Pazartesi, 13 Safer 1448
Namazdan sonra müezzin eşliğinde tesbihat sünnet mi bidat mi

Namazdan Sonra Müezzin Eşliğinde Tesbihat Sünnet mi, Bid’at mi?

Soru: Namazdan sonra 33’er kere tesbih yapılmasının sünnet olduğunu biliyoruz. Fakat müezzin eşliğinde yapılan tesbih Rasûlullah (s.a.v.) zamanında da yapılır mıydı, yapılış şekli nasıldır?

Kısa Cevap
Namazdan sonra 33’er defa tesbih, tahmîd ve tekbir getirmek sabit bir sünnettir; sahih rivayetlerle sabittir ve terk edilmemelidir. Ancak bunun müezzinin idaresinde, cemaatin tek ağızdan ona uyarak, sayıların ilan edildiği bir merasim hâlinde yapılması ne Rasûlullah (s.a.v.) zamanında, ne sahâbe, ne de tâbiîn döneminde vardır. Bu şekil sonraki asırlarda ihdas edilmiş olup dinde aslı yoktur. Sünnet olan, kişinin bu zikirleri kendi başına, sesini yükseltmeden ve kendisi sayarak yapmasıdır.

1. Ölçü: Dinde Sonradan Çıkarılan Her Şey Reddedilmiştir

Meseleye girmeden önce ölçüyü koyalım. Bu ölçüyü koyan biz değiliz; Allah Rasûlü’dür (s.a.v.).

Âişe şöyle demiş: Resûlullah (s.a.v.): «Her kim bizim şu dinimizde ondan olmayan bir şey icad ederse, o merduddur.» buyurdular.
— Hz. Âişe (r.anhâ), Müslim
Rivayetin tamamını kütüphanemizde okuyun →

Aynı hadis Ebû Dâvûd’da şu lafızla gelir:

Rasûlullah (s.a.v.): “Kim bizim dinimizde, onda olmayan bir şey ortaya atarsa, o şey bâtıldır.” İbn İsâ’nın rivayetinde: “Kim bizim dinimizin dışında bir iş yaparsa, o iş bâtıldır.”
— Hz. Âişe (r.anhâ), Ebû Dâvûd
Rivayetin tamamı →

Efendimiz’in her hutbesinde tekrarladığı düstur ise şudur:

«Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. İrşadların en hayırlısı da Muhammed’in irşadıdır. Umûrun en kötüsü, sonradan çıkarılanlarıdır. Her bid’at dalâlettir.»
— Câbir b. Abdillâh (r.a.), Müslim
Rivayetin tamamı →

Nesâî’deki rivayette hüküm bir basamak daha ileri götürülür:

“Şüphesiz ki sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitâbı’dır ve en güzel hidayet Muhammed’in hidayetidir. İşlerin en şerlisi, sonradan çıkarılanlardır. (Dinde) her sonradan çıkarılan şey bid’attir. Her bid’at dalâlettir, her dalâlet de cehennemdedir.”
— Nesâî
Rivayetin tamamı →

Irbâd b. Sâriye’den (r.a.) nakledilen meşhur veda öğüdünde ise sünnete sarılmakla bid’atten sakınmak yan yana zikredilir:

“…Benim sünnetime ve hidayete mazhar kılınmış olan Hulefâ-i Râşidîn’in sünnetine yapışınız. Bu sünnetleri dişlerinizle sıkıca tutunuz. İhdas edilen (dinde dayanağı olmadan dine sokulmak istenen) şeylerden sakının. Çünkü her bid’at dalâlettir.”
— Irbâd b. Sâriye (r.a.), İbn Mâce
Rivayetin tamamı →

Dikkat edelim: Efendimiz “bazı bid’atler dalâlettir” dememiş, “her bid’at dalâlettir” buyurmuştur. Niyetin iyi olması, maksadın güzel olması, faydalı görünmesi bir şeyi bid’at olmaktan çıkarmaz. Zira bid’ati ihdas edenlerin çoğu kötü niyetli değildir; aksine ibadeti güzelleştirdiklerini zannederler.

2. Sünnet Olan: Tesbihatın Aslı

Rivayetin en meşhuru Ebû Hüreyre’dendir (r.a.). Fakir muhacirler, zenginlerin mallarıyla kazandıkları sevaplara yetişemediklerinden yakınırlar. Efendimiz onlara şu ameli öğretir:

“…Bu amelle sizi geçen kişilerin derecesine ve sevabına yetişirsiniz. Hatta sizden başka hiç kimse size yetişemez ve içinde bulunduğunuz cemaatin en hayırlıları olursunuz… Bu görev şudur: Her namazın ardından otuz üçer defa Sübhânallah, Elhamdülillah ve Allâhü Ekber deyiniz.”
— Ebû Hüreyre (r.a.), Buhârî
Rivayetin tamamı →
Resûlullah (s.a.v.): «Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir; sizden sonrakileri de geçersiniz…» buyurmuş. Muhacirler: “Hay hay yâ Resûlallah!” demişler. Resûlullah (s.a.v.): «Her namazdan sonra otuz üç kere tesbîh, tekbîr ve tahmîd edersiniz.»
— Ebû Hüreyre (r.a.), Müslim
Rivayetin tamamı →

Sayıların dağılımı: İki sahih şekil

a) 33 + 33 + 33, yüzüncüde tehlîl:

«Bir kimse her namazın sonunda Allah’a otuz üç defa tesbîh, otuz üç defa hamd eder, otuz üç defa da tekbîrde bulunursa bunların mecmûu doksan dokuz eder. Yüzün tamamında da: “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr” derse, günahları denizin köpüğü kadar bile olsa affolunur.»
— Ebû Hüreyre (r.a.), Müslim
Rivayetin tamamı →

b) 33 + 33 + 34:

«Bir takım muakkıbât vardır ki onları her farz namazın ardından söyleyen hiçbir vakit hüsrana uğramaz: Otuz üç defa tesbîh çekmek, otuz üç defa tahmîd etmek, otuz dört defa da tekbîr getirmektir.»
— Kâ’b b. Ucre (r.a.), Müslim
Rivayetin tamamı →
Zeyd b. Sâbit (r.a.): “Her farz namazın sonunda otuz üç kere Sübhânallah, otuz üç kere Elhamdülillah, otuz dört kere Allâhü Ekber demekle emrolunduk.”
— Zeyd b. Sâbit (r.a.), Tirmizî (hadis sahihtir)
Rivayetin tamamı →

Her iki şekil de sahihtir; hangisi yapılırsa sünnet yerine gelir.

Şimdi asıl meseleye dikkat edelim: Bu rivayetlerin hiçbirinde bir yönetici, bir sayıcı, bir tempo tutucu yoktur. Efendimiz fertlere hitap etmiş, herkesin kendi zikrini kendisinin yapmasını öğretmiştir. Hatta Buhârî rivayetinin devamında sahâbe, sayıların dağılımını kendi aralarında müzakere etmektedir — çünkü zikri kendileri sayıyorlardı. Sayan bir müezzin bulunsaydı böyle bir müzakereye hâcet kalmazdı.

3. “Sesli Zikir” Delili Bu İşe Yetmez

Müezzin eşliğindeki tesbihatı savunanların dayandığı tek rivayet, İbn Abbâs’tan (r.a.) gelen şu haberdir: Farz namaz bittiğinde yüksek sesle zikredilirdi; İbn Abbâs namazın bittiğini bu sesten anlardı.

Rivayet sahihtir — fakat iddia edileni ispat etmez. Kütüphanemizdeki Ebû Dâvûd şerhi bu rivayeti şöyle değerlendirir:

“İmam Nevevî bu hadisin ‘namazın sonunda zikrederken sesi yükseltmek müstehaptır’ diyenlerin görüşlerine delil olduğunu söyler. Fakat İbn Battâl ve diğer bazı âlimler, bütün mezhep sahiplerinin, zikir ve tekbirde sesi yükseltmenin müstehap olmadığında müttefik olduklarını nakletmişlerdir. İmam Şâfiî bu hadisi, Resûlullah’ın ashâba öğretmek için çok az bir zaman zikri açık yaptığına hamletmiştir. İbn Abbâs’ın çocuk olduğu için arka saflarda namaz kıldığı, bu yüzden namazın bittiğini selâmla değil tekbirle bilebildiğini söyleyenler de vardır. Bazı âlimler de hadisin teşrîk günleriyle alâkalı olduğunu söylerler.”
— Ebû Dâvûd şerhi
Şerhin tamamı → ·
Buhârî şerhi →

Bu pasaj meseleyi bitirmektedir. Zira:

  1. Mezhep imamları, zikirde sesi yükseltmenin müstehap olmadığında ittifak etmiştir. Yani sesli zikir, dört mezhebin hiçbirinde tavsiye edilen bir uygulama değildir.
  2. İmam Şâfiî’ye göre Efendimiz’in açıktan zikri öğretme maksatlı ve çok kısa süreli olmuştur; sürekli bir âdet değildir.
  3. Rivayette olsa olsa sesin yükselmesi vardır; bir kişinin idare etmesi, cemaatin ona uyması, sayıların ilan edilmesi yoktur. Delil, iddianın çok gerisinde kalmaktadır.

4. Müezzin Yönetiminde Tesbihat: Aslı Olmayan Bir İhdastır

Şimdi açıkça söyleyelim.

Ne Kur’an’da, ne sahih sünnette, ne de sahâbe uygulamasında; müezzinin tesbihatı yönettiği, cemaatin ona tâbi olarak tek ağızdan zikrettiği bir tatbikat yoktur. Ashâb-ı kirâm bunu yapmamıştır. Tâbiîn yapmamıştır. Böyle bir uygulama nakleden tek bir sahih rivayet gösterilememektedir.

Bu şekil, sonraki asırlarda ortaya çıkmış; cemaate kolaylık olsun, bilmeyenler de zikirden geri kalmasın gerekçesiyle yerleşmiştir. Gerekçe makul, netice bid’attir. Çünkü ölçü şudur: İbadetin aslı meşrû olsa da, o ibadete Şâri’in koymadığı bir şekil, vakit, sayı veya heyet eklenirse, eklenen şey dine sokulmuş bir yeniliktir.

Nitekim bu ihdasın tabii sonucu bugün gözler önündedir:

  • Cemaatin çoğu tesbihatı müezzinin işi sanmaktadır; müezzin yaptırmazsa yapılmaz olmuştur.
  • Kişi kendi zikrini kendisi saymayı bırakmış, başkasının temposuna bağlanmıştır.
  • Müezzin susunca cemaat dağılmakta; sünnet olan zikir, sünnet olmayan şekle bağımlı hâle gelmiştir.
  • Pek çok kimse, tesbihatın bu şeklini sünnet zannetmektedir.

İşte bid’atin en tehlikeli tarafı budur: Sünneti ortadan kaldırmasa bile onun yerine geçer ve zamanla sünnetin kendisi sanılır.

Amel Hükmü
Namazdan sonra 33’er tesbih çekmek Sünnettir — sabittir, terk edilemez
Bunu müezzin idaresinde, topluca ve tek ağızdan yapmak Bid’attir — dinde aslı yoktur

“Ama caiz diyen âlimler de var”

Vardır. Gerekçeleri şudur: Zikrin kendisi meşrûdur; müezzinin sesi ibadete yapılmış bir ilave değil, sadece bir hatırlatma ve öğretme aracıdır.

Fakat bu gerekçe ayakta durmamaktadır. Çünkü:

  1. Öğretmek geçici bir ihtiyaçtır. İmam Şâfiî’nin sözündeki incelik de budur: Efendimiz öğretmek için kısa bir müddet açıktan yapmış, sonra terk etmiştir. Oysa bugünkü uygulama geçici değil, her vakit, her camide, kesintisiz bir merasimdir. On dört asır sonra hâlâ “öğretiyoruz” denemez.
  2. Bir uygulama, terk edildiğinde ibadetin eksik sanılmasına yol açacak kadar yerleşmişse, o artık “araç” değildir; ibadetin şekline dâhil edilmiş bir ilavedir.
  3. Yukarıda geçtiği üzere mezhep imamları sesli zikrin müstehap olmadığında ittifak etmiştir. Sesli zikir bile müstehap değilken, ona bir de idare, tempo ve merasim eklemek nasıl meşrû sayılabilir?

5. Peki Ne Yapmalı?

  • Tesbihatı bırakma. Sünnet olan zikirdir; kaldırılması gereken zikir değil, ona giydirilen şekildir.
  • Zikrini kendin yap. Namazın ardından, kendi başına, sesini yükseltmeden, kendin sayarak 33/33/33+tehlîl veya 33/33/34 şeklinde tamamla.
  • Camide fitne çıkarma. Müezzin tesbihat yaptırıyorsa onu susturmaya, cemaati bölmeye, mescitte tartışma açmaya kalkışma. Sen kendi zikrini yaparsın; bu hem sünnete uygun olur hem de mescidin huzurunu bozmaz.
  • Bilmeyene güzellikle anlat. Bid’atin karşısında durmak, insanları kırmakla değil, sünneti bilip yaşamakla ve hikmetle anlatmakla olur.

Maksadımız kimseyi ayıplamak, hiçbir müslümanı töhmet altında bırakmak değildir. Bu şekli iyi niyetle sürdüren nice sâlih insan vardır. Fakat iyi niyet, bir şeyi sünnet yapmaya yetmez. Ölçü nettir: Allah Rasûlü’nün getirmediği bir şeyi dine sokmak, ne kadar güzel görünürse görünsün, dinden değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir