Hazırlayan: A. Toprak
Bu çalışma objektif olarak hazırlanmıştır. Her iki görüş kendi kaynaklarından ve kendi delilleriyle aktarılmış, değerlendirme okuyucuya bırakılmıştır. Yazarın kişisel kanaati, çalışmanın sonunda ayrı bir başlık altında verilmiştir.
Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed'e göre darü'l-harpte müste'min Müslüman ile harbî arasında ribâ ve fâsid akit caizdir; Ebû Yûsuf ve cumhur buna karşıdır. Bu çalışma iki tarafı kendi metinleriyle verir; her naklin teyit durumu Bölüm 8'deki tabloda gösterilmiştir.
1. Meselenin tanımı ve terimler
Mesele şudur: Bir Müslüman darü'l-harbe girer ve orada bir harbî ile, darü'l-İslâm'da caiz olmayan bir akit yapar. Örnek olarak bir dirheme karşılık iki dirhem almak, şarap, domuz veya leş satmak ya da kumar oynamak sayılabilir. Bu akitten Müslümanın eline geçen fazlalığın helal olup olmadığı tartışılır.
| Terim | Anlamı |
|---|---|
| Darü'l-harp | Müslümanlarla zimmet veya antlaşma bağı olmayan, İslâm hükümlerinin işlemediği ülke |
| Harbî | O ülkenin gayrimüslim tebaası |
| Müste'min | Karşı tarafın emanıyla (güvencesiyle) o ülkeye giren kişi |
| Ismet | Can ve malın dokunulmazlığı; İslâm, zimmet, ahd veya eman ile sabit olur |
| Gadr | Verilen emana veya ahde ihanet; ittifakla haramdır |
| Fâsid akit | Rükünleri bulunan ama şer'î bir şartı eksik olan akit (ribâ, kumar, haram mal satışı) |
Tartışmanın merkezindeki soru şudur: Harbînin malı ma'sûm değilse, onu rızasıyla ve gadr işlemeden almanın yolu da serbest midir, yoksa ribâ ve kumar yasağı mekân ve muhatap ayırmadan herkesi mi bağlar?
2. Görüşler ve sahipleri
İki görüş vardır ve ayrılık Hanefî mezhebinin içinden geçer.
| Görüş | Sahipleri | Kapsam |
|---|---|---|
| Caizdir | Ebû Hanîfe, İmam Muhammed; Merginânî, İbnü'l-Hümâm, Haskefî, İbn Âbidîn bu görüşü mezhebin esası olarak aktarır | Ribâ, kumar, haram mal satışı; harbî ile ve darü'l-harpte müslüman olup hicret etmemiş kişiyle |
| Haramdır | Ebû Yûsuf; Mâlik, Şâfiî, Ahmed (cumhur) | Darü'l-İslâm'da haram olan, darü'l-harpte de haramdır |
İmam Muhammed'in kendi ifadesi Mısır Dârü'l-İftâsı'nın fetvasında şöyle aktarılır:
وَإِذَا دَخَلَ الْمُسْلِمُ دَارَ الْحَرْبِ بِأَمَانٍ فَلَا بَأْسَ بِأَنْ يَأْخُذَ مِنْهُمْ أَمْوَالَهُمْ بِطِيبِ أَنْفُسِهِمْ بِأَيِّ وَجْهٍ كَانَ
"Müslüman darü'l-harbe emanla girerse, onların mallarını gönül rızalarıyla, hangi yolla olursa olsun almasında sakınca yoktur." (Dârü'l-İftâ el-Mısriyye, fetva 13073)
Hanefî kaynaklarındaki ifadelerden biri de şudur: Ebû Hanîfe ve Muhammed, emanla veya emansız giren Müslümanın harbîyle yaptığı ribâ ve haram mal satışını caiz görmüş, Ebû Yûsuf ise darü'l-harpte de yalnızca Müslümanlar arasında caiz olanın caiz olduğunu söylemiştir (el-Muhîtü'l-Burhânî, Kitâbü's-sarf, el-Faslu'l-ışrûn, 10/489, İdâre baskısı; aktaran: askimam).
3. Hanefî görüşün metinleri ve delilleri
Hanefîlerin dayanağı bir rivayet ile iki kıyastır; asıl ağırlık kıyastadır.
a) Hidâye'nin hükmü. Ribâ babında Merginânî şöyle der:
وَلَا رِبَا بَيْنَ الْمُسْلِمِ وَالْحَرْبِيِّ فِي دَارِ الْحَرْبِ
"Darü'l-harpte Müslüman ile harbî arasında ribâ yoktur." Hidâye bunun Ebû Yûsuf ve Şâfiî'ye muhalif olduğunu belirtir (el-Hidâye, Kitâbü'l-büyû', Bâbü'r-ribâ, 3/86, Şirket-i İlmiyye baskısı; aktaran: askimam).
b) Mekhûl rivayeti. Hanefîler şu sözü delil getirir:
لَا رِبَا بَيْنَ أَهْلِ الْحَرْبِ وَأَهْلِ الْإِسْلَامِ
Beyhakî'nin el-Ma'rife'sinde Şâfiî kanalıyla gelen nakle göre Ebû Yûsuf, Ebû Hanîfe'nin bu görüşü bazı hocaların Mekhûl'den, o da Nebî ﷺ'den aktardığı bu söze dayandığı için söylediğini belirtmiştir (hadithanswers; Nasbu'r-Râye ve Fethu'l-Kadîr 6/178'e atıfla).
c) Mubah mal kıyası. Fıkıh ansiklopedisinin Hanefî görüşünü özetlediği metin şöyledir:
وَلِأَنَّ مَالَهُمْ مُبَاحٌ فِي دَارِهِمْ، فَبِأَيِّ طَرِيقٍ أَخَذَهُ الْمُسْلِمُ أَخَذَ مَالًا مُبَاحًا إِذَا لَمْ يَكُنْ فِيهِ غَدْرٌ
"Çünkü onların malı kendi yurtlarında mubahtır. Müslüman onu hangi yolla alırsa alsın, içinde gadr bulunmadıkça mubah bir mal almış olur." (Mevsûatü'l-fıkhi'l-İslâmî, Şâmile 433; dipnotta Mebsût 10. cilde atıf)
d) Evleviyet kıyası. Aynı metnin devamı:
وَلِأَنَّ مَالَ أَهْلِ الْحَرْبِ مُبَاحٌ بِغَيْرِ عَقْدٍ فَبِالْعَقْدِ الْفَاسِدِ أَوْلَى
"Harbînin malı akit olmadan da mubah olduğuna göre, fâsid akitle evleviyetle mubahtır." (aynı kaynak)
e) Gadr ile rıza arasındaki ayrım. Hanefî metinleri bu kıyası gadr yasağıyla birlikte kurar:
فَإِنَّ لَهُ أَخْذَ مَالِهِمْ بِرِضَاهُمْ وَلَوْ بِرِبًا أَوْ قِمَارٍ لِأَنَّ مَالَهُمْ مُبَاحٌ لَنَا إِلَّا أَنَّ الْغَدْرَ حَرَامٌ
"Onların malını rızalarıyla, ribâ veya kumarla bile olsa alabilir. Çünkü onların malı bize mubahtır; yalnız gadr haramdır." (Mevsûa, Şâmile 437)
f) Siyerden destek (teyit bekliyor). Hanefîler Hz. Abbas'ın faizinin ancak Veda Haccı'nda kaldırılmasını (Müslim 1218), Hz. Ebû Bekir'in Rûm suresi üzerine müşriklerle bahse girmesini (Tirmizî 3193) ve Rükâne ile güreş rivayetini de destek olarak anar. Bu delillerin Hanefî kaynaklarındaki tam lafzı henüz bulunamamıştır.
4. Cumhurun metinleri ve delilleri
Cumhurun dayanağı, ribâ yasağının mekân ve muhatap ayırmayan genel nasslarıdır.
a) Genellik ilkesi. Fıkıh ansiklopedisi cumhurun görüşünü şöyle özetler:
ذَهَبَ جُمْهُورُ الْفُقَهَاءِ إِلَى أَنَّ الرِّبَا حَرَامٌ فِي دَارِ الْحَرْبِ كَحُرْمَتِهِ فِي دَارِ الْإِسْلَامِ … وَقَالُوا إِنَّ النُّصُوصَ جَاءَتْ فِي تَحْرِيمِ الرِّبَا عَامَّةً، وَلَمْ تُفَرِّقْ بَيْنَ دَارٍ وَدَارٍ وَلَا بَيْنَ مُسْلِمٍ وَغَيْرِهِ
"Fukahanın çoğunluğu, ribânın darü'l-harpte de darü'l-İslâm'daki gibi haram olduğu görüşündedir… Ribâyı haram kılan nassların genel geldiğini, bir yurt ile diğeri ya da Müslüman ile başkası arasında ayrım yapmadığını söylemişlerdir." Bu görüşün sahipleri olarak Şâfiî, Mâlik ve Hanefîlerden Ebû Yûsuf sayılır (Mevsûa, Şâmile 433).
b) Nasslar.
-
«وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا» (Bakara 2/275)
-
«يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا» (Bakara 2/278)
-
«لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ آكِلَ الرِّبَا وَمُؤْكِلَهُ» (Müslim 1597)
c) Rivayetin reddi. Şâfiî, Mekhûl rivayeti hakkında şöyle der:
وَهَذَا لَيْسَ بِثَابِتٍ، وَلَا حُجَّةَ فِيهِ
"Bu sabit değildir ve onda delil yoktur." (Beyhakî, el-Ma'rife, Kitâbü's-siyer; aktaran). Hadis tahriççileri "lâ ribâ beyne'l-müslim ve'l-harbî fî dâri'l-harb" lafzını bulamamış, yalnızca bu Mekhûl kanalını tespit etmiştir.
d) Mubah malın alınma yolu. Çağdaş Hanbelî İbn Cibrîn, harbî malının mubah olmasının ribâyı helal kılmadığını şöyle açıklar: Bu mal ancak güç ve galebe ile alınınca helal olur; alım-satım yoluyla alınınca ise satış bir emanettir ve emanetin hakkı verilmelidir. Delil olarak «أَدِّ الْأَمَانَةَ إِلَى مَنِ ائْتَمَنَكَ، وَلَا تَخُنْ مَنْ خَانَكَ» hadisini gösterir ve ribânın harbîden alınması da ona verilmesi de haramdır der (ibn-jebreen.com).
5. Karşılıklı itiraz ve cevaplar
Tartışma iki noktada düğümlenir: rivayetin değeri ve kıyasın genel nassı daraltıp daraltamayacağı. Her itirazın yanına karşı tarafın cevabı konmuştur.
| # | Cumhurun itirazı | Hanefî cevabı |
|---|---|---|
| 1 | Rivayet mürsel ve sabit değildir (Şâfiî). | Hanefî usulünde güvenilir tâbiînin mürseli delildir; Mekhûl bu sınıftandır. Ayrıca hüküm yalnız rivayete değil, mubah mal kıyasına da dayanır. |
| 2 | "Lâ ribâ" ifadesi nehiy ("ribâ yapmayın") olarak da okunabilir; ihtimal bulunan delille istidlal düşer. | Haber kipindeki "lâ", hükmün o yerde bulunmadığını bildirir; nehiy anlamı zorlamadır. |
| 3 | Ribâ ayetleri geneldir; zayıf haber ve kıyasla tahsis edilemez. | Ayetler ma'sûm mala yöneliktir. Harbî malı baştan ma'sûm değildir; dolayısıyla tahsis değil, hükmün konusunun dışında kalma söz konusudur. |
| 4 | Mubah mal ancak güç ve galebe ile helal olur; alım-satım bir emanettir (İbn Cibrîn). | Gadr haramdır, ama rızayla alınan malda ihanet yoktur. Akit dışı alım mubahsa akitle alım evleviyetle mubahtır. |
| 5 | Haram olan yer değiştirince helal olmaz; içki ve zina da darü'l-harpte haramdır. | İçki ve zina kişinin kendi fiili olarak haramdır. Ribâ ise mal hukukuna dair bir hükümdür ve malın ismetine bağlıdır. |
| 6 | Hükmün mutlak kalması, Müslümanın faiz ödemesini ve kumarda kaybetmesini de caiz kılar. | Mezhep içinde ders geleneği hükmü yalnız fazlalığın Müslümana geçtiği durumla sınırlamıştır (Bölüm 6). |
Not: 1, 3 ve 5 numaralı Hanefî cevapları mezhebin usul kaidelerinden (mürselin hücciyeti, ismetin şartları) çıkarılmıştır; bunların belirli bir Hanefî eserdeki lafzı henüz teyit edilmemiştir. 2 numaralı itiraz çağdaş bir fıkıh kitabından alınmıştır (usul.ai).
6. Mezhep içi kayıtlar ve sınırlar
Hanefî görüşü dört kayıtla sınırlıdır; bu kayıtlar mezhebin kendi metinlerinde geçer.
-
Gadr haramdır. Emanla giren Müslümanın onların mallarına, kanlarına ve ırzlarına dokunması haramdır. Böyle bir malı bizim tarafa çıkarırsa, gadr sebebiyle haram yolla mâlik olur ve onu tasadduk etmesi vacip olur (Mevsûa, Şâmile 437):
إِذَا دَخَلَ الْمُسْلِمُ دَارَ الْحَرْبِ بِأَمَانٍ حَرُمَ عَلَيْهِ تَعَرُّضُهُ لِشَيْءٍ مِنْ أَمْوَالِهِمْ وَدِمَائِهِمْ وَفُرُوجِهِمْ، فَلَوْ أَخْرَجَ إِلَيْنَا شَيْئًا مَلَكَهُ مِلْكًا حَرَامًا لِلْغَدْرِ فَيَتَصَدَّقُ بِهِ وُجُوبًا
-
Darü'l-İslâm'da caiz değildir. Darü'l-İslâm'a emanla giren harbî ile Müslümanlar arasında caiz olan akitlerden başkası yapılamaz, çünkü burası şer'î hükümlerin işlediği yerdir (aynı kaynak).
-
Muhatap harbî olmalıdır. İbn Âbidîn, "harbî" kaydının asıl Müslümanı, zimmîyi ve bize hicret edip sonra onlara dönen Müslümanı dışarıda bıraktığını, bunlarla ribânın ittifakla caiz olmadığını belirtir (Reddü'l-Muhtâr 5/186, Saîd baskısı; aktaran).
-
Fazlalık Müslümana geçmelidir. İbnü'l-Hümâm, hükmün illetine bakarak mezhep imamlarının derslerinde ribâ ve kumarın helalliğini fazlalığın Müslümana geçtiği durumla sınırladıklarını, cevabın mutlak ifadesi aksini gösterse de böyle olduğunu söyler. İbn Âbidîn de bunu ondan aktarır (Dârü'l-İftâ fetvası içinde):
وَقَدِ الْتَزَمَ الْأَصْحَابُ فِي الدَّرْسِ أَنَّ مُرَادَهُمْ فِي حِلِّ الرِّبَا وَالْقِمَارِ مَا إِذَا حَصَلَتِ الزِّيَادَةُ لِلْمُسْلِمِ نَظَرًا إِلَى الْعِلَّةِ، وَإِنْ كَانَ إِطْلَاقُ الْجَوَابِ خِلَافَهُ
Bu dört kayıt birlikte okunduğunda Hanefî görüşü, rıza dışı alım (hırsızlık, gasp, dolandırıcılık) için hiçbir dayanak sunmaz; mezhep bunu açıkça gadr sayar.
7. Çağdaş fetvalar
Klasik ihtilaf bugün de iki yönde fetvaya dönüşmektedir.
| Kurum / âlim | Yönü | İçerik | Kaynak |
|---|---|---|---|
| Dârü'l-İftâ el-Mısriyye (12 Aralık 2005) | Caiz (Hanefî görüşüyle) | Gayrimüslim ülkede onlarla yapılan fâsid akitten elde edilen malla hacca gidilebilir; dayanak Ebû Hanîfe ve Muhammed'in görüşüdür | fetva 13073 |
| İbn Cibrîn | Haram | Ribâ harbîden alınsa da verilse de haramdır; mubah mal ancak galebe ile alınır, alım-satım emanettir | ibn-jebreen.com |
| Avrupa Fetva ve Araştırma Konseyi (1999) | Ruhsat | Batı'da konut kredisine, Hanefî görüşü ile ihtiyaç ilkesine birlikte dayanarak izin | Teyit edilecek |
Dârü'l-İftâ fetvası, "darü'l-harp" kavramının günümüz gayrimüslim ülkelerine uygulanıp uygulanamayacağını ayrı bir başlıkta tartışır. Bu, tezin işlemesi gereken asıl çağdaş sorudur.
8. Değerlendirme, teyit tablosu ve kaynakça
İki taraf da kendi usulü içinde tutarlı deliller ortaya koymaktadır. Hangi görüşün tercihe şayan olduğu değerlendirmesi okuyucuya bırakılmıştır. Aşağıdaki tablo, nakillerin hangi kaynaklardan teyit edildiğini gösterir.
Teyit durumu
| Nakil | Durum | Tezde kullanmadan önce |
|---|---|---|
| Hidâye 3/86 "lâ ribâ…" | İkincil kaynakta cilt/sayfa ile teyitli | Basılı nüshada görülmeli |
| İmam Muhammed "bi-tîbi enfüsihim" | Dârü'l-İftâ aktarımı | Asıl eser (es-Siyerü'l-kebîr / Mebsût) bulunmalı |
| Muhîtü'l-Burhânî 10/489 | İkincil kaynakta teyitli | Basılı nüshada görülmeli |
| Şâfiî "leyse bi-sâbit" (Beyhakî) | İkincil kaynakta teyitli | el-Ma'rife'de görülmeli |
| Mevsûa (Şâmile 433, 437) metinleri | Şâmile'de görüldü | Yeterli; asıl kaynak dipnotları da eklenmeli |
| Reddü'l-Muhtâr 5/186 | İkincil kaynakta teyitli | Basılı nüshada görülmeli |
| İbnü'l-Hümâm "fî'd-ders" kaydı | Dârü'l-İftâ aktarımı | Fethu'l-Kadîr 6/178 civarında görülmeli |
| İbn Cibrîn | Kendi sitesinde görüldü | Yeterli |
| Bedâi'u's-Sanâi' | Bulunamadı | Kâsânî'nin ribâ bahsi taranmalı |
| Abbas, Ebû Bekir, Rükâne delilleri | Hanefî lafzı bulunamadı | Mebsût ve Şerhu's-Siyeri'l-Kebîr taranmalı |
| Avrupa Fetva Konseyi 1999 | Teyit edilmedi | Konseyin karar metni bulunmalı |
Kaynakça
Yazarın Kişisel Kanaati (A. Toprak)
Bu bölüm yukarıdaki objektif aktarımdan ayrıdır ve yazarın kendi görüşünü yansıtır.
Hanefîlerin "darü'l-harpte faiz yoktur" görüşüne katılmıyoruz. Dayandıkları rivayet Mekhûl'den gelen bir mürseldir ve zayıftır; Ebû Yûsuf ve cumhur bu görüşe karşıdır.
Hanefîlerin "eman almış Müslüman" itirazına cevabı açıktır: Eman, onların malına rızaları dışında dokunmamayı taahhüt etmektir. Çalmak, gasp etmek ve aldatmak gadra girer ve haramdır. Faizli veya fâsid akitte ise harbînin rızası vardır; Müslüman mubah malı gadr işlemeden, sahibinin rızasıyla almış olur. Kısacası bu, "akit şeklinde rızalı bir alım" olarak görülür.
Bu akıl yürütmeye karşı kanaatimiz şudur:
-
Faiz yasağı genel ve mutlaktır. «وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا» (Bakara 2/275). Ayetlerde mekân veya muhatap istisnası yoktur. Faiz kimle ve nerede yapılırsa yapılsın, yapanın kendisine haramdır.
-
Mekhûl rivayeti zayıftır. Mürseldir, isnadı sabit değildir; İmam Şâfiî onu sabit kabul etmez. Zayıf bir rivayetle ayetin genel hükmü tahsis edilemez.
-
Abbas meselesi delil değildir. Abbas'ın faiz muamelelerinin büyük kısmı faizin kesin haram kılınmasından önceydi. O tarihte açıkça Müslüman olup olmadığı da tartışmalıdır. Hükmün Veda Haccı'nda ilan edilmesi, haram kılınmanın o zamana kadar tamamlanmasıyla açıklanır.
-
Ebû Bekir'in bahsi, Müslümanın kesin ve sabit bir haberle hareket edebileceğine dair bir delil olarak görülebilir.
-
Haram, yer değişince helal olmaz. Müslüman darü'l-harpte de içki içemez, zina edemez. Faiz de aynı kapsamdadır.
Unutulmamalıdır ki bu görüşü savunan Hanefîler bile onu kayıtlarla sınırlar: Rıza şarttır; hırsızlık, gasp, sahtekârlık ve dolandırıcılık bu görüşün kapsamında değildir ve onlara göre de gadr ve haramdır. Akit darü'l-harpte yapılmalıdır; darü'l-İslâm'a giren harbîyle faiz ittifakla haramdır. Sonraki Hanefî fakihlerin bir kısmı da hükmü yalnızca fazlalığın Müslümana geçtiği durumla sınırlamıştır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi