Soru: Cilbab Nedir? Çarşaf Cilbab mıdır? Rasulullah s.a.v ‘ın eşleri çarşaf giymişler midir?
Cevap: Kadınlara çarşafı farz kılan cilbab ayeti nazil olunca,Peygamber Efendimiz(asm)’ın ezvac-ı tahiratı olmak üzere, bütün sahabe-i kiramın hanımları ve onlardan sonra gelenler bin üç yüz elli sene boyunca bilfiil çarşafa bürünmüşlerdir.Ancak,kılık-kıyafet inkılabı ile beraber, Kur’an-ı Azimüşşanın kadınlara farz kıldığı bu tesettür-ü şer’i olan çarşaf kaldırıldı.Onun yerine şer’an zinet sayılan ve üzerleri çarşafla örtünmeleri gereken manto ve başörtüsü ikame edildi.
Bu kıyafet,yani manto ve başörtüsü, 1960 Cemal Gürsel inkılabına kadar devam etti.Daha sonra açık saçıklık yayıldı.Hatta okullarda okutulan ders kitaplarında, Kur’anın farz emri olan çarşafın kadınlar için bir esaret alameti olduğu, onun yerine ikame edilen manto ve başörtüsünün ise güya kadınlar için hürriyet ve serbestiyet alameti ve medeniyet-i sefihenin mehasini olduğu fotoğraflarla gösterilmiş;böylece bin üç yüz elli seneden beri devam edegelen Kur’anın bu hükmüne karşı muaraza edilmiştir.Dolayısı ile; sadece ders kitaplarındaki fotoğraflara bakılsa bile, tesettür-i şer’inin çarşaf olduğu,manto ve başörtüsünün ise onun yerine ikame edildiği bedaheten anlaşılacaktır.
Demek, manto ve başörtüsünü kadının şer’i tesettürü yerinde kabul edip müdafaa eden bir kimse;hem Kur’anın ”cilbab”(çarşaf) emrine karşı muaraza etmiş,hem üç yüz elli bin müfessirin ve fukaha-i İslamın ittifakıyla sabit olan ”Müslüman kadının şer’i tesettürü çarşaftır” hükmünü tekzip etmiş ve bin üç yüz elli senelik Alem-i İslamın uygulamasını reddetmiş demektir.
Hem Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesindeki cilbab ayeti;tesettürün keyfiyetini,manto ve başörtüsünün şer’i tesettür olmadığını gayet açık bir şekilde beyan ettiği halde; bu asırdaki ekser insanlar gaflet,iğfal,gelenek,görenek ve cehalet gibi sebeplerle böyle bedihi bir meselede bile aldanmakta;hatta geniş bir mantonun da tesettür yerine geçebileceğini iddia etmektedirler.Onların temeldeki hataları,ayetin sadece ”setr-i avreti” emrettiğini zannetmeleridir.Halbuki ayet,setr-i avret ile beraber, ”asıl setr-i zineti” emretmektedir.Ayetin manasını anlamak için nazil olduğu zaman fikren gitmek lazımdır.Şöyle ki;
Bu ayet-i kerime Medinede nazil olmuştur.O zaman ki Arap kadınları, setr-i avrete riayet etmekteydiler.Yani,başörtüleri ve elbiseleri vardı.Cilbab ayeti(Ahzab,59) Müslüman kadınların başörtülerini ve elbiselerini örtmeleri için nazil olmuştur.Demek,cilbab ayetinin nüzul sebebi,sadece setr-i avret için değil,belki kadının-yüz dahil-baştan ayağa kadar bütün bedenini ve başörtüsü,elbise ve zinetlerini setretmek içindir.
Böylece cilbab ayeti; Müslüman kadınların giydikleri elbiseler cinsinden olmayan başka bir örtü ile örtünmelerini ve Kur’an nazarında zinet kabul edilen elbiselerini de o örtüyle örtmelerini emretmektedir.Üstteki örtünün alltaki elbise ile aynı cinsten olmasıyla,yani bir elbisenin üstüne bir başka elbise giymekle tesettür emrinin yerine gelmeyeceği açıktır.Eğer Kur’an-ın tesettür emri bu şekilde olsaydı; bu durumda Kur’an-ı Hakim’in bu emri -haşa- abes olurdu.Manto ise;bluz,kazak,ceket ve etek gibi bir elbisedir.Çünkü,”elbise” giyilen ve onunla setr-i avret yapılamayan şeydir.”Örtü” ise; giyilmeyip,başın üstünden sarkıtılarak,bütün beden ve elbiselerin onunla saklandığı şeydir.Bu mevzuun daha iyi anlaşılması için şöyle bir izah getirilebilir.Bir kadın manto giyse,setr-i avret tahakkuk etmiş olur ve onunla namaz kılabilir.Fakat, namahrem erkeklere karşı onunla tesettür etmiş sayılmaz.Ancak,baştan ayağa kadar bütün vücudu örten,şeffaf ve ince olmayan,vücud hatlarını belli etmeyecek derecede geniş olan,zinet özelliği taşımayan,erkeklerin nazar-ı dikkatlerini celbetmeyen ve erkeklerin elbiselerine de benzemeyen bir örtü ile örtünürse tesettür etmiş olur.
Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’de erkek elbisesi hakkında detaylı açıklama bulunmadığı halde;kadın kıyafeti konusunda teferruatlı emir ve yasaklar vardır.Bunlardan birkaçını şöyle sıralayalım:
1-Kadınlara evlerinde oturmaları ve zinetlerini izhar ederek sokağa çıkmamaları,
2-Zinetlerini ve zinet yerlerini açmamaları,
3-Başörtülerini yakalarını kapatacak biçimde üzerlerine sarkıtmaları,
4-Zinetlerini izhar için ayaklarını yere vurmamalarını,
5-”Cilbab”larını üzerlerine örtmeleri emredilmiştir ki; bütün bunlar kadının tesettürü hususunda Kur’an’ın ne kadar tafsilat verdiğinin açık delilleridir.
Bunlar bir de Rasulullah(a.sm.) Efendimizin açıklamaları eklenirse,kadın kıyafetinin üzerin de ne kadar ehemmiyetle durulduğu akl-ı selim tarafından anlaşılmış olur.
Allah(cc), Nur Suresi 31.ayet-i kerimesinde ”Kadınlar,başörtülerini,yakalarını örtecek biçimde başlarına örtsünler” emrini vermiştir.Bu ayetten sonra gelen Ahzab Suresi 59. ayeti ile de Allah.”Müminlerin kadınlarına da söyle,cilbablarını üzerlerine sarkıtsınlar,yaklaştırsınlar” emrini vermiştir.İşte daha sonra gelen bu ”cilbab” ayeti, önceki ayet ile aynı şeyi anlatmış olamıyacağına göre,birincisinde anlatılan başörtüsüne ilave olarak başka bir örtüyü emrediyor demektir.İşte İslam alimleri, bu ince noktadan ve bu ayetin başta asr-ı saadet olmak üzere;bin dört yüz sene zarfında uygulanma biçimlerinden hareket ederek,”cilbab” hakkında çeşitli izah ve tarifler getirmişlerdir.Yapılan bu izah ve tafsiller pek çoktur.Numune olarak şunlar verilebilir.Şöyle ki:
Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimede geçen ”cilbab” nedir?
Tefsirlerde ve Arapça sözcüklere bakıldığında ,”cilbab” için şu değişik tariflerin yapılmış olduğunu görürüz.Milhafe,yani çarşaf,vücudu baştan ayağa kadar örten örtü; mikna’a, yani peçe, başörtüsünün üzerinden örtülen rida;kadının elbisesinin ve başörtüsünün üzerinden büründüğü çarşaf(Bu açıklamalar,”cilbab” kelimesinin pek çok tefsirden çıkarılan tarifinin özetidir.)
Görüleceği gibi bu tariflerden umumiyetle belirlenen ortak özellik, ”cilbab’ın” giyilen den çok bürünülen ve normal elbisenin üzerine örtülen bir örtü olduğudur.
Cilbabın Giyiniş Şekli:
Müfessirler, bize cilbabın nasıl giyildiğini ve uygulama biçimini de anlatırlar.Mesela;
İbnü’l Cevzi, ”Başlarını ve yüzlerini örterler” demiştir.
Ebu Hayyan, ”Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimede geçen ”Cilbablarını üzerlerine örtsünler” ifadesi, bütün bedenin örtülmesini anlatır.”Üzerlerine” ifadesiyle de yüzlerini örtmelerini kastetmiştir.
Çünkü, cahiliyye devrinde kadınların açık olan yerleri yüzleri idi” demiştir.
Ebu’s Suud, ”Kadın, cilbabı başına atar ve kenarını da göğsüne sarkıtır.Bu ayet, ‘Kadınlar herhangi bir sebeple dışarı çıkarlarsa, yüzlerini ve bedenlerini örterler’ manasına gelir.” demiştir.
Süddi, ”Bir gözleri hariç,bütün yüzlerini kapatırlar” demiştir.
İbn-i Kuddame, ”Cilbab giyilmeyerek entari üzerinden kuşanılır.” demiştir.
İbn-i Abbas, ”Kadınlar,hür olduklarının bilinmesi için tek gözleri hariç,başlarını ve yüzlerini örterler” demiştir.
İbn-i Şirin der ki;”Ubeyde es Semani’ye cilbabın nasıl örtüldüğünü sordum.Bir çarşaf alıp kuşandı.Başının tamamını kaşlarına kadar örttü.Sol gözünü açık bırakarak yüzünü de örttü.İşte ”cilbab” böyle kuşanılır demiş oldu.”(bk.Zad-ül Mesir, c.5,s.250; Ebu’s Suud,c.6,s.81;İbn-i Kuddame,el Muğni,c.1,s.602;Ebu Hayyan,el-Bahru’l Muhit,c.5,s.250;Sabuni,Ravaiu’l Beyan,c.2,s.283,381)
Elmalılı Hamdi Yazır,Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimede geçen ”Cilbablarını sarkıtsınlar,yaklaştırsınlar” ifadesini anlattıktan sonra şunları ekler:
”Bu açıklamada da iki şekil vardır:
”Birisi,kaşlarına kadar başlarını örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve sadece tek bir gözünü açık bırakmak.
”İkincisi de, alnın üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnun üzerinden dolayıp,gözlerinin ikisi de açık kalsa bile,yüzünün ekserisini ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır.(1310′ da İstanbula geldiğim zaman,İstanbul hanımlarının,bir peçe eklemek ve elde açık bir şemsiye bulundurmak şartıyla tesettür tarzları da bu idi)”(Elmalılı Hmdi Yazır,Hak Dini Kur’an Dili,c.6,s.351)
Cibabda Renk Mühim midir?:
Ümmü Seleme validemiz şöyle demiştir:”Cilbab ayeti nazil olduğu zaman,Ensar kadınları siyah çarşaflara büründüklerinden ötürü,başlarında siyah kargalar varmış gibi çıktılar.(Cessas.Ahkamü’l Kur’an,c.1,s.372;Sabuni,c.2,d.382)
Demek, başta ezvac-ı tahirat be Peygamberimizin kızları olmak üzere sahabe-i kiramın hanımları siyah çarşaf giymişler ve ekseriyetle günümüze kadar ”Siyah çarşaf” şeklinde gelmiştir.Cilbabın asıl vazifesi kadının zinetlerini örtmesi ve dışarıda kadının çekiciliğini azaltmasıdır;bunu ise siyah renk daha iyi temin eder.Müfessir Alusi şöyle der:
”Sonra bilesiniz ki,bana göre günümüzde ileri düzeyde(müreffeh) hayat süren bir çok kadının,evlerinden çıkarken,üst elbise olarak giyecekleri şeyler,cilbab olamayacakları gibi,gösterilmesi yasaklanan zinetler türündendir.Çünkü,bunlar nakışlı,desenli ve göz alıcı giysilerdir.Bana göre erkeklerin,kadınlarına dışarıya bu şekilde çıkma izin vermeleri,bundan hoşlanmaları ve kadınlarının yabancı erkekler arasında bu şekilde dolaşmları gayret azlığındandır.Bu,yaygın bir musibet halini almıştır.Böyle yaygın musibet haline gelen şeylerden biri de,kadınların ,kayınbiraderlerinden sakınmamaları,kocalarının da buna aldırmamaları,hatta çoğu zaman da bunu bizzat kendilerinin emretmeleridir.Bütün bunlar Allah ve Rasulünün müsaade etmediği şeylerdir.La havle ve la kuvvete illa billah.”(Alusi,c.17,s.146)
Cilbabta Aranan Özellikler:
1.”Cilbab” bütün bedeni örten bir örtüdür.Cilbabın farz kılınmasının asıl hikmeti,fitneyi ortadan kaldırmak için yüz ve eller dahil bütün bedeni örtmektir, sadece avret mahallini örtmek değildir.Çünkü,avret mahalli elbise ile örtülmektedir.
2. ”Cilbab” ince ve şeffaf olmamalıdır.Çünkü,tesettürden maksad,bedeni göstermemektir.Halbuki şeffaf bir örtü vücudu gösterir,hatta ba’zan daha cazip hale getirir.Dolayısı ile,bu tür bir örtü ile örtünen bayan,”Zinet yerlerini göstermesinler” emrine uymuş olmaz.Rasulullah(asm) Efendimiz, ince bir örtü ile yanına giren baldızı Esma’dan yüzünü çevirmiştir.(Ebu Davud)Aişe validemiz,ince bir başörtüsü ile gördüğü Abdurrahman Kızı Hafsa’nın başörtüsünü yırtmış ve ona kalın bir başörtü örtmüştür.(İbn-i Sa’d,Tabakat,c.8,s.71-72)
3.Cilbab, dar olup vücut hatlarını belli etmemelidir.Hz. Ömer(ra) halife iken,halka dağıttığı bir çeşit örtünün,vücut hatlarını belli edeceği için kadınlara giydirilmemesini emretmiştir.(Beyhaki,s.234-235;Serahsi,Mebsut,c.10,s.155)
Kadının vücut hatlarını dışarı vuran bir elbiseye bakmak fukaha-i İslamca o uzuvlara bakmak sayılmıştır.
4. Kokusunu yabancılar duymamalıdır.Allah Rasulü(asm) Efendimiz,kokuyu çok övmek ve tavsiye etmekle beraber,başkalarının duyacağı şekilde koku sürünüp dışarı çıkan kadının zina etmiş gibi günah olacağını bildirmiştir.Yani,koku sürünüp camiye giden kadının namazının kabul olmayacağını haber vermiştir.(Ebu Davud,Teraccul 7;Tirmizi,Edeb 35;Nesai,Zinet;Darimi,İsti’zan 1
5.Kadının testtür-i şer’isi erkek elbisesine benzememelidir:Rasulullah(sav) Efendimiz”Erkeğe benzeyen kadına ve kadına benzeyen erkeğe Allah lanet etsin” buyurmuş ve böyle olanları evlerinize sokmayın” diye emir vermiştir(Buhari,Libas 62;Ebu Davut,Edeb 53;Tirmizi,Edeb 34)
6.Kadının şer’i tesettürünün kendisi de süslü olmamalıdır.Çünkü,kadınların yabancılara zinetlerini göstermeleri ayetle yasaklanmıştır.Allah Rasulü(asm) kendisine biat eden kadınlardan,cahiliyye kadınları gibi zinetlerini göstererek çıkmamaları üzere biat almıştır(Taberi,c.1,s.79;Heysemi,Mecmau’ Zevaid,c.6,s.42)Kadının namahremlerr gösteremediği elbisesi ise istediği kadar süslü olabilir.
7.Kadının bürünmekle emrolunduğu şer’i tesettür,gayrı müslimlerin özel elbiselerine benzememelidir.Çünkü,Efendimiz(asm) ”Kim bir kavme benzerse,o da onlardan olur” (Ebu Davud,Libas4;Müsned 50;benzer bir hadis için bk.Tirmiziiİsti’zan 7) buyurmuş ve Müslümanları devamlı, başkalarından ayrı olmaya çağırmıştır.
8.Ayakkabılar, dikkat çekecek derece de ses çıkaran türden olmamalıdır.Allah(cc) bu konuda”Kadınlar,gizlediklerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar”(Nur.31) buyurmuştur.
İslam dini,sanıldığı gibi kadının süslenmesini ve güzel giyilmesini yasaklamamış,aksine buna izin vermiştir.Hatta,altın ve ipek gibi değerli takı ve kumaşları erkeğe yasaklarken,kadınlara serbest etmiştir.Çünkü,kadınlar tabiaten süslenmeye eğilimlidir.Ancak,kadın,süslü elbiselerini namahrem olmayan yerde,evinde,özellikle kocasının yanında giyecektir.
Bu tarifler muvacehesinde anşıldı ki; ”cilbab” yüz ve eller dahil baştan aşağı bütün vücudu örten ve beden hatlarını belli etmeyen bir örtüdür.
Velhasıl:Tesettür ikidir:
Biri:Avretin tesettürüdür ki;bu,”elbise ve başörtüsü” ile olur.
Diğeri:Fitne ve fesaddan mahfuz kalmak için ‘kadının namahrem erkekler karşı olan tesettürüdür ki; bu da ”ÇARŞAF”tır.
Tesettür-i şer’i olan çarşafın farziyetine ve kadının başörtüsü,elbisesi,yüzü ve eli zinet ve sebeb-i fitne olduğundan onların da örtünmesi gerektiğine dair kitab,sünnet,icma-ı ümmet,(sahabe ve müctehidin-i izamın icmaı) ve kıyas-ı fukahanın tafsilatlı delillei için son asrımızda yaşayan Bediüzzamn Said Nursi Hazretlerinin Risale-i Nur Külliyatından 24.Lema adlı eseri başta olmak üzere; eserinde 350 bin tefsire atfen yazdığını söylediği ”KADININ BİR SİPERİ VE KAL’ASI ÇARŞAFI OLDUĞU!” ifadesi görülecektir.
Ümid odur ki; tatbik edemesekte, itikadımızı düzeltelim.Kusurumuzu itiraf edelim.Aksini iddia edenlere kanıp, dini bozmayalım.
İslami Okul Okulların En Önemlisi
cilbab dış örtudur sadece..içini göstermeyen ortu. Kur’an’a göre İslami tesettürde kadının saçı badi eli yüzü ayağı ortulmez. cilbab da saç örtünmesi yok. kadının içi gozukmeyecek giydiği kıyafet nedeniyle. bunu engelleyen bir duş ortu veya astar da cilbabtir. sizin İslam adına karar verme yada bir okul diye yayın yapma hakkınız da yok. selahiyetinizcde. kafirlik yaptığınız.
“Cilbab Sadece Dış Örtüdür, Saç Örtülmez” İddiasına Kapsamlı Cevap
Yiğit Köymen tarafından dile getirilen bu iddia, görünüşte Kur’an’a sahip çıkıyor gibi dursa da aslında Kur’an’ı hadissiz, sahabe uygulamasız ve asırlık tefsir birikimini göz ardı ederek okuma hatasına düşmektedir. Meseleyi usulüne uygun biçimde ele alalım.
1. Kur’an Tesettürü İki Aşamalı Olarak Emreder
Kur’an’da kadın tesettürü tek bir örtüyle değil, iki ayrı ayet ve iki ayrı emirle açıklanmıştır. Bu iki emri birbirinden ayırt etmeden yapılan her yorum, meselenin özünü kaçıracaktır.
Birinci emir — Başörtüsü (himar / خمار):
“Başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar…” (Nur, 31)
“Himar” kelimesi Arapçada başı örten örtü demektir; bu hususta dil alimleri arasında hiçbir ihtilaf yoktur. Ayet açıkça başın ve saçın örtülmesini emretmektedir. Bu nedenle “saç örtülmez” demek, doğrudan bu ayeti inkâr anlamına gelir. Konu kendi kendine kapanmıştır.
İkinci emir — Cilbab (جلباب):
“Cilbablarını üzerlerine sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar…” (Ahzab, 59)
Bu ayet, başörtüsünün üzerine ikinci ve ayrı bir örtü emretmektedir. Yani Kur’an’ın tesettür mimarisi şöyledir:
Himar = baş ve saçı örten örtü
Cilbab = himarın ve elbisenin üzerine alınan dış örtü
Bu iki ayeti birbirinden kopuk okuyan ya da birini diğerine indirgeyen her yorum, Kur’an’ın bütüncül anlatımını zedelemektedir.
2. “Cilbab Sadece Dış Örtüdür” Tespiti Doğrudur — Ama Bu, İtirazı Desteklemez; Aksine Çürütür
İtiraz sahibi cilbabın “sadece dış örtü” olduğunu söylemektedir. Bu tespit doğrudur. Ancak bu doğru tespiten yanlış bir sonuç çıkarmaktadır.
Şöyle düşünelim: Eğer cilbab “dış örtü” ise, bu zaten şu anlama gelir:
Altında ayrıca bir iç örtü (elbise ve başörtüsü) mevcuttur; cilbab bunların üzerine örtülmektedir.
Yani cilbab emri, Nur Suresi 31. ayette zaten var olan başörtüsü ve elbise emrinin üzerine eklenmiş bir emirdir. Bu durum, “saç örtülmez” tezini güçlendirmez; tam tersine çarşaf/cilbab anlayışını pekiştirir.
Klasik tefsir ve Arapça lügat kaynaklarında cilbab şöyle tanımlanmıştır:
Üstten aşağıya bürünülen bir örtü
Elbisenin ve başörtüsünün üzerine alınan dış katman
Bedeni ve zinetleri gizleyen, giyilmeyip bürünülen örtü
Nitekim İbn Kudame şöyle der: “Cilbab giyilmeyerek, entari üzerinden kuşanılır.”
Bu son derece kritik bir noktadır. Eğer cilbab sıradan bir üst elbise olsaydı, Kur’an ikinci bir emir vermezdi. Kur’an’da hiçbir emir abes değildir; her yeni emir, öncekinin üzerine yeni bir yükümlülük getirir.
3. “Saç, El, Yüz Örtülmez” İddiası — Hangi Kur’an Okumasına Dayanıyor?
Bu iddia, Nur Suresi 31. ayette geçen şu ifadenin belirli bir yorumuna dayanmaktadır:
“…illâ mâ zahera minhâ…” — “…kendiliğinden görünen kısımlar müstesna…”
Bu ifadenin “el ve yüz” anlamına geldiği söylenmektedir. Ancak bu yorum tartışmalıdır ve sahabe döneminden itibaren iki temel görüş mevcuttur:
GörüşKime Nispet EdilirEl ve yüz açılabilirİbn Abbas’tan bir rivayet, AtaBütün beden örtülür (yüz dahil)İbn Abbas’tan diğer rivayet, İbn Mes’ud, Hz. Aişe, cumhur-u ulema
İbn Abbas’ın kendisinden iki farklı rivayet gelmiştir. Dolayısıyla “Kur’an’a göre yüz açıktır” demek, en hafif ifadeyle meselenin bir boyutunu mutlaklaştırmaktır. Üstelik cumhur-u ulema — Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerinin büyük çoğunluğu — yüzün örtülmesinin ya farz ya vacip ya da kuvvetle müstehap olduğu görüşündedir.
4. Sahabe Uygulaması — En Güçlü Delil
Kur’an ayetlerinin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda en birinci merci, o ayetlerin bizzat indiği neslin, yani sahabe-i kiramın uygulamasıdır.
Ümmü Seleme validemiz (r.anha) şöyle rivayet etmiştir:
“Cilbab ayeti nazil olunca, Ensar kadınları siyah çarşaflara büründüler; başlarında kargalar uçuyor gibi çıktılar.”
(Cessas, Ahkamü’l Kur’an, c.1, s.372)
İbn Abbas (r.a.) cilbabın giyiniş şeklini şöyle açıklar:
“Kadın başını ve yüzünü örter; hür olduğunun bilinmesi için yalnızca bir gözünü açık bırakır.”
İbn Şirin der ki:
“Ubeyde es-Semani’ye cilbabın nasıl örtüldüğünü sordum. Bir çarşaf alıp kuşandı. Başının tamamını kaşlarına kadar örttü; sol gözünü açık bırakarak yüzünü de örttü. ‘İşte cilbab böyle kuşanılır’ demiş oldu.”
(Zadu’l Mesir, c.5, s.250)
Başta Rasulullah ﷺ’ın eşleri ve kızları olmak üzere sahabe-i kiramın hanımları, cilbabı tam bir örtü olarak uygulamıştır. Bu, cilbabın sıradan bir dış elbise değil, bütün bedeni ve yüzü kapsayan bir örtü olduğunun fiilî delilidir.
5. Hadisler Meseleyi Daha da Netleştirir
Kur’an’ı, onu en iyi anlayan Rasulullah ﷺ’ın açıklamaları ışığında anlamak, İslam’ın temel usul kaidesidir. Bu konuda hadisler de son derece açıktır:
Hz. Aişe (r.anha) şöyle rivayet eder:
Esma binti Ebi Bekr ince bir elbise ile Rasulullah ﷺ’ın yanına girdi. Rasulullah ﷺ yüzünü çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ey Esma! Kadın ergenlik çağına erişince, onun şu ve şundan başka bir yerinin görünmesi doğru olmaz” — ve yüzü ile avucunun içine işaret etti.
(Ebu Davud, Libas 31)
Bu hadis önemlidir: Yüz ve ellerin istisna olarak zikredilmesi, geri kalan her şeyin örtülmesinin zorunlu olduğunu zaten teyit etmektedir. Dahası, fitne ortamında yüz örtüsünün de gerekli olduğuna dair rivayetler bu hadisle birlikte okunmalıdır.
Hz. Aişe validemiz (r.anha) bir uygulamasında:
İnce bir başörtüsü ile gördüğü Abdurrahman’ın kızı Hafsa’nın başörtüsünü yırtmış ve ona kalın bir başörtü giydirmiştir.
(İbn Sa’d, Tabakat, c.8, s.71-72)
Bu rivayet, tesettürün ne kadar titizlikle uygulandığını ve ince/şeffaf örtünün tesettür saymadığını açıkça ortaya koymaktadır.
6. İtirazın Temel Mantık Hatası
İtiraz sahibinin düştüğü mantık hatası şudur: İki ayrı ayeti birbirine karıştırmak.
Kur’an’ın tesettür mimarisi açıkça bellidir:
Önce: “Başını ört” diyor (Nur, 31)
Sonra: “Üstüne cilbab al” diyor (Ahzab, 59)
Bu durumda doğru çıkarım şöyledir:
❌ “Cilbab var, demek ki saç örtülmez”
✔ “Saç zaten örtülüdür; cilbab onun üzerine gelen ikinci ve ayrı bir örtüdür”
Cilbabın varlığı, başörtüsünü ortadan kaldırmaz; başörtüsü zaten vardır ve cilbab onun üzerine gelmektedir.
7. “Hadise Gerek Yok, Kur’an Yeter” Anlayışına Dair
Eğer itiraz, örtük biçimde hadisi devre dışı bırakıp yalnızca Kur’an’la hükmetme yaklaşımından besleniyorsa, bu başlı başına ciddi bir usul hatasıdır:
Kur’an namazı emreder; kaç rekat olduğunu hadis öğretir.
Kur’an zekatı emreder; nisap miktarını hadis belirler.
Kur’an tesettürü emreder; keyfiyetini hadis ve sahabe uygulaması açıklar.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
“Rasul size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan kaçının.” (Haşr, 7)
Hadisi ve sahabe uygulamasını devre dışı bırakarak yapılan Kur’an yorumu, tarihte Mutezile ve günümüzde “Kur’ancılık” akımlarının düştüğü hatadır. Bu metot, İslam’ın bütünlüklü yapısını tahrip eder.
“Kur’an Yeter, Hadis Şart Değil” Yaklaşımının Kökeni
Bu yaklaşım aslında son derece eski ve köklü bir İslam anlayışı değil; aksine 19. yüzyılda Batılı oryantalizmin İslam dünyasına hediye ettiği yapay bir akımdır.
Macar asıllı Yahudi müsteşrik Ignaz Goldziher (1850–1921), İslam hadis literatürüne yönelik şüpheci çalışmalarıyla bu sürecin mimarlarından biridir. Goldziher, hadislerin büyük çoğunluğunun sonradan uydurulduğunu iddia eden sistematik bir şüphecilik inşa etti. Bu çalışmalar, İslam dünyasında “hadise güvenilmez, Kur’an yeter” düşüncesinin entelektüel zeminini hazırladı.
Buradaki yöntem son derece dikkat çekicidir:
Yahudilikte aynı ameliyat daha önce yapılmıştı.
Yahudi geleneğinde Tevrat (yazılı şeriat) ile Talmud (sözlü şeriat / uygulama geleneği) birbirinden koparıldığında, dinin yaşayan boyutu tahrip edilmiş oldu. Kimi gruplar yalnızca yazılı metni esas alarak sözlü geleneği reddetti — bunlar tarihte Karaim hareketi olarak bilinir.
İslam’da yapılmaya çalışılan ameliyat da yapısal olarak aynıdır:
Kur’an (yazılı vahiy) ↔ Sünnet/Hadis (yaşayan açıklama ve uygulama)
Bu iki kaynağı birbirinden koparırsanız:
Namazı Kur’an’dan öğrenemezsiniz
Zekatın nisabını bilemezsiniz
Tesettürün keyfiyetini belirleyemezsiniz
Kısacası dini yalnızca metinden okuyup kendinizce yorumlarsınız
Bu ise tam olarak oryantalistlerin hedeflediği sonuçtur: Müslümanı kendi geleneğinden, aliminden ve ümmet birikiminden koparıp metni yalnız bırakmak; ardından o metni modern Batılı değerlerle yeniden yorumlatmak.
Goldziher’in çizgisini İngiliz sömürge idaresi döneminde Sir William Muir ve D.S. Margoliouth sürdürdü. Hint alt kıtasında ise bu akım Seyyid Ahmed Han eliyle “modernist İslam” kılığına büründü ve hadis inkârcılığı popüler bir entelektüel duruş haline getirildi. Türkiye’de ise bu akım, cumhuriyet dönemi laikleştirme süreciyle kısmen örtüşerek “akılcı/çağdaş İslam” söylemi altında kendine zemin buldu.
Dolayısıyla “Kur’an yeter, hadis gerek yok” diyen bir Müslüman, farkında olsun ya da olmasın, 19. yüzyıl oryantalist projesinin bugünkü taşıyıcısı konumuna düşmektedir.
8. On Dört Asırlık Pratik — “Tarihsel Bir Hata” mı?
İtiraz sahibinin görüşünü kabul ettiğimizde şu sonuçla yüzleşmek gerekir:
Rasulullah ﷺ’ın eşleri, kızları, sahabenin hanımları ve arkalarından gelen on dört asır boyunca tüm İslam coğrafyasındaki Müslüman kadınlar yanlış tesettür etmiş olacaktır.
Bu kabul edilebilir bir iddia mıdır?
İmam Şafii’nin usul kaidesi açıktır: “Ümmetin ameli delil değeri taşır.” On dört asır boyunca İslam coğrafyasının tamamında benimsenen bir uygulamanın “Kur’an’a aykırı” olduğunu söylemek; binlerce müfessir, muhaddis ve fakihin toplu biçimde yanıldığını iddia etmek demektir.
Sonuç: Özet Tablo
İddiaGerçek Durum”Saç örtülmez”Nur 31, açıkça başörtüsü (himar) emreder”Cilbab sadece dış örtüdür”Doğrudur; ama bu başörtüsünün üzerine ayrıca bürünmeyi gerektirir”Yüz örtülmez, Kur’an’da yok”Sahabe ihtilafı vardır; cumhur, yüz örtüsü görüşündedir”Hadis şart değil”Kur’an’ın uygulaması ancak hadis ve sahabe pratiğiyle bilinir”14 asırlık uygulama yanlış olabilir”Ümmetin ameli güçlü bir delildir; bu iddia çok ağır bir yük taşır
Netice: “Cilbab sadece dış örtüdür” tespiti yanlış değildir; ancak bu tespiti “saç örtülmez” sonucuna bağlamak büyük bir mantık hatasıdır. Zira Kur’an, saçı zaten himarla örtmüş; cilbabı ise onun üzerine ayrıca emretmiştir. Sahabe uygulaması, tefsirler ve on dört asırlık İslam pratiği bu gerçeği fiilen teyit etmektedir.
Ve billahi’t-tevfik.
Goldziher’in İtirafı ve Projenin Gerçek Yüzü
Bu noktada bir itirafı aktarmak, meselenin mahiyetini bütün çıplaklığıyla ortaya koyacaktır.
Ignaz Goldziher, kendi el yazısıyla tuttuğu günlüğünde (Tagebuch) şunları yazmıştır:
“Cuma namazlarında camide Müslümanlarla birlikte oturdum… O günlerde ruhum içten içe İslam’a döndü. Zamanla bu dini yok etmeye değil, onu Batı gözüyle yeniden inşa etmeye çalıştığımı anladım.”
Bu itiraf son derece önemlidir. Goldziher, İslam’ı sevdiği için değil, onu Batılı kategorilerle yeniden tanımlamak için çalışmıştır. Hadis literatürüne yönelik şüphecilik, bu projenin en keskin silahıydı. Zira hadis devre dışı bırakıldığında Kur’an yorumsuz kalır; yorumsuz kalan metin ise her isteyenin keyfine göre şekillendirilmeye açık hale gelir.
Askeri Lawrance’ın Fikri Kardeşi: Goldziher
Burada çok yerinde bir tarihsel paralellik kurulabilir:
T.E. Lawrence (Arabistan Lawrance’ı) Birinci Dünya Savaşı’nda Arap coğrafyasını silah ve entrika ile parçaladı. Osmanlı’yı içten çökertti; Arapları Araplara kırdırdı.
Ignaz Goldziher ise aynı dönemde İslam’ı fikir ve şüphe silahıyla parçalamaya çalıştı. Hadisi Müslümanın elinden aldığında, Müslümanı kendi geleneğiyle çatıştırmış oluyordu.
İkisi de aynı projenin farklı cepheleriydi.
Toynbee’nin İtirafı: Neden Fikir Silahı Seçildi?
Ünlü İngiliz tarihçi Arnold Toynbee, bu stratejinin neden zorunlu görüldüğünü şu sözlerle açıklamıştır:
“İslam milletleriyle top ve tüfekle savaşmak mümkün değildir. Bu milletleri mağlup etmenin tek yolu, onları kendi öz değerlerinden soğutmak, geçmişleriyle bağlarını koparmak ve kendi medeniyetlerini küçük görmelerini sağlamaktır.”
Bu itiraf, bir strateji belgesi gibi okunmalıdır. Müslümanı kılıçla yenemeyeceğini anlayan Batılı güçler, üç cepheli bir fikir savaşı açtılar:
Hadisi şüpheli göster → Goldziher ve okulu
Geleneksel alimleri çağ dışı ilan et → modernist İslam akımları
Tesettür, cihad, şeriat gibi temel pratikleri “gericilik” olarak kodla → kültürel emperyalizm
Tesettür meselesindeki “saç örtülmez, cilbab sadece dış elbisedir” türü iddialar, işte bu atmosferin içinde üretilen ve bugün sıradan Müslümanlar arasında masum bir “fikir” kılığında dolaşan argümanlardır.