Hz. Âişe Validemizin Evlilik Yaşı · 8. bölüm / 8
Bu yazı 8 bölümlük dizinin 8. bölümüdür ve tek başına okunabilir. Bütün bölümlerin listesi yazının sonundadır.
Erken buluğ imamların gözlemlediği bir vâkıadır ama hüküm ona dayanmaz; Resûlullah ﷺ sahih haberi değiştirerek savunulmaz; bu evliliğe kendi döneminde kimse itiraz etmemiştir; küçük kızın nikâhı Kur’ân, sünnet ve icmâ ile caiz, zifafı ise tahammül şartına bağlıdır.
Yedinci bölümde evlilik sonrasına ait rivayetlerin, salıncaktan İfk hadisine kadar, Hz. Âişe’yi bir çocuk ve sonra “yaşı küçük bir kız” olarak tarif ettiğini gördük. Böylece rivayet ve tarih tarafındaki bütün iddialar, gösterilen kaynakların kendisiyle cevaplanmış oldu.
Bu son bölümde rivayetlerden hükme geçiyoruz. Önce iddia sahibinin, bu evliliği anlatanlara yönelttiği üç eleştiriyi ele alıyoruz: “erken buluğ savunmacı bir üsluptur”, “yaşı büyütmek iyi niyettir” ve “kendi döneminde de itiraz edilirdi”. Ardından meselenin özünü, küçük kızın nikâhı ve zifafı hakkında İslam’ın hükmünü, kimsenin hatırına bakmadan delilleriyle ortaya koyuyoruz.
“Erken buluğ savunmacı bir üsluptur” sözü
“Hz. Âişe’nin bu kadar küçük yaşta evlenmesine yapılan itirazlara, savunmacı bir üslupla, bu bölgedeki iklim şartları sebebiyle çocukların erken yaşta buluğa ermesi gösterilir.”
Erken buluğ: Nakledilmiş bir vâkıa
Kızların sıcak bölgelerde erken yaşta hayız görmesi, sonradan uydurulmuş bir savunma değil, imamların bizzat gördüğü ve kaydettiği bir vâkıadır.
İmam Şâfiî:
رَأَيْتُ بِالْيَمَنِ بَنَاتِ تِسْعٍ يَحِضْنَ كَثِيرًا
“Yemen’de dokuz yaşında hayız gören pek çok kız gördüm.” (Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, Risâle, 10/91; Şâmile metni. Muhakkikler Âdâbü’ş-Şâfiî ve Hilyetü’l-Evliyâ 9/137’ye atıf yapar.)
Beyhakî, İmam Şâfiî’den şunu da nakleder:
أَعْجَلُ مَنْ سَمِعْتُ بِهِ مِنَ النِّسَاءِ يَحِضْنَ نِسَاءٌ بِتِهَامَةَ يَحِضْنَ لِتِسْعِ سِنِينَ
“Hayız gördüğünü işittiğim kadınların en erkeni, dokuz yaşında hayız gören Tihâme kadınlarıdır.” Ve: رَأَيْتُ بِصَنْعَاءَ جَدَّةً بِنْتَ إِحْدَى وَعِشْرِينَ سَنَةً “San’a’da yirmi bir yaşında bir nine gördüm”: dokuz yaşında hayız görmüş, on yaşında doğurmuş; kızı da dokuzunda hayız görüp onunda doğurmuştur. (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1/476, no. 1531, “Kadının hayız gördüğü yaş” babı; Şâmile metni.)
Tihâme, Mekke’nin de içinde bulunduğu Kızıldeniz sahil ovasıdır.
Hz. Âişe’nin sözü: Tirmizî, İmam Ahmed ile İshâk’ın görüşünü naklederken şunu ekler:
وَقَدْ قَالَتْ عَائِشَةُ: إِذَا بَلَغَتِ الْجَارِيَةُ تِسْعَ سِنِينَ فَهِيَ امْرَأَةٌ
“Âişe şöyle demiştir: Kız dokuz yaşına ulaşınca kadın olur.” (Tirmizî, es-Sünen, Nikâh, no. 1109’dan sonra, isnadsız olarak; Şâmile metni.) Beyhakî de bu sözü isnadsız nakleder ve “yani, Allah bilir, hayız görürse kadın olur” diye açıklar (1/476).
Fakat hüküm buluğa bağlı değildir
Erken buluğ bir vâkıadır; fakat nikâhın sıhhati buluğa bağlı değildir. Kur’ân şöyle buyurur:
وَاللَّائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِنْ نِسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ
“Kadınlarınızdan hayızdan kesilmiş olanların iddeti, eğer şüphe ederseniz, üç aydır; henüz hayız görmemiş olanların da.” (Talâk 65/4.)
İddet ancak nikâhtan sonra söz konusudur. Henüz hayız görmemiş kadının iddetinin bildirilmesi, onun nikâhının geçerli olduğunu gösterir. İmam Buhârî bu âyeti, küçük kızın nikâhı babının başlığına koymuştur. Ayrıntısı bu bölümün sonunda gelecektir.
Yani erken buluğ, hükmün gerekçesi değil, olsa olsa vâkıanın bir açıklamasıdır. Bu evliliği “erken buluğ olduğu için caizdi” diye savunmak gerekmez; o, Kur’ân ve sünnetle zaten caizdir.
İddianın kendi içindeki çelişki
“Âdet yaşı” iddiasının sahibi, Hz. Âişe’nin “altı” ve “dokuz” yaşlarını âdet başlangıcından sayar ve onu 18–19 yaşında gösterir. Bu hesabın çıkması için Hz. Âişe’nin dokuz on yaşında âdet görmeye başlamış olması gerekir (bkz. âdet yaşı iddiası).
Bu, tam da iddia sahibinin “savunmacı üslup” diye küçümsediği erken buluğdur. İddia sahibi, reddettiği bilgiyi kendi hesabının temeline koymuştur. Erken buluğ yoksa “âdet yaşı” hesabı çöker; erken buluğ varsa “savunmacı üslup” eleştirisi çöker.
“Yaşı büyütmek iyi niyettir” savunması
“Hz. Âişe’nin evlilik yaşının yanlış anlaşılması sebebiyle ateistler ve dinsizler bu konuyu malzeme yaparak İslam peygamberine saldırıyor. Hadis ilmini bilmeden hadisleri çarpıtan, inkâr eden kesimler de ‘hadisler mantıksızdır’ diyor. Onlara diyoruz ki: Hadisleri inkâr etmeyi bırakın, selef-i sâlihînin akîdesine tâbi olun. Hz. Âişe’nin 6–9 demesinden kasıt âdet yaşıdır; artık bu gerçeği öğrenin.”
Savunma nassı değiştirerek yapılmaz
Bu yolun üç zararı vardır:
- Eleştirenin öncülünü kabul eder. Ateistin itirazı şudur: “Dokuz yaşında evlilik ayıptır.” Yaşı 18–19’a çıkaran, bu öncülü tartışmadan kabul etmiş ve sahih hadisi savunulması gereken bir yük hâline getirmiştir.
- Delilsiz te’vîli meşru gösterir. Sahih bir hadisin lafzı bugün “âdet yaşı” diye çevrilirse, aynı yöntem yarın başka sahih hadislere de uygulanır. Hangi hadis bugünkü bir zihne garip gelirse, onun için de bir “Arap kültürü” bulunur.
- Kendi kınadığı kapıyı açar. “Hadisleri çarpıtan, inkâr eden kesimler” diye başlayan bir cümle, hadisin lafzını kaynaksız bir te’vîlle değiştiren bir yazının içinde durmaktadır. Hadisi inkâr etmek ile hadisin lafzını delilsiz çevirmek arasındaki fark, sonuç bakımından küçüktür.
“Selefe tâbi olun” sözü
Selefe tâbi olmak, selefin bir nassı nasıl anladığına tâbi olmaktır. Bu hadisleri nakleden, şerh eden ve tarih kitaplarına geçiren âlimlerin hiçbiri sayıları “âdet yaşı” diye okumamıştır. İbn Kesîr altı ve dokuz yaşı için مَا لَا خِلَافَ فِيهِ بَيْنَ النَّاسِ “insanlar arasında hakkında ihtilaf bulunmayan bir husustur” der (el-Bidâye, 3/161). Bu bir icmâ naklidir.
İbn Teymiyye’nin kāidesi bu durumu tam olarak tarif eder:
وَكُلُّ قَوْلٍ يَنْفَرِدُ بِهِ الْمُتَأَخِّرُ عَنِ الْمُتَقَدِّمِينَ وَلَمْ يَسْبِقْهُ إِلَيْهِ أَحَدٌ مِنْهُمْ فَإِنَّهُ يَكُونُ خَطَأً، كَمَا قَالَ الْإِمَامُ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ: إِيَّاكَ أَنْ تَتَكَلَّمَ فِي مَسْأَلَةٍ لَيْسَ لَكَ فِيهَا إِمَامٌ
“Sonra gelenin, öncekilerden ayrılarak tek başına söylediği ve öncekilerden hiçbirinin kendisinden önce söylemediği her söz hatadır. Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: ‘Kendisinde bir imamın bulunmadığı bir meselede konuşmaktan sakın.'” (İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, 21/291.)
“Âdet yaşı” te’vîlinde bir imam yoktur. Selefe davet eden bir yazının vardığı sonucun selefte bir tek karşılığı bulunmaması, o sonucun selefin yolu olmadığını gösterir.
“Hadis usulünü bilmeyen böyle anlar” sözü
İddia sahibi şöyle der: “Hadis usulünü bilmeyen veya Arap kültüründen haberi olmayan bir insan bu hadisleri okuduğu zaman doğal olarak altı yaşında nişanlandığını, dokuz yaşında evlendiğini anlayacaktır.” Bu cümle kendi aleyhine döner. Rakamları zâhiriyle, doğumdan itibaren altı ve dokuz yaş olarak anlayanlar, Arap dilinin ve hadis usûlünün imamlarıdır: Buhârî, Müslim, İbn Hacer, Nevevî, Zehebî, İbn Kesîr (altı yaşın nişanın değil, nikâhın yaşı olduğu için bkz. ikinci bölümdeki “tezevvecenî” bahsi). Hadis usûlünü ve Arap dilini bilenler bu hadisleri böyle anlamıştır; farklı anlayan ise son asırda çıkmıştır.
Resûlullah ﷺ nasıl savunulur?
Resûlullah ﷺ’i savunmanın yolu, rivayetleri olduğu gibi kabul edip onları kendi tarihî ve şer’î bağlamında anlatmaktır:
- Bu evliliğe Resûlullah ﷺ’in düşmanları dahil o dönemde kimse itiraz etmemiştir; bkz. aşağıdaki “dönemin sükûtu” bahsi.
- Evliliğin fıkhî hükmü icmâ ile sabittir ve Kur’ân’da dayanağı vardır; bkz. aşağıdaki fıkhî hüküm bahsi.
- Bugünkü bir ahlak anlayışı, vahyin ve Resûlullah ﷺ’in fiilinin hakemi değildir; onun tâbiidir.
Ateiste verilecek cevap, onun ölçüsünü kabul edip rakamı değiştirmek değil, ölçüsünü sorgulamaktır: Hangi hakla kendi asrının örfünü bütün asırların ve bütün toplumların hakemi yapmaktadır?
“Kendi döneminde de itiraz edilirdi” iddiası
“Bu evlilik o dönemde bile garip karşılanırdı; kendi döneminde de buna itiraz edilirdi.”
Düşmanların sükûtu
Resûlullah ﷺ’in düşmanları ona karşı her şeyi kullanmıştır. Ona sihirbaz, şair, kâhin, deli demişlerdir. Zeyneb bint Cahş ile evliliği, evlatlığının boşadığı kadınla evlendiği için dillerine dolanmıştır. Medine münafıkları İfk hadisesinde Hz. Âişe’nin iffetine iftira atacak kadar ileri gitmiştir (Buhârî, no. 4141; bkz. yedinci bölümdeki İfk hadisi).
Bütün bunlara rağmen, Hz. Âişe ile evliliği yaşı sebebiyle dile getiren tek bir müşrik, münafık veya Yahudi sözü nakledilmemiştir. Bu evlilik o toplumda olağan dışı bir şey olsaydı, Resûlullah ﷺ’e her fırsatta saldıranların bu fırsatı kaçırmayacağı açıktır.
Hz. Âişe’nin kendisi nasıl anlatıyor?
Hz. Âişe nikâhını, zifafını ve yaşını hiçbir mahcubiyet göstermeden, açıkça anlatır. Evlilik günü Ensar kadınlarının onu “عَلَى الْخَيْرِ وَالْبَرَكَةِ، وَعَلَى خَيْرِ طَائِرٍ” “hayırlı, bereketli ve uğurlu olsun” diyerek karşıladığını nakleder (Buhârî, no. 3894). Toplum bu evliliği tebrikle karşılamıştır.
Tartışma ne zaman başladı?
18 yaş görüşü klasik literatürde bulunmaz; son asırda ortaya çıkmıştır. Mehmet Azimli, bu görüşü savunanların bölgenin evlilik örfünü dikkate almadığını ve kendi kültürlerindeki ortalama evlenme yaşını geçmişe taşıdığını tespit eder (İslâmî Araştırmalar 16/1, 2003, s. 28–37; PDF). Cumhuriyet İlahiyat Dergisi’nde yayımlanan bir çalışma da evlilik yaşının Hz. Âişe’nin kendi döneminde tartışma konusu olmadığını, sonraki dönemlerde tartışmaya açıldığını belirler (DOAJ kaydı).
Yani itirazı ilk yükselten, Resûlullah ﷺ’in çağdaşları değil, kendi dönemlerinin ölçüsünü geçmişe taşıyan modern okumalardır. Bu okumalara rakamı değiştirerek cevap vermenin neden yanlış olduğu için bkz. yukarıdaki savunma bahsi.
Küçük kızın nikâhı ve zifafı: İslam’ın hükmü
Buraya kadar ele alınan iddiaların hepsinin arkasında aynı kaygı vardır: Hz. Âişe’nin altı yaşında nikâhlanıp dokuz yaşında zifafa girmesinin bugün nasıl karşılanacağı. Bu kaygıya verilecek cevap rakamı değiştirmek değil, meselenin şer’î hükmünü olduğu gibi ortaya koymaktır.
Hüküm
İslam’da bu meselenin hükmü açıktır ve iki kısımdır:
- Nikâh: Baba, bulûğa ermemiş bakire kızını dengi (küfüv) olan biriyle nikâhlayabilir. Bu nikâh geçerlidir.
- Zifaf: Nikâhlanan küçük kızla zifaf, onun buna tahammül edebilecek hâle gelmesine kadar ertelenir. Zifafın vakti yaşla değil, kızın bünyesiyle ölçülür. Ona zarar verecek her şey haramdır.
Hz. Âişe’nin evliliği bu iki kısmı birlikte gösterir: Nikâh altı yaşında, zifaf dokuz yaşında olmuştur (bkz. delil).
Kur’ân’dan delil
وَاللَّائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِنْ نِسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ
“Kadınlarınızdan hayızdan kesilmiş olanların iddeti, eğer şüphe ederseniz, üç aydır; henüz hayız görmemiş olanların da.” (Talâk 65/4.)
İbn Kesîr âyeti şöyle açıklar:
وَكَذَا الصِّغَارُ اللَّائِي لَمْ يَبْلُغْنَ سِنَّ الْحَيْضِ أَنَّ عِدَّتَهُنَّ كَعِدَّةِ الْآيِسَةِ ثَلَاثَةُ أَشْهُرٍ؛ وَلِهَذَا قَالَ: {وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ}
“Hayız yaşına ulaşmamış küçükler de böyledir; onların iddeti de hayızdan kesilmiş kadının iddeti gibi üç aydır. Bunun için ‘henüz hayız görmemiş olanlar’ buyurmuştur.” (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Dâru Taybe, 8/149; Şâmile metni.)
Kurtubî de وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ – يَعْنِي الصَّغِيرَةَ – فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَاثَةُ أَشْهُرٍ der ve âyetin nüzûl sebebini nakleder: Übey b. Kâ’b “Ey Allah’ın Resûlü, insanlar ‘kadınlardan hakkında hüküm bildirilmeyenler kaldı: küçükler ve hamileler’ diyorlar” demiş, bunun üzerine âyet inmiştir. (Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, Dâru’l-Kütübi’l-Mısriyye, 18/162 ve 18/165; Şâmile metni.)
İddet ancak nikâhtan, hatta zifaftan sonra söz konusudur. Kur’ân’ın küçük kızın iddetini bildirmesi, onun nikâhının geçerli olduğunu gösterir.
Sünnetten delil
İmam Buhârî Kitâbü’n-Nikâh’ta şu babı açar:
بَابُ إِنْكَاحِ الرَّجُلِ وَلَدَهُ الصِّغَارَ، لِقَوْلِهِ تَعَالَى: ﴿وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ﴾ فَجَعَلَ عِدَّتَهَا ثَلَاثَةَ أَشْهُرٍ قَبْلَ الْبُلُوغِ
“Kişinin küçük çocuklarını nikâhlaması babı. Çünkü Allah Teâlâ ‘henüz hayız görmemiş olanlar’ buyurmuş ve onun iddetini bulûğdan önce üç ay kılmıştır.” (Buhârî, es-Sahîh, Tavku’n-Necât, 7/17, no. 5133’ten önce; Şâmile metni.) Babın altına Hz. Âişe’nin nikâh hadisini koyar.
İbn Hacer bu bab hakkında şöyle der:
أَيْ فَدَلَّ عَلَى أَنَّ نِكَاحَهَا قَبْلَ الْبُلُوغِ جَائِزٌ، وَهُوَ اسْتِنْبَاطٌ حَسَنٌ
“Yani bu, onun bulûğdan önceki nikâhının caiz olduğunu göstermiştir. Bu güzel bir istinbattır.” (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 9/190; Şâmile metni.)
Aynı yerde Buhârî’nin bir başka babı daha vardır: بَابُ تَزْوِيجِ الصِّغَارِ مِنَ الْكِبَارِ “Küçüklerin büyüklerle evlendirilmesi” (Nikâh 11; bkz. altıncı bölüm).
İcmâ
İbnü’l-Münzir (ö. 318):
وَأَجْمَعُوا أَنَّ نِكَاحَ الْأَبِ ابْنَتَهُ الصَّغِيرَةَ الْبِكْرَ جَائِزٌ إِذَا زَوَّجَهَا مِنْ كُفْءٍ
“Âlimler, babanın küçük bakire kızını dengi biriyle evlendirdiği takdirde bu nikâhın caiz olduğunda icmâ etmişlerdir.” (İbnü’l-Münzir, el-İcmâ’, thk. Fuâd Abdülmün’im Ahmed, Dâru’l-Müslim, s. 78, no. 350; Şâmile metni.)
Nevevî (ö. 676):
وَأَجْمَعَ الْمُسْلِمُونَ عَلَى جَوَازِ تَزْوِيجِهِ بِنْتَهُ الْبِكْرَ الصَّغِيرَةَ لِهَذَا الْحَدِيثِ
“Müslümanlar, bu hadisten dolayı, babanın küçük bakire kızını evlendirmesinin caiz olduğunda icmâ etmiştir.” (Nevevî, el-Minhâc Şerhu Sahîhi Müslim, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 9/206; Şâmile metni.)
Mühelleb‘in sözü de İbn Hacer tarafından nakledilir: أَجْمَعُوا أَنَّهُ يَجُوزُ لِلْأَبِ تَزْوِيجُ ابْنَتِهِ الصَّغِيرَةِ الْبِكْرِ “Âlimler, babanın küçük bakire kızını evlendirmesinin caiz olduğunda icmâ etmiştir.” (Fethu’l-Bârî, 9/190.) İbn Hacer aynı yerde iki muhalif nakli de kaydeder: إِلَّا أَنَّ الطَّحَاوِيَّ حَكَى عَنِ ابْنِ شُبْرُمَةَ مَنْعَهُ فِيمَنْ لَا تُوطَأُ، وَحَكَى ابْنُ حَزْمٍ عَنِ ابْنِ شُبْرُمَةَ مُطْلَقًا أَنَّ الْأَبَ لَا يُزَوِّجُ بِنْتَهُ الْبِكْرَ الصَّغِيرَةَ حَتَّى تَبْلُغَ وَتَأْذَنَ، وَزَعَمَ أَنَّ تَزْوِيجَ النَّبِيِّ ﷺ عَائِشَةَ وَهِيَ بِنْتُ سِتِّ سِنِينَ كَانَ مِنْ خَصَائِصِهِ “Ancak Tahâvî, İbn Şübrüme’den, cimaya elverişli olmayan kız hakkında buna karşı çıktığını nakletmiştir. İbn Hazm ise İbn Şübrüme’den mutlak olarak babanın küçük bakire kızını bulûğa erip izin verene kadar evlendiremeyeceğini nakletmiş; İbn Şübrüme, Nebî ﷺ’in Âişe ile altı yaşındayken evlenmesinin ona has olduğunu iddia etmiştir.” (Fethu’l-Bârî, 9/190.) Tahâvî’nin nakline göre İbn Şübrüme’nin itirazı nikâhın kendisine değil, cimaya elverişli olmayan kıza yöneliktir; İbn Hazm’ın nakline göre ise tek başına kalmış bir görüştür.
“Resûlullah ﷺ’e has idi” iddiasına cevap: Bir fiilin Resûlullah ﷺ’e has olduğu ancak delille sabit olur; asıl olan, onun fiilinde ümmetin de ona tâbi olmasıdır. Bu hususta bir nass yoktur. Üstelik Talâk 65/4 ümmete hitap eder ve küçük kızın iddetini bildirir. İmam Buhârî de bu hadisi “kişinin küçük çocuklarını nikâhlaması” babına koyarak hükmü ümmete ait saymıştır. İbnü’l-Münzir’in ve Nevevî’nin icmâ nakli de hükmü ümmete ait sayar.
Nevevî, bulûğdan sonra kıza nikâhı bozma hakkı (hıyâr) olup olmadığında ihtilaf bulunduğunu da bildirir: Mâlik, Şâfiî ve Hicaz fakihleri “yoktur”, Irak fakihleri “vardır” demiştir (9/206). İhtilaf nikâhın sıhhatinde değil, bulûğdan sonraki muhayyerliktedir.
Zifafın şartı: Tahammül
Nevevî zifafın vaktini şöyle açıklar:
وَأَمَّا وَقْتُ زِفَافِ الصَّغِيرَةِ الْمُزَوَّجَةِ وَالدُّخُولِ بِهَا فَإِنِ اتَّفَقَ الزَّوْجُ وَالْوَلِيُّ عَلَى شَيْءٍ لَا ضَرَرَ فِيهِ عَلَى الصَّغِيرَةِ عُمِلَ بِهِ، وَإِنِ اخْتَلَفَا فَقَالَ أَحْمَدُ وَأَبُو عُبَيْدٍ تُجْبَرُ عَلَى ذَلِكَ بِنْتُ تِسْعِ سِنِينَ دُونَ غَيْرِهَا، وَقَالَ مَالِكٌ وَالشَّافِعِيُّ وَأَبُو حَنِيفَةَ حَدُّ ذَلِكَ أَنْ تُطِيقَ الْجِمَاعَ، وَيَخْتَلِفُ ذَلِكَ بِاخْتِلَافِهِنَّ وَلَا يُضْبَطُ بِسِنٍّ، وَهَذَا هُوَ الصَّحِيحُ، وَلَيْسَ فِي حَدِيثِ عَائِشَةَ تَحْدِيدٌ وَلَا الْمَنْعُ مِنْ ذَلِكَ فِيمَنْ أَطَاقَتْهُ قَبْلَ تِسْعٍ وَلَا الْإِذْنُ فِيمَنْ لَمْ تُطِقْهُ وَقَدْ بَلَغَتْ تِسْعًا
“Nikâhlanmış küçük kızın zifaf vaktine gelince: Koca ile veli, küçük kıza zarar vermeyecek bir vakit üzerinde anlaşırlarsa onunla amel edilir. Anlaşamazlarsa, Ahmed ve Ebû Ubeyd dokuz yaşındaki kızın buna zorlanabileceğini söylemiştir. Mâlik, Şâfiî ve Ebû Hanîfe ise sınırın cimaya tahammül edebilmesi olduğunu söylemiştir; bu kızlara göre değişir ve bir yaşla sınırlanmaz. Doğru olan budur. Âişe hadisinde bir sınır yoktur; dokuzdan önce tahammül edebilene yasak olmadığı gibi, dokuza ulaşmış fakat tahammül edemeyene izin de yoktur.” (Nevevî, Şerhu Müslim, 9/206.)
Yani:
- Zifafın ölçüsü yaş değil, tahammüldür. Dokuz yaş bir sınır değildir.
- Kıza zarar veren zifaf haramdır; veli de koca da buna izin veremez.
- Hz. Âişe’nin zifafının nikâhtan üç yıl sonraya bırakılması, bu ölçünün sünnetteki uygulamasıdır.
Bu hüküm kimseye göre değişmez
Bu hüküm Kur’ân’ın âyetine, Resûlullah ﷺ’in fiiline ve ümmetin icmâsına dayanır. Bir asrın örfü veya bir ülkenin kanunu, Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal yapamaz. Helal kılınmış bir şeyin bir toplumda yapılmaması, onun helal olmasını değiştirmez; yapılmasını farz da kılmaz. Fakat onu “zulüm” diye nitelemek, Resûlullah ﷺ’in fiilini zulüm diye nitelemektir.
Bu bölümün neticesi
Erken buluğ imamların gözlemiyle sabit bir vâkıadır, fakat nikâhın hükmü ona dayanmaz; Kur’ân’a, sünnete ve icmâya dayanır. Resûlullah ﷺ, hakkındaki sahih haber değiştirilerek değil, doğru anlatılarak savunulur. Bu evliliğe onun düşmanları dahil kendi döneminde kimse itiraz etmemiştir. Küçük kızın nikâhı icmâ ile caizdir; zifafı ise kızın tahammülüne bağlıdır ve ona zarar veren her şey haramdır.
1. İmam Şâfiî’nin gözlemini ve Hz. Âişe’nin “dokuz yaşına ulaşan kız kadındır” sözünü “savunmacı üslup” diye nitelemenin dayanağı.
2. Hz. Âişe’nin dokuz on yaşında âdet görmeye başladığını varsayan “âdet yaşı” hesabının, erken buluğu reddederken nasıl ayakta kaldığı.
3. Selef âlimlerinden, Hz. Âişe’nin altı ve dokuz yaşını âdet yaşı diye okuyan bir imam: isim, eser ve ibare.
4. Bir sahih hadisin lafzını, ateistlerin itirazından kurtarmak için delilsiz te’vîl etmeyi caiz gören bir usûl âlimi.
5. Resûlullah ﷺ’in çağdaşı bir müşrik, münafık veya Yahudi’nin bu evliliği Hz. Âişe’nin yaşı sebebiyle ayıpladığını bildiren bir rivayet: kaynak ve isnad.
6. Babanın küçük bakire kızını dengi biriyle nikâhlamasının batıl olduğunu söyleyen, İbn Şübrüme dışında bir selef âlimi.
7. Hz. Âişe’nin küçük yaşta nikâhlanmasının Resûlullah ﷺ’e has olduğunu bildiren bir nass.
8. Talâk 65/4’teki وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ ifadesini “küçükler” dışında bir manaya hamleden bir müfessir.
Dizinin neticesi
Sekiz bölüm boyunca, Hz. Âişe validemizin 18–19 yaşında evlendiği iddiasının bütün dayanaklarını, gösterilen kaynakların kendisini açarak ele aldık:
- Asıl delil (1. bölüm): Hz. Âişe yaşını kendi ağzından söyler; bu söz dört bağımsız isnadla gelir, Buhârî ve Müslim’dedir, ümmet onu ittifakla kabul etmiştir.
- Te’vîller (2. bölüm): “Âdet yaşı”, “ilk rakam atılır” ve “tezevvecenî nişandır” te’vîllerinin dilde, rivayette ve selefte karşılığı yoktur.
- Kronoloji (3. ve 4. bölümler): 605 doğum tarihi kaynaklarda yoktur; Esmâ, Fâtıma, Abdurrahmân ve ilk Müslümanlar hesaplarının kaynakları, açıldığında iddianın tersini söyler.
- Mekke rivayetleri (5. bölüm): Hz. Âişe’nin anlattıkları, onun Müslüman bir ailede doğup büyüdüğünü ve o gün “oynayan küçük bir kız” olduğunu gösterir.
- Cübeyr meselesi (6. bölüm): Gösterilen beş kaynak aynı kıssada altı ve dokuz yaşını söyler.
- Evlilik sonrası (7. bölüm): Oyuncak, salıncak ve İfk rivayetleri, dokuz yaşında zifafı teyit eder.
- Hüküm (bu bölüm): Küçük kızın nikâhı Kur’ân, sünnet ve icmâ ile caizdir; zifaf tahammül şartına bağlıdır.
Hz. Âişe validemizin yaşı, onun kendi sözüyle sabittir. Onu savunmanın yolu bu sözü değiştirmek değil, ona sahip çıkmaktır. Allah ondan razı olsun.
Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm, Talâk 65/4.
- Buhârî, es-Sahîh, Nikâh, “İnkâhu’r-racül veledehu’s-sıgār” babı ve Nikâh 11; no. 3894, 4141.
- Tirmizî, es-Sünen, Nikâh, no. 1109’dan sonra.
- Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1/476, no. 1531.
- Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, Risâle, 10/91.
- İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 3/161; Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Dâru Taybe, 8/149.
- İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, 21/291.
- Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, 18/162, 165.
- İbnü’l-Münzir, el-İcmâ’, Dâru’l-Müslim, s. 78, no. 350.
- Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 9/206.
- İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, Dâru’l-Ma’rife, 9/190.
- Mehmet Azimli, İslâmî Araştırmalar, 16/1 (2003), s. 28–37.
- Cumhuriyet İlahiyat Dergisi (Aralık 2017), DOAJ kaydı.
Bu makale Kardeşder (Osmangazi Gençlik Hareketi Yardımlaşma ve Kardeşlik Derneği) tarafından hazırlanmıştır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi