Meselenin özeti: Cinsel birleşmenin bir türlü gerçekleşmediği ve boşanma eşiğine gelmiş bir evlilikte, kadının uyku ilacı alması ve birleşmenin o hâlde denenmesi câiz midir? Kadının bunu kabul etmesi, maksadın tedavi olması, yahut nikâhın kurtarılması hükmü değiştirir mi?
Kısa cevap: Nikâh dâhilinde, mûtat dozda, hekim bilgisi dâhilinde ve haram bir madde bulunmaksızın aslen mübahtır — zira uyku ilacı da cimâ da kendi başlarına mübahtır ve bu birleşimi men edecek bir illet, dokuz ihtimal tahkîk edildiği hâlde sâbit olmamıştır. Men edilen iki hâl vardır: ilacın kadına gizlice verilmesi, ve haram bir madde ile uyuşturma. Bununla birlikte mübah olan ile faydalı olan bir değildir: hastalığı fiilen ortadan kaldıran yol tedavidir, ve netice alındığı bilinen yol odur.
Fihrist
- Meselenin Tahrîri
- Uykunun Haddi — nevm ile gaşyın ayrılması
- Men Edici İlletlerin Tahkîki — dokuz illet, tek tek
- Berâet Aslı ve İspat Yükü
- Ayakta Kalan İki Kayıt
- Halk Arasında Dolaşan İtirazlar
- Tercih ve Netice — sûretlerin cetveli
- Tedavi Bahsi — mübah olan ile tercihe şâyan olan
- Hâtime · Terim Sözlüğü · Dipnotlar
Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, kullarına dinlerini eksiksiz tebliğ eden Peygamberimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına olsun.
Bu risale şu meseleyi ele alır: cinsel birleşmenin gerçekleşmediği bir evlilikte, kadının uyku ilacı almasının ve birleşmenin o hâlde denenmesinin hükmü nedir?
Mesele sahada sorulmakta, fakat fıkıh kitaplarında müstakil bir başlık altında bulunmamaktadır. Sebebi açıktır: kullanılan ilaç da, konulan teşhis de yenidir. Buna karşılık meselenin bağlanacağı asıllar yeni değildir — uyuyan eş, benc, tedavi, zarar ve nikâhın ayıpları bahisleri fıkıhta yerli yerinde durur. Yapılacak iş, bu asıllardan hangisinin buraya uzandığını tayin etmektir.
Sorunun cevapsız kalması onu ortadan kaldırmaz. Cevap verilmediğinde insanlar kendi buldukları yolla amel eder; kimi tereddüt içinde, kimi bilmeden. Risalenin sebebi budur.
Takip edilen yol şudur: hüküm Kitâb, Sünnet ve selefin bu nassları anlama biçimi üzerine kurulur; her hadis Arapça metniyle ve tahrîciyle verilir; her küllî kāide kaynağıyla ve bir örnekle zikredilir; her ihtimal en kuvvetli hâliyle ortaya konur; ve hiçbir hüküm, dayandığı delilin taşıyabileceğinden fazla iddia edilmez.
1. Meselenin Tahrîri
1.1. Anahtar kavramlar
- İstimtâ’ (الاستمتاع) — nikâh akdiyle eşlerin birbirinden faydalanma hakkı. Cimâ bunun bir cüz’üdür, tamamı değildir.
- Nevm (النوم) — uyku — tabiî ve geri dönüşlü bir hâl. Uyuyan kimse yeterli bir uyaranla uyanır; uyanma düzeneği yerindedir. Uykunun derinliği kişiden kişiye değişir: kimi dokununca kalkar, kimi sarsılsa uyanmaz. Bu bir cins farkı değil, derece farkıdır.
- Gaşy (الغشي) — baygınlık — uykunun daha derini değil, başka bir hâldir. Fıkıhta müstakil bir bâbdır ve “mağşiyyün aleyh” diye anılır.
- Benc / tahdîr (البنج / التخدير) — bilinci yahut duyuyu dışarıdan verilen bir madde ile kapatmak. Klasik fıkıhta “benc” bu maddenin adıdır; bugünkü karşılığı anesteziklerdir. Uyku ilacı bunun aynı değildir; ileride ayrıca ele alınacaktır.
- Ratk / karn (الرتق / القرن) — kadında cimâya mâni olan bedenî engel. Fıkıhta nikâhın ayıpları (uyûbü’n-nikâh) bahsinde incelenir.
- Vajinismus (teşennüc-i mehbelî) — pelvik taban kaslarının, birleşme teşebbüsünde istem dışı kasılması. Vakaların çoğunda dokuda darlık yoktur; engel anatomik değil, refleksîdir — irade dışı, korku beklentisiyle tetiklenen bir kas kasılması. Bir kısım vakada ise himen anomalisi yahut septum gibi uzvî bir sebep bulunur; bu ikisi ayrı şeylerdir ve teşhisin niçin önce geldiğini gösterir.
1.2. Meselenin sûreti
Sorulan sûret şudur: nikâhlı bir çift, cinsel birleşmeyi bir türlü gerçekleştirememektedir. Kadında vajinismus vardır. Hekime gitmişler, netice alamamışlardır. Boşanma safhasına gelinmiştir. Koca teklif eder: “Uyku ilacı al; belki o zaman gerçekleşir.” Kadının bilgisi ve kabulü vardır.
Bu sûretin etrafında ele alınması gereken diğer hâller şunlardır: ilacın kadına gizlice verilmesi; bilincin haram bir madde ile kapatılması; kadının tabiî uykuda olması; hastalık sebebiyle baygın olması; ameliyat anestezisi altında yahut komada bulunması; hekim gözetiminde yapılan tıbbî işlemler; dilatör programı ve kocanın ona katılması; ve hipnoterapi. Her birinin hükmü sonda cetvel hâlinde verilmiştir.
1.3. Tartışmanın düğümlendiği nokta
Bazı hususlarda ihtilâf yoktur ve bunları baştan ayırmak, tartışmayı gereksiz yere genişletmekten korur:
- Cimâ, nikâh akdiyle mübahtır; akdin asıl neticelerindendir.
- Kadının şer’î bir özrü olmaksızın imtinâı câiz değildir.
- Buna karşılık hastalık ve cimâdan gelecek zarar, şer’î bir özürdür; bu hâlde kadın mâzurdur ve günahkâr değildir.
- Haram bir madde ile tedavi olunmaz.
- Hekim eliyle, tedavi maksadıyla, tıbbî bir işlem için bilincin kapatılması câizdir.
Tartışma tek bir noktada düğümlenir ve risalenin tamamı onun üzerinde yürür:
Meselenin bu şekilde konması, bu risaleye mahsus bir tercih değil, usûlün umûmî bir kāidesinin gereğidir: ispat yükü, aslın hilâfına hüküm verende bulunur. Bu kāide her meselede aynı şekilde işler — bir yiyeceğin haram olduğunu söyleyen delil getirir, helâl olduğunu söyleyen getirmez; zira ikincisi zaten yerinde duran bir hâli söylemektedir.
Meselemizde: uyku ilacı, hekim bilgisi dâhilinde ve haram madde taşımıyorsa, kendisi mübahtır. Cimâ, nikâh dâhilinde mübahtır. İki mübahın bir araya gelmesinden haramlık doğuyorsa, bunu doğuran vasıf gösterilmelidir. Aşağıdaki bahis, bu vasfın aranmasına ayrılmıştır.
2. Uykunun Haddi — Nevm ile Gaşyın Ayrılması
İlletlerin tahkîkine geçmeden önce bir tanım meselesi halledilmelidir: uyku ilacının meydana getirdiği hâl, uykunun cinsinden midir, yoksa başka bir hâl midir? Hüküm bu tayine bağlıdır; zira fakihler uyuyan eş hakkında bir cevaz vermişlerdir ve bu cevazın kapsamı, ancak hâlin cinsi belirlenerek bilinir.
Şâri’ iradenin düştüğü hâlleri sayarken uyuyanı ayrı, aklı örtülü olanı ayrı zikretmiştir:
عَنْ عَلِيٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قَالَ: «رُفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثَلَاثَةٍ: عَنِ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ، وَعَنِ الصَّبِيِّ حَتَّى يَحْتَلِمَ، وَعَنِ الْمَجْنُونِ حَتَّى يَعْقِلَ»
“Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: uyanıncaya kadar uyuyandan, bulûğa erinceye kadar çocuktan, aklı başına gelinceye kadar aklı örtülü olandan.”
(Ebû Dâvûd, “Hudûd”, 17, nr. 4403; Tirmizî, “Hudûd”, 1, nr. 1423; Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, nr. 7303; İbn Mâce, “Talâk”, 15, nr. 2042; Ahmed b. Hanbel, Müsned, nr. 940. Hadis sahihtir.)
Mübârekfûrî, hadisin bir rivayetindeki “aklına galebe çalınmış kimse” (المغلوب على عقله) tabirini şerh ederken kapsamına girenleri sayar: haddi aşmaksızın sarhoş olan, aklı örtülü olan, uyuyan, hastalık sebebiyle aklı gitmiş hasta, ve baygın.[1] Yani baygın (mağşiyyün aleyh), fıkıh nazarında uyuyanın bir alt derecesi değil, ayrı bir başlıktır.
Ölçü şudur: uyku, uyanma düzeneğinin yerinde olduğu bir hâldir. Uyuyan kimse yeterli bir uyaranla — bilhassa acıyla — uyanır. Bu düzenek, uykunun derinliğine göre daha güç yahut daha kolay işler; fakat işler. Tam anestezi ve koma ise tarifi gereği bunun dışındadır: orada ağrılı uyaranla dahi uyanma olmaz.
Mûtat dozda alınan bir uyku ilacı, uykunun cinsindendir. Ağızdan alınır, emilimi tedrîcîdir, kendini sınırlar, ve uyanma düzeneğini ortadan kaldırmaz. Kimi kişide yarım dozla dahi uyanma olur, kimisinde tam dozla olan biteni hayal meyal hatırlar; bu değişkenlik, tabiî uykuda da aynen mevcuttur. Buna karşılık damardan verilen ve hekimin kademe kademe artırdığı işlem sedasyonu ile tam anestezi, uykunun cinsinden çıkmış hâllerdir.
3. Men Edici İlletlerin Tahkîki
Aşağıda, bu fiilin men edilmesi için ileri sürülebilecek dokuz illet sayılmıştır. Her biri önce en kuvvetli hâliyle takrîr edilmiş (ortaya konmuş), sonra tahkîk edilmiştir. Muhâlif görüşün zayıf hâliyle sunulup çürütülmesi insâfa aykırıdır; burada aksi yapılmıştır.
Birinci illet — “Bilinç kapatılmıştır; bu tahdîrdir”
Takrîr: Cumhûr, benc ile aklı gidermeyi ancak tedavi için — çürümüş bir uzvun kesilmesi gibi — mübah görmüştür.[2] Uyku ilacı da aklı gideren bir maddedir; öyleyse aynı hükme tâbidir ve tedavi dışında kullanılamaz.
Tahkîk: Bu istidlâl, iki ayrı hâli tek hükümde birleştirmektedir. Benc, aklı gideren bir maddedir; mûtat dozda uyku ilacı ise uykuyu getiren bir maddedir. Birincisinde uyanma düzeneği ortadan kalkar, ikincisinde kalkmaz. Yukarıda geçtiği üzere bunlar cins itibariyle ayrıdır.
Kaldı ki bu ölçüyle gidildiğinde neticesi taşınamaz: uykusuzluk çeken bir kimsenin hekim tavsiyesiyle ilaç alması da “aklı gidermek” sayılır ve men edilirdi. Hiçbir fakih böyle söylememiştir. Bir illetten çıkan netice, kimsenin kabul etmediği bir yere varıyorsa, illet yanlış tayin edilmiştir.
Bu illet düşer.
İkinci illet — “Kadın olup biteni hatırlamayacaktır”
Takrîr: Bazı uyku ilaçları, alındıktan sonraki olayların hatırlanmamasına yol açar. Bir kimsenin bedeninde, kendisinin hiç bilmeyeceği bir tasarrufta bulunmak, hakkın ilgası mânasına gelir.
Tahkîk: Nisyân (unutma) illet olamaz; zira tabiî uykuda olan kadın da hatırlamaz. Derin uykuda kendisine dokunulan, üstü örtülen, yahut yanına yatılan kimse ertesi gün bunların hiçbirini bilmez. Eğer hatırlamamak haramlığın illeti olsaydı, fakihlerin uyuyan eş hakkındaki cevazı baştan düşerdi — ki kimse böyle demiyor.
Bir illetin sıhhat şartlarından biri tardır: illet nerede bulunursa hüküm orada bulunmalıdır. Nisyân, mübah sayılan bir sûrette (tabiî uyku) de mevcut olduğuna göre, haramlığın illeti olamaz.
Bu illet düşer.
Üçüncü illet — “Kadının o esnada rızası yoktur”
Takrîr: Fiil esnasında kadın irade beyan edemez; irade beyan edemeyen kimsenin bedeni üzerinde tasarruf, rızasız tasarruftur.
Tahkîk: Bu istidlâl, cimânın mübah olmasını kadının her defasında yenilenen bir iznine bağlamaktadır. Böyle bir şart yoktur; hüküm nikâh akdiyle yerleşmiştir. Nass sarîhtir:
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «إِذَا دَعَا الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ إِلَى فِرَاشِهِ فَأَبَتْ، فَبَاتَ غَضْبَانَ عَلَيْهَا، لَعَنَتْهَا الْمَلَائِكَةُ حَتَّى تُصْبِحَ»
“Bir adam eşini yatağına çağırır da o gelmez, adam da ona dargın olarak geceler ise, melekler sabaha kadar ona lânet eder.”
(Buhârî, “Bed’ü’l-halk”, nr. 3237; ayrıca “Nikâh”, bâb “İzâ bâtati’l-mer’etü muhâcireten firâşe zevcihâ”, nr. 5194. Müslim, “Nikâh”, bâb “Tahrîmü imtinâihâ min firâşi zevcihâ”, nr. 1436. Muttefekun aleyh.)
Bu hadis, cimânın mübah olmasının kadının her defasında vereceği bir izne bağlı olmadığını gösterir. Şu hâlde “rıza yoktur” diye bir illet kurmak, nikâh akdinin verdiği hakkı iznin şartına bağlamak olur ki bu, akdin kendisini bozar.
Bir kayıt: hadis iki kayıt taşır. Lânetin bağlandığı imtinâ, şer’î bir mâni olmaksızın yapılan imtinâdır. Ve “adam ona dargın olarak gecelerse” ifadesi, San’ânî’nin belirttiği üzere muteber bir kayıttır: koca kadını mâzur görmüş yahut hakkından vazgeçmişse mesele kalmaz.[3] Vajinismuslu kadın, hastalığı ve cimâdan gelecek zarar sebebiyle bu kaydın içindedir — onun imtinâı nüşûz değildir.
Meselemizde ayrıca kadının bilgisi ve kabulü de mevcuttur. Fakat asıl nokta şudur ki, olmasaydı dahi bu illet kurulamazdı.
Bu illet düşer.
Dördüncü illet — “Acı ve doku zararı vardır”
Takrîr: Spazma rağmen girişte kadın acı duyar; yırtık, kanama ve çatlak meydana gelebilir. Zarar yasağı sarîhtir:
عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ قَضَى «أَنْ لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ»
“Rasûlullah ﷺ, zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur, diye hükmetti.”
(İbn Mâce, “Ahkâm”, 17, nr. 2340. Aynı mana İbn Abbas’tan da rivayet edilmiştir: İbn Mâce, nr. 2341; Ahmed, nr. 2865. Ayrıca Mâlik, el-Muvatta’, “Akdiye” bahsinde mürsel olarak. Turukların birleşmesiyle hadis sahihtir; Nevevî bunu el-Erbaîn’in 32. hadisi olarak almıştır.)
Tahkîk: Bu, ileri sürülebilecek illetlerin en kuvvetlisidir ve dikkatle ele alınması gerekir. Fakat “acı ve doku zararı” şeklinde konulduğunda ölçü fazla genişler ve tutulamayacak neticelere varır. Üç örnek bunu göstermeye yeter:
Birinci örnek — ilk birleşme. Bikr olan kadınla ilk birleşmede kızlık zarı açılır; çoğu kez acı ve bir miktar kanama olur. Bu, doku zararıdır. “Acı ve doku zararı” illet sayılsaydı, ilk birleşme haram olurdu. Hiçbir âlim böyle dememiştir; aksine bu, nikâhın tabiî neticesi sayılmıştır.
İkinci örnek — dar vakalar. Bazı kadınlarda ilk birleşmeler acılı geçer; doku esnedikçe zamanla rahatlar. İlk seferlerde acı ve zorlanma olması, sonrakileri haram kılmaz — nitekim bedenin esneme kabiliyeti gereği mesele kendiliğinden çözülür. “Acı vardır” demek, bu vakalarda birleşmeyi men etmeyi gerektirirdi; kimse böyle demiyor.
Üçüncü örnek — doğum ve sezaryen. Doğum, kadın için ağır bir acı ve ciddî bir bedenî zarardır; sezaryende ise karın duvarı ve rahim bilfiil kesilir. Bunlar câizdir, hatta yerine göre vâciptir. “Acı ve doku zararı” mutlak olarak illet sayılsaydı, çocuğun çıkarılması için neşter vurmak haram olurdu. Bu neticeyi hiç kimse kabul etmez.
Şu hâlde acı, hükmün üzerine bina edildiği vasıf değildir; olsa olsa altında bir zarar bulunabileceğine işaret eden bir emâredir. Emâre, delâlet ettiği şey tahkîk edilmeden hüküm doğurmaz. Nitekim fakihler hacamatın kesiğini, sünnetin acısını, diş çekimini ve cerrahî işlemi zarar bahsinde tartışmazlar bile.
Burada bir itiraz akla gelebilir: “Bunlar meşrû fiilin lâzımıdır; vajinismustaki yırtılma ise hastalığın üzerine zorlanmaktan doğar.” Bu ayrım da tutmaz. Zira dilatör programının kendisi de esnetme, rahatsızlık ve kademeli açılma ile yürür; hekimler bunu hastalarına tavsiye eder ve hasta kendi eliyle uygular. Hasta bunu yaptığında rahatsızlık duyduğu, hatta bir miktar zorlandığı için suçlu sayılmaz. Öyleyse acının hastalıktan doğuyor olması, tek başına ayırt edici bir ölçü değildir.
Bu illet, bu hâliyle düşer. Zararın illet olabilmesi için, acıdan başka bir vasıfla tarif edilmesi gerekir. Aşağıdaki illetler bu tarifi kurma teşebbüsleridir.
Beşinci illet — “Kadın fiili durduramaz”
Takrîr: Dilatör programında kadın her an bırakabilir; uyutulduğunda bırakamaz. İlaç, emniyet supabını sökmektedir.
Tahkîk: Bu tarif, üçüncü illetin başka lafızla geri gelmesidir. “Kadının durdurabilmesi”ni mübahlığın şartı yapmak, ona kocayı men etme yetkisi tanımak demektir. Böyle bir yetki yoktur; nikâh istimtâ’ hakkını vermiştir ve şer’î özrü olmaksızın imtinâ câiz değildir. Bir illetin, az önce reddedilen bir esasa dönüp dolaşıp dayanması, onun müstakil bir illet olmadığını gösterir.
Ayrıca kadının o esnadaki hâli bir izin yahut men değildir. Vajinismusta acı zâhir olduğunda ortaya çıkan şey kadının iradesi değil, şer’î mâniin kendisidir — hastalık ve zarar. O mâni tahakkuk ettiğinde kocanın talep hakkı zaten düşer. Mesele “kadın hayır dedi” değil, “özür belirdi”dir; ikisi bambaşka şeylerdir.
Nihayet: لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ hitabı zararı verecek olanadır; zarar görene “kendini koru” demez. Mükellefiyeti zarar görenin omzuna yüklemek, hitabı tersine çevirmektir.
Bu illet düşer.
Altıncı illet — “Kadın uyandırılamayacak derecededir”
Takrîr: İlaç uykusu tabiî uykudan daha derindir; kadın olağan uyaranlarla uyanmaz. Fakihlerin uyuyan eş hakkındaki cevazı, uyandırılabilir bir hâl içindir; bu derece o cevazın dışındadır.
Tahkîk: Uyandırılabilirlik tabiî uykuda da derecelidir. Kimi kimse dokunulunca kalkar, kimi sarsılsa uyanmaz; kimi sabah namazına birkaç ezanla kalkamaz, kimi en küçük sesle uyanır. Fakihler uyuyan eş hakkındaki cevazı verirken uykunun derinliğine dair hiçbir kayıt koymamışlardır; lafız mutlaktır.
Şu hâlde derinliği illet saymak, kayıtsız bırakılmış bir cevazı delilsiz kayıtlamak olur. Neticesi de taşınamaz: uykusu ağır olan kadına yaklaşmak haram, hafif uyuyana helâl olurdu — ki bu, aynı hükmün kişilerin uyku alışkanlığına göre değişmesi demektir. Hiçbir fakih böyle bir taksîm yapmamıştır.
Fark derecede değil, cinstedir: ağır uyuyan kimse yine de uykudadır ve uyanma düzeneği yerindedir. Tam anestezi ve koma ise ayrı bir hâldir; bu, yukarıda “Uykunun Haddi” bahsinde ele alınmıştır ve mûtat dozda uyku ilacı oraya girmez.
Bu illet düşer.
Yedinci illet — “Neticesi belirsizdir”
Takrîr: Bu teşebbüsün netice vereceği belli değildir; kişiden kişiye değişir. Neticesi belirsiz bir yola başvurmak, bedene karşı sorumsuzluktur.
Tahkîk: Tedavide kesinlik aranmaz; zann-ı gâlib yeter. Hekimlik zaten deneyerek ilerler: bir ilaç şu hastada tutar, bu hastada tutmaz; doz ayarlanır, ilaç değiştirilir. Nebî ﷺ tedaviyi emrederken neticenin kesinliğini şart koşmamıştır:
عَنْ أُسَامَةَ بْنِ شَرِيكٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «تَدَاوَوْا، فَإِنَّ اللَّهَ لَمْ يَضَعْ دَاءً إِلَّا وَضَعَ لَهُ دَوَاءً، غَيْرَ الْهَرَمِ»
“Tedavi olun; zira Allah, ihtiyarlık dışında, devâsını koymadığı hiçbir hastalık koymamıştır.”
(Ebû Dâvûd, “Tıb”, 1, nr. 3855; Tirmizî, “Tıb”, 2, nr. 2038; İbn Mâce, nr. 3436; Ahmed, nr. 18454. Nevevî el-Mecmû’da isnâdının sahih olduğunu belirtmiştir.)
Belirsizliği illet saymak, meşrû tedavilerin çoğunu men etmeyi gerektirirdi. Kaldı ki bu sûrette bir kısım vakada tesirli olmuş olması muhtemeldir: engel ağırlıklı olarak ilk giriş eşiği ise, o eşiğin bir kere geçilmesi döngüyü kırabilir ve nitekim dilatörün yerini sonradan eşin alması bilinen bir seyirdir.
Bu illet düşer.
Sekizinci illet — “Meydana gelen zarar geri alınamaz”
Takrîr: Bir yırtık meydana geldiyse geri döndürülemez; ilaç denemesinde ise hekim ilacı keser ve doku eski hâline döner.
Tahkîk: Bu, vâkıaya uymuyor. Doku iyileşir; yırtık kapanır, kanama durur, çoğu vakada bedende kalıcı bir şey kalmaz. Geri dönmeyeceği söylenebilecek tek şey, ağrılı bir tecrübenin korku-kaçınma döngüsünü pekiştirmesidir — fakat bu da mutlak değildir: yukarıda geçtiği üzere eşiğin geçilmesi bir kısım vakada tersine kolaylaştırıcı olmuştur.
Yani netice iki yöne de gidebilir ve hangisinin olacağı önceden bilinmez. Bilinmeyen bir şey üzerine kesin bir haramlık bina edilmez.
Bu illet düşer.
Dokuzuncu illet — “Zararın meydana geldiği bilinemez”
Takrîr: Bu, zarar iddiasının en dar ve en dayanıklı hâlidir. Kadın uyanık olsaydı acıyı bildirir, zarar başlarken durulurdu. Bilinci kapalı bedende ise kimse içeride ne olduğunu bilmez; körlemesine ilerlenir.
Tahkîk: Bu tarif ilk bakışta sağlam durur, fakat iki yönden çürür.
Birincisi: Anlık gözlem, câiz sayılan sûretlerde de yoktur. Anestezi altında yapılan botoks ve kademeli dilatasyon işleminde hekim de içerideki dokuyu anlık olarak görmez; dokunma, direnç ve kademe ile ilerler. Eğer “anlık bilinememesi” illet olsaydı, o işlem de men edilirdi — ki hiç kimse men etmiyor, aksine dirençli vakaların asıl tedavisi sayılıyor. İlletin câiz sûrette de bulunması, onun illet olmadığını gösterir.
İkincisi ve daha esaslısı: Bu illet, altında bir vâkıa iddiası taşır — “zarar meydana gelmektedir” iddiası. Bu iddia ispatlanmış değildir. Ortada ne bir seri, ne bir kayıt, ne bir vaka toplamı vardır. Kanama görüldüğünde devam edilmeyeceği ise zaten açıktır; ve bugün en uzak yerleşimden dahi sağlık kuruluşuna erişim kısa sürmektedir.
Burada insâf gereği şu da söylenmelidir: karşı taraf da rakamsızdır. “Hiçbir yaralanma vakası görülmemiştir” demek de ispatlanmış bir bilgi değildir; zira böyle bir mesele hekime bu şekliyle taşınmaz. Fakat ispat yükü men edenin üzerindedir; iki taraf da delilsiz kaldığında hüküm, iddia edene değil, asla döner.
Bu illet de sâbit olmaz.
4. Berâet Aslı ve İspat Yükü
Dokuz illetin tahkîki tamamlandığında geriye men edici bir vasıf kalmamaktadır. Bu noktada usûlün kāidesi devreye girer:
الْأَصْلُ فِي الْأَشْيَاءِ الْإِبَاحَةُ · الْأَصْلُ بَرَاءَةُ الذِّمَّةِ
“Eşyada asıl olan mübahlıktır” ve “asıl olan, zimmetin berî olmasıdır.” Bu iki kāide istishâb deliline dayanır: bir şeyin bilinen hâli, aksine delil bulununcaya kadar devam eder. İbn Kudâme Ravdatü’n-Nâzır’da istishâbı bu şekilde tarif eder; kāideler Süyûtî’nin el-Eşbâh ve’n-Nezâir’inde ve İbn Nüceym’in aynı adlı eserinde yerini almıştır.[5]
Somut bir örnekle: Bir yiyeceğin haram olduğu iddia edilirse, delil getirmesi gereken, “haramdır” diyendir; “helâldir” diyen değil. Zira eşyanın aslı mübahlıktır ve mübahlık iddia eden, zaten yerinde duran bir hâli söylemektedir. Aynı şekilde nikâh dâhilindeki bir tasarrufun men edildiğini söyleyen, o men’in delilini göstermek zorundadır.
5. Ayakta Kalan İki Kayıt
Yukarıdaki tahkîk, zarar iddiası üzerine kurulu illetleri elemiştir. Fakat iki hüküm bu tartışmadan hiç etkilenmez; zira dayanakları zarar değil, başka cihetlerdir.
5.1. İlacın gizlice verilmesi — haramdır
Kadının haberi olmadan yemeğine yahut içeceğine ilaç katmak, zarar bahsinden bağımsız olarak memnûdur. İki nass bunu kurar:
﴿ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ ﴾
(Nisâ 4/19)
“Onlarla ma’rûf üzere geçinin.” Ma’rûf, şer’in ve aklıselîmin birlikte güzel gördüğü, örfün yadırgamadığı davranıştır. Eşine bilgisi dışında ilaç vermek, hangi örfte olursa olsun ma’rûfun kapsamına girmez.
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ قَالَ: «مَنْ حَمَلَ عَلَيْنَا السِّلَاحَ فَلَيْسَ مِنَّا، وَمَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا»
“Kim bize silah çekerse bizden değildir; kim bizi aldatırsa bizden değildir.”
(Müslim, “Îmân”, bâb “Kavlü’n-Nebî ﷺ men ğaşşenâ feleyse minnâ”, nr. 101. Sahihtir.)
Delâlet yönü: Ğışş (aldatma), bir kimsenin bilmediği bir şeyi ondan gizleyerek onun üzerinde tasarrufta bulunmaktır. Alışverişte ıslak buğdayı altta gizleyip kuruyu üste koymak nasıl ğışş ise, eşin bilgisi dışında bedenine tesir eden bir madde vermek evleviyetle ğışştır — zira orada mal, burada beden söz konusudur. Nikâh, aldatmayı mübah kılan bir akit değildir; مَبْنَى الشَّرِيعَةِ عَلَى النُّصْحِ — şeriatın binası nasihat (samimiyet) üzerinedir.
Buna ilaveten: gizlice verilen ilacın kişinin başka bir hastalığıyla yahut kullandığı ilaçla etkileşmesi ihtimali vardır ve bu ihtimal, bilgisi olmayan tarafça hesaba katılamaz. Bilgi, tedbirin şartıdır.
5.2. Haram bir madde ile uyuşturma — haramdır
Alkol yahut uyuşturucu ile uyutmak müstakil olarak memnûdur:
عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «إِنَّ اللَّهَ أَنْزَلَ الدَّاءَ وَالدَّوَاءَ، وَجَعَلَ لِكُلِّ دَاءٍ دَوَاءً، فَتَدَاوَوْا وَلَا تَدَاوَوْا بِحَرَامٍ»
“Allah hastalığı da devâyı da indirmiş, her hastalığa bir devâ koymuştur. Öyleyse tedavi olun; fakat haramla tedavi olmayın.”
(Ebû Dâvûd, “Tıb”, bâb “fi’l-edviyeti’l-mekrûha”, nr. 3874. Elbânî es-Silsiletü’s-Sahîha’da nr. 1633 ile sahih saymıştır.)
Bu, tartışmanın hiçbir turundan etkilenmez; zira dayanağı zararın miktarı değil, vasıtanın kendisinin haram oluşudur. Aynı sebeple, reçeteli bir ilacın muhtevasında haram bir maddenin bulunup bulunmadığına dikkat etmek de yerinde bir titizliktir; hekime yahut eczacıya sormak bunun yoludur.
6. Halk Arasında Dolaşan İtirazlar
Yukarıdaki illetler, ilim ehlinin ileri sürebileceği dayanaklardır. Fakat okuyucunun zihnindeki itiraz çoğu kez hiçbir âlimin söylemediği, halk dilinde yerleşmiş bir söz olur. Bunlar kitaplarda bulunmadığı için karşılıksız kalır ve okuyucu, bütün delilleri okuduğu hâlde kendi itirazının cevabını bulamadan metni kapatır. Bu sebeple sahada fiilen dolaşan üç söz burada ayrıca ele alınmıştır.
“Gerdek olmadan nikâh tamamlanmış sayılmaz”
Bu söz fıkhen yanlıştır ve hiçbir âlime nispet edilemez. Nikâh, akitle sahih olur. Dühûl (birleşme) akdin sıhhat şartı değildir. Dühûl ve halvet, mehrin tamamının kesinleşmesi ve iddetin gerekmesi gibi bazı neticeleri etkiler; fakat akdin varlığını ve sıhhatini etkilemez.
Sözdeki kayma şuradadır: “evliliğin tamamlanması” tabiri örfte cinsel birleşmeyi, fıkıhta ise akdin kurulmasını anlatır. Aynı kelimenin iki manası karışınca, ortada olmayan bir mecburiyet doğmuş görünür. Bu vehim, çiftleri acele ve yanlış çözümlere itmektedir.
“Bu hastalığın sebebi sihirdir; tedavisi tıpta aranmaz”
Sihrin varlığı Kur’ân ile sâbittir ve rukye meşrûdur; bunlar inkâr edilmiyor. İnkâr edilen, sihir ihtimalinin tıbbî muayenenin yerine geçmesidir. Nebî ﷺ “tedavi olun” diye emretmiştir ve bu emir, sebebi meçhul hastalıkları da kapsar. Teşhis konulmadan sebep tayin etmek ilim değil zandır.
Ayrıca bu itiraz, ulaşmak istediği neticeyi de vermez: sebebin ne olduğu, fiilin hükmünü değiştirmez. Pratikte tek neticesi, muayenenin ve tedavinin gecikmesidir — ki bu gecikme, çoğu vakada asıl zararı doğuran şeydir.
“Kadın zaten kocasının hakkını vermiyor”
Öncül yanlıştır. Hastalığı sebebiyle acı duyan kadın hakkı çiğnemiş olmaz; imtinâı şer’an mâzurdur ve günahkâr değildir. Yukarıda geçtiği üzere lânetin bağlandığı imtinâ, şer’î bir mâni olmaksızın yapılan imtinâdır.
Bu sözün doğurduğu en büyük zarar, kadını suçlu mevkiine koymasıdır. Suçlanan kadın meseleyi saklar, sakladığı için hekime gitmez, gitmediği için tedavi olmaz — ve evlilik, tedavisi olan bir sebeple yıkılır. Bu itiraz, çözümün önündeki en yaygın engeldir.
7. Tercih ve Netice
7.1. Umûmî hüküm
Tercih edilen görüş şudur:
Men edilen iki hâl vardır: ilacın kadına gizlice verilmesi (haramdır), ve bilincin haram bir madde ile kapatılması (haramdır).
Tam anestezi ve koma hâli bu hükmün dışındadır; orası uykunun cinsinden çıkmış ayrı bir bâbdır ve hekim eliyle, tedavi maksadıyla yapılan işlemlerle sınırlıdır.
Gerekçenin özeti: Uyku ilacı almak aslen mübah, cimâ nikâhla mübahtır. İkisinin bir araya gelmesini men edecek bir illet aranmış; dokuz muhtemel illet tek tek tahkîk edilmiş ve hiçbiri sâbit olmamıştır. Bir kısmı mübah sayılan sûretlerde de bulunduğu için (nisyân, anlık bilinmezlik), bir kısmı taşınamayacak neticelere vardığı için (acı ve doku zararı, uykunun derinliği), bir kısmı da altındaki vâkıa iddiası ispatlanamadığı için düşmüştür. İllet bulunmadığında hüküm asla döner.
7.2. Sûretlerin cetveli
| # | Sûret | Hüküm |
|---|---|---|
| 1 | Uyanık eş — olağan hâl | Mübahtır. Nikâhın asıl neticesidir; ayrıca bir izne bağlı değildir. |
| 2 | Uyanık, şer’î özrü olmadan imtinâ eden eş | Kadının özürsüz imtinâı câiz değildir; yol nasihat, sabır ve ıslahtır. |
| 3 | Hastalığı sebebiyle acı duyduğu için imtinâ eden eş | Kadın mâzurdur, günahkâr değildir. Mükellefiyet tedaviye yönelmektir — hem kadın hem koca için. |
| 4 | Tabiî uykuda olan eş — uykusu hafif olsun, ağır olsun | Mübahtır. Fakihlerin cevazı buradadır ve uykunun derinliğine dair kayıt koymamışlardır. Evlâ olan rıfk ile davranmaktır. |
| 5 | Kadın kendi uykusuzluğu için mûtat dozda ilaç almış | Mübahtır. Uyuyan eş hükmündedir; ilaç bu hükmü değiştirmez. |
| 6 | Kadının bilgisiyle, birleşme maksadıyla mûtat dozda uyku ilacı | Mübahtır — hekim bilgisi dâhilinde ve haram madde bulunmaksızın. Risalenin asıl meselesi budur. |
| 7 | İlacın kadına gizlice verilmesi | Haramdır. Ğışş ve muâşeret bi’l-ma’rûf ciheti; zarar bahsinden bağımsızdır. |
| 8 | Bilincin alkol yahut uyuşturucu ile kapatılması | Haramdır. Vasıtanın kendisi haramdır: lâ tedâvev bi-harâm. |
| 9 | Reçetesiz doz artırımı, hekim bilgisi dışında ilaç birleştirme | Câiz değildir. Burada mesele fiil değil, ilacın kendisidir: doz, etkileşim ve güvenlik hekimin işidir. |
| 10 | Hastalık sebebiyle baygın eş (gaşy) | Câiz değildir. Uykunun cinsinden çıkmış bir hâldir; ayrıca o anda vazife eşe bakmak ve hekime ulaştırmaktır. |
| 11 | Tam anestezi altında yahut komada | Câiz değildir. Uyuyan eş cevazı buraya uzanmaz. Hekimin tedavi maksatlı işlemi bundan müstesnâdır. |
| 12 | Hekim reçetesiyle, bilinci kapatmayan gevşetici yahut kaygı azaltıcı ilaç | Câizdir ve tedavi programının parçasıdır. |
| 13 | Hekimin anestezi altında yaptığı muayene, botoks ve kademeli dilatasyon | Câizdir. Tedavidir; dirençli vakaların asıl yoludur. Avret zarûret miktarınca açılır. |
| 14 | Dilatör (genişletici) programı — kadının kendi eliyle | Câizdir ve tavsiye edilir. Rahatsızlık duyması kadını günahkâr kılmaz. |
| 15 | Kocanın dilatör programına katılması | Câizdir. Protokolün kendisinde eş, hasta ve hekim sırayla yer alır; koca dışlanmış değildir. |
| 16 | Hipnoterapi | Câizdir. Bilinç kaldırılmaz, irade yerinde durur; kadın kendi kendine hipnozu öğrenerek fâil konumundadır. |
| 17 | Zorlayarak, kanama görüldüğü hâlde devam etmek | Câiz değildir. Bu, ilaçla değil zararla ilgilidir ve kadın uyanıkken de câiz değildir. |
| 18 | Bütün tedavi yolları tüketilmiş, netice alınamamış | Şer’î yol açıktır: sabır, yahut ayrılık (talâk, muhâlea yahut ayıp sebebiyle fesih). |
7.3. Fetvânın hâle göre değişen tarafı
İki hüküm burada tağayyuru’l-fetvâ ilkesine bağlanır — fetvâ, delil değiştiği için değil, delilin tatbîk edildiği vâkıa ve örf değiştiği için değişir.
Birincisi — tedavi masrafı nafakaya dâhildir. Klasik fıkıh kitaplarında tedavi masrafının kocanın nafaka borcuna girip girmediği ihtilâflıdır; girmediğini söyleyenlerin gerekçesi, tedavinin o günün şartlarında ne mûtat ne de neticesi belli bir masraf olmasıydı — nafaka ise ma’rûf üzere ve mûtat olan giderdir. Bugün tıbbî tedavi yerleşik ve zarûrî bir ihtiyaç hâline gelmiş, örf onu ma’rûf giderlerin içine almıştır. İllet değişince hüküm de değişir: bugün eşin tedavi masrafı nafakanın kapsamındadır.
İkincisi — bu risalenin hükmü de vâkıaya bağlıdır. Mübahlık, men edici bir illetin sâbit olmamasına dayanmaktadır. İleride muteber bir vâkıa bu sûrette zararın vukû bulduğunu ortaya koyarsa, hüküm o vâkıaya göre yeniden tartılır. Bu bir zayıflık değil, usûlün gereğidir: الْحُكْمُ يَدُورُ مَعَ عِلَّتِهِ وُجُودًا وَعَدَمًا — hüküm, illetiyle beraber döner; illet varsa vardır, yoksa yoktur.
8. Tedavi Bahsi — Mübah Olan ile Tercihe Şâyan Olan
8.1. Uyku ilacı hastalığı çözmez
Vajinismus vakalarının çoğunda dokuda darlık yoktur; engel, pelvik taban kaslarının istem dışı kasılmasıdır. Uyku ilacı bilinci yatıştırır; bu kas refleksini ortadan kaldırmaz. Nitekim dirençli vakalarda uygulanan protokolde, iğnenin nereye yapılacağını tayin etmek için en fazla kasılmanın olduğu bölgeler sedasyon altında tespit edilir — yani kasılma sedasyona rağmen oradadır ve tespit edilebilmesinin sebebi budur. Kasılmayı çözen şey uyutmak değil, ilacın kendisidir.
Bunun neticesi şudur: uyku ilacı, olsa olsa ilk giriş eşiğinin geçilmesine yardımcı olabilir — ki bu, bir kısım vakada gerçekten döngüyü kırmıştır. Fakat kasın gevşemesini öğrenmesi başka bir iştir ve o, uyanık hâlde, kademeli maruz bırakma ile olur. Bu sebeple bu yol yarım bir yoldur: eşiği geçirebilir, hastalığı bitirmez.
8.2. Netice alındığı bilinen yol
Vajinismus, tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır ve tedavisinin netice verdiğine dair kayıt vardır[6] — ki bu, uyku ilacı için söylenemez. Yol dört ayaklıdır:
- Teşhis. Kadın hastalıkları uzmanı önce uzvî bir sebep bulunup bulunmadığına bakar — himen anomalisi, septum gibi. Bunlar varsa mesele cerrahîdir ve zorlamayla değil ameliyatla çözülür.
- Kademeli dilatör programı ve pelvik taban fizyoterapisi. Kadın kendi eliyle, kendi hızında ilerler; koca da protokole katılabilir. Nitekim hipnodesensitizasyon tarifinde eş, hasta ve hekim sırayla yerleştirmeye katılarak ekip hâlinde çalışır.
- Kaygı çalışması yahut hipnoterapi. Bir çalışmada hipnodesensitizasyonla 43 hastanın 37’sinde tam başarı elde edilmiş, bir ilâ beş yıllık takipte çiftlerin normal evlilik hayatı sürdürdüğü ve belirtinin yer değiştirmediği bildirilmiştir. Riyad’da King Abdülazîz Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan bir çalışmada ise hipnoterapi, davranış terapisine kıyasla kadının cinsel kaygısını düşürmede ve kocanın memnuniyetini artırmada daha başarılı bulunmuş, netice daha az seansta alınmıştır.
- Dirençli vakalarda botoks ve anestezi altında kademeli dilatasyon. Bu işlem tam olarak birinci basamak tedavilerin netice vermediği vakalar için geliştirilmiştir. Uygulandığı merkezlerde 2005’ten beri %90’ın üzerinde şifa bildirilmekte; bir seride bir yıllık takiple 30 hastanın 29’unun ağrısız birleşmeye geçtiği kaydedilmektedir. İşlemin ardından iki-üç sabah boyunca gözetim altında dilatör çalışması ve çifte danışmanlık sürdürülür.
8.3. Kocanın hakkı ve çabası
Bu meselede kocanın durumu da görülmelidir. Onun nikâhla sâbit bir hakkı vardır ve bu hak, kimsenin kastî bir kusuru olmaksızın karşılıksız kalmaktadır. Çare araması mezmûm değil, memdûhtur; kaçmayan, terk etmeyen, çözüm arayan bir adamın gayreti küçümsenmez.
Şer’ ona üç şey verir: eşinin tedaviye yönelme mükellefiyeti — kadın imtinâdan mâzurdur, tedaviden değil; ayıp sebebiyle fesih muhayyerliği; ve sabrın ecri. Ve bugün ona düşen ilk vazife, eşini tedaviye ulaştırmaktır — masrafı da nafakasının kapsamındadır.
8.4. Tedaviye yönelmek vâciptir
Bu meselede tedavi, ihtiyarî bir tercih değildir. Ortada nikâhın maksadını ortadan kaldıran, evi yıkma noktasına getiren ve devâsı bulunan bir hastalık vardır. Nebî ﷺ’in “tedavi olun” emri burada asıl mecrasındadır.
Bu meselede sessizliğin bedeli ağırdır ve görülmelidir. Nikâhı yıllarca sürüp bir kere dahi birleşme gerçekleşmemiş çiftler, kimseye söyleyemedikleri bir sebeple ayrılmakta; kadın kendisini kusurlu, koca kendisini mahrûm bilerek dağılmakta; ve iki insan, hayatlarının geri kalanını taşıdıkları bir yara ile sürdürmektedir. Oysa neslin ve ailenin korunması zarûriyyâttandır — şer’in korumayı gaye edindiği beş asıldan ikisidir. Devâsı bulunan bir hastalık yüzünden bir evin yıkılması, hafife alınacak bir netice değildir.
Bunun önündeki en büyük engel utançtır; çiftler meseleyi kimseye söyleyememekte, söyleyemedikleri için de yıllarını kaybetmektedirler. Şu açıkça bilinmelidir: utanç, vâcibi düşürmez. Hekime gitmek burada mahremiyetin ihlâli değil, emanetin gereğidir. Ve bu, kadına düştüğü kadar kocaya da düşer.
9. Hâtime
Risalede varılan neticeler maddeler hâlinde şöyledir:
- Nikâh dâhilinde, kadının bilgisiyle, mûtat dozda, hekim bilgisi dâhilinde ve haram madde bulunmaksızın uyku ilacı alınması ve birleşmenin o hâlde gerçekleşmesi mübahtır.
- Bunu men edecek dokuz muhtemel illet tahkîk edilmiş, hiçbiri sâbit olmamıştır. İllet bulunmadığında hüküm berâet aslına döner.
- Bu, “zarar yoktur” demek değil, “zarar ispatlanamamıştır” demektir. Muteber bir vâkıa aksini ortaya koyarsa hüküm yeniden tartılır.
- İlacın kadına gizlice verilmesi haramdır; dayanağı zarar değil, ğışş ve muâşeret bi’l-ma’rûftur.
- Bilincin haram bir madde ile kapatılması haramdır; vasıtanın kendisi haramdır.
- Tam anestezi ve koma, uykunun cinsinden çıkmış ayrı bir hâldir; oraya uyuyan eş cevazı uzanmaz. Hekimin tedavi maksatlı işlemi müstesnâdır.
- Vajinismuslu kadının imtinâı nüşûz değildir; mâzurdur ve günahkâr değildir.
- Dilatör programı, kocanın ona katılması, hipnoterapi, gevşetici ilaç ve dirençli vakada botoks ile anestezi altında dilatasyon — hepsi câizdir.
- Mübah olan ile faydalı olan bir değildir: hastalığı fiilen bitiren yol tedavidir, ve tedaviye yönelmek vâciptir.
- Netice alınamazsa şer’in kapısı açıktır: sabır, yahut ayrılık.
Feshin merhamet oluşu
Bütün yollar denenmiş ve netice alınamamışsa, söylenecek şey bir mağlubiyet değildir. İbnü’l-Kayyim’in ölçüsü tam bu hâl için konmuştur:
وَالْقِيَاسُ أَنَّ كُلَّ عَيْبٍ يُنَفِّرُ الزَّوْجَ الْآخَرَ مِنْهُ، وَلَا يَحْصُلُ بِهِ مَقْصُودُ النِّكَاحِ مِنَ الرَّحْمَةِ وَالْمَوَدَّةِ يُوجِبُ الْخِيَارَ، وَهُوَ أَوْلَى مِنَ الْبَيْعِ
“Kıyâsın gereği şudur: diğer eşi kendisinden nefret ettiren ve kendisiyle nikâhın maksadı olan merhamet ve sevginin hâsıl olmadığı her ayıp muhayyerlik doğurur; bu, alışverişten evlâdır.”
(İbnü’l-Kayyim, Zâdü’l-Meâd, uyûbü’n-nikâh faslı.[4])
Nikâhın maksadı Kur’ân’da üç kelimeyle konur: seken (huzur), meveddet (sevgi) ve rahmet — ﴿ وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً ﴾ (Rûm 30/21). Aileyi koruyan şey, her nikâhı ne pahasına olursa olsun ayakta tutmak değil; nikâhı yaşanabilir kılmaktır. Bir tarafın bedeninin yaralandığı, ötekinin hakkını alamadığı ve ikisinin de kendini suçlu bildiği bir birlikteliği sürdürmek, aileyi korumaz. Şer’in açtığı çıkış ikisini de serbest bırakır ve ikisi de yeniden evlenebilir.
İhtilâf edebi
Bu meselede men yönünde görüş bildirenlerin kadri mahfuzdur; ihtiyat yerinde bir haslettir ve bilhassa bedene taalluk eden meselelerde tabiîdir. Burada tenkit edilen şahıslar değil, illetin tayinindeki hatadır: mübah bir sûrette de bulunan bir vasfı illet saymak, yahut neticesi taşınamayan bir ölçü kurmak. Bu, adı konarak söylenir; fakat kimse cahillikle yahut hafiflikle itham edilmez. İtibar şahsa değil, delile ve usûledir; âlimin kadri, delilin yerine geçmez.
Bu risalede isabet varsa Allah’tandır; hata varsa kendimizden ve şeytandandır. Allah’tan bizi doğruya iletmesini, evlerimize sükûnet, meveddet ve rahmet vermesini, ve yıkılmak üzere olan ocakları ayakta tutmasını niyaz ederiz. Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
Terim Sözlüğü
Berâet-i zimmet — براءة الذمة — Aksi ispatlanıncaya kadar kişinin borçsuz ve sorumsuz kabul edilmesi. [usûl]
Benc — البنج — Klasik fıkıhta bilinci yahut duyuyu kapatan uyuşturucu ilacın adı; bugünkü anesteziklerin karşılığı. [fıkıh]
Bikr — البكر — Daha önce cinsel birleşme yaşamamış kadın. [fıkıh]
Cimâ / vat’ — الجماع / الوطء — Karı-koca arasındaki cinsel birleşme. [fıkıh]
Delâlet (vech-i istidlâl) — الدلالة / وجه الاستدلال — Bir nassın hükme hangi yönden delil olduğunun gösterilmesi. [usûl]
Dühûl — الدخول — Nikâhtan sonra gerçekleşen ilk cinsel birleşme. Akdin sıhhat şartı değildir. [fıkıh]
Emâre — الأمارة — Bir şeyin varlığına işaret eden, fakat tek başına kesinlik vermeyen alâmet. [usûl]
Fesih — الفسخ — Nikâh akdinin, boşama yoluyla değil, akdi bozan bir sebep (ör. ayıp) dolayısıyla ortadan kaldırılması. [fıkıh]
Gaşy / mağşiyyün aleyh — الغشي / المغشي عليه — Baygınlık ve baygın kimse. Fıkıhta uyuyandan ayrı bir başlıktır. [fıkıh]
Ğışş — الغش — Aldatma; bir kimsenin bilmediği bir şeyi ondan gizleyerek onun üzerinde tasarrufta bulunmak. [fıkıh]
Halvet — الخلوة — Eşlerin, birleşmeye mâni bulunmayan bir yerde baş başa kalması. Bazı hükümlerde dühûl gibi netice doğurur. [fıkıh]
Himen — Kızlık zarı. [tıp]
İllet — العلة — Hükmün kendisine bağlandığı vasıf; hükmün gerekçesi. İllet bulunmayan yere hüküm taşınmaz. [usûl]
İnsâf — الإنصاف — Muhâlif görüşü, çürütmek için zayıf hâliyle değil en kuvvetli hâliyle sunmak. [usûl]
İstimtâ’ — الاستمتاع — Eşlerin nikâh sebebiyle birbirinden faydalanması. Cimâ bunun bir cüz’üdür. [fıkıh]
İstishâb — الاستصحاب — Bir şeyin bilinen hâlinin, aksine delil bulununcaya kadar devam ettiğine hükmetmek. [usûl]
Kıyâs-ı ma’a’l-fârık — القياس مع الفارق — Aralarında hükmü değiştiren bir fark bulunan iki şeyi bir sayan, dolayısıyla bâtıl olan kıyâs. [usûl]
Ma’rûf — المعروف — Şer’in ve aklıselîmin birlikte güzel gördüğü, örfün yadırgamadığı davranış. [fıkıh]
Muhâlea — المخالعة — Kadının, kocasına bir bedel vererek nikâhtan ayrılması. [fıkıh]
Muttefekun aleyh — متفق عليه — Buhârî ve Müslim’in birlikte rivayet ettiği hadis. [hadis]
Mübah — المباح — Yapılması da terk edilmesi de serbest olan; ne sevap ne günah doğuran fiil. Tavsiye edilmiş olması gerekmez. [fıkıh]
Nevm — النوم — Uyku; uyanma düzeneğinin yerinde olduğu tabiî hâl. [fıkıh]
Nisyân — النسيان — Unutma, hatırlamama. [usûl]
Nüşûz — النشوز — Eşlerden birinin, diğerine karşı vazifelerinden yüz çevirmesi. [fıkıh]
Ratk / ratkâ — الرتق / الرتقاء — Cimâya mâni olan bedenî tıkanıklık ve bu hâldeki kadın. [fıkıh]
Sebr ve taksîm — السبر والتقسيم — Muhtemel illetleri tek tek sayıp elemek ve elenmeyene hükmü bağlamak. Bu risalenin omurgasıdır. [usûl]
Sûret — الصورة — Bir meselenin ayrı ayrı hüküm alabilen alt hâllerinden her biri. [usûl]
Tağayyuru’l-fetvâ — تغير الفتوى — Fetvânın zaman, mekân, hâl, örf ve niyetin değişmesiyle değişmesi. Delil değişmez; delilin tatbîk edildiği vâkıa değişir. [usûl]
Tahdîr — التخدير — Bilinci yahut duyuyu ilaçla kapatmak; anestezi. [fıkıh]
Tahkîk — التحقيق — Bir görüşü yahut delili, iddia edildiği gibi olup olmadığını araştırarak sınamak. [usûl]
Tahrîc — التخريج — Bir hadisin hangi kaynakta, hangi bâbda, hangi numarayla geçtiğini ve sıhhat derecesini göstermek. [hadis]
Tahrîr — التحرير — Meseleyi, sınırlarını çizerek ve alt hâllerini ayırarak net biçimde ortaya koymak. [usûl]
Takrîr — التقرير — Bir görüşü, sahibinin kastettiği en kuvvetli hâliyle ortaya koymak. [usûl]
Tard — الطرد — İlletin sıhhat şartlarından biri: illet nerede bulunursa hüküm de orada bulunmalıdır. [usûl]
Zann-ı gâlib — الظن الغالب — Kesinlik derecesine ulaşmayan fakat üzerine amel edilebilecek kuvvetli kanaat. [usûl]
Zarûriyyât — الضروريات — Şer’in korumayı gaye edindiği beş asıl: din, can, akıl, nesil ve mal. [usûl]
Dipnotlar
Not: Bu risale, meselenin fıkhî hükmünü delilleriyle ortaya koymak üzere kaleme alınmıştır. Şahsî durumlar için hem ilim ehline hem de ilgili tıp uzmanına başvurulması gerekir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi