Pazar, 23 Muharrem 1441

Kadınların çarşaf giyerek örtünmeleri, Kur’an’ın bu konudaki açık bir emrinin gereğidir.

Kadınların çarşaf giyerek örtünmeleri, Kur’an’ın bu konudaki açık bir emrinin gereğidir.

“Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.” (Ahzab, 59)

Ayet doğrudan peygamberin zevcelerine, kızlarına ve arkasından bütün mümin kadınlara cilbab giymelerini emretmiştir. Cilbab ise, kadını tepeden tırnağa örten ve elbisenin üzerine giyilen dış örtü olarak tarif edilmiştir. Bunun anlamı çarşaf ya da çarşaf benzeri bir dış örtüyü elbiselerinin üzerine giymeleri bütün mümin hanımlara için bir farzdır.

 

Ayetin bu açık emri gereği, başta peygamber hanımları olmak üzere, bütün hanım sahabeler siyah örtülere bürünmüşlerdir.

 

Peygamberimizin pâk zevcelerinden, müminlerin annesi, Hz. Aişe validemiz (r.a) bunu şöyle anlatmıştır:

 

Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. Cilbab ayeti indiği zaman mırtılarını (mırtı bir çeşit kumaştır) yardılar, onunla başlarını sardılar da Resulullah (sav) arkasında öyle namaz kıldılar ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi idi. (Elmalı : c.6-s.338)

 

Aynı mana da yine Peygamber (asm)’ın zevcelerinden Ümmü Seleme (ra) şöyle demiştir:

 

“Bu âyetin nüzulünden sonra ensarî kadınları siyah çarşaflara büründüler. Sanki hepsinin başına birer karga konmuştu.” (Cessas, C. 3. S. 372.)

 

Muhammed Ali Es-Sabunî Hazretleri, Ahkâm Tefsiri’nde bu ayetten çıkarılacak hükümle hakkında ve bu vesileyle örtünmenin İslam’daki yeri hakkında çok tafsilatlı ve tatminkar izahlarda bulunmuştur. Bu güzel ve uzun makaleyi sabırla bitirmeniz tavsiyesiyle buraya alıyoruz:

 

“… Allahu taala sevgili Peygamberine şöyle hitap etmektedir: Ey peygamber, Allah (cc)’ın emirlerini mümin kullarına ilet ve evvela bu emirleri kendin de uygula. Müminlerin anneleri olan temiz zevcelerine, faziletli kızlarına, İslâmın getirmiş olduğu örtünme şekliyle örtünmelerini, erkeklerin bakışlarından korunmalarını emret. Evvela bunlar Örtünsünler ki diğer kadınlara iffet ve örtünmede örnek olsunlar. Hiçbir fasık ve facir de onları görmesin.

 

Örtünmeyi bütün mümin kadınlara da emret. Onlar da güzelliklerini, ziynetlerini örtecek bir dış elbise giysinler. Bu elbise ile bütün İnsanların dillerinden, gözlerinden uzaklaşsınlar, kendilerini korusunlar. Bu örtüleriyle yüzlerini ve diğer vücud azalarının tamamını kapatsınlar. Böylece cariyelerden ve ahlaksız kadınlardan seçilsinler, garazkâr kimselere hedef olmasınlar, facir kadınlardan da uzak olsunlar. Hiç kimse onlara kötülük ve fenalık düşünemesin.

 

Mümin kadınların örtüleri, iffet ve namuslarını korumaya en büyük sebebtir. Artık onlardan kalbi bozuk kimseler de bir şey umamazlar. Allahu teala emirlerini yerine getirene mağfiret eder. O, bütün kullarına da en çok merhamet edendir. Onlara ancak dünyada selamete, ahirette saadete vesile olarak şeyleri emreder.

 

Âyetin Tefsirindeki İncelikler

 

Birinci İncelik: Allahu Teâlâ örtünme emrine evvela Resulullah (sav)’in zevceleri ve kızları ile başlamıştır. Bu, onların diğer kadınların önderi ve uyma numunesi olduklarını göstermektedir. Diğer kadınlar onlara uyacakları için uygun olan da şer’î emirlere, hükümlere önce onların sarılmaları, aynen yerine getirmeleridir. Zira bir davetin etkili olabilmesi İçin davetci, tezlerini önce kendinde ve aile efradında tatbik etmelidir.

 

İşte bu hususta da elbetteki Resulullah (sav)’in zevceleri ve kızlarının önder ve öncü olmaları gerekir. Bunun için Allahu Teala peygamberine kadınların örtünmesini vahyederken âyetin başında evvela kendi zevce ve kızlarını zikretmiştir.

 

İkinci incelik: Hicab âyeti, kadınların avret mahallerini örtmeleri yerleştikten sonra nazil olmuştur. Öyleyse bu âyette emrolunan tesettür, daha önce farz kılınan setr-i avretten başka ve fazla bir örtünmedir.

 

Bunun İçindir ki, bütün müfessirler, tabirleri değişik de olsa manada birleşerek âyetteki “cilbabdan” maksadın kadının elbiseleri üzerine giyilen ve bütün vücudu örten (çarşaf gibi) bir örtü, elbise olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu sebeble zamanımızda kadınların çarşaf denilen bir örtü veya onun benzeri bir örtü ile örtünmeleri gerekmektedir. Âyetteki «cilbab» tan maksat, bazı cahillerin sandıkları gibi setr-i avret değildir (yalnız avret yerlerinin örtülmesi değildir).

Üçüncü İncelik: Âyetteki «Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına…» ifadesindeki tafsilat, hicabın yalnız Resulullah (sav)’ın zevcelerine farz olduğunu iddia edenlerin iddialarını açıkça reddetmektedir. Çünkü âyetteki «müminlerin kadınlarına» ifadesi, örtünmenin bütün mümin kadınlara emredildiğine, onların da bu umumi hitaba dâhil olduklarına kesin bir şekilde delalet etmektedir. Bu sarih emir karşısında nasıl olur da müslüman kadınların örtünmesinin farz olmadığı İddia edilebilir?

 

Dördüncü incelik: «Bu onlann tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur.» âyetinde hicabın farziyetinin hikmeti beyan edilmektedir. Şer’î hükümlerin hepsinde meşru hikmetler vardır. İşte kadınların örtünmelerindeki hikmet de hem onların namuslarının, hem de cemiyetin korunmasıdır.

 

Müfessirlerin cumhuruna göre, âyetteki «tanınıp» ‘kelimesinden maksat, hür kadın olduklarının anlaşılması, köle ve cariyelerden temyiz edilmeleridir.

 

Ebu Hayyân, bu hususta cumhurun görşünnden başka bir görüşü tercih etmiştir. Ona göre âyetteki örtünme emri, ister hür, ister cariye olsun bütün müslüman kadınlaradır. “Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur.” âyetini de, “Namus ve iffetle tanınsınlar kî, fasit kimseler onlardan birşey beklemesinler.” şeklinde tefsir etmektedir. Ebu Hayyan’ın görüşünü Bahr-i Muhit’teki ifadeleriyle aynen aktarıyoruz:

 

“Ayetteki «müminlerin kadınları» ifadesinin zahiri, hür kadınları da cariyeleri de içine almaktadır. Cariyeler için fitne tehlikesi daha çoktur. Çünkü onlar hür kadınlara nisbetle dışarıda daha çok bulunurlar. Cariyeler “müminlerin kadınları” ifadesinin kapsamından çıkarabilmek için çok açık bir delil lazımdır. Böyle bir delil olmadığına göre onların da örtünmeleri lazımdır.

 

“Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur.” âyetinden maksat, “Onlar Örtüleri sebebiyle iffetli olarak tanınırlar. Bu sebeble hiç kimse onlara dokunamaz.” demektir. Çünkü hiç kimse mütesettir bir kadına bakamaz, kendisinde böyle bir cesaret bulamaz.

 

Ama kadın açık olursa, ona herkes bakar, çıtlatma yoluyla da olsa arzularını duyurmaya çalışır. Çünkü o, açıklığı ile kendisini teşhir etmektedir. (1)

 

Bu görüşü Ebu Hayyan’ın çok keskin ve isabetli bir görüşe sahip olduğunu göstermektedir. Biz de Ebu Hayyan’ın görüşünü tercih ediyoruz. Zira tesettürden maksat budur. Ayrım yapılmadan hür ve cariye mümin kadınların kapanmasıdır.

 

Âyetteki Şer’i Hükümler

 

Birinci Hüküm: Örtünmek Bütün Kadınlara Farz Mıdır?

 

Âyet-i kerimenin zahiri, hicabın (örtünmenin) mükellef olan müslüman, hür ve baliğ bütün kadınlara farzolduğuna delalet eder. Çünkü Allahu Teâlâ, “Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.” Buyurmuştur.

 

Öyleyse kâfir kadınlara hicab farz değildir. Çünkü onlar İslâm’ın fer’i hükümleriyle mükellef değildirler. Üstelik bize onları kendi başlarına bırakmamız emredilmiştir. Hicab (örtünme) bir ibadettir. Çünkü bunda Allah (cc)’ın emrine uyma vardır.

 

Örtünmek Müslüman bir kadına namaz ve oruç gibi farzdır. Bu yüzden Müslüman bir kadın örtüyü inkâr ederek terk ederse mürted olur, İslâm’dan çıkar. Fakat inkâr etmeden sırf bozuk bir cemiyete uyarak terk ederse mürted değil, asi olur. Bu hareketiyle Kur’anın âyetlerine muhalefet etmiş olur. Zira Allahu Teâlâ, “Evvelki cahiliyet (devri kadınlarının kırıtarak, süslerini göstere göstere) yürüyüşü gibi yürümeyin.” (Ahzab: 33) buyurmuştur.

Şu var ki, her ne kadar örtünmekle mükellef olmasa da gayri müslim bir kadının cemiyeti bozacak bir şekilde ortalıkta dolaşmasına izin verilemez. Şimdi gördüğümüz gibi öyle İçtimaî edebler vardır ki, onlara uymak herkes için farzdır. Cemiyeti fenalıklardan korumak bakımından bu İçtimaî edeblerde Müslümanlar ile gayri müslimler eşittirler. Bu içtimaî edeb¬ler İslâmın şer’i siyasetidir ki bunları uygulamak müslüman hâkimin vazifesidir.

 

Müslümanların vazifesi, daha sonra örtünmede zorluk çekmemeleri için on yaşına giren kız çocuklarını örtünmeye alıştırmak olmalıdır. Bu örtünme teklif emri değil, fakat terbiye bakımından gereklidir. Namazda da durum böyledir. Nitekim Resulullah (sav), “Çocuklarınız yedi yaşına girdikleri zaman onlara namazı emredin. On yaşına girdiklerinde namaz kılmazlarsa onları dövün.” (2) buyurmuştur.

 

İkinci Hüküm: Örtünmenin Şekli Nedir?

 

Allahu Teala mümin kadınlara, iffet ve haysiyetlerinin korunması için yabancı erkekler karşısında uzun bir örtü ile elbiselerinin üzerinden örtünmelerini emretmiştir. Âlimler bu tesettürün nasıl olacağı hususunda ihtilaf ederek birkaç görüşe ayrılmışlardı:

 

1- Taberî İbni Sirin’den şöyle rivayet eder: «Abide es-Selman (ra)’ye «…dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» âyetinin manasını sordum. Büyük bir çarşaf alarak onunla bütün vücudunu örttü. Başını ta kaşlarına kadar kapattı. Yüzünü de tamamen kapattı. Yalnız sol gözünü açık bıraktı. Böylece âyeti fiilî olarak tefsir etti.» (3)

 

2- Taberî ve Ebu Hayyan, İbni Abbas (ra)’tan şöyle rivayet etmişlerdir: «Kadın cilbabını alnının üzerine İndirir ve oradan sıkar. Alttan da burnunun üzerine kadar kapatır. Yalnız gözleri dışarıda kalmalıdır.   Yüzünün kalan kısmı ile göğsünü tamamen ‘kapatmalıdır.» (4)

 

3- Yüzü örtmenin keyfiyeti hakkında Süddî’den şöyle rivayet edilmiştir:    «Örtü, kadının sol gözü hariç bütün yüzünü kapatmalıdır.» Ebu Hayyan şöyle der: «Endülüs’teki adet de Süddi’nin tarif ettiği gibi idi. Kadın bütün vücudunu örter, yalnız tek gözü açıkta kalırdı.» (5)

 

4- Abdürrezzak ve bir cemaatin rivayetine göre müminlerin annesi Ümmü Seleme (ra) şöyle demiştir: «Bu âyetin nüzulünden sonra ensarî kadınları siyah çarşaflara büründüler. Sanki hepsinin başına birer karga konmuştu.» (6)

 

Üçüncü Hüküm: Kadına Yüzünü Örtmesi Farz Mıdır?

 

Nur Suresinin tefsirinde geçtiği gibi, kadının ziynetlerini mahremlerinden başkasına göstermesi haramdır. Zira Allahu taala, «Ziynet (mahal)-lerini kendi kocalarından, yahut kendi babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut kendi oğullarından, yahut kocalarının oğullarından, yahut kendi biraderlerinden, yahut kendi biraderlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut kendi kadınlarından, yahut kendi ellerindeki memlukelerden, yahut kadınlardan yana ihtiyacı olmayan (yani erkeklikten kalmış bulunan) hizmetçilerden, yahut henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar.» (Nur: 31) buyurmuştur.

Yüz, ziynetin ve güzelliğin aslı, fitnenin kaynağı olduğu için onun da yabancılara karşı örtülmesi zaruridir.

 

Yüzün avret olmadığını söyleyenler ise (7), bunu iki şarta bağlamışlardır. Bu şartlardan birisi, yüzün tabii durumunda bulunması (yani makyajsız olması), ikincisi, fitneden emin olunmasıdır. Şayet yüzün açılması fitneye sebeb oluyorsa açılması haramdır. Şüphesiz asrımızda fitneden emin olunamaz.

 

Bunun için müslüman bir kadının şerefini korumak için yüzünü örtmesi farzdır. Bu husustaki şer’i delilleri Nur Suresinin tefsirinde beyan ettik. Ancak buraya bazı müfessirlerin yüzün örtülmesinin farz olduğu hususundaki görüşlerini ilave edeceğiz.

 

Müfessirlerden bir zümre yüzün örtülmesinin farz olduğuna söylerler:

 

1- İbni Cevzî, «…Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» âyetinin tefsirinde İbni Kuteybe’den naklen şöyle der: «Başlarını ve yüzlerini örtünmelerini söyle ki onların hür oldukları bilinsin. Âyetteki «celabib» kelimesinden maksat da, normal elbiselerin üzerini kapatacak ve vücud hatlarını göstermeyecek bir örtüdür.» (8)

 

2- Ebussuud Efendi:   «Cilbabdan maksat, çok geniş ve uzun bir örtüdür. Kadın bununla başını örttüğü gibi yüzünü ve göğsünü de örterek ayaklarına kadar salar. Buna göre âyetin manası, «Kadınlar dışarıya veya yabancı bir erkeğin karşısına çıkacakları zaman bu örtüyle yüzlerini ve bütün vücudlarını örtsünler.» olur. Süddî de âyetin tefsirinde, «Kadın alnını ve yüzünü örter. Yalnız birtek gözü açık kalır.» demiştir.» (9)

 

3- Ebu Hayyan: «…Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» âyeti tepeden tırnağa kadar bütün vücudun örtülmesini emreder. Veya âyetteki   «üstleri» kelimesinden maksat yalnız yüzlerdir. Yani âyet yüzlerin örtülmesini emretmektedir.  Çünkü cahiliyet devrinde hür kadınlar zaten yüzleri hariç bütün vücudlarını (saçları dâhil) örtmekteydiler.»

 

4- Cessas: «…Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» âyeti, genç kadınları yabancı erkeklere karşı yüzlerini örtmeleri gerektiğine delalet ediyor. Kadınlar dış örtülerine bürünmelidirler ki kötü niyetli kimseler onlardan bir şey umarak eziyet etmesinler.» (10)

 

5- Celaleyn: «Celabib», cilbab’ın çoğuludur. Cilbab İse, kadının bütün vücudunu kapatan örtüdür. İbni Abbas (ra), «Hür olduklarının bilinmesi ve iffetlerinin korunması için mümin kadınlara bir gözleri hariç bütün baş ve yüzlerini örtmeleri emredilmiştir.» demiştir.» (11)

 

6- Taberî, İbni Sirin’den şöyle nakleder: «Abide es-Selmanî (ra)’den, «…Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle.» âyetinin manasını sordum. Büyük bir çarşaf alarak onunla bütün vücudunu örttü. Başını ta kaşlarına kadar kapattı. Yüzünü de tamamen kapattı. Yalnız sol gözünü açık bıraktı. Böylece âyeti fiili olarak tefsir etti. Bunun benzeri İbni Abbas (ra)’tan da nakledilmiştir» (12)

 

Bu ve bunların emsali nakiller ile meşhur müfessirlerin kavilleri, kadınların yabancı erkekler karşısında ve dışarıda yüzlerini örtmelerinin farz olduğuna açıkça delalet etmektedir.

 

Ancak birkaç istisnaî durumda yüz açılabilir. Bunlardan birisi, sünnet vechl ile evlenmek isteyen bir erkek talib olduğu kadının yüzüne bakabilir.

 

Bir de kadın, hac ihramına girdiği zaman yüzünü örtmez. Çünkü bu İbadet zamanıdır ve fitne söz konusu olamaz. Kadının hacda yüzünü açması başka hallerle kıyas edilemez. Günümüzde bazı cahiller, «Mademki kadın ihramlı iken yüzünü kapatmıyor, öyleyse diğer zamanlarda da yüzünü açabilir. Çünkü yüz avret değildir.» diyorlar. Bu İddia İslâm fıkhını bilmeyenlerin sözüdür. Selef-i salihinin hayatını, sahabe ve tabiinin kadınlarının yaşayışlarını ve İslâmın altın devrindeki kadınların örtünmelerini, korunmalarını inceleyen, araştıran herkes, yüzün avret olmadığını açılmasının mubah olduğunu söyleyenlerin hata ettiklerini kesin olarak anlar.

 

Bu İddiacılar, yüzün avret olmadığını söyleyerek müslüman kadına yüzünü açmasını tavsiye ederler. Kendi zanlarına göre böylece ilmi ketm etmenin günahından da kurtulmuş olmaktadırlar. Hâlbuki yüzün avret olmadığını ilk defa ortaya atanlar din düşmanları olmuştur. Bu din düşmanları tedrici olarak Müslüman kadınları şer’î hicabından çıkararak İslâmın içine fitne salmaya ve dini yıkmaya çalışmışlardır. «İnna lilllahi ve inna ileyhi raciun.»

 

Dördüncü Hüküm: Şer’i Örtünmenin Şartları?

 

Şer’î örtünmenin zaruri şartları vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

 

1- Örtü, bütün vücudu örtmelidir. Zira Allahu taala, “…Dış elbise¬lerinden üstlerine giymelerini söyle.” buyurmuştur. Cilbab, bütün vücudu örten bir elbise, bir Örtüdür. «Yüdnine», dena kökünden gelen bir fiildir. İdna elbiseyi, örtüyü aşağıya doğru salıvermektir. Buna göre şer’î Örtünme, vücudun tamamını örtmektir.

 

2- Örtü, alttaki elbiseyi gösterecek kadar İnce olmamalıdır. Zira hicabtan maksat gizlemektir. İnce örtü, alttaki elbisenin görünmesini ön¬leyemez. Bakışlara da mani olamaz. Nitekim Hz. Ayşe, «Ebubekir Sıddık’ın kızı Esma üzerinde İnce bir elbise İle Resulullah (sav)’ın yanına gelince Resulullah (sav) ondan yüzünü çevirdi.» (13)

 

3- Örtünün kendisi bir ziynet olmamalı ve cazib renkli kumaşlar kullanılmamalıdır. Zira Allahu Teala, «Ziynetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısım müstesna.» buyurmuştur. Ayetteki    «görünen kısımdan maksat, kasıtsız olarak görünen kısımdır. Eğer üstten örtülecek örtünün kendisi ziynet sayılabilecek renk ve görünüşte olursa ona hicab denilemez. Böyle bir örtüyle Örtünme de caiz değildir. Zira Örtünmekten maksat, ziynetlerin yabancılar tarafından görülmesini önlemektir.

 

4- Örtü, vücud hatlarını belli edecek ve fitneye sebeb olacak kadar dar olmamalıdır. Zira Resulullah (sav), «İki sınıf insan vardır ki onlar cehennem ehlidirler. Sığırların kuyruğuna benzer sopalarla halkı dövenler ve vücud hatlarını tamamıyla belli edecek elbise giyen kadınlar. Ki bunlar bu elbiselerle erkeklerin kalblerini çelmek İçin gezerken kırıtarak yürürler. Saçlarını da deve hörgüçlerine benzetirler. Onlar cennete giremeyecekleri gibi çok uzaklardan duyulabilen cennet kokusunu bile duyamazlar.» buyurmuştur. Hadisin diğer bir rivayetinde de, “Cennetin kokusu beş-yüz yıllık yoldan geldiği halde onlar koklayamazlar.” (14) buyrulmuştur.

 

Hadisteki “kâsiyatün âriyat”ın manası, «sureta giyinik, fakat hakikatte çıplaktırlar» demektir. Çünkü onlar öyle ince ve dar giyiniyorlar ki, elbise ne avretlerini, ne de vücudlarını örtmektedir. Bu hadis de Resulullah (sav)’in mucizelerinden birisidir. Çünkü kendisinden bin dört yüz sene sonraki geleceği tasvir etmiştir.

 

5- Örtüden güzel koku gelmemelidir. Çünkü güzel koku, erkekleri etkiler. Zira Resulullah (sav), «Harama bakan göz zânîdir. Güzel koku sürünerek erkeklerin arasına çıkan kadın da.» buyurmuştur. Diğer bir rivayette de, «Bir kadın güzel koku sürünerek erkeklerin arasından geçer ve erkekler o kokuyu alırlarsa o kadın zânîdir.» buyrulmuştur.

 

Musa bin Yesar’dan şöyle rivayet edilmiştir: «Güzel koku sürünmüş bir kadın geçiyordu. Ebu Hüreyre (ra) ona, «Ey cebbarın annesi nereye gidiyorsun?» dedi. Kadın, «Mescide» cevabını verdi. Ebu Hüreyre (ra), «Sen koku süründün mü?» diye sordu. Kadın, «Evet» dedi. O zaman Ebu Hüreyre (ra), «Evine dön. Koku gidinceye kadar yıkan. Zira ben Resulullah (sav)’den, «Alllahu Teala süründüğü kokuyu etrafa saçan bir kadının namazını, dönüp yıkanıncaya kadar kabul etmez.» dediğini işittim.» dedi.» (15)

 

6- Kadın ne erkek elbisesi giymeli, ne de giydiği elbise erkek el¬bisesine benzemelidir. Zira Ebu Hüreyre (ra), «Resulullah kadın elbisesi giyen erkek ile erkek elbisesi giyen kadını lanetlemiştir.» demiştir. (16) Diğer bir hadiste de Resulullah (sav), «Allahu taala kendilerini  kadınlara benzeten erkeklerle erkeklere benzeten  kadınları lanetler.» buyurmuştur.

 

Ayetten alınacak dersler:

 

1- Örtünmek bütün mümin kadınlara kesin bir farzdır.

 

2- Resulullah (sav)’in zevce ve kızları bütün mümin kadınlara örnek ve önderdir.

 

3- Örtünün vücudun ziynetlerini ve elbisesini kapatması farzdır.

 

4- Örtünme Müslüman kadına zorluk değil bilakis onun şeref ve haysiyetini korumaktır.

 

5- Hicab kadınların iffetini koruduğu gibi toplumu da fitne ve fuhşun yapılmasından korur.

 

6- Müslüman kadın Allah (cc)’ın emirlerine sımsıkı sarıldığı gibi, İslâm’ın farz ettiği içtimaî edeblerle de edeblenmelidir.

 

7- Allahu Teala kullarını çok esirgediği için onlara dünya ve ahirette çok hayırlı olan hükümleri emretmiştir.

 

Ayetteki Teşriî Hikmetler

 

Bazı cahiller, İslâmın müslüman kadına örtünmeyi farz kılmadığını, örtünmenin Abbasiler devrinde ortaya çıkan adetlerden biri olduğunu zannetmektedirler. Bu zannın doğrulukla hiçbir İlgisi yoktur. Bu zan ve iddiaları yalnızca şu iki şeye delalet eder. Onlar ya İslâm ve Allah (cc)’ın herşeyi açıkca bildiren Kitabından habersiz ve cahildirler veya bu zanları kalblerindekl gizli İslâm düşmanlığından doğmaktadır.

 

Ben hakla batılın birbirinden ayrılması İçin perdeyi açmak istiyorum. Her şey ortaya çıksın ki temiz ile pis birbirine karışmasın. Müslümanların gözü sabah uykusundan açılır gibi açılsın ve hakikati görsünler. Kendilerini medeniyetin ve ilericiliğin öncüleri sayan bu sapıklar bugün alabil¬diğine çoğalmıştır. Ne yazık ki bunların bu zanları kabul görerek ahlakı tahmin edilemeyecek kadar etkilemiş ve bozmuştur. Bunlar ıslah adına bozuyor, yapmak adına da yıkıyorlar. Bunlar kendilerini ıslahçı olarak em¬poze ederek, İlim ve kültür adına konuşarak halkı iğfal ediyorlar.

 

Ben şimdi kadınların örtünmesi hususundaki âyetleri aşağıya alıyo¬rum :

 

1- «(Vakar ile) evlerinizde oturun. Evvelki cahiliyet (devri kadınlarının kırıtarak, süslerini göstere göstere) yürüyüşü gibi yürümeyin.» (Ahzab: 33).

 

2- «Birde onun zevcelerinden lüzumlu birşey istediğiniz vakit perde ardından isteyin. Bu, hem sizin kalbleriniz, hem de onların kalbleri için daha temizdir.» (Ahzab: 53)

 

3- «Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp da bilinmemelerine daha uygundur.    Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.» (Ahzab: 59)

 

4- «Mümin kadınlara da söyle:   Gözlerini (harama bakmaktan) sa¬kınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısmı müstesna başörtülerini yakalarının üstünü (kapayacak surette) koy¬sunlar. Ziynet (mahal)lerini kendi kocalarından yahut kendi babalarından yahut kocalarının babalarından yahut kendi oğullarından yahut kocalarının oğullarından yahut kendi biraderlerinden yahut kendi biraderlerinin oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut kendi kadınlarından yahut kendi ellerindeki memlukelerden, yahut kadınlardan yana İhtiyacı olmayan (yani erkeklikten kalmış bulunan) hizmetçilerden, yahut henüz kadınların gizil yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına, göstermesinler. Gizleyecekleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasın¬lar. Hepiniz Allaha tövbe edin ey müminler. Ta ki korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız.» (Nur: 31)

 

Bu âyetler kesin biçimde Müslüman kadınların örtünmesinin farz oldu¬ğunu ve tesettürün Abbasiler devrinde ortaya çıktığı iddiasının asılsızlığını ortaya koymaktadır. Zira yalanın ipi çok kısadır. Bu âyetlerin ışığında anlıyoruz ki kadınların örtünmesinden maksat, bütün şüpheli yolları kesmek, erkek ve kadınların kalblerinde dolaşan vesveseyi bertaraf etmektir. Allahu. Teâlâ bu hususta, «Bu hem sizin kalbleriniz, hem onların kalbleri için daha temizdir.» buyurmuştur.

 

İslâmın birinci hedefi kadının şerefini, iffetini korumaktır. Şunu unut¬mamak gerekir ki, imanları zayıf, kalbleri hasta olan kimseler kadınlar hakkında kötü düşünürler. Bunlar kadınların haysiyet ve şereflerini ortadan kaldırdıktan sonra gizil emellerine ulaşmayı tasarlarlar.

 

Hiç şüphe götürmeyecek şekilde açıktır ki, kadınlar tesettürden uzak¬laştıkça evlenmeler azalmış, genç çiftler arasında geçimsizlik ve boşanmalar çoğalmıştır. Birçok genç erkek ve kadın evlenmekten imtina etmektedir. Çünkü beşeri arzularını hiç yorulmadan, çalışmadan, fazla bir para harcamadan istedikleri an tatmin yollarını buluyorlar. Şüphesiz bunların artık evlenmeye ihtiyaçları kalmıyor. Bu da toplumları çöküş tehlikesi ile karşı karşıya bırakmaktadır. Zira açıktır ki ailelerin yıkılması, çiftlerin birbirine hıyaneti, kadınların süslenip püslenerek sokaklarda açık saçık gezmelerinden kaynaklanmaktadır.

 

Seyyid Sabık, Fıkhü’s-Sünne isimli kitabında şöyle der: «İnsanı hay¬vandan ayıran en önemli şey İnsanların giyinmesidir. Çünkü Allahu Teala, «Ey Ademoğulları, size (şeytanın açmak istediği) çirkin yerlerinizi örtecek bir libas, bir de giyip süsleneceğiniz bir libas İndirdik. Takva libası ise, o, daha hayırlıdır. Bu (libasların indirilmesi) Allah’ın (fazıl ve rahmetine delalet eden) âyetlerindendir. Ta ki (insanlar) iyice düşünsünler.» (Araf: 26) buyurmuştur.

 

Elbise ve ziynetler medeniyetin sembolleridir. Açık saçıklık ise insanları ibtidaî hayata döndürerek insanlıktan çıkarır. Zira kadının malik olduğu en değerli şey iffet, hayâ ve takvadır. Bunları korumak İse kadının insan oluşunun en yüksek işaretidir. İslâm toplumunda bir kadının serbestçe açılıp saçılması doğru değildir. Zira kadının böyle dolaşması, bir yerde erkeklerin zevk ve eğlence vasıtası haline gelmelerine sebeb oluyor. Artık kadınlık hüviyetini kaybediyor.» (17)

 

Kadın Hürriyetine Dair

 

Amerikalı kadın yazar Elisyan Stanbori, Mısır’da bir ay kaldıktan sonra Kahire’de yayınlanan El-Cumhuriye gazetesinde şunları yazmıştır:

 

«Arap toplumu kâmil ve salim bir toplumdur. Bu toplumun gençlerini makul ölçüler içerisinde geleneklerine bağlı tutması lazımdır. Çünkü bu toplum Avrupa ve Amerika toplumuna benzememektedir. Zira Müslümanlarda atalardan devralınan birtakım gelenekler kadının hayatını sınırlamakta, anne babaya karşı saygı icab ettirmektedir. Bundan daha önemlisi de Avrupa ve Amerika’da aile ve toplum hayatını tehdit eden kadın-erkek İlişkilerini yasaklamaktadır.

 

«Arap toplumunun bilhassa gene kızlar için vazettiği kayıt ve nizamlar son derece faydalıdır. Bunun İçin ben size ahlak ve geleneklerinize sımsıkı sarılmanızı öğütlerim. Kadınlarla erkeklerin karışmalarına mani o-lun. Bilhassa genç kızlarınızı tarihten devraldığınız terbiye kuralları İte yetiştirin. Bu, Avrupa ve Amerika’da olduğu gibi kadınların her yere serbestçe girip çıkmasından daha hayırlıdır. Hem sizin için, hem İnsanlık için daha hayırlıdır.

 

«Amerika’nın son derece büyük bir toplum olması, birbirine yabancı kadın ve erkeklerin hiçbir evlilik bağı olmadan münasebet kurmalarına sebeb olmuştur. Bu başıboşluk, bir yandan hapishanelerin ve akıl hastanelerinin dolmasına, bir yandan da yirmi yaşın altındaki kızların barlarda, pavyonlarda, randevu evlerinde erkeklere satılmalarına yol açmıştır. İşte bu bizim gençlere verdiğimiz hürriyetten doğmaktadır. Avrupa ve Amerika toplumlarında kadınlarla erkeklerin iç içe yaşaması, kadınlara verilen aşırı hürriyet aile düzenini tehdit ettiği gibi ahlak ve fazileti de sarsmaktadır. Çünkü daha yirmisine basmamış bir genç kız hürriyet, medeniyet ve her şeyin serbestliği adına içki içiyor, uyuşturucu maddeler kullanıyor, hatta annesinin bilgisi altında istediği erkekle flört ediyor. Öyle ki, birkaç dakikada evleniyor, birkaç saat sonra da ayrılıyor.» (18)

 

İşte Amerikalı bir kadın yazarın görüşü bu. Bu yazı açıkça gösteri¬yor ki, İslâmın düşmanları dahi tarafsız bir gözle baktıkları zaman Islâmın üstünlüğünü görüyor ve kabul ediyorlar.

 

(1) Ebu Hayyan. age, C. 7. S. 250. 326

(2) Sünen kitapları.

(3) Taberi, Hazin, el-Cemel, Celaleyn Haşiyesi.

(4)  Ebu Hayyan, age. C. 7, S. 250.

(5) Ebu Hayyan, age, C. 7, S. 250.

(6)  Cessas.age. C. 3. S. 372.

(7) Bu husustaki tafsilat 46. Derstedir.

(8) İbni Cevzi, age. C. 6. S. 422.

(9) Ebussuud. C. 6. S. (Razi kenarında).

(10) Cessas, age. C. 3, S. 372.

(11) Celaleyn. C. 2.

(12) Taberi Tefsiri. C. 22.

(13) Ebu Davud.

(14) Müslim.

(15) Tergib ve Terhib. C. 3. S. 65.

(16) Ebu Davud, Nesai. Tahricüs-Sünen, C. 6. S. 57.

(17) Seyyid Sabık. Fıkhü’s-Sünne. C. 2, S. 209…..

(18) El-Cumhuriye, 8 Ocak 1962. 334

 

 

 

Peygamberimiz (asv) “biz peygamberler topluluğu insanlara akıllarının miktarınca konuşmakla emrolunduk” buyurmuştur. Başka bir hadiste de “İnsanlara onların anlayıp kabul edeceği şekilde konuşun. Allah ve Resulünün yalanlanması hoşunuza gider mi?” buyurmuştur. (Makasidül-Hasene). Bu iki hadise göre İslamı diğer insanlara anlatan, tebliğ eden insanlar, muhatabın durumunu gözeterek onların anlayıp, kabul edeceği mevzulardan başlamaları gerekir. Merdivenin basamakları gibi eğitimin ve tebliğin de basamakları vardır. Eğer buna riayet etmezsek bazen, bazı insanlara faydadan ziyade, zarar verebiliriz. Kazanılabilecek insanları da kaybedebiliriz

 

Günümüzde halkın çarşafa karşı tedirginliği herkesin malumudur. İslam’ı bilmeyen, yaşamayan veya yeni yaşamaya başlamış kimselerin yanında bu gibi mevzuları açmamak en iyisidir. Çünkü bu kimseler, bazen bu gibi mevzuları kaldıramazlar. Ya itiraz ederek günaha girerler veya bizden ve İslamiyet’ten soğurlar. Bu gibi kimselerle konuşurken ilk önce onların tedirgin oldukları, kendilerine zor gelen şeylerden değil de, İslam’ın güzelliğinden, İslam’ı yaşamanın ehemmiyetinden bahsetmemiz ve onların İslam’ı anlamalarına, sevmelerine, yaşamalarına vesile olacak mevzulardan bahsetmemiz gerekir. Eğer çarşafla ilgili bir mevzu açılırsa ve çarşafa hücum edilirse, bizim de delilli, ispatlı bir şekilde çarşafı müdafaa etmemizde gerekir. Bununla beraber çarşaf için “olmazsa olmaz” demeyip, İslam’ın tedrici üslubu göz önünde bulundurularak açık kadınların başlarının örtmesinin bile büyük bir şey olduğu ifade edilmeli,  fakat çarşafın en güzel olduğu, Allahın bundan daha çok razı olacağı da anlatılmalıdır.

 

Muhatabımız şuurlu bir Müslüman hanım ise ona da çarşafı tavsiye etmek, çarşafa taraftar olmasını sağlamaya çalışmak gerekir.

 

* Halkın çarşafa karşı tedirginliğin asıl sebebi, onun Kuran tarafından emredildiğini bilmemektir. Herkes tesettürün Kuranın bir emri olduğunu biliyor. Fakat onlar, yalnızca baş örtmenin yeterli olduğunu zannediyorlar. Delilli ispatlı bir şekilde çarşafın kuranın emri olduğu anlatılırsa bu tedirginlik büyük ölçüde kırılabilir (inşaallah).

 

ÇARŞAF HAKKINDAKİ AYET VE BU HUSUSTA MÜFESSİRLERİN BEYANI

 

“Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: ( başlarını ve yüzlerini kapatacak şekilde ) cilbablarının (dış örtülerinin) bir kısmı ile üzerlerini sıkıca örtsünler. Bu, onların (hür ve iffetli olduklarının) bilinip incitilmemeleri için daha elverişlidir. Allah, gafûrdur (mağfiret eder), rahîmdir (merhamet eder).”  Ahzab : 59

 

 

Sebebi nüzul : Medinenin fasıkları (münafıkları) kadınlara laf atarak onlara eziyet ediyorlardı. “Niçin müslüman kadınları rahatsız ediyorsunuz” denildiği zaman, “biz bunu yalnızca köle kadınlara yapıyoruz” diyorlardı. Allahü teala hür iffetli kadınların diğerlerinden ayırt edilmeleri için bu ayeti indirdi. (İbni kesir, Dürrül mensur) bu ayet tesettürün iddia edildiği gibi esaret değil, kadınların hürriyet ve asaletinin ifadesi olduğunuda gösterir.

 

Ayette geçen cilbabın tarifleri:

 

a) Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, car gibi dış elbisenin adıdır

b) Kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri her çeşit giysidir.

 

c) Tepeden tırnağa örten giysidir.

 

d) Kadınların örtünüp gizlendikleri her türlü elbise ve başka şeylerdir.

 

e) Çarşaf ve peçedir.  (Elmalı. C:6-s:337)

 

f) Vehbi Efendi Nur Suresinin 31. ayetini tefsir ederken şöyle der “Kadınların ziynet yerlerini örtmek için çarşaf örtünmeleri gerektiği bu ayetten açıkça istifade edilen manalardan biridir.” (Hülasatül Beyan : c: 9.s:3719)

 

3- Cilbabı giyme tarzı :

 

1- İbni abbas (r.a) yukarıda mealini verdiğimiz Ahzab suresinin 59. ayeti hakkında şöyle demiştir “Allah mü’min kadınlara bir hacet için dışarı çıktıklarında yüzlerini başlarının üzerinden cilbablarıyla örtmelerini ve yalnızca bir gözlerini açmalarını emretmiştir. (Taberi, İbni Kesir, Suyuti Dürrül Mensur Ve Sabuni)

 

2- İbni Sirin şöyle demiştir : bu ayeti (tabiinin büyük alimlerinden) Abidetüs-selmaniden sordum. Elbisesiyle başını, yüzünü örterek, sol gözünü açarak, hareketleriyle nasıl olacağını gösterdi. (Suyuti Dürrül Mensur, İbni Kesir )

 

3- İbni abbas ve Katade şöylede demişlerdir : Alnının üzerinden bağlar, diğer ucunu da burnunun üzerinden bırakır. Gözleri görünse de bu hal onun göğsünü ve yüzünün büyük bir kısmını örter. (Tefsiri Kurtubi ve İbni Kesir)

 

4- Tefsiri Beyzavi : Bir hacet için dışarı çıktıklarında çarşaflarıyla bedenlerini ve yüzlerini örtsünler. (c: 2-s:252)

 

5- Ebul Ferec İbnül Cevzi : başlarını ve yüzlerini örtsünler. (Zadül Mesir. C:6-s:422)

 

6- Tefsiri Celaleyn : Cilbab kadının bütün vucudunu örten örtüdür. Hacetleri için dışarı çıkarken bir kısmıyla yüzlerini örterler, ancak bir gözlerini açıkta bırakırlar.

 

7- Sahabe ve tabiin döneminden sonra gelen bütün büyük müfessirler de bu ayeti (yukarıda geçtiği gibi) aynı şekilde tefsir etmişlerdir. (Tefhimül Kur’an: c:4.s:459)

 

8- Tefsirlerin izahlarından anlaşılacağı üzere, cilbabı örtmekte iki şekil vardır. Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak. İkincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp, gözlerini ikisi de açık kalsa bile yüzün büyük bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. (Elmalı : c:6-s:338)

 

 

 

4- Cilbabın tatbik şekli :

 

1-Ümmü Seleme (ra) şöyle demiştir: “Cilbab ayeti nazil olduğunda ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir ağırbaşlılıkla çıkmışlardı ki; başları üzerinde kuşlar varmış gibi idi.” (Elmalı : c.6-s.338, Kurtubi)

 

2-Hz. Aişe (r.a)de şöyle demiştir: Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. Cilbab ayeti indiği zaman mırtılarını yardılar, onunla başlarını sardılar da Resulullah (asv) arkasında öyle namaz kıldılar ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi idi. (Elmalı : c.6-s.338) (mırtı bir çeşit kumaştır)

 

3-Hz. Aişe (r.a) nın cilbabıyla yüzünü örttüğüne dair Buhari’de bir rivayette vardır.

 

4-Rivayetlerden anlaşıldığına göre peygamberimiz (asv) döneminde peçe takan kadınlar bile vardı. (Bütün Yönleriyle Asrı Saadet: c.4.s.356)

 

5-Müslüman ahali de günümüze gelinceye kadar yukarıdaki Kur’an’ın emri ve onun izahları yönünde hareket etmişlerdir. Elmalı yukarıdaki cilbabın sarma şeklinin birincisini, yani yalnızca bir gözü açık bırakmayı tarif ederken “bizler yetiştiğimiz zaman memleketlerimizde annelerimizin tesettür tarzı bu idi” der. İkincisini anlatırken de “ 1310 da İstanbula geldiğim zaman İstanbul hanımları bir peçe ilave edilmek ve elde açık şemsiye bulunmak şartıyle tesettür tarzları da buydu” der. . (Elmalı : c.6-s.338)

 

6-Hülasa: Çarşaf, luzumsuz, gereksiz bir takva değil kur’anın emridir. Başta sahabeler olmak üzere Ümmet-i Muhammed’de şimdiye kadar bu emri yaşayagelmişlerdir. Günümüzdeki hanımlar da “kınayan kimsenin kınamasından korkmazlar” ayeti gereğince bu emri yaşamalıdırlar. Fakat başkalarına bu hakikatı anlatır veya tavsiye ederken karşıdaki muhatabın durumunu da gözönünde bulundurmak gerekir.

 

 

 

Mesele:

 

Burada şöyle bir itiraz akla gelebilir: “Görünen kısmı müstesna, ziynetlerini göstermesinler.” (Nur: 31) ayetinde görünen kısımdan kasıt ulemanın cumhuruna göre eller ve yüzdür. Buna göre eller ve yüz avret değildir ve örtmeye gerek yoktur. Hâlbuki yukarıdaki açıklamalarda, dışarı çıkarken kadının yüzünü de örtmesi lazım geldiği anlatılıyor. Bu ise bir çelişkidir.

 

El-cevap: Ayetteki ifade ve ulemanın “el ve yüz avret değildir” ifadesi, kadının evinden dışarı çıkarken yüzünü açmasına bir cevaz vermiyor. Bu hususta ulema el ve yüzün açılmasıyla ilgili şunlarıda söylemiştir:

 

1-El-yüz avret değildir demekle bunları açmak gerekir manası kastedilmemiştir. Bazı haller ve zamanlarda bunları örtmede zorluk olduğu için şeriat bunda ruhsat göstermiştir. Fakat bu ruhsat daimi değil, bazı hallerle kayıtlıdır.

 

2-İbadet esnasında (ihram, namaz gibi durumlarda) kadın el ve yüzünü açar. (Beyzavi, Makalatı Kevseri)

 

3-Mahkemede şahitlik, dünürlük, tedavi gibi sebeplerle kadın el ve yüzünü açabilir. (Razi, Mefâtihü’l Gayb; Elmalı)

 

4-Ulemanın kadının el ve yüzünü açmasına verdiği cevaz fitne olmadığı zamanlarla sınırlıdır. Fitne korkusu olduğu takdirde kadının yüzünü örtmesi emredilir. (Makalat-ı Kevseri: 309, Tefsiri Kurtubi, Tefsir-i Celaleyn)

 

5-Genç bir kadının erkekler arasında yüzünü açması yasaklanır. Çünkü bu durumda fitne söz konusudur. Yahut şehvetle bakmak söz konusudur. (Zuhayli:c.1.s.458,  İbni Abidin Tercemesi: c.2.s.113) Günümüz geçmiş asırlarla mukayese edilemeyecek kadar fitneli bir zamandır. Ulemanın kendi asırları için söyledikleri şey bizim için katmerli bir durumdur.

 

Bu makalenin toplamından çıkan netice şudur: Ayette geçen cilbab tabiri ile kasd edilen örtünme şekli:

 

1-Bütün vücudu örten ve vücut hatlarını gizleyen,

 

2-Elbisenin üzerine giyilerek elbiseyi de örten,

 

3-Başla beraber yüzü de örten bir örtüdür.

 

İslam tarihi boyunca, bu üç özelliği daha çok bir arada taşıyan çarşaf kullanılmıştır.

 

 

 

 

Bu Yazılar da var

Kurbanda vekâlet verme ve kurbanın kesilmesi nasıl olur?

Kurbanda Vekâlet Verme : Bir müslüman kurbanını kendisi kesebileceği gibi bir müslümana da kestirebilir. Ancak …

Kurban ne zaman kesilir, hangi güne kadar kurban kesilebilir?

Fakihler, kurban kesmenin efdal vaktinin kurban bayramının birinci gününün zevalinden (öğle) önce olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. …

Bir Yorum

  1. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

    يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً{59} لَئِن لَّمْ يَنتَهِ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْمُرْجِفُونَ فِي الْمَدِينَةِ لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ ثُمَّ لا يُجَاوِرُونَكَ فِيهَا إِلا قَلِيلاً {60}مَلْعُونِينَ أَيْنَمَا ثُقِفُوا أُخِذُوا وَقُتِّلُوا تَقْتِيلاً {61} سُنَّةَ اللَّهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلُ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلاً {62} سورة الأحزاب

     

       59- Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

     

       60- Andolsun ki, eğer münafıklar ve kalblerinde bir hastalık olanlar ve Medine’de dedikodu yapanlar, bu yaptıklarından vaz geçmezlerse, mutlaka seni onlara musallat ederiz. Sonra seninle orada az bir zamandan fazla komşu kalamazlar.

     

       61- Melun olarak nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve öldürülürler.

     

       62- Allah’ın bundan önce geçenler hakkındaki kanunu budur. Ve sen Allah’ın kanununu değiştirmeye asla çare bulamazsın.

     

       59- (يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ) Ey Peygamber! Hanımlarına da, kızlarına da, bütün müminlerin kadınlarına da söyle. Görülüyor ki, burada yalnız Peygamberin hanımlarına ve kızlarına değil, Nur Sûresi’ndeki  (وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنّ وَلا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ َ)

    “Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar, zinet yerlerini göstermesinler.” (Nûr, 24/31) âyeti gibi müminlerin kadınları dahi bu hükmün kapsamına dahil edilmiştir. Bununla birlikte müminlerin kadınlarında aslolan hürriyet olduğu için, bundan kastolunanın hür kadınlar olduğu beyan edilmiştir. Araplarda tesettür adet değildi. Cahiliyet devrinde kadına hürmet yoktu. Eski cahiliye kadınlarında erkeklerin dikkatlerini çekecek şekilde göz alıcı biçimde açık saçık çıkan, açılıp saçılan orta malı olanlar bulunurdu. Bundan dolayı kız çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. İslam ise kadının şanını iffet ve ısmetle, vakar ve haysiyetle yükseltiyordu.

     

       Nur Sûresi âyetleri  (قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ ) ve -وَقُل لِّلْمُؤْمِنَات يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنّ) “Mümin erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar” (Nur, 24/30) ve “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar.” (Nur, 24/31), mümin erkeklerin ve mümin kadınların, yani bir cinsin karşı cinse göz dikmeyip, bakışlarını kısarak edeblerini ve iffetlerini korumayı öğreterek terbiyelerini yükseltmiş olduğu gibi, burada da imanlı hür kadınların hiçbir şekilde eziyete uğramamalarını pekiştirmek için buyuruluyor ki: (يُدْنِينَعَلَيْهِنَّ مِن جَلابِيبِهِنَّ ) Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler.

     

       CİLBAB: Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, câr gibi dış elbisenin adıdır. (كل ثوب لمرأة تلبسه   فوق ثيابها) ,”Kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri her çeşit giysidir.” ” الذي يستر من فوق ا لى اسفل     ” Tepeden tırnağa örten giysidir.”ا لملحفة”كل ما تستربه من كساء او غيره “Kadınların tesettür ettikleri her türlü elbise ve başka şeylerdir.” “Çarşaf ve peçedir”.

     

       İDNÂ: Yaklaştırmak demek ise de, âyette (على) ile kullanılması, kapsamak suretiyle sarkıtmak mânâsını da ifade ettiğinden üzerinden sıkı örtmek demek olur. Cilbabdan örtmek tabirinde de iki şekil vardır. Birisi cilbablarından birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek, birisi de bir cilbabın bir tarafıyla başından yüzünü örtmek demek olur. Bu beyanda da iki suret vardır. Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak. ikincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra, burnunun üzerinden dolayıp gözlerini ikisi de açık kalsa bile, yüzün büyük bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Rivayet olunduğu üzere Ümmü Seleme (r.a.) demiştir ki: (يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلابِيبِهِنََّ)  “Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler’ âyeti nazil olduğu zaman Ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir ağırbaşlılık ile çıkmışlardı ki, başları üstünde kuşlar varmış gibi idi.”

     

    Hz. Aişe’den rivayet edilmiştir ki; “Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. Bu يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل” “لأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ  “Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına bütün müminlerin kadınlarına da söyle” âyeti indiği zaman mırtlarını yardılar, onunla başlarını sardılar da Resulullah’ın arkasında öyle namaz kıldılar ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi…” demiştir. (ذَلِكَ)  Bu tesettür (أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ) onların tanınmalarına, dağınık cariyelerden, adi kadınlardan vakar ve heybetle seçilerek hürmet edilmelerine  (فَلا يُؤْذَيْنَ) ve dolayısıyla incitilmemelerine elverişli olan biçimdir. Gerçi eziyeti kendilerine davet edecek olan içi bozukları örtü tutacak değildir. Fakat imanlı, temiz kadınların, kirli bakışlardan yuvalarında gizli inciler gibi korunmuş kalmalarına en uygun olan biçim de budur. Asıl o zamandır ki onlara eziyet edecek olanların açık bir vebal ve iftira yüklenmiş oldukları ortaya çıkar. Ve dolayısıyla bundan önceki ve sonraki âyetlerin hükümlerine dahil olacakları anlaşılır.  (وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً) Bununla birlikte Allah bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulunuyor. Burada yukardaki âyetlerin eki gibi getirilen bu son cümle çok anlamlıdır. Bu bize şu mânâları ilham eder: 1- Allah’ın bağışlaması çoktur. Bugüne kadar geçmiş açıklıkları bağışlar. O kusurları örter. Rahmeti de çoktur; bundan böyle emrini tutanları rahmetiyle arzusuna çok ulaştırır. 2- Allah bağışlayıcı ve merhametli olduğu içindir ki, kadınlara eziyet edilmesine razı olmaz ve onun için örtülmelerini emreder. 3- Tesettür emrolunduğundan dolayı da kadınlar bir baskıya uğratılmasın, aşırıya gidilmesin; çünkü Allah bağışlayıcı ve çok merhametlidir. Bu emri onların aleyhine değil, lehine olarak vermiştir demek de olabilir.

     

    60-61-O bağışlayıcı ve merhametli olan Allah, bu emri verdikten sonra emniyeti ve asayişi, ahlak ve huzuru bozanlara karşı celal ve azametle buyuruyor ki, (لَئِن لَّمْ يَنتَهِ الْمُنَافِقُونَ)  Ululuğum hakkı için söylerim ki, eğer vaz geçmezlerse o münafıklar, münafıklıktan ve onun eziyete sebeb olan hükümlerinden ve ahlâkından (وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ) ve o kalblerinde hastalık bulunanlar, henüz İslâm terbiyesini tam almamış, fasıklığa ve günaha meylederek erkek müminlerle, kadın müminlere eziyet eden ahlaksızlar (وَالْمُرْجِفُونَ فِي الْمَدِينَةِ) şehirde bozguncu haberler  yayanlar.

     

       İRCAF, aslında sarsıntı mânâsına olan “recfe”den alınarak ortalığı sarsacak tahrikler yapmak demektir ki, fiilî de olur, sözlü de. Bundan dolayı yalan yanlış uydurma haberler yaymaya “ircaf” denildiği gibi, o yoldaki yalanlara da “eracif” denilir. Bunu yapanlar içinde münafıklar dahi varsa da ayrıca zikrolunması daha başkalarını da göstermiş oluyor ki Medine ve civarındaki yahudilerdi. Bütün bunlar akıllarını başlarına alıp bu kötü huylarından tevbe ederek bu yaptıklarından vaz geçmezlerse: (لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ) azamet ve şanım hakkı için mutlak ve muhakkak seni onlara musallat kılar, saldırtırım, öldürülmelerine ve uzaklaştırılmalarına teşvik ve sevk ederim.  (ثُمَّ لا يُجَاوِرُونَكَ) “Sonra da senin civarına pek az yaklaşabilirler.”

     

    62- (سُنَّةَ اللَّهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلُ) Allah’ın bundan öncekiler hakkındaki adetine göre, yani adet etmiş olduğu kanun gereğince. Çünkü bir memlekette, bir yerde fitne ve fesada koşanlar öteden beri her millette öldürme ve uzaklaştırma ile cazalandırıla gelmişlerdir. (وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلاً)  Sen de Allah’ın o adetinde ve kanununda bir değişme bulamazsın. Yani geçmiş ümmetlerdeki birtakım hükümleri ve kanunları nesh eden İslam dini öyle zararlı ve fesatçı olanları savmak ve uzaklaştırmak kanununu, nesh etmek ve değiştirmek için gelmemiştir. Çünkü Allah fesatçıları sevmez ve müslümanlık bozgunculuğu çoğaltmak için değil, rahatlık ve barışı çoğaltmak içindir.

     

    Merhum Elmalılı M.Hamdi Yazır’ın, Hak Dini Kur’an Dili Tefsirinden

    “Yabancı bakışlardan gizledikleri süsleri ve cazibeleri belli olsun diye ses çıkaracak adımlarla yürümesinler.”Hiç kuşkusuz bu, insanın psikolojik yapısına, etki ve tepkilerine ilişkin derin bilginin ifadesidir. Çünkü kimi zaman şehvetin uyanması bakımından hayal kurmak gözle görmekten daha etkili olur. Kadının ayakkabısını, elbisesini ya da takısını görmekle, bizzat kadının vücudunu görmekten daha çok şehevi duyguları uyanan birçok insan vardır. Yine karşılarındaki kadından çok, hayallerinde canlandırdıkları kadının sureti karşısında cinsel istekleri uyanan birçok insan vardır. Bunlar günümüzde psikiyatristlerce bilinen psikolojik hastalıklardır. Kadının takılarının çıkardığı sesleri duymak, süründüğü kokuları uzaktan almak, birçok erkeğin duygularını galeyana getirir, sinirlerini harekete geçirir, karşı koyamadıkları azgın bir fitneye düşürür. İşte Kur’an bütün bunların önüne geçiyor, yollarını tıkıyor, çünkü Kur’an yüce yaratıcının katından inmiştir. O bilir, yarattıklarını . O latiftir, her şeyden haberdardır.

    En sonunda bütün kalpler Allah’a döndürülüyor; bu ayetler inmeden önce işledikleri suçlara karşılık tövbe kapısı açık tutuluyor.

    “Ey mü’minler hepiniz tövbe ederek Allah’a yöneliniz ki, kurtuluşa eresiniz.”

     Fizilalil Kur`an Tefsirinden

    31. Erkeklerin kadınlar karşısında bakışlarını indirme hükmü, erkekler karşısında kadınlar için de aynıdır. Kadınların başka erkeklere gözlerini dikip bakmaları yasaktır, ister istemez erkekleri gördüklerinde hemen gözlerini çevirmeli ve başkalarının avret yerlerine bakmaktan kaçınmalıdırlar. Bununla birlikte, erkeklerin kadınlara bakıp bakmamalarıyla ilgili hükümler, kadınların erkeklere bakıp bakmamalarıyla ilgili hükümlerden biraz farklıdır. Bu konuda bir rivayet şöyle gelmektedir: Hz. Peygamber (s.a) hanımlarından Hz. Ümmü Meymune ve Hz. Ümmü Seleme ile otururlarken, âmâ bir sahabi olan Hz. İbn Ümmü Mektum çıkagelir. Hz. Peygamber (s.a) hanımlarına “Yüzünüzü ondan gizleyin” buyurur. Hanımlarının, “Ey Allah’ın Rasûlü, o kör değil mi? Bizi ne görebilir, ne tanıyabilir” demeleri üzerine de şu cevabı verir: “Siz de mi körsünüz? Onu görmüyor musunuz?” Hz. Ümmü Seleme bu olayın örtü hükümlerinin inmesinden sonra meydana geldiğini açıklar. (İmam Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi).

    Bunu destekleyen bir başka rivayet daha vardır ki, şöyledir: “Amâ bir adamın kendisini görmeye gelmesi üzerine Hz. Aişe ondan gizlenir. Adam kendisini göremezken örtünmeye neden gerek duyduğunu Hz. Aişe şöyle açıklar: “Ama, ben onu görüyorum” (Muvatta).

    Tefhimul Kur’an Tefsirinden

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.