Kul, ömrünü kendisine emanet edilen bir sermaye gibi harcar. Sermayesini gözden geçirmeyen tüccarın zarara uğradığını fark etmesi, çok defa iş işten geçtikten sonradır. Nefis muhâsebesi, bu gözden geçirmenin adıdır: kulun, günü kapanmadan kendi amelini tartması.
Muhâsebenin dayanağı
Aslî delil şu âyettir:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’tan sakının; şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr 59/18)
Âyette geçen “ne hazırladığına baksın” emri, amelin sonradan gözden geçirilmesini gerektirir. Müfessirler bu emri doğrudan muhâsebeye bağlamışlardır. Nitekim âyet, iki tarafından da takvâ emriyle kuşatılmıştır: muhâsebe, takvânın ortasında duran bir amel olarak gelir.
İkinci bir dayanak, insanın kendi hâline en yakın şâhit oluşudur:
بَلِ الْإِنسَانُ عَلَىٰ نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُ
“Doğrusu insan kendi nefsine karşı basîrettir; birtakım mazeretler ileri sürse de.” (Kıyâme 75/14-15)
Kul, kendi kusurunu başkasından iyi bilir. Mazeret üretmesi, bilmediğini değil, bakmak istemediğini gösterir. Muhâsebe tam da bu bakışı zorlar.
Sahâbe ve selefte muhâsebe
Ömer b. el-Hattâb’dan (radıyallâhu anh) nakledilen meşhur söz şudur:
حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسَبُوا، وَزِنُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُوزَنُوا
“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin; tartılmadan önce kendinizi tartın.”
Bu söz Ömer’e mevkūf olarak nispet edilir; İbn Ebî Şeybe ve Ahmed b. Hanbel’in ez-Zühd’ünde yer alır. Aynı mananın merfû‘ bir rivayeti Tirmizî’de geçer — “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır” (Tirmizî, Kıyâme 25) — fakat bu rivayetin senedi tenkit edilmiştir. Bu sebeple mesele merfû‘ hadise değil, âyete ve sahâbe âsârına bina edilir.
Hasan-ı Basrî’nin sözü, muhâsebenin mü’mine mahsus bir vasıf olduğunu gösterir: “Mü’min nefsi üzerinde kāimdir; nefsini Allah için hesaba çeker.” Ona göre kıyamet gününde hesabın hafiflemesi, dünyada kendini hesaba çekmiş olmanın karşılığıdır.
Bu amele müstakil bir eser ayıran ilk müellif Hâris el-Muhâsibî’dir; er-Riâye li-hukūkillâh adlı kitabı bu adı taşır. Fakat muhâsebenin usûlünü en berrak taksîm eden İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye’dir.
Muhâsebe ne zaman yapılır: iki vakit
İbnü’l-Kayyim muhâsebeyi iki kısma ayırır (İğâsetü’l-Lehfân; Medâricü’s-Sâlikîn, muhâsebe menzili):
Amelden önce. Kul, bir işe girişmeden durur ve niyetini yoklar: bu iş yapılabilir mi, yapılırsa Allah rızası için mi yapılacak, yapmaya gücü yeter mi? İbnü’l-Kayyim bu duruşu, işin başında verilen küçük bir muhâsebe sayar. Bu vakit ihmal edilirse, sonraki muhâsebe yalnızca yaraya pansuman olur.
Amelden sonra. Kul, yaptığını üç cihetten yoklar: farz bir amelde kusur etti mi, yaptığı ameli hakkıyla mı yaptı, mubah bir işi Allah için mi yaptı yoksa gafletle mi. Günlük muhâsebe dediğimiz şey ağırlıkla budur.
Bu taksîm, muhâsebenin niçin kuru bir pişmanlık olmadığını gösterir: muhâsebe bir ameldir, ölçüsü ve vakti vardır.
Nasıl tutulur: kalem kalem yoklama
Muhâsebe “bugün nasıl geçti” diye genel bir soruyla yapılmaz. Genel soru genel cevap doğurur, kul da kendini temize çıkarır. Selef, nefsi tek tek kalemlerden yoklamıştır: dil, göz, mide, vakit, kalp. Kalem belirlenince kaçamak yeri kalmaz.
Yoklama şu sıra üzere yürür:
1. Tespit. Kalem sorulur: bugün bu oldu mu? Cevap “evet” ise geçilmez.
2. Tafsîl. Kusur tarif edilir: neyi, kime karşı, kaç kez, kimin yanında, ne kadar. Tafsîl edilmeyen kusur unutulur; tarif edilen kusur, bir daha tekrarlanırken tanınır.
3. Tevbe. Kusur, sahibine ait olduğu kabul edilerek Allah’a dönülür. Tevbenin şartları bellidir: nedâmet (pişmanlık), fiili derhal terk ve bir daha dönmemeye azm. Kul hakkı varsa dördüncü şart eklenir: hakkı sahibine iade.
4. Düzeltme. Gıybet edilen kimseye hayır duası, alınan hak sahibine iade, kırılan gönlün alınması. Muhâsebe amelde bir değişiklik doğurmuyorsa, kul kendini yalnızca yormuş olur.
Niçin önce dil?
Klasik muhâsebe cetvellerinde dil bahsi başa alınır. Sebebi, dilin hem en çok işleyen uzuv hem en az sakınılan uzuv olmasıdır. Muâz b. Cebel’e (radıyallâhu anh) söylenen şu söz esastır:
وَهَلْ يَكُبُّ النَّاسَ فِي النَّارِ عَلَى وُجُوهِهِمْ إِلَّا حَصَائِدُ أَلْسِنَتِهِمْ
“İnsanları yüzüstü ateşe sürükleyen, dillerinin biçtiğinden başka nedir ki!” (Tirmizî, Îmân 8 — hasen sahih)
Ölçü ise şu hadiste verilir:
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya sussun.” (Buhârî, Edeb 31; Müslim, Îmân 74)
Dilin kalemleri arasında boş konuşmak, çok konuşmak, bilmediğini biliyormuş gibi göstermek, kendini övmek, yalan, aldatma, ölçüsüz şaka, cedel, gıybet, koğuculuk ve sövmek sayılır. Bunların her biri müstakil bir nassa dayanır; muhâsebede kalem olarak ayrılmalarının sebebi de budur.
Muhâsebe ile vesvese arasındaki sınır
Muhâsebenin bir sınırı vardır ve bu sınır ihmal edilirse amel ters yüz olur. Nefsini hesaba çekmek, ümitsizliğe düşmek değildir:
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَىٰ أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ
“De ki: Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer 39/53)
Muhâsebe, kulu amele sevk ettiği ölçüde muhâsebedir. Kulu amelden alıkoyup içine kapatıyor, kalbe kuruntu ve şüphe salıyorsa, o artık muhâsebe değildir. Ölçü şudur: muhâsebeden tevbe ve amel doğar, vesveseden atâlet doğar. Aynı şekilde, geçmiş bir günahın hükmü tevbeyle kapanmışken onu tekrar tekrar deşmek muhâsebe sayılmaz.
Günlük muhâsebe cetveli
Bu cetvel, yukarıda anlatılan usûlü amele dökmek için hazırlanmıştır. Dört bölümden meydana gelir: dilin âfetleri, beden ve edep, kalp ve ahlâk, günlük hâl. Her kalemin altında dayandığı âyet yahut hadis, kaynağıyla birlikte verilir; kusur işaretlendiğinde o kaleme mahsus yoklama soruları açılır.
Kayıtlar yalnızca kullanan kimsenin kendi cihazında tutulur; hiçbir bilgi sunucuya gönderilmez.
Cetveli tam ekran aç ve telefona kur
Telefonda açtıktan sonra tarayıcı menüsünden “Ana ekrana ekle” denirse cetvel bir uygulama gibi kurulur; internet bağlantısı olmadan da çalışır. Kayıtlar yalnızca kendi cihazınızda tutulur.
Yukarıdaki çerçevede cetvelin bir bölümü görünmektedir. Günlük kullanım için tam ekran açılması ve telefona kurulması tavsiye edilir.
Netice
Muhâsebe, kulun kendi aleyhine şâhitlik etmeyi göze almasıdır. Bunu göze alan kul, hesabı dünyada hafifletmiş olur. Ömer b. el-Hattâb’ın sözündeki incelik buradadır: hesap, ya burada kendi elinle görülür ya orada. Burada görülen hesabın arkasında tevbe kapısı açıktır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi