Soru: Namazdan sonra 33’er kere tesbih yapılmasının sünnet olduğunu biliyoruz. Fakat müezzin eşliğinde yapılan tesbih Rasûlullah (s.a.v.) zamanında da yapılır mıydı, yapılış şekli nasıldır?
Namazdan sonra 33’er defa tesbih, tahmîd ve tekbir getirmek sabit bir sünnettir; sahih rivayetlerle sabittir ve terk edilmemelidir. Ancak bunun müezzinin idaresinde, cemaatin tek ağızdan ona uyarak, sayıların ilan edildiği bir merasim hâlinde yapılması ne Rasûlullah (s.a.v.) zamanında, ne sahâbe, ne de tâbiîn döneminde vardır. Bu şekil sonraki asırlarda ihdas edilmiş olup dinde aslı yoktur. Sünnet olan, kişinin bu zikirleri kendi başına, sesini yükseltmeden ve kendisi sayarak yapmasıdır.
1. Ölçü: Dinde Sonradan Çıkarılan Her Şey Reddedilmiştir
Meseleye girmeden önce ölçüyü koyalım. Bu ölçüyü koyan biz değiliz; Allah Rasûlü’dür (s.a.v.).
— Hz. Âişe (r.anhâ), Müslim
Rivayetin tamamını kütüphanemizde okuyun →
Aynı hadis Ebû Dâvûd’da şu lafızla gelir:
— Hz. Âişe (r.anhâ), Ebû Dâvûd
Rivayetin tamamı →
Efendimiz’in her hutbesinde tekrarladığı düstur ise şudur:
— Câbir b. Abdillâh (r.a.), Müslim
Rivayetin tamamı →
Nesâî’deki rivayette hüküm bir basamak daha ileri götürülür:
— Nesâî
Rivayetin tamamı →
Irbâd b. Sâriye’den (r.a.) nakledilen meşhur veda öğüdünde ise sünnete sarılmakla bid’atten sakınmak yan yana zikredilir:
— Irbâd b. Sâriye (r.a.), İbn Mâce
Rivayetin tamamı →
Dikkat edelim: Efendimiz “bazı bid’atler dalâlettir” dememiş, “her bid’at dalâlettir” buyurmuştur. Niyetin iyi olması, maksadın güzel olması, faydalı görünmesi bir şeyi bid’at olmaktan çıkarmaz. Zira bid’ati ihdas edenlerin çoğu kötü niyetli değildir; aksine ibadeti güzelleştirdiklerini zannederler.
2. Sünnet Olan: Tesbihatın Aslı
Rivayetin en meşhuru Ebû Hüreyre’dendir (r.a.). Fakir muhacirler, zenginlerin mallarıyla kazandıkları sevaplara yetişemediklerinden yakınırlar. Efendimiz onlara şu ameli öğretir:
— Ebû Hüreyre (r.a.), Buhârî
Rivayetin tamamı →
— Ebû Hüreyre (r.a.), Müslim
Rivayetin tamamı →
Sayıların dağılımı: İki sahih şekil
a) 33 + 33 + 33, yüzüncüde tehlîl:
— Ebû Hüreyre (r.a.), Müslim
Rivayetin tamamı →
b) 33 + 33 + 34:
— Kâ’b b. Ucre (r.a.), Müslim
Rivayetin tamamı →
— Zeyd b. Sâbit (r.a.), Tirmizî (hadis sahihtir)
Rivayetin tamamı →
Her iki şekil de sahihtir; hangisi yapılırsa sünnet yerine gelir.
Şimdi asıl meseleye dikkat edelim: Bu rivayetlerin hiçbirinde bir yönetici, bir sayıcı, bir tempo tutucu yoktur. Efendimiz fertlere hitap etmiş, herkesin kendi zikrini kendisinin yapmasını öğretmiştir. Hatta Buhârî rivayetinin devamında sahâbe, sayıların dağılımını kendi aralarında müzakere etmektedir — çünkü zikri kendileri sayıyorlardı. Sayan bir müezzin bulunsaydı böyle bir müzakereye hâcet kalmazdı.
3. “Sesli Zikir” Delili Bu İşe Yetmez
Müezzin eşliğindeki tesbihatı savunanların dayandığı tek rivayet, İbn Abbâs’tan (r.a.) gelen şu haberdir: Farz namaz bittiğinde yüksek sesle zikredilirdi; İbn Abbâs namazın bittiğini bu sesten anlardı.
Rivayet sahihtir — fakat iddia edileni ispat etmez. Kütüphanemizdeki Ebû Dâvûd şerhi bu rivayeti şöyle değerlendirir:
— Ebû Dâvûd şerhi
Şerhin tamamı → ·
Buhârî şerhi →
Bu pasaj meseleyi bitirmektedir. Zira:
- Mezhep imamları, zikirde sesi yükseltmenin müstehap olmadığında ittifak etmiştir. Yani sesli zikir, dört mezhebin hiçbirinde tavsiye edilen bir uygulama değildir.
- İmam Şâfiî’ye göre Efendimiz’in açıktan zikri öğretme maksatlı ve çok kısa süreli olmuştur; sürekli bir âdet değildir.
- Rivayette olsa olsa sesin yükselmesi vardır; bir kişinin idare etmesi, cemaatin ona uyması, sayıların ilan edilmesi yoktur. Delil, iddianın çok gerisinde kalmaktadır.
4. Müezzin Yönetiminde Tesbihat: Aslı Olmayan Bir İhdastır
Şimdi açıkça söyleyelim.
Ne Kur’an’da, ne sahih sünnette, ne de sahâbe uygulamasında; müezzinin tesbihatı yönettiği, cemaatin ona tâbi olarak tek ağızdan zikrettiği bir tatbikat yoktur. Ashâb-ı kirâm bunu yapmamıştır. Tâbiîn yapmamıştır. Böyle bir uygulama nakleden tek bir sahih rivayet gösterilememektedir.
Bu şekil, sonraki asırlarda ortaya çıkmış; cemaate kolaylık olsun, bilmeyenler de zikirden geri kalmasın gerekçesiyle yerleşmiştir. Gerekçe makul, netice bid’attir. Çünkü ölçü şudur: İbadetin aslı meşrû olsa da, o ibadete Şâri’in koymadığı bir şekil, vakit, sayı veya heyet eklenirse, eklenen şey dine sokulmuş bir yeniliktir.
Nitekim bu ihdasın tabii sonucu bugün gözler önündedir:
- Cemaatin çoğu tesbihatı müezzinin işi sanmaktadır; müezzin yaptırmazsa yapılmaz olmuştur.
- Kişi kendi zikrini kendisi saymayı bırakmış, başkasının temposuna bağlanmıştır.
- Müezzin susunca cemaat dağılmakta; sünnet olan zikir, sünnet olmayan şekle bağımlı hâle gelmiştir.
- Pek çok kimse, tesbihatın bu şeklini sünnet zannetmektedir.
İşte bid’atin en tehlikeli tarafı budur: Sünneti ortadan kaldırmasa bile onun yerine geçer ve zamanla sünnetin kendisi sanılır.
| Amel | Hükmü |
|---|---|
| Namazdan sonra 33’er tesbih çekmek | Sünnettir — sabittir, terk edilemez |
| Bunu müezzin idaresinde, topluca ve tek ağızdan yapmak | Bid’attir — dinde aslı yoktur |
“Ama caiz diyen âlimler de var”
Vardır. Gerekçeleri şudur: Zikrin kendisi meşrûdur; müezzinin sesi ibadete yapılmış bir ilave değil, sadece bir hatırlatma ve öğretme aracıdır.
Fakat bu gerekçe ayakta durmamaktadır. Çünkü:
- Öğretmek geçici bir ihtiyaçtır. İmam Şâfiî’nin sözündeki incelik de budur: Efendimiz öğretmek için kısa bir müddet açıktan yapmış, sonra terk etmiştir. Oysa bugünkü uygulama geçici değil, her vakit, her camide, kesintisiz bir merasimdir. On dört asır sonra hâlâ “öğretiyoruz” denemez.
- Bir uygulama, terk edildiğinde ibadetin eksik sanılmasına yol açacak kadar yerleşmişse, o artık “araç” değildir; ibadetin şekline dâhil edilmiş bir ilavedir.
- Yukarıda geçtiği üzere mezhep imamları sesli zikrin müstehap olmadığında ittifak etmiştir. Sesli zikir bile müstehap değilken, ona bir de idare, tempo ve merasim eklemek nasıl meşrû sayılabilir?
5. Peki Ne Yapmalı?
- Tesbihatı bırakma. Sünnet olan zikirdir; kaldırılması gereken zikir değil, ona giydirilen şekildir.
- Zikrini kendin yap. Namazın ardından, kendi başına, sesini yükseltmeden, kendin sayarak 33/33/33+tehlîl veya 33/33/34 şeklinde tamamla.
- Camide fitne çıkarma. Müezzin tesbihat yaptırıyorsa onu susturmaya, cemaati bölmeye, mescitte tartışma açmaya kalkışma. Sen kendi zikrini yaparsın; bu hem sünnete uygun olur hem de mescidin huzurunu bozmaz.
- Bilmeyene güzellikle anlat. Bid’atin karşısında durmak, insanları kırmakla değil, sünneti bilip yaşamakla ve hikmetle anlatmakla olur.
Maksadımız kimseyi ayıplamak, hiçbir müslümanı töhmet altında bırakmak değildir. Bu şekli iyi niyetle sürdüren nice sâlih insan vardır. Fakat iyi niyet, bir şeyi sünnet yapmaya yetmez. Ölçü nettir: Allah Rasûlü’nün getirmediği bir şeyi dine sokmak, ne kadar güzel görünürse görünsün, dinden değildir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi