Soru: Sıcak günlerde, evde yahut iş yerinde üzerimde yalnız atlet (askılı fanila) varken namaz kılıyorum. Göbek ile diz arası kapalı; fakat omuzlarım ve kollarım açık. Bu namaz sahih midir? Camiye atletle girip cemaate durmak câiz midir?
Atletle kılınan namaz sahihtir; iade gerekmez. Çünkü erkeğin namazdaki avreti göbek ile diz arasıdır ve atlet, hem bu bölgeyi örtmektedir hem de omuz başına (âtık) askılarıyla temas etmektedir. Bununla beraber, gömlek yahut tişört giymeye gücü yeten kimsenin atletle yetinmesi mekruhtur — cumhûrun ıstılâhıyla mekruh, Hanefî ıstılâhıyla tenzîhen mekruh. Zira namazda emredilen şey, avreti örtmenin bir derece üstünde olan zînettir. Cemaatle ve mescidde bu kerâhet ağırlaşır. Sıcak, hastalık, iş şartı yahut başka giyecek bulunmaması gibi bir mazeret varsa kerâhet düşer. Kol oyuntusu geniş olup rükû ve secdede göbek-diz arasından bir yer açılıyorsa mesele artık kerâhet değil, namazın sıhhati meselesidir.
Mukaddime
Hamd, kullarına örtünmeyi öğreten ve libâsı bir nimet kılan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, ümmetine Rabbinin huzuruna hangi hey’et (görünüm, biçim) ile çıkacağını ta’lîm eden Rasûlullah’a, âline ve ashâbına olsun.
Bu mesele, yaz aylarında her hânede fiilen sorulan bir meseledir. Sahadaki hâl şudur: bir kısım insan, “avret göbekle diz arasıdır, gerisi serbesttir” cümlesini duymuş ve meseleyi orada kapatmıştır; atletle, hatta bazan şortla namaza durmakta bir beis görmez. Diğer bir kısım ise, omuz açıklığını gördüğü yerde doğrudan “bu namaz olmaz” hükmünü verir ve insanları namazlarını iade etmeye çağırır. Birinci taraf, namazın kendine mahsus bir libâsı olduğunu görmemekte; ikinci taraf ise bir kerâhet hükmünü butlân (namazın geçersizliği) mertebesine çıkarmaktadır. İki taraf da tek bir noktayı atlamıştır: fıkıhta “sahihtir” demek ile “doğrusu budur” demek aynı şey değildir.
Bu risalede mesele, Kitâb ve Sünnet ile selefin bu nassları anlama biçimi esas alınarak ele alınacaktır. Görüşler sahipleriyle ve en kuvvetli delilleriyle serdedilecek, sonra deliller tartılıp bir tercihe varılacaktır. Gaye, okuyucuyu bu mesele için başka bir kaynağa muhtaç bırakmamaktır.
1. Meselenin Tahrîri
1.1. Atlet nedir; hangi sûretler kastediliyor?
Atlet (askılı fanila), kolsuz olan, gövdenin ön ve arkasını örtüp omuz başına iki ince askı ile tutunan iç giyim parçasıdır. Fıkhî bakımdan üç şeyi birden yapar: göbek-diz arasının üst hududunu örter, göğüs ve sırtı örter, omuz başına (âtık — boyun ile omuz arasındaki bölge) askılarıyla temas eder. Örtmediği yer ise menkib (omuz eklemi, kolun gövdeye bağlandığı dış çıkıntı) ile koldur.
Bu ayrım —âtık ile menkib ayrımı— meselenin bütün düğümünün çözüldüğü yerdir; ilerideki bahislerde buna dönülecektir. Şimdilik şu kadarı yeterlidir: nasslarda geçen kelime “âtık”tır, yani boyunla omuz arası; askı tam oraya oturur.
Sahada fiilen sorulan sûretler şunlardır:
- Atlet + pantolon/eşofman, göbek ile diz arası tamamen kapalı; kişi evinde yalnız.
- Atlet + pantolon, fakat namaz mescidde ve cemaatle.
- Atlet + şort, şort diz üstünde; dizin bir kısmı yahut uyluk açık.
- Kol oyuntusu geniş atlet: ayakta iken bir şey görünmez, fakat rükû ve secdede yandan göğüs, koltuk altı yahut bel görünür.
- İnce/şeffaf atlet: ten rengini seçtirecek kadar ince.
- Mazeret hâli: aşırı sıcak, ağır işte çalışma, hastalık yahut ameliyat sonrası, ya da başka giyecek bulunmaması.
- Kadının atletle namazı.
1.2. Kapsam dışı olan sûret: kadın
Bu risale erkeğin hükmünü tahkîk etmektedir. Kadının namazdaki örtünmesi bambaşka bir ölçüye tâbidir: hür kadın, namazda yüzü ve elleri dışında bütün bedenini örtmekle mükelleftir. Dolayısıyla bir kadının atletle namaza durması sûreti, kerâhet bahsine bile girmez; namazı bâtıldır (geçersizdir) ve iade edilmesi gerekir. Bu hüküm, aşağıdaki bütün tartışmadan bağımsızdır ve onunla karıştırılmamalıdır.
1.3. İki ayrı avret: nazar avreti ve namaz avreti
Meseleyi çözmenin anahtarı, çoğu kimsenin farkında olmadığı bir ayrımdadır. Halk dilinde “avret” tek bir şeydir: örtülmesi gereken yer. Hâlbuki fukahânın tahkîkinde avret ikidir. İbnü’l-Kayyim bunu şöyle tesbit eder:
الْعَوْرَةُ عَوْرَتَانِ: عَوْرَةُ النَّظَرِ، وَعَوْرَةٌ فِي الصَّلَاةِ… فَالْأَوَّلُ: مِثْلُ الْمَنْكِبَيْنِ، فَإِنَّ النَّبِيَّ ﷺ نَهَى أَنْ يُصَلِّيَ الرَّجُلُ فِي الثَّوْبِ الْوَاحِدِ لَيْسَ عَلَى عَاتِقِهِ مِنْهُ شَيْءٌ، فَهَذَا لِحَقِّ الصَّلَاةِ، وَيَجُوزُ لَهُ كَشْفُ مَنْكِبَيْهِ لِلرِّجَالِ خَارِجَ الصَّلَاةِ.
“Avret ikidir: bakış avreti ve namazdaki avret… Birincisine misal omuz eklemleridir (menkibeyn). Zira Peygamber ﷺ, kişinin omuz başında (âtık) elbisesinden bir şey bulunmaksızın tek elbise içinde namaz kılmasını yasaklamıştır. Bu, namazın hakkı sebebiyledir; namaz dışında omuzlarını erkeklere karşı açması ise câizdir.”
— İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, İ’lâmü’l-Muvakkı’în, II/80.
Bu nakil meseleyi kökünden değiştirir. “Omuz avret değildir, öyleyse mesele yok” cümlesi, iki avretin birbirine karıştırılmasından doğan bir hatadır. Omuz, nazar avreti değildir — bu doğrudur; erkek çarşıda omuzu açık gezebilir, bunda bir vebal yoktur. Fakat namazın hakkı ayrı bir başlıktır: namazda örtünme, insanların bakışından korunmak için değil, Allah’ın huzurunda durmanın gerektirdiği bir hey’et olarak emredilmiştir. Nitekim kişi tek başına, kapalı ve karanlık bir odada namaz kılsa da avretini örtmesi vâciptir; buradaki örtünmenin muhatabı insan değildir.
Bu esası İbn Teymiyye de aynı şekilde kurar:
وَأَمَّا التَّزَيُّنُ لِلصَّلَاةِ فَأَمْرٌ زَائِدٌ عَلَى سَتْرِ الْعَوْرَةِ، وَالْأَصْلُ فِيهِ الْكِتَابُ وَالسُّنَّةُ وَالْإِجْمَاعُ.
“Namaz için zînetlenmeye gelince: bu, avreti örtmenin üzerine ilâve bir emirdir. Bunun aslı Kitâb, Sünnet ve icmâdır.”
— İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, “Setrü’l-avra” bahsi.
Öyleyse namazda iki ayrı mükellefiyet vardır ve bunlar üst üste binmez: satr-ı avret (avreti örtmek) ve ahz-i zînet (zînetlenmek). Birincisi namazın sıhhat şartıdır; ikincisi ise sıhhat şartı değil, namazın kemâline dair bir emirdir. Atlet meselesi, birinci başlıkta değil, ikinci başlıkta görülür. Bunu görmeyen kimse, ya “avret kapalı, mesele bitti” der ve zînet emrini büsbütün düşürür; ya da zînet emrini sıhhat şartı sanıp namazı iptal eder. İkisi de yanlıştır.
1.4. Tahrîru mahalli’n-nizâ: tartışmanın düğümlendiği nokta
Bu meselede âlimlerin ittifâk ettiği hususlar şunlardır:
- Erkeğin namazdaki avreti göbek ile diz arasıdır; bu bölge açık kalırsa namaz sahih olmaz.
- Namazı iki parça elbise ile (üst ve alt) kılmak efdaldir; buna gücü yetenin bunu yapması müstehaptır. İbn Receb bu noktada icmâ nakleder.
- Omuzları namazda çıplak bırakmak, selef nezdinde hoş görülmemiş bir fiildir.
- Avreti örten tek bir elbise ile kılınan namazın câiz oluşunda —cumhûra göre— bir sıkıntı yoktur. İbn Abdilberr bunu icmâ olarak nakleder.
İhtilâf edilen dar nokta ise tektir: Omuz başına elbiseden bir şey koymak, namazın sıhhat şartı mıdır, yoksa müstehap mıdır? Bütün tartışma bu tek cümlededir; gerisi ittifâktır. Atlet meselesi ise bunun altında ikinci bir soru doğurur: Atletin askısı, nassın istediği “omuz üzerinde bir şey”i gerçekleştirmiş sayılır mı?
2. Görüşler ve Dayanakları
Birinci görüş: Omuz başına bir şey koymak namazın sıhhat şartıdır
Bu görüş İmam Ahmed b. Hanbel’den gelen meşhur rivayettir; ayrıca İbn Hazm ez-Zâhirî, Muhammed b. el-Hanefiyye ve Ebû Ca’fer Muhammed b. Ali bu yöne gitmişlerdir. Hanbelî mezhebinin meşhur kavline göre kimse farz namazı omuzları çıplak olarak kılarsa iade eder; nâfilenin iadesinde mezhepte iki rivayet vardır. İbn Hazm ise daha da ileri giderek şöyle der:
وَفَرْضٌ عَلَى الرَّجُلِ إِنْ صَلَّى فِي ثَوْبٍ وَاسِعٍ أَنْ يَطْرَحَ مِنْهُ عَلَى عَاتِقِهِ أَوْ عَاتِقَيْهِ، فَإِنْ لَمْ يَفْعَلْ بَطَلَتْ صَلَاتُهُ.
“Erkek geniş bir elbise ile namaz kılarsa, ondan bir kısmını omuz başına yahut iki omuz başına atması farzdır. Bunu yapmazsa namazı bâtıl olur.”
— İbn Hazm, el-Muhallâ bi’l-Âsâr, II/390.
Delilleri:
1) Ebû Hüreyre radıyallâhu anh hadisi:
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ ﷺ: «لَا يُصَلِّي أَحَدُكُمْ فِي الثَّوْبِ الْوَاحِدِ لَيْسَ عَلَى عَاتِقَيْهِ شَيْءٌ».
“Sizden hiçbiriniz, omuz başlarında ondan bir şey bulunmayan tek bir elbise içinde namaz kılmasın.”
— Buhârî, “Salât”, 359; Müslim, “Salât”, 516 (muttefekun aleyh, sahih). Bir başka lafzı: «لَيْسَ عَلَى عَاتِقِهِ مِنْهُ شَيْءٌ» — Ahmed b. Hanbel, Müsned, 9980; Nesâî, 769.
Vech-i istidlâl (delâlet yönü): Hadisin lafzı bir nehiydir. Usûlde yerleşik kāide şudur: «الْأَصْلُ فِي النَّهْيِ التَّحْرِيمُ» — “Nehiyde asıl olan haramlıktır.” Yani Şâri’ bir şeyden nehyettiğinde, aksine bir karîne bulunmadıkça bu nehiy bağlayıcı bir yasak ifade eder. (Bu kāide için bk. İbn Kudâme, Ravdatü’n-Nâzır, nehiy bahsi; Şevkânî, İrşâdü’l-Fuhûl, aynı bahis.) Somut bir misalle: “Alışveriş yapmayın” denildiğinde muhatap bunu bir tavsiye değil, bir yasak olarak anlar. Buna göre omuzları çıplak bırakmak yasaktır; yasaklanan bir hey’et üzere kılınan namaz da fâsid olur.
2) Yine Ebû Hüreyre’den gelen emir sîgasındaki rivayet:
«مَنْ صَلَّى فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ فَلْيُخَالِفْ بَيْنَ طَرَفَيْهِ».
“Kim tek bir elbise içinde namaz kılarsa, onun iki ucunu (omuzları üzerinde) çaprazlasın.”
— Buhârî, “Salât”, 360. Sahihtir.
Vech-i istidlâl: Burada emir sîgası vardır. Usûl kāidesi: «الْأَصْلُ فِي الْأَمْرِ الْوُجُوبُ» — “Emirde asıl olan vücûbtur.” (İbn Kudâme, Ravdatü’n-Nâzır, emir bahsi; Şevkânî, İrşâdü’l-Fuhûl.) Bu görüş sahipleri, birinci rivayetteki mutlak nehyi bu ikinci rivayetteki mukayyed emirle birleştirmiş, nehyi tahrîme, emri de vücûba hamletmişlerdir.
3) Âyet-i kerîme:
﴿ يَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ ﴾
“Ey Âdemoğulları! Her mescidde (her namaz vaktinde) zînetinizi alın.” (A’râf 7/31)
Bu âyet, müşriklerin Kâbe’yi çıplak tavaf etmeleri ve “içinde Allah’a isyan ettiğimiz elbiselerle tavaf etmeyiz” demeleri üzerine nâzil olmuştur. Şu hâlde emir, açıkça bir örtünme ve zînet emridir.
İkinci görüş: Omuzları örtmek müstehaptır; terki mekruhtur, namaz sahihtir
Bu, cumhûrun görüşüdür: Hanefîler, Mâlikîler, Şâfiîler ve İmam Ahmed’den gelen bir rivayet. Aynı zamanda selef ve haleften âlimlerin çoğunun kavlidir.
Bu noktada bir terim kaydı gereklidir. Cumhûrun cetvelinde hükmün adı “mekruh”tur. Hanefî usûlünde ise mekruh ikiye ayrılır; buradaki, tenzîhen mekruh olandır — yani helâle daha yakın olan, terki evlâ bulunan mertebe. Fark, fiilin ağırlığından değil, hükmü kuran delilin bağlayıcılık derecesinden doğar. Bununla beraber okuyucu şuraya sığınmasın: Hanefîlerde de tenzîhen mekruh “istersen yaparsın” demek değildir; devamlı işlenmesi kınanmayı (itâb) gerektirir ve efdal olanın terkidir. Kaldı ki aynı fiil, aşağıda görüleceği üzere, üçüncü bir grup âlim nezdinde doğrudan mekruh sayılmış, Hanbelî mezhebinin meşhur kavlinde ise namazın iadesini gerektirmiştir.
Delilleri:
1) Câbir b. Abdillah radıyallâhu anhümâ hadisi. Bu, cumhûrun elindeki en kuvvetli delildir:
عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْحَارِثِ قَالَ: سَأَلْنَا جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ الصَّلَاةِ فِي الثَّوْبِ الْوَاحِدِ، فَقَالَ: خَرَجْتُ مَعَ النَّبِيِّ ﷺ فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ، فَجِئْتُ لَيْلَةً لِبَعْضِ أَمْرِي، فَوَجَدْتُهُ يُصَلِّي، وَعَلَيَّ ثَوْبٌ وَاحِدٌ، فَاشْتَمَلْتُ بِهِ وَصَلَّيْتُ إِلَى جَانِبِهِ، فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ: «مَا السُّرَى يَا جَابِرُ؟» فَأَخْبَرْتُهُ بِحَاجَتِي، فَلَمَّا فَرَغْتُ قَالَ: «مَا هَذَا الِاشْتِمَالُ الَّذِي رَأَيْتُ؟» قُلْتُ: كَانَ ثَوْبٌ — يَعْنِي ضَاقَ — قَالَ: «فَإِنْ كَانَ وَاسِعًا فَالْتَحِفْ بِهِ، وَإِنْ كَانَ ضَيِّقًا فَاتَّزِرْ بِهِ».
Saîd b. el-Hâris anlatıyor: Câbir b. Abdillah’a tek elbise ile namaz kılmayı sorduk. Dedi ki: “Bir seferinde Peygamber ﷺ ile yola çıkmıştım. Bir gece bir işim için geldim ve onu namaz kılarken buldum. Üzerimde tek bir elbise vardı; ona sarınıp yanında namaz kıldım. Namazdan çıkınca: ‘Bu gece yürüyüşü de ne, ey Câbir?’ dedi. İhtiyacımı anlattım. Ben bitirince buyurdu ki: ‘Elbise geniş ise ona bürün; dar ise onu belden bağla (izâr yap).’“
— Buhârî, “Salât”, 361. Sahihtir.
Vech-i istidlâl: Peygamber ﷺ, elbisenin dar olması hâlinde onu yalnızca belden bağlamayı, yani omuzları tamamen açık bırakmayı emretmiştir. Eğer omuz örtmek namazın sıhhat şartı olsaydı, sıhhat şartını terk etmeye izin verilmezdi; kişiye “o hâlde namaz kılma” yahut “başka bir şey bul” denirdi. Demek ki omuzu örtmek zâtı için değil, başkası için istenen bir şeydir: elbisenin sıkı durması, kaymaması ve böylece asıl avretin açılmaması içindir. Fıkıh dilinde buna “maksûd li-gayrihî” denir — kendisi için değil, başka bir maksat için istenen.
2) Ebû Hüreyre radıyallâhu anh hadisi (ruhsat delili):
أَنَّ سَائِلًا سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ عَنِ الصَّلَاةِ فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَوَلِكُلِّكُمْ ثَوْبَانِ؟».
Bir kimse Rasûlullah’a ﷺ tek elbise ile namaz kılmayı sordu. Rasûlullah ﷺ: “Hepinizin iki elbisesi var mı ki?” buyurdu.
— Buhârî, “Salât”, bâbü “es-Salâtü fî’s-sevbi’l-vâhid müteveşşihan bihî”; Müslim, “Salât”, bâbü “es-Salâtü fî sevbin vâhid”. Sahihtir.
Vech-i istidlâl: Bu, inkârî bir istifhamdır (soru sîgasında verilmiş bir cevaptır). Manası şudur: madem herkesin iki elbisesi yok, tek elbise ile namaz sahihtir. Buradan iki şey birden anlaşılır: tek elbise ile namaz câizdir ve iki elbise ile kılmak efdaldir. Bu hadisin devamında —Buhârî’nin bir başka tarîkinde— bir kimse aynı meseleyi Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh’a sormuş, o da şöyle cevap vermiştir:
«إِذَا وَسَّعَ اللَّهُ فَأَوْسِعُوا؛ جَمَعَ رَجُلٌ عَلَيْهِ ثِيَابَهُ: صَلَّى رَجُلٌ فِي إِزَارٍ وَرِدَاءٍ، فِي إِزَارٍ وَقَمِيصٍ، فِي إِزَارٍ وَقَبَاءٍ، فِي سَرَاوِيلَ وَرِدَاءٍ، فِي سَرَاوِيلَ وَقَمِيصٍ…».
“Allah genişlik verdiyse siz de geniş tutun. Kişi elbiselerini üstünde toplasın: kimi izâr ve ridâ ile, kimi izâr ve gömlekle, kimi izâr ve kabâ ile, kimi şalvar ve ridâ ile, kimi şalvar ve gömlekle namaz kıldı…”
— Buhârî, “Salât”, bâbü “es-Salâtü fi’l-kamîsi ve’s-serâvîli ve’t-tübbâni ve’l-kabâ” (Süleymân b. Harb – Hammâd b. Zeyd – Eyyûb – Muhammed b. Sîrîn – Ebû Hüreyre tarîkiyle).
Ömer’in bu sözü tartışmayı iki tarafından birden tutar: tek parça ile kılınan namazı iptal etmez, fakat imkânı olanı açıkça üstüne elbise toplamaya çağırır. Bu, tam olarak “sahihtir ama efdal değildir” hükmünün sahabe dilindeki ifadesidir.
3) Nassın lafzından çıkan incelik: Yasak hadisindeki kelime «شَيْءٌ» (“bir şey”)dir ve nefy siyâkında gelmiş bir nekredir. Usûl kāidesi: «النَّكِرَةُ فِي سِيَاقِ النَّفْيِ تَعُمُّ» — “Olumsuzluk bağlamındaki belirsiz isim umûm ifade eder.” (Şevkânî, İrşâdü’l-Fuhûl, umûm bahsi; Zerkeşî, el-Bahru’l-Muhît, aynı bahis.) Sade misalle: “Odada hiç kimse yok” cümlesi tek bir kişiyi bile dışarıda bırakmaz. Aynı şekilde “omzunda ondan bir şey bulunmayan” ifadesi, ne kadar az olursa olsun her miktarı kapsar. Öyleyse yasağın dışına çıkmak için omza konulan şeyin bir örtü teşkil etmesi şart değildir; bir şey bulunması yeterlidir.
Bunun selef uygulamasındaki karşılığı gayet somuttur. İbrâhîm en-Nehaî nakleder: Peygamber’in ﷺ ashâbından biri, namaz kılacağı bir ridâ bulamadığında omuzlarına bir ıkāl (deve dizini bağlamaya yarayan yün ip) koyar, sonra namaz kılardı (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef). Bir ip elbette örtü değildir; fakat “omuzda bir şey” olma şartını yerine getirir. Bu sebeple Hanbelîlerde bir vecih, omza bir ip yahut iplik konmasının —örtmese bile— yeterli olacağı yönündedir (İbn Receb, Fethu’l-Bârî). Nehaî ayrıca kılıç kuşanmanın namazda ridâ yerine geçtiğini söylemiş, Saîd b. Cübeyr bunu fiilen yapmıştır.
4) İcmâ nakli:
وَأَجْمَعَ جَمِيعُهُمْ أَنَّ صَلَاةَ مَنْ صَلَّى بِثَوْبٍ يَسْتُرُ عَوْرَتَهُ جَائِزَةٌ.
“Hepsi icmâ etmiştir ki, avretini örten bir elbise ile namaz kılan kimsenin namazı câizdir.”
— İbn Abdilberr, et-Temhîd, VI/375.
Kâdî İyâz da aynı şeyi teyit eder: tek elbise ile namaz, İbn Mes’ûd’dan rivayet edilen bir söz müstesnâ, âlimler arasında ihtilâfsız câizdir; iki elbise ile kılmanın efdal olduğunda ise ihtilâf yoktur (İkmâlü’l-Mu’lim, II/430).
Üçüncü görüş: Gücü yettiği hâlde tek parçayla kılmak mekruhtur
Bu görüş, ikinci görüşün bir alt tafsîlidir ve bilhassa şunlara nispet edilir: Tâvûs b. Keysân, İbrâhîm en-Nehaî, Abdullah b. Vehb (Mâlikî), Muhammed b. Cerîr et-Taberî ve İmam Ahmed’den bir rivayet. Bunlara göre iki elbiseye gücü yeten kimsenin tek elbise ile namaz kılması mekruhtur; gücü yetmeyen kimsenin ise ona sarınıp bürünmesi değil, belden bağlaması sünnettir (Aynî, Umdetü’l-Kârî, IV/61).
Delilleri: Yukarıdaki zînet âyeti; Ömer’in “Allah genişlik verdiyse siz de geniş tutun” sözü; İbn Mes’ûd radıyallâhu anh’ın “Allah genişlik verdiyse, bu daha temizdir” sözü; ve bilhassa şu hadis:
«إِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ فَلْيَلْبَسْ ثَوْبَيْهِ، فَإِنَّ اللَّهَ أَحَقُّ مَنْ تُزُيِّنَ لَهُ».
“Sizden biriniz namaz kılacağı zaman iki elbisesini giysin. Zira Allah, kendisi için süslenilmeye en çok lâyık olandır.”
— Bezzâr, Müsned, 5903 (lafız ona aittir); Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 9368; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, 3397 — İbn Ömer radıyallâhu anhümâ’dan. Elbânî sahih demiştir: Sahîhu’l-Câmi’, 652; es-Silsiletü’s-Sahîha, 1369.
Bu manayı İbn Ömer radıyallâhu anhümâ’nın azatlısı Nâfi’ ile arasında geçen hâdise, akılda kalıcı bir sûrette anlatır. Nâfi’ der ki: İbn Ömer beni tek elbise içinde namaz kılarken gördü ve sordu: “Ben sana iki elbise giydirmedim mi?” “Evet” dedim. “Peki seni bir iş için gönderseydim, böyle mi giderdin?” “Hayır” dedim. Bunun üzerine dedi ki: “Öyleyse kendisi için süslenilmeye Allah daha lâyıktır.” (İbn Receb, Fethu’l-Bârî, “Salât”; Hâkim ve başkaları tahrîc etmiştir. Dârekutnî’nin beyanına göre bu rivayette mahfûz olan, merfû’luğunda şek bulunan tarîktir; yani sözün İbn Ömer’e ait olması daha kuvvetlidir.)
Bu hâdisenin ilmî kıymeti, ölçüyü bir soruya indirmesindedir: Bir insanın kapısına bu kılıkla gider miydin? Cevabın “hayır” olduğu her hey’et, Allah’ın huzurunda evleviyetle terk edilmeye lâyıktır.
Nihayet İbn Receb, meselenin bu tarafında icmâ nakleder:
وَقَدْ أَجْمَعَ الْعُلَمَاءُ عَلَى اسْتِحْبَابِ ذَلِكَ وَأَنَّهُ الْأَفْضَلُ، بَلْ كَرِهُوا لِلْمُصَلِّي أَنْ يُجَرِّدَ عَاتِقَيْهِ فِي الصَّلَاةِ… وَقَالَ النَّخَعِيُّ: كَانُوا يَكْرَهُونَ إِعْرَاءَ الْمَنَاكِبِ فِي الصَّلَاةِ.
“Âlimler bunun (iki elbise ile kılmanın) müstehap ve efdal olduğunda icmâ etmişlerdir; hatta namaz kılanın omuz başlarını çıplak bırakmasını mekruh görmüşlerdir… Nehaî der ki: Namazda omuzları çıplak bırakmayı hoş görmezlerdi.“
— İbn Receb el-Hanbelî, Fethu’l-Bârî, “Kitâbü’s-Salât” (Nehaî’nin sözünü İbn Ebî Şeybe el-Musannef‘inde tahrîc etmiştir).
3. Münâkaşa: İtirazlar ve Cevapları
Tartmadan önce her tarafın neye dayandığı netleştirilmelidir. Birinci görüş, sahih bir nassın zâhirine (lafzın ilk anlaşılan manasına) dayanmaktadır: sarih bir nehiy ve sarih bir emir. Cumhûr ise bu nassı yine başka bir sahih nassla — Câbir hadisiyle — kayıtlamaktadır. Yani burada bir taraf nassa, diğer taraf şahsî bir yoruma dayanmıyor; iki taraf da nassa dayanıyor ve mesele iki nassın nasıl telif edileceğinde düğümleniyor. Bu sebeple münâkaşa, ispat yükünü tek tarafa yıkarak değil, nassların birbirine delâletini tayin ederek yürütülür.
İtiraz 1 — “Nehiy vardır; nehiy ise haramlık ifade eder, öyleyse namaz fâsiddir.”
Cevap: Kāide doğrudur, fakat eksik zikredilmiştir. Kāidenin tam sûreti şudur: nehiyde asıl olan haramlıktır — bir sârif bulunmadıkça.
Sârif nedir? Sözlükte “çeviren” demektir. Usûlde ise, bir emri vücûbtan nedbe (müstehaplığa), bir nehyi de tahrîmden kerâhete çeviren karînedir. Sârif çeşitleri şunlardır: (a) başka bir nass — aynı konuda gelip ruhsat bildiren sahih bir hadis; (b) Peygamber’in ﷺ o fiili görüp ses çıkarmaması — buna takrîr denir; (c) emrin dünyevî bir faydaya yönlendirmesi — buna irşâd denir; (d) sahâbenin fiili ve o nassı anlama biçimi.
Bu meselede sârif mevcuttur ve nass mertebesindedir: Câbir hadisindeki “elbise dar ise onu belden bağla” emri. Zira belden bağlanmış bir elbisede omuzda hiçbir şey kalmaz. Peygamber ﷺ bu hâli emrettiğine göre, ilk hadisteki nehiy bağlayıcı bir yasak olamaz; aksi hâlde iki nass birbirini nakzederdi. Nassların birbirini nakzetmesi ise muhaldir; öyleyse cem’ (birleştirme) yoluna gidilir ve nehiy kerâhete, emir de istihbâba hamledilir. Bu, ehl-i ilmin “cem’ mümkünse tercihe gidilmez” kāidesinin doğrudan tatbîkidir.
Şâfiî imamlarından Rûyânî bunu şöyle kayıt altına alır:
وَهَذَا غَلَطٌ؛ لِأَنَّ هَذَا الْمَوْضِعَ لَيْسَ بِعَوْرَةٍ، فَلَا يَجِبُ سَتْرُهُ. وَالْخَبَرُ مَحْمُولٌ عَلَى الِاسْتِحْبَابِ.
“Bu (omuz örtmeyi şart saymak) hatadır; çünkü burası avret değildir, dolayısıyla örtülmesi vâcip olmaz. Hadis ise istihbâba hamledilir.”
— Rûyânî, Bahru’l-Mezheb, II/100.
İtiraz 2 — “Omuz avret değilse mesele büsbütün biter; kerâhet de kalmaz.”
Bu itiraz, sahada en çok duyulan cümledir ve tam da Rûyânî’nin sözünün yarısına yaslanır. Fakat bir kelime kayması taşımaktadır: Rûyânî “avret değildir” derken nazar avretini kastetmektedir ve bundan yalnız vücûbun düştüğü sonucunu çıkarmaktadır — nitekim cümlesinin devamında hadisi istihbâba hamlederek kerâheti yerinde bırakır. İtiraz sahibi ise “avret değildir” cümlesinden “hiçbir hüküm yoktur” neticesini çıkarmaktadır. Bu, öncülden çıkmayan bir neticedir.
Meselenin aslı yukarıda kuruldu: namazda emredilen iki şey vardır ve bunlar farklı mertebelerdedir. Satr-ı avret sıhhat şartıdır; ahz-i zînet ise namazın kemâline dair müstakil bir emirdir. İbn Teymiyye’nin “avreti örtmenin üzerine ilâve bir emirdir” ifadesi tam bunu anlatır. İbnü’l-Kayyim ise menkibi (omuz eklemini) doğrudan namaz avretine misal vererek meseleyi tayin eder. Bir şeyin nazar avreti olmaması, onun namazda serbest olduğu manasına gelmez; nitekim hür kadın, mahremlerinin yanında başını açabildiği hâlde namazda açamaz. İkisi ayrı hukuktur: biri kulun hakkı, öteki namazın hakkı.
İtiraz 3 — “Atletin askısı, hadisin istediği ‘omuzda bir şey’ sayılır mı?”
Bu, atlet meselesinin can damarıdır ve cevabı üç kademede verilir.
Birincisi, lafzın delâleti. Hadisteki nehiy, “omzunda ondan bir şey bulunmayan” kimseye yöneliktir. Nefy siyâkındaki nekre umûm ifade ettiğine göre, miktarı ne kadar az olursa olsun omuzda bir şey bulunması yasağın dışına çıkmaya kâfidir. Atletin askısı ise tam olarak âtık üzerine — boyun ile omuz arasına — oturur. Şu hâlde atletle namaz kılan kimse, hadisin nehyettiği sûretin içinde değildir.
İkincisi, selefin ameli. Yukarıda geçtiği üzere, ashâbdan bir zât ridâ bulamadığında omzuna bir ip koyup namaz kılıyordu. Bir ip, bir askıdan daha az örter. Namazda ip yeterli görülmüşse, askı evleviyetle yeterlidir.
Üçüncüsü, muhâlifin kendi mezhebinden gelen kayıt. Meseleyi en sıkı tutan İmam Ahmed’in kendi nassı şudur: kişi bir omzunu örtüp diğerini açık bıraksa namazı sahihtir; çünkü nehiy her iki omzu birden çıplak bırakmaya yöneliktir ve bu gerçekleşmemiştir (İbn Receb, Fethu’l-Bârî). Öyleyse iki omzun da askı ile temas ettiği atlette, bu görüşe göre dahi nehiy tahakkuk etmez. Şu hâlde atlet meselesi, aslında mezhepler arasındaki asıl ihtilâfın dışında kalmaktadır. İhtilâf, tek bir bez parçasını belden bağlayıp omzu tamamen çıplak bırakan kimse hakkındadır; atlet giyen kimse ise o sûrette değildir.
Bu tesbit, çağdaş fetvâlarda da aynen ifade edilmiştir. Şeyh Ferkûs’a askılı fanila ile namaz sorulduğunda, Ömer b. Ebî Seleme radıyallâhu anh’ın «أَنَّ النَّبِيَّ ﷺ صَلَّى فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ قَدْ خَالَفَ بَيْنَ طَرَفَيْهِ» (“Peygamber ﷺ, iki ucunu çaprazladığı tek bir elbise içinde namaz kıldı” — Buhârî) hadisini zikretmiş ve şöyle demiştir: iki ucu çaprazlamak, ancak omuz başlarına bir şey koymakla mümkündür; soruda geçen fanila ise namaz kılanın bedeninin üst kısmını örtmekte ve omuz başlarında ondan bir şey bulunmaktadır; öyleyse namazı sahih ve câizdir (https://ferkous.com/home/?q=fatwa-508).
Aynı meseleye İbnü’l-Useymîn de sarahaten cevap vermiştir. “Bazı insanlar askılı fanila ile namazın câiz olmadığını söylüyor, doğru mu?” sorusuna cevabı şudur: bu doğru değildir; zira erkeğin namazdaki avreti göbek ile diz arasıdır, göğsü, sırtı ve omuzu avretten değildir. Efdal olan omuzları örtmektir; fakat “namaz sahih olmaz” demek doğru değildir. Ayrıca hadisteki “bir şey” kelimesinin, nefy siyâkındaki nekre olması sebebiyle az bir miktarı dahi kapsadığını kaydeder (Mecmûu Fetâvâ ve Resâil, XII, “Setrü’l-avra” bahsi).
İtiraz 4 — Halk arasında dolaşan sözler
Münâkaşa bölümleri çoğu kez âlimlerin delillerini karşılar da, okuyucunun zihnindeki asıl itirazı boşlukta bırakır. Bu meselede sahada fiilen dolaşan sözler şunlardır:
“Avret kapalı ya, gerisi teferruat.” — Bu sözde bir kelime kayması vardır: “teferruat” denilen şey, Kur’ân’da müstakil bir emirle istenmiş olan zînettir. Avretin kapalı olması namazın sahih olması için yeterlidir; fakat namazın kemâli için yeterli değildir. Fıkıhta “sahih” ile “efdal” aynı basamak değildir. Bir muâmele sahih olduğu hâlde mekruh olabilir; bir namaz da sahih olduğu hâlde eksik kılınabilir.
“Allah kalbe bakar, kılığa değil.” — Sözün ilk yarısı sahihtir, ikinci yarısı ise ona ilâve edilmiş bir netîcedir ve öncülden çıkmaz. Allah kalbe bakar; fakat aynı Allah, mescide zînetle gelinmesini emretmiştir. Kalbe bakılması, bedenle yapılan emirleri düşürseydi kıyamın, rükûun ve secdenin de hükmü kalmazdı. Kaldı ki kılığın gevşetilmesi çoğu kez kalbin gevşemesinin bir alâmetidir; İbn Ömer’in Nâfi’e sorduğu soru tam bunu ölçmektedir.
“Evdeyim, kimse görmüyor.” — Bu cümle, meselenin en başında kurulan ayrımı bilmeyen kimsenin sözüdür. Namazda örtünmenin muhatabı insanların bakışı değildir. Nitekim kimse görmese de avreti örtmek vâciptir; tek başına namaz kılan kadının başını örtmesi de böyledir. “Kimse görmüyor” gerekçesi, nazar avretinde bir ölçüdür; namaz avretinde ölçü değildir.
“Sıcak, dayanılmıyor.” — Bu, öncekilerden farklıdır; bu bir mazerettir ve fıkıhta karşılığı vardır. Aşağıda “Tercih ve Netice” bölümünde ayrıca ele alınacaktır. Yalnız bir kayıt gerekir: mazeret, gerçekten meşakkat doğuran bir hâl olmalıdır; “üşenmek” bir mazeret değildir.
4. Tercih ve Netice
4.1. Umûmî hüküm
Deliller tartıldığında tercih edilen görüş şudur: Göbek ile diz arasını örten bir alt giyimle birlikte atlet giyerek kılınan namaz sahihtir; iade edilmesi gerekmez. Bununla beraber, üzerine bir gömlek yahut tişört almaya gücü yeten kimsenin bunu terk edip atletle yetinmesi mekruhtur.
Bu hüküm, cumhûrun (Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Ahmed’den bir rivayet) ıstılâhıyla “mekruh”tur. Hanefî usûlünün cetvelinde ise buna tenzîhen mekruh denir; yani bağlayıcı olmayan, fakat terki evlâ bulunan mertebe. İki cetvel arasındaki fark, fiilin ağırlığından değil, hükmü kuran delilin bağlayıcılık derecesinden doğar. Okuyucu buradan bir kaçamak kapısı çıkarmasın: Hanefî usûlünde de tenzîhen mekruh, “istersen yaparsın, hiçbir şey olmaz” demek değildir; ısrarla ve alışkanlık hâline getirilerek işlenmesi kınanmayı gerektirir. Kaldı ki aynı fiil hakkında Hanbelî mezhebinin meşhur kavli, tek parçayla ve omuzlar tamamen çıplak kılınan farz namazın iade edilmesi yönündedir. Bir mesele hakkında ehl-i ilmin bir kısmı namazın iadesini söylüyorsa, o meselede “nasıl olsa mekruh” diyerek gevşemek, ilim ehline yakışan bir ihtiyat değildir.
Tercihin dayandığı gerekçeler:
- Namaz sahihtir; çünkü sıhhat şartı olan satr-ı avret gerçekleşmiştir ve nehyi tahrîmden çeviren bir sârif nass mertebesinde mevcuttur (Câbir hadisi). Ayrıca İbn Abdilberr, avreti örten bir elbise ile kılınan namazın câiz olduğunda icmâ nakletmiştir.
- Atlet, meselenin asıl ihtilâf noktasının dışındadır; zira hadisin nehyettiği sûret, omuzda hiçbir şey bulunmayan hâldir. Atletin askısı âtık üzerine oturur. Selefte omza konan bir ip dahi kâfi görülmüşken, askının kâfi gelmemesi düşünülemez. Hatta meseleyi en sıkı tutan İmam Ahmed’in nassında bile, bir omzu örtülü olanın namazı sahihtir.
- Kerâhet sâbittir; çünkü ﴿خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ﴾ âyeti, satr-ı avretin üzerine ilâve bir emirdir ve İbn Receb bu babda âlimlerin icmâını nakleder; Nehaî ise selefin namazda omuzları çıplak bırakmayı hoş görmediğini bildirir.
4.2. Sûretlerin ayrı ayrı hükmü
2. Atlet + pantolon, mescidde ve cemaatle: Namaz sahihtir; fakat kerâhet ağırlaşır. Buna iki sebep eklenir: mescid, zînet emrinin âyette bilhassa bağlandığı yerdir; ayrıca cemaate karşı riayet edilmesi gereken bir edep vardır ve toplumda atlet iç giyim sayıldığından bu hey’et insanları rahatsız eder. Bu sebeple mescide atletle gitmek terk edilmelidir.
3. Atlet + diz üstü şort: Burada mesele artık kerâhet değildir. Dizin kendisi yahut uyluğun bir kısmı açık kalıyorsa satr-ı avret tahakkuk etmemiştir ve namaz sahih olmaz. Kılınmışsa iade edilir.
4. Kol oyuntusu geniş atlet: Ayakta bir şey görünmüyor fakat rükû ve secdede yandan göbek-diz arasından bir yer açılıyorsa hüküm üçüncü sûretle aynıdır: namaz sahih olmaz. Yalnızca göğüs, bel yahut koltuk altı görünüyor da avret bölgesi kapalı kalıyorsa namaz sahihtir; ancak kerâhet ağırlaşır, zira zînete büsbütün aykırıdır.
5. İnce/şeffaf atlet: Ölçü şudur: örtü, altındaki tenin rengini seçtirmemelidir. Atlet ince olmakla birlikte teni göstermiyorsa hüküm birinci sûret gibidir. Fakat asıl dikkat edilecek yer alt giyimdir: ince bir eşofman yahut şalvar avret bölgesinin rengini belli ediyorsa namaz sahih olmaz.
6. Mazeret hâli (aşırı sıcak, ağır iş, hastalık yahut ameliyat sonrası, başka giyecek bulunmaması): Namaz sahihtir ve kerâhet düşer. Zira kerâhetin sebebi, imkânı varken efdali terk etmektir; imkân yoksa kerâhetin illeti de yoktur. Nitekim Peygamber ﷺ “Hepinizin iki elbisesi var mı ki?” buyurmuş ve zorluğu bizzat gerekçe kılmıştır.
7. Kadının atletle namazı: Sahih değildir, iade edilir. Hür kadının namazdaki örtüsü, yüz ve eller dışında bütün bedenidir.
4.3. Kerâhet nasıl kaldırılır? — Amelî çözüm
Buradaki mesele, bir yasağın çiğnenmesi değil, bir kemâlin terk edilmesidir; dolayısıyla çözümü de gayet basittir. Sıcaktan dolayı üzerine kalın bir şey almak istemeyen kimse için birkaç yol vardır:
- İnce bir tişört yahut gömleği namaz için hazır bulundurmak ve yalnız namaz vaktinde giymek. Bu, meseleyi tamamen kapatır ve ittifâkla efdal olan hey’ettir.
- Buna dahi imkân yoksa omuzlara bir havlu yahut örtü atmak. Selefteki ıkāl (ip) uygulaması, bunun cevazına açık bir delildir.
- Mescide gidilecekse mutlaka birinci yol tercih edilir; mescid, kişinin kendi evi gibi değildir.
4.4. Örfün hükümdeki yeri (tağayyuru’l-fetvâ)
Fetvânın zaman, mekân, hâl, örf ve niyetle değişmesi, fıkhın yerleşik bir esasıdır. Bu meselede değişen değişken örftür ve şu yönden tesir eder: klasik metinlerde tartışılan “tek elbise”, devrin normal bir giyim parçasıydı — izâr yahut ridâ ile insanın içine karışılırdı. Bugün atlet ise toplumun büyük çoğunluğunda iç giyim sayılmakta, tek başına dışarı çıkılan bir kıyafet olarak görülmemektedir.
Bu tesbit, hükmü sahihlik bakımından değiştirmez; fakat kerâhet tarafını kuvvetlendirir. Zira zînetin ölçüsü, İbn Ömer’in Nâfi’e sorduğu soruda somutlaşmıştır: “Seni bir iş için gönderseydim böyle mi giderdin?” Bir toplumda hangi kıyafetle insanın kapısına gidilmiyorsa, o kıyafet o toplumda zînet sayılmıyor demektir. Örfün burada yaptığı iş, hüküm koymak değil, âyetteki “zînet” kavramının o beldedeki karşılığını tayin etmektir. Nitekim aynı ölçü ters yönde de işler: bir beldede, bir iklimde yahut bir meslek grubunda atlet olağan bir üst giyim sayılıyorsa, oradaki kerâhet zayıflar.
5. Hâtime
Meselenin bütün hükümleri, tek bakışta görünecek şekilde şöyle toparlanır:
- Erkeğin atletle ve göbek-diz arasını örten bir alt giyimle kıldığı namaz sahihtir; iade gerekmez.
- İmkânı varken gömlek yahut tişört giymeyi terk etmek mekruhtur (Hanefî ıstılâhıyla tenzîhen mekruh).
- Mescidde ve cemaatte bu kerâhet ağırlaşır; terk edilmelidir.
- Diz yahut uyluğun bir kısmı açık kalıyorsa —ister şort sebebiyle, ister rükû ve secdede kayma sebebiyle— namaz sahih olmaz.
- Alt giyim teni gösterecek kadar ince ise namaz sahih olmaz.
- Sıcak, hastalık, iş şartı yahut başka giyecek bulunmaması hâlinde kerâhet düşer.
- Kadının atletle namazı bâtıldır; iade edilir.
Tercihin dayandığı ana gerekçe şudur: namazda iki ayrı emir vardır — avreti örtmek ve zînetlenmek. Birincisi namazın sıhhat şartıdır, ikincisi kemâlidir. Atlet, birinci emri yerine getirir; ikincisinde ise eksik kalır. Bu sebeple ne namazı iptal etmek doğrudur, ne de meseleyi “avret kapalı, bitti” diyerek kapatmak.
Amelî tavsiye: Namaz için ayrı bir gömlek yahut tişört bulundurmak, bu meseleyi bir daha açmayacak kadar kolay bir tedbirdir. Bir insanın kapısına gitmek için üzerini değiştiren kimse, Rabbinin huzuruna durmak için evleviyetle değiştirir. Alışkanlığı olmayan kimse bunu birden değil, tedrîc ile yerleştirsin: önce cemaatle kılınan namazlarda, sonra evde kılınanlarda. Bu arada geçmişte atletle kıldığı namazlar sahihtir; onlar için endişeye kapılmasın ve vesveseye düşmesin.
İhtilâf edebi: Bu meselede omuz örtmeyi sıhhat şartı sayan âlimler —İmam Ahmed, İbn Hazm ve onlarla beraber olanlar— sahih bir nassın zâhirine tutunmuşlardır; kimse onları hafiflikle yahut delilsizlikle itham edemez. Onlara tâbi olarak ihtiyat eden kimse de kınanmaz. Bununla beraber, bu görüşün usûldeki eksiği açıkça adlandırılmalıdır: mutlak nehiy, aynı babda gelen sahih bir sârif nass mevcutken tahrîme hamledilmiştir; hâlbuki cem’ mümkün olduğunda tercihe gidilmez. Bu bir usûl hatasıdır ve adı konarak söylenmelidir.
Öte yandan “sen o âlimden daha mı iyi biliyorsun?” sorusu bu meselede bir cevap değildir. Kimse bir imamdan daha iyi bildiğini iddia etmiyor. İtibar şahsa değil, delile ve usûledir; söylenen şudur ki bu meselede delil bu yöndedir ve karşı görüşün dayandığı istidlâl, sârif sebebiyle işlemez. Âlimin kadri mahfuzdur; fakat kadri, delilin yerine geçmez.
Hamd âlemlerin Rabbi Allah’adır. Doğru olan Allah’tandır; hata varsa bizden ve şeytandandır. Allah’tan, bizi huzuruna durmanın hakkını bilenlerden ve namazlarını en güzel hey’et üzere edâ edenlerden kılmasını niyaz ederiz.
6. Terim Sözlüğü
Kaynaklar
Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, “Kitâbü’s-Salât” (359, 360, 361 ve ilgili bâblar) — Müslim, es-Sahîh, “Kitâbü’s-Salât” (516) — Ahmed b. Hanbel, el-Müsned (9980) — Nesâî, es-Sünen (769) — Bezzâr, el-Müsned (5903) — Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat (9368) — Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ (3397) — İbn Ebî Şeybe, el-Musannef — İbn Abdilberr, et-Temhîd, VI/375 — Kâdî İyâz, İkmâlü’l-Mu’lim, II/430 — İbn Hazm, el-Muhallâ bi’l-Âsâr, II/390 — Rûyânî, Bahru’l-Mezheb, II/100 — İbn Receb el-Hanbelî, Fethu’l-Bârî, “Kitâbü’s-Salât” — İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî, aynı bâblar — Aynî, Umdetü’l-Kârî, IV/61 — Irâkî, Tarhu’t-Tesrîb, II/237-238 — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, “Setrü’l-avra” bahsi — İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, İ’lâmü’l-Muvakkı’în, II/80 — İbn Kudâme, Ravdatü’n-Nâzır — Şevkânî, İrşâdü’l-Fuhûl — Zerkeşî, el-Bahru’l-Muhît — Elbânî, Sahîhu’l-Câmi’ (652) ve es-Silsiletü’s-Sahîha (1369) — İbnü’l-Useymîn, Mecmûu Fetâvâ ve Resâil, XII.
Not: Cilt ve sayfa numaraları, kullanılan matbû nüshalara göre değişebilir. Bu sebeple her nakilde kitâb/bâb adı yahut hadis numarası ayrıca verilmiştir; okuyucu elindeki baskı farklı olsa dahi aynı yeri bulabilir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi