsfibe, IV, 453; ÜadÜl-f Abe,VII, 333. Ümmü Zufer, metinde Zıifer şeklinde geçmiştir, "Hz. Peygamber'tn hanımı Hatice'nin" ifadesi de düşmüştür.
[551] îbn Hişâra, II, 339-340.
[552] îbn Sa'd, VIII, 122.
[553] el-tsâbe, IV, 225.
[554] el-îsâbe, IV, 449-450; Üsdül-ğâbe, VI, 331. Ümmü Ri'le'nİn elçi olarak Hz. Pey-gamber'e gelip anılan konuşmayı yaptığı kaydedilir. Metinde ve el-tsâbe'de hata mevcut olup tercüme diğer kaynaktan yapılmıştır.
[555] bkz. dipnot 497.
[556] Buhâri, Buyu 29.
[557] Fethul-Bârî, IX, 169.
[558] Ebû Dâvud, Tıb 29; Avnul-Ma'bÛd, X, 396-397. Aynca bkz. İbn Mace, Et'ıme 37.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/332-333.
[559] Metinde "aralarına " şeklinde geçmiştir.
[560] el-İsâbe, XV, 275.
[561] bkz. L is ân ul-Mİzân. 1,454.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/333-334.
[562] eMsâbe, IV, 282.
[563] ibn Sa'd, VIII, 16 (Hz Hatice'nin biyografisi), 244 (Nefîse'nin biyografisi).
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/334.
[564] el-İsâbe, TV, 300, el-İstîâb, IV, 308; Üsdü'1-ğâbe, VII, 107. Bu hanım şahabı Beyaturrıdvân'da da bulunmuştur.
[565] Buharı, Oihâd 68.
[566] el-Isâbe, IV, 302 Ayrıca bkz İbn Hışâm, II, 239.
[567] el-Isâbe, IV, 396.
[568] Ibn Sa'd, VIII, 291, Usdul-ğâbe, VII, 252 Cümlenin son kısmı Ibn Sa'd'da yoktur.
[569] el-lsâbe, IV, 402-403, Usdü'1-ğâbe, VII, 259, 268.
[570] el-îsâbe, IV, 433 Üsdü'l-ğâbe'de (VII, 303) Ummu Eymen'm Resulullah'm babası tarafından azadedildiği söylendikten sonra onunuz Hatice'nin kızkardeşı tarafın dan Resulullah'a hibe edildiği, Resulullah'm annesinin kölesi olduğu şeklinde go ruşler bulunduğu da kaydedilir.
[571] Ebû Dâvud, Cıhâd 141, Müsned,V, 271.
[572] el-tsâbe, IV, 453 454.
[573] İbn Sa'd, VIII, 292.
[574] el-İsâbe, IV, 486-487.
[575] age, IV, 505. Varaka, metinde Ravka şeklinde geçmiştir.
[576] bkz. ÜsdÜl-gâbe, VII, 381. Ibn Sa'd'da (VIII, 308) "Otur, insanlar, Muhammed bir kadınla savaşıyor demesinler" ifadesi geçmekte olup bu iki rivayet ve değerlendirilmesi için bkz el-lsâbe, IV, 486-487.
[577] Metinde "Kıtâbu'l-Meğâzî" şeklinde geçmiştir.
[578] Bu başlıklar için bkz. Buhâri, Cihâd 62-68.
[579] Buhâri, Cihâd 65.
[580] Ebû Dâvud, Cihâd 141.
[581] Müslim, Cihâd 134. Bu paragrafta verilen bütün bilgiler Fethul-Bârî'de (XII, 31-32) geçmektedir.
[582] el-İsâbe, IV, 479.
[583] el-Beyân ve't-tahsîl, XVII, 560.
[584] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/334-337.
[585] el-İsâbe, IV, 393.
[586] IbnSa'd, VIII, 311-312.
[587] bkz. Suppl.. II, 346.
[588] Hanefi âlimlerde kadının istermüslüman ister gayrimüslim olsun yatalak babasına hizmet etmek, ebeUk ve ölü yıkamak, birisine borcunu ödemek veya alacağını almak için kocasından izin almasına gerek olmadığını; mehrini almadıkça ihtiyaçları ve akraba ziyareti içinde izninşart olmadığını belirtmiş lerdir.IbnÂbidin erkeğin, kendi haklarına halel getirmeyen bir hususta kadını menedemeyeceğini belirtir. (lb-nü'1-Hümâm, Pethul-Kadîr, III, 248; Şelebi, Hâşiyetu Tebyînil-hakâik, III, 58 İbn Âbidin, Reddül-muhtâr, III, 145-146, 576-577, 602-604; Seyyid Sabık, Pik hu's-Sünne, II, 206-207). Ayrıca bkz. Abdurrahman el-Cezîri, "Hükmü hurûci'n-nisâ min buyûtıhinne vemâ yeteallak zalike," Mecelletül-Ezher, IX, 442-446,515-522.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/337-338.
[589] e1-tetîâb, 1,41.
[590] age, IV, 328. Metnin son kısmında hata ve düşüklük olup aslına bakılmalıdır Ayrıca bkz. Üsdül-gâbe, VII, 147.
[591] el-lsâbe, IV, 282.
[592] age, IV, 338. Sevâde, metinde Sevda şeklinde geçmiştir.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/339.
[593] Huzâi (s 751) bu bilgiyi Bâcı'nin el-Müntekâ'sından nakletmıştır.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/339.
[594] el-îstîâb, IV, 436.
[595] el-İsâbe, IV, 434-435,464 Ummu Seyf, metinde Ümnıu Sufyân şeklinde geçmiştir.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/339.
[596] Bu bilgi Üedü'l-ğâbe'de (VII, 19) geçmekte olup el-tsâbe'de de {IV, 234) Esma'ya "kadınların hatibi" denildiği belirtilir.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/340.
[597] bkz. dipnot 434.
[598] Biraz ileride tekrar edilecek bu rivayetin uydurma (mevzu) olduğu daha önce belirtilmişti (1,133-134, dipnot 76). Orada sehven kaydedilmemekle birlikte Hz. Ömer'e isnad edilen aynı mealdeki söz ile (bkz. 1,134) yine aynı yerde Hz. Ali'ye isnad edilen senedsiz sözün de mevsuk olmadığına işaret etmek gerekir. İslâm'da kadın haklan ve kadının eğitilmesiyle ilgili olarak daha önce kaydedilenlere ilaveten şu eserlere bakılabilir: Mübeşşir et-Tirâzî, el-Mer'e ve hukûkuhâ fıl-İslâm, Kahire 1976; S. M. Hafeez Zaidi, Position of women under islam, Lahore, 1978; Tevfik Vehbe, Devrül-mer'e fîl-müctemail-tslâmî, Riyâd, 1400/1980; el-Behî el-Hûlî, el-tslâm ve kadâyal-mer*etn-muâsire, Kuveyt, 1980; Muhammed Mazhar al-Din Sıddıqi, Women in islam, Lahore 1982; Anis Ahmad.Muslim women and higher educatİon, Islamabad, 1982; Âyetullah Murtaza Mutahhari, Nizâmu hukûkil-mer'e fil-İs lam. Tahran, 1405.
[599] Deylemi, el-Pirdevs, IV, 267 (nr. 6786).
[600] bkz dipnot 289.
[601] Hatîb, Târîhu Rağdâd, V, 280 "Meclislenm" kelimesi metinde düşmüştür.
[602] bkz. Mecmau'z-zevâid, IV, 93. Burada devamla, Taberânİ'nın el-Mu'cemül-ev-sat'da naklettiği bu rivayetin senedindeki Yezid b. Mervân'm ibn Maîn tarafından "kezzâb" (yalancı) olarak vasıflandırıldığı belirtilir.
[603] bkz. Mecmau'z-zevâid, IV, 93 Burada da devamla, rivayetin senedindeki Muhammed b ibrahim eş Şâmı hakkında Dârekutnı'nin "kezzâb" değerlendirmesinde bulunduğu kaydedilir Ayrıca bkz. dipnot 568.
[604] ibn Sa'd, VIII, 296 Metinde hata ve düşüklük vardır.
[605] bkz. Suppl., II, 186.
[606] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/340-341.
[607] Müslim, Iydeyn 20. Huzâi yalnız Müslim'den nakletmiştir. (s. 756).
[608] Müslim, Iydeyn 17. Bu hadisi de Huzâi yalnız Müslim'den nakletmiştir.
[609] Müened, III, 422; îbn Mâce, îkame 163. Metinde "yukalles" kelimesi "yugatles" şeklinde geçmiştir.
[610] îbn Mâce, îkâme 163.
[611] bkz. Kenıül-ummâl, XV, 214 (nr. 40629).
[612] Müslim, Iydeyn 16.
[613] Buhâri, Iydeyn 2.
[614] İbnü'l-Habbâz (o. 530/1136) diye bilinir (bkz. Kehhâle, X, 195).
[615] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/341-343.
[616] bkz. Buhâri, Nikâh 48.
[617] hkz. Suppl., 11,819.
[618] Nihâyetül-matlab fi dirâyetil-mezheb (bkz. Suppl., I, 672).
[619] Şevkâni'nin verdiği bu bilgi için bkz. Neylül-evtâr, VIII, 114-115.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/343-344.
[620] el-İsâbe, IV, 274-275; Fethul-Bârî, V, 113.
[621] el-Esâbe, IV, 226.
[622] age, IV, J20 Son cumkdt ki Zeyneb kelimesi metindi Ernt b şeklinde.
[623] age, IV, 38b Usdu'1-ğâbe, VII, 236.
[624] bkz Musned, 111, WI Ibn Mâce, Nikâh 21.
[625] Fethul-Bârî, XIX, 271.
[626] Meşârikul-envâr, II 137.
[627] Telbîsu tblîs, s. 224-226.
[628] Nevevi,VI, 182-183.
[629] trşâduVsârî, II, 204.
[630] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/344-346.
[631] bkz. Fihrisül-fehâris, indeks.
[632] bkz. Meydâni, Meomau'l-fmsâl. III, 525.
[633] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/346-347.
[634] Buhâri, Nikâh 63.
[635] Tirmizi, Nikâh 6; tbn Mâce, Nikâh 20; Müsned, IV, 5.
[636] Bu paragraftaki bilginin hepsi Fethul-Bârî'den (XIX, 271) alınmıştır.
[637] Huzâi bununla daha önce Nesâi'den naklen verdiği "Helal ile haram (münasebet) arasındaki sınır nikahta (çalınan) deftir" hadisine işaret etmiştir. Tirmizi buna "ha-sen hadis"der.
[638] Metinde Âmir b. Said şeklinde geçmiştir.
[639] Metinde Karta bint Ka'b şeklinde geçmiştir.
[640] bkz. Tirmizi, Nikâh 6; Nesâi, Nikâh 72; İbn Mâce, Nikâh 20; Müsned, III, 417; Fet-hul-Bârî, XIX, 271. Metinde başka hatalar da vardır. Huzâi'ye ait bu paragraftaki bilgi (s. 760) metinde Kettâni'ye ait görünmektedir.
[641] Metinde İbn İshak şeklinde geçmiştir.
[642] Metinde Karta bint Ka'b şeklinde geçmiştir.
[643] el-İsâbe, I, 209, Üsdü'1-ğâbe, I, 281.
[644] el-Isâbe, II, 510.
[645] age, 111,440.
[646] BuhAn, Nikâh 48.
[647] Bu garkının farklı şrkılU'rı için bk? es-Sünenül-kübrâ, Vll, 289, Mecmau'z-zevâid, IV, 289-290.
[648] Bu bilginin hepsi Fethul-Bârî'den (XIX, 243-244) nakledilmiştir.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/347-349.
[649] Huzâı bu başlığı "Resulullah'ın sefer donuşu karşılanışı sıracında kınım şarkı söyle dığı" şeklinde verir {s 763).
[650] Delâilü'n-nübuvve, II, 506-507.
[651] Bu zatlbnu'l Mukrî (o 557/1162) olmalıdır eş-Şemâil bi'n-nûri's-sâtiil-kâmil adlı esen vardır (Keşfuzzunûn, II, 1059, Kehhâle, VII, 177).
[652] Muhıbbuddın et Taberî, er-Riyâzu'n-nadire, I, 122.
[653] Zurkâni, Şerhul-Mevâhib, IH,82;Zâdüa-meâd, III, 551; Fethu1-Bârî,XV, 120.
[654] bkz. Fethul-Bârî, XV, 120. Bu bilgi ile ardından nakledilen Tirmizi rivayeti de Huzâi tarafından verilmiş olup (s. 761) metinde Kettâni'ye ait şekilde geçmiştir.
[655] Tirmizi, Menâkıb 17. Ayrıca bkz. Ebû Dâvud, Eymân 22.
[656] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/349-350.
[657] Metinde Şeybe şeklinde geçmiştir.
[658] el-tkdül-ferîd, VI, 8.
[659] Bu bilgi Hassân'ın değil, cariyesi Sîrîn'in biyografisinde geçmektedir (el-tsâbe, IV, 339).
[660] Bu konuda yazılmış eserler için bkz. Henry.George Farmer, "Arabic Musical Ma-nuscripts in the Bodleian Library," The Journal of the Royal Asiatic Society, 1925 (London), sy. 4, s. 639-654; Üsâme Nasır en-Nakşibendî, Mahtûtâtul-mûsîka ve'1-ğinâ ve's-semâfî Mektebetn-MethafH-Irâkî bi-Bağdâd, Bağdat, 1979 (64 s.); Adil Kamil el-Âlûsî, "el-Mahtûtâtu'1-mûsikiyyetül-Arabiyye ft mektebeti Dâire-ti'1-funûnı'l-mûsikiyye bi-Bağdâd," el-Mevrid, IX (1980), Bağdat, s. 325-334 (kırk-bir yazma hakkında bilgi verilmiştir); Amnon Shtloah, "Musıc in the pre-Islamic pe-riod as reflected in Arabic writings of the first islam ic centuries," Jerusalem Studi-es in Arabic and islam, VII (1986), Jerusalem, s. 109-119; Perıd Cuhâ, "Mesâdi-ru'1-mûsîka'l-Arabiyye," el-Hay&tu's-sekâfiyye, 1987 (Tunus), ay. 45, s. 64-77 (Doğrudan doğruya veya dolaylı şekilde konuyla ilgili 295 eser adı verilmiştir). Ayrıca Süleyman Uludağ'ın İslâm Açısından Musiki ve Semâ (istanbul, 1976) adlı eserinin bibliyografyasına bakınız.
[661] Risale fi ğinail-nıülhie, Şehid Ali Paşa Ktp. nr. 2704. (bkz. S. Uludağ, s. 396).
[662] Metinde el-Minenül-kübrâ şeklinde geçmiştir.
[663] Ibnu'l-Kaysarânî (ö. 507/1113) diye meşhurdur. Risale fi cevâzi's-semâ*ı vardır (Suppl., 1,603; J. Schacht, "İbn al Kaysarânî," El, III, 821). Koprulu Kutup-hanesı'nde <nr. 391) Kitâbu's-Semâ adlı bir yazması mevcuttur (bkz. Uludağ, s. 397).
[664]Metinde el-Bustî şeklinde geçmiştir.
[665] Ibnu'd-Derâc es-Sebtî'nın el-tmtâ vel-intifâ bi-mes'eleti simâi's-semâ (Kunaytıra 1982) adlı eseri basılmış olup tavsifi için bkz. el-Kitâbül-Mağribî, ay. 1, Mart 1983 (Rabat), s 82-88.
[666] Suppl., II, 27.
[667] Isnevı, T, 170-171 Metinde hata mevcut olup aslına bakılmalıdır. 633 Eser Leknev'de 1317 yılında basılmıştır. (SuppL, II, 152).
[668] Üstteki eserle birlikte basılmıştır (SuppL, I, 756).
[669] Üstteki eserle birlikte basılmıştır (SuppL, II, 819).
[670] Keşfuzzunûn, II, 1308; SuppL,II, 234. Bu kaynaklarda İsa b. Abdurrahim şeklinde geçmiştir.
[671] SuppL, II, 474.
[672] SuppL, II, 478.
[673] Her iki eser de basılmıştır (bkz. Serkis, I, 40, 100).
[674] Bu eser biraz yukarıda İbtâlu da'val-icmâ... şeklinde geçmişti.
[675] Metinde Garda b. Ka'b şeklinde geçmiştir.
[676] Şevkâni'nin verdiği bu bilgi için bkz. Neylül-evtâr, VIII, 115.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/350-354.
[677] bkz. GAL, II, 608, SuppL,II, 684.
[678] bkz. J. W. Fück, "îshak b. İbrahim al-Mawsıli," El, IV, 110-111.
[679] el-İsâbe, II, 242; Üsdttt-ğâbe, III, 103.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/354.
[680] bkz. Müsned, III, 449. Hadisin devamı şöyledir: Hz. Âişe "evet" dedi. Resulullah "ona bir tabak ver" buyurdu, o da şarkı söyledi. Allah Resulü şöyle dedi: "onun iki burun deliğine şeytan üflüyor." Bu hadis Concordance'ta hadisin hemen bütün kelimelerinde yalnız Müsned'de gösterilmekte olup hiçbir yerde Nesâi zikredilmem iştir. Nesâi'nin Sünen'inde iydeyn ve nikâh kitaplarında ilgili bâblarda da bu hadist rastlanmamıştır. Mecmau'z-zevâid'de (VIII, 130) hadisin Ahmed b. Hanbel ve Taberâni tarafından rivayet edildiği kaydedilmiştir.
[681] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/354-355.
[682] el-îstîâb, J, 447-448; el-İsâbe, 1,457. Metindeki hata için hu kaynaklara bakılmalıdır.
[683] Buhâri, Menâkıbu'l-ensâr 46.
[684] Kitabın adı metinde yanlış yazılmıştır.
[685] Keşşâfül-kmâ, V, 184.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/355-356.
[686] Metinde Fâriğa şeklinde geçmiştir.
[687] el-İsâbe, VJ, 374; Üsdü'1-ğâbe, VII, 214; es-SünenÜl-kübrâ, VII, 289; Telbîsu tblîs, s. 225.
[688] Son ıkı ısını metinde durmuştur.
[689] Bu ısım metinde durmuştur.
[690] el-tsâbe, IV, 501 fiO2, Üsdü'I-ğâbe, \ 11, 401 402 Ayrıca bkz Fethul-Bârî, XIX, 271.TelbîsuIblîs, s 225, Mecmau'z-zevâid, JV, 289.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/356-357.
[691] Ebû Dâvud, Edeb 51.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/357.
[692] Buhâri, Edeb 81; Müslim, Fedâılu'l-ashâb 81.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/358.
[693] Üstteki dipnotta verilen kaynaklara ilaveten bkz. Müsned, 166,233; İbn Sa'd, VIII, 59, 61, 66.
[694] Meçârıkul-envâr, I, 91.
[695] Fethul-Bârî, XXII, 329 Bu konudaki diğer hadisler ve görüşler için buraya bakınız.
[696] Ebû Dâvud, Edeb 54; ibn Sa'd, VIII, 62, Fethul-Bârî, XXII, 330.
[697] el-Ahkâmu's-sultâniyye, s. 313 Metinde hatalar olup aslına bakılmalıdır.
[698] Buhâri, Buyu 104.
[699] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/358-359.
[700] Buharı, Salât 69, îydeyn 25.
[701] Buhâri, Nikâh 114.
[702] Müsned, III, 152.
[703] Tırmızı, Menakıb 17.
[704] el-Mi'yârul-mu'rib, XI, 80.
[705] thyâu ulûmi'd-dîn, 11, 383 Buradan yapılan iktibas özetle verilmiştir.
[706] İrşâdu's-sârî, VIII, 59 (Buharı, Nikâh 48).
[707] eş-Şrfâ, II 595 vd Nesîmu'r-riyâz, III, 396 vd.
[708] Bu sözün bir kısmı için bk7 Fethul-Bârî, V, 115.
[709] bkz. Fihrisül-fehâris, I, 387-389.
[710] Silatül-halef, s. 445.
[711] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/359-362.
[712] Konu başlığında Resulullah'a (sav) atfedilen bu söz gerçekte Hz. Âişe tarafindan söylenmiştir.
[713] Müsned, VI, 84, 85,116,270;Buharı, Nikâh 82,114; Müslim Iydeyn 17, 18;Nevevi, Şerhu Müslim, VI, 185; Umdetül-kârî, XVI, 377, 420-421; Fethul-Bârî, XIX, 332,401.
[714] Müsned, VI, 166.
[715] İhyâu ulûmi'd-dîn, II, 355.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/362-363.
[716] el-Edebül-müfred, s. 427 (bâb: 627, nr. 1303).
[717] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/363.
[718] bkz, Beşinci Bölümde s. 92 vd., 95-96.
[719] Müsned, VI, 264. Metinde düşükler olup aslına bakılmalıdır.
[720] Ebû Dâvud, Cihâd 61; İbn Mâce, Nikâh 50.
[721] Telbîsu tblîs, s. 295.
[722] İbn Sa'd, V, 204.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/363-364.
[723] ibn Hişâm, I, 390-391.
[724] Nesîmü'r-riyâz, I, 382-383.
[725] Alı el-Kârî, Şerhu'ş-Şifâ, I, 383.
[726] el-Müstedrek, III, 452.
[727] et-Takrîb, s. 628.
[728] age, s 478.
[729] Ebû Dâvud, Lıbfts-21; Tırmızı, Libâs 42.
[730] Metinde "hasen" kelimesi düşmüştür.
[731] el-İsâbe, I, 520.
[732] bkz. el-İsâbe, III, 655.
[733] Nesîmü'r-riyâz, I, 382, Alı el-Kârî, Şerhu'ş-Şifâ, I, 383.
[734] NesîmüV-riyâz, I, 382.
[735] bkz. GAL, II, 192.
[736] Nesîmü'r-riyâz, II, 383.
[737] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/364-366.
[738] Buhâri, Sulh 6. Zeyd'le ilgili bilgi metinde düşmüştür.
[739] Arapça "hacel" kelimesi, tek ayak üstüne yürümek, hoplamak, zıplamak gibi mana lara gelmekte olup Türkçe'deki seksek oyununun tam karşılığı olmamakla birlikti bu şekilde tercüme edilmiştir.
[740] bkz. Müsned, 1,108.
[741] age, 1,108; es-Sünenül'kübrâ, VIII, 6, Telbîsu İblîs, s. 258. Adı geçen üç sahabi, Hz. Hamza'mn kuçuk kızına bakmanın kendi hakları olduğunu ileri sunmuş ve Re-sulullah'a başvurmuşlardı.
[742] Ebû Dâvud, Talâk 35.
[743] Irâki, el-Muğnî, II, 388. Ebû Dâvud'da da oynama ve Resulullah'm sözleri yoktur.
[744] el-Hâvî fîl-fetâvâ, 11,446.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/366-367.
[745] Buharı, Edeb 81,112, Müslim, Edeb 30; Ebû Dâvud, Edeb 69, Tırmızı, Birr 57; ibn Mâce, Edeb 24.
[746] Meşârikul-envâr, II, 19. Medınelilerle ilgili soz burada geçmemektedir.
[747] Aynı bilgi ıçm bu eserin muhtasarı olan Neylü*l-ibtihâc'<ı (-> 244-245) bakınız.
[748] Ibn Sa'd, VII, 127.
[749] Burada geçen "Keşte nıyye" kelimesinin ne anlama geldiği bulunamamış; oiup eserin naşiri de bulamadığını belirtmiştir.
[750] Ibn Abdılhakfm, Sîretu Ömer b. Abdilaziz, s 181182.
[751] EbûDâvud, Kdeb 58.
[752] Aynı bilgi ıçm bkz Avnul-MaTmd, XIII, 285.
[753] Ibn Sa'd, 1, 293.
[754] age, VII, 48.
[755] age, III, 286.
[756] Bununla Muharamed b. Muhammed el-Hattâb (ö. 954/1547) kastedilmiş olmalıdır. Bazıları matbu birçok eseri yanında Şeyh Halil'in Muhtasarına da şerhi vardır (Zi-rikli, VII, 286; Kehhâle, XI, 230).
[757] Buhâri,Musâkât9,Mezâlim23;Müslim, Selâm 153;EbûDâvud, Cihâd44;Fethul-Bârî, X, 112.
[758] İbn Abdilber, el-KâfîJI, 1143.
[759] bkz. Flaraşi, Şerhu Muhtasari Halîl, IV, 202.
[760] bkz. Tertîbül-medârik, î, 362. ibn Harise burada ibn Haris şeklindi* geçmiştir.
[761] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/367-371.
[762] Müsned,VI, 112.
[763] İbn Adî, el-Kâmîl,V, 1878.
[764] bkz. Mecmau'z-zevâid, JV, 67. Burada, rivayet, zincirindeki Salt b. Haccâc'ın "zayıf" olduğunu kaydedilmiştir.
[765] el-Kâmil, VI, 2410. ibn Adî, hadisin bu isnadl-<ı"muiıfiet" olduğunu kaydeder.
[766] ibn Sa'd, IV, 208.
[767] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/371.
[768] Tahâvi, Şerhu Meânîl-âsâr, III, 50-51.
[769] es-Sünenül-kübrâ, VII, 288. Beyhaki hadisin isnadında "meçhul" ravüerve kesintiler olduğunu, bu konuda herhangi bir rivayet sabit bulunmadığını belirtir.
[770] Şerhu Meânil-âsâr, III, 51.
[771] Konunun başından buraya kadarverilen bilginin hepsi Zurkâni'den nakledilmiştir (Şerhul-Mevâhib, IV, 325-326).
[772] Burada kastedilen İbn Hacer el-Heytemî olup eserinin adı Eşrefül-vesâililâ feh-OTİ'ş-ŞemâiI'dir (Keşfuzzunûn, II, J059; SuppL, I, 268).
[773] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/372-373.
[774] bkz. Kenzül-uinmâl, XV, 212 (nr. 40616).
[775] el-Müstedrek, II, 184. Aynca bkz. s. 347.
[776] Müsned, IV, 67, V, 379.
[777] el-Misbâhul-münîr, I, 219 ("ren" mad.).
[778] en-NÜıâye fî garîbil-hadîs'te (II, 198) "urcûha"nın salıncak olduğu söylenmiştir.
[779] Ebû Dâvud, Edeb 55. Ayrıca bkz. Buhâri, Menâkıbu'l-ensâr 44; Müslim, Nikâh 69.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/373-374.
[780] Buhâri, Nikâh 71.
[781] et-Târfhul-kebîr, İÜ, 425.
[782] Ebû Dâvud, Et'ıme 3; İbn Mâce, Nikâh 25.
[783] Buhâri, Nikâh 71; Müslim, Nikâh 96-98; Ebû Dâvud, Et'ıme 1; İbn Mâce, Nikâh 25.
[784] Konu başından buraya kadar verilen bilgi çin bkz. Fethul-Bârî, XIX, 290-291.
[785] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/374-375.
[786] Burada devamla Resulullah'm bereket duası yaptığı ve müteakip rivayette geçtiği üzere çömlek isteyip helva yaptırdığı kaydedilmiştir.
[787] el-Müstedrek, IV, 109-110 (Metnin baş tarafinda biraz farklılık vardır).
[788] er-Riyâzu'n-nadire, II, 29-30.
[789] Konu başından buraya kadar verilen bilgi için bkz. Şerhul-Mevâhib, IV, 326-327.
[790] eş-Şemâil, s. 79 (bâb: 25, nr. 148).
[791] ibn Sa'd, IV, 149. "Dikit" kelimesi metinde "min" şeklinde geçmiştir.
[792] eSvâil, s. 92.
[793] age, s. 92-93. Necrân kelimesi metinde Şam şeklinde geçmiştir. Paluze, nişasta ve şekerle yapılan ve soğuk olarak yenilen bir çeşit pelte tathsıdır.
[794] el-Müstedrek, IV, 135.
[795] Saydul-havâtır, 27,63 64,445,472 Atıfta bulunulan bu sayfalarda, metinde veri len bilgilerden bir kısmı yoktur.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/375-377.
[796] Ebû Dâvud, Et'ıme 38.
[797] Tayâlısı, Musnect, s 350 Metinde "Allah'ın adını anın" ifadesi düşmüştür.
[798] Ahmed b Hanbel, Musned, I, 234, 302.
[799] Hattâbı, Meâlimu's-Sünen, TV, Ifa9 Metinde "kuffar" kelimesi düşmüştür.
[800] Bu başlık altında verilen bilginin hepsi ıçm bkz Şerhul-Mevâhib, IV, 3.35.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/377.
[801] Mecmau'z-zevâid, IV, 76; Kenzii1-ummâLXn, 244 (nr. 34877).
[802] îbn Mâce, Ticârât 40. Bu ve üstteki rivayetlerdeki hata ve düşüklükler için asıl kaynaklara bakılmalıdır.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/378.
[803] İrşâdü's-sârî, IV, 37.
[804] Buhâri, Hac 150.
[805] Bu paragrafta verilen bilginin hepsi İçin bkz. Fethu'1-Bârî, VIII, 77.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/378-379.
[806] el-İsâbe, 1,416.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/379.
[807] Bu başlık "Ok yontucusu" anlamına da gelmektedir.
[808] Telbîsu İblis, s. 282.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/379.
[809] îbn Hişâm,II, 663.
[810] el-İsâbe, III, 319; Ibnü'1-Esîr, el-Lübâb,III, 245-246.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/379-380.
[811] İbn Sa'd, III, 542-543; el-İsâbe, I, 84.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/380.
[812] ibn Sa'd, VIII, 28; İbn Şebbe, I, 108.
[813] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/380-381.
[814] el-lsâbe, IV, 305; İbn Şebbe, I, 106.
[815] İbn Sa'd, VI, 216.
[816] İbn Sa'd, V, 29, Metinde "fe-velevhâ" kelimesi "bi-veledihâ" şeklinde geçmiştir.
[817] el-İsâbe, I, 374.
[818] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/381-382.
İslami Okul Okulların En Önemlisi