Cumartesi, 22 Muharrem 1441

İSLÂMÎ AÇIDAN MÜZİK VE TEGANNÎ

“Ey halkım! Allah’ın davetçisine uyun!”(Ahkaf, 46/31)

İSLÂMÎ AÇIDAN MÜZİK VE TEGANNÎ

Özgün Adı: el-Ğına ve’l-Mûsîka
Telif: Saîd el-Kahtânî
Telif: Abdullah el-Eserî
Çeviri: Yusuf Özer
Yayına Hazırlık: Guraba
Kapak: Ahmet Mayalı
Baskı-Cilt: Step Ajans
Guraba Yayınları: ISBN: 975-8810-11-1 M. 2009/H. 1430
GURABA YAYINCILIK SAN. VE TIC. LTD. ŞTI. Çatalçeşme Sk. Defne Han 27/5 Cağaloğlu – İstanbul PK. 591 SİRKECİ Tel: (0212) 526 06 05 Fax: 522 49 98 www.guraba.com.tr e-mail:[email protected]
Lütfen destek olmak için bu kitapçığı satın alın ve bilgilenmeleri için yakınlarınıza dağıtımda bulunun.

ÖNSÖZ

Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a; salât ve se­lâm, peygamberlerin sonuncusu Allah’ın Rasûlü Muhammed’e, onun temiz âilesine, nurlu ve uğurlu ashabına, kıyamet gününe kadar, tek olan Allah’a inanan ve O’nun yolunda mücadele eden dostlarınadır.

Şeytan -ondan Allah’a sığınırız- ve askerleri­nin, kulları saptırmak ve beldeleri fesada uğrat­mak için kullandığı en büyük araçlardan biri, şar­kı ve müziktir. Bu, şeytanın, Allah’ın kullarını sap­tırdığı ve doğru yolundan çıkardığı vasıtaların en büyüğüdür.

Şarkı ve müzik, şeytanın virdidir.[1] Bunlar, -kulun kalbinde- Rahman’ın virdiyle asla bir ara­ya gelemezler. Ne zaman birisi kalbe yerleşirse, öbürü yok olur. Çünkü onlar, bir araya geleme­yen zıt kutuplardır.

Şarkı ve müzik; kalplerin hastalanmasının, katılaşmasının, Rahman’ ın sözünü dinlemekten kaçınmanın ve âyetlerden ve zikr-i hakîmden etkilenmemenin en büyük sebebidir. Aynı zamanda kalbin imandan yoksun olmasının, şeytanın yolla­rını açmanın, Rahman’ın yolundan alıkoymanın ve akıbetin (sonun) kötü olmasının da nedenidir­ler. -Böyle bir sondan Allah’a sığınırız-. Namazın zıddıdır; çünkü namaz, kötü ve iğrenç şeylerden meneder; şarkı ve müzik ise onları emreder. Şar­kı taraftarı olan kimse, yüce Allah’ın gösterdiği doğru yolu takip edemez. Bunlardan dolayı İslam, şarkıyı ve onunla ilgili şeyleri, büyük zararlarından dolayı haram kılmıştır.

Selef’e -Allah onlara rahmet etsin- mensup âriflerden birisi şöyle demiştir:

“Sema (şarkı dinleme); bazı kimselerde nifak, bazı kimselerde inatçılık, bazı kimselerde yalancılık, bazı kimselerde günahkârlık ve bazı kimseler­de de ne dediğini bilmezlik meydana getirir. En fazla ortaya çıkardığı ise, suretlere (şekillere) âşık olma ve iğrenç şeyleri beğenmedir. Müzik dinle­menin alışkanlık haline getirilmesi, Kur’ân’ı kalp için ağırlaştırır. Özellikle onu, Kur’ân dinlemeye isteksiz hale getirir. Eğer bu, nifak değilse, nifağın hiçbir aslı yoktur, demektir.”

Şeytan -ondan ve şerrinden Allah’a sığınıyo­ruz-, yahudi, hristiyan ve onların peşinden giden askerleri; şarkı ve müziğin insanların akıllarına hâkim olmadaki büyük etkisinden dolayı, hemen işe girişip bütün çeşitleriyle -özellikle İslam ülke­lerinde- uluslararası iletişim araçlarını kontrolleri altına aldılar, oralarda korkunç miktarda şarkıcı, besteci ve güfteci görevlendirdiler. Onları; para, içki, nefislere hoş gelen şeyler ve dünya hayatı­nın süsü olan başka şeylerle aldattılar. Milletle­re, İslam’a ve Müslümanlara karşı gayelerine hiz­met edecek şekilde yön verdiler. Sonunda kalp­ler hastalandı, ruhlar bozuldu. Küçük büyük her­kes, herhangi bir sıkıntı duymadan veya utanma­dan, her zaman ve her yerde, bu şarkıları tekrar eder oldular.(Bu sebepten dolayıdır ki herkes bunun içinde doğup büyüdüğü için ve yaygın olduğundan dolayı insanlara bu iş meşru gelmeye başladı.)

Şarkılar, nice inkârcı düşüncenin, İslam birli­ğiyle çatışan bölgesel ve etnik gürültülerin yayıl­masına, gençler arasında pek çok bozukluğun, ahlâksızlığın ve istikrarsızlığın yayılmasına sebep olmuştur. Nice şarkı; genç kızların, insan kılığın­daki canavarların pençesine düşmesine sebep ol­muştur. Daha niceleri!! Öyle ki şarkı ve müzik, in­sanların dünyasında -günümüzde- su, hava ve be­sin gibi önemli bir hale gelmiştir.(İnsanlar hiçbr aslı olmayan söze, Müzik ruhun gıdasıdır diyerek yapışmaya ve inanmaya başladılar. Hz. Ömer r.a ‘nın dediği gibi İnancınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.)

Bundan dolayı -ey Müslüman kardeşler!- şar­kı ve müziğin hükmünü açıklamak amacıyla ki­tap, sünnet ve âlimlerin sözlerinden toplayarak bu risaleyi hazırlamaya çalıştım ve ona Şarkı ve Müzik Eğlence midir, Yoksa Tehdit midir? adını verdim. Bu kitabı, ümmete nasihat etmek ve küçük büyük, çoğu kimsenin bulaştığı ve onda bir sakınca görmedikleri bu büyük kötülükten sakın­dırmak için yazdım. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Ötekine gelince, o alâca si­yahtır; tepesi aşağı duran testi gibidir. Ne iyiyi tanır, ne de kötüyü reddeder. O, yalnız içine işleyen heva ve hevesini bilir.’’[2] demiştir.(Bu hadisinde Allah Rasülu kalbin halini bildirmektedir. Kalp eğer hastalanırsa hastalık onu kapladığında tepesi aşağı çevrili kap gibi olur. Nasıl simsiyah bir şeyden ışık geçmezse iman nurları ona fayda etmemeye başlar etkilememeye başlar. Müziğin kalbe verdiği zarar da bunun gibidir. Bu konuda nesillerin en değerlisi olduğunu Allah Resulünün haber verdiği Selef’in ileri gelen alimlerinin tespitleri ileride gelecektir.)

Yüce, her şeye gücü yeten ve cömert olan Allah’tan adımlarımızı doğru attırmasını, bize akıl ve anlayış vermesini ve bu kelimeler vasıtasıyla mühürlenmiş kalpleri ve sağır kulakları açması­nı diliyorum. O’nun, bunlara gücü yeter, doğru yola ileten O’dur.

 

Ebu Muhammed Abdullah b. Abdulhamîd b.

Abdulmecîd el-İsmaîl el-Eserî, Muharrem, 1422

ŞARKI VE MÜZİK

Şarkı: Bir şiir, nesir veya ona yakın bir şeyle sesi yükseltmek, uzatmak, devam ettirmek, makamlı veya makamsız olarak defalarca tekrar ederek eğlendirmek veya coşturmaktır. Bu, müzikle bir­likte veya müziksiz olabilir.[3]

İbnu’l-Esîr şöyle der: “Sesini yükselten ve onu devam ettiren herkesin sesine -Araplarca- ‘şarkı’ denir.”[4]

Müzik: Müzik, Yunanca bir sözcüktür. Ud, keman, tambur klarnet vb. gibi çeşitli çalgı âletlerine veri­len addır. Ayrıca müzik, melodileri oluşturma, sı­ralama, sesleri uyumlu hale getirme (armoni) sa­natıdır, şarkı (gınâ) ve şarkı söylemek de müzik demektir.

Müziği meslek edinene de müzisyen/müzik adamı denir.[5]

ŞARKININ DİNDEKİ İSİMLERİ

Şarkıya, din âlimleri ve imamları tarafından, birçok isim verilmiştir. Bunlardan bazıları şunlar­dır:

“el-Lehv (eğlence, boşa vakit geçirme)”, “el- Lağv (boş söz)”, “el-Bâtıl (boş, geçersiz, değer­siz)”, “ez-Zûr (yalan)”, “es-Sumûd (boş şeyle oya­lanmak)”, “el-Mukâ (ıslık çalma)”, “et-Tasdiye (el çırpma)”, “Rukyetu’z-Zinâ (zina rukyesi)”, “Savtu’ş-Şeytan (şeytanın sesi)”, “Mezmûru’ş- Şeytan (şeytanın kavalı)”, “Kur’ân’u’ş-Şeytân (şeytanın Kur’ân’ı)”, “Müezzinu’ş-Şeytan (şeyta­nın müezzini)”, “Munbitu’n-Nifâk (nifak çıkaran, yetiştiren)”, “es-Savtu’l-Ahmak (ahmak ses)” ve “es-Savtu’l-Fâcir (yalancı, rezil ses)[6](Alimlerin tanımlamalarından zararları anlaşılmaktadır. İbni Kayyım rahimehullah, İğasetul Lehvan’da bu tanımlamaları ve hangi alimlerin hangi tanımlamada bulunduklarını delilleriyle ortaya koymuştur. 1.C./267.s Konuyu kısa risale tutmak amacıyla burada sadece bu açıklama ile yetinilmiştir.)

ŞARKININ FERT ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Şarkı;

  • Fıskı, fücuru (günahkârlığı), hâyâsızlığı ve edepsizliği emreder.
  • Haram kılınan şeyleri süsleyip güzel gös­terir. O, doğrudan doğruya haramları iş­lemeye sevk eden bir araçtır.
  • Nefsi, şehvetleri (aşırı istek ve arzuları) yerine getirmeye kışkırtır ve bundaki et­kisi kesindir.
  • İnsanın şahsiyetini, adaletini ve saygınlı­ğını kaybettirir.
  • Aklın ve imanın güzelliğini ve yüzdeki nuru yok eder.
  • İnsanın nefsindeki şeytanî durumları güç­lendirir.
  • Kalbi oyalayarak Kur’ân’dan ve yüce Allah’ı zikretmekten alıkoyar.
  • Kalbi köreltir; kalp, hiçbir iyiliği ikrar ede­mez ve hiçbir kötülüğü inkâr edemez hale gelir.
  • Kulu, facirlere ve kâfirlere benzemeye sevk eder.
  • Fert ve toplum için, ilâhî cezaların sebep­lerindendir.

ŞARKININ ÇEŞİTLERİ

Dinde şarkı, iki çeşittir: Mubah olan şarkı (gınâ), haram olan şarkı.

A- Mübah olan şarkı:

Bu, sesi yükselterek, eğlence ve müzik âletleri olmaksızın, şarkı söylemektir.

Ancak bazı şartların yerine getirilmesi gerek­lidir: Şarkı sözünde, Allah’a ortak koşma (şirk), ahlâksızlık, Müslümanları yerme, yabancı kadın­lara övgü ve kur yapma olmamalı, içkilerden bahsetmemelidir. Ayrıca şarkının, yabancı erkeklerin dinlediği buluğ çağına gelmiş bir kız veya kadın tarafından -ister karşılarında, ister perde gerisin­de söylesin fark etmez- söylenmemesi, farz olan bir ibadeti yapmayı engellememesi ve kişinin yap­tığıyla meşhur olacak kadar onunla uğraşmama­sı da gereklidir.(İslam alimlerinin verdiği fetvalar müziksiz olan şarkılar içindir ki bugün aslen karıştırılan mevzu budur. Şarkı ile ğına(yani muzik) ayırayacak basietsizlern fıkıh kitaplarına dadanmaları ya da öyle istemeleri yüzünden bugün bu mesele mubah müziğe atfedilmektedir. Oysaki bırakın kendisinden çıkan müziği çalgı aletlerini bile  Rasulullah s.a.v yasaklamış ashabının uygulaması ile de sabit olmuşken kim buna helal diyebilir. Mezheplerin icmasına göre müzikle şarkı söyleyen türkücü kölenin bu özelliğini kişi pazardan köleyi satın aldığında farketse bu onda ağır kusur sayılır ve iadesi mümkündür. Normal şartlar altında İslamda kişi malı satıcının huzurunda kontrol ederek alır ve Allah Rasulü “ayrıldıklarında ticaret bitmiştir” demektedir. Fakat bu öyle bir ksuurdur ki iadesi gerekmektedir. Dört mezhebin Fıkıh kitapları buyu’ /satış bölümünde buna yer vermişlerdir.

Vâhıdî’nin kendi isnadıyla Ebu Umâme’den rivayetinde Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Cariyelere şarkı öğreterek şarkıcı yetiştirmek, onları satmak helâl değildir. Onları satılmasından alınan bedel de haramdır. Bu gibiler hakkında “İnsanlardan bilgisizce Allah yolundan saptırmak için Hakkı boş sözlerle değişenler… vardır.” âyeti nazil oldu. Bir kimse yüksek sesle şarkı söylediği zaman iki şeytan gelir birisi bir omuzunda, diğeri öbür omuzunda tepinmeye, oynamaya başlarlar ve o kişi susuncaya kadar böyle yapmakta devam ederler. (Vahidî, Esbâbu’n-Nuzûl, sf: 244)

Tirmizî’nin rivayetine göre Ebu Umame, Rasulullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Şarkıcı cariyeleri satmayınız, satın almayınız. Onlara (bu işi) öğretmeyiniz. Böylelerinin ticaretinde de hayır yoktur, onların karşılığında alınacak olan para da haramdır. İşte şu: “İnsanlardan kimisi bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak için boş sözleri satın alırlar” âyeti benzeri hususlar için nazil olmuştur.”

Tirmizî’nin de rivayet ettiğine göre Ali (r.anh) şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
Ummetim on beş hasleti işleyecek oldu mu artık bela gelip, onları bulur… Ummetim şarkıcı cariyeler ve çalgı aletleri edindiği vakit.,” (Tirmizî, IV, 494)

Ebu Hurayra yoluyla gelen hadiste de; “Çalgıcı cariyeler ile çalgı aletleri ortaya çıktığı vakit” denilmektedir.
(Ebu Hurayre’den bu lafızla tespit edemedik; ancak aynı mananın dile getirildiği bazı rivayetler için Musnedu Abd b. Mumeyd, I/ 1,I7; Ebu AmredDânî, es-Sunenu’l-Vâride fi’l-Fiten, III, 684; el-Munziri, et-Tergib ve’t-Terkib, III, 182 vs) Konuyla ilgili hadis pek çoktur.)

       Mübah olan şarkı çok çeşitlidir. Bazı­larını şöyle sıralayabiliriz:

  • Yolculukta söylenen şarkılar/Hidâ: Deve­leri sürmek ve yolculuğun verdiği zahmet ve sıkın­tıyı giderip rahat bir yolculuk yapmak için söyle­nen kısa şarkılardır.
  • İş ve çalışma esnasında söylenen şarkı­lar: Çalışırken söylenen ilâhi, marş ve şarkılardır. Söyleniş sebebi, çalışmaya sevk etmek, çalışma ve iş sıkıntısını hafifletmek, gayrete getirmek, zi­hinleri dinlendirmek ve işlerin verdiği sıkıntıyı gi­derip onları aktif hale getirmektir.
  • Savaşta söylenen marşlar: Asker ve müca­hitleri savaşa teşvik için söylenir.
  • Annenin beşikteki çocuğunu susturmak veya uyutmak için söylediği ninniler.
  • Kadınların, düğünlerde, sünnet merasimle­rinde, gurbete çıkanın ve yolcunun döndüğünde ve bayramlarda, def dışında çalgı aleti olmadan söyledikleri şarkılar.
    Bu defin zilleri olmamalıdır. Def’i sadece ka­dınlar kullanır. Erkeklerin ise hiçbir zaman ve hiç­bir yerde def kullanmaları caiz değildir. Hakkın­da ruhsat bulunan şeylerin daha fazla genişletilmemesi gerekir.

 

B- Haram olan şarkı:

Yukarıdaki şartları taşımayan her şarkı/mü­zik haramdır. Şarkının bu türünü, şarkı sanatın­dan anlayan ve bunda uzmanlaşan muğannîler (şarkıcılar) benimseyip icra ederler. Her şarkıda, çalgı türlerinden herhangi biri, dine aykırı bir söz, bir farzı edadan alıkoyma, kadının erkekler tara­fından dinlenmesi, meşhur oluncaya kadar şar­kı ile ilgilenme, şarkı söyleme karşılığında ücret alma ve lâubaliliğe çağıran günahkâr kişilerin me­lodilerini söyleme gibi haram kılınan şeyler var­dır. Dine göre bunların hiçbiri caiz değildir. Çün­kü bunda, yüce Allah’ın rızasından ve zikrinden alıkoyma ve insanın yaratılış gayesinden uzaklaş­ması vardır. Bu yaratılış gayesi, tek olan ve or­tağı olmayan Allah’a kulluk etmektir. Çünkü insan başıboş olarak yaratılmadı ve göz ardı edil­medi. O, yüce Allah’ı birlemek ve O’na kulluk et­mek için yaratıldı. Kulluk, bu tür şarkılarla asla bir araya gelemez.

Şimdi, yüce Allah’ın izniyle, Allah’ın kitabın­dan, Rasûlünün sünnetinden, salih selefinin söz­lerinden, uyulan dört mezhebin âlimlerinden ve başkalarından, şarkı ve müziğin haram olduğunu bildiren delilleri zikredeceğiz.

 

YÜCE ALLAH’IN KİTABINDAN, ŞARKI VE MÜZİĞİN HARAM OLDUĞUNU BİLDİREN DELİLLER

  • Yüce Allah, Kitabında şöyle buyurmuştur:

“insanlardan kimi var ki, bilgisizce (insan­ları) Allah’ın yolundan saptırmak ve onun­la alay etmek için lâf eğlencesi satın alır. İşte onlara küçük düşürücü bir azap vardır.” (Lok­man, 6)[7]

Fakih sahabî Abdullah b. Mes’ûd radıyallahu anh’a, âyetteki “lehve’l-hadîs“in (laf eğlencesi­nin) ne olduğu sorulduğunda, o, şöyle cevap ver­miştir:

“Kendisinden başka ilah olmayana yemin ederim ki bu, şarkıdır.” Bu sözünü üç defa söylemiştir.[8]

Kur’ân’ın tercümanı olan Abdullah b. Abbâs radıyallahu anh ise:

“Ayet; şarkı ve benzerleri hakkında indi.” demiştir.[9]

İbn Ömer ve Câbir b. Abdullah da -Allah hep­sinden razı olsun- böyle söylemişlerdir. Bu dört kişi, sahabenin büyüklerindendir ve kesin olarak, lehve’l-hadîsin (laf eğlencesinin) şarkı olduğu gö­rüşündedirler. Sahâbînin tefsirinin muteber olduğu, usûlde kabul edilen şeylerdendir. Sahabîler herhangi bir tefsirde icmâ ederlerse, onların icmâı delil olur, çünkü onlar Kur’ân’ın inişine tanık ol­muşlardır. Sahabe ve tâbiîn “lehve’l-hadîs”in “şarkı” olduğunda icmâ etmişlerdir. Onlar görü­şüne itiraz edilip edilmediği bilinmemekle birlikte herhangi bir itiraz da görülmemiştir.

­

Bu görüşte olduklarını söyleyen tâbiîlerden bazıları şunlardır:

Mücahid, İkrime, Mekhûl, İbrâhîm en-Nehaî, Atâ el-Horasanî, el-Hasenu’l-Basrî, Saîd b. Cubeyr, Katade b. Deâme, Meymûn b. Mihrân, Habîb b. Ebî Sabit, Amr b. Şuayb, Abdulmelik b. Cureyh ve Saîd b. el-Museyyeb -Allah hepsine rahmet etsin-. Bu on üç tabiî, bu ayetteki “lehve’l- hadîs”i şarkı diye tefsir etmiştir. Bunlara herhangi birisinin karşı çıktığı bilinmemektedir.

Hafız İbn Kesîr -Allah ona rahmet etsin-, âyetin tefsirinde şöyle demiştir: “Yüce Allah, saîd (mut­lu) olanların yani Allah’ın kitabını rehber edinen ve onu dinlemek suretiyle yarar sağlayan mutlu kişilerin durumunu zikrettikten sonra, Allah’ın ke­lamını dinlemekle beraber ondan yararlanmaktan yüz çeviren ve çalgı aletlerini, melodili olarak ve çalgı aletleri eşliğinde söylenen şarkılara yönelen şakilerin (bedbaht) halini belirtti.”

Şeyhu’l-Müfessirîn İmam et-Taberî -Allah ona rahmet etsin-, ilim adamlarının “lehve’l-hadîs”in manası hakkındaki sözlerini aktardıktan sonra şöyle dedi:

“Bu konuda doğru görüş, ‘onunla Allah’ın veya elçisinin dinlenilmesini yasakladıkları ara­sından, Allah’ın yolundan alıkoyan her türlü söz kastedilmiştir.’ denilmesidir. Çünkü yüce Allah, “lehve’l-hadîs” sözüyle umumu kastetti. Birini di­ğerinden ayırmadı. Bu da hususi olduğuna dela­let eden bir şey gelinceye kadar, umumu üzere­dir. Şarkı ve şirk bunlardandır.”

  • Yüce Allah şöyle buyurdu:

“Onlardan gücünün yettiğini sesinle ye­rinden oynat; atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas; mallarda ve evlatlarda onlara ortak ol (bunları haram yoldan kazan­maya sevket); onlara çeşitli vaadlerde bulun, gerçi şeytan onlara aldatmadan başka bir şey va’detmez.” (Isra, 64)

Müfessirlerin imamı olan Mücahid, İblis’in sesi hakkında şunları söyledi: “O, şarkı, mezmûrlar (düdük), lehv (eğlence) ve bâtıldır.”[10]

ed-Dahhâk b. Muzâhım da şöyle demiştir: “O, mizmarın (düdüğün) sesidir.”[11]

İmam İbnu’l-Kayyim -Allah ona rahmet etsin- bu ayet hakkında şunları söylemiştir:

“ Şeytanın sesi, Âdemoğullarını rahatsız eder. O, Allah’a itaat dışındaki her türlü sestir. Şeytana onu emrettiği ve onu beğendiği için nisbet edil­miştir. Yoksa bizzat şeytanın sesi değildir. Şar­kı sesi, ölü için feryat etme, üflemeli, telli ve baş­ka bütün çalgıların sesleri, Âdemoğullarının canı­nı sıkan, onları basitleştiren ve rahatsız eden şey­tanın seslerindendir.

Bundan dolayı selef, bu ayet hakkında: ‘O, şarkıdır.’ demiştir. Onun, nefisleri tedirgin, rahat­sız ve kaygılı hale getiren şeytanın seslerinin en büyüklerinden olduğunda şüphe yoktur. O, kalp­lere huzur veren, onları sakinleştiren ve Rablerine huşu ile ibadete sevkeden Kur’ân’ın zıddıdır. Kur’ân’ın sesi ise, nefisleri sakinleştirir, onlara hu­zur verir ve vakarlı hale getirir. Şarkı sesi, insan­ları tedirgin, rahatsız ve huzursuz eder… Dinleyi­ciyi, tedirgin, rahatsız ve huzursuz ettiği için, şar­kı ve çalgı seslerinin şeytanın sesi olduğuna hiçbir delil olmasa, bu ona yeterli bir delildir.”[12] İmam Şafi Rahimehullah, bu yüzden normal müziksiz söylenen şarkıları bile kerih görür, onun Kuran yerine icad edilmiş ve insnaların dillerini ayetlerden başka şeylere meylettiren batıllar olarak adlandırmıştır. Nitekim o kitabı Adâb-Ül Kaza’da : «Şarkı söylemek, tıpkı batıl gibi  kötü bir eğlencedir. Her kim bunu adet edinirse o kişi bir sefihtir ve (mahkemede de) şahitliği kabul edilmez.» buyurur. Yine bir başka yerde tak tak diye vurarak ritimli ses çıkartmanın Kuran’dan uzaklaştırmak adına oraya atılmış bir icad olduğuna vurgu yapmaktadır. Kadi Ebû Tayyib et-Taberi İmâm Şafii  rahimehullah’dan şunları aktarmaktadır: “Tak-taka”yı (yani değnek ya da kamışla teneke, tahta, deri, taş vb üzerine ritimli vurak ses çıkarmayı) kerih görür ve şöyle derdi: “Zındıklar (insanları) Kur’an-ı Kerim’i dinlemekten uzaklaştırmak için, bunu icad etmişlerdir.”(Bknz. Mukaşefetul Qulub el Mukarreb ila Allamul Ğuyub / İmam Gazali – tahkik, ta’lik, tahric: Ebu Abdurrahman Salih Muhammed Uveyda s. 251 )”

  • Yüce Allah şöyle buyurdu:
    “Şimdi siz bu söze (bu Kur’ân’a) mı hay­ret ediyorsunuz? Ve gülüyorsunuz da ağlamı­yorsunuz. Ve siz başkaldırıyorsunuz.” (Necm, 59-61)

Ümmetin büyük âlimi, Kur’ân’ın tercümanı olan Abdullah b. Abbâs -Allah her ikisinden razı olsun- “Ve entum sâmidûn (siz başkaldırıyorsunuz)” âyetini şöyle tefsir etmiştir:

“Bu, şarkıdır. Onlar Kur’ân’ı dinlediklerin­de şarkı söylerler ve oynarlardı. Bu, Yemenli­lerin lehçesidir. ‘Usmud lena/bize şarkı söyle’ demektir.”[13]  Allah Rasulu İbni Abbas için “Yarabbi Kuran’ın tevilini(yorumunu tefsirini) İbni Abbas’a öğret” diye dua etmiştir.(bk. Ahmed b. Hanbel, 1/266,314)  Şüphesiz duası makbul Rasulullah s.a.v bununla yetinmemiş ve yine Abdullah İbn Abbas için, “Allah’ım! Onu dinde fakih (derin anlayış sahibi) kıl.” diyerek duada bulunmuştur. (bk. Buharî, Vudu’, 10,40; Müslim, Fezailu’s-sahabe, 138).

Tâbiînin fakihlerinden Mücâhid b. Cebr -Al­lah rahmet eylesin- şöyle demiştir:

“Bu, Hımyer lehçesinde, şarkıdır. Yemen­liler, birisi şarkı söylediğinde: ‘Semede fulânun’ derler.”[14]

  • Yüce Allah şöyle buyurdu:

“Onların, Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey de­ğildir. (Kâfirler!) inkâr etmekte olduğunuz şey­lerden ötürü şimdi azabı tadın.” (Enfal, 35)

İmam İbnu’l-Kayyim -Allah ona rahmet etsin- bu âyet hakkında şöyle demiştir:İbn Abbas, İbn Ömer, Atıyye, Mücâhid, ed-Dahhak, el-Hasen ve Katade: Ayette geçen “mukâ”nın “ıslık çalmak”; “tasdiye”nin ise “el çırpmak” anlamına geldiğini söylemişlerdir. İbn Abbas, şunu söylemiştir: ‘Kureyş, Beytullah’ı çıplak olarak tavaf ediyor, ıslık çalıp el çırpıyorlardı.’ Mücâhid şöyle demiştir: Ta­vafta, Peygamber’in karşısına çıkıp tavafını ve na­mazını bozmak için ıslık çalıp el çırpıyorlardı. El çırpanlar ve kamış, mizmar veya benzeri şeylere üfleyerek ses çıkaranlarda bunlara benzeme var­dır. Bu, sadece görünüşte bir benzeme olsa bile,  onlara benzemeye çalışmaları sebebiyle, bunların da kınanması söz konusudur.” [15]

Şeyh Ahmed b. Yahya en-Necmî şöyle de­miştir:

“Allah, el çırpmaları ve ıslık çalmaları sebe­biyle Kureyş’i kötüledi. Allah birisini ancak bâtıl ve boş bir davranıştan dolayı kötüler. Bu yaptık­ları doğru veya helâl olsaydı, Allah onları bundan dolayı kötülemezdi. Onları bundan dolayı kötüle­diğine göre, bu, onun haram ve bâtıl olduğunu gösterir. Şu, dinî kurallardandır: ‘Hakkında tehdit bulunan, lânet edilen, gazap edilen ve yapan için kötülemede bulunulan şeyler, haramdır ve büyük günahlardan sayılır.’ Büyük imamlar böyle söyle­mişlerdir. Islık çalma ve el çırpma, kötülendi ve azap tehdidiyle yan yana zikredildi. Bu, onların haram kılındıklarını ifade eder.

İnsanların -iddia ettiklerine göre- büyüklere saygı ve şanlarını yükseltmek için yaptıkları alkış da haramdır. Çünkü o, Allah’ın kâfirleri kötüle­mesine sebep olan, bu tür kötülenmiş davranış­tandır. Alkış, Batı hayranlarının, Batılı kâfir dost­larından ithal ettikleri şeylerdendir. Çünkü onlar, dine aykırı olsa bile, her şeyde onları taklit etmiş­lerdir. Allah en iyi bilendir.[16]

Sahabe -Allah onlardan razı olsun- ve iyilik­le onlara tâbi olanlar -Allah onlara rahmet et­sin-, bu ve Kur’ân’daki diğer âyetlerde kastedile­nin şarkı olduğu yorumunu yapmışlardır.

Yüce Allah, kitabındaki bu âyetlerde şarkıyı ve onunla ilgili olanları kötülemiştir. Bu sebeple, şarkı bütün çeşitleriyle birlikte, Allah’ın kitabında­ki nasla haram olmaktadır.

 

 

ŞARKI VE MÜZİĞİN HARAM OLDUĞUNU BİLDİREN SÜNNETTEKİ DELİLLER

  1. Hadis:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ümmetim arasında, zina yapmayı, ipekli elbiseler giymeyi, şarap içmeyi ve çalgı aletle­rini çalmayı helâl sayan kimseler olacak.”[17]

Hadiste geçen “el-meâzif” kelimesi “mi’zefe” kelimesinin çoğuludur. Çalgı aletleri anlamındadır.

“el-meâzif”, cevâmi-i kelim’den (az kelimeyle çok mânâ ifade eden sözlerden)dir. Eski-yeni, her tür şarkı ve eğlence aletini ifade etmektedir.

Bu hadis, şarkı ve müziğin haram kılındığı ko­nusunda, delaleti kesin ve açık bir nastır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “helal sa­yan kimseler” buyurdu. Bu, asıl olarak onun ha­ram olduğunu göstermektedir. Eğer helal olsaydı, böyle söylemezdi ve böyle şeyleri başka bir şeye dönüştürmek ve helâl saymak azabı gerektirmez­di. Yüce Allah, sadece, haram kılınan bir şeyin yapılması sebebiyle azap eder.

Şarkı ve onunla uğraşanlara gelen, şu cid­di kötülemeye bak. Onların yaptıkları işi; haram olan zina yapma, içki içme ve ipekli giymeyle bir arada zikretti. Şarkıyı haram kılmada, bu hadis­ten başkası gelmeseydi bile, bu hadis tek başına yeterli olurdu.[18]

  1. Hadis

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Yüce Rabbim bana, içki, kumar, davul ve gitarı haram kıldı.”[19]

“Allah, bana içki, kumar ve davulu haram kıldı. Her sarhoşluk veren haramdır.”[20]

Hadiste geçen “el-kûbe” davul demektir. Ayrı­ca o, İbn Abbâs ve İbn Ömer’in -Allah onlardan razı olsun- rivayet ettiği hadislerde açıklanmış olarak gel­di. İmam Ahmed onu kesin olarak belirtti. İbnu’l- Kayyim, Iğâsetu’l-Lehfân’da onu kaynak yaptı.

Davul, eğlencede önemli aletlerdendir. Şarkı­nın onsuz olması ise çok nadirdir.

  1. Hadis

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöy­le buyurdu: “Bu ümmet içinde, yere batırılma, hayvana çevrilme ve gökten taş yağması olacak. ” Müslümanlardan birisi: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu ne zaman olacak?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi: “Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri yaygın­laşıp içkiler içildiğinde…”[21]

Hadiste “yaygınla­şıp” ifadesi vardır. Bu, çalgı âletleri kalpleri ele geçirip vicdanlara tahakküm ettiği zaman olur. Günümüzde onların, en açık şeylerden olduğu gizli değildir. Hatta içinde, bu şarkı ve çalgıları dinleme aleti olmayan hiçbir ev bulamazsın. Yar­dım istenecek sadece Allah’tır.

  1. Hadis

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Benim ümmetimden bazı kimseler içki içip ona başka isimler verecekler. Baş uçlarında çal­gılar çalınacak ve şarkıcı kadınlar şarkı, türkü söyleyecekler. Allah onları yere batırsın ve on­lardan, maymunlar, domuzlar yapsın. (Allah onları yere batıracak ve onları maymunlar, do­muzlar şekline dönüştürecektir.)[22]

  1. Hadis

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ümmetim içinde, yere batırılma, hayvana çevrilme ve denize atılma olacak.” Sahabîler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onlar Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ettikleri halde mi?” diye sor­dular. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Evet, çalgı aletleri, içki ve ipekli gi­yinme yaygınlaştığında…” [23]

  1. Hadis

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöy­le buyurdu: “iki ses vardır ki bunlar, dünya ve ahirette lanetlenmiştir. Bir nimete kavuşun­ca çalınan mizmâr ve bir musibet esnasında­ki ağıt sesi…”[24]

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye şöyle demiştir:

“Bu hadis, şarkının haram kılındığına delil ya­pılanların en iyisidir. Nitekim Câbir b. Abdullah’tan radıyallahu anh gelen meşhur ifadede, Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ben, iki ahmak ve fâcir sesten menedildim: Nimet esnasındaki sesten (yani eğlence, oyun ve şeytanın mizmarlarından) ve musibet esna­sındaki sesten (yani yanaklara vurmak, yakası­nı yırtmak ve cahiliye davası gütmekten)…”Musibet esnasında çıkarılan sesi yasakladığı gibi, ni­met esnasında çıkarılan sesi de yasaklamıştır. Ni­met esnasındaki ses, şarkı sesidir.”[25]

  1. Hadis

Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle rivayet etti: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Şar­kıcı cariyenin kazancını yemeyi” yasakladı. [26]

  1. Hadis

Ebû Umâme’nin radıyallahu anh rivayet et­tiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Şarkıcı cariyelerin satılması, alın­ması ve onlarla ticaret yapılması helal değildir. Onların beledi/bedeli haramdır. “insanlardan kimi var ki, bilgisizce insanları Allah’ın yolun­dan saptırmak ve onunla alay etmek için laf eğlencesi satın alır. işte onlara küçük düşü­rücü bir azap vardır.” ayetini okuduktan sonra şöyle devam etti: “Beni hak dinle gönderen Allah’a yemin ede­rim ki, birisi sesini şarkı ile yükseltsin de, Allah o sırada, onun omuzlarına yerleşen iki şeytan gön­dermesin. Daha sonra o şeytanlar ayaklarıyla de­vamlı onun göğsüne -kendi göğsüne işaret etti- vururlar, böylece o kimse susar.”[27]

  1. Hadis

İbn Ömer’in azatlı kölesi Nâfi şunu rivayet etti: “İbn Ömer bir mizmar duydu, parmaklarıyla kulaklarını tıkadı ve yoldan uzaklaştı. Bana: ‘Nâfi! Bir şey duyuyor musun?’ dedi. Ben de: ‘Hayır’ dedim. Bunun üzerine parmaklarını kulaklarından çekti ve ‘Ben Rasûlullah’la birlikteydim. Aynısını duydu ve benim yaptığım gibi yaptı.’ dedi.” [28]

İmam Kurtubî -Allah ona rahmet etsin- bu rivayeti ge­tirdikten sonra şunları söylüyor: “Alimlerimiz! Nor­malin dışına çıkmayan ses hakkında onların davranı­şı böyle olursa, zamanımızdakilerin şarkı söylemeleri ve çalgı çalmaları karşısında nasıl olur acaba?”[29]

Allahu ekber! Allahu ekber!

Altıncı asırda yaşayanların sözleri böyle olursa, zamanımızın mizmarlarından Allah’a sığınıyoruz!!

  1. Hadis

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Çan, şeytanın mizmarı (düdük, kaval ve klarnet)dır.”[30]

  1. Hadis

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Melekler, aralarında köpek veya çan bu­lunan yolcularla beraber olmazlar.”[31]

Çan, rahmet meleklerinin nefret etmesine ve iyilik ve nimet getiren arkadaşlıkların olma­masına sebep olduğuna göre, günümüzde -fitne­ler zamanında-, uzay ve uydular çağındaki mü­zik aletleri nasıl olacak? Çünkü bunlar insan vü­cudundaki her kılı ve damarı yerinden oynata­cak derecede modern elektronik cihazlarla ya­pılmaktadır.

  1. Hadis

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah, Ademoğluna zinadan nasibini yazmış­tır. Bu, ona mutlaka ulaşacaktır. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası ise dinlemektir.”[32]

  1. Hadis

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah’ı zikretme türünden olmayan her şey, boş bir iş ve bir yanılmadır. Bundan dört şey müstesnadır: Kişinin iki hedef arasında gidip gelmesi (yani atıcılığı öğrenmesi), atını eğitmesi, erkeğin hanımıyla oynaşması ve kişi­nin yüzmeyi öğrenmesi…”[33]

Hadiste, şarkı, müzik, müzikli toplantı ve ora­larda toplanmanın yasak olduğuna açık bir delalet vardır. Çünkü Müslüman kul, başıboş yaratılma­mış, aksine o, yüce bir gaye için yaratılmıştır. Bu yüce gaye, tek ve ortağı olmayan Allah’a kulluk­tur. Müslümanın bu gayeyi yüce Rabbine kavu­şuncaya kadar hayatının temeli yapması gerekir.

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye -Allah ona rah­met etsin- şöyle demiştir:

“Kişinin yaptığı her eğlence bâtıldır. Bâtıl, hakkın zıddıdır. Hak olmayan, ona vesile ve fay­dalı olmayan her şey, bâtıldır; o, vakti boşa har­camasına, dini ve dünyası konusunda kendisine faydalı olacak şeyleri kaybetmesine sebep olur. Dinin böyle bir şeyi mübah kılması mümkün de­ğildir.İmam Şafii r.h şöyle demektedir: “Ben insanların icad ettiği eğlence türü şeyleri mekruh görüyorum. Çünkü bunlarla ilgilenmek, din ehlinin şan ve mürüvvetine yakışmaz.”(Bknz. Mukaşefetul Qulub el Mukarreb ila Allamul Ğuyub / İmam Gazali – tahkik, ta’lik, tahric: Ebu Abdurrahman Salih Muhammed Uveyda s. 251 )”

 

ŞARKININ VE ŞARKI İLE UĞRA­ŞANLARIN YERİLDİĞİNE DAİR

Sahabe, Tabiin ve Dört İmamdan Nakledilenler

  • Ebû Bekir -Allah ondan razı olsun-, def çalıp şarkı söyleyen iki küçük cariyeyi görün­ce onları azarlayarak şöyle demiştir: “Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem’in evinde şeytanın mizmârı (kavalı) mı çalınıyor?”[34]

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun böyle demesini kınamayıp ikrâr etti. Fakat onu, azarlarken kaba ve sert olmaktan menetti.

  • Osman b. Affân -Allah ondan razı olsun-, yüce Allah’ın kendisine olan lütfunu zikretmek üzere şöyle demişti:

“Ben ne şarkı söyledim, ne de böyle bir şeyi yapmak istedim.”[35]

Gerçekten o, bu günahı hiç işlememişti.

  • Abdullah b. Mes’ûd -Allah ondan razı ol­sun- şöyle demiştir:

“ Şarkı, suyun bitkiyi büyütüp yeşerttiği gibi, kalpte münafıklığı yeşertir.”[36]

İmam İbnu’l-Kayyim -Allah ona rahmet etsin- bu sözü şöyle yorumladı:

“Bu, sahabenin kalplerin durumunu ve amel­lerini; onların tedavi ile ilaçlarını bildiklerine en iyi delildir. Onlar, en önemli ilaçlarla, kalplerin has­talıklarını tedavi eden ve metodlarından vazgeçi­lemeyen, kalp doktorlarıdır. Onlar, hastalığı, acı bir zehirle tedavi eden kimse gibiydiler. Vallahi, böylece onlar, yaptıkları birçok ilâcı veya onların çoğunu uyguladılar. Şimdi öyle oldu ki doktorlar azaldı, hastalar çoğaldı, selefte olmayan müzmin hastalıklar ortaya çıktı; dini gönderenin yaptığı ilaçtan vazgeçildi, hasta, hastalığı artıran şeye yö­neldi. Bela ağırlaştı, iş büyüdü; evler, yollar, çarşı ve pazarlar hastalarla doldu ve her cahil, insanla­ra doktorluk yapmaya kalktı.”[37]   Bugünkü durumu ne güzel de özetlemektedir ki insanlar Müzik ruhun gıdasıdır demeye girişmişler, hastalığın kendisi ile şifa aramışlardır.

  • Abdullah b. Ömer -Allah her ikisinden razı olsun- ihrama girmiş bir topluluğa rastladı. On­ların arasında şarkı söyleyen birisi vardı. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer: “Allah sizi duymasın, Allah sizi duymasın!”[38] buyurdu.
  • Abdullah b. Ömer -Allah her ikisinden razı olsun- şarkı söyleyen küçük bir cariyeye rastladı ve şöyle dedi: “Şeytan birisini (yerine) bırakacak olsaydı bunu bıra­kırdı.”[39]
  • İbn Abbâs -Allah ondan razı olsun- şöyle demiştir:

“Def haramdır, çalgı aletleri haramdır, davul haramdır, mizmar (kaval) haramdır.”[40]  Yukarıda belirtildiği üzere def çalınması erkeğe haramdır. Burada soru sahibine verilen cevabı aktarılmıştır. Kadınlara müsade edilen def zil ve zincirsiz / çıngıraksız olan deftir.

  • Birisi, İbn Abbâs’a -Allah her ikisinden razı olsun- “Şarkı hakkındaki görüşün nedir? O, helâl midir, haram mıdır?” diye sordu. İbn Abbâs:

“Ben ancak Allah’ın kitabında haram kılın­mışsa, haram olduğunu söyleyebilirim.” dedi. Adam: “O zaman helâl midir?” diye sordu. İbn Abbâs: “Bunu da söyleyemem.” dedi ve ona: “Kı­yamet günü geldiğinde, hak ile bâtılı gördüğünde, şarkı nerede olur?” diye sordu. Adam: “O, bâtıllar arasında olur.” dedi. Bunun üzerine İbn Abbâs: “Git, fetvayı kendin verdin.” dedi.[41]

İmam Hafız İbnu’l-Kayyim -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Bu, İbn Abbâs’ın -Allah ondan razı olsun- be­devilerin, içinde içkiyi, zinayı, livatayı (homosek­süelliği) övme, yabancı kadınlara iltifatta bulun­ma, çalgı ve müzik aletleri (sesleri olmayan şar­kı) hakkındaki cevabıdır. Onların şarkısında bun­lardan bir şey yoktur. Bu şarkıyı görselerdi, onun hakkında en büyük sözü söylerlerdi. Çünkü onun zararı ve fitnesi, içkinin zararının çok üstünde­dir ve onun fitnesinden daha büyüktür. Böyle bir şeyi, İslam dininin caiz göreceğini zannetmekse, bâtılların en bâtılıdır.”[42] İbni Abbas bugünkü şarkı sözlerini dinlese… İnsanın örnek vermekten bile yüzü kızarıyor ki bunların müziksiz hali bile ağızda yer etmemelidir. Haramı Allah’ın haram kıldığı şekilde yakınlaşma şehvet ve ilgiyi çağırdığında şüphe olmadığı gibi direk Allah’a şirk içeren şarkı sözleri insnaların bilinçsizce dilinde dolanmaktadır. Müstehcenlik içerenleri saymamakla birlikte Allah’a şirk anlamına gelen şarkı sözlerini tanımak açısından yazının sonunda dipnot oalrak verilmiştir.

  • Aişe -Allah ondan razı olsun- evde, şar­kı söyleyen ve neşesinden dolayı başını sallayan bir adama rastladı ve şöyle dedi:

“Öf, bu bir şeytan, onu çıkarın, onu çıkarın.”[43] 

Hadisi tamamı şöyledir:
Ümmü Alkame haber vermiştir ki, Hz. Âişe’nin erkek kardeşinin kızları sünnet edildiler de, Hz. Âişe’ye şöyle söylendi :
—  Bu çocukları eğlendirecek bir kimseyi çağırsak? Hz. Âişe :
—  Evet, dedi de Adiyy’e haber gönderdi. Adiyy de çocuklara gitti. Sonra Âişe   (Radiyalİahuanha) eve uğradı da, adamı şarkı söyleyip, neş’e-den başını sallıyor gördü. — Adam çok şiir biliyordu.
 — Bunun üzerine Âişe :
—  Öf, bu bir Şeytan! Çıkarın onu, çıkarın onu, dedi.Edeb-ül Müfred / İmam Buhari Hadis No:1247

Tirmizî, ibni Mace ve Ebû Davud Cihad bahsinde tahriç ettikleri bu hadisin son kısmında şöyle buyurulmaktadır:
«Müslüman kişinin her eğlendiği şey bâtıldır; ancak şunlar bundan müstesnadır: Oku ile atış yapması (silâh kullanma taliminde bulunması), atına (veya harp vasıtalarına) hareket ve çeviklik öğretmesi, hanımı ile eğlenip oynaşması. Çünkü bunlar, hak olan şeylerdendirler.»

Bu hadisin açıklamasında deniliyor ki, dinî ve ilmî bir fayda kazandırmayan, üstelik insanı önemli görevlerinden alıkoyan ve boşuna zaman harcanmasına sebep olan eğlence ve oyunların hepsi bâtıldır. Bu oyunlar zararlarına göre de haram veya mekruh olurlar. Hz. Âişe ‘nin de tutumu gösteriyor ki, çocukları eğlendirmek için eğlence tertip etmekte esa­sen sakınca yoksa da, bu eğlencenin yapılış şeklinde aşırılık ve münasebet­sizlik görülmesi halinde bunda hayır yoktur. Nitekim gördüğü manzaraya hoşlanmadığından bu eğlenceye son vermiştir. (Tirmizî : Kitabu’l-Cihad, Ha­dîs : 1637 ye; İbni Mace: Kitabuİ-Cihad, Hadîs: 2811 ve; Ebû Davud: Kitabu’l-Cihad, Hadîs : 2513)

Ayşe r.a gördüğü ve son verdirdiği şey kafa sallayarak ritim tutan ve şarkı söyleyen bir adamdı…

Edeb-ül Müfred / İmam Buhari Hadis No:1247 Şerh: A. Fikri YAVUZ, İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred), Sönmez Neşriyat: 2/606-607. Ayrıca Bknz. Halil Atalay Tercüme ve Şerhi Hadis No:1005

  • Enes b. Mâlik -Allah ondan razı olsun- şöy­le dedi:

“En kötü kazanç, şarkıcı kadının kazancıdır.”[44]

  • Ömer b. Abdu’l-Azîz -Allah ondan razı ol­sun- oğlunun hocasına tavsiyede bulunurken, eğ­lence ve şarkı hakkında şöyle dedi:

“Başlangıcı şeytandandır, sonu Rahmân’ın ga­zabıdır.”[45]

  • Vekî b. el-Cerrâh -Allah ona rahmet et­sin- şöyle dedi:

“Tamburu al, sahibinin kafasında kır. Nite­kim İbn Ömer -Allah onlardan razı olsun- böyle yapmıştır.”[46]

  • el-Fudayl b. Iyâd -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Şarkı, zinanın rukyesidir (üfürüğüdür).”[47]

  • İmam Ebû Hanîfe -Allah ona rahmet et­sin- şarkının haram olduğunu sert bir ifadeyle söy­lemiş ve onu dinlemeyi günah saymıştır.[48]
  • Kadı Ebû Yusuf -Allah ona rahmet etsin-, içinden çalgı ve eğlence sesleri gelen bir ev hak­kında şöyle demiştir:

“Onların yanına izin almadan gir. Çünkü kö­tülükten menetmek farzdır. İzinsiz girmek caiz ol­masaydı, insanlar farzı yerine getiremezlerdi.”[49]

  • İmam Şafiî -Allah ona rahmet etsin- şöy­le demiştir:

“ Şarkı, bâtıl ve muhale (imkânsıza) benzeyen, mekruh eğlencedir. Onunla çok meşgul olan, şa­hitliği kabul edilmeyen, sefihtir (kişiliği zayıf veya aklı noksandır).”[50]

Onun “mekruh” ifadesi ile kasdettiği, haram anlamındadır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyur­muştur:

“Allah size küfrü, fıskı ve isyanı mekruh gös­terdi.” (Hucurat, 7)

  • İmam Şafiî -Allah ona rahmet etsin- şöy­le demiştir:

“Ben Irak’ta tağbî[51] denilen bir şey bıraktım. Onu, insanları Kur’ân’dan uzaklaştırmak üzere zındıklar ortaya çıkarmıştır.”[52]

İmam Hafız İbnu’l-Kayyim -Allah ona rahmet etsin-, İmam Şafiî’nin -Allah ona rahmet etsin- sö­zünü şöyle yorumladı:

“Tağbîr, dünyadan uzak durma konusunda birisinin şiir söylemesi, orada bulunan bazı kim­selerin de ellerindeki çubukları deriden veya ku­maştan yapılmış bir yastığa vurarak ona eşlik edip tempo tutmalarıdır. Bu, her türlü bozukluk ve ha­ramı kapsamaktadır. Allah böyle kötü şeyleri öğ­renmeye meraklı olan kişiden ve cahil âbidden razı olmaz.[53]

  • İmam Mâlik’e -Allah ona rahmet etsin- şarkı hakkında soruldu. O da şu cevabı verdi:

“Bize göre, bunu, ancak fâsıklar yapar.”[54]

  • İmam Ahmed b. Hanbel -Allah ona rah­met etsin- şöyle dedi:

“ Şarkı, kalpte münafıklık doğurur. O, benim hoşuma gitmiyor.”[55]

  • İmam Ahmed b. Hanbel şöyle dedi:

“Flüt, ney, zurna, tambur, ud, rebap (kemençe) ve benzerleri haramdır.”[56]

  • Ebû Bekr el-Mervezî şöyle dedi: “Ebû Abdillah’a (İmam Ahmed’e) ‘Çarşıdan geçerken davul satıldığını görüyorum, onları kırayım mı?’ diye sorunca, şöyle cevap verdi: ‘Senin gücünün yeteceğini zannetmiyorum, gücün yetiyorsa, ne âlâ.’ Şöyle sordum: ‘Ölü yıkamaya çağrıldığımda, bir davul sesi duyarsam?’ Buna da şöyle cevap verdi: ‘Kırabilirsen kır. Değilse, dışarı çık.’[57]
  • eş-Şa’bî -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedi:

“Allah, muğanniye (şarkı söyleyene) ve şarkı dinleyene lânet etsin.”[58]

  • ed-Dahhâk -Allah ona rahmet etsin- şöy­le dedi:

“Şarkı; kalpleri bozar, Rabbi gazaplandırır.”[59]

  • Mekhûl -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedi:

“Kim, yanında bir şarkıcı kadın olduğu halde ölürse, ona namaz kılınmaz.”[60]

  • Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“ Şarkı ve çalgı âletlerini dinlemek, şeytanın durumlarını güçlendiren şeylerin en büyüğüdür. Bu, müşriklerin dinleyişidir.”[61]

DİN İMAMLARININ ŞARKI VE MÜZİĞİN HARAM OLDUĞU KO­NUSUNDAKİ İCMAI (İTTİFAKI)

Bilinmelidir ki, her zaman ve her yerdeki din imamları; şarkı, çalgı ve müzik âletlerinin haram kı­lındığı konusunda icma olduğunu söylemişlerdir.

  • İcma olduğunu söyleyenler arasında, selef imamlarının en tanınmışı ve onların ihtilaf ve itti­fak edilen hususları en iyi bileni sayılan İmam et- Taberî’dir -Allah ona rahmet etsin-.[62]
  • Muhaddis ve fakih Ebu Amr b. es-Salâh da -Allah ona rahmet etsin- icma olduğunu söylemiştir:
    “Bilinmelidir ki, def, kaval ve şarkı bir araya geldiğinde, bunların dinlenilmesi -mezhep imamlarına ve diğer müslüman âlimlere göre- haram­dır. Bunu hiçbiri mübah saymamıştır.”[63]
  • Allâme el-Kurtubî -Allah ona rahmet etsin- icma olduğunu şöyle ifade etti:
    “Onun haram kılındığında ihtilaf yoktur.”[64]
  • Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye -Allah ona rah­met etsin- şarkı ve çalgı âletlerinin haram olduğunda dört imamın icmaı olduğunu şöyle ifade etmiştir:
    “Ud ve benzeri müzik âletleri ve çalgıların ha­ram olduğunda onlar müttefiktirler.”[65]
    “Dört imamın görüşü, bütün müzik âletlerinin haram olduğudur… İmamlara tâbi olanlardan hiçbiri, müzik aletleri hakkında bir ihtilaf zikretmemiştir.”[66]
  • Allâme İbn Hacer el-Heysemî -Allah ona rahmet etsin-, müzik âletlerinin haram kılındığın­da icma olduğunu söylemiştir. “Tambur, ud, telli saz, rebab, harp, kemençe, santur ‘kanuna benzeyen bir çalgı gibi ‘eğ­lenmeyi seven sefih ve günahkâr kimselerce bilinen aletlerin hepsi, ihtilâfsız haramdır. Bunlarda ihtilaf olduğunu söyleyen hata etmiş veya nefsi­nin arzusuna yenilmiştir. Öyle ki bu, onu sağır ve kör hale getirmiş, doğrudan engellemiş ve takva­dan ayırmıştır. Bütün bunların haram kılındığında icma olduğunu söyleyenler arasında İmam Ebu’l- Abbas el-Kurtubî de vardır. O, güvenilir ve doğru bir kimsedir. Çünkü o, imamlarımız ne söyledilerse, aynen öyle nakletmiştir.”[67]
  • İcma olduğunu söyleyenler arasında, sele­fin kalıntısı, çağdaş allâme Abdu’l-Azîz b. Bâz da -Allah ona rahmet etsin- vardır. O şöyle demiştir: “ Şarkı, âlimlerin büyük bir kısmına göre haram­dır. Beraberinde ud, rebab vb. gibi bir müzik aleti olursa, müslümanların icmaıyla haramdır.”[68]

İcma: “Muhammed’in sallallahu aleyhi ve sel­lem ümmetinden olan müctehidlerin, Peygamber’in vefatından sonraki herhangi bir devirde bir mesele­nin hükmünde fikir birliği etmeleridir.”[69]
İcma; İslâm fıkhının kaynaklarının üçüncüsüdür, kesin şer’î bir delildir ve ona karşı gelmek asla caiz değildir.[70]

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Kim de kendisine doğru yol belli olduk­tan sonra elçiye karşı gelir ve mü’minlerin yo­lundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yola yöneltiriz ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir gidiş yeridir orası!” (Nisâ, 115)

Bu âyette Allah Teâlâ, mü’minlerin yolundan çıkıp da başka yola sapan kimsenin gideceği yerin cehennem olduğunu -Allah korusun- belirtmekte­dir. Müslümanların icmaı haktır, o mü’minlerin yoludur. Onların icmaına karşı çıkan kimseye bu âyette tehdit vardır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah, benim ümmetimi sapıklıkla bir araya getirmeyecektir. Allah’ın eli cemaatin üzerindedir. Allah’ın eli cemaatin üzerindedir. Kim (söz, davranış ve inanç olarak) cemaatten ayrılırsa, cehenneme ayrılmış olur.”[71]

Sahabe, tabiîn, etbâu’t-tâbiîn, selef ve ondan sonrakilerden olan âlimlerin büyük bir kısmının sözlerinden anlaşılıyor ki, onlar, şarkıların ve bü­tün çalgıların haram olduğunda icma etmişlerdir. Hiçbirisi ruhsat verildiğini söylememiş, kullanıl­malarını şiddetle menetmiş, müzik aletlerinin kı­rılmasını emretmiş ve “Onları telef edenin tazmi­nat ödemesi gerekmez” demişlerdir.[72]

Müslüman Kardeşim! Bunu anlayıp icmanın, karşı gelinmesi caiz olmayan bir delil olduğunu öğrendiğine göre… Şu soru sorulmalıdır:

– Şarkı ve müziğin haram olması, ihtilaflı bir mesele midir, yoksa haram olduğunda icma edil­miş bir mesele midir? Onun hakkında tartışma yapma kapısı kapalı mıdır?

Cevap: O, sahabe ve onlara uyanlar tarafın­dan haram olduğunda icma edilmiş bir mesele­dir. Dört imama göre de yukarıda geçtiği gibidir. Çünkü ihtilaf edilen meselelerde bu kadar sert ve katı olmazlar. Ayrıca ihtilaflı bir şey işleyene “fâsık, fâcir, melûn, şeytan vb.” denilmez.

ŞARKI VE MÜZİK HAKKINDA SELEF ÂLİMLERİNDEN GELEN UYARI VE TAVSİYELER

  • Mü’minlerin emîri Yezîd b. el-Velîd b. Abdu’l-Melik -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedi:

“Ey Umeyye oğulları!

Şarkıdan sakının, çünkü o hâyâyı azaltır, şehveti arttırır, kişiliği yok eder. O, içkinin yeri­ne geçer ve sarhoşluğun yaptığını yapar. Eğer onu yapmak zorunda kalırsanız, kadınları on­dan uzak tutun, çünkü şarkı, zinanın rukyesidir (davetçisidir).”[73]

  • Zahid tâbiî Muhammed b. el-Munkedir -Al­lah ona rahmet etsin- şöyle dedi:

“Kıyamet günü gelince, birisi şöyle seslenir: Kendilerini ve kulaklarını, lehv ile (eğlence, oyun, boş şey) şeytanın mizmarlarından (düdüklerinden) uzak tutanlar nerede? Onları misk bahçelerine yerleştirin. Sonra meleklere şöyle denilir: Onlara benim övgümü duyurun. Onlara korku olmadığı­nı ve üzülmeyeceklerini bildirin.”‘[74]

  •  İmam Hafız İbnu’l-Cevzî -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedi:

“ Şarkı, insanı, mutedillikten çıkarır ve aklı değiştirir. Bunun açıklaması şöyledir: İnsan şar­kı söyleyince, sessizken hoşlanmadığı, baş salla­ma, el çırpma ve ayaklarıyla yere vurma hareket­lerini ve aklı hafiflerin yaptığı şeyleri yapar. Şarkı, bunu gerekli hale getirir, hatta aklı çalışmaz hale getirmede içkinin yaptığına yaklaşır. Öyle olunca bundan menedilmesi gerekir.”[75]

Bilinmelidir ki şarkı dinlemek, iki şeyi bir ara­ya getirir. Birisi: Kalbi, Allah’ın azametini düşün­mekten ve ona hizmetten alıkoyar. İkincisi: Kal­bi, -çoğu cinsel ilişki olan- bütün hissî şehvetle­ri yerine getirmeye davet eden ani lezzetlere meylettirir.”[76]

  • Şeyhu’l-İslam Kadı Ebu’t-Tayyib et-Taberî -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedi:

“Şarkı dinleyenin, aklı ve hâyâsı eksilir. Şar­kı dinlemeye alışmadan önceleri hoşlanmadığı; çok konuşmayı, yalan söylemeyi, kahkaha atma­yı, parmak çıtlatmayı, ayağı yere vurmayı, sadece hafif akıllıların beğendiklerini ve çirkin durumları tahayyül etmeyi beğenir.”[77]

  • Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye -Allah ona rah­met etsin- şöyle dedi:

“Çalgılar, nefislerin içkileridir. Onlar, nefisle­re kadehlere tutkunluğun yaptığından daha bü­yüğünü yaparlar. Böyleleri seslerle kendilerinden geçince, içlerine şirk yerleşir, kötülüklere ve zul­me eğilim gösterirler. Müşrik olurlar, Allah’ın ha­ram kıldığı nefsi (canı) öldürürler, zina ederler. Bu “üçü”; çalgı, ıslık ve el çırpması dinleyenler­de çok olur.

Şeyhlerini veya başkasını, Allah’ı sevdikleri gibi sevmeleri sebebiyle onlara şirk baskın gelir. Zinaya gelince; şarkı, zinanın rukyesidir ve zina­nın meydana gelmesinin en büyük sebeplerden­dir. Erkek, çocuk ve kadın, şarkıya gelinceye ka­dar son derece iffetli ve güçlüdür, sonra nefisleri zayıflar ve zinaya bulaşmaları kolaylaşır. Ya bizzat kendisi isteyerek ya başkasının etkisinde kalarak ya da her ikisinin etkisiyle zinaya meyleder. Nite­kim bu, daha çok içki içenlerde olur.”[78]

“İslam dininde bilinmesi gerekir ki, Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetinin salihlerine, âbidlerine ve zahidlerine; avuç çırparak, flüt veya def çalarak ilahi ve şarkı söylenen ev­lerde toplanmalarını emretmedi. Ayrıca hiç kim­seye kendisine uymaktan, gelen kitap ve hikmete tâbi olmaktan vazgeçmelerini, ne içte ne dışta, ne avama ne de havasa mübah görmedi.[79]

  • İmam Hafız İbnu’l-Kayyim -Allah onu rah­met etsin- şöyle dedi:

“Bilinmelidir ki müzik dinlemek, kalpteki sev­giyi harekete geçirir. Rahman’ı seven, putları se­ven, haçları seven, vatanı seven, kadınları seven ve oğlanları seven kişiler müzik dinleyerek etkile­nirler. Her birinin ondan alacağı bir pay, sevgisi­ne göre, bir içmesi ve zevki vardır. Putunu, haçı­nı, vatanını, bir kadını veya bir çocuğu seven kim­se, kalbinde saklı olanı ortaya çıkarır, ona yerle­şeni uyandırır, sevdiğiyle birlikte durumuna uygun olanı da harekete geçirir. Allah ile alakası kesil­miş, ondan uzaklaşmış, bozuk sevgilerin müzik ile harekete geçmesi birçok yönden doğru sevgilerin harekete geçmesinden daha fazla olur.”[80]

Yine İbnu’l-Kayyim, babaları; çocuklarını eğ­lence ve şarkı meclislerine getirmekten sakındır­mak için şöyle dedi:

“Çocuğun aklı erince; eğlenceden, bâtıldan, şarkıdan, gayr-ı ahlakî sözleri dinlemekten, bid’atlerden ve kötü konuşulan meclislerinden uzak dur­ması gerekir. Çünkü bunlar kulağına takılınca bü­yüyünce ayrılması ve velisinin de onu, ondan kur­tarması zor olur.[81]

ÇAĞDAŞ ÂLİMLERİN ŞARKI VE MÜZİK HAKKINDAKİ FETVALARI

  • Şeyh allâme Abdu’l-Aziz b. Bâz’a -Allah ona rahmet etsin-: “Şarkıları dinlemenin hükmü ne­dir?” diye soruldu. O da şu cevabı verdi:

“Eğlenme türü (müzik aletleri ile yapılan) bir şey ihtiva eden şarkıları dinlemek, evinde, araba­da, genel ve özel toplantı yerleri gibi evinin dı­şında; gerek erkek, gerek kadın dinleyen herke­se haramdır. Çünkü bunda, dinin haram kıldığı­na katılmayı isteme ve ona eğilim gösterme var­dır. Yüce Allah şöyle buyurdu:

“insanlardan kimi var ki, bilgisizce insan­ları Allah’ın yolundan saptırmak ve onun­la alay etmek için laf eğlencesi satın alır. işte onlara küçük düşürücü bir azap vardır.” (Lok­man, 6)

Soru soran kimsenin şarkı dediği şey, laf eğ­lencesin ‘lehve’l-hadis’dendir. Çünkü o, kalp için bir fitnedir, onu kötüye heveslendirir, iyiden çevi­rir, insanın vaktini boşa harcatır. O, laf eğlence­sinin genel anlamına girer. Şarkı söyleyen ve şar­kıları dinleyen de kendini veya başkasını Allah’ın yolundan alıkoymak için laf eğlencesini satın alan­lar arasına girer.

Allah, bunu kınadı ve bunu yapana küçük düşürücü bir azap olduğunu haber verdi. Ayrı­ca Kur’ân, genel olarak şarkının ve onu dinleme­nin haram olduğunu bildirdi. Sünnet de bunu bil­dirmiştir. Rasûlullah’ ın bu konuda şöyle bir hadi­si vardır:

“Ümmetimden, zinayı, ipek elbiseler giyme­yi, şarap içmeyi ve çalgı aletlerini ‘çalıp eğlenmeyi’ helâl sayacak kimseler ortaya çıkacak. Yine bazı kimseler de bir dağın yanında ‘dağ mesirelerinde konaklayacaklar, onlara ait koyun sürüsüy­le çoban sabahları yanlarına gelecek. Fakir, bir ih­tiyacı için bunlara gelecek ve onlar ‘(Bugün} git, yarın gel’ diyecekler. Bunun üzerine Allah, dağı üzerlerine indirip bir kısmını helâk edecek, (sağ kalan) öbürlerini de kıyamet gününe kadar may­mun ve domuz şekline çevirecektir.”[82]

Hadiste geçen “çalgı aletleri”, eğlence ve alet­leri demektir. Şarkı ve onu dinlemek de bunların arasındadır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, zinayı, erkeklerin ipekli elbise giymesini, şarap içmeyi, müzik aletlerini ve onu dinlemeyi kına­dı. Çalgı aletleriyle, ondan önceki büyük günah­ları yan yana getirdi ve hadisin sonunda, bunla­rı yapanlara azap olduğunu bildirdi. Bu, çalgı çal­manın, müzik aletlerinin ve onları dinlemenin ha­ram olduğunu göstermiştir. Kasıtsız olarak ve ku­lak vermeden dinlemek, yolda yürürken, dükkan­lardaki cihazlardan gelen şarkıyı yahut arabalar­dan gelenleri, evinde komşu evlerden gelen şarkı­nın sesini, istemeden duymak gibidir. Bunda kaçı­nılmaz bir durum olduğu için günah yoktur. Kişinin tavsiyede bulunması ve hikmetle, güzel öğüt­le kötülükten men etmesi mümkün olduğu kadar ve gücünün yettiği kadar ondan kurtulmaya çalış­ması gerekir. Çünkü Allah, kimseye gücünün üs­tünde bir şey teklif etmez.[83]

  • Şeyh, allâme Muhammed b. Salih el- Useymîn’e -Allah ona rahmet etsin- şöyle soruldu:

“İçlerinde haram bir söz bulunmayıp sadece nor­mal şarkılardan ibaret olduğunda, şarkıları dinle­menin hükmü nedir? Onlar haram ise, dinlemek­ten nasıl kaçınılacak?” O da şöyle cevap verdi:

“İster konusunda müstehcenliğe, aşka, cinsle­rin birbirleriyle ilgisine vs. davet eden ahlâksız söz­ler bulunsun, ister beraberinde çalgı gibi haram şeyler bulunsun, haram ihtiva eden şarkılar haram­dır ve insanın onları dinlemesi helâl değildir.

Sahih-i Buhâri’de, Ebu Malik el-Eş’arî -Allah ondan razı olsun- tarafından rivayet edilen şu ha­dis vardır: “Ümmetimden zinayı, ipek elbiseler giymeyi, şarap içmeyi ve çalgı aletlerini (çalıp eğlenmeyi) helâl sayacak kimseler ortaya çı­kacak… ”

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunların haram olduğunu açıkladı. Çünkü “helâl sayacak kimseler” dedi. Eğer o şeyler helâl olsaydı, o kişile­rin helâl sayacağını söylemezdi ve onlar helâl say­madan önce onlara helâl olurdu. Ayrıca Rasûlullah bu dördünü bir araya getirdi: “Zina, ipekli elbise, içki ve çalgı aletleri (çalıp eğlenme).”

Hadiste geçen, “ipekli elbise” erkeklere ha­ramdır. “İçki”den maksat her türlü sarhoşluk ve­rendir. “Çalgı aletleri” ise, dinin istisna ettiği dı­şında, hiçbiri istisna edilmeyen müzik aletleridir. Dinin istisna ettiği, evlenirken, devlet başkanı ve komutan gibi, toplumda mevkii olan bir kimsenin gelişi gibi fırsat ve vesilelerle çalınan deftir.

Onlardan nasıl kurtulacağımıza gelince; insan onları dinlemez, aksine onlardan alakayı keser, bu konuda Allah’tan yardım ister. Allah, ona irade ve güç verdi, insan isterse yapar, isterse yapmaz. Onların bulunduğu yerlerden uzak durmak, sebep ve vasıtalardan biridir. Bu, kul için mümkündür ve gücü dâhilindedir. Başarı Allah’tandır.”[84]

  • Şeyh allame Abdullah b. Abdu’r-Rahman el-Cibrîn’e şöyle soruldu:

“Şarkı dinleyen bazı kimseler var. Onla­ra: ‘Bu haramdır, onlarla ilgilenmemeye çalışın’ denildiğinde şöyle diyorlar: ‘Biz sözü dinliyoruz, müzikle ilgilenmiyoruz.’ Onlara nasıl cevap vere­lim?” O da şu cevabı verdi:

“Bunun yanlış olduğunda şüphe yok. Çünkü şarkı dinlemek günahtır. Şarkıcı da günahkârdır. Onları dinleyen de günahkârdır. Yüce Allah şarkı­yı tercih edenleri şu sözüyle kınadı: “İnsanlardan bazıları, laf eğlencesini satın alırlar.” Başka de­liller de vardır. Bunlar, müzikten zevk almasalar da, şarkıları dinlemeye meyilli olan kimselerdir. Yaptıklarından dolayı onları kınıyoruz. Bunda ya­nıldıklarını söylüyoruz. Onlar için en uygun olan, tevbe etmeleri ve şarkı, eğlence vs.den uzak dur­maları, boş ve bâtıl olan şeyler yerine, okumak, zikir yapmak, dua etmek ve faydalı olanı konuş­makla uğraşmalarıdır.”[85]

  • Şam’ın muhaddisi, allâme Muhammed Nâsıru’d-Dîn el-Elbânî -Allah ona rahmet etsin- Allah’ın kitabından, Rasûlullah sallallahu aley­hi ve sellem’in sünnetinden, selef, fakih ve din imamlarının sözlerinden deliller getirerek her tür şarkı, çalgı ve müzik aletinin haram oldu­ğu fetvasını verdi. Bu konuda, Tahrimu âlâti’t- Tarab veya er-Reddu bi’l-Vahyeyni ve Akvâli Eimmetinâ ale’bni Hazm ve Mukallidihi’l- Mubihine li’l-Meâzifi ve’l-Gına ve ale’s- Sûfiyyine’llezine’ttehazûhu Kurteben ve Di­nen adında, tek ciltlik, müstakil bir kitap yazdı.

DİNÎ VE MİLLÎ ŞARKILARLA, ÇOCUK VE DOĞUM GÜNÜ ŞARKILARININ HÜKMÜ

  • “el-Lecnetu’d-Dâime li’l-Buhûsi’l-İlmiyye ve’l-İfta” ilim heyeti aşağıdaki soruyu şöyle ce­vaplandırdı:

– Daha önce, şarkı dinlemenin hükmünü sor­duk. Bize, müstehcen şarkıları dinlemenin haram olduğu cevabını verdiniz. Öyle olunca, bildiğiniz gibi, radyo veya televizyonda, devamlı çalgı eşli­ğinde söylenen dinî, millî şarkılarla çocuk ve do­ğum günü şarkılarının hükmü nedir?

Cevap: “Çalgı, kesinlikle haramdır. Dinî ve millî şarkılarla çocuk şarkıları, çalgı eşliğinde oldu­ğunda haramdır. Doğum günleri ise bid’attir. Ora­larda bulunmak ve onlara katılmak haramdır.”[86]

İLAHİLERDEKİ DAVULLARIN HÜKMÜ

  •  Şeyh, allâme Abdu’l-Aziz b. Bâz’a -Allah ona rahmet etsin- aşağıdaki soru soruldu:

– Biz bazı durumlarda ilahilerle birlikte davul­ları kullanıyoruz. Bazı gecelerde de böyle yapıyo­ruz. Fakat bir defasında, birisi bunu kınadı. Bu kı­nanacak bir şey mi? Söylediğimiz ilâhilerde kötü söz yok. Buna cevap verir misiniz?

Cevap: “Davulları mübah kılan bir şey bilmi­yoruz. Aksine sahih hadislerin zahiri, diğer mü­zik aletlerinden ud ve keman gibi, onların da kul­lanılmasının haram olduğuna delalet etmektedir. Rasûlullah’ın şu hadisi bunlardan birisidir: ‘Üm­metimden, zinayı, ipekli elbise giymeyi, içkiyi ve çalgı aletleriyle çalıp eğlenmeyi helâl sayacak bazı kimseler çıkacak.’ ‘Çalgı aletleriyle çalıp eğ­lenme’ ifadesi, şarkıları ve bütün müzik aletlerini içine almaktadır.”[87]

 

MÜZİK ALETİ VE KASET SATAN KİMSEYE DÜKKÂNI KİRAYA VERMENİN HÜKMÜ

  • Şeyh, allâme Muhammed b. Sâlih el- Useymîn’e aşağıdaki soru soruldu:

“Biliyorsunuz -Allah sizi muhafaza buyursun- zamanımızda, her çeşit şarkı kaseti satmaya tah­sis edilmiş mağaza ve dükkânlar yaygınlaştı. Açık­lanması istenilen şunlardır: Teorik olarak içinde aşağıdakiler bulunan kasetlerin ticaretinin yapıl­masının hükmü nedir?

  1. Çalgı aletleri, mizmarlar (flüt, zurna, kaval),
  2. Müstehcenlik, bozukluk, günahkârlık ve iki cins arasında ahlâksızlığın yayılmasına davet etmesi,
  3. Bayağı sözler, terbiyesizce aşk ilânı,
  4. Bu kasetlerin satılmasının ve dinlenmesi­nin hükmü,
  5. Bu kasetlerin satılmasıyla ve ticaretinin ya­pılmasıyla elde edilen paranın hükmü,

Bu tür kasetleri satanlara dükkân ve mağa­zaların kiraya verilmesinin hükmü… Dükkânı ki­raya verenle orada satış yapan, bu kasetleri sa­tın alanların günahını yüklenir mi, yüklenmez mi? Bize bunun fetvasını verin, Allah size ecir versin ve sizden razı olsun.”

Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- şöyle cevap verdi:

“Bu kasetlerde, zikrettiğiniz her türlü çal­gı ve mizmarlar, müstehcenliğe, bozukluğa ve günahkârlığa davet, iki cins arasındaki ahlaksız­lığı yaymaya davet, düşük söz, terbiyesizce aşk ilânı varsa, Allah’a ve ahiret gününe inanan şöyle dursun, akıllı bir insan, Allah’ ın cezasından kork­tuğu, bu kasetleri satmanın ve dinlemenin haram ve kötü olmasıyla birlikte onun sevabını umdu­ğu şüphesini uyandırmaz. Çünkü onlar ahlakı ve toplumu yok eder, milleti genel ve özel cezalarla karşı karşıya getirir. Bu kasetleri bulunduran kim­senin Allah’a tevbe etmesi, faydalı bir şey kaydet­mek için, onların içindekileri silmesi gerekir.

Onların satılmasından ve ticaretinin yapılma­sından elde edilen para, haramdır; sahibine helâl değildir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöy­le buyurmuştur:

“Allah bir şeyi haram kılınca onun bedeli­ni de haram kılar.”

Bu tür kasetleri satanlara dükkân ve mağa­zaların kiraya verilmesi de haramdır. Bundan alı­nan ücret haramdır. Çünkü bu, Allah’ın: “Günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.” sö­züyle yasakladığı günah ve düşmanlık üzerine yar­dımlaşmaya girer. Satın alanların günahları, ken­di üzerlerine olduğu gibi satıcıya ve dükkânı kira­ya verene, müşterilerin günahından hiç eksiltme­den yüklenir. Allah en iyi bilendir.”[88]

Müslüman kardeşim! Yüce Allah bize ve sana doğruluk ve kurtuluş yolunu öğretti. Bilinmelidir ki, kulun vaktini, onunla geçirdiği ve ömrü onun­la tükettiği şeylerin en hayırlısı, kendisini Allah’a yaklaştıran ilimdir. İlmin ve zikrin en üstünü Kur’ân ve namazla meşgul olmaktır. Yüce Allah şöyle buyurdu:

“Onlar kendilerine öğütleneni yapsalardı, elbette kendileri için daha iyi ve daha sağlam olurdu. O zaman elbette kendilerine katımız­dan büyük mükâfat verirdik. Ve onları elbette doğru bir yola iletirdik.” (Nisa, 66-68)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Dünya, melûndur. Dünyadaki şeyler de melûndur. Ancak Allah’ı anmak, Allah’ın sev­diği şeyler, âlim ve ilim öğrenen bu hükmün dışındadır.”[89]

İmam Ebu’l-Abbâs Ahmed b. Umer el-Kurtubî -Allah ona rahmet etsin- şöyle dedi:

“Bilinmelidir ki -Allah bizleri bid’atçilerin bid’atlerinden ve sapıkların kışkırtmalarından ko­rusun- Rasûlullah’la ashabının dinlediği, Kur’ân’dı. Onu dikkatle okuyor, onu müzakere ediyor, onun manalarını anlamaya çalışıyor, namazlarında ona önem veriyor, yalnızken onunla samimiyet ku­ruyor, çare aradıklarında ona sarılıyor ve bütün durumlarında ona sığınıyorlardı. Duyduklarında, onu, kendilerine emredildiği şekilde dinliyorlardı. Onu okuduklarında, düşünüyorlar ve ibret alıyor­lardı. Onun helâlini helâl, haramını haram kabul ediyorlardı. Onun ahlakıyla ahlaklanarak ve ona uygun amel ederek, hükümlerini alıyorlardı. Çün­kü onlar, Kur’ân’ın kurtuluş ve derecelere ulaş­ma yolu olduğunu ve onu okumanın ibadetlerin en üstünü olduğunu biliyorlardı. O, Allah’ın sağ­lam ipidir, keyfî arzu ve kaprislerin onda sapıtma­yacağı sırat-ı müstakimdir. Âlimler ona doymaz­lar, o çok tekrar edilmekle eskimez. Onunla ko­nuşan doğru söyler, onunla amel edene ecir ve­rilir, onunla hükmeden kimse âdildir. Ona çağı­ran, doğru bir yola çağırır. Üzerine salât ve selâm olan kimse bunu böyle söyledi. Onu dinledikle­rinde onlar için yüce Allah’ın söylediği şu durum­lar olur:

“Mü’minler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman (o ayetler, onların) imanlarını arttırır ve (onlar) Rab’lerine tevek­kül ederler.” (Enfal, 2)

“Rasûl’e indirileni (Kur’ân’ı) dinledikle­ri zaman, tanıdıkları gerçekten dolayı gözle­rinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: “Rabbimiz! inandık, bizi şahitlerle birlikte yaz.” (Maide, 83)

“Allah, sözün en güzelini, birbiriyle uyum­lu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir ki­tap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri, hem de gönülleri Allah’ın zik­rine ısınıp yumuşar. işte bu Kitap, Allah’ın, di­lediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah, kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.” (Zümer, 23)[90]

RAHMAN’A İTAATLE ŞEYTANA İTAAT ARASINDAKİ FARK

İmam, hâfız, zahid, İbnu’l-Kayyim -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:

“Peygamberlerinin yolundan tamamen sa­pan; onun, ashabının ve selef-i salihin üzerinde olduğu yolu bırakan kalplerden, doğru ve düzgün zevkler ummuyoruz. Çünkü Peygamber, ashabı ve selef-i salih; amellerde, yani farz olan namaz­da, Kur’ân okumada, onu düşünüp dinlemede ve bunun ecrinde sahih zevkler buluyorlardı. Son­rakilerin zevki, Allah’ın koruduğu dışında- şar­kı dinlemede, defte, buluşmalarda, güzel okunan coşturucu şarkılarda, dans ve oynamakta, gürültü çıkarıp sesleri yükseltmede nefislerin keyfî arzula­rına aykırı olan, Allah’ ın sevdiği ve hoşnut oldu­ğu kulluğu kesmektedir. Kovulanlarla huşu duyan abidlerin zevki birbirinden ne kadar farklı! Verdik­leriyle bunların ve şunların imdadına yetişen bir kimsenin içinden devamlı Rahman’ın sözünü din­lemesini seven Allah ne yücedir! Şarkı dinlemek­le coşan nerde, Kur’ân’ı dinlediğinde zevk alan ve imanın özünü hisseden nerde? Allah’ın, me­leklerinin, elçilerinin ve sadık kullarının yanında, Kur’ân dinleyenle şarkı dinleyen, Kur’ân zevkiy­le şarkının zevki aynı olur mu? Şarkı dinleyen­ler şehvanî nefislerinin köleleridir; onlar dinleme­yi, nefsin zevk aldığı şeyi aramak ve onun geçer­siz payına kavuşmak için yaparlar. İki farklı din­lemeyi ve iki zevki birbirinden ayıramayan kişi; Rabbinden, ihlasla, ölü kalbini diriltmesini, kendi­sine cahilliğinin karanlığında ışık saçacak bir nur vermesini, hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmesi­ni sağlayan bir ayırıcı nasip etmesini istesin.”[91]

ŞARKI VE MÜZİĞİN HARAM OLDUĞU KONUSUNDA YAZILAN KİTAPLAR

Yasak olan şarkı, çalgı ve müzik aletlerinin haram olduğunu bildiren delilleri -Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimlerine göre- öğrenmek için ge­niş bilgi isteyenler aşağıdaki kitap ve kaynakla­ra baksın. Bunların hepsi -Allah’a hamdolsun- ba­sılmış durumdadır. Yazma halinde olan birçok ki­tap daha vardır.

  • İmam İbnu’l-Kayyim, el-Kelâm alâ Mes’e- leti’s-Semâ.
  • İbnu’l-Kayyim, Iğâsetu’l-Lehfân min Me- kâıdi’ş-Şeytân (Faslu’l-gınâ ve’l-Meâzif)
  • Hâfız İbnu’l-Cevzî el-Hanbelî, Telbisu iblis (Faslu’s-Semâ ve’r-Raks ve’l-Vecd)
  • İmam İbn Ebi’d-Dunya, Zemmu’l-MelâhC
  • İmam el-Acum, Tahrfmu’n-Nerd ve’ş-Şat- rane ve’l-Melâhf.
  • İmam İbn Receb el-Hanbelî, Nuzhetu’l- Esmâ fi Mes’eleti’s-Sema.
  • İmâm Ebu’l-Abbas b. Ebî Ömer el-Hanbelî, Fetâvâ fi’l-Gınâ.
  • Muhammed el-Menbecî el-Hanbelî, Risâle fi’s-Semâ’ ve’r-Raks.
  • Allâme İbnu’l-Hacer el-Heysemî, Keffu’r- Ruâ’ an Muharremati’l-Lehv ve’s-Semâ.
  • İmam Ebu’l-Abbâs el-Kurtubî, Keşfu’l- Kınâ an Hukmi’l-Vecdi ve’s-Semâ.
  • İmam Tahir et-Taberî, er-Reddu alâ men Yuhıbbu’s-Sema’.
  • Muhaddis, allâme el-Elbâni, Tahrvmu âlâ- ti’t-Tarab.
  • Abdu’r-Rahman b. Hamûd et-Tuveycirî, eş- Şuhubu’l-Mermiyyetu limahvi’l-Meâzifi ve’l-Me- zâmıri ve sâiri’l-MelâhC bi’l-Edilleti’n-Nakliyyeti ve’l-Akliyye.
  • et-Tuveycirî, Faslu’l-Hitâb fi’r-Reddi alâ Ebî Turâb.
  • İsmâîl el-Ensârî, Tenbıhu’l-lâhCalâ Tah- nmi’l-Melâhû
  • Ahmed b. Yahya en-Necmî, Tenzihu’ş- Şeriati an Ibâheti’l-Eğâni’l-Halıa.
  • Ebu Bekr el-Cezâirî, el-I’lâmu bi enne’l- Azfe ve’l-Gınâ Harâmun.
  • Haşim b. Hâmid er-Rifâ’î, Nushu’l-Ukalâ bima câe fi tahrimi âlâti’l-Lehvi ve’l-Gınâ.
  • Abdu’l-Aziz Abdu’l-Fettah, Savtu’ş-Şeytan.
  • Adnân Hasen Bâhâris, el-Gınâ ve’l-Mû- sika ve Hataruha ale’t-Tıfli’l-Muslim.
  • Muhammed el-Hamid, Hukmu’l-Islâm fi’l-Gınâ.

Ayrıca, büyük âlimlerin -şarkı, çalgı ve müzik aletleri konusunda- kitap, kaynak ve ilmî araştır­malarda yer alan birçok fetva ve cevapları vardır.

 

ŞARKI VE MÜZİK HAKKINDA SÖZÜN ÖZÜ

  • Şarkı, dinde iki çeşittir: Mubah olan şarkı, haram olan şarkı.
  • Mubah olan şarkı: Def dışında müzik aleti olmaksızın sadece sesi yükseltmek ve uzatmaktır. Def de kadınlar için caizdir. Şarkı, bayram günle­rinde, düğünde, biri yolculuktan döndüğünde vb. olur. Ancak İslamî kuralların dışına çıkılmaması gerekir.
  • Haram olan şarkı: Çalgı türlerinden her­hangi birini, dine aykırı bir sözü, dinin belirledi­ği yer ve zamanın dışında olanı içine alan her tür­lü şarkıdır.
  • Müzik aletiyle birlikte şarkı dinlemek icma ile haramdır.
  • Müzik aletini dinlemek icma ile haramdır.
  • Müzik aletlerine sahip olmak her yerde ve her zaman haramdır.
  • Dinî ve millî şarkılar, çocuk şarkıları ve do­ğum günü şarkıları, çalgı eşliğinde söylendiğinde ve söz, dine aykırı olduğunda haramdır.
  • Dinî ilahiler, davul ve dine aykırı sözler eş­liğinde söylendiğinde haramdır.
  • Müzik aletlerinin ticaretini yapmak, bütün çeşitleriyle haramdır.
  • Müzikle uğraşmak ve onu kazanç vesile­si yapmak haramdır.
  • Şarkı aletleri ve kasetlerinin satılması için dükkânları kiraya vermek haramdır.
  • Erkek ve kadın şarkıcıları kiralamak ve onlara para vermek haramdır.

GÜZEL SON

Müslüman kardeşim! Allah seni, çalgı ve mü­zik aletlerinin şerrinden, bütün günahlardan koru­sun. Seni, iyilerden ve kurtulanlardan kılsın.

Bütün türleriyle şarkı ve müziğin yüce dindeki hükmünü anlayan, bu ciddi meselenin, din imam­larına göre haram olduğunda icma edilen bir hü­küm bulunduğunu gören, Rabbiyle görüşmeyi uman, dürüst Müslümanın bunlardan uzak dur­ması, bunlarla ilgisi olan kişi ve yerleri terk etmesi ve bu konuda ihmalkârlık yapmaması gereklidir.

Bunu öğrendiğinde -Allah seni korusun- yüce Allah ile Rasûlünün sallallahu aleyhi ve sellem em­rine sarılmaktan başka çaren kalmayacak. Bu gü­naha -Allah korusun- düşmüşsen, hemen yüce Allah’a tevbe et. Çünkü Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder. O, tevbeyi kabul eden ve mer­hamet edendir.

Böyle değilsen, ey Allah’ın kulu! Hâlinden dolayı Allah’a hamdet. Çünkü sen -inşaallah- sırat-ı müstakimdesin, değerli Peygamberinin ve onun ashabının yolundasın. Yüce Allah’tan, hakta sebat ve onda başarılı olmayı dile. Bu bü­yük günaha düşen Müslüman kardeşlerine na­sihat et. Onlara bu ciddî mesele hakkında yüce Allah’ın hükmünü açıkla. Bu risaledeki deliller, açık seçiktir. Artık sana, hikmetle tebliğ etmek­ten ve en güzel bir şekilde nasihat ve mücadele etmekten başka bir şey kalmadı.

Dilinle beceremezsen -ki bu konuda dinen mazursun- bu risaleyi çevrende, bu günahı işledi­ğini gördüğün kimseye hediye et; belki yüce Allah seni, bir Müslümanı cehennemden kurtarma vesi­lesi yapar -bu, Allah için imkânsız değildir-, bunda sana büyük bir ecir vardır.

Müslüman kardeşim! Hayrı gösterme konu­sunda, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözünü hatırla:

“Hayrı gösteren kimseye, onu işleyene ve­rilen sevabın aynısı vardır.’”[92]

Son olarak, sana şöyle diyoruz: Allah’ı ve el­çisini seven!

“Haktan sonra sapıklıktan başka ne var?” (Yunus, 32)

Yüce Allah şöyle buyurdu:

“inananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki kalpleri Allah’ın zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine kitap ve­rilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geç­mekle kalpleri katılaşmış, çoğu da yoldan çık­mış kimseler gibi olmasınlar.” (Hadîd, 16)

Allah’ım! Tebliğ ettik mi?

Allah’ım! Şahit ol! Allah’ım! Şahit ol!

Arşın yüce Rabbi, yüce Allah’tan, bize, sevdi­ğini ve razı olduğunu nasip etmesini; bizi, sözü din­leyip en güzeline tabi olanlardan kılmasını, kendi­sine kavuşuncaya kadar, bizi hakta sabit kılmasını, amelimizi sırf kendi rızası için yapmasını, onu bi­zim aleyhimize değil, lehimize delil yapmasını, bize hakkı hak olarak göstermesini, ona uymayı nasip etmesini; bâtılı bâtıl olarak göstermesini ve ondan uzak durmayı nasip etmesini diliyorum.

Allah, yol gösterici, müjdeci, aydınlatıcı, Pey­gamberimiz, önderimiz, liderimiz ve örneğimiz Muhammed’e, temiz ailesine, şerefli ve uğurlu as­habına, din gününe kadar ona uyan muvahhid ve mücahidlere salât ve selâm etsin… Allah’ım! Amîn (kabul et).

“Allah’ım! bunları; yazan, okuyan, dinleyen ve yayınlayan için faydalı kıl.”

İÇİNDEKİLER

  1. Önsöz
  2. Şarkı ve Müzik
  3. Şarkının Dindeki İsimleri
  4. Şarkının Fert Üzerindeki Etkileri
  5. Şarkının Çeşitleri
  6. Yüce Allah’ın Kitabından, Şarkı ve Müziğin Haram
  7. Olduğunu Bildiren Deliller
  8. Şarkı ve Müziğin Haram Olduğunu Bildiren Sünnetteki Deliller
  9. Şarkının ve Şarkı île Uğraşanların Yerildiğine Dair
  10. Din İmamlarının Şarkı ve Müziğin Haram Olduğu Konusundaki İcmaı (İttifakı)
  11. Şarkı ve Müzik Hakkında Selef Âlimlerinden Gelen Uyarı ve Tavsiyeler
  12. Çağdaş Âlimlerin Şarkı ve Müzik Hakkındaki Fetvaları
  13. Dinî ve Millî Şarkılarla, Çocuk ve Doğum
  14. Günü Şarkılarının Hükmü
  15. İlahilerdeki Davulların Hükmü
  16. Müzik Aleti ve Kaset Satan Kimseye Dükkânı Kiraya Vermenin Hükmü
  17. Kalıcı Olduğu Sürece En Üstün Ameller
  18. Rahman’a İtaatle Şeytana İtaat Arasındaki Fark
  19. Şarkı ve Müziğin Haram Olduğu Konusunda Yazılan Kitaplar
  20. Şarkı ve Müzik Hakkında Sözün Özü
  21. Güzel Son
  • Dipnotlar:
  • [1] Vird: Her zaman söylenen ve tekrar edilen şey.
  • [2] Müslim, Kitabu’l-İman
  • [3] Lisânu’l-Arâb, 15/136; Fethu’l-Bân, 10/55.
  • [4] en-Nihâye, 3/390.
  • [5] el-Mucemu’l-Arabiyyu’l-Esasî, s. 1160.
  • [6] İmam İbnu’l Kayyim, İğâsetu’l-Lehfân adlı eserinde, bu isimlerin delillerini saymıştır. 1/237.
  • [7] Bu ayetin tefsiri, şarkı ve bütün çeşitleriyle çalgı aletleri­nin haram olduğuna delâleti hakkında geniş bilgi için bkz: Iraklı allâme, müfessir ve muhakkık (araştırmacı) Ebu’l- Fadl Şihabuddîn el-Alûsî’nin -Allah ona rahmet etsin- Rûhu’l-Maâni’si. Bu zat, ayetin tefsirini yaparken uzun açıklamalar yapmıştır. Ayetin şarkıyı ve yasak olan bütün çeşitleriyle çalgı aletlerini haram kıldığını açıklamış; selefin, müfessirlerin ve fakihlerin sözlerinden deliller getirmiştir.
  • [8] Tefsiru’t-Taberi, 11/61.
  • [9]   Buhârî, Edebu’l-Mufred, No: 1265. el-Elbânî, Sahihu’l-Edebi’l-Mufred’de bunun sahih olduğunu söylemiştir. No: 955, s. 487.
  • [10] ed-Durru’l-Mensûr, 5/312.
  • [11] Tefsîru ’l-Kurtubî Cilt.10/312.
  • [12] el-Kelâmu alâ Mes’eleti’s-Semâ, s. 379-380.
  • [13] Tefsiru’t-Taberî, 13/82.
  • [14] İbnu’l Kayyim, İğâsetu’l-Lehfân, 2/288; İbnu’l Cevzî, Telbısu İblis, 231.
  • [15] İbnu’l Kayyim, İğâsetu’l-Lehfân, 2/274-275.
  • [16] Tenzıhu’ş-Şeria an İbahati’l-Eğânil-Halia, s. 13. 29
  • [17] Buhârî, “Kitabu’l-Eşribe”, bâbu mâ câe fîmen yestehıllu’l-hamr.
  • [18] İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bân, 10/55.
  • [19] Hadis, sahihtir. İmam Ahmed, Müsned, 1/274. el-Elbânî, Tahrimu âlâti’t- Tarab’ta sahih olduğunu söylemiştir, s. 55.
  • [20] Hadis, sahihtir. Ebu Dâvûd, es-Sunen, “Kitabu’l-Eşribe” bâbu’n-nehy ani’l muskir; el-Elbânî, Sahîhu Sunen-i Ebu Dâvûd’da sahih olduğunu söylemiştir, 2/703, No: 3685
  • [21] en-Nihâye, 1/112; Bkz: Tahrîmu âlâti’t-Tarab, s. 78. 33
  • [22] İbn Mâce, es-Sunen, “Kitâbu’l-Fiten”, bâbu’l-ukûbât; el-Elbânî, Sahihu Sunen-i İbn Mâce’de sahih olduğunu söylemiştir, 2/371, No: 4020.
  • [23] Hasen sahihtir. İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 15/164.
  • [24] el-Bezzâr, Keşfu’l-Estâr, hasen bir senetle, No: 794; el-Elbânî, es-Silsiletu’s Sahiha, No: 427.
  • [25] el-İstikâme, 1/292-293.
  • [26] Hadis sahihtir. İmam el-Begâvî, Şerhu’s-Sünne, 8/23.
  • [27] et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebir, 8/180, No: 7749. el- Elbânî, Tahrimu âlâti’t-Tarab’ta sahih olduğunu söyle­miştir, s. 68.
  • [28] Ebu Dâvûd, es-Sunen, “Kitabu’l-Edeb” bâbu kerâhiyyetu’l- gınâ ve’z-zemr. el-Elbânî, Sahihu Sunen-i Ebu Dâvûd’da sahih olduğunu söylemiştir, 3/930, No: 4924.
  • [29] el-Kurtubî, Câmi li Ahkâmi’l-Kur’an, İsra sûresinin 64. âyetinin tefsiri.
  • [30] Muslim, es-Sahih, “Kitâbu’l-Libâs ve’z-Zîne”, bâbu kera- hiyyetu’l-kelb ve’l-ceras fi’s-sefer.
  • [31] Muslim, es-Sahih, “Kitâbu’l-Libâs ve’z-Zîne”, bâbu kera- hiyyetu’l-kelb ve’l-ceras fi’s-sefer.
  • [32] Muslim, es-Sahıh, “Kitâbu’l-Kader”, bâbu kuddıra ale’bni Adem hazzuhu mine’z-zinâ ve gayrihi.
  • [33] el-Elbânî, es-Silsiletu’s Sahıha, No: 315.
  • [34]  Buhârî, es-Sahîh, Kitâbu’l-İdeyn, bâbu’l-hırâb ve’d-devrak yevme’l-ıd.
  • [35] İbn Ebî Asım, es-Sunne, bâbu fedâili Osmân; İbn Mâce, es-Sunen, 311; et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, 9/86.
  • [36] İbn Ebi’d-Dunyâ, Zemmu’l-Melâhi’de sahîh bir senetle.
  • [37] Iğâsetu’l-Lehfân min Mekâidi’ş-Şeytân, 1/277-278.
  • [38] İbn Ebi’d-Dunyâ, Zemmu’l-Melâhi’de, sahîh bir senetle.
  • [39] Buhârî, Edebu’l-Mufred, No: 784.
  • [40] el-Beyhakî, es-Sunenu’l-Kubra, 10/222.
  • [41] Iğâsetu’l-Lehfân, 1/272.
  • [42] Iğâsetu’l-Lehfân, 1/272.
  • Günümüzün Şirk içeren bazı şarkı sözleri:
    “taptım,  secde ettim gibi ifadelerşirk içermektedir… 
  • Allah’ı ve kulunu yaratmasını sorgulamayan İbrahim Tatlıses ve Ebru Gündeş’in söylediği “Madem unutacaktın, beni neden yarattın. Ben insan değil miyim! ” şarkısı.
    Şarkı zaten kadın sesi olması hasebiyle haramlık içermektedir.  Kadı Ebû Tayyib şöyle demiştir: « İmâm-i Şâfii ve arkadaşlarına göre, insanın yakını / mahremi olmayan bir kadının sesinden şarkı dinlemesi kadın ister meydanda, ister perde arkasından söylesin, ister hür, ister köle olsun kesinlikle caiz değildir» İmam Şafii‘nin kendisi «İnsanları toplayıp cariyesinden sema'(şarkı veya şiir) dinleten kimse sefihtir ve kesinlikle (mahkemede) şahitliği kabul edilmez» der.(Bknz. Mukaşefetul Qulub el Mukarreb ila Allamul Ğuyub / İmam Gazali – tahkik, ta’lik, tahric: Ebu Abdurrahman Salih Muhammed Uveyda s. 251
  • Müslüm Gürses’in
    “Yıkılsın minaraler açılsın meyhaneler ” şarkısı
  • “Hüda’yı tanımasam sana Allah derdim…”.
  • Sertar Erener’in “Tanrı unutmuş olsa da…..”
    Allah’a noksanlık atfetmek küfürdür. Şunda şüphe yoktur ki kim Allah Subhanehu ve telaya noksanlık atfederse o kafir olur.
  • Hakkı Bulut:
    “Ben sana taptım” 
  • Ebru Gündeş:
    ”Ben sana öylesi taptım inan. Böylesi aşka yasak tanımam. Deliler gibiyim anla biraz. Aklımı yolda bıraktım inan.” 
  • İbrahim Tatlıses :
    ” ben seni sevmekten başka ne yaptım, bir tanrıya taptım bir de sana taptım.”
  • Hande Yener:
    “Off güzel Allah’ım içimi ısıtan adam, sanki senin aynandı…” Şirk, müşebbihe ve mücessime bir arada…
  • Cennetim sensiz ise ben cenneti neyleyim..
    Tanrı kulunu hiç unutur mu.
    Seninle cehennnem ödüldür bana,sensiz cennet bile sürgün sayılır..
  • Erol Buldan:
    KOPARAMAM KALBİMİ SÖKÜP ATAMAM YERİNDEN

    SANA TAPTIM ALLAH GİBİ SÖYLE NE GELİR ELDEN
  • Müslüm Gürses & İbrahim Tatlıses :
    YARAP AL CANIMI YARAP AL CANIMI 
    NEDEN KARA YAZDIN BENİM ALIN YAZI MI ?
  • Müslüm Gürses:
    TANRIM UNUTTUN MU MAHSUN KULUNU.
  • İyi ki geldin iyi ki varsın.
    Sen gördüğüm en son ilahsın.
    İçim derim sana yangın, tenimde izin kalsın….
  • Nükhet Duru:.
    …….ilahımsın sevgilimsin.
    Sensiz yalnız sensiz içim,
    Göz yaşlarım senin için….
  • Tanju Okan
    Şimdi tapılacak sarılacak başka bir aşk yok 
    Korkumdan ağladım sabahladım Gelmedim üstüne 
    Şimdi mahfettiğin günlerin Acısını taşıyorum 
  • Bengü:
    Kendime acıyorum. Böyle kötü kader istemiyorum
  •  Edip Akbayram:
    Dertlerin kalkınca şaha, bir sitem yolla ALLAH’a /aldırma gönül
  • YALIN: Ben taptıkça o hepten kaçar gider…
  • YALIN /ZALİM:
    Gözümü karartıp yeniden taptığımda
  • NAZAN ÖNCEL
    Gerçeklere tapıyorum meseleyi kapıyorum
  • BURCU GÜNEŞ — Bu ayrılığa bir sebep göster Kulun olayım 
  • SELAMİ ŞAHİN — Tapılacak Kadınsın
  • EROL BUDAN — Tapınağımsın Duygularımın
  • Orhan Gencebay:
    batsın bu dünya.
    ben ne yaptım kader sana 
    mahkum ettin beni bana
    her nefeste bin sitem var
    şikayetim yaradana.
    şaşıran sen mi yoksa ben miyim bilemedim
    öyle bir dert verdin ki kendime gelemedim .
  • Orhan Gencebay:
    sen gönlümde kâbe sen meleksin.
    beni böyle sev seveceksen
  • hadi gel bu akşam da
    yaaak yaaak yaaak beni
    ateşlere aaat aaat aaat beni
    ben seninle var olurum yeni baştan yarat beni.
  • Emel Sayın: Yarabbim feryadımı artık duysan diyorum?
  • Ferhat Göçer:
    dünyaya bir daha gelsem sevgilim,
    arar bulurum yine seni severim.
    cenneti değişmem saçının teline,
    ömrümün yettiği kadar seni sever.
  • Demir Demirkan: /hayat nedir.
    tanrı gibi yaşadım kul gibi öldüm
    ölen bilir hayat nedir
    şeytan gibi cehenneme gömüldüm
    giden gider,kalan kal
  • çok mu şaşırırsın cehenneme kar yağdırsam
    benimle yan, benimle yan.
  • Azer Bülbül:
    Sen tanrısın Allah’ım sen yalnızsın.
    ben de yalnızım Allah’ım ben de yalnızım. ya ben neyim ya ben neyim.
  • Burada açıkça belirtmek gerekir ki içinde şirk , haram, harama teşvik, zina, şehvet, günaha çağrı olmayan şarkı çok küçük bir yüzde dilimini içermektedir. Bu küçük dilim genel olarak helalliğine hüküm verilmeyecek kadar küçüktür.
  • [43] Buhârî, Edebul-Mufred, bâbu’l-lehvi fi’l-hıtân.
  • [44] İbn Ebi’d-Dunyâ, Zemmul-Melâhi.
  • [45] İbn Ebi’d-Dunyâ, Zemmu’l-Melâhi; el-Acurrî, Siretu Umer.
  • [46]  el-Hallâl, el-Emru bi’l-Ma’ruf ve’n-Nehyu ani’l-Munker, No: 126.
  • [47]  İbn Ebi’d-Dunyâ, Zemmu’l-Melâhi; İbnu’l Cevzî, Telbisu İblis, s. 235.
  • [48]  İbnu’l Cevzî, Telbisu İblis, s. 229.
  • [49] Iğâsetu’l-Lehfân, 1/258.
  • [50]   el-Beyhakî, es-Sunenu’l-Kubra, 10/322.
  • [51] Tağbîr: Selefin dilinde şarkı demektir. Hafız Ebu Mûsâ el-Medînî şöyle demiştir: “Onun şarkı olduğu söylendi. Çünkü o, insanları oynamaya sevk ediyor. Onlar ayaklarını yere vurmak suretiyle toz kaldırırlar. ‘Zaten tağbîr, tozut­mak demektir.) İbnu’l Kayyim, el-Kelâmu alâ Mes’eleti’s- Semâ’, s. 124.
  • [52] Iğâsetu’l-Lehfân, 1/258.
  • [53] İğâsetu’l-Lehfân, 1/258.
  • [54] el-Hallâl, el-Emru bi’l-Ma’ruf ve’n-Nehyu ani’l-Munker, No: 166.
  • [55] İğâsetu’l-Lehfân, 1/258; el-Hallâl, el-Emru bi’l-Ma’ruf ve’n-Nehyu ani’l-Munker, No: 164.
  • [56] İbnu’l Cevzî, Telbisu İblîs, s. 225.
  • [57] el-Hallâl, el-Emru bi’l-Ma’ruf ve’n-Nehyu ani’l-Munker, No: 130.
  • [58] İbn Ebi’d-Dunyâ, Zemmu’l-Melâhi. (56)
  • [59] İbnu’l Cevzî, Telbisu İblis, s. 235.
  • [60] el-Hallâl, el-Emru bi’l-Ma’ruf ve’n-Nehyu ani’l-Munker, No: 172.
  • [61] Mecmû’u’l-Fetâvâ, 11/295.
  • [62] İbnu’l Cevzî, Telbîsu İblis, s. 235.
  • [63] İğâsetu’l-Lehfân, 1/257; İbn Hacer el-Heysemî, Keffu’r- Ruâ’i an Muharremâti’l-Lehvi ve’s-Semâ’i, s. 97.
  • [64] el-Câmi li Ahkâmi’l-Kur’an, “Tefsîru Sureti Lokmân”, Ayet: 6.
  • [65] Minhâcu’s-Sunne, 3/439.
  • [66] Mecmû’u’l-Fetâvâ, 11/576.
  • [67]  İbn Hacer el-Heysemî, Keffu’r- Ruâ’i an Muharremâti’l-Lehvi ve’s-Semâ’i, s. 124.
  • [68]  Fetâvâ İslâmiyye, Derleyen: Muhammed el-Musnid, Daru’l-Vatan, 4/394.
  • [69] eş-Şevkânî, İrşâdu’l-Fuhûl, s. 71.
  • [70]İcmaın kesin delil olduğu hususunda geniş bilgi için bkz: Mecmû’u’l-Fetâvâ, 1/341; el-Amidî, el-İhkâm, 1/150; eş-Şevkânî, İrşâdu’l-Fuhûl, s. 74.
  • [71]      el-Elbânî, Sahihu Sunen-i Ebu Dâvûd.
  • [72]      el-Hallâl, el-Emru bi’l-Ma’ruf ve’n-Nehyu ani’l-Munker, No: 172.
  • [73]    İbn Ebi’d-Dunyâ, Zemmu’l-Melâhi; İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihâye, 10/16.
  • [74]    İbn Ebi’d-Dunyâ, Zemmu’l-Melâhi; es-Suyûtî, ed-Durru’l-Mensûr, 5/153.
  • [75]    İbnu’l Cevzî, Telbîsu İblîs, s. 290
  • [76]     İbnu’l Cevzî, Telbîsu İblîs, s. 222.
  • [77]  Ebu’t-Tayyib et-Taberî, er-Reddu alâ men yuhıbbu’s-semâ,s. 50
  • [78]  Mecmû’u’l-Fetâvâ, 10/417.
  • [79]   Mecmû’u’l-Fetâvâ, 10/417.
    [80]  
    el-Kelâmu alâ Mes’eleti’s-Semâ’, s. 158.

    [81]
      Tuhfetu’l-Mevdûd bi Ahkâmi’l-Mevlûd, s. 169.  

    [82] Buhârî ve diğer hadis imamları.
    [83]    Fetâvâ İslâmiyye, Derleyen: Muhammed el-Musnid, Daru’l-Vatan, 4/388.

    [84]  Fetâvâ Menâru’l-İslâm, Derleyen: Dr. Abdullah et-Tayyâr, Daru’l-Vatan, 3/738.
    [85]    Fetâvâ İslâmiyye, Derleyen: Muhammed el-Musnid, Daru’l-Vatan, 4/395.
    [86]   Fetâvâ İslâmiyye, Derleyen: Muhammed el-Musnid, Daru’l-Vatan, 4/390.
    [87]    Fetâvâ İslâmiyye, Derleyen: Muhammed el-Musnid, Daru’l-Vatan, 4/390.
    [88]     Fetâvâ İslâmiyye, Derleyen: Muhammed el-Musnid, Daru’l-Vatan, 4/397.
    [89]     el-Elbânî, Sahîhu İbn Mâce, bâbu Meseli’d-Dunya.
    [90]    el-Kurtubî, Keşfu’l Kınâ an Hukmi’l-Vecdi ve’s-Semâ’, s.179.
    [91]     İbnu’l-Kayyim, el-Muvâzene beyne Zevki’s-Semâi ve Zevki’s-Salâti ve’l-Kur’an, s. 61, Tah: Mecdî Fethî es-Seyyid, Dâru’s-Sahabe li’t-Turâs, Tanta, Mısır. 
    [92]    el-Elbânî, Sahîhu Suneni’t-Tirmizi, bâbu’l-ilm.
  • Not: Altı çizili olan yerler, sarı ile işaretlenen yerler ve kalın gösterilen yerler dikkat çekilmek üzere işaretlenmiştir. Yeşil ile işaretli olan yerler ise kitaba dahil olmayıp haşyelerimizdir ders notlarımızdır.

Bu Yazılar da var

Kurbanda vekâlet verme ve kurbanın kesilmesi nasıl olur?

Kurbanda Vekâlet Verme : Bir müslüman kurbanını kendisi kesebileceği gibi bir müslümana da kestirebilir. Ancak …

Kurban ne zaman kesilir, hangi güne kadar kurban kesilebilir?

Fakihler, kurban kesmenin efdal vaktinin kurban bayramının birinci gününün zevalinden (öğle) önce olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.